Papers by Ahmet Fatih Küçük

Research paper thumbnail of Albert Hourani _ Avrupa ve Ortadoğu avrupa ve orta doğu albert hourani
Bu kitaptaki ilk beş denemenin hepsi bu konunun farklı boyutlarını aydınlatmaya çalışır. Bunlarda... more Bu kitaptaki ilk beş denemenin hepsi bu konunun farklı boyutlarını aydınlatmaya çalışır. Bunlardan en uzunu olan "İslam ve Tarih Felsefecileri" isimli deneme, Arabic Thought in the Liberal Age" adlı çalışmamda filizlenen düşüncelerden hareketle mevcut şeklini almıştır. Aynı zamanda, Avrupa'dan Arap düşüncesine hangi fikirlerin girdiğini anlamaya çalışırken, İslam'a dair kimi fikirlerin de Avrupalı düşünür-Londra, 1962. Avrupa ve Orta Doğu lerce nasıl anlatıldığına dikkat etmekten kendimi alamadım. Kimi kez, Renan ile Afgani, Comte ile Osmanlı reformcuları ya da Muhammed Abduh ile Herbert Spencer arasındakiler gibi, varolan kişisel bağlantılar ya da gerçekleştirilen edebi yazışmalar da dikkatimi çekti. Bununla beraber bu ilginin kökleri daha derinlere dayanır ve iki farklı yerde bulunur. Bunlardan birisi, Hıristiyan-larla Hıristiyan olmayanlar arasındaki ilişkilere dair uzun zamandır varolan bir ilgidir. Burada kendilerine şükran borçlu olduğum kimselerin bulunduğunun farkındayım, bunların hepsi denemelerde açıklanmadı: Charles Malik ve Jean de Menasce ile değişik dönemlerde yapılan uzun sohbetler, J. Panielou 2 , C. Journet 3 gibi ilahiyatçıların yazıları, R. W. Southern, N. Daniel ve J. VVaardenburg 4 gibi akademisyenlerin Avrupalı yaklaşımlara ilişkin çalışmaları. Ayrıca her ikisini de şahsen tanıdığım iki dahinin, uzun yıllardır mesai arkadaşım olan Robin Zaehner ve zaman zaman karşılaştığım saygın bir otorite, Louis Massignon'nın rahatsız edici etkisini hissetmedim değil. Kitaptaki son deneme, yani tarih yazımına dair olanı, farklı bir ilgi alanına sahipmiş gibi görünebilir. Bu deneme, zamanımızda Orta Doğu tarihinin nasıl yazılması gerektiğine ilişkin bir düşünme çabasından neşet etmekle beraber, aynı zamanda benim ana temamın belli bir yönünü de somut bir biçimde açıklar. Tarihçilerin, özellikle Avrupalı ve Amerikalı tarihçilerin Orta Doğu tarihini yazmaya çalışırken kullandıkları yöntemlerin açıklanmasına yönelik herhangi 2

Türk yurdu haline getiren Oğuz Türkleri'nin ruhlarına armağan ediyorum.

< Bazı m üste r İki er ise Islâm iyeti doğrudan doğruya yalnız ahreti göz önünde tutan bir diıı a... more < Bazı m üste r İki er ise Islâm iyeti doğrudan doğruya yalnız ahreti göz önünde tutan bir diıı addederleı (bk. Studia Xslamica, nr. İÜ, Paris 1955. G. E. Von Grunebaum, «Ideologie Musulman et esthétique Arabe ki bu, bazı husu siyetlerin lüzumundan fazla çümullendirilmesidir.

Daha önceki baskılarda mevcut olan ve yazarın koyduğu dip notlar olduğu gibi saklanmış ve her say... more Daha önceki baskılarda mevcut olan ve yazarın koyduğu dip notlar olduğu gibi saklanmış ve her sayfada l'den başlamak üzere eski yerlerine konulmuştur. Bu defa, dördüncü baskıya konulan 3 dip not ile ilave edilen 58 adet Ek'in sayı• lan tırnak içinde gösterilmiş ve bunlara sürekli numara verilmiştir. Ayrıca herhanıgi bir karışıklığa meydan vermemek için bütün ekler değişik harflerle dizilmiştir.

ikiye b ölünm e, birb irin e karşıt iki p arçay a ya da küm eye ayrılm a, -ç.n. * 1789 F ransız D... more ikiye b ölünm e, birb irin e karşıt iki p arçay a ya da küm eye ayrılm a, -ç.n. * 1789 F ransız D e v rim i'nden önce, ulusal m ecliste halkı tem sil eden grup. D iğ e r iki grup kiliseyi ve soyluları tem sil ediyor, her üç grup E statesg e n e ra le 'i o lu ştu ru y o rd u -çn.

