Şehrin Ekonomik Düzeni

TRABZON’DA FETİH ve ŞEHİR Trabzon Kitaplığı: 2 Yayın Koordinatörü Erdem Zekeriya İSKENDEROĞLU Yayın Danışmanı Emre GÜLSEVER Trabzon’da Fetih ve Şehir Editör Prof. Dr. Temel ÖZTÜRK Yazarlar Prof. Dr. Temel ÖZTÜRK Dr. Osman EMİR Prof. Dr. Haşim KARPUZ Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU Prof. Dr. Kenan İNAN Prof. Dr. Feridun M. EMECEN Doç Dr. M. Hanefi BOSTAN Doç Dr. Turan AÇIK Dr. Miraç TOSUN Prof. Dr. Necmettin AYGÜN Prof. Dr. Ömer İskender TULUK Dr. Fulya ÜSTÜN DEMİRKAYA ISBN: 978-975-7770-54-1 TC Kültür ve Turizm Bakanlığı Sertifika No: 48884 Kitap Tasarım Salih PULCU Tasarım Uygulama Recep ÖNDER 1. Baskı, Kasım 2021 Trabzon Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları No: 114 Baskı-Cilt Seçil Ofset 100. Yıl Mahallesi Massit Matbaacılar Sitesi 4. Cadde No: 77 Bağcılar İSTANBUL Sertifika No: 12068 Trabzon Kent Spor Turizm ve Bilişim Organizasyon Hizmetleri A.Ş. İskenderpaşa Mah. Atatürk Meydanı No. 7/41 Ortahisar TRABZON Yayınevi Sertifika No: 51957 TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR Editör Prof. Dr. Temel ÖZTÜRK Şehrin Ekonomik Düzeni Necmettin AYGÜN Prof. Dr., Aksaray Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü. Tarih boyunca Trabzon ekonomisi, tarım ve sanayi üretiminden zi- yade transit ticaret açısından önem taşımıştır. Dolayısıyla Trabzon ticaretinin geçirmiş olduğu tarihsel aşamalar ticari faaliyetlere etki eden faktörler olarak dikkat çeker. Bunlar içerisinde ekonominin ve bilhassa ticaretin sağlam temeller üzerine oturması için gerekli alt yapının oluşturulması önem arzeder. Akabinde esnaf ve ticari çeşitlilik sürece artı değerler kazandırır. Kuşkusuz iç ve dış dinaimiklerin etkileşimi ticareti ve ekonomi bütününü yerelleştirmesi yanında uluslararası bir konuma taşır. Bu yönde Trabzon halkı sahip olduğu ticaret ve gemicilik kültürü ile Karadeniz’de önemli bir mevki elde etmiş, eskiden beri Anadolu’dan gelen tüc- car ve girişimciler Trabzon tüccarlarıyla işbirliği yaparak mallarını İstanbul ve Balkan- lar’da satma imkânına sahip olmuşlardır. Osmanlı Devletinin iaşe politikası çerçevesin- de başkent İstanbul’da toplanan her çeşit mal, çoğunlukla Trabzonlu tüccar ve gemicileri vasıtasıyla Trabzon, Giresun, Gümüşhane, Rize, Hopa, Batum, Sohum, Anapa taraflarına ve Doğu Anadolu’ya ulaşma imkânına sahip olmuştur. Şehir, savaşlar ve yeni yolların keşfi gibi çeşitli nedenlerle azalan veya artan ticari önemine rağmen Osmanlı Devletinin tüm zamanlarında Acem’in, Doğu Karadeniz’in, Anadolu’nun ve Kafkasya’nın önemli bir merkezi olmaya devam etmiştir. Osmanlı Devleti ile ticaret yapan Avusturyalı tüccar Pa- nu’nun Trabzon’daki Sümela Manastırı’nın baş keşişi Efram’dan 1698-1699 senesine ait bir borç senedine göre 404 kuruş alacağının olması,1 akla “Sümela nere Avusturya nere” sorusunu getirmektedir. Ancak bu misal bölgenin her dâim ve her anlamda uluslararası bağlantılara sahip olduğuna muhkem bir dayanaktır. TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR 219 Trabzon’da Ticari Alt Yapı Bu uluslararası ve yerel ticaretin altında yatan belki de en önemli gös- terge bedesten, kervansaray, han, çarşı ve pazar gibi ticari altyapılarda izlerini taşır. Zira bir şehirdeki han ve bedesten gibi ticari yapıların fazlalığı o şehrin ticari açıdan diğerlerine göre daha faal olduğunun bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Çarşı-Pazar, Bedesten ve Hanlar: Trabzon çarşıları, karşılıklı dükkânlardan oluşan birkaç sokaktan ibarettir. Zira şehir, coğrafî açıdan çarşı ve diğer yerleşimlerin daha geniş alan- lara yayılmasına izin vermemektedir. Şehirlerde bedesten ve han gibi yapıların varlığı zamanla pek çok irili ufaklı çarşı ve pazarın ortaya çıkmasına imkân vermekte, bu çarşı ve pazarlar ise Semerciler,2 Abacılar,3 Kazancılar4 gibi ayrı iş kollarıyla anılmaktaydı. Çar- şılar, çoğunlukla bir sokak boyunca ya da bir kavşakta yan yana inşa edilmiş dükkânlar toplamıydı. Osmanlı kayıtlarında çoğunlukla “sûk”5 veya “sûk-i Sultânî” diye geçen Trab- zon’un merkez çarşısı veya çarşılar topluluğu, genellikle üzerleri açık olan binalar veya mahallerdi. Buralar hiç şüphesiz iç ve dış ticaret ile dinî ve kültürel etkinliklerin en üst düzeyde sergilendiği alanlardandı. 6 Cerasi’ye göre; Osmanlı Levanten kenti tek ve temsili bir merkeze sahip olmasa bile, buna karşın çarşı alanı, kent cemaati ve günlük yaşamdaki her şey ile ilgili kent yaşamının kaynadığı yer- dir. Osmanlı polietnik yapısında, dinî ve kültürel etkinlikler bir tür belirsizlik içinde ka- palı kalmışlardır. Oysa çarşı kent sâkinlerinin bütünü için özel, onu kullanan etnik ve dinî cemaat için kamusal bir yerdir. Kentteki toplumsal kitlenin tümünün kamusal yaşamının geçtiği yerdir. Her teb‘a için ve çevreden gelen köylüler için, özel olmayan ve dinî alana girmeyen her tür konu, ticaretten idarî uygulamalara, siyasal anlaşmazlıklardan bireysel iş tartışmalarına kadar, burada doğal ortamını bulur. Bütün Anadolu ve Balkan halkla- rının kullandıkları ortak dilde çarşı, carsija veya pazar kelimeleri kamusal, herkese açık olma ile eş anlamlıdır (…) Osmanlı kentinin hayat damarları başka hiçbir yerinde olmadı- ğı kadar merkez-çarşıda atar; orada bütün sosyal gruplara ait erkek ve kadınlar karşılaşır, bütün dil ve dialektler işitilir.7 Türklerin eline geçmeden önce Trabzon, ilk olarak Ceneviz ve daha sonraları da Venedik- lilerin uluslararası ticaret yaptıkları önemli bir ticari merkez konumundaydı. 1200’lerin sonlarından itibaren Cenevizliler, Trabzon Rum İmparatorluğundan elde ettikleri mua- fiyetler neticesinde Osmanlı öncesinde Leon Kastron, Osmanlılar devrinde ise Güzelhi- sar, Güzelsaray ve Frenkhisarı adı verilen şu anki Trabzon limanının batı kesiminde yer alan liman üstündeki kalede oturmakta, kendilerine ait bir de iskeleleri bulunmaktaydı.8 Bu mekân 1740’lardan sonra genellikle Üçüncüoğlu Sarayı olarak adlandırılmıştır.9 Trab- zon’daki Venedik kolonisi ise 1368 yılında şehirde bir hayli nüfusa erişmiş olup yerli hal- kın müdahalelerinden korunmak amacıyla şehirdeki Venedik kolonisinin/mahallesinin çevresi surlarla çevrilerek kale hâline getirilmişti. Hem Cenevizliler hem de Venedikliler Trabzon imparatorlarından elde ettikleri imtiyazlar neticesinde ticaret serbestliği yanında kalelerine kendi bayraklarını asma, oturma ve mülk edinme gibi haklar elde etmişlerdi. Bu imtiyazlar neticesinde Güzelsaray’dan Mumhane önüne/iskelesine kadar olan sahil kesiminin Ceneviz ve Venediklilerin ticari alış-veriş sahası hâline geldiği ve Trabzon hal- kının bu bölgeyi zamanla Frenk Mahallesi olarak adlandırdığı bilinmektedir. Trabzon’un Türkler tarafından alınması ile şehirdeki İtalyan tüccarlarının uluslararası etkinlikleri 220 TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR azalmıştır.10 Bununla birlikte şehirde 1486’da Efrenciyan-ı Ceneviz, 1520’de Efrenç veya Efrenciyan, 1562’de, aynı mahallede Müslüman sayısının artmış olmasından olsa gerek Efrenç nam-ı diğer Sarmaşık Mescidi ve 1565-66’da ise Frenk ve Frenk Hisarı Mahal- lesinin varlığı11 dikkate alındığında İtalyan kolonilerinin fetihten sonra da Trabzon’da yaşamaya devam ettikleri görülmektedir. Her ne kadar 1500’lerin ilk yarısında Karade- niz’in yabancı milletlere kapatılması nedeniyle Frenkler (Avrupalılar) uluslararası ticaret şanslarını kaybetmişlerse de yerel ve şehir içi ticarette işlerine devam ettikleri düşünül- mektedir. Bu bilgiler ışığında, kalenin dışında kurulup gelişen Çarşı Mahallesi’nde bu- lunan Trabzon’un merkez çarşısının Osmanlı fethinden önce biçimlendiğini ifade etmek mümkündür. Bu ifadenin en iyi kanıtı ise Osmanlı devrinden önce inşa olunduğu tahmin olunan Trabzon bedesteninin Çarşı mahallesinde, fetihten önce Ceneviz ve Venediklilere ayrılan şehrin doğu kesiminde, kalenin dışında ve doğusunda konumlanmasıdır. Siyasi merkezin (vali sarayının) güvenlik, reâyânın denetiminden uzakta yaşama ve ma- iyet ile ordunun yerleşim riski gibi kaygılar nedeniyle yer değiştirmesi, kent yapısına etkisinin ikincil planda kalmasına ve dolayısıyla da çarşının (suk) bütün Ortadoğu kentle- rinde olduğu gibi12 Trabzon kentinde de merkezî ve en çarpıcı imge olmasını beraberinde getirmiştir. Trabzon çarşısı veya çarşıları, günümüzde Trabzon’un Çarşı Mahallesi diye bilinen ve Osmanlı döneminde de Çarşı Mahallesi olarak kayıtlarda yer alan13 Aşağıhi- sar’ın doğu kısmında, kuzeyde denizden başlayarak güneye doğru yükselen denize meyilli arazide yer almaktaydı. Trabzon’da, Çarşı isimli mahallenin oluşumu muhtemel 1600’le- rin başlarından sonradır. Çünkü Trabzon’un Türklerin eline geçmesinden 1500’lerin son- larına kadar Trabzon mahalleleri içerisinde doğrudan Çarşı ismiyle anılan bir mahalle bulunmamaktadır.14 Bu durum, 1700’lere kadar Trabzon’da büyük ve faal çarşıların bulun- madığı anlamına gelmez. Âşık Mehmed’e göre, 1500’lerin sonlarında Trabzon sanatkârla- rının çarşıları ve bezzastanı Aşağıhisar’ın dört kapısından biri olan Mumhane kapısının dışında ve karşısında deniz kenarındaydı.15 Evliya Çelebi’ye göre (1640’lar), Trabzon’un en güzel çarşıları Mumhane16 kapısının dışında kalmaktaydı.17 Bıjışkyan ise (1810’lar), şehrin doğu varoşunun çarşıları, hanları, hamamları ve namlı camileriyle şehir olarak ad- landırıldığını belirtmektedir.18 Görüldüğü gibi her üç seyyah, Trabzon’un büyük çarşısının veya çarşılarının Trabzon Kalesi’nin doğu varoşunda (Mumhane önünden başlayarak), denize yakın olan güney kısmında ve 1700’lere ait arşiv kayıtlarında Çarşı Mahallesi diye geçen mahalde yer aldığını tasvir etmektedirler. İsmi verilen mekândaki çarşı veya çarşı- lar topluluğu 1700’lerde bedesten, han ve çok sayıda dükkân ile imalathaneden meydana gelmekteydi. Trabzon’da çarşı ve pazarların konumlanmasında, bedesten veya hanların inşalarında esas belirleyici faktör deniz taşımacılığıdır, limanlardır. 1700’lerde kullanılan Trabzon gümrük binasının, kalenin doğu varoşunda yer alan yukarıda bahsedilen çarşıya ve Aşa- ğıhisar’a yakın bir konumda yer alması Trabzon’daki esas ticaret merkezinin adı geçen mahallerde olduğunun diğer bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.19 Günümüzde bedesten ve bazı hanların bulunduğu Çarşı Mahallesi diye bilinen mahalle, doğudan Cum- huriyet Caddesi, batıdan Kuzgundere, güneyden Maraş Caddesi ve kuzeyden ise sahildeki eski devlet karayolu ile sınırlıdır. Trabzon’daki ticari konaklama merkezlerinin arşivle- re yansıyan inşa yerlerinden, eski Trabzon resim ve fotoğraflarından ve ayrıca günümüz Trabzon’unda yapılan gözlemlerden hareketle, Osmanlı dönemindeki Trabzon’un merkez TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR 221 çarşısı, doğuda Eski semerciler çarşısının20 bulunduğu Eski Semerciler Sokak, güneyde yine Semerciler çarşısının21 bulunduğu Semerciler Sokak, kuzeyde gümrük binasının da bulunduğu sahil kesimi22 ile batıda Mumhaneönü ve Müftü Camii ve çevrelerini kapsa- yan, denize meyilli üçgenimsi alan içerisinde yer almaktaydı.23 Günümüzde halen ayakta olan bedesten ve yanındaki Çarşı camiinin yer aldığı mekânın, “Trabzon çarşısının orta kısmı” olarak arşiv kayıtlarında yer alması tespitlerimizin doğruluğunu göstermektedir.24 Trabzon’da merkez çarşının oluşmasında her biri birer vakıf binası olan Bedesten ve Taş- han gibi binaların varlığı belirleyicidir. Ancak bilhassa merkez çarşının gelişmesinde va- kıf akaratlarından oluşan binaların çevrelerine kümelenen özel mülkiyete ait binaların varlığı da oldukça önemlidir.25 Mesela Trabzon eşrafından Hacı Kasım Mahallesi sakin- lerinden iken 1747’de vefat eden Çubukçuzâde Hacı Ahmet’in geride bıraktığı mal varlığı arasında sadece Trabzon çarşısında mevcut olanları, Trabzon’un ekonomik değeri yüksek olan mahallerini göstermek için kayda alınmış gibidir. Trabzon çarşısında müzayede ile satılan mallarını gösteren kayda göre Hacı Ahmet emlak ve akar zenginiydi. Yarı hissesi kendine ve diğer yarı hisssesi de kardeşi Hacı Halil Ağaya ait olan Trabzon Çarşısı’ndaki mülkler aşağıdaki gibidir: 1. Trabzon çarşısında gümrük yakınındaki fevkanî (üst katta) ve tahtanî (alt katta) dükkân ve mahzeni: 12 adet, nısf-ı kıymet (kıymetinin yarısı) 1500 kuruş, 2. Kazancı çarşısındaki iş yeri: 1 adet, nısf- ı kıymet 125 kuruş, 3. Kuyumcu dükkânları: 6 adet, nısf-ı kıymet 300 kuruş, 4. Çömlekçi’deki kiremit üretim yeri: 1 adet, nısf-ı kıymet 125 kuruş, 5. Debbağhane’deki ekmekçi fırını: 1 adet, nısf-ı