Thesis Chapters by GAYE KARALAR ÇAVDAR
Fenomenoloji (görüngübilim) alanın kurucusu sayılan ve büyük atılımlar yapan, özne ve nesne arası... more Fenomenoloji (görüngübilim) alanın kurucusu sayılan ve büyük atılımlar yapan, özne ve nesne arasındaki ilişkiyi incelemek adına şeylere dönüş çağrısında bulunan Alman filozoftur. Edmund Husserl, olguların nasıl meydana geldiği sorunu merkeze alarak, Rene Descartes’in özne olarak benlik gerçeğini tekrar gündeme getirmiş ve özne ile olgu arasındaki ilişkinin bilinç vasıtasıyla oluştuğunu, bu bilinç denen yapınında yönelimsel bir özelliği olduğunu ortaya koymuştur. Onun felsefesindeki önemli problemlerden birisi de Konstitüsyon mefhumudur. Bu kavram Martin Heidegger’in Varlık ve Zaman adlı eserinde yapılanış (Konstitution) anlamında kullanılsa da Edmund Husserl’in realizm ve idealizm tartışmalarının içeriği açısından onun felsefesinde nasıl anlaşılıp anlaşılamayacağı sorununu ortaya çıkarmıştır. Bu makalede öncelikle Edmund Husserl’in bu idealizm ve realizm hususunda Transandantal İdealizm anlayışına değinerek ardından Konstitüsyon mefhumuna dair incelemelerimize devam ederek bunun öznelerarasılık ile olan bağını ele alacağız.
İnsan denilen varlık, evreni ve doğayı tanıyıp anlamlandırmak için bulunduğu girişimlerin sonucun... more İnsan denilen varlık, evreni ve doğayı tanıyıp anlamlandırmak için bulunduğu girişimlerin sonucunda ruh ve beden ayrımına giden düalist bir görüşün pençesine düşmüş ve bundan kurtulmak adına çeşitli arayışlara girmiştir. Beden bizim dünyadaki varoluşumuzun temsilidir çünkü bizler onun vasıtasıyla ötekiler tarafından görülür ve algılanırız. İnsanlık tarihinin, kültürünün, ideolojilerinin hepsinde merkezi konum teşkil eden şey bedendir. Algılamalar, yasaklamalar, cezalar, manipülasyonlar, şiddet türleri vs. hepsi beden üzerinden gerçekleşmektedir. Demek ki insanın varoluşu gereği dünyada yer alan, yer kaplayan, nitelik ve niceliklere sahip olan bir sığınağa ihtiyacı vardır. Her birey kendi bedeni üzerinden ötekiler tarafından görülür, tanınır, sınıflandırılır, manipüle edilir, sınırlandırılır. Felsefe tarihi boyunca onun nesnel bir var olan olduğu, zaman ve mekân içerisinde yer aldığı ölümlü bir canlı olduğu anlayışı hepimizce bilinmektedir. Kimileri onu ruhun hapishanesi, kimileri makine olarak görse de, o tarihsel, kültürel ve sosyalleşme aracı olarak eylemlerde bulunmamıza olanak tanıyan bir varoluş simgesi haline gelmiştir. Evrenin, doğanın sırrının açıklanması için bu görünenin (bedenin) incelenmesi gerekir bu yüzden onu anlayabilmek için bu makalede Edmund Husserl, Jean Paul Sartre ve Maurice Merleau - Ponty’nin beden anlayışlarına değinerek, onların bedene karşı yaklaşımlarını ele alacağız.
İngilizce (intentionality) ve Latince (intentio) gibi dillerde de Ortaçağ skolastik felsefenin so... more İngilizce (intentionality) ve Latince (intentio) gibi dillerde de Ortaçağ skolastik felsefenin sona ermesiyle gündemden düşen yönelimsellik kavramı 19. Yüzyılın sonlarına doğru Franz Brentano’nun yayımladığı eseriyle tekrar gündeme gelmiş ve devamındaki süreçte öğrencilerini etkilemiş bir kavramdır. Franz Brentano’nun öğrencisi olan Edmund Husserl fenomenolojisini bu kavramdan yola çıkarak kurmuş ve hocasının entelektüel mirasını saf transandantal düzlemde ele alarak tüm bilimlerin ortak özelliği haline gelecek kesin bilim olan fenomenolojinin temeline oturtmuştur. Bu kavram üzerinden farklı görüş sistemleri kurulmuş ve takipçileri olmuştur. Bizler genel olarak Franz Brentano ve Edmund Husserl açısından bu kavramı yorumlayacağız. Franz Brentano’nun perspektifindeki yönelimsellik, içkin bir fenomene ait bir özellikken Edmund Husserl’ de bunun bütün fenomenlere ait bir özellik olarak ele alındığının farkına vararak, yönelimsellik kavramının ne ifade ettiğini açıklayacağız. Kısacası bu makale boyunca Franz Brentano ve öğrencisi Edmund Husserl’ in yönelimsellik kavramını nasıl anladığı ve bu bağlamda inşa ettikleri felsefi sistemlerini inceleyeceğiz.
