Makaleler by Melike Molacı
Beytulhikme An International Journal of Philosophy, 2026
Bu çalışmada Stoacı Khrysippos’un zamana dair aporiaları “üçlü” zaman anlayışı aracılığıyla çözdü... more Bu çalışmada Stoacı Khrysippos’un zamana dair aporiaları “üçlü” zaman anlayışı aracılığıyla çözdüğü ileri sürülmektedir. Khrysippos’un tanımlarında geçen diastēma kavramının üç farklı katmanıyla ilişkilendirilen zaman, evrenin parçalarının hareketiyle ilişkili bir yayılım, mevcut evrenin kozmik hareketine bağlı bir aralık ve olanaklı tüm evrenleri kapsayan bir boyut olarak görülür. Çalışma, bu üçlü yapının Stoacı zaman anlayışını süreklilik–süreksizlik, şimdi–geçmiş–gelecek ve zaman–hareket ilişkisi etrafında ortaya çıkan kadim aporialardan kurtardığını göstermeyi amaçlamaktadır. Khrysippos’un sonsuz bölünebilirlik ilkesine dayanan “geniş şimdi” kavrayışı, zamanı atomik anlara indirgemeden süreklilik içinde temellendirir. Bu bağlamda zaman, cisimsiz (asōma) bir gerçeklik olmasına rağmen, Stoacı nedensellik kuramında edilgin bir ilinek değil, nedensel süreçlerin gerçekleşmesi için zorunlu olan bir koşul olarak anlaşılır.
Doğu Batı (ed. B. Demir), 2026
ViraVerita (ed. D. Şahin & D. Avcı Dursun & İ. Tepe), 2025
Felsefe tarihi bir bakıma “neo”ların tarihidir; her filozof “neo”sunda yinelenir ve her “neo” da ... more Felsefe tarihi bir bakıma “neo”ların tarihidir; her filozof “neo”sunda yinelenir ve her “neo” da filozofunu yeniler. Ancak bir felsefe okulu, sanki hepten “neo”dur, her temsilcisi bir “neo”dur ama okul gerçekten “neo” mudur? Nasıl olur da her an yenilenen bir okul yine de aynı kalır? Bir felsefe okulu, niye o adı alır? Bu yazıda bu sorulardan doğan bir soruyu, “Stoacı ve ‘neo’ Stoacı olmak ne anlama gelebilir?” sorusunu yanıtlamak istiyoruz. Soruyu yanıtlarken çoğu kaynağın kabul etmeyeceği bir varsayımdan yola çıkıyoruz ve Stoacı olmanın Zenoncu olmak anlamına geldiğini ileri sürüyoruz. Bu varsayımdan hareketle ilk olarak okulun kurucusunun felsefeye ve felsefenin üç bölümüne dair birbiriyle ilişkili dört dogmasını belirliyoruz. Epistemolojik, ontolojik, etik ve felsefi dogmalar olarak adlandırdığımız bu genel kaideleri Stoacılığın asgari ölçütleri olarak almayı öneriyoruz. Bunun ardından günümüzde “Stoacılık” olarak beliren yaklaşımları bu dogmalara uygunlukları bakımından değerlendirip hangilerinin Stoacı sayılabileceğini tespit ediyoruz ve böylece Stoacı olmanın ne demek olduğu sorusuna bir yanıt vermiş oluyoruz.
Cogito (ed. N. Kalaycı & H. Yücefer), 2023
Doktora tezimde başta Zenan olmak üzere bütün Stoacılann Kiniklerin izlediği Sokrates'i örnek ald... more Doktora tezimde başta Zenan olmak üzere bütün Stoacılann Kiniklerin izlediği Sokrates'i örnek aldıklannı ve bu Sokrates'in Ksenophon'un Sokrates'inden pek de farklı olmadığını düşünüyordum.1 "Kinik" ve "Ksenophoncu" Sokra tes, Stoacılann Platoncu idealizme karşı bedenselciliği öne çıkardıklan tezini desteklemek için olduğu kadar Stoacı aklıbaşındalık övgüsünün kaynağını göstermesi bakımından da oldukça kullanışlı görünmüştü. Kiniklerin Platon'a yönelik eleştirileri ve Zenon'u Sokrates'e bağlayan filozof olarak pek çok antik kaynağın Kinik Krates'e işaret etmesi, Stoacılann Sokrates'inin homojen bir imge olduğu intibamı uyandırmıştı. Dahası Ksenophon'un ölçülü ve vakur Sokrates'i, erdemi yegane iyi olarak belirleyen, fiziği ve mantığı da bunun için seferber eden Stoacılığa hayli uygundu. Ancak yazının başlığının da ima ettiği üzere artık tek bir Sokrates olmadığını düşünüyorum, çünkü Epikourosçu filo zof Gadaralı Philodemos Stoacıların Sokrates'inin hep aynı kaldığına yönelik iddiamı kuşkulu hale getiriyor. Philodemos çoğu Stoacının Zenon'u "korobaşı (Kopucpaioc;)" olarak gördüğünü ileri sürüyor 2 , fakat kimilerinin Zenon'a sadık olmadıklannı belirterek ona alternatif bir lider olması için Sokrates'i yardıma çağırıyor. Tüm bunlar Stoacılann aynı Sokrates'e sadık kalmadığını, sada katlerinin de eşdeğer olmadığını gösteriyor ve Zenon'un Sokrates'i hakkında yeniden düşünmeyi zorunlu kılıyor. Dolayısıyla bu yazıda aceleci davranarak ileri sürdüğüm önceki iddiayı gözden geçirip Zenon'un korosunda bulunan Sokratesleri sınamayı ve her birinin kimliğini belirlemeyi amaçlıyorum.