kıymet 300 kuruş, 6. Sipahi çarşısındaki dellâl dükkânı: 1 adet, nısf-ı kıymet 150 kuruş, 7. Taşhan karşısında kürkçü dükkânı: 1 adet, nısf-ı kıymet 150 kuruş, 8. Arasta başındaki hallaç dükkânı: 1 adet, nısf-ı kıymet 90 kuruş, 9. Demirciler içindeki berber dükkânı ile birlikte han: nısf-ı kıymet 250 kuruş, 10. Demirciler köşesinde dükkân: 1 adet, nısf-ı kıymet 20 kuruş, 11. Gümrük karşısında attar dükkânı: 1 adet, nısf-ı kıymet 175 kuruş. Diğer bazı mülkler ile birlikte Çubukçuzâde’nin çarşıdaki veya çarşılardaki mülkleri top- lam 3660 kuruş kıymetindeydi. Hacı Ahmet’in ayrıca doğrudan kendine ait olmak üzere dükkân sermayesi olarak Keleş Ali’den 1550 kuruş alacağı bulunmaktaydı. Hacı Kasım Mahallesi’ndeki oturduğu ev müzayedede 1000 kuruş değere baliğ olmuştu. Bu değerdeki bir ev konağa müsavi olmalıydı. Ayrıca kendine ait 50 kuruş değerinde bir tahmilathanesi bulunmaktaydı. Bu onun dericilikle de ilgilendiğine işarettir. Müslim, gayr-i Müslim pek çok kimseden 800 kuruş kadar alacağı bulunmaktaydı. Bunlardan ikisinin reis unvanı taşıması onun deniz ticareti veya nakliyatıyla bağlantısının olduğunu göstermektedir. Çu- bukçuzâdenin bunlardan başka müzayede ile satılan ev eşyası, giyim kuşam ve süs eşyası vb 11.284 kuruşu bulmuştu. Çubukçuzâdenin pek çok kimseye borcu da bulunmaktaydı. Şehrin ileri gelenlerinden Hallaçzâde İsmail Ağa, Simgerdan Hacı Mehmet Ağa ve Nim- bıyıkzâde Ali Ağanın bunlar arasında yer alması onun şehir ekonomisini yönlendiren birkaç kişiden biri olmasıyla ilgilidir.26 Aslen Yeniçeri Serdengeçti Ağalığından gelme 222 TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR ayân-ı vilayetten Çubukçuzâde sülâlesi gibi Trabzon’da servete malik olanların sayısının üçü beşi geçmediği malumdur. Bu nedenle Trabzon çarşısında vakıf akaratı olan binalar- dan sonra geriye kalan dükkân veya işletmelerin birkaç zenginin elinde olduğu, bunların önemli bir kısmının ise devlete ait bir takım hizmetleri (vergi toplama gibi) yerine getir- mekle görevli olan askerî kesimden olduğu sonucuna varmak mümkündür. Trabzon’da Mumhane kapısının dışında kalan bedesten ve çevresinde yer alan merkez çarşı haricinde Trabzon’un bazı mahallerinde daha küçük çapta çarşı ve pazarlar bulun- maktaydı. Âşık Mehmed’e göre Ortahisar’ın doğusunda yer alan Tabakhane Mahallesin- de daha 1500’lerin sonlarında Tabakhane Çarşısı yer almakta,27 yine bu çarşı içinde ve çevresinde çeşitli vakıflara gelir getiren pek çok dükkân bulunmaktaydı.28 Debbağhane Mahallesi 1700’lerde de çarşı olma vasfını sürdürmüştür. Tabakhane haricinde, 1640’larda, Ortahisar’da 70-80 miktarı esnaftan oluşan Küçük Pa- zar adında bir ticari mahal bulunmaktaydı.29 Ortahisar’daki bu pazarın, aşağıda örnek- leri görüleceği üzere, Zağnoskapısı’na (Zağnosköprüsü’ne) yakın bir konumda olduğu ileri sürülebilir. 1700’lerde Aşağıhisar ve Aşağıhisar’ın içerisinde yer alan Bab-ı Bazar (Pazarkapı) mahallesi de ticari yönüyle içerisinde birçok esnaf, dükkân ve hanı barındır- maktaydı.30 Şehrin doğu varoşlarında yer alan Ermeniyan Mahallesi sınırlarındaki Kâfir Meydanı’nın,31 1700’lerde ticari açıdan daha bir önem kazandığı, Kâfir Meydanı’nın tarihî Trabzon-Erzurum kervân yolunun başlangıcında ve bitişinde yer almasından dolayı olsa gerek bu yüzyılda burada yer alan bazı Ermeni evlerinin ticari malların depolanmasın- da kullanıldığı görülmektedir32. Trabzon’daki çarşı-pazar mahallerini gösteren başka bir kayıt zikredilmeye değerdir. 1700’lerin sonlarına tarihli bu kayda göre Molla Siyah Ma- hallesi sakinlerinden olan Sipahioğlu olarak bilinen kimseye ait mülklerin her biri şehrin bir başka iktisadi önemi haiz bir muhitinde bulunmaktaydı. Şöyle ki, Arasta Çarşısı’nda (şimdiki Kemeraltı muhitinde) 200 kuruş değerinde bir kahvehane, Gazzazlar Çarşısı’nda 120 kuruş değerinde bir gazzaz dükkânı, Gümrük (Alacahan’ın sahil kısmı) yakınında 200 kuruş değerinde bir attar dükkânı, Pazarkapı Mahallesi’nde (Aşağıhisar’ın Çarşı Ma- hallesi’ne açılan kısmında) 250 kuruş kıymetinde beş dükkân, Zağnoskapısı’nda 90 kuruş kıymetinde bir kahvehane, Hâce Halil Mahallesi’nde 10 kuruş değerinde bir dükkân ve Kabak Meydanı Mahallesi’nde 150 kuruş kıymetinde bir bahçe33. Verilen bu bilgilere göre Trabzon’da ekonomik etkinliklerin gerçekleştiği merkezî bölgeleri önem sırasına göre ka- lenin dışında, şehrin doğu varoşunda bedesteni ve onlarca hanı içine alan Çarşı Mahal- lesi; kalenin içerisinde ve aşağı kısmında yer alan Pazarkapı Mahallesi; kalenin dışında, tarihî Trabzon-Tebriz İpek Yolunun başlangıcı veya bitişinde yer alan Kâfir Meydanı ve onunla bağlantılı olan Uzun Sokak; Ortahisar’ın doğusunda yer alan Tabakhane Mahal- lesi; kalenin içinde, orta kısmında yer alan Ortahisar Mahallesi olarak ifade edebiliriz. Günümüzde hatırı sayılır bir ekonomik değeri olan Sotka Kapısı ve civar muhit, Hatuniye Vakfı’nın merkezî binalarının bulunduğu İmaret-i Hatuniye Mahallesi ile Boztepe ve Ye- nicuma mahalleleri 1700’lerdeki arşiv belgelerine göre, ekonomik etkinliklerin oldukça mahdud ve naif olduğu mahallerdi. Uzantıları olan birçok kısa ve dar sokağın Bedesten’e ulaştığı Trabzon çarşılarının fiziki görüntüsü hakkında 1840’larda şehri gezen Fallmerayer’in yapmış olduğu tasvir dikkate değerdir: TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR 223 Çarşıdaki caddelerin iki yanındaki küçük dükkânlar ışıklandırılmış, öteki cad- deler karanlıktır. Büyük yağ doldurulmuş üzüme benzer gaz lambaları sırasıyla asılmış, ya da açık, ağzına kadar dolu mağazaların önünde duruyor ve her dükkâ- nın ışıldayan fitilinin yanında ve yarı karanlıkta sırtında dökümlü esvaplarıyla, başlarında beyaz muselin turbanlarıyla büyük burunlu Osmanlılar oturuyorlar put gibi sessiz (…) bu arada sert kış rüzgârlarının taş döşenmiş Trabzon sokakla- rına karı getirişi öyle pek ara sıra olmuyor.34 Osmanlı Devletinde aynı etkinliği gerçekleştiren zanaatkâr ve esnaf şehir merkezlerinde tek bir coğrafi alanda toplanma geleneğine sahipti. Zamanla bu durum yasal bir zorunlu- luk hâlini almıştı. Her meslek kendine özel bir sokak işgal etmiş, meslek isimleri bulun- dukları mekâna kendi isimlerini çarşı ismi olarak kazandırmıştı. 1500’lerde Trabzon’da, Paşmakçılar Çarşısı, Kuyumcular Çarşısı ve Debbağîn Çarşısı bulunmaktaydı. Mutaflar (kıl dokunan veya satılan) Çarşısı, Kasım Beşe Çarşısı, Yüncüler Çarşısı, Abacılar Çar- şısı, Kazancılar Çarşısı, Saraç Çarşısı, Baklacılar Çarşısı, Attar Çarşısı, Balıkçılar Çarşı- sı, Börekçiler Çarşısı, Gazazlar Çarşısı, Haffaflar Çarşısı ve Galle Pazarı (hububat paza- rı) 1600’lerde Trabzon’da yer alan çarşı ve pazarlardı.35 1700’lerde ise Trabzon’daki çarşı isimleri ise şu şekildedir: Tablo I: Trabzon Çarşıları Tütüncü Çarşısı Abacılar Çarşısı Arasta Çarşısı Eski Semerciler Çarşısı Çıkrıkçılar Çarşısı Kazancılar Çarşısı Semerciler Çarşısı Çilingirler Çarşısı Halaçlar Çarşısı Sipahiler Çarşısı Gazzazlar Çarşısı Debbağhane Çarşısı Tuzcular Çarşısı Demirciler Çarşısı Uzun Çarşı Arşiv kaynaklarından derlenmiş olan bu bilgilere göre Trabzon’da 1600’lerde on üç, 1700’lerde ise on beş çarşı bulunduğu, ancak her iki yüzyılda çarşı isimlerinin hemen hemen aynı olması beklenirken, bu çarşıların birçoğunun isimlerinin değişim geçirdiği görülür. Anlaşılan o ki, zaman ilerledikçe yerleri aynı olan bazı çarşılar sosyo ekonomik yaşamda değişen şartlar neticesinde (mesela tütün içmenin yaygınlaşması gibi) yeni bir isim ile anılmaya başlamıştır. Sonuç olarak günümüzdeki idari ayrıma göre Çarşı Ma- hallesi, Pazarkapı’yı içine alan Aşağıhisar bölgesi, Ortahisar, Tabakhane ile Meydan ve çevresi, birbirlerine altı-sekiz ayak (198-264 cm) bazen de daha az bir genişlikle bağlanan sokakları ile Trabzon’daki belli başlı çarşı ve pazarları barındırmaktaydı. Trabzon’da merkez çarşının oluşmasındaki unsurlardan en önemlisi Trabzon Bedeste- ni’nin varlığıdır. Bedestenler, içerisinde büyük ve yerleşik tüccar dükkânlarının bulun- duğu gerek yerel, gerekse bölgeler ve uluslararası ticarete konu olan emtia ve eşyanın satışa sunulduğu kapalı pazar yerleri olup kârgir yapılar olduklarından dolayı yangın ve yağmalara karşı değerli malların korunmasında çok önemli işlevlere sahipti. Cezar, bedesten ve hanların tipik Türk ticari yapılarından olduklarını belirtmektedir. Trabzon Bedesteni yerli tüccarların yanında şehir dışından veya daha uzak beldelerden gelen tüccarların da dükkân kiralayarak ticaret yaptıkları önemli bir iş merkeziydi. Trabzon 224 TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR Bedesteni 1632 yılında Rus Kazaklarının saldırıları sonucunda kullanılamaz hâle ge- lerek sadece dört duvarı ayakta kalabilmiş olmasına rağmen daha sonraları onarılmış- tı. Bedesten, Çarşı Mahallesi olarak bilinen mahallede, denize yakın bir konumda yer almaktadır. Yavuz Sultan Selim’in annesi adına tahsis edilen İmaret-i Hatuniye Vak- fı gelirlerinden olan bezzasistanın/bedestenin yıllık geliri, 1515-1532 yıllarında 6322 akçe, 1583 yılında ise 5000 akçedir. Yanıbaşındaki zeytinlikten dolayı Zeytin Bedeste- ni olarak da anılan, Evliya Çelebi’ye (1640’lar) göre kârgir bir bina olan Trabzon Be- desteni’nin sakinleri Arap ve Acem olup gayet zengin ve olgun muhteşem tüccarlardı. Ancak burasının 1650’lerde daha ziyade Anadolu’dan gelen Osmanlı vatandaşı Ermeni tüccarlar tarafından kullanılmakta olduğu; dışarıdan gelen bu tüccarın buradan genelde ketenli dokumalar satın alıp gittikleri anlaşılmaktadır. Binanın şu anki fiziki planının, Cenevizler zamanında inşa olunan bir ticari bina temelleri üzerine Osmanlı döneminde yeni bir binanın inşa edilmesiyle şekillendiği kabul edilmektedir. Birçok han, dükkân ve esnaf çarşısı Bedestenin çevresine kümelenmiş durumdaydı. Bedesten’in geçmişteki fi- ziksel görüntüsünün en iyi tasvirlerinden biri Bıjışkyan’a aittir (1810’lar); Bedesten çarşı içinde dört köşe ve yüksek bir yapıdır. Dört cenahında birbiri- ne karşıt dört demir kapısı vardır. Orta yerde bulunan iyi su kuyusu, dört tara- fa uzanan yolların birleştiği noktadır. Doğu kapısının üzerinde bulunan bozuk yazıların Cenovalılara ait olduğunu söyledilerse de bunu tahkik etmek mümkün olmadı. Yapı yüksektir ve önce dört sütuna oturtulmuş ikinci bir katıda varmış fakat yangından sonra dükkânlar tek katlı olarak yapılmıştır. 1700’lerde Trabzon Bedesteni’nde yaklaşık sekiz-on tüccarın ticaret yaptığını, dolayısıyla bedesten içerisinde sekiz-on kadar dükkânın veya dolabın yer aldığını ve bu dükkân/do- lap sahiplerinin önemli bir kısmının Osmanlı vatandaşı gayrimüslimlerden oluştuğunu söylemek mümkündür.36 1758 yılına ait bir arşiv kaydı, Trabzon Bedesteni’nde hangi tür malların satıldığını göstermesi açısından önemlidir. Trabzon’un Akçaabat kazasına tabi Polata isimli köy sâkinlerinden olan Kostantoğlu Âfakas (Âfkas) Trabzon Bedesteni’nde 241 kuruşluk iki dolabın sahibiydi. Bedestende yer alan bu dolaplarda onlarca top bü- yük ve küçük entariler ile ham bakır yer almaktaydı.37 Toplam terekesi 400 kuruş olan Âfakas’ın Trabzon Bedesteni’ndeki iki dolabında yer alan kumaşlar Anadolu’nun önemli dokumalarını ve tekstil üretim merkezlerini gösterdiği gibi, Trabzon ve çevresinin bu yüz- yıldaki en önemli ticari mallarından birinin bakır olduğunu da göstermektedir. Böylece Trabzon bedestenini, bölgesel ticaret haricinde ihracat ve ithalatla uğraşan iş adamlarının odaklandığı Trabzon’un en büyük ve en önemli iş merkezi olarak ifade etmek mümkündür. Bedestende faaliyet gösterenler genelde Trabzon’un gayrimüslimleri olmakla birlikte, gayrimüslim müteşebbislerin işletmiş oldukları dolapların çoğunun kiralama ile Müs- lümanların tasarrufunda olduğu söylenebilir. Bu durum bedestenin mülkiyetinin bir İs- lam vakfına; Hatuniye vakfına ait olmasının yanı sıra bedesten ağalığının da Müslüman menşeli olanlar tarafından yürütülmesiyle ilgilidir. Bedesten ve çevre yerleşke merkezli Trabzon çarşısının görüntüsüne ışık tutan bir arşiv kaydı zikredilmeye değerdir. 1760’da Trabzon mahkemesine yansıyan bir davada yer alan bilgilere göre, mahkeme tarihinden 44 sene öncesinde (1716’da) Trabzon sakininden Ekizzâde Hacı Osman Ağa’nın bedes- tende ve bedesten civarında dolap ve dükkânları bulunmaktaydı. 