Şehir – şehirleşme anlamlarına gelen medeniyet, beşer varlığı ilerlemeci tarih bağlamında ele alı... more Şehir – şehirleşme anlamlarına gelen medeniyet, beşer varlığı ilerlemeci tarih bağlamında ele alıp aklının ve ahlak anlayışının kombinasyonu ile tercihlerde bulunan insanın ilerlemeci bir tutumla değişmesinin dolayısıyla da mensubu olduğu kültür içinde yaşamını manaya kavuşturmasının adıdır. İnsanı bir kültür çatısı altında toplayan ve ona nizam vermesi hasebiyle ondan yararlanırken denge kurma sorumluluğuna sahip olması gereken, insan denen varlığın kimlikleşmesine katkı sağlayan medeniyeti bu makale ile tanıyacağız. Bu incelemede medeniyetin ne anlamlara geldiğini, nasıl oluştuğunu ve Şaban Teoman Duralı’nın medeniyet anlayışıyla beraber insanların bu kavrama nasıl yaklaştığını ve hayatında bu kavrama karşı nasıl bir tutum takınması gerektiğini ele alacağız. Medeniyet denilen şeyin mahiyetini incelerken Teoman Duralı’nın yaklaşımının yanı sıra kendi fikrimi de sizlere sunarak zihnimizde medeniyete dair genel bir tasvir yaratmak adına incelemede bulunacağız.
Modern dönemle birlikte temsil epistemolojisinin (öznenin zihinsel yapısının nesneyi-dış dünyayı-... more Modern dönemle birlikte temsil epistemolojisinin (öznenin zihinsel yapısının nesneyi-dış dünyayı-doğru temsil edebilme gücünü merkeze alan anlayış) ortaya çıkışıyla beraber doğruluk ölçütü artık dış dünyaya karşı mütekabiliyet ilişkisinin dışına çıkmıştır. Bu sürecin sonunda doğruluk birtakım ölçütle ve inanç yahut yargıların apaçık olmakla beraber tutarlı oluşuyla tanımlanır hale gelmiştir. Ölçütlerle uyuşabilme doğruluğu apaçıklık ile özdeşleştirilmiştir. Bunun sonunda apaçıklık denildiğinde akla gelen ilk şey bilgi olmuştur. Bilginin doğru oluşunun bir ölçütü olan apaçıklık, açık – seçik olma anlamını taşır. Bu anlayışta doğruluğu kendi içerisinde barındıran bilginin apaçık oluşu hasebiyle doğru olduğu anlayışını öne süren Descartes gibi rasyonalist filozoflarca geliştirilmiştir. Apaçıklığın yeniden rağbete kavuştuğu bir diğer mahal Edmund Husserl’in felsefesidir. Apaçıklık sorunu Edmund Husserl’in tüm yapıtlarında ele aldığı bir konudur. Makale boyunca apaçıklığın ne olduğunun yanı sıra, apaçıklığın nesnesinin ne olduğu ve beraberinde getirdiği bilginin mümkünlüğü sorunu, mutlak varlık ve mutlak bilgi arasındaki bağ ve Husserl’in apaçıklık tutumuna ayrıca fenomenolojik yöntemde apaçıklığın yerine ve Husserl’in bu yaklaşımıyla beraber psikolojizm eleştirisi yaparken değindiği ön yargıların apaçıklık hususunda neler ifade ettiğine değineceğim. Bunun sonucunda da yargı, hakikat ve mantık yasalarının apaçıklığın ürünü olduğuna kapıldığım fikrimi beraber ele almış olacağız.