Cogito (ed. N. Kalaycı & H. Yücefer), 2023
Sokrates'in adının geçtiği tüm metinleri derleyen bir "Sokrates Kitabı" olsaydı ve bu olanaksız k... more Sokrates'in adının geçtiği tüm metinleri derleyen bir "Sokrates Kitabı" olsaydı ve bu olanaksız kitabın dizinini inceleyebilseydik herhalde en çok Aristoteles ve yorumcularının, hatta onları alıntılayanların değinilerine rastlardık. Nitekim Aristoteles özneye kategorileri yüklerken veya çıkarımları örneklendirirken 'Sokrates' adını sıklıkla anmıştı, takipçileri ve yorumcuları da "bütün insan lar ölümlüdür; Sokrates insandır; o halde Sokrates ölümlüdür" gibi örnekleri yüzyıllar boyunca (ki Sokrates, bazen Dion bazen de Zeyd olmuştu) tekrarla mışlardı. Ama Sokrates, kategorilerin kendisine yüklendiği bir özneden veya çıkarımların vazgeçilmez örneğinden ibaret olmadığında gerçekten ölümlü müdür? Bu "mantıksız" soru aracılığıyla Sokrates'in kim olduğunu bir nebze de olsa aydınlatmak için onun yaşamına ve alımlanmasına değinen bir zaman dizini oluşturduk, umuyoruz ki yararlı olsun. 1 Zamandizininde çevirmen bilgisi bulunmayan alıntılann çevirisi bana aittir. Cogito, sayı: 111-112, 2023 Sokrates'in Doğumu Apollodoros'un Kronolo ji adlı eserinde söylediğine göre Aphepsion'un arkhontluğunda, yemıiş yedinci Olimpiyat'ın dördüncü yılında, Targelion ayının altıncı gününde, Ati.nahların kenti anndırdıklan ve Deloslulann Artcmis'in doğduğunu söyledikleri gün dünyaya geldi. İÖ 470/469: Taş ustası Sophroniskos ile ebe Phainarete'nin oğlu Sokrates dünyaya geliyor. İÖ 450-430: Atina Perikles yönetiminde altın çağını yaşıyor. Parthenon inşa ediliyor. Tragedyalann yanı sıra felsefe ve retorik de bu özgür onamda filizleniyor. [Diogenes Laertios, Ünlii Fi/() ZJJ.flann Y aşamlan vt Öğrrtilm • , il. 44, Çeviren: Candan Şenruna, YKY, İstanbul, 2015, s. 86.] İÖ -440-415: Sokrates gençliğinde doğa felsefesiyle ve özellikle Anaksagoras'ın düşünceleriyle ilgileniyor. Perikles'in yakın çevresine dahil olup Alkibiades ve Ktitias gibi genç aristokratlarla yakınlık kuruyor. İÖ 433: Protagoras Atina'ya geliyor. İÖ 432: Sokrates Potidaia Seferi'ne katılıyor. İÖ 431-404 Peloponnesos Savaşlan sürüyor. İÖ 430: Ksenophon doğuyor. İÖ -430: Khairephon Delphoi kihinine "Sokrates'ten daha bilge biri var mı?" diye soruyor.
Kilikya Felsefe Dergisi, 2023
Antikçağ insanı için düş görme bugün anlamakta hayli zorlanacağımız bir deneyimdi. Düşlerin, düş ... more Antikçağ insanı için düş görme bugün anlamakta hayli zorlanacağımız bir deneyimdi. Düşlerin, düş görenlerin ve düşleri yorumlayanların doğası Antikçağın sıradan insanları için olduğu kadar filozoflar, bilginler ve bilgeler için de merak konusuydu. Düş görme deneyimini araştıran Antikçağ filozofları birbirinden oldukça farklı sonuçlara ulaşmışlardı: Bir yanda düş görmeyi mistik bir deneyim, düşleri yorumlamayı da ustaca yahut kahince bir iş sayanlar vardı, öte yanda bunun aksini düşünen, hem düşlerin tanrısallığını hem de düş yorumculuğunu reddeden filozoflar bulunuyordu. Bununla birlikte bu karşıt kutupları uzlaştırmanın bir yolunu bulmuş görünen bir Antikçağ okulu, Stoacılık vardı. Stoacılar düşlere ve düş yorumculuğuna ilişkin yaklaşımlarıyla her iki görüşü de belirli bakımlardan benimsemiş, kehanete ve onun özel bir türü olan düş yorumculuğuna dair kuramlarıyla hem akla hem de inanca yer açmanın yollarını aramışlardı. Stoacıların bu konu hakkındaki görüşleri bugün için tali ve belki de anlamsızdır, fakat Antikçağ filozoflarının böyle bir konu hakkında ne düşündüklerini ve nasıl bir yol bulduklarını anlamaya çalışmak bilimle sözde bilimin, mistisizmle fizyolojinin, akılla inancın sınırları üzerine düşünmemiz için bir çağrıdır. Dolayısıyla bu çağrıyı dinlemek ve Stoacı düş görme deneyimini ayrıntılı olarak incelemek bu yazının amacını oluşturmaktadır. Bu amaç doğrultusunda yazıda “bilimsel bir mistisizm” ya da “mistik bir bilimcilik” şeklinde tanımlanmaya olanak veren Stoacı yaklaşım incelenmekte ve bunun tutarlı bir düşünme olup olmadığı tartışılmaktadır.