Research paper thumbnail of Codex c de siyasi ve askeri soz varligi uzerine bir deneme (3)
CODEX CUMANİCUS'TAKİ SİYASİ VE ASKERİ SÖZ VARLIĞI ÜZERİNE BİR DENEME 1 ''Dilde anlam her şeydir.'... more CODEX CUMANİCUS'TAKİ SİYASİ VE ASKERİ SÖZ VARLIĞI ÜZERİNE BİR DENEME 1 ''Dilde anlam her şeydir.'' Dünya'da söylenmiş, yazılmış ve hatırdan geçirilmiş hiçbir kelime sebepsiz ve yersiz değildir. Bir temsili ifade eder, illa bir düşünceyi teşmil ederler. Prof. Dr. Doğan Aksan'ın dediği gibi, kelimeler bir insanın ve bir milletin ihtivasını ifade eder. Öyleyse, insan oluşumuzun en önemli özelliği olan ifade etme yeteneğimizi yansıttığımız kelimeleri asla heybeye atamayız. Bilindiği üzere, Türkçenin tarihsel seyrini tespit etme noktasında muğlak bir fonksiyona sahibiz. Sınırlı kaynaklarımız bizi buna itiyor. Lakin sosyal bilimlerde bize düşen bana göre naçizane, yazıyı aklımızın erdiği son kertede iyi tahlil ile, yardımcı uydu kaynakları da hakikat yolunda tespit etmektir. Derin kuyu yoktur, kısa ip vardır. Kıpçaklar, 916 yılından itibaren Kıtay'ların baskısıyla İrtiş nehrinden İdil'e doğru seyirle muhacerete başlamış, bu tarihten 1239 yılına kadar (sonrasında Altın Orda işgali) İdil Bulgarlarıyla Kafkasya ve Kırım'da, Tuna'da Peçeneklerle karışmış, Uz, Peçenek ve Bulgarları batıya itmiş, Rus Kiyef ve Novgorod knezlikleriyle uzun savaşlar vermiş, Bizans ile siyasi ve askeri ilişkiler kurmuş bir halk konglomeratosunu içerir. DLT'de geçen bilgilerden alınan tespite göre Akdes Nimet Kurat, Kimek üst kimliğiyle batıya göçenlere Kıpçak, doğuda kalanlara ise Yimek tesmiyesini uygun görür. Kıpçaklar genel olarak koyu göçebe tarzı sürdürdüğü için yerleşik merkezi bir devlet kuramasa da, düşmanı olduğu devletlere zarar ile dostu olan devletlere yarar sağlayan, paralı olarak da işlev gören askerlikte çok yetenekli olan bir boydur. 1 Özellikle 11. Yüzyılda Kıpçakların yeryüzünde işgal ettiği saha İrtiş nehrinin doğusu, güneyde Kaşgar ve batıda Macaristan olarak sınırlandırılabilir. Bahusus ticarette de çok önemli bir yetenekleri vardır ve Azak, Sudak ve Şogur gibi liman şehirlerine, Kırım'da olan bu şehirlerin yanısıra Kerç Boğazına hakimiyet ile İtil-Harezm ticaret yolunda etkinlerdir ve Venedik, Gürcü, Ermeni, İtalya, Almanya, Germenler, Ceneviz, Rus knezlikleri, Bizans, Abbasi devleti ve Türk devletleriyle sıkı sıkıya bir ticari ilişki içindedir. Ermeni, Rus, Bizans, İtalyan kaynaklarında ''sarı, beyazımsı'' ismiyle adlandırılan Kıpçaklar, gerçekten kadını ve erkeğiyle güzelliğiyle nam salmış bir boydur. 2 Tarih özellikle izdivaç kısmında bunu bize kanıtlıyor. Okuru fazla sıkmamak isteğiyle Kumanların çok kısa bir özetini yapmaya çalıştım. Zira tarihte yeryüzüne sığmamış bir boy olarak, özellikle Moğol istilasından sonra Kırım, Kafkasya ve Mısır Memlük Devletiyle bu özelliğini bize kanıtlar. 3 Yerleşik hayata dışsal faktörlerle geçmişler ve bulundukları her coğrafyada etkin bir rol oynamışlardır. Altın Orda Devletinde askeri ve siyasi olarak yönetime ortak olmuşlardır. Kıpçaklar, Rus tarihi için de unutulmaz bir umdedir. Rusların güneye gelmelerini engellemişler, Kiyef knezliğinin sonunu getiren etmenlerden biri olmuşlar ve Suzdal (Moskova) knezliğine kapı açmışlardır. Ancak bu sonuçlardan Kumanlar ve Rusların büsbütün düşman olduğu sonucu çıkmamalıdır. Güzelliğiyle ün salmış Kıpçak kadınları önemli knezlerle ve Kıpçak beyleri de Rus prensesleriyle tezviç yoluyla birleşiyorlardı. 180 seneye yakın kültürel alışveriş yapmış bu iki toplumun kayıtlı olarak en üst noktada, İgor Bölüğü destanı yatar. 1184 yılındaki savaştan sonra Kıpçaklara yenilen knez İgor'un