Okültizm, Orta Çağ, Rönesans ve Aydınlanma Çağı boyunca insanların dikkatini çekmiş ve onları mis... more Okültizm, Orta Çağ, Rönesans ve Aydınlanma Çağı boyunca insanların dikkatini çekmiş ve onları mistik ile metafizik olana ulaşmaları konusunda yardımcı olan pratik bir alan olmuştur. Okült, bilimsel yolların dışında gizli bilginin araştırılmasıdır. İnsanlar çağlar boyunca gizli olana erişme ve var olanı değiştirme konusunda meraklı ve istekli olmuştur. Bu makale boyunca okültizmin ne olduğunu, büyünün ne anlama geldiğini ve Rönesans'tan Modern Bilim'e kadar büyünün anlam ve etkilerini ele alan kişileri inceleyeceğiz. Bilimsel gelişmelere doğru yaşanan ilerleme de büyüye dair tutum ve tavrın nasıl değiştiğini, şekillendiğini göreceğiz. Kısacası aklın egemen konuma gelmesi yolundaki çalışmaların, okültizm karşısındaki konumuna makale boyunca yer vereceğiz.
AVRUPA’NIN FELSEFİ KRİZİNE KARŞI ELEŞTİREL BİR TAVIR: EDMUND HUSSERL, 2020
Husserl, yirminci yüzyılda felsefenin kesin bir bilim olması yolunda önünde doğalcılık ve tarihse... more Husserl, yirminci yüzyılda felsefenin kesin bir bilim olması yolunda önünde doğalcılık ve tarihselcilik anlayışlarının engel olduğu fikrindedir. Bu anlayışları eleştirirken psikolojizmle olan bağlarını da ortaya koyar. Yaptığı mantık ayrımı, bilim, bilgelik, felsefe ayrımıyla beraber bu anlayışların eksik ve hatalı yanlarını ortaya koyar. Kesin bir bilim olarak felsefenin kurulması yolundaki taşları ona engel olan anlayışları açığa çıkararak bu yolu temizlemeye çalışır. Husserl felsefeyi kesin bir bilim haline getirmek istemiştir. Fakat mantık psikoloji içinde yok olduğu sürece bunu yapmak imkânsız bir durumdur. Yapılacak şey mantığı psikolojinin pençesinden kurtarmaktır. Ona göre felsefenin görevi mantığı kendi özelliği ve bağımsızlığıyla tekrar ortaya çıkartmaktır. Kurucusu olduğu fenomenolojik yöntem ile felsefeyi asli görevine kavuşturma amacında olan Husserl’in Avrupa bilimlerinin yaşadığı krizler karşısında takındığı tavrı bu makale boyunca ele alıp, birlikte inceleyeceğiz.
Felsefe Bölümü Lisans Tezi , 2020
Peyami Safa’nın şahit olduğu savaş ve onun buhranında kalan toplumun etkilerini geleceğe yansıtma... more Peyami Safa’nın şahit olduğu savaş ve onun buhranında kalan toplumun etkilerini geleceğe yansıtmak ve ölümsüzleştirmek adına yazdığı eserlerden olan Bir Tereddüdün Romanı, Matmazel Noraliya’nın Koltuğu ve Yalnızız romanlarındaki o şüpheci, karamsar ve mutsuz auranın ardındaki felsefi izleri bu tezde beraber inceleyeceğiz. Peyami Safa madde ve mana ikilemi, Doğu ve Batı karşıtlığı, bireyin kendine yabancılaşması ve ruhu ile olan imtihanı, dahası materyalizm ve idealizmin topluma yansıyışını karakterler üzerinden sunup romanlarını mistisizm ile harmanlamıştır. Okurken günümüz ve geçmiş arasında diyalektik bir bağ kurmamızı sağlayan bu eserler, aslında maddeci perspektiften sıyrılıp içe doğru bir dönüş almamızı sağlayacak kuvveyi bize hissettirir. Bu tez için seçtiğim romanlar adeta birbirinin devamı niteliğindedir, bunu incelediğimizde daha iyi anlayacağız. Bir Tereddüdün Romanı’nda başlayan şüphe, Matmazel Noraliya’nın koltuğunda bireyin kendine dönmesi ve hakikate kavuşup vuslata erişmesi ile olumlu sonuçlanırken Yalnızız romanında bireyin kalabalıklar içerisinde yalnızlaşıp kendi özünü kaybetmesi ile olumsuz neticelenir. Adeta hepimizin özümüze dönüp hakikat arayışına girmemiz için bir uyarı sağlayan bu romanların ardındaki felsefi izler olan tereddüt ve şüpheyi mistisizm açısından inceleyip, Henri Bergson’nun yaşam atılımı ile karşılaştırıp ve kurguladığı ütopyaya değinerek Peyami Safa’nın romanının arka planında ne yapmayı amaçladığını bu tez boyunca ele alacağız.
Anahtar Sözcükler: Tereddüt, şüphe, mistisizm, ütopya, yaşam atılımı
Anahtar Sözcükler: Tereddüt, şüphe, mistisizm, ütopya, yaşam atılımı