SEFAD, 2022
Antikçağ ve Aydınlanma düşüncesinin başlıca ideallerinden olan dünya yurttaşlığı, çağdaş felsefen... more Antikçağ ve Aydınlanma düşüncesinin başlıca ideallerinden olan dünya yurttaşlığı, çağdaş felsefenin ve siyaset tartışmalarının halen tartışılan konularındandır. Günümüzde evrensel ile yerel, insanseverlik ile yurtseverlik arasındaki gerilimi/uzlaşmayı vurgulayan düşünürlerden bazıları, bu kadim ideali çağdaş koşullara uyarlayarak yeniden dile getirirler; diğerleri ise onu geride bırakılması gereken tarihsel bir an, bir nostalji olarak düşünürler. Bununla birlikte bu kavramın yahut idealin tarihi oldukça karmaşıktır; nitekim yüzyıllar boyunca yurttaşlık konumunu dolduran özneler farklılaşmış ve yurdun anlamı da dönemden döneme değişmiştir. Kökleri Kinik filozoflara dayanan dünya yurttaşlığı ilk kez Stoacıların uzun uzadıya temellendirdikleri bir ideal olsa da bu okulun düşüncesinde bile onun tek bir anlamı yoktur. Bu kadim ideal, Stoacılığın dönemleri boyunca farklılaşmış ve günümüzdeki anlamını ancak geç dönem Stoacı filozoflarla kazanmıştır. O halde halen tartışılan bir kavramın tarihini, belirli bir dönemle sınırlayarak incelemeyi amaçlayan bu yazıda, Stoacı dünya yurttaşlığı kavramına odaklanılmaktadır. Stoacılığın dönemleri boyunca dünya yurttaşlığının nasıl değiştiği ve bir ideal olarak nasıl temellendirildiği ele alınmaktadır.
Beytulhikme An International Journal of Philosophy, 2021
“Evlilik felsefe yapmaya engel midir?” gibi bir soru ilk bakışta tuhaf görüne-bilir ve hatta soru... more “Evlilik felsefe yapmaya engel midir?” gibi bir soru ilk bakışta tuhaf görüne-bilir ve hatta sorunun felsefi bir soru olmadığı bile iddia edilebilir. Ne var ki bu “tuhaf” soru, Stoacı Musonius Rufus’a bizzat sorulur ve filozof bu soruya yanıt vermeye çalışırken hem örnek aldığı evli filozoflara atıf yapar hem de evlilik yaşamının felsefi bir yaşam olduğunu pek çok kanıtla temellendirir. Roma dönemi ve özellikle geç dönem Stoacılık söz konusu olduğunda bu soruya benzer pek çok sorunun tartışıldığı görülür. Gündelikle ilgili pek çok acil soru, felsefi temellendirmelerle yanıtlanır ve bu yaklaşım Roma’nın ve Roma Stoacılığın felsefeye yönelik tutumunu anlamayı sağlar. Bu çalışmada retorik olarak sorulan bu soru aracılığıyla Musonius Rufus ve Hierokles’in evliliğe ilişkin görüşleri ele alınmakta ve gündelik bir meselenin felsefi bir yaşam biçimi olarak nasıl önerilebildiği tartışılmaktadır.