1760’daki ifadelere göre TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR 225 Trabzon çarşısında bedesten kapısının iç kısmının sol tarafında yer alan ve iki tarafından tarik-i âmm (herkesin geçmesine mahsus yol), bir tarafından Simgerdân Hacı Mahmud Ağa dolabı, diğer tarafından ise bedesten duvarı ile mahdud bir dolap; Arasta kapısının iç kısmının sağ tarafında yer alan iki tarafından Nim-bıyıkzâde Ali Ağa dolapları, bir ta- rafından bedesten duvarı, diğer tarafından ise tarik-i âmm ile mahdud bir dolap; Trabzon çarşısında Çıkrıkçılarbaşında olan iki tarafından Bedesten Ağası merhum Ömer Ağanın eşi mülkü ve iki tarafından ise tarik-i âmm ile mahdud bir adet berber dükkânı ki, toplam iki dolap ile bir dükkân Osman Ağanın tasarrufundaydı. Mülkiyeti Hatuniye Vakfına ait olan bedestenin içinde yer alan bu dolaplar vakfa kira ödenerek tasarruf edilmekteydi. Bu dolaplardan biri (Hacı Mustafa’nın oturduğu; ticaret yaptığı dolap) Çıkrıkçılar karşı- sında olan ve mülkiyeti Ekizzâde Osman’a ait olan fırının üzerine, yine Ekizzâde Osman tarafından inşa olunan camiye imam ve hatip olarak görevlendirilenlerin yevmiyeleri ile caminin tamir gibi sair masrafları için vakfedilmişti. Mahkemedeki ifadelere göre bahsi geçen cami XVIII. yüzyıl başlarında (1716) henüz inşa edilmişti. Oğul Ekizzâde Hasan Ağa’nın 1760’daki ifadelerine göre bahsi geçen dükkânlar ile cami bütünüyle yanmıştı.38 Zira 1749’da Yeni Han da dâhil olmak üzere Trabzon çarşısı büyük bir yangın ve yağma geçirmişti. Neticede ilgili belgede açık olduğu üzere Bedesten’de dolabı olanlar, aynı za- manda bir han sahibi olan İkizzâde sülâlesi ile 1700’lerde Trabzon’un sosyal ve ekonomik yaşamında büyük ağırlıkları olan Simgerdan ailesi ve Yarımbıyıkzâdeler ailesinden oluş- maktaydı. Sâir arşiv kayıtları da dikkate alındığında, bedesten ile bedesten civarındaki binaların yer aldığı mahaldeki dolap ile dükkânlar üzerinde tasarruf hakkı olanların Trab- zon’un servet ve itibar sahibi olan aileleri oldukları açıktır. Ayrıca bedestende bu yıllarda biri Bedesten kapısı, diğeri de Arasta kapısı olmak üzere iki ana kapının işler hâlde olduğu da anlaşılmaktadır. Bu kapılardan bedesten kapısının kuzeye, yani deniz tarafına; Arasta kapısının ise güneye, yani günümüzdeki adıyla Kemeraltı Sokağı’na açıldığı söylenebilir. Trabzon’da ticari faaliyetlerin merkezîleştiği mekânların başında şehrin pek çok köşesin- de, genellikle daha çok bedestenin bulunduğu merkezî çarşıya ve denize yakın bir şekilde inşa edilen hanlar yer almaktaydı. Anadolu Selçukluları Devri’nde bölgeler ve uluslararası ticaret yolları üzerinde inşa edilen kervansaraylar, Osmanlılar Devri’nde yerlerini şehir hanlarına bırakmıştır. Trabzon’daki hanlar, ticari oldukları kadar şehre çeşitli nedenlerle dışarıdan gelen misafirleri ağırlama görevini de yerine getirmekteydi.39 Trabzon’un eya- let merkezi olması şehir merkezinde han, menzil ve misafir odası gibi sosyo ekonomik yapıların inşa edilmelerine ivme kazandırmıştır. Trabzon’daki hanların çoğunluğunun kişi isimleriyle anılması, Mantran’ın dediği gibi sahiplerinin büyük tüccar veya toptancı olmalarıyla ilgili olmalıdır.40 1500’lerde Trabzon şehrinde, birçoğu vakıflara41 ait olmak üzere üç han, 1600’lerde ise bir önceki yüzyıla göre daha fazla olması gerekirken tek bir hanın varlığı bilinmektedir. Arşivlerden tespit edilebildiği kadarıyla Trabzon’a gelen tüc- carlar işlerini yürütebilmek için (bedesten hariç) 13 farklı han, bir misafirhane, bir men- zil, bir oda ve bir mahzen olmak üzere 17 farklı konaklama yerinde kalmışlardır. Bunlar kullanım sıklığına göre sırasıyla şunlardı: Yeni Han, Hacı Yahya Hanı, Taşhan, İkizzâde (Ekizzâde) Hanı, Müftü Efendi Hanı, Karaçengeloğlu Hanı, İki Kapılı Han, Murathanzâde Mahzeni, Hacı Hüseyin Hanı, Alaca Han, Zincirli Han, Yalı Han, Mir Beyi Hanı, Hacı Mustafa Hanı, Hava Hatun’un Misafir Odaları, Dellâl Molla İsmail Menzili, Velioğlu Ah- met’in Odası. 226 TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR Tüccarlar tarafından kullanılan ve özellikleri hakkında arşiv kayıtlarına göre bilgiler ve- rilen han, misafirhane, menzil ve odalar haricinde çeşitli nedenlerle Trabzon’a gelen ve ticari amacı olmayan misafirler Sulu Han,42 Trabzon çarşısında Hacı Tosun Hanı43 ve yine Trabzon çarşısında Semercioğlu Hanı’nda44 konaklamışlardı. İsimleri verilen bu hanların genelde Trabzon’un Çarşı Mahallesi’nde yer almalarından hareketle, misafirlik haricinde ticari amaçlı hanlar olarak da hizmet vermiş olduklarını da göz önünde bulundurmak ge- rekmektedir. Bahsi geçen hanlar ve diğer konaklama merkezleri hakkında verilen bilgilerden hareketle Trabzon’da, ticari faaliyetlerin büyük ölçüde gerçekleştiği mekânın günümüzde bedeste- nin bulunduğu ve 1700’lü yılları içeren arşiv kayıtlarında Çarşı Mahallesi diye geçen, gü- nümüzde dahi halen Çarşı Mahallesi olarak bilinen merkez ve çevresi olduğunu söylemek mümkündür. Çarşı Mahallesi haricinde, Aşağıhisar’da yer alan Pazarkapı mahallesinin de Trabzon ticaretinde önemli bir yere sahip olduğu anlaşılmaktadır.45 Yeni Han ile Hacı Yahya Hanı 1700’lerde Trabzon’a ticari amaçlı olarak gelen ve konaklama merkezlerinde kalan tüccarın hemen hemen yarısını ağırlamıştır. Bu hanı Taşhan takip etmekteydi. Ti- cari amaçlı olarak kullanıldığı tespit edilen 17 konaklama merkezine misafirlik amacıyla hizmet veren diğer 13 konaklama yeri de eklendiğinde han, menzil, misafirhane, oda ve mahzenden oluşan 30 farklı konaklama yerinin, ticari amaçlı olanlar ağırlıkta olmak üze- re dışarıdan çeşitli amaçlarla Trabzon’a gelen yolculara hizmet verdiği görülür. Bunlara ticari merkezlerde yer alan fırın ve kahvehaneleri de eklemek mümkündür.46 Trabzon Esnafı Trabzon esnafı içerisinde debbağlar (tabaklar) ile attarların diğer esnaf ve zanaat erbabına göre daha varlıklı oldukları söylenebilir. Onları kazzazlar, sarraçlar, bezzazlar, berberler, terziler, kayıkçılar, bakırcılar, eskiciler ve çörekçiler takip etmekteydi. Hâl böyle olmakla birlikte göz attığımız sayısız esnaf ka- yıtlarına göre Osmanlı esnafını, debbağlar ve attarlar hariç, toplumun orta sınıfı, şehirli nüfusun mütevazı bir kesimi olarak ifade etmek mümkündür. Çünkü devlet, ekonomik ya- pıda aşırı zenginliğin ortaya çıkmasını sağlayacak şartları törpülemek için elinden gelen tüm imkânları yeri geldiğince seferber etmekte gayet başarılı olduğundan büyük sermaye birikimi imkânsız gibi bir şeydi. Tablo II: Trabzon’da Faal Ticaret ve Zanaat Erbabı Abacı Aşçı Aşçıbaşı Attar Babuççu Bakkal Balıkçı Berber Bezci-Bezzaz Bıçakçı Bostancı Boyacı Camcı Cerrah Çakmakçı Çamaşırcı Çanakçı Çarıkçı Çenger Çıkrıkçı Çilingir Çizmeci Çoban Çuvalcı Çömlekçi Çörekçi Çubukçu Debbağ/Tabak Değirmenci Dellal Duhancı Dülger Esirci Ekmekçi/Habbaz Fırıncı Hallaç Hamamcı Hammal Hancı Hasırcı Hurmacı Irgatçı TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR 227 İplikçi Kahveci Kalaycı Kalpakçı Kalyoncu Kantarcı Kasap Katırcı Kavukçu Kayıkçı Kazancı Kazzaz/Gazzaz Keresteci Ketancı Keyvancı Kundakçı Kuyumcu Kürekçi Kürkçü Lüleci Lülükçü Mataracı Mekâri Merammetçi Mestçi Muhçı Mumcu Mücellid Neccar Paçacı Reis Saatçi Sandalcı Sandıkçı Sarıkçı Sarraç Semerci Sıvacı Şatır Şerbetçi Tabancacı Tarakçı Taşçı Tekneci Tellak Terzi Demirci Doğramacı Tokmakçı Tuzcu Tüfenkçi Usta Varilci Yamak Yazıcı Yelkenci Yemenici Yorgancı Trabzon’da şehrinde sanayi kolları içerisinde debbağı, sarracı, çizmecisi, pabuççusu ve paşmakçısı ile deri sanayi bir hayli dikkat çekmektedir. Deri sanayii, yüzyıllarca Müs- lüman ahâlinin elinde olan bir iş kolu idi. 1550’lerde Tabakhane, devam eden yıllarda Debbağhane adıyla şehirdeki küçük bir çayın çevresinin mahalle hâline gelmesine imkân veren Trabzon dericileri gerek nicelik ve gerekse nitelik açısından diğer meslek sahiple- rine göre daha faal gözükmektedirler. Bu durum muhtemel diğer Osmanlı şehirlerinde de benzerdi. Tekin, debbağların 1700’lerin ikinci yarısında sanatlarının zirvesine çıktıkları- nı ve zenginlik açısından diğer esnaftan üstün olduklarını, her bir debbağın iki-üç katlı bi- nalarda faaliyet gösterdiklerini, debbağhanelerde usta, çırak ve kalfaların sayısının bazen 15-20’ye kadar ulaştığını, her bir debbağın nehir suyu ile işleyen ve palamut öğütmeye yarayan bir değirmeni ile bostan kuyusu gibi kuyuları bulunduğunu belirtmektedir. Bu münasebetle Debbağhane sakinlerinden vefat eden Debbağ Hacı Hasan’ın vefat etti- ğinde arkasında bıraktığı mal varlığına bakıldığında, terekesinde 600 akçelik tahmilat- hane, 3000 akçelik gön, 6000 akçelik bir debbağ dükkânı ve 600 akçelik mülk-i menzili bulunmakta olup toplamda ise 1000 kuruşluk (12.000 akçelik) mal varlığına sahipti. Bu kayıt Trabzon debbağlarının zenginlikleri ile ilgili olarak dericiliğin Trabzon’da önemli bir meslek olduğunu göstermektedir. Diğer meslek erbabının terekelerine bakıldığında bunların debbağlar ve attarlar kadar servet bırakamadıkları dikkat çekmektedir. Meselâ, Kazzaz (ipekçi) Halil’in terekesi 411 kuruş ve 3 paradan oluşmakta olup terekesinde 495 paralık ibrişim (bükülmüş ipek, ipek ipliği) ve ipek (ham ipek) yer almaktaydı. Aynı şe- kilde gemici tayfasından Halil Reis’in 796 kuruştan oluşan mal varlığına bakıldığında terekesinde İskenderpaşa Mahallesinde 250 kuruşluk bir bahçe, Çömlekçi limanındak üç ortaklı bir geminin 1/3 hissesinden 401 kuruş ve yine Çömlekçi’de kardeşiyle ortak 15 kuruşluk kârhane yer almaktaydı. Buna karşın, Trabzon’un Zağnos Kapısı Mahallesi’n- den Attar Sim Mehmet Efendi’nin terekesine bakıldığında debbağlar gibi attar esnafının zenginliği de hemen anlaşılır. Mehmet Efendi’nin, 3366,5 kuruştan (403.980 akçeden) oluşan terekesinde şahsi eşyaları haricinde çarşıda olan attar dükkânı ve Taşhan’da olan attar hırdavatının satılmasından 1252 kuruş 9 para elde edildiği kayıtlıdır. Gümüşhane madenlerinin Trabzon’a yakın olmasından dolayı Trabzon halkı açısından bakırcılık önemli bir iş koluydu. 1750’lerde bakır işçiliği oldukça kâr getiren meslekler 228 TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR arasında olduğundan, Trabzon’da bakır dükkânlarında bakır işlenmeyerek mahalle arala- rında kaçak olarak bakır işlenmesi önemli bir sorun hâlini almıştı. Benzer şekilde Trab- zonlu bakırcıların şöhreti memleket genelinde kabul görüyor olmalı ki, Trabzon’un Maç- ka Kazası’ndan Yordanoğlu Topal Haçyan, Trabzon’dan ayrılarak ilk olarak Kudsi Şerîf’e gitmiş oradan da İstanbul’a geçerek Sultan Bayezid’de kazancılık yaparken vefat etmişti. Yine, bakırcılık mesleği ile alakalı olarak üretilen bakır kapların kalaylanması, yani ka- laycılık önemli bir uğraş alanıydı. Zira Trabzonlu girişimciler kalaycılıktaki deneyimleri- ni Bursa’da ikâmet edip, Bursalı tüccarlar ile ortaklık kurarak yürütecek kadar işlerinde uzmanlaşmışlardı. Bölgedeki ticari ve askerî ulaşımın daha önce bahsedildiği gibi genellikle deniz vasıta- sıyla karşılanması kayıkçıların ve gemi sahiplerinin sayıca fazlalığını ortaya çıkarmıştır. Trabzon’daki kalabalık kayıkçı tayfasının başında kayıkçıların idarî sorumluluğunu yürü- ten bir kayıkçılar kethüdasının bulunması, kayıkçı esnafının örgütlenmesini vurgulamak açısından önemlidir. Trabzon’da muhtelif alet ve eşya imali ile ilgili meslekler arasında çömlekçilik önemli olup 1500’lerin sonlarında, Dafnunda diye arşivlerde yer alan mahal- le çömlekçilerin merkezine dönüşmüştür. Çünkü bu mahalle 1520’den sonra Dafnunda nâm-ı diğer Çömlekçi, 1562 yılından sonra ise günümüzde olduğu gibi sadece Çömlekçi Mahallesi diye anılır olmuştur. 