Derleme Kitap by Mesut Bostan
Kitap dört ana bölümden oluşuyor. İlk bölüm “Erken Sinema” başlığı altında Türkiye’de sinema seyi... more Kitap dört ana bölümden oluşuyor. İlk bölüm “Erken Sinema” başlığı altında Türkiye’de sinema seyir tecrübesine ve Türk sinemasının oluşum sürecine odaklanıyor. İkinci bölümde, “Popüler Sinema” başlığı altında Yeşilçam’dan günümüze Türk sinemasındaki popüler eğilimin doğası araştırılıyor. Türk sinemasına rengini veren onun ekonomik, estetik ve ideolojik zeminini oluşturan Yeşilçam anlatısı, farklı boyutlarıyla ele alınıyor. Üçüncü bölüm, “Klasik Sinema”da Türk sinemasında gelişmiş bir sinema dili oluşturma çabası ve bu çabayı ortaya koyan sinemacıların özgün katkıları derleniyor. Türk sinemasının gelişimine katkıda bulunan temel entelektüel eğilimler bu bölümün odak noktalarından bir diğerini oluşturuyor. “Yeni Sinema” bölümünde ise Türk sinemasında modernist eğilim, temel sorunsallar ve bireysel çıkışlar ekseninde masaya yatırılıyor.
https://www.kitapyurdu.com/kitap/40-soruda-turk-sinemasi/491399.html
https://www.kitapyurdu.com/kitap/40-soruda-turk-sinemasi/491399.html
Kitap Editörlüğü by Mesut Bostan
Kitabın Türkçe yayın hakları VakıfBank Kültür Yayınları'na ai ir. Tanıtım amacıyla, kaynak göster... more Kitabın Türkçe yayın hakları VakıfBank Kültür Yayınları'na ai ir. Tanıtım amacıyla, kaynak göstermek şartıyla yapılacak sınırlı alıntılar dışında, yayıncının yazılı izni olmaksızın hiçbir elektronik veya mekanik araçla çoğaltılamaz. Eser sahiplerinin manevi ve mali hakları saklıdır.
Kitap Bölümü by Mesut Bostan
Populism is defined as a political manner engaged with many political ideologies and has deep roo... more Populism is defined as a political manner engaged with many political ideologies and has deep roots in the political culture of Turkey. But after the emergence of Demokrat Party and its success to gain power in 1950s, populism became the main source of hegemony for different ideologies. Socialist thought with a strong populist emphasis embodies the criticism of Demokrat Party government. Turkish Cinema in this period became politically alerted by this political tide. Metin Erksan’s films “Karanlık Dünya”, “9 Dağın Efesi” ve “Gecelerin Ötesi” were the examples of populist cinema in the late 1950s. After the 1960 coup d'état, socialist ideas were championed by the political elites and gain recognition in the cultural life of Turkey. And this creates a debate between two tendencies in socialist ideology, namely populist socialism that tries to maintain popular support and elitist socialism that depends to power elites especially military elites to create socialist change in society. In 1960’s Turkish Cinema creates a populist imagination with political films and as well as popular films. But after 1965 a new type of cinema thought emerged and became evident in the “Sinematek Movement” that has a self declared elitist agenda for Turkish Cinema. 1965 is also a date that elitist and Jacobin style of socialism win over the populist tendencies because of the loss of the faith in popular style socialism. This made a pessimist impact on the imagination of politically engaged directors and gave power to the “Sinematek Movement” that tries to break off with the legacy of Turkish Cinema. Yılmaz Güney’s film “Umut” in 1970 signals the end of optimism in social life and also the end of the populist cinema.