Felsefe Arkivi, 2021
Stoacılığın "doğaya uygun yaşamak" ifadesinde dile gelen meşhur düsturu, doğanın, uygunluğun ve y... more Stoacılığın "doğaya uygun yaşamak" ifadesinde dile gelen meşhur düsturu, doğanın, uygunluğun ve yaşamın anlamıyla yakından ilgilidir. Bu kavramların mahiyeti ereğin "doğaya, akla ve erdeme uygun yaşamak" şeklinde genişletilmesini sağlar ve bu haliyle erek, Stoacı felsefe bölümlerinin tümüne sirayet eder. Doğanın fizikle, uygunluğun da mantıkla olan bağlantısı, erdemi de etikle ilişkilendirmeyi sağlar ve Stoa etiği bütünüyle erdem araştırmasına adanmış gibi görünür. Pek çok Antikçağ filozofu gibi erdemi yetkinlik ya da tamamlanma olarak düşünen Stoacılar, insanın iyisinin ve nihai ereğinin erdemli bir yaşam olduğunu düşünürler. Bu iddialarını temellendirmek üzere erdemin doğasını incelemeye yöneldiklerinde ise onun doğasını, türlerini, niteliklerini ve değerini tartışma konusu yaparlar. Bu noktada erdemin biricikliğini temellendirmeyi amaçlayan erken dönem Stoacıların bazen benimsemek bazen de reddetmek üzere sahiplendikleri Nikomakhos'a Etik, Stoacı filozoflar ile Peripatetik okulun temsilcileri arasında süre giden tartışmaların asli kaynağı olur. Aristotelesçi öncülleri kısmen paylaşan erken dönem Stoacılar, sahiplendikleri Sokratesçi mirası tahrif etmeksizin erdemin biricikliğini vurgulayan görüşleriyle bir ahlaklılık olanağı sunarlar. Erken dönem Stoacıların öncellerinden farklılaşan erdem görüşlerinin tartışıldığı bu çalışmada erdem kavramı üç açıdan ele alınmıştır. Etik, epistemolojik ve ontolojik kuramlarla yakından ilişkili olan bu sınıflandırmaya göre erdemin neden tek iyi olarak konumlandırıldığı, bilgiyle özdeşleştirilmesinin ne anlama geldiği ve bilgenin ruhunda bedenlenen erdemlerin nasıl bir bilgelik anlayışına yol açtığı ortaya konulmuştur. Sonuç bölümünde ise günümüz açısından bu erdem görüşünün anlamına ve değerine ilişkin birtakım hususlara değinilmiştir.
Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 2021
Platonculuk olarak adlandırdığı Batı metafiziğini içkinlik ve farkı temele alan felsefesi aracılı... more Platonculuk olarak adlandırdığı Batı metafiziğini içkinlik ve farkı temele alan felsefesi aracılığıyla eleştiren ve felsefi yönelimini "Platonculuğu tersine çevirmek" olarak ifade eden Deleuze, düşüncelerini temellendirirken sıklıkla felsefe tarihinden örneklere başvurur. Deleuze felsefe tarihinin ayrıksı filozoflarına ilişkin monografilerinde "Platonculuğu tersine çevirmek" yönelimini bulur ve bu yönelimin başlangıcının izini sürer. Deleuze'e göre bu yönelim ilk kez, Platonculuğu ilk ve radikal bir biçimde tersine çeviren Stoacılıkta bulunur. Deleuze'e göre Stoacılar, "bedensizler kuramı" ,"çifte nedensellik anlayışı" ve "yeni filozof imgesi" ile bu tersine çevirişi gerçekleştirmişlerdir. Deleuze açısından Stoacılık, tekillik, içkinlik ve fark üzerine tesis edilebilecek bir ontolojinin belki de ilk örneğini sunması bakımından değerli görünmektedir. Felsefesini "Platonculuğu tersine çevirmek"e vakfetmiş olan Deleuze'ün Stoacılığa dair bu iddiaları, tartışılmaya değer görünmektedir. Bu bağlamda bu çalışmada ilkin Deleuze'ün Stoa felsefesine özgü bulduğu bu üç yenilik ele alınacak, ardından bu yenilikler Stoacı metinlerle karşılaştırılarak Deleuze'ün Stoacılığa bağlılığı ve/veya ondan ayrılığı tartışılacaktır. Böylece Deleuze'ün Stoacılık yorumunun aslına uygun olup olmadığı değerlendirilerek Stoacılığın farkı, tekilliği ve içkinliği temele alan bir ontoloji sunup sunmadığı ortaya konulmuş olacaktır.