• fımdan bazı notlar illivesiyle yapılan 3. baskısı ise Ankara'da 1976'da yayım• lanmıştır. 3 F. ... more • fımdan bazı notlar illivesiyle yapılan 3. baskısı ise Ankara'da 1976'da yayım• lanmıştır. 3 F. Köprülü'nün 1939'da 25. tedris yıldönümü vesilesiyle aynı yılda yayımlanan Fuad Köprülü adını taşıyan küçük broşürün 4. sayfasında bu hususta tafsillitlı bilgi vardır. 8 Bu çok uzun ve tezli makale 1953'te İtalyanca'ya tercüme edilerek müstakil bir kitap halinde yayımlanmıştır. Bk. Alcune Ossevazioni lnterno ali' lnfulenza dele lstituzioni Bizantine sul/e lstituzioni Ottomane, Publicazioni Dell'istutuo

Dünya medeniyet merkezlerinden biri olan Maveraünnehir'de ilim-fen ve düşüncenin gelişimi çok esk... more Dünya medeniyet merkezlerinden biri olan Maveraünnehir'de ilim-fen ve düşüncenin gelişimi çok eski dönemlere dayanır ve özellikle Ortaçağ'da zirveye ulaşmıştır. Bu sunumda Mirzo Ulugbek'in (1393-1449) mektebi ve onun Maveraünnehir'de bilimin gelişmesine etkileri hakkında bilgi vermek amaçlanmaktadır. IX. yüzyıldan itibaren Maveraünnehir ve Horasan bölgelerinde Samaniler, Karahanlılar, Harezmşahlar ve Timuriler'in hüküm sürdüğü dönemlerde ilim-fen, özellikle de astronomi (Gökbilim) hızlı bir şekilde gelişme göstermeye başlamıştır. Bu dönemde gökbilimi cihazlar icat etme ve onları geliştirme, ilim merkezlerinin meydana gelişi ve astronomi biliminin geliştirilmesi, rasathanelerin inşası ve gökbilimsel deneyleri ile ilgili araştırmalar gerçekleştirilerek önemli neticeler elde edilmiştir.

Bilindiği üzere Çin tarihi bir sülaleler tarihidir. Köklü ve özgün bir medeniyete sahip olan bu d... more Bilindiği üzere Çin tarihi bir sülaleler tarihidir. Köklü ve özgün bir medeniyete sahip olan bu devletin dil, tarih ve kültürüne ilişkin araştırmalar Avrupa'da aydınlanma çağı ile başlamış ve fasılasız günümüze kadar devam etmiştir.

Türkçe, şimdiye kadar Türklerin yaşadığı hayat tarzlarının, coğrafî sahaların ve tarihî sürecin b... more Türkçe, şimdiye kadar Türklerin yaşadığı hayat tarzlarının, coğrafî sahaların ve tarihî sürecin bir gereği olarak birçok dille değişik yoğunluklarda sürekli ilişki içinde olagelmiştir. Uzun süreli ve yoğun ilişki içinde olduğu dillerden biri İran coğrafyası dilleridir. Dolayısıyla 2000 yılı aşkın süredir iç içe ya da komşu olarak yaşayan İranlıların dilleri ile Türklerin dilleri arasında, yaşanan bu yoğun ilişkiye bağlı olarak, geniş çaplı kelime alışverişleri olmuş; fonolojik, morfolojik, sentaktik ve semantik açıdan bazı benzeşmeler yaşanmıştır. Türkçe-Farsça ilişkilerini incelemek, Türklük bilimi açısından çok önemlidir. Bu sebeple bu makalede Gerhard Doerfer'in, Yeni Farsçadaki Türkçe ve Moğolca kopyaları ele alan eseri temel alınarak Türkçeden Farsçaya geçen kelimelerin hedef dilde yaşadığı anlam değişmeleri tespit edilmeye çalışılacaktır.