1700’lerde, Trabzon’un Çömlekçi Mahallesi’nde Murat- hanlılar ve Bünyadzâdeler gibi Trabzon’un zengin ve nüfuzlu ailelerine ve diğer başka ailelere ait beş adet büyük kiremit üretim yeri ile Trabzon’un diğer bir nüfuzlu ailesi olan Çubukçuzâdelerden Çubukçuzâde Ahmet’e ait bir kiremit üretim yeri bulunmaktaydı. Bu durum, kiremit ve çanak-çömlek imalatının şehir üretimi ve ticaretinde önemli bir yer tut- tuğunu göstermektedir. Şehirdeki esnaf hakkında verilen bu kısa malumattan hareketle, 1700’ler Trabzon’unda dericilik ve attarcılığın daha çok para getiren uğraşlar olduğu, ba- kırcılık, kayıkçılık, kalaycılık, kazzazcılık (ipekçilik), sarraçlık, eskicilik ve çörekçiliğin de yaygın meslekler olduğu söylenebilir. Her ne kadar esnaf meseleleri arasında ketancılığın pek yer almadığı gözlense de, Trabzon’da keten bezi dokumacılığının bir mukataa hâlinde işletildiği ve ketenin hem işlenmiş hem de ham olarak Mısır’a kadar sürümünün var oldu- ğu göz önünde bulundurulduğunda ketancılığın da önemli meslekler arasında yer aldığı düşünülebilir. Kettancılık, muhtemelen çarşıdaki dükkânlardan çok evlerde icra edildi- ğinden olsa gerek, bir meslek teşekkülü olarak gelişme gösterememiştir. Ve son olarak, devrin şartları gereğince hamam işletmeciliğinin önemli bir iş kolu olduğunu söylemek mümkündür. Trabzon’da üretim faaliyetleri geniş bir çeşitlilik göstermektedir. Bununla beraber şehirde abacılar, debbağlar, kazancılar ve hallaçlara ait çarşıların yer alması Trabzon’da dericilik, dokumacılık ve bakırcılık üzerinde yoğunlaşan iş kollarının diğer iş kollarına göre daha yaygın olduklarını göstermektedir.47 Neticede, Trabzon’daki ticari alt yapının Trabzon ticaretindeki yeri ve önemi hakkında şu sonuçlara varabiliriz; sanayi öncesi toplumlarda gerçekleşen ticaret ilişkilerinde çar- şı-pazarların varlığı ile ulaşım ve konaklama gibi etkenlerin ticari hayatın kolaylaşması veya zorlaşmasında önemli bir etkiye sahiptir. Trabzon ve çevresindeki ulaşım ve yük- leme-boşaltma şartlarının olumsuzluklarına rağmen tüccarlara hizmet eden bedesten, han ve çarşı-pazar gibi ticari merkezlerin sayısal olarak fazlalıkları dikkat çekmiştir. Zira Trabzon’da her türlü ticarete hizmet edecek çarşı ve pazarlar sadece şehir içerisinde değil TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR 229 aynı zamanda Platana, Fol Deresi, İskefye, Sürmene ve Of gibi Trabzon’un kaza ve nahi- yelerinde dâhi bulunmaktaydı. Trabzon sahilinde denize yakın konumda olan birçok ticari yapı, Trabzon’a gelen tüccarların konaklama ve depolama faaliyetlerine yeterince destek olmuştur. Denilebilir ki, Trabzon ve çevresinde deniz ve kara yollarında gerçekleşen ula- şımda görülen alt yapı olumsuzluklarının aksine şehir içerisinde yer alan konaklama mer- kezleri ile çarşı ve pazarlar tüccarların her türlü ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılamışlardır. Kısacası yerel ve bölgeler arası iş yapacak girişimcilere destek mahiyetinde Trabzon’da canlı bir ticari hayata imkân verecek konaklama, depolama ve satış mahalleri yeterince mevcuttu. Neticede, zenginler başta olmak üzere özel sektöre ait olan birçok bina sadece özel sektörün sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarına cevap vermekle kalmayıp, aynı zamanda devletin İran ve Güney Kafkasya taraflarına düzenlediği askerî seferlerde imparatorluğun çeşitli mahallerinden Trabzon’a gönderilen zahirenin depolanmasında da önemli görev- leri yerine getirmiştir. Trabzon’da Ticaret ve Tüccar Trabzon Orta Anadolu’dan Doğu Anadolu’ya, Kafkaslardan Kırım’a ve Bağdat’tan Rumeli topraklarına kadar çok geniş bir alanın ekonomi- siyle bütünleşmiş olduğundan pek çok tüccarı kendine çekebilecek iktisadi kapasiteye sahip bulunmakta, bu hareketlilik ise şehir ve çevresinde sosyal, kültürel ve ekonomik alt yapının gittikçe şenlenmesini beraberinde getirmekteydi. Bu süreç nüfus ve göçlerle savaşların ortaya çıkardığı farklı ortamlardan olumlu ve olumsuz olarak etkilenmiştir. Osmanlı Dönemi Karadeniz merkezli denizcilik faaliyetleri karakter itibarıyla iki ayrı dö- nemden oluşmaktadır. İlki; Karadeniz’de deniz ulaşımının bütünüyle Osmanlı hâkimi- yetinde olduğu, yabancılara faaliyetlerinde bu denizi kendi gemileriyle kullanma müsa- adesinin verilmediği, ticaret ve taşımacılık ilişkilerinin Osmanlı vatandaşları tarafından yürütüldüğü 1774 yılına kadar olan dönemdir. Bu dönemde Karadeniz ticareti başkent İstanbul’u merkeze alacak şekilde örgütlenmişti. İstanbul, tüm malların toplandığı ve bu- radan yeniden dağıtıma girdiği merkez konumundaydı. Karadeniz taşımacılığında farklı- lık taşıyan diğer bir dönem 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile hâkimiyetin Rusya, yüz- yılın sonlarında ise Avrupa devletleri ile paylaşılmaya başlandığı dönemdir. Bu dönemde hububata dayalı arz ve talep çerçevesinde Kuzey Karadeniz’de yer alan Rus limanları ile İstanbul ve Akdeniz arasındaki ticaret ve taşımacılık ilişkileri gelişme göstermiştir. Bu süreçte, Trabzon’un da içerisinde yer aldığı Güney Karadeniz limanları ise, en azından 1830’ların sonlarında buharlı gemi taşımacılığının önem kazanmasına kadar, durağan kaldığı söylenebilir. Osmanlı Devleti, başarısızlıkla sonuçlanan bir dizi askerî ve siyasi gelişme sonucunda Ka- radeniz’in kuzeyindeki topraklarını 1700’lerin son 25 yılında Rusya’ya bırakmak zorunda kalmıştır. Ancak devlet, boğazlara sahip olması nedeniyle Karadeniz genelindeki ekonomik faaliyetleri kontrol etmeye, vergilendirmeye devam etmiştir. Karadeniz ticareti, 1774’ten sonra yabancı devletlerin kullanımına açılmış olmakla birlikte, bu tarihten 1830’lara kadar yabancıların ticari faaliyetleri ağırlıklı olarak İstanbul ile kuzeydeki Rus limanları arasın- da gerçekleşmiştir.48 Yabancı devletler 1774’ten sonra Karadeniz’de ticaret yapmak ve iste- dikleri yerde konsolos bulundurmak gibi hakları elde etmişlerdi. Ancak, Rus konsolosunun 230 TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR Sinop’a yerleşmesine yerli halkın aşırı tepki vermesi örneğinin yanı sıra 1830’lara kadar Güney Karadeniz limanlarında ticaret hacminin düşük seviyelerde gerçekleşmesi gibi et- kenlerden dolayı yabancıların, İstanbul dışındaki Karadeniz’de yer alan Osmanlı limanla- rıyla olan ticari faaliyetleri sınırlı kalmıştır. Bu durum, yabancı devletlerin 1774’ten sonra Karadeniz’in muhtelif yerleşimlerinde açmış oldukları temsilcilikleri zamanla Trabzon gibi bazı şehirler ile sınırlandırmalarına yol açmıştır.49 1815 Viyana Kongresi ile Avrupa’da barış sürecine girilmesi neticesinde yabancı devletlerin Karadeniz ticaretine yönelmeleri söz konusu olmuştur. Yabancıların brik ve pulaka gibi büyük yelkenliler ile Karadeniz ti- caretine girmeleri geleneksel taşımacılık sisteminde bir değişimin işareti iken, 1830’lar ile birlikte, başta Avusturya ve İngiltere olmak üzere yabancıların buharlı gemiler ile Karade- niz’de ticari faaliyetlere başlamaları esaslı bir dönüşümün işaretiydi. İngiltere’nin İran ile olan ticaretini açık denizler yanında mesafe olarak daha kısa ve taşıma maliyetleri açısın- dan da daha ucuz olan Tebriz-Trabzon-İstanbul yolu ile gerçekleştirmeye başlaması bahsi geçen değişim ve dönüşüme katkıda bulunduğu gibi iktisadi,50 sosyal ve politik gelişmelere de yol açmıştır. Böylelikle Karadeniz coğrafyası yüzyıllarca karşılaşmadığı birtakım köklü değişiklikler ile 1774-1830 yılları arasında tanışmak zorunda kalmıştır. Bu gelişmelerin or- taya çıkmasındaki itici güç, şüphesiz sanayileşmekte olan Avrupa ve Rusya’nın yeni siyasi ve iktisadi faaliyet sahaları elde etme gayretinden kaynaklanmaktaydı. Canlanmakta olan ekonomik faaliyetler nüfus hareketleri başta olmak üzere birçok deği- şikliğe yol açmıştır. Güney Karadeniz coğrafyası genelinde nüfus artışının yaşanmadığı- na dair bilgiler olmakla birlikte,51 1700’lerin ortalarından itibaren sahillerde nüfus artışını da içeren önemli bir kentleşme ve ticarileşme süreci yaşanmıştır. Dolayısıyla nüfusun beslenmesi, idaresi ve güvenliği yeni yapılanmalara yol açmış olduğu gibi, bu değişimin ticaret ve taşımacılık ilişkilerine yansıması da söz konusu olmuştur. 1700’lü yıllara ait göstergeler ekonomik büyümeyi işaret etmektedir. Nitekim bölgedeki ekonomik faaliyet- ler ile alakalı gümrük, ihtisab, dellâliye ve şemhâne gibi yerel ve bölgesel ekonomik faali- yetleri vergilendiren devlet işletmelerine ait ihale bedellerinin 1730’lardan itibaren önce- sine oranla birkaç katı oranında artarak büyümesi söz konusudur. Benzer şekilde han ve misafirhane gibi iktisadi faaliyetler ile ilişkili bina sayısında, yine aynı tarihten sonra ar- tış yaşanmıştır. Bölgedeki bu hareketlilik aslında tüm Osmanlı coğrafyasındaki genel bir ekonomik hareketliliğin uzantısıdır. Bu bağlamda Osmanlı azınlıklarının gelişmekte olan Orta ve Güney Avrupa’nın ekonomik merkezlerine (Livorno, Trieste, Viyana, Venedik vb) Balkanlar ve Akdeniz üzerinden göç etmeye ve yerleşmeye başlamalarının yine 1730’lar- da yoğunlaşmaya başlamış olması bir rastlantı değildir. Anlaşılan 1700’lerin ortalarına doğru Avrupa ekonomisi Atlantik ekonomisiyle bütünleşme evresine girmiş, ihtiyaçlar ekseninde yaşanan arz talep ilişkili dünya ekonomisi Osmanlı Devleti’nin batıda kalan yerleşimleri başta olmak üzere, Karadeniz sahil yerleşimlerini de içine alacak derecede genişlemeye başlamıştır. 1730’lar ile birlikte Güney Karadeniz kıyı yerleşimlerinde eko- nomik faaliyetlerin büyümeye başlaması, bölgenin gelişmekte olan Avrupa ile doğrudan bağlantıları olan İstanbul ve Balkanlar ile kadimden beri köklü ticari bağlantıları bulun- masının sonucudur. Trabzon Merkezli Karadeniz Ticaretinde Balkanlar ile İlişkiler: Güney Karadeniz kıyısında yer alan yerleşimlerin çoğunlukla münasebet kurdukları yer öncelikle başkent İstanbul, daha sonra ise Balkanlar ile Tuna coğrafyası olmuştur. Trabzon’a dışarıdan gelen mallar TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR 231 burada satıldıktan sonra Trabzon’un kendine has ürünleri olan keten, ketenli dokumalar, iplik, balmumu, ham bakır ve bakır kap-kacak tüccarlar tarafından satın alınarak götü- rülmüştür. Şehre gelen tüccarlar içerisinde Anadolu yönünden gelenlerin sayısal olarak büyük bir ağırlığı söz konusudur. Trabzon’a Anadolu’nun iç kısımlarından karayoluyla ge- len tüccarlar daha çok çeşitli türde bez ve kumaşlar getirirlerken, İstanbul ve Rumeli’den gelen tüccarlar ise çoğunlukla tütün, demir, kalay, hırdavat türü eşya ile aba ve kebe gibi kaba yünlü kumaşlar getirmişlerdir. Rumeli ve çevresi, sanayileşmekte olan Batılı devletlerin yoğun iktisadi ilişkilerde bulun- duğu bir bölgeydi. Almanya ve Rusya’nın Balkan ticaretine girmesiyle birlikte Balkan- larda ve Orta Avrupa’da yer alan fuar ve panayırların ticari yoğunlukları bu yüzyılda art- mıştı. Balkanlarda pamuk, yün, buğday, mısır ve tütün üretimi ihracata konu olan önemli ürünlerin başında gelmekteydi. Seres ovalarında pamuk, keten ve ipek yetiştirilmekteydi. Seres şehri, Avrupa’daki Türk topraklarının en büyük pamuk pazarıydı. Selanik ise hem İstanbul’dan sonra Makedonya pamuğunun ihraç edildiği başlıca liman ve hem de Av- rupa’daki en büyük Osmanlı limanıydı. Filibe’nin kaba yünlüleri (aba ve kebe) Filibeli tüccarlar tarafından Suriye ve çevresine kadar götürülerek pazar imkânı bulabilmekteydi. Balkanların buğday, deri ve yünü her devirde önemini sürdürmüştür. Yenice-i Karasu, Yenice-i Vardar ve Kırcaali Balkanlarda tütün üretiminin yapıldığı önemli merkezler olup bu mallar Kavala, Karaağaç ve Burgaz limanları vasıtasıyla ihracata konu olmaktaydı. Bal- kanlarda yetişen tütün Güney Karadeniz limanlarına ve bu limanlar vasıtasıyla Sivas, Gü- müşhane ve Bayburt gibi iç bölgelere nakledilerek satışa sunulmaktaydı. Bulgaristan’dan Edirne yolu vasıtasıyla Anadolu’ya giren pirinç, tütün, hayvan postları, kaba yünlü ku- maşlar ve hırdavat ürünleri Suriye’ye kadar alıcı bulmaktaydı. Pamuk, yün, tütün ve mum gibi Osmanlı ürünleri Lemberg, Leipzig ve Viyana vasıtasıyla Kuzey Avrupa’ya kadar ulaşmaktaydı. Leipzig fuarı 1700’lerde en parlak devrini yaşamış- tı; bu fuara Alman malları yanında Fransız, Hollanda ve İngiliz menşeli mallar da gelmek- teydi. Avusturya’nın Balkanlardan satın aldığı tahıl, endüstriyel bitkiler (tütün, pamuk, ipek), hayvanî ürünler (deri, yün), yarı işlenmiş maddeler (aba, kaytan vb), balmumu, kereste ve maden cevherleri Osmanlı Rumelisindeki tarım, ziraat ve ticaretin kompozis- yonunu değiştirmiştir. Avusturya, Prusya, Saksonya ve İsviçre’nin yeni dokuma fabrika- ları Makedonya ve Teselya’nın yün ve pamuğuna ihtiyaç duymaktaydı. İtalya, Fransa ve Almanya’nın Balkan ürünlerine olan taleplerinin artması Makedonya pamuk üretiminin 1720 ile 1780 arasında üç misline çıkmasına neden olmuştu.52 Benzer gelişmeler Trabzon (veya Anadolu) ile Balkanlar arasındaki iktisadi faaliyetlerin önem kazanmasını sağla- mıştır. Balkanlar yönünden Trabzon’a gerçekleşen ticarette en önemli metanın tütün ol- duğu söylenebilir. Osmanlı Balkanı, imparatorluğun en önemli tütün üretimi ve ticaretinin yapıldığı bir coğ- rafyaydı. Selanik, Yenice-i Karasu ve Belgrat gümrükleri bölge tütünün Anadolu ve Av- rupa’ya aktarıldığı önemli merkezlerdi. Karadeniz’e gelen tütün İstanbul üzerinden veya Burgaz ile Varna limanları üzerinden gelen Balkan tütünüydü. Rumeli menşeli tüccarın Trabzon ve çevresindeki faaliyetlerini en iyi şekilde gözler önüne seren kayıtlardan biri Filibe kazasına bağlı Karlova kasabası ahalisinden Molla Hasan’a aittir. İlgili kayda göre Molla Hasan’ın Rumeli’den getirdiği malların hemen