ViraVerita, 2021
Bilgeliğin sözle değil eylemle edinildiğini düşünen Stoacılar, felsefeyi yaşama sanatı olarak tan... more Bilgeliğin sözle değil eylemle edinildiğini düşünen Stoacılar, felsefeyi yaşama sanatı olarak tanımlarlar. Stoacı bilgenin doğaya uygun eylemleriyle bir sanat eserine dönüştürdüğü yaşamı, dingin ve çetin bir ruhu gerektirir. Yanılgılardan ve tutkulardan uzak bilgece yaşamın bir sanat eseri olarak düşünülmesi ilk bakışta mümkün görünmeyebilir. Günümüz ayrımlarıyla yaklaşıldığında Stoa felsefesinde estetik yaşantının özerk olmadığı ve estetiğin müstakil bir disiplin olarak kuramsallaştırılmadığı da rahatlıkla söylenebilir. Bununla birlikte güncel ayrımlar ve kavramlarla Antikçağ kuramlarına yaklaşmak, kestirme ve yanlış sonuçlara neden olabilir. Bu tehlikenin bertaraf edilebilmesi ve yaşama sanatının tam da Stoacıların iddia ettiği gibi estetik ve politik bir yaşama işaret ettiğinin temellendirilebilmesi için ilk kaynaklara, erken dönem Stoacı filozoflara dönülmelidir. Estetik, etik ve politik bir yaşamın Stoacı yaşama sanatında içerildiği iddiasında olan bu çalışmada, felsefeyle yakından ilişkili olan “sevme sanatı”na odaklanılmaktadır. Çünkü Stoacı yaşama sanatı -halen rağbet görmesine rağmen-, çağdaş yazarların kapsamlı incelemelerine konu; özgün kuramlarına da ilham olan “eski” bir meseledir. Oysa tutkusuz bilgenin sevme sanatındaki ustalığı, oldukça dikkat çekici özellikleri açığa çıkarır ve çeşitli olanakları tartışmayı sağlar. Bu nedenle bu yazıda erken dönem Stoa felsefesinin sevme sanatı olarak adlandırdığı ilişki biçimi ile bu sanatın yetkinliği olan sevme erdemi ele alınmakta; bunlar aracılığıyla Stoacıların etik, estetik ve politik bir yaşamı bir arada nasıl düşünebildikleri incelenmektedir.
Kilikya Felsefe Dergisi, 2020
Bir metnin alegoriler, semboller ya da mecazlar aracılığıyla söylediğini gizlemesi ya da söylediğ... more Bir metnin alegoriler, semboller ya da mecazlar aracılığıyla söylediğini gizlemesi ya da söylediğinden başkasını söylemek istemesi, hakikatin doğrudan anlaşılamayacağını ya da aktarılamayacağını gösterir. Hermenuetik tarihinde alegorik yorumun üstünlüğünü vurgulayan ve onu düzanlama mahkûm etmeyen pek çok örneğe rastlanır. Alegorileri bir araç, alegorik yorumu da bir yöntem olarak benimseyen bu örneklerin en önemlilerinden biri de hiç kuşkusuz bu çalışmanın konusunu oluşturan Stoacılardır. Alegorilere olan yaklaşımları ve alegorik yorumu bir yöntem olarak kullanmalarıyla hermenuetik tarihinde önemli bir yer işgal eden Stoacılar, kadim metinlerde kullanılan alegorilerin söylediklerinden ötesini imlediklerini ve şairle filozofun aslında birbirinden çok da farklı olmadıklarını düşünürler. Mitoslara dair yorumlarıyla hem felsefi kuramlarını temellendirmeyi hem de bu kuramlar aracılığıyla geleneğe yönelik eleştirileri ortadan kaldırmayı amaçlayan Stoacılar, geleneksel imgeleri de belirli bakımlardan dönüştürürler. Alegorilerin felsefi bir araç olarak nasıl kullanıldığı, temellendirmelerde onlardan ne ölçüde yararlanıldığı, alegorik yorum ile neyin amaçlandığı ve geleneksel imgelerin nasıl dönüştürülebileceği, Stoacıların alegorik yoruma ilişkin yaklaşımlarında dikkate aldıkları hususlardır. Alegorik yorumun pek çok probleme cevap veren özgün bir yöntem olduğu öncülünden hareket eden bu yazıda, Stoacıların alegorik yorum etkinlikleri, geleneksel bir imgenin dönüşümü aracılığıyla tartışılmakta ve alegorinin üçlü işlevi temellendirilmeye çalışılmaktadır. Bu amaç doğrultusunda mitosların, tragedyaların ve komedyaların eşsiz kahramanı Herakles’e dair Stoacı alegorik yorum örnekleri, alegorinin işlevi, anlamı ve kapsamıyla ilgisinde ele alınmaktadır. Bu iddia, izlek ve amaç doğrultusunda çalışmada ilkin Stoacılık öncesi mitoslarda, tragedyalarda ve felsefi metinlerde Herakles’in nasıl alımlandığı incelenmekte, ardından Stoacıların semboller ve metaforları kullanarak Herakles’in çoklu kişiliklerini felsefi açından nasıl yorumladıkları ve bu imgeyi nasıl dönüştürdükleri tartışılmaktadır.