60 Yıl Sonra Bursa'da Tanpınar Zamanı, 2022
Kemal Tahir Kitabı: Bir Aydın Üç Dönem (Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları, İstanbul), 2021
“Bir Başka Hayata Karşı”: 1980 Sonrası İslamcı Dergilerde Meseleler, Kavramlar ve İsimler, Ed: Lütfi Sunar, Cilt 3, Konya Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları, 2019, ss. 83-116., 2019
Türk sinemasının büyük yönetmenlerini, senaristlerini ve doğrudan ya da dolaylı yoldan Türk sinem... more Türk sinemasının büyük yönetmenlerini, senaristlerini ve doğrudan ya da dolaylı yoldan Türk sinemasını etkileyen romancıları sadece sinemaya katkılarını belgelemek açısından değil Türk sineması üzerine ortaya koydukları ya da ortaya koyulmasını esinledikleri düşünceler açısından sinema düşünürleri olarak ele almak gerekiyor. Bu, Türk sineması üretim pratiğinin büyük ölçüde değiştiği günümüzde Türk sinemasının kültürel, estetik ve politik meselelerine dair sadece düşünce birikimi boyutunda bile önemli bir katkı oluşturabilir. Yerlilik konusu da Türk sineması açısından temel meselelerden biri olarak geçmişten bugüne bu birikimin değerlendirilebileceği eksenlerden biri olarak kullanılabilir. Ancak öncelikle yerliliği anlamak için bir çerçeveye ihtiyacımız var. Lütfi Akad’ın sinema düşüncesi açısından baktığımızda yerlilik anakronik bir ifade olarak beliriyor. Çünkü yerlilik Akad’ın kendi sineması ve düşüncesi için kullandığı kavramlardan biri değildir. Genel olarak yerlilik ifadesi 1980’li yıllarla birlikte Türkiye’nin evrensel şablonlarla anlaşılabileceği düşüncesinin hakim olmasıyla yaygınlık kazanmıştır. Yani Kurtuluş Kayalı’nın da söylediği gibi “[n]e zaman ki artık yerlilikten iyice bahsedilir olmuştur, tespit etmek lazımdır ki artık yerlilikten iyiden iyiye uzaklaşılmıştır.” Yerlilik böylelikle daha çok geçmiş döneme yönelik bir ifade olarak kullanılmıştır. Ancak yerlilik bir kavram olarak olmasa da bir düşünce olarak geçmiş dönemlerde de sıklıkla gündeme gelmiştir. 1960’lı yıllarda toplumsal bir dönüşümü gerekli gören radikal bir Batıcılık hakim olduğunda azgelişmişlik ifadesinde somutlaşan yerliliğe yönelik olumsuz bir kanaat de yaygınlaşmıştır. Ancak aynı dönemde toplumun belirli Batılılaşma hedeflerine sevk edilebilmesi için mobilizasyonu gerektiğinde milliyetçilik de farklı vurgularla siyasi ideolojilerin ortaklaştığı bir tutum halini almıştır. Böylelikle 1960’lı yıllar “Batıya karşı Batılılaşma” şeklinde formülize edilebilecek paradoksal bir söylemin siyasi düşünceye hakim olduğu bir dönemdir. Yerlilik de Batıyla kurulan karşıtlık ilişkisinin ifade düzlemindeki karşılıklarından biridir. 1960’lı ve 1970’li yıllarda “ulusal sinema”, “milli sinema” gibi doğrudan yerlilik tasarımına sahip eğilimlerin yanı sıra Batıcılık vurgusu daha bariz olan eğilim bile “evrensel olmak için öncelikle ulusal olmak” ifadesiyle kabaca anlaşılabilecek bir yerlilik düşüncesine sahiptir. Lütfi Akad Türk sinemasında kendi kuşağı ve sonraki kuşaklar için öncü bir yönetmen ve sinema düşünürü olmasına rağmen bahsini ettiğimiz eğilimler içinde öncü bir pozisyonda yer almamıştır. “Ulusal sinema” eğilimi kapsamında düşünülse de bu eğilimin ne Halit Refiğ gibi sözcülüğünü yapmış ne de Metin Erksan gibi düşünsel doğrultularını belirleyecek düşünceler serdetmiştir. Belki de bu yüzden 1960’ların sonlarında Batıcı sinema eğilimi Türk sinemasından kendine temel bulmaya çalıştığında Yılmaz Güney’le birlikte başvurdukları yönetmenlerden biri de Lütfi Akad olmuştur. Bu da Lütfi Akad’ın sinema düşüncesinde yerliliğin doğrudan siyasi tavra tahvil edilemeyecek bir özellikte olduğunun işareti sayılabilir. Buna karşın yerlilik onun sinema serüveninin “yerli bir sinema pratiği geliştirmek” ve “Türk halkını tanımak” şeklindeki iki düzleminde de etkin bir düşüncedir. Bu açıdan Lütfi Akad’ın sinema düşüncesini yerlilik nokta-i nazarından değerlendirmek mümkündür.