hemen tümünü tütün oluşturmak- taydı.53 232 TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR Gümüşhane ve çevresi bilhassa gümüş madenleri açısından zengindi. Çıkarılan madenler kara yollarıyla sahile taşındıktan sonra buradan İstanbul’a (devlete) veya piyasaya sunul- maktaydı. Trabzon ve çevre iskeleler vasıtasıyla ihraç edilen bakırın esas alıcısı Rumeli ve çevresiydi.54 Gümüşhane madenlerini işleten müteşebbisler madenlerden elde ettikleri bakırın vergi yerine geçen 1/5 oranındaki mirî (devlete ait) hisseyi devlete teslim ettikten sonra geriye kalan bakırın ticaretini yapabilmekteydiler.55 Ancak devlet, 1700’lerin ikinci yarısında ordusu için gerekli olan hammadde ihtiyacı nedeniyle Gümüşhane madenlerin- den elde edilen bakırın kesinlikle başkalarına satılmamasını önemle istemiştir.56 Bununla birlikte, özel sektör tarafından tüccara satılan bakır çeşitli yollarla düşman eline geçmek- te, bu durum ise devleti önlem almaya itmekteydi. Osmanlı idarecilerine göre, bakır ma- denleri altın ve gümüş madenleri gibi devlete ait olduğu halde ecnebi devletlerin çoğu devlete ait olan bakırı alıp savaş aleti yapmakta olduklarından lüzumunda devletin elinde bakır bulunmayıp, bakır devlet tarafından piyasadan pahalı fiyattan satın alınmaktaydı. Dolayısıyla devlet, bundan böyle Ergani, Gümüşhane ve Kastamonu madenlerinde hâsıl olan bakırın (sadece) hükümete satılmasını istemekteydi.57 Devlet, bakırın yabancılara sa- tışı gibi yerli tüccara satışına da onay vermemekteydi. Tüccarlar, Trabzon eyaletine bağlı bir kaza ve önemli bir maden üretim merkezi olan Es- piye’ye giderek ticaret yapmaktaydılar. Trabzon’un Saçlı Hoca Mahallesi sakinlerinden olup ticaret amacıyla Espiye madeninde bulunurken 1770 yılında vefat eden Alioğlu Gü- müşhaneli Abdülzâde Hüseyin’in 1518 kuruş 13 paradan oluşan terekesinde ticarete konu olabilecek 664 kuruş 46 paralık bakırdan kap kacak ev eşyası, ham bakır ve bakır hurdası ile 24 kuruşluk gümüş bulunmaktaydı. Bu devirde Trabzon’da satışa sunulan bir evin or- talama olarak 100-250 kuruş değerde olduğu dikkate alındığında büyük bir bakır tüccarı ile karşı karşıya olunduğu anlaşılmaktadır. Abdülzâde’nin toplam 1210 kuruştan oluşan borcunun önemli bir kısmının Filibe’den Karlovalı Molla Hasan (265 kuruş)58 ve Trabzon ileri gelenlerinden Çubukçuzâde Hacı Ahmet Ağanın kızı Ayşe Hatun (150 kuruş) ile ilgili olması dikkate değerdir. Molla Hasan büyük bir tütün ihracatçısıydı. Çubukçuzâdeler ise Trabzon’da pek çok dükkâna, emlağa sahip olan, yöredeki devlet işletmelerini ihale ile alıp işleten, siyasi ve iktisadi gücü olan önemli bir aileydi. Anlaşılan, Abdülzâde’nin Es- piye madeni ile olduğu gibi Rumeli’deki ticari öneme sahip iskele ve şehirler ile de güçlü iktisadi bağları bulunmaktaydı.59 Maden ticareti devletin iâşe merkezli tüm çabalarına rağmen yüzyıl müddetince bazen yasak olarak gerçekleşmeye devam etmiştir. Bölgedeki madenler Trabzon, Espiye, Tirebolu ve Akçaabat iskelelerinden yüklenip başta Rumeli ol- mak üzere İstanbul taraflarında yer alan pazar ve panayırlarda gerek Müslüman ve gerek kefere tüccarlarına satılmıştır. Rumeli coğrafyasından Samsun ve Trabzon havalisine ve bu limanlar vasıtasıyla da Anadolu’ya önemli miktarlarda kaba yünlü dokuma aktarılmaktaydı. 1771 yılına tarihli Samsun ve ona bağlı iskele gümrükleriyle ilgili kayıtlara göre, “aba-i Filibe-i Varna” veya “aba-i Varna” adları altında ihraca konu olan abaların Samsun ve çevre iskelelere akta- rılması söz konusudur. Kayıtlar Rumeli’den gelen abaların bütünüyle Varna mamulü ol- duğunu göstermektedir. Ayrıca ilgili kayıtlara göre deir çubuk ithali yanında Rumeli’den Güney Karadeniz kıyılarına dokuma ithal etme işi gayrimüslimlerin tekelindeydi.60 Rumeli’den gelen yünlü dokumalardan üretilen pek çok çeşit ürün farklı adlar ile piya- saya girmekteydi. Bu minvalde 1780’de ticaret amacıyla Burgaz iskelesinde bulunurken TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR 233 vefat eden Trabzonlu Hacı Mehmet’in 2666 kuruşluk mal varlığı/terekesi Rumeli ile böl- ge arasında ticarete konu olan malların hangi kalemlerden oluştuğunu göstermesi açı- sından önemlidir. Burgaz İskelesi’nde vefat ettikten sonra yanında mevcut olan eşyası Aşçı Hasan Reis tarafından Trabzon’a getirilen Hacı Mehmet, muhtemelen Trabzon’dan götürdüğü birtakım malları Burgaz’da sattığı gibi; Burgaz’dan da bazı malları satın al- mıştı. Çünkü Hacı Mehmet, Burgaz İskelesi’nde gümrük vergisi ödemişti. Hacı Meh- met’in vefat ettiğinde yanındaki ticari eşyası Osmanlı Balkan Eyaletlerinin tarım, sanayi ve madencilik alanlarındaki üretim becerisini göz önüne sermektedir. Hacı Mehmet’in Trabzon’daki mal ve mülkünün değeri olan 423 kuruş hariç tutulursa, yanında taşıdığı malları, nakit parası ve alacakları ile birlikte yaklaşık 2243 kuruşa ulaşmaktaydı. Bu hâ- liyle Hacı Mehmet’i, Trabzon’un XVIII. yüzyıldaki büyük tüccarlarından biri olarak kabul etmek gerekir.61 Terekede yer alan Rize bezi, Rumeli’ye götürülen belki de tek Trabzon ve çevresi ürünü olarak dikkat çekmektedir. Hacı Mehmet’in terekesinde yer alan aba, kebe, fes, gaytan ve çuka gibi yünlü dokumaların Filibe ve Karlova coğrafyasında üre- tildiklerine şüphe yoktur. Bu dokumalardan atlas, elvan seccade, beyaz havlu ve alaca sicim gibi bazı dokumaların-Trabzon’a Kayseri ve çevresi tüccarlarının getirdiği pamuk ağırlıklı yünlü dokumalara benzerliğinden yola çıkarak-Anadolu’dan Trabzon’a getirilen ve buradan Trabzon vasıtasıyla Rumeli taraflarına tekrar nakledilmiş olan dokumalar ol- duğu düşünülmektedir. Ayrıca, Hacı Mehmet’in terekesinde yer alan Mısır süpürgesi ile pirincin Mısır’dan Selanik’e ulaşan mallar olmaları, yine aynı terekede yer alan çeliğin ise Selanik limanı vasıtasıyla Balkanlara ulaşan İngiliz mamulü olma ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Hacı Mehmet’in terekesinde yer alan iç yağı, buğday, tüfek ve tüfek demiri ile fişekliklerin, şimdiye kadar ele alınan tüccar terekelerinden hareketle Rumeli, Tuna ve çevresi ürünleri olması gerekmektedir. Zira Rumeli’deki küçükbaş hayvan besiciliği ile buğday tarımının sahip olduğu şöhretin yanı sıra buradaki demir maden ocaklarının varlığı ve bu madenlerin Osmanlı silah sanayisindeki şöhreti ile önemi malumdur. Hacı Mehmet’in yanındaki eşyadan hareketle, Trabzon ve çevresinin zirai ve sınai açıdan ken- dine ne kadar yetersiz olduğu ortaya çıkmaktadır.62 Trabzon ve çevre ticaretinin Rumeli iskeleleri için taşıdığı hayati önem gözler önüne serilmektedir.63 Bölge bakırı Rumeli ve çevresi için ne kadar önemliyse, Rumeli demiri de Anadolu için o denli önemliydi. Tüccar- ların terekelerinde yer alan tüfek, tüfek demiri ve fişeklikler Rumeli’nin demir işçiliğinde önemli bir deneyime sahip olduğunun göstergeleridir. Tacirler demiri Burgaz’ın yanı sıra İstanbul’dan da tedarik etmekteydiler.64 Trabzonlu Hacı Memiş getirdiği 340 adet demir çubuk karşılığında 25,5 kuruş, Trabzonlu Halil Ağa da 450 adet demir çubuk karşılığında 48 kuruş gümrük vergisi ödemişti.65 Tüccarlardan %3 üzerinden gümrük vergisi alındığı hesap edilirse bu iki tüccar tarafından getirilen demirin toplamda 2450 kuruş kıymetinde olduğu ortaya çıkmaktadır ki, bu miktardaki para ile bu devirde rahatlıkla bir şayka gemi- sini veya Trabzon şehir merkezinden 10’u aşkın bahçeli evi satın almak mümkündü. Kırım ve Çevre Yerleşimler Arasındaki Ticari İlişkiler: Karadeniz’in yabancılara kapalı olduğu 1774’e kadar olan süreçte Karadeniz’in dört bir tarafında gerçekleşen deniz taşıma- cılığında İstanbul’un iâşesine dayalı faaliyetler ilk sırada yer almıştır. Bu nedenle Kara- deniz’deki Osmanlı ticari faaliyetlerinin genelde buğday ve benzeri zahirenin temini çev- resinde gerçekleştiği söylenebilir. Zahire, yoğunlukla Tuna havzası ile Kırım ve Rumeli iskelelerinden sağlanmakta olduğundan, bu bölge iskeleleri ile İstanbul arasında yoğun taşımacılık faaliyetleri söz konusuydu. 234 TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR Kumaş ticareti kuzeyin ithalatında baskın olmaya devam etmiştir. 1753’te Fransız konso- losu olarak Kırım Hanlığı’na gönderilen Peyssonel’in Kırım ve çevresinin iktisadi şartları hakkında vermiş olduğu bilgiler Anadolu’dan Kuzey Karadeniz kıyılarına yünlü ve pamuk- lu kumaş nakletmenin yoğun olarak devam ettiğini; ucuz Osmanlı bogasilerinin Fransız yünlü kumaşlarının sürümünü azalttığını göstermektedir. Peyssonel’in raporunda kuzeye ihraç edilen dokumalar içerisinde Tokat, Amasya ve Kastamonu ürünlerinin ağırlıkta ol- duğu ve bu malların Sinop, Samsun, Ünye ve İstanbul’dan nakledildiği belirtilmektedir. Aynı rapora göre, ketenden yapılan “ince tire” isimli kumaş Trabzon ve Rize’den kuzeye nakledilmekteydi.66 Bölgede üretilen ve Trabzon üzerinden piyasaya pazarlanan keten Kı- rım’dan Kuzey Avrupa’ya; Balkanlardan Mısır ve Ortadoğu’ya kadar ihraç edilmekteydi.67 Deniz taşımacılığı üzerine ortaklık kurarak ticaret yapmak bir gelenekti. Gemiciler, kendi hemşerileri ile olduğu gibi aynı zamanda en çok sefer yaptıkları başkent İstanbul’daki gi- rişimciler ile de sözleşme yolu ile ticari faaliyetlerde bulunmaktaydılar.68 Bu yönde 1790 tarihli bir arşiv kaydı kuzey coğrafyasının güneyden hangi ticaret mallarını bilhassa talep ettiğini göz önüne sermektedir.69 Bahsi geçen ticari faaliyet, Trabzon ve Samsun gibi iki önemli iskelenin art bölgeleri ile olan tarihî bağları sayesinde Anadolu’dan kuzeye ya- pılan kumaş, tütün, sahtiyan ve belki de daha başka malların ticaretinde önemli transit merkezler olarak önemlerini korumaya devam ettiklerini göstermesi açısından eşsiz bir öneme sahiptir. Burada ayrıca Güney Karadeniz ve art alanının işlenmiş deri olan “sah- tiyan” üzerindeki tecrübesi de görülmektedir. Her türden deri ve postun memleketi ve ihracatçısı olan Kuzey Karadeniz’e işlenmiş deri satmak, Güney Karadeniz kıyı yerleşim- lerindeki derici esnafın varlığını ve şöhretini ortaya çıkarmaktadır. 1790’larda Anapa’dan İstanbul yönüne doğru ayrıca buğday, çavdar, arpa, bal, balmumu, donyağı ve tereyağı ihracı da devam etmekteydi.70 1700’lerde Rusya’nın güçlenmesi nedeni ile Güney Rusya ve Polonya’dan esir temin et- mek zorlaştığından Kefe’nin köle ticaretinde önemini kaybetmesi söz konusu olmuş; Kefe yerine Kafkasya üzerinden köle temin edilmeye başlanmıştı. Bu durum Anapa, Sohum, Batum, Gönye, Rize, Acara, Ahısha, Trabzon ve Erzurumlu girişimcilerin Kafkas ve Gürcü köle ticaretine yönelmelerine ivme kazandırmıştır. Trabzon piyasasında Kırım, Gürcis- tan, Çerkezistan ve İran’dan getirilen köleler alınıp satılmaktaydı.71 Kaçırma olayları eksik olmamakla birlikte Karadeniz’in doğu kısmında gerçekleşen beyaz köle ticareti genelde satın alma yoluyla gerçekleşmekteydi.72 Erzurum, Rize, Gönye ve Batumlu tüccarlar köle kaynaklarına yakın olmanın verdiği avantajla beyaz köle ticaretini ellerinde tutmaktay- dılar. Özellikle Gönye ve Batum menşeli tacirler, Gürcistan taraflarından gemilere yük- ledikleri köleleri İstanbul’a kadar götürüp satmaktaydılar.73 Elit grubun zengin ve etkili üyelerinin yaşadığı İstanbul köleler için en büyük talebi yaratmaktaydı. Bundan dolayı, Osmanlı köle ticareti ağının merkezini imparatorluğun kalbi olan İstanbul oluşturmak- taydı.74 Bu bağlamda 1746 yılında Gürcü asıllı bir cariyenin İstanbul’da satılmak üzere Trabzon’da gemiye yüklenmesi söz konusudur.75 Kefe ve çevresi aynı zamanda Güney Karadeniz’in tuz ihtiyacını karşılayan mahaller arasındaydı. Sivastopol yakınlarındaki Sarıkerman tuzu hem İstanbul’a ve hem de Azak’a gönderilmekteydi. Kefe ve Azak Deni- zi’nin girişindeki Kerç, tuz ihraç eden yerleşimlerdendi. XVI. yüzyılın sonlarında Kırım Hanlarının her yıl İstanbul’a satılmak üzere yılda ortalama olarak 1200 ton tuz yolladığı da bilinmektedir.76 1780’lerde Rize sakinlerinden Memiş Reis, Kırım taraflarından satın TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR 235 aldığı bir miktar mal ile 2000 İstanbulî kile (48.430 kg) tuzu Rize iskelesine getirmişti.77 Bu bilgi 1500’lerden 1800’lere değin Karadeniz’de tuz taşımacılığının benzer özellikler ile devam ettiğini göstermektedir.78 Trabzon’un Anadolu İle Olan İktisadi Bağlantıları: Trabzon’un Erzurum ve çevresi ya- nında Sivas ve çevresi ile olan iktisadi bağlantıları oldukça gelişmiş düzeydeydi. Acemli tüccarların aksine Erzurum ve çevresi tüccarının Trabzon şehri ve bölge tüccarı ile olan ilişkileri dikkate değer yoğunluktadır. Başta Erzurum olmak üzere Erzincan, Gümüşhane, Kürtün, Bayburt, İspir, Malazgirt ve Karslı tüccarların Trabzon’a sıkça uğradıkları arşiv kayıtlarında yer almaktadır. Erzurum ve çevresi tüccarları ile Trabzonlu tüccarlar arasında işlenmiş, cilalanmış deri olarak kabul edilen sahtiyan ticaretinin önemi dikkat çekicidir. Trabzonlu tüccarlar genelde sahtiyanı Erzurum ve Erzincan’dan satın almakta, bazen ken- dileri Trabzon’da işlemekte ve bazen de Erzurum veya Erzincanlı tüccarlar adına bölge dışına satmak üzere götürmekteydiler.79 Trabzon’a ticaret amacıyla gelen Erzurum ve çevresi tüccarları kendi mahallerinde üre- tilen malları Trabzon’da satarken, Trabzon’da üretilen veya buraya başka bölgelerden ge- len malları alarak memleketlerine dönmekteydiler. Arşiv kayıtları, Erzurum ile Trabzon arasında sadece mal değişimi esasına değil ticari ortaklığa da dayanan iktisadi bağları gösteren belgeler içermektedir. Mesela ticaret amacıyla Trabzon’da Hacı Yahya Hanında vefat eden Erzurumlu Mıkırdiç’in terekesinde şahsi eşyaları haricindeki eşyalar içerisin- de Bergos şalı kuşak, İslimye işi tüfek ve aba gaytan Rumeli taraflarına, sahtiyan Erzurum ve çevresine, yerli tütün Trabzon veya Orta Anadolu’ya çember gibi dokumalar da Tokat ve çevresine ait mamuller olmalıdır. 