Kaygı, 2020
Hermeneutik tarihinde alegori ile düzanlam arasında daima mevcut olan çekişme, kutsal metinlerin ... more Hermeneutik tarihinde alegori ile düzanlam arasında daima mevcut olan çekişme, kutsal metinlerin yorumlanmasına ilişkin tartışmalardan çok önce, felsefenin doğumunun müjdelendiği zamanlarda ortaya çıkar. Kadim filozofların şiire ve şairlere olan tutumunda; bilgi türleri ile varlık kategorilerinin oluşturulmasında; ahlaki, toplumsal ve siyasi kaygıların gerisinde hep var olan bu çekişme, geleneksel felsefeye özgü ikiliklerden sadece biridir. Düzanlamın bazen diyalektik bazen de apodeiktik akıl yürütmelerle olan ortaklığına karşı sanatın yanı başında duran alegorik yorum, felsefe tarihi boyunca pek çok filozofun düşüncelerini aktarırken kullandığı bir araç olmuştur. Bu çalışmada alegorik yoruma felsefelerinde özel bir yer ayıran, alegorilere ve metaforlara olan yaklaşımlarıyla hermenuetik tarihinde önemli bir yer işgal eden Stoacılar ele alınmaktadır. Hem ait oldukları geleneği hem de kendi öğretilerini temellendirmek üzere mitosları nesne edinen ve onlarda içerilen muammalara rasyonel açıklamalar getiren Stoacıların alegorileri nasıl yorumladıkları ise Stoa felsefesinde alegorik yorumun işlevi ve kapsamı bağlamında değerlendirilmektedir. Böylece yorum tarihinde özel bir yere sahip olan Stoacılığın bu konumu nasıl edinmiş olabileceğine ve ardıllarına bıraktığı mirasın ne ölçüde korunduğuna dair bir sonuca varmak olanaklı olacaktır.
Temaşa, 2020
Felsefe tarihinin Platon’dan Hegel’e kadar olan bölümü büyük metafizik dizgeleri barındırır. Gele... more Felsefe tarihinin Platon’dan Hegel’e kadar olan bölümü büyük metafizik dizgeleri barındırır. Geleneğe atıf yapan bu izlek, içerdiği
sıra dışı figürlerle birlikte belirli bir süreklilik içermez. Fakat bu geleneksel çizginin müstesna figürleri bir kenara bırakıldığında,
Hegel’e değin oluşmuş olan felsefi mirasın evrensellik, özdeşlik, tümellik vb. idealler doğrultusunda ilerlediği göze çarpar. Mezkûr
ideallerin zirvesini ifade eden Hegel’den sonra ise felsefenin akıbetinin ne olacağı sıklıkla tartışılmış bir probleme işaret eder. Bu
problem felsefelerini Hegel’e karşı/rağmen oluşturan postmodern ya da postyapısalcı filozofların eserlerini baştan sona kuşatır.
Özellikle kapalı sistemlerin özdeşlik idealine karşı, farklılıkların ve tekilliklerin onaylandığı bir felsefenin izini süren postmodern
ve postyapısalcı düşünürler, Hegel düşüncesinden sıyrılabilmek için sıklıkla geleneğin dışında konumlanan Nietzsche’ye
başvururlar. Bu bağlamda iki düşünürde de bulunan köle ve efendi kavramlarından hareket eden Deleuze, Nietzsche’nin efendi
ve köle ahlâklarına ilişkin tespitlerinin doğrudan Hegelci efendi-köle diyalektiğine bir cevap olduğunu düşünür. Bu tartışmalı iddianın
da ele alınacağı bu yazıda, öncelikli olarak Hegel ve Nietzsche’nin efendi ve köle ilişkisine dair düşünceleri ve bu düşüncelerin
hangi bağlamda ele alınması gerektiği üzerinde durulacak, sonrasında ise Deleuze’ün iddiasının ayrıntılarına değinilecektir.
Sonuç bölümünde ise Deleuze’ün iddiasının geçerliliği tartışılarak, bu iddianın aslında Deleuze’ün farklılık üzerine inşa etmeye
çalıştığı ontolojisinin bir sonucu ya da uzantısı olduğu gösterilmeye çalışılacaktır.
sıra dışı figürlerle birlikte belirli bir süreklilik içermez. Fakat bu geleneksel çizginin müstesna figürleri bir kenara bırakıldığında,
Hegel’e değin oluşmuş olan felsefi mirasın evrensellik, özdeşlik, tümellik vb. idealler doğrultusunda ilerlediği göze çarpar. Mezkûr
ideallerin zirvesini ifade eden Hegel’den sonra ise felsefenin akıbetinin ne olacağı sıklıkla tartışılmış bir probleme işaret eder. Bu
problem felsefelerini Hegel’e karşı/rağmen oluşturan postmodern ya da postyapısalcı filozofların eserlerini baştan sona kuşatır.
Özellikle kapalı sistemlerin özdeşlik idealine karşı, farklılıkların ve tekilliklerin onaylandığı bir felsefenin izini süren postmodern
ve postyapısalcı düşünürler, Hegel düşüncesinden sıyrılabilmek için sıklıkla geleneğin dışında konumlanan Nietzsche’ye
başvururlar. Bu bağlamda iki düşünürde de bulunan köle ve efendi kavramlarından hareket eden Deleuze, Nietzsche’nin efendi
ve köle ahlâklarına ilişkin tespitlerinin doğrudan Hegelci efendi-köle diyalektiğine bir cevap olduğunu düşünür. Bu tartışmalı iddianın
da ele alınacağı bu yazıda, öncelikli olarak Hegel ve Nietzsche’nin efendi ve köle ilişkisine dair düşünceleri ve bu düşüncelerin
hangi bağlamda ele alınması gerektiği üzerinde durulacak, sonrasında ise Deleuze’ün iddiasının ayrıntılarına değinilecektir.