Biraz Mağrur Biraz Mağdur: Türk Sinemasında Kahramanlar, 2017
Hulusi Kentmen’in “patron baba” karakteri, otoritesinin kaynağını modernlikten çok geleneksellikt... more Hulusi Kentmen’in “patron baba” karakteri, otoritesinin kaynağını modernlikten çok geleneksellikten alır. Filmlerde iş disiplini ve çalışmaya yönelik çağrıları şehirli işbilirliğin ve adab-ı muaşeretin gerekleridir. Dolayısıyla “patron baba”, burjuva ambalajına rağmen aslen pederşahi bir figürdür.
Known for his portrayal of the "father-boss" figure, Hulusi Kentmen takes his inspiration for the... more Known for his portrayal of the "father-boss" figure, Hulusi Kentmen takes his inspiration for these authoritative characters from tradition rather than modernism. When his film characters call for discipline in the workplace and management they are reflecting the urban etiquette of business, as well as social decorum. Therefore, in spite of his "father-boss" bourgeois packaging, he is actually a patriarchal figure.
"Eskimeyen Filmler/Timeless Movies", 2017
"Ah, Güzel İstanbul", bir anlamda 1960’lı yılların başında entelektüel planda yaygınlık kazanan i... more "Ah, Güzel İstanbul", bir anlamda 1960’lı yılların başında entelektüel planda yaygınlık kazanan iyimserliğe ve siyasi mahfillerden seslendirilen modernleşme anlatılarına düşülmüş bir muhalefet şerhidir.
Tez Bölümü by Mesut Bostan
Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020
Bu çalışmada 1960’lı yıllar Türk sineması siyaset ve ideoloji açısından değerlendirilecektir. Bun... more Bu çalışmada 1960’lı yıllar Türk sineması siyaset ve ideoloji açısından değerlendirilecektir. Bunun için de öncelikle ideoloji teorileri ile bu teorilere katkı sunan teorik yaklaşımlar genel bir biçimde özetlenecek ve bu kapsamda Ernesto Laclau’nun bir teorisyen olarak tartışmaya katkısı ortaya konmaya çalışılacaktır. Laclau’nun ideoloji teorilerine eklemlenecek şekilde geliştirdiği “popülist akıl” kavramı çalışmamızın teorik kısmının varış noktasını oluşturacaktır. Daha sonra 1960’lı yıllarda Türkiye’de siyaset, düşünce hayatı ve bunlarla ilişkili olarak Türk sinemasının gelişimi tarihsel bir perspektifle anlaşılmaya çalışılacaktır. Laclau’nun “popülist akıl” kavramı da Türk sinemasında 1960’lı yıllar boyunca geliştirilen farklı söylemleri, bunların hegemonik güçleri, farklı toplumsal tiplerle ilişkileri açısından değerlendirmekte kullanılacaktır. Böylelikle 1960’lı yıllar boyunca Türk sineması çeşitli örnekler üzerinden ideolojik olarak çözümlenecek ve dönemin sinemasına dair bir çerçeve geliştirilmeye çalışılacaktır.
Bu çalışmanın temel önermesi 1960’lı yıllarda Türk sinemasında öncü yönetmenlerin filmlerinin sınırlarını çizdiği popülist bir muhayyilenin geliştirilmiş olduğudur. Bu muhayyile bir yandan 1950’lerden itibaren gelişen “popüler” sinemanın imkanlarını ve toplumla ilişki kurma kanallarını kullanırken bir yandan da kendini ondan ayrıştırmıştır. Bu ayrıştırma “popülist” eğilimin hegemonik bir söylem üretebildiği dönemin sonlarından itibaren popüler sinemayı da bir biçimde etkilemiştir.
Bu çalışmada 1960’lı yıllar boyunca Türk sinemasındaki popülist eğilim dört evrede incelenmiştir. Bunlardan ilkini 1960’lı yılların başında toplumsal sorunlar konusunda hassaslaşmış ve toplumsal plandaki popülizm ihtiyacını gösteren filmler oluşturur. Sonrasında daha çok 27 Mayıs’ın dolaşıma soktuğu ve yaygınlaşmasına imkan tanıdığı bir toplumculuk söylemi popülizm ihtiyacına cevaben filmlerde görünürlük kazanmıştır. Kurumsal siyaset içerisinden üretilen bu tepkide kendine ifade imkanı bulamayan talepler ise Türk sinemasında belirli bir toplumsal söylem arayışı içerisinde olan yönetmenlerin filmlerinin öncülüğünde popülist bir eğilimde karşılık bulmuştur. Bu eğilim dönemin sonunda bir yandan Türk sinemasında kurucu bir mantık haline gelirken bir yandan da kendini politik film olarak sunan örneklerde kısmi ideolojik öznelliklere bölünerek bir tür krize girmiştir.
Bu çalışmanın temel önermesi 1960’lı yıllarda Türk sinemasında öncü yönetmenlerin filmlerinin sınırlarını çizdiği popülist bir muhayyilenin geliştirilmiş olduğudur. Bu muhayyile bir yandan 1950’lerden itibaren gelişen “popüler” sinemanın imkanlarını ve toplumla ilişki kurma kanallarını kullanırken bir yandan da kendini ondan ayrıştırmıştır. Bu ayrıştırma “popülist” eğilimin hegemonik bir söylem üretebildiği dönemin sonlarından itibaren popüler sinemayı da bir biçimde etkilemiştir.
Bu çalışmada 1960’lı yıllar boyunca Türk sinemasındaki popülist eğilim dört evrede incelenmiştir. Bunlardan ilkini 1960’lı yılların başında toplumsal sorunlar konusunda hassaslaşmış ve toplumsal plandaki popülizm ihtiyacını gösteren filmler oluşturur. Sonrasında daha çok 27 Mayıs’ın dolaşıma soktuğu ve yaygınlaşmasına imkan tanıdığı bir toplumculuk söylemi popülizm ihtiyacına cevaben filmlerde görünürlük kazanmıştır. Kurumsal siyaset içerisinden üretilen bu tepkide kendine ifade imkanı bulamayan talepler ise Türk sinemasında belirli bir toplumsal söylem arayışı içerisinde olan yönetmenlerin filmlerinin öncülüğünde popülist bir eğilimde karşılık bulmuştur. Bu eğilim dönemin sonunda bir yandan Türk sinemasında kurucu bir mantık haline gelirken bir yandan da kendini politik film olarak sunan örneklerde kısmi ideolojik öznelliklere bölünerek bir tür krize girmiştir.
In this study which can be qualified as a monographic research using predominantly descriptive an... more In this study which can be qualified as a monographic research using predominantly descriptive and historical-sociological method on American sociologist C. Wright Mills (1916-1962), we aimed to set forth Mills’ place both in the historical progress and also in the discussions on theory and methodology of the American sociology.
In the first chapter, the peculiarities of the American history and sociologic tradition are discussed. Moreover, the social, cultural, and intellectual atmosphere surrounding Mills has been described. The second chapter includes the intellectual biography of Mills, and quotes the relationship of the sociologist with the environment he was living in. In the third and last chapter, the sources of his sociological thought have been indicated, and the main lines of Mills’ sociological thought and his contribution to the American sociology have been discussed.
Consequently, it is seen that Mills is one of the most important and leading sociologists of 20th century American sociology, and he clearly detected the dominant tendencies in the American sociology and the problems that tendencies caused in the first half of the century. In this respect, Mills was a vanguard source of the sociology literature that improved after him. Mills made a detailed analysis of the relations of knowledge and power in his time. Also, his sociological research challenge on American society, produced a detailed picture of it.
In the first chapter, the peculiarities of the American history and sociologic tradition are discussed. Moreover, the social, cultural, and intellectual atmosphere surrounding Mills has been described. The second chapter includes the intellectual biography of Mills, and quotes the relationship of the sociologist with the environment he was living in. In the third and last chapter, the sources of his sociological thought have been indicated, and the main lines of Mills’ sociological thought and his contribution to the American sociology have been discussed.
Consequently, it is seen that Mills is one of the most important and leading sociologists of 20th century American sociology, and he clearly detected the dominant tendencies in the American sociology and the problems that tendencies caused in the first half of the century. In this respect, Mills was a vanguard source of the sociology literature that improved after him. Mills made a detailed analysis of the relations of knowledge and power in his time. Also, his sociological research challenge on American society, produced a detailed picture of it.
Makale by Mesut Bostan
RumeliDE, 2022
Bu çalışmada, yönetmenliğini Todd Field'ın üstlendiği Tutku Oyunları (2006) filminin Girardcı bir... more Bu çalışmada, yönetmenliğini Todd Field'ın üstlendiği Tutku Oyunları (2006) filminin Girardcı bir analizi yapılacaktır. Tom Perrotta'nın Little Children isimli kitabından uyarlanan film, Amerikan taşrasında yaşayan bir grup insanın arzu ve nefret dinamiklerini konu alır. Tutku Oyunları, arzunun ve nefretin taklitçi doğasını göstermesi bakımından edebiyat kuramcısı René Girard'ın romansal yapıt kavramı bağlamında incelenmeye elverişli bir anlatıdır. Girard, Romantik Yalan ve Romansal Hakikat: Edebi Yapıda Ben ve Öteki adlı eserinde arzuyu ve özneyi yücelten romantik yapıt ile arzunun mimetik yapısını görünür kılan romansal yapıt arasında bir karşıtlık kurar. Girard'ın teorisine göre romansal yapıtlar, teorisyenin üçgen arzu olarak isimlendirdiği model üzerinden arzunun dolayımlılığını görünür kılmaktadır. Tutku Oyunları filmi de merkezine aldığı karakterlerin arzularındaki mimetik yapıyı deşifre etmesi bakımından romansal bir yapıttır. Çalışmanın amacı Girard'ın teorisini sinema çalışmaları açısından bir imkân olarak değerlendirdikten sonra Tutku Oyunları filmindeki arzunun mimetik yapısını metin analizi yöntemi ile incelemektir. Bu çalışma sadece bir film analizi uygulaması olmanın ötesinde filmi günümüz kültürüne dair bir yorum olarak anlayan teorik bir mahiyet de taşır. Girard'ın romanlar üzerinden yaptığı hem kültürü analiz etme hem de kültüre dair teorik bir bakış geliştirme çabasına benzer şekilde bu çalışma da sinemayı hem analiz etmeyi hem de sinema üzerinden günümüzün kültürüne dair bir yorum getirmeyi amaçlamaktadır.