80 Bu verilerden hareketle, Trabzon’un hem Anado- lu’nun iç kesimlerinden ve hem de Rumeli ve çevresinden gelen ürünlerin alınıp-satıldığı bir antrepo görevi gördüğünü söylemek mümkündür. Öte yandan Trabzon’da bakırcılık ve bakır ticareti debbağlık gibi önemli bir iktisadi faa- liyetti. 1726 yılına ait bir kayıtta, bakır ticareti ile ilgilenen Erzurumlu bir tüccarın var- lığı kayıtlıdır. Erzurum’un Cami-i Kebir mahallesinden olan Ahmetoğlu Seyit Mehmet Ağa, Trabzon’da 815 batman (yaklaşık 6,5 ton) bakır külçesi satın almış, Trabzon’da Yeni Han’ın bir odasını kiralayarak bakırları bu odaya depolamıştı.81 Mehmet Ağa’nın bu bakır- ları ne amaçla satın aldığı kayıtta açık olmamakla birlikte, Erzurum veya Rumeli tarafla- rına götürüp satmak için aldığı düşünülebilir.82 Sivas-Gürün ve Çevre memleket tüccarının Trabzon ile kadim iktisadi ilişkileri mevcut- tu. Evliya Çelebi’nin, Trabzonlu tüccarların Eski Malatya da şehrin en büyük hanı olan Silahdar Mustafa Paşa hanında kaldıklarını ifade etmesi Anadolu ile Trabzon arasında- ki karşılıklı iktisadi ilişkilerin varlığının bir hayli eskiye dayandığını göstermektedir.83 1700’lerde Trabzon’a ticaret amacıyla gelen tüccarların sayıca en önemli kısmı Gürün ve çevresi tüccarlarından oluşmaktaydı. Gürün’ün Halep’ten gelip Diyarbakır’dan Sivas’a doğru devam eden tarihî ipek yolunun Orta doğudan Anadolu’ya giren kısmının üzerinde bulunması Gürünlü tüccarların iktisadi faaliyetler açısından önemli bir konum elde etme- lerine fırsat vermiş olmalıdır. Bu dönemde Trabzon’a gelen ve Trabzon’da hastalanarak veya vefat ederek Trabzon Kadı Defterleri’nde kayda giren Gürünlü tüccarlara ait tereke kayıtları incelendiğinde, Gürünlü tüccarların Trabzon’daki faaliyetleri hakkında önemli bilgiler edinmek mümkündür.84 Gürünlü tüccarların yanlarında getirdikleri mallar kıymet 236 TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR ve miktar açısından fazla olmamakla birlikte, Trabzon ve çevresi halkının her türlü kumaş ihtiyacını karşılayacak çeşitliliğe sahip bulunmaktaydı. Zira Anadolu ve çevresinin dört bir köşesinden o devirde makbul sayılan dokuma türlerinin Gürünlü tüccarlar vasıtasıyla Trabzon ve çevresine ulaştığını söylemek mümkündür. Balkanlardaki yünlü kumaş ima- latçılarının tersine Anadolu’daki kumaş imalatçıları daha çok pamuklu kumaş üretiminde yoğunlaşmış olup, Gürünlü Dede isimli gayrimüslimin 122 kuruş 15 paradan oluşan tere- kesi pamuk ağırlıklı olmak üzere Anadolu’daki önemli dokuma merkezlerini gözler önüne sermektedir.85 Orta Anadolu ve çevresinden Trabzon’a gelen tüccarlar, memleketlerine dönüşlerinde genelde keten bezi alarak dönmekteydiler. Ermeni tüccarlar Trabzon’dan satın aldıkları keteni, Adana ve çevresine yeniden satışa sunmadan önce Gürün’de temizleyip beyaz- laştırmakta idiler86. Gürün ve çevresi tüccarlarının Trabzon’dan özellikle Rize bezi başta olmak üzere çeşitli miktarlarda keten bezleri aldıkları görülmektedir.87 XVIII. yüzyılda Gürünlü tüccarlar kadar olmasa da Kayseri, Darende ve Divriği’den Trabzon’a ticaret ama- cıyla tüccarlar gelmiştir. Hülasa, Osmanlı arşiv kayıtlarına göre Trabzon, bilinenin aksine Asya’dan gelen İpek Yolu’nun değil, bilhassa Orta Anadolu, Kafkaslar ve Balkanlardan gelen tüccarın faaliyette bulunduğu önemli bir pazar ve liman konumundadır. Bu pazar, bir üretim sahasının merkezi olmaktan çok, farklı coğrafyalara geçişe imkân veren liman olmasından ötürü önem taşımaktaydı. Bölgede eski devirlerden tevarüs eden bir ticaret kültürü söz konusuydu. İstanbul, Rumeli ve Tuna kıyılarıyla köklü bağlantılara sahip mü- teşebbisi sayesinde Trabzon, Anadolu tüccarını kendine çekmiştir. Bu bağlamda 1634’te Boğdan’a giden İtalyan Keşiş Niccola Barsi da Lucca, İstanbul’dan ve Trabzon’dan gelen malların önemli miktarlarda ve kalitede olduğunu belirterek bu iki limanın Doğu Avrupa ile olan bağlantılarına dikkat çekmiştir. Boğdan Voyvodası Dimitri Kandemir ise çoğu Müslüman olan Trabzon tüccarının Galatz’da (Galati, Romanya’da) etkin olduklarını ve 1700’lerin ortasında Jassy’de (Yaş’ta) Trabzon tüccarının mallarını sergiledikleri sokağa adlarını, “rue Trebizonde” verdiklerini belirtmektedir.88 Anadolu yönünden gelen tacirler, bölge girişimcisinin ticaret ve gemicilik deneyimle- rinden yararlanarak mallarını İstanbul ve Rumeli gibi daha uzak bölgelere pazarlayabil- mişlerdir. Trabzon’a gelen tüccar sayesinde Moskova alacasından İngiliz kalayına, Mısır süpürgesinden Rumeli’nin tütününe, Kafkasların kölelerinden Humus işi kuşağa, Leh çu- kasından Musul bezlerine, Halep ve Manisa’nın meşhur alacalarına kadar pek çok türdeki emtia ve eşya ticari mübadeleye konu olmuştur. Büyük bir çoğunluğu Müslümanlardan oluşan bölge tüccarı bu yüzyılda ticari faaliyetlerini gerçekleştirirken poliçe gibi finansal sistemleri de kullanarak İstanbul, Rumeli, Anapa ve Tuna yalılarında ortaklıklar kurup ekonomik faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bölge tüccarı İstanbul başta olmak üzere Rumeli ve Tuna kıyılarını Karadeniz’in diğer kıyılarına oranla daha sıklıkla kullanmışlardır. Tüc- carın İstanbul ve Rumeli taraflarına yönelmelerinin arkasında Karadeniz, Balkanlar ve Anadolu’nun önemli üretim merkezlerinin Osmanlı Devleti’nin iaşe politikası çerçevesin- de (XVI. yüzyılın ortalarından beri) İstanbul’a yönlendirilmiş olması önemli bir etkendir. Balkanların, sanayileşmekte olan Avrupa’nın hammadde talep ettiği bir Osmanlı coğraf- yası olması Karadeniz müteşebbisini Balkanlara çekmiştir. Bölge müteşebbisinin İstan- bul ve Rumeli tarafları ile yoğun ticari ilişkide bulunmaları, tüccar ve gemi sahiplerinin Burgaz ve Varna iskelesi işletmecileri tarafından paylaşılamamasına yol açmıştır. Zira TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR 237 bu yüzyılda Güney Karadeniz yerleşimlerinden ihraç olunan bakır ile fındığın en büyük alıcıları Rumeli şehir ve kasabalarıydı. Bu gelişmelere bağlı olarak her iki bölge arasın- daki ilişkiler iktisadi faaliyetler dışında da önemli bir aşama kaydetmiş görünmektedir. Trabzon’da yaşayan, mal mülk sahibi olan Arnavutoğulları, Boşnakoğulları ve Simgerdan gibi Balkan menşeli sülâlelere mensup kimselerin varlığı;89 geçmişte iki bölge arasındaki ilişkilerin iktisadi ilişkiler dışında daha geniş bir yelpazede gerçekleşmiş olduğunu da göstermektedir. Karadeniz Ticaretinde Yeni Ortaklar: Yabancılar ve Trabzon Karadeniz’de gemi ve gemicilerin statüsündeki değişimin başlangıcı- na esas teşkil eden olaylardan en önemlisi 1768 Osmanlı-Rus savaşı sonrasında 1774’te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’dır. Antlaşmaya göre Ruslar, Karadeniz ve Akdeniz’de kendi gemileriyle serbestçe ticaret yapabilme hakkını elde et- mişlerdi. Devamında aynı hakların Avusturya (1784), Fransa ve İngiltere (1802) tarafın- dan elde edilmesi Karadeniz’i yabancı faaliyetlerine açık hâle getirmişti. Bununla birlikte, bu dönemde yaşanan siyasal gelişmeler Karadeniz’deki Osmanlı egemenliğine çok daha ağır darbeler vurmuştur. 1783 yılında Kırım’ın bütünüyle Rus idaresine girmesinin yanı sıra, 1787-1792 Osmanlı-Rus, Osmanlı-Avusturya Savaşları, 1806-1812 Osmanlı-Rus Sa- vaşı, 1821-1827 Yunan İsyanı ve 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı sonuçları itibari ile Ka- radeniz’deki Osmanlı egemenliğini daha da daraltmıştır. 1829 yılında imzalanan Edirne Antlaşmasıyla Kuzeybatı Kafkasya’daki son ve en önemli yerleşim/liman olan Anapa ve çevresinin Rus idaresine girmesi ise, Karadeniz taşımacılığında yeni bir dönemin baş- lamasına yol açmıştır. Edirne Antlaşması ile bugünkü Batum hariç, Gürcistan’dan Tuna Nehri ağzına kadar olan kuzey coğrafyasında Osmanlı hâkimiyeti sona ermiştir. Diğer bir ifade ile Osmanlı Devleti, 1774-1830 arasında yaşanan siyasal gelişmelerin sonucun- da Karadeniz’deki egemenliğini yarı yarıya kaybetmiştir. Bu durum Osmanlı açısından sadece siyasal anlamdaki bir gerilemeyi değil, ekonomik anlamdaki gerilemeyi de ifade etmektedir. Bahsi geçen siyasal gelişmeler ile bağlantılı olarak Karadeniz’deki gemi ve gemicilerin durumlarında, öncesine oranla zamanla önemli değişmeler ortaya çıkmıştır. Kısacası 1774-1830 yılları arasında yaşanan gelişmeler ile birlikte, Karadeniz’de yeni bir ekonomik düzen oluşmaya ve menşei itibarıyla Karadenizli olmayan gemi ve gemiciler bu denizde boy göstermeye başlamış, ulaşım trafiği Akdeniz ve Tuna üzerinden Avrupa’ya açılan Karadeniz, sömürgecilik faaliyetlerinde deneyim sahibi olmuş emperyal devletle- rin çıkarlarına açık hâle gelmiştir. Buharlı gemi taşımacılığının yaygınlaşması ve Amerika hububatının Avrupa pazarları- na girmeye başlamasının yanı sıra, Kırım Savaşı (1853-56) sonrasında Rusya’da telgraf hatları, demir yolları ve yeni limanlar inşa edilmesi gibi modernleşme faaliyetlerinin başlaması, iletişim imkânlarının hızlanması başta olmak üzere ticari ilişkilerde esaslı de- ğişikliklere yol açmıştı. Şartlar değişiyordu; Rusların Kırım’ı işgalleriyle, 1771’den beri Karadeniz’de parlamaya başlayan Rum diasporasının ışığı solmaya başlamıştı. Rus kay- naklarına göre, Kırım Savaşı sona erdiğinde, 1856’da Odesa’nın dış ticaretinin %62’si ya- bancılar, %38’i Rumlar; 1859’da ise %78’i yabancılar ve %22’si Rumlarca gerçekleştirilir 238 TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR olmuştu. Hububat ticaretinde meşhur Ralli ve Rodocanachi gibi Rum firmaları 1860’lara doğru iflas ettiklerini deklare etmişlerdi. 1861’den önce Rusya hububatı, düşük fiyatın- dan dolayı İngiltere pazarında rekabet şansı bulmuştu. Ancak Rusya hububatı İngiltere pazarında kaliteli Amerikan buğdayıyla daha fazla rekabet edememekteydi. Çünkü Ka- radeniz’den İngiltere’ye olan mesafe büyüktü ve bu durum nakliyatın pahalılaşmasını getirmekteydi. 1860’larda Odesa’da Yahudilerin etkinlikleri daha da artmaya, Rumlar ise şehirden ayrılmaya başlamışlardı. Şehirdeki İngiliz konsolosu, Yahudilerin Rumları bütünüyle kenara ittiklerini ve Güney Rusya’nın en önemli tüccar ve bankerleri hâline gelmeye başladıklarını, 1863’te Londra’ya bildiriyordu.90 Kırım Savaşından (1856) sonra Odesa’da 25 birinci sınıf tüccar kuruluşunun sadece 5’i Yahudi; geri kalanların önemli bir kısmı Rum olan Hristiyanlardan oluşmakta iken, yüzyıl sonunda sadece üç Rum firması kalmıştı ve hububat ticaretiyle uğraşan 15 komisyoncunun sadece biri Rum idi.91 Karade- niz’in ticaret ve taşımacılık ilişkilerinde Kırım Savaşı öncesi ve sonrasında yaşanmaya başlayan bahsi geçen gelişmeler dışında, Romanya prensliklerinde hububat üretiminin gelişme kaydetmesinin yanı sıra, Tuna üzerinden gerçekleşen gemi taşımacılığının ser- bestleşmesinin ortaya çıkardığı rekabet de etkiliydi.92 Tüm bu gelişmeler Rusya ile Avru- pa arasında hububat nakletme işini yürüten Osmanlı Rumlarını olumsuz etkilemişti. Mevcut kaynaklardan hareketle Osmanlı sularında gerçekleşen uzak mesafe taşımacılığı- nın Rumların eline geçtiği zehabına kapılmak doğru değildir. Nitekim Osmanlı Arşivle- rinde yer alan ticarete katılacak gemilerin sahipliklerini gösteren “sened-i bahri” kayıtla- rına göre, 1860’lara kadar Müslüman gemicilerin gemi sahibi olmada Osmanlı Rumlarına göre sayıca önde oldukları söylenebilir. Mesela, üçte ikisi imtiyazlı gemicilerden Trabzonî Kaymak Hüseyin kaptana; üçte biri de aynı geminin kaptanlığını yapmakta olan Rizeli Kaba Osmanoğlu Ömer’e ait olan 6000 keyl (153,6 ton) yük kapasiteli “şehtiye-brik” tabir olunur iki direkli 24 zira’ (16,3 metre) boylu gemi bir müstemen (yabancı) tüccardan satın alınmıştı. Bu gemi İstanbul’da Liman Odası defterlerine kaydedilmiş ve gemi sahiplerinin ellerinde bulunmak üzere 28 Temmuz 1831’de ilgililerce sened-i bahrî talebinde bulunul- muştu.93 Örnekleri artırmak mümkündür. Kaptanı Paşalimanlı Mihal ve sahibi Tatavlalı Despelinyo olan iki direkli ve 3000 keyl (76,8 ton) yük taşıyabilen “beşçifte” tabir olunur 16 zira’ (10,8 metre) boylu gemi eşit hisse ile Trabzon’da Alacahan’da sakin Trabzon tüc- carından Ömer ve yine aynı handa sakin Ahmet tarafından satın alınmıştı. Bu değişiklik nedeniyle geminin kaptanlığına Karasulu Nurullahoğlu Salih Reis getirilmiş ve geminin sened-i bahrisi de Tersane-i Âmire Nazırının teklifi neticesinde 5 Ağustos 1853 tarihinde yenilenmişti.94 Hülasa, arşivlerimizdeki sair kayıtlar da göz önüne alındığında 1800’lerin ilk yarısında Osmanlı vatandaşları Müslüman gemiciler, gerek yeniden inşa etme yoluyla ve gerekse birbirlerinden veya gayrimüslimlerden satın alma yoluyla-en az Rumlar ka- dar-gemi sahibi oldukları anlaşılmaktadır. Rum İsyanı (1821) sonrasında, Karadeniz ticaretinde Rumların etkinliği azalmakla bir- likte, ilerleyen süreçte Rumların etkinliklerinin yeniden yükselişe geçmesi dünyanın ge- nel ekonomik konjonktürü ile ilgilidir. Rusya’nın egemenliğine giren Kuzey Karadeniz kıyılarında Odesa (Hocabey) gibi önemli ticari merkezlerin ortaya çıkmasının yanı sıra, 1800’lere doğru Atlantik ticaretinin Akdeniz ve Karadeniz’i de içine alacak derecede bir dünya ekonomik sistemi oluşturarak genişlemesi ve bu genişlemeden Rum tüccar ve ge- micilerin de layıkıyla istifade etmesi önemli gelişmelerdir. TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR 239 Bazı Osmanlı gayrimüslimleri de Osmanlı memurlarının veya Kapan tüccarının koruması altına girmişlerdi.95 Rus Çarı ile Eflak ve Boğdan’da Osmanlı idarecisi konumunda bulu- nan Fenerli beylerin himayeci tutumları sayesinde Rumlar büyük imkânlar elde etmişler, zamanla Odesa gibi liman şehirlerinde koloniler oluşturur hâle gelmişlerdi. Osmanlı Dev- leti Rusya tarafına olan bu göçü durdurabilmek için 1790 gibi erken bir tarihte Karade- niz’in güney kıyısında bulunan yerleşimlerindeki idarecilere emirler göndermişti.96 An- cak bu önlemler bir sonuç getirmemiştir.97 İnalcık’ın Fransız konsolos raporlarına dayalı bir araştırmadan elde ettiği bilgiye göre, 1808’de sadece 120.000 Rum, Rus himayesine alınmıştı.98 Bu gelişmenin, 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı’na ara verildiği bir yılda olma- sı dikkate değerdir. Rus bayrağı altında ticaret yapan Osmanlı azınlıklarının (cizyegüzâr reâyânın) sayısı Fransa’nın dahi tepkisini çekecek sayıya ulaşmıştı. Fransızlara göre, Rusya’nın himayesinde iki yüz bin kişi (Osmanlı vatandaşı) bulunmakta ve bunların çoğu ticaretle uğraşmaktaydılar.99 Belirtilen rakamların abartılı olduğu anlaşılmakla birlikte, bunların dönemin keyfiyetini yansıtmadığı söylenemez. Osmanlı coğrafyasından dışa doğru gerçekleşen gayrimüslim vatandaş göçünü Doğu Ka- radeniz özelinde görmek mümkündür. 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı devam ederken, 1807’de Rusların Trabzon’u ilk bombardımanlarında bazı Rumların, Rusların yanında yer aldıkları ve savaştan sonra şehri terk ettikleri, şehirde bulunan Fransız konsolos yar- dımcısının raporlarına yansımıştır.100 1827-28 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Rus ordusunun Gümüşhane’yi geçici olarak işgal etmesi bölgedeki Rumları Ruslar lehine olacak şekilde cesaretlendirmiş, 1830’larda Güney Karadeniz gayrimüslimlerinin Odesa, Taygan ve Ef- lak-Boğdan taraflarına göç etmeleri hızlanmıştı.101 Bahsi geçen yerleşimlerin 1830’larda doğu ile batı arasındaki ticarette öne çıkması göçerlerin buraları tercih etmelerinin ne- denleri arasındadır. 1828-1829 Osmanlı Rus Savaşı’nda Erzurum ve çevre yerleşimleri işgal eden Ruslar, antlaşma yapılarak geri çekilmeye başladıklarında 300 bin kişiye kar- şılık gelen 50 bin Ermeni ailesi de onlarla birlikte Erzurum’u terk ederek Rusya’ya göç etmişlerdi.102 Akçaabat kazasına ait 1847 tarihli nüfus defterinde Müslümanların sadece doğdukları yerde/mahallinde yaşayanları kayıtlı iken; gayrimüslimlerin hem mahallinde (Akçaabat’ta) hem de başka yerlerde yaşayanlarının kayıtlı olması, bölge genelinde yaşa- nan gayrimüslim göçünü işaret eden başka bir göstergedir. Bölgeden dışa doğru gerçek- leşen göçlerde Rumlar, Ermenilere göre sayısal olarak öndeydi.103 Odesa ve Taygan gibi liman yerleşimlerinde şöhret sahibi hâline gelen Rum tüccar diasporanın varlığı bölge gayrimüslimlerini göçe teşvik etmekte ve mevcut idareye karşı gelmeye cesaretlendir- mekteydi. Bu bağlamda Kırım Savaşı boyunca Trabzon’da cemaatler arasında gergin bir hava oluşmuş, kısmi fiziksel çatışmalar da yaşanmıştı. Şehirdeki Fransız konsolosunun ifadelerine göre, gayrimüslim halk Rus yanlısı ihtiyatsız konuşma ve tekliflerde bulun- makta, savaştaki gelişmeler karşısında sevinç veya üzüntülerini gizleyememekte, bu da Müslüman cemaat arasında kızgınlığa sebep olmaktaydı.104 1856’dan sonra gayrimüslimlerin askere alınmaya başlanması yabancı ülkelere olan göçü daha da hızlandırmıştı. Trabzon’daki Fransız konsolosuna göre, 1858’de hemen her gün Trabzon’dan Rus vatandaşlığına geçmek için gerekli işlemleri yapmak üzere tıka basa dolu olan tekneler Rusya idaresindeki Kutais’e (Faş/Poti) gidiyordu. Bu göçleri yönlen- diren Rus konsolosu şehrin en önemli kişilerinden birisi oluvermişti. Rus ve Yunan kon- soloslarının bölgedeki Rum ve Ermeniler üzerindeki etki ve entrikaları Fransız ve İngiliz konsolosları tarafından ifade edilmekteydi.105 240 TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR Osmanlı gayrimüslimlerinin Karadeniz ticaretine açılma sürecinde etkili olan himaye sistemi sadece Rusya ile sınırlı değildi. Rus ve İngilizler gayrimüslimleri berat vererek himayelerine almak için rekabet hâlindeydiler. Tüm bu gelişmelere bağlı olarak bölge gayrimüslimleri iktisadi fırsatları değerlendirmek amacıyla iş adamı veya mevsimlik işçi olarak bölge dışına çıkmış, 1730’lardan beri sürekli gelişme gösteren Akdeniz ve Karade- niz ticaretinde yer almışlardır. Onlar, böylelikle dünyayı tanıyıp servet ve itibar edinerek zamanla Müslüman müteşebbisin önüne geçmişlerdir. Sadece iş adamları için değil, gelir seviyesi düşük olan vatandaş için de Rusya’ya göç etmenin cazibesi vardı: “Erkekler evle- nir evlenmez ekmek parası kazanmak için soluğu Rusya’da alırlardı. Kazandıkları parayla memleketlerine dönerler, ev, okul ve kilise gibi binaların inşaatlarını finanse ederlerdi”.106 Bilhassa buharlı gemi taşımacılığının Karadeniz’e girmesiyle birlikte, yerli gayrimüslim- lerin iktisadi faaliyetlerde öne çıkmaya başlamaları arasındaki bağlantı yabancı gözlem- cilerin de dikkatini çekmiştir. 1842 yılında Trabzon’da bulunan R. Curzon’a göre, önceleri İngilizlerin elinde olan İran ticareti Rum tüccarların eline geçmişti. 1850 yılında Trab- zon’a gelen Walpole de benzer ifadelerde bulunmaktaydı: “Yerli tüccarlar yavaş yavaş İn- gilizlerin ve yabancıların elinden aldıkları ticaretin büyük kısmını idare etmekteydiler. Tüccarlar Liverpool, Manchester ve Avrupa’da diğer ülkelerde acentelere sahiptirler ve bu yolla ticareti daha ucuza getirmektedirler”. Rus limanlarının Avrupa ile yoğun iktisadi ilişkiler içerisinde bulunduğu 1840’lar, aynı zamanda Güney Karadeniz yerleşimlerinde- ki Osmanlı gayrimüslimlerinin de ekonomik ilişkilerde ağırlıklarını iyice hissettirmeye başladıkları yıllardır. Bölge müteşebbisinin uluslararası ekonomik ilişkiler ağının tam ortasında yer aldığı ve bu sistemden yeterince yararlandığı söylenebilir. Odesa şehri esnaf kayıtlarına göre, 1800’de şehirde faaliyet gösteren 52 Rum tüccardan biri olan 27 yaşındaki Andreou Ioannis Trab- zon menşeli idi ve 1795 gibi erken bir tarihte şehre varmış durumdaydı.107 1840’lar ile bir- likte yabancı buharlı gemi şirketleri sayesinde bölgenin Marsilya gibi önemli ekonomik limanlar ile doğrudan ulaşım ağlarının tesis edilmesi sayesinde bölge müteşebbisinin İs- tanbul tüccarının gölgesinde kalma durumu değişmeye başlamış; Marsilya’da önemli bir Karadeniz Rum kolonisi oluşmaya başlamıştı. Bununla birlikte, Güney Karadeniz menşeli Rumlar, Ege ve Balkan Rumlarına göre yurt dışına göç ederek ekonomik faaliyetlere katıl- mada geç kalmışlardır. Bunun sonucu olsa gerek, onlar genelde Avrupa ve Rusya’da faa- liyet gösteren firmaların Güney Karadeniz’deki acenteleri konumunda faaliyet göstermek durumunda kalmışlardır. Bu minvalde 1859’da meşhur Ralli ve Mavrokordato Rum firma- larının Trabzon’daki temsilcileri mahallin Rum tüccarlarından oluşmaktaydı. Şehirdeki Ermeniler de bahsi geçen yabancı firmaların temsilciliklerini layıkıyla yerine getirmek- teydiler.108 1800’ler genelinde Karadeniz merkezli ticaret İstanbul ve Rus limanlarında yoğunlaşmış olduğundan Karadeniz müteşebbisi de doğal olarak ticaretlerini buralar ile gerçekleştirmekteydiler. Bölge Rumları, 1850’lere doğru Rusya, İran ve Avrupa ile iyice büyüyen ticaret ve taşı- macılık ilişkilerine katılarak ekonomik anlamda büyümeye başlamışlar, yüzyılın ikinci yarısında ise ulusal ve uluslararası arenada söz sahibi hâline gelmişlerdir. Bilhassa Kara- deniz’in sahil yerleşimlerinde ekonomik ve idarî alanlarda söz sahibi olan bir Rum bur- juvazi sınıfı yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmış durumdadır. Bu sınıf ile rekabet ede- bilen çok az sayıda Müslüman müteşebbis yetişebilmişti. Bunların en önemlisi şüphesiz Nemlioğullarıdır. TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR 241 Nemlioğulları, Trabzon-İran transit ticareti sayesinde şöhret kazanmış bir aileydi. İstan- bul, Trabzon, Samsun ve Erzurum’da ticari faaliyetlerde bulunmuşlardı. Yol ve köprü tamir etmek gibi imar faaliyetleriyle de ilgilenmişlerdi. 1885’te Trabzon’dan İran’a yapılan ih- racatın büyük kısmı bu ailenin elindeydi.109 Nemlizâde ailesi; Mısır’dan Rusya’ya, İran’a, İspanya’ya hatta Amerika Birleşik Devletleri’ne kadar uzanan bir ithalat ve ihracat zinci- ri kurmuştu. Aile daha çok tütün ticareti ile bilinmektedir. Nemlizâdelerden Hacı Mah- mut’un oğlu Nemlizâde Tahsin Bey, devlete yaptığı yardımlardan dolayı Padişah II. Ab- dülhamid tarafından sivil paşalık rütbesiyle ödüllendirilmişti. Nemlizâde Mustafa Efendi, Erzurum-Trabzon ticaret yolunun yapımında gösterdiği gayretten dolayı kendisine 1860 yılında mecidiye nişanı ihsan edilmişti. Nemlizâde Hacı Ahmet Efendi, II. Abdülhamid devrinde Trabzon’daki memur ve zabitanın maaşlarını iki yıl boyunca ödemişti. İki yıl sonra devlet tarafından kendilerine ödeme yapılınca, o bu parayla İstanbul Eminönü’nde (şimdiki Sirkeci tramvay durağının karşısında hâlâ ayakta duran) bir iş hanını, şimdiki Sarıyer Lisesi’nin eski binasını ve Beyoğlu’ndaki Kansuk iş hanını satın almıştı.110 Trab- zon’da fındık, bakliyat, kuru üzüm, tütün, hububat vs. ihraç eden Nemlioğulları yanında, Britanya konsolosu Billiotti’nin raporuna göre, 1884’te Arnavutoğulları, Hacı Ali Hafız Efendi gibi birkaç Müslüman kişi veya aile ihracat işleriyle uğraşmaktaydı. Aynı rapora göre, ithalatçılar arasında yine Nemlioğulları ve Arnavutoğulları ile birlikte Culfazoğlu Hacı Hüseyin, Kundupzâdeler, Serdarzâdeler ve Yelkencizâdeler gibi birkaç yerel Müslü- man müteşebbisin varlığı söz konusuydu. Ancak ihracat ve ithalat işleri ekseriyetle Rum, Ermeni ve azımsanmayacak oranda İran veya Arap zümrelerin tekelindeydi.111 Bu bakım- dan Müslüman müteşebbisin ekonomik anlamdaki uluslararası bağlantıları-her daim ol- duğu gibi-pek zayıf durumdaydı. Neticede, gayrimüslimlerin dışa doğru olan göçleri Osmanlı Devleti’nin nitelikli insan gücü kaybına ve zamanla Anadolu ekonomisinin zayıflamasına yol açan önemli bir geliş- me olmakla birlikte, ülkedeki Rumlar ile yurt dışında yaşayan Rum burjuvazisi arasında kurulan karşılıklı münasebetler sayesinde yabancı sermaye ile yabancı sosyo-kültürel an- layışların ülkeye aktarılması da mümkün olmuştur. Bu durum, Karadeniz kıyı yerleşimle- ri başta olmak üzere Osmanlı yerleşimlerinin Avrupai tarzda şehirleşme ve ticarileşmesi ile buralarda bilgi birikimi yüksek olan entelektüel bir sınıfın oluşmasına katkıda bulun- duğu söylenebilir. Avrupa-İran Ticaretinin Karadeniz’e Yönelmesi ve Denizlerde Yelkenli-Buharlı Rekabeti 1830’larda buharlı gemilerin Karadeniz limanları arasında taşımacılık yapmaya başlamasıyla Güney Karadeniz limanlarının ticari hacmi bü- yümeye başlamıştı. İngilizler, Fransızlara nazaran çok daha önce Trabzon merkezli İran ticaretiyle ilgili arayışlara girmişlerdir. Nitekim 1809’da Harford Jones, İngiliz Dış İşleri Bakanlığının dikkatini çekerek, Trabzon’dan Tebriz’e kadar uzanan kervan yolunun kârı- na işaret ediyordu. Ona göre, bu yol Rusya’nın kontrolünde olan Gürcistan yolundan 200 mil daha kısaydı ve tamamen Türklerin kontrolündeydi. Ayrıca İran hâkimi Prens Abbas Mirza da Tebriz tüccarlarını Trabzon’a göndererek buraya gelen malları aldıracağına söz vermişti. Bu yol aynı zamanda İran ipeğinin ve diğer ürünlerin düşük maliyetlerle ihra- 242 TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR catının yapılabileceği bir yoldu.112 İngilizler, İran pazarına giden daha kısa bir yol bulmak için İngiltere ile Trabzon arasında doğrudan bağlantı tesis etmenin yollarını aramaya devam etmişlerdir. Bu bağlamda 1812’de Doğu Hint Şirketi’ne rapor edilmekteydi. Gilan ipeğinin Buşir yerine Trabzon’dan gemilerle taşınması durumunda ipeğin nakliye mali- yeti yüzde 2,5’ten yüzde 1’e ineceği,113 yine 1819 ve 1820’de Erzurum ve İran’dan İngil- tere’ye gönderilen raporlarda, Trabzon ile İngiltere arasında doğrudan ticaret yapmanın gerekliliği savunuluyor, Trabzon’a konsolos gönderilmesi isteniyor ve limanın avantajları sıralanıyordu.114 Edirne Antlaşması (1829) ile boğazlar yoluyla Akdeniz’deki taşımacılığın serbestleşme- si, Karadeniz’deki iktisadi faaliyetlerin hareketlenmesine yol açmıştı. Osmanlı Karade- nizi’nde İstanbul öncelikli olmak üzere Trabzon ticareti gittikçe gelişiyordu. Zira Trab- zon’da İran veya Avrupa tüccarının aradığı mal çeşitliliğinin bulunmaması İstanbul’un merkez olarak kalmasını sağlamaktaydı. Bu bağlamda 1828’de Trabzon üzerinden ihracat 217.500; ithalat ise 1.105.000 ruble iken, 1830’da ihracat üç kat artarak 752.000, ithalat ise 5.270.000 rubleye çıkmıştı.115 Fontanier’e göre, 1830’a kadar 10’dan fazla Avrupalı ge- minin ziyaret etmediği Trabzon limanına 1830’da genelde İran’a ihraç edilmek amacıyla mamul mallarla yüklü olan-26 gemi gelmişti. Sayıları gittikçe artan Avusturya ve Sar- dunya gemileri İtalya’dan hareket ederek Sicilya’dan tuz yüklemekte ve bu tuzu Anadolu sahillerine sattıktan sonra Rus limanlarından hububat almaktaydılar.116 Bu yıllarda Kara- deniz ve Akdeniz sularında bahsi geçen seferler yelkenli gemiler ile gerçekleşmekteydi. Bu kapsamda, konsolos raporlarına göre 1831 yılı başlarından sonlarına kadar Trabzon Limanı’na uğrayan Türk (Osmanlı) gemileri “brig”, “bombard” ve “martiko” türü yelken- lilerden oluşmaktaydı. Aynı süreçte limana uğrayan İngiliz ve Yunan bayraklı gemiler de çoğunlukla brig türü yelkenlilerdi. Bu devirde, brig türündeki gemi Akdeniz ile Karadeniz arasındaki taşımacılıkta en yaygın kullanılan yelkenliydi. Trabzon Limanı’na varan ge- miler genelde İstanbul, Abhazya, Kefe, Taganrog (Taygan), Odesa, Anapa, Samsun, Ordu ve Ünye’den gelmekteydi. 1831’de Trabzon’a varan toplam 137 geminin 95’i Türk, 14’ü Avusturya, 10’u Rusya, geriye kalan 18’i ise muhtelif ülke bayrakları taşımaktaydı. Ben- zer şekilde Fontanier de 1831’de Türk gemilerinin Avrupa gemilerinden iki kat daha fazla olduğunu ve bunların büyük bir kısmının da İran’a gönderilecek mamul mal taşımacılığı yaptığını ifade etmektedir.117 Anlaşıldığı gibi Karadeniz’deki taşımacılıkta henüz Osmanlı üstünlüğü baskın şekilde devam etmekte olup bu durum taşınan malların tonajı açısından da değişmemekteydi.118 İstanbul’a sefer yapan yabancı buharlı gemiler, kısa bir süre sonra Karadeniz limanlarına da seferler düzenlemeye başlamıştı. 1836 baharında bir grup İngiliz müteşebbisi tarafın- dan kiralanmış olan buharlı Essex gemisi İstanbul’dan Trabzon’a varan ilk yabancı buhar- lı gemi olarak bilinmektedir.119 Bu gelişme, Karadeniz ticareti ve taşımacılığında yabancı etkinliğinin gerçek anlamda başlangıcına yol açan esaslı bir gelişmeydi. 1837’de bir Os- manlı buharlı gemisi ve Avusturyalı şirkete (Danube Steam Navigation Co) ait bir gemi/ buharlı Trabzon’a varmıştı. 1837’ye kadar muhtelif milletlere ait buharlıların Karadeniz’de seferlere başlaması neticesinde Trabzon’daki İngiliz konsolosu Henry Suter, avantajları- nın tam olarak neye karşılık gelmekte olduğu bilinmemekle birlikte, ticari avantaj açısın- dan varlıklarının yeterince açık ve takdir edilmekte olduğunu ifade ederek, İstanbul ile düzenli vapur/buharlı seferlerinin tesis edilmesinin kalıcı olarak düşünülmesi gerektiği- TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR 243 ni İngiltere’ye rapor ediyordu.120 1845’te bir İngiliz şirketi (Peninsular Steam Navigation Co.) doğrudan Akdeniz ve Karadeniz’e, Trabzon’a bir hat tesis etmişti.121 1852’ye gelin- diğinde her biri 500 ton olan altı buharlı gemi Trabzon’a sefer yapmaktaydı. Bunların dördü Osmanlı, diğerleri ise Avusturya ve İngilizlere aitti. 1860’lara gelindiğinde ise dört şirket; Avusturya’nın “Lyod”, Fransa’nın “Messageries”, Rusya’nın “Black Sea Company” ve Osmanlıların “Osmaniye” haftada bir Trabzon’a uğramaktaydı.122 Değişen bu ekonomik şartlar karşısında Rumlar, pek çok hisseli büyük Avrupa şirketleri ile rekabette zorlandık- larından, onlarla iş birliğine girerek İskenderiye, Odesa, İstanbul, İzmir ve Trabzon gibi merkezlerde aracı (acente) ve komisyoncu olarak faaliyetlerine devam etmişlerdir.123 Trabzon ve Erzurum’daki yerel ticaretin pek de gelişmekte olduğu söylenemezdi. Rus- ya’nın uyguladığı yüksek gümrük oranları nedeniyle Tiflis’in Anadolu açısından önem kaybetmesi yanında Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın Osmanlı ordularını 1832’de ye- nilgiye uğratması sonucu ortaya çıkan kargaşa ve savaş ortamına bağlı olarak Ortado- ğu’dan gelen kervanların kesintiye uğraması ve veba gibi salgın hastalıkların da (1832’de Erzurum nüfusunun öncesine oranla üçte biri oranında azalması örneği)124 ortaya çıkışı gibi olumsuzluklar Erzurum merkezli yerel ticaretin gelişmesini engellemişti. 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşında Erzurum Rus işgaline girmiş; Rusların çekilmesi sonrasında ise şehir harap durumda kalmıştı. Ruslarla birlikte Rusya’ya göç eden/ettirilen on binlerce Ermeni’nin şehirden ayrılması ise Erzurum’daki sosyal ve ekonomik hayatı daha da dur- gun hâle getirmişti. Nitekim Trabzon’daki ticarethanesinin bir şubesini burada açmayı planlayan Brant bu düşüncesinden vazgeçmişti. Erzurum’da ne İngiliz ne de Fransız ti- caretini temsilen bir kimse bulunmaktaydı.125 Nihayetinde, 1828-1832 tarihleri arasında Genelde Güney Kafkasya’da; daha özelde ise Erzurum ve Tebriz’de ortaya çıkan olumsuz gelişmeler, doğal olarak, Trabzon ticaretini de olumsuz etkilemiştir. Rusya’nın Güney Kafkasya’da uyguladığı blokaj, İngiliz ticaretinin giderek Kafkasya’dan uzaklaşmasını sağlamıştır. Yine de 1833 tarihli konsolos raporlarına göre Trabzon ile Re- dutkale arasında küçük ticari teknelerden oluşan gayr-ı yasal bağlantı devam ediyordu. Uzak mesafeler arasında ticarete konu olan mallar genelde değişmemekteydi. Mesela, 1833’te Seyid Han adındaki gemi ilkin Londra’dan ve daha sonra İstanbul’dan kalkış ya- parak 24 Nisan’da Trabzon Limanı’na giriş yapmıştı. Geminin Trabzon’a getirdiği mallar kahve, pamuklu ve yünlü mamüller, şeker ve diğer imalattan oluşmaktaydı. Aynı gemi 16 Mayıs’ta tütün ve ipek yükleyerek İstanbul’a hareket etmişti. Anlaşılan gemi üç hafta kadar Trabzon’da kalmıştı. Bu taşımacılığa kalay ve demir mamüller de ilave edildiğinde diğer gemilerin yüklerinin farklı nitelikte olmadığı görülecektir. Tüm olumsuzluklara rağ- men, doğuda Avrupa menşeli mallara olan talep giderek artmaktaydı.126 Nitekim 1832’de İngiliz gemilerinin sayısal olarak artmaması söz konusu olmakla birlikte, taşıdıkları mal- lara olan talep artmıştı. 1833-1836 yılları arasında Trabzon Limanı’na mal getiren ve limandan İstanbul yönüne doğru mal götüren gemilerin yarıdan fazlası Osmanlı gemilerinden oluşmaktaydı. Me- sela, 1833’te Trabzon Limanı’na gelen yaklaşık 560.009 sterlin kıymetindeki eşyanın 411.200 sterlinlik kısmını 77 Türk gemisi taşımıştı. Geriye kalan sınırlı kıymetteki eşya ise yabancı ülke bayrağı taşıyan gemilerce getirilmişti. Aynı tarihte Trabzon Limanı’ndan ihraç edilen 44.628 sterlin değerindeki eşyanın 24.750 sterlinlik kısmını İngiltere, 8.500 sterlinlik kısmını ise Osmanlı gemileri taşımıştı.127 İthalat ve ihracat arasındaki bu tezat, 244 TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR Osmanlı gemilerinin genelde İstanbul ve Güney Karadeniz limanları ile İngiltere ve diğer Avrupa menşeli gemilerin ise hem İstanbul ve hem de muhtelif Avrupa limanları arasında ticaret ve taşımacılık yapıyor olmalarının sonucudur. Bu gerçek, yani Osmanlı girişim- cisinin dış ülkeler ile ticaret ve taşımacılık yapmayarak bu işi Avrupalılara bırakması, Osmanlı ticaret ve taşımacılık ilişkilerinin zamanla yabancı menşeli kimselerin tekeline girmesinin esaslı sebebidir. Trabzon’dan İran’a gönderilmek üzere ithal edilen malların %70-80’lik bölümü (Trabzon’un toplam ithalatının yaklaşık %85’i) başta pamuklu mallar, yünlü kumaş, demir, kalay, şeker ve çivit olmak üzere İngiliz kökenli emtia idi. Fiyatların son derece düşük olması ve kaliteli mal üretmedeki uzmanlık İngiliz mallarına olan ta- lebi artırmaktaydı. 1834’te Rusya’nın Kafkasya’daki blokajı devam etmekte olduğundan, Rusya idaresindeki Gürcü topraklarında iş yapan üst düzey tüccarlar (Ermeniler) ticari ilişkilerini Tebriz’e yönlendirmişlerdi. Rus bayraklı gemiler de genellikle Karadeniz’deki kendi limanlarından Trabzon’a gelerek Karadeniz ticaretine katılmaktaydılar. Bu münasebetle, Rus bayrağı taşıyan bir gemi Re- dutkale’den ceviz, kereste, ham yün ve tütün (İran tütünü) yüküyle 1 Mart 1837’de Trab- zon Limanı’na varmış 20 günü aşkın bir sürede alış verişini tamamlayarak 25 Mart’ta fındık yüküyle Azak Denizi’ndeki Taygan’a hareket etmişti. Bir başka Rus bayraklı gemi ise 3 Nisan 1837’de Kefe’den demir, arpa, buğday ve yelken bezi yükü ile Trabzon’a gelmiş şeker, çivit, biber, kalay, kahve ve tütün yüküyle 27 Nisan’da limandan ayrılarak Redut- kale’ye hareket etmişti.128 Anlaşılacağı gibi bazı Rus gemileri Avrupa mallarına ulaşmak için Akdeniz’e yönelmek yerine Trabzon’a gelerek bu ihtiyacı giderebilmekte bu durum ise Trabzon ve çevre ekonomisinin gelişmesine şüphesiz olumlu katkı sağlamaktaydı. Rum gemicilerin uzun zamandır Rus bayrağı altında taşımacılık yapmaya yönelmiş olma- larının yanı sıra, Rum İsyanında Rum gemicilerin asilere yardım eden düşmanca tavırları görüldüğünden, isyanın devam ettiği bir süreçte, 1823 yılında çıkarılan bir nizamname ile yeniden Miri Ticaret Filosu oluşturulmaya teşebbüs edilmişti. Bu teşebbüs aslında Os- manlı sularındaki deniz nakliyatını yerli ve devlete ait bir ticaret filosuyla gerçekleştir- mek amacıyla, III. Selim döneminde, 1804 yılında hazırlanan Bahriye Kanunnamesi’nin devamı niteliğindeydi. Otuz maddeden oluşan bu nizamnâme genelde mîrî ticaret gemile- rinin imtiyaz ve serbestliklerini ele alan maddelerden oluşmaktaydı. Nizamnamede, kap- tan ve tayfaların Müslümanlardan olması şartı yanında, mîrî tüccar statüsünde olmayı kabul eden müteşebbisin sefer esnasında Donanma-yı Hümayun’a hizmet etmeyi kabul edeceği şartı da yer almaktaydı. Nizamnamede, yeni ticaret gemilerinin inşası yanında bu gemilerin 8000 kileden (204,8 tondan) küçük olmamaları da istenmekteydi129. Bu amaçla devlete ait olmak üzere beş adet mirî ticaret gemisi inşası kararlaştırıldığı gibi, muhte- lif mahallerdeki ayan ve eşraftan da mülkiyetleri kendilerine ait olmak üzere toplam 17 gemi inşa etmeleri istenmişti. Devlet aynı zamanda, Adalar Rumlarının Adalarda büyük gemi inşa etmelerine yasak getirmişti. Bununla birlikte, çoğunlukla Rumlardan oluşan müteşebbisler, yerel idarecilerin göz yummasıyla yasakları ihlâl ederek, Tulçi gibi uzak mahallerde büyüklükleri 10 ila 18 bin kile (256-460,8 ton) arasında değişen 18 kadar bü- yük gemi inşa etmeye devam etmişlerdir. Bu müteşebbislerden birkaçının Ünye menşeli olmaları, müteşebbislerin yasaklamalar nedeniyle