Sonuç bölümünde ise Deleuze’ün iddiasının geçerliliği tartışılarak, bu iddianın aslında Deleuze’ün farklılık üzerine inşa etmeye
çalıştığı ontolojisinin bir sonucu ya da uzantısı olduğu gösterilmeye çalışılacaktır.
Flsf, 2020
Stoicism, which aims to “live in accordance with nature”, offers certain opportunities of action ... more Stoicism, which aims to “live in accordance with nature”, offers certain opportunities of action to people today, as well as it did in many other periods, with its suggestions about daily practices and warnings that direct people to analyze themselves. This article will discuss the meaning of “living in accordance with nature” to make these opportunities feasible; and thus address how Stoicism, which begins with nature, sets its criterion as reason and its end as virtue, establishes a connection between starting point, criterion and end. Through oikeiōsis, which is an important concept of Stoic ethics, and Stoic texts, this article will reveal that there is a connection between the concepts of nature, reason and virtue and the fact that these concepts can be used interchangeably in different contexts. These connections and conceptual transition show that "living in accordance with nature" does not only mean being in conformity with nature for Stoics, but this expression also means "living in accordance with nature, reason and virtue" for them.
Felsefi Düşün , 2019
Öz Özlü fakat müphem ifadeleriyle yalnızca günümüz için değil, çağdaşları ve ardılları için de 'k... more Öz Özlü fakat müphem ifadeleriyle yalnızca günümüz için değil, çağdaşları ve ardılları için de 'karanlık' olan Herakleitos, felsefe tarihinin anlaşılması zor filozoflarının başında gelir. Felsefe tarihinin 'karanlık' filozofunun sıklıkla alıntılan "ēthos insanın daimōn'udur" ifadesini temele alan bu çalışma, söz konusu fragmanın felsefe tarihinde önemli bir kırılma noktasına işaret ettiği iddiasından yola çıkmaktadır. Herakleitos'un bu özlü sözünü ait olduğu bağlam ve problemler dahilinde incelemeyi amaçlayan bu çalışma, ēthos ve daimōn kavramları arasında kurulan bağlantının ne tür bir yeniliğe kapı araladığını soruştururken, bu yeniliğin Herakleitos ile bağı aşikâr olan Stoacı filozof Marcus Aurelius'ta nasıl yinelendiğini de ele almaktadır. Bu izlek dahilinde ilkin "ēthos insanın daimōn'udur" ifadesinin Herakleitos'u öncel düşünüşten hangi bakımlardan ayırdığı tartışılmakta sonrasında da bu yenilik Herakleitos'u saygıyla anan Marcus Aurelius'un Düşünceler'inde izlenmektedir. Böylece Stoacılığın son büyük filozofunun düşüncelerini temellendirmek üzere sıklıkla başvurduğu Herakleitos'a ne ölçüde bağlı kaldığı ve Herakleitosçu yeniliğin idealizm ya da spiritüalizm maskesine bürünmeksizin aslına sadık bir biçimde Marcus Aurelius'un düşüncelerinde nasıl muhafaza edildiği açığa çıkmış olacaktır.
ETHOS: Felsefe ve Toplumsal Bilimlerde Diyaloglar, 2019
George Steiner asks a provocative question in his famous book, in which he discusses Antigone's a... more George Steiner asks a provocative question in his famous book, in which he discusses Antigone's acceptance by thinkers and poets throughout the history of philosophy and art: "What would happen if psychoanalysis took Antigone instead of Oedipus as the starting point?’’ The aim of this study is to bring this question up for discussion through Lacan's Antigone reading, one of Freud's most loyal successors. For this purpose, firstly, how Antigone had been understood by thinkers until Freud and how psychoanalytic themes in Antigone are transformed with Freud will be discussed and also, the basic concepts of Lacan will be referred to in order to make the action of Antigone, the privileged hero of psychoanalysis, understandable. Subsequently, the ethical and political possibilities that the principle of "the abandonment of desire" enables will be discussed by revealing the connection of Antigone with desire terminology, which is the unidentifiable example of the ethics of psychoanalysis for Lacan.