Journal of Media and Religion Studies, 2022
The issue of how cinema should be, the influence of which on the society was indisputable for the... more The issue of how cinema should be, the influence of which on the society was indisputable for the intellectuals, became an important subject during especially 1960s in Turkey. During these years, the discourse of Islamism once again made an appearance in Turkish politics and thought in the form of a nationalist religious discourse. This study will examine the reproduction process of Islamist discourse on cinema and analyze the composition of Islamist film criticism. Even though the discourse of film criticism expressed as “arming up with the weapon of the enemy” seemed to come forward with its rejectionist attitude, it actually reflected an attitude toward harmony beyond measure. Redescribing cinema as an area dominated by symbolic violence caused the amorphization and reactiveness of cinema products. On the other hand, a second direction that opened a door for the imitation of the cinematic movements and products considered as rivals brought along the state of being bereft of identity despite its heavy emphasis on identity. The idea of “arming up with the weapon of the enemy” showed a continuity in the perception of cinema as a propagandist and political instrument. It became functional as a discourse activated by Islamists before they entered into the fields such as cinema production and film criticism, fields that were new to them. This understanding is based on a modernization-oriented approach that envisages a rupture with the tradition and distinguishing oneself from the existing cultural accumulation. It produces the content of this understanding by translating the dominant thoughts in the area on which it would like to exert its dominance into religious terminology. In that regard, it is a product of a mimetic cultural stance.
Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi (TALİD), 2021
In this article, I tried to evaluate Lütfi Akad's cinema thought focusing on his ideas about the ... more In this article, I tried to evaluate Lütfi Akad's cinema thought focusing on his ideas about the novel and its potential in cinema, locate his thought and films in Yeşilçam cinema, and explain the relations of Akad's cinema with the rest of the Yeşilçam. I used Walter Benjamin's antagonism between storyteller and novelist in The Storyteller to analyze the relationship between Yeşilçam's mainstream and Akad's cinema. Where popular Yeşilçam cinema emerges from the melodramatic imagination, Akad's films have a novelistic discourse. Akad, a director who sees cinema as a form of the novel, has a different position from the storytellers of Yeşilçam within the field. His position provides intellectual prestige but also turns him into a lonely figure against the Yeşilçam collective. In the formation, development, and prime periods of Yeşilçam, Akad's position fluctuates related to the circumstances of the cinema. On the other hand, Akad gave artistic responses to these changes in the scope of his personal development and made his cinema career. By creating a cinema language within Yeşilçam, developing a critical discourse inspired by the novelistic realism against the politicization of cinema, and finally using this language and discourse to narrate the drama of Turkish people.
Bildiri by Mesut Bostan
2nd International Media and Society Symposium, 2022
Ethos (2020) is a controversial Turkish dizi commenting on contemporary Turkish society and cultu... more Ethos (2020) is a controversial Turkish dizi commenting on contemporary Turkish society and culture. Many critics celebrated it as the best Turkish dizi produced for digital platforms. But it is also criticized for stereotypically reflecting Turkish society. Indeed, Ethos consciously uses cliches of Turkish films and dizis to construct a postmodern narrative. Different styles and genres form an assemblage in its story. Netflix aired Ethos as original content, and the series also reflects on being a Turkish dizi on a digital platform. The distinction between mainstream and quality dizis is a constant reference in the story. So, it can be read as a self-reflective text. In this presentation, I will use Ethos as a sociological text commenting on the Turkish dizi field according to different audiences and producers represented in the series. Characters use "digital" and "total" phrases to define various TV productions in the series which have open references to their audiences and their social backgrounds. Also, there is a generational divide among the characters also makes them differ in reacting to TV productions. The final antagonism is between Netflix content as a Western cultural artifact and Turkish dizis as native cultural artifacts. Ethos plays with these social, economic, and cultural antagonisms to create a witty text commenting on the contemporary image of Turkish society.
Türk Sinemasında Kahramanlar Paneli: Hulusi Kentmen'in Patron Baba Karakteri Üzerine