Arkhe-Logos, 2019
Seneca’nın Stoacı ve Platoncu unsurları harmanlayan eklektik bir filozof olduğu muhtelif felsefe ... more Seneca’nın Stoacı ve Platoncu unsurları harmanlayan eklektik bir filozof olduğu muhtelif felsefe tarihlerinin yaygın yargılarının başında gelir. Erken dönem Stoa felsefesinin fizik ve mantığa ilişkin kapsamlı incelemelerinin aksine Seneca’nın dahil olduğu Roma Dönemi Stoacılığında felsefenin etikle sınırlandırıldığı yargısına benzer bu iddia, Seneca’da bulunan Platoncu eğilimlerin mahiyetini ve nedenlerini incelemeyi gerektirir. Aynı zamanda Roma dönemi Stoacılığının nasıl bir eklektizm içerdiğinin saptanması açısından Seneca’nın Platon’unun kim olduğunun belirlenmesi önemlidir. Bu problem bağlamında 58., 65., 113. ve 117. Mektup’ların incelendiği bu çalışmada, Seneca’nın, Platon’u nasıl alımladığı ve yakınlık duyduğu Platon’un hangi Platon olduğu tartışılmaktadır. Buna göre ilkin Seneca’nın düşüncesinde bulunan Platoncu unsurlar 58. ve 65. Mektup’lardan hareketle tartışılmakta; sonrasında 113. ve 117. Mektup’larda Seneca’nın Stoacı ontolojiye dair tutumunun mahiyeti ele alınmaktadır. Bu dört mektubun yanı sıra erken dönem Stoa felsefesine ilişkin tanıklıkların ve Ahlak Mektupları’nın genel şemasının göz önünde bulundurulduğu çalışmada, Stoacı ve Platoncu ontolojinin temel kabulleri de tartışılarak, Seneca’nın nasıl bir düşünür olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır.
ViraVerita , 2019
The distinction between science and pseudoscience and determining the criteria of scientificity a... more The distinction between science and pseudoscience and determining the criteria of scientificity are fundamental problems of philosophy of science. At the point of determining the boundaries of science, important philosophers of science have tried to distinguish science from the non-science by the criteria such as ‘’verifiability’’, ‘’falsifiability’’ and ‘’puzzle solving’’. However, many other criteria, which have been put forward together with the mentioned criteria, are inadequate to qualify some information as unscientific. This situation, which confirms the ambiguity of the science-non-science-boundary, is evident in the attitudes of today's scientists towards astrology. However, the current ‘’case of astrology’’ shows a great similarity with an ancient debate in terms of the point of departure and the nature of the criticisms being voiced. This ancient discussion, which can be called ‘’the case of
prophecy’’, includes criticism of the Stoic prophecy which was thought to be a ‘’scientific’’ activity with certain principles, basics and formal rules, and the criticism of the authors who opposed this understanding.
The content of this study is to trace the problem of the boundaries of science based on the similarities between ‘’the case of astrology’’ and ‘’the case of prophecy’’ in the ancient times. In the light of the claim that the boundaries of science cannot be drawn by methodical criteria, firstly, the definitions and basics of the Stoics referring to the prophecy and the criticisms of the writers who are opposed to prophecy are discussed; and the position of “pseudoscience” is then evaluated based on these basics and criticisms. In the final analysis, this study tries to reveal that the criterion which distinguishes science from non-science is not methodical; it is rather based on the paradigms determined by social or political tendencies.
prophecy’’, includes criticism of the Stoic prophecy which was thought to be a ‘’scientific’’ activity with certain principles, basics and formal rules, and the criticism of the authors who opposed this understanding.
The content of this study is to trace the problem of the boundaries of science based on the similarities between ‘’the case of astrology’’ and ‘’the case of prophecy’’ in the ancient times. In the light of the claim that the boundaries of science cannot be drawn by methodical criteria, firstly, the definitions and basics of the Stoics referring to the prophecy and the criticisms of the writers who are opposed to prophecy are discussed; and the position of “pseudoscience” is then evaluated based on these basics and criticisms. In the final analysis, this study tries to reveal that the criterion which distinguishes science from non-science is not methodical; it is rather based on the paradigms determined by social or political tendencies.
Beytulhikme Philosophy Circle (http://www.beytulhikme.org/Makaleler/1299665232_21_Molaci_(821-839).pdf), 2018
In Ancient and Hellenistic philosophy, it is accepted that "nothing
occurs causelessly". Consider... more In Ancient and Hellenistic philosophy, it is accepted that "nothing
occurs causelessly". Considering this proposal together with the claim of Metaphysics, "it is when we think that we understand its primary cause that we claim to know each particular thing’’, it is clear that for philosophers of the Ancient and Hellenistic ages, the existence without the cause is ontologically and epistemologically impossible. Aristotle's “theory of the four causes" is probably the first systematic effort to remove this impossibility. However, Stoicism put forward a different theory about the causes asserting ‘’both less and more’’ causes than the Aristotelian four causes theory. This study aims at discussing how Stoic physics founds this issue considering the "universal" and “immanence"
views. The focus of this study is the types of phenomena that work in
the Stoic universe and the relations between them. Thus, the nature of Stoic determinism will be revealed.
occurs causelessly". Considering this proposal together with the claim of Metaphysics, "it is when we think that we understand its primary cause that we claim to know each particular thing’’, it is clear that for philosophers of the Ancient and Hellenistic ages, the existence without the cause is ontologically and epistemologically impossible. Aristotle's “theory of the four causes" is probably the first systematic effort to remove this impossibility. However, Stoicism put forward a different theory about the causes asserting ‘’both less and more’’ causes than the Aristotelian four causes theory. This study aims at discussing how Stoic physics founds this issue considering the "universal" and “immanence"
views. The focus of this study is the types of phenomena that work in
the Stoic universe and the relations between them. Thus, the nature of Stoic determinism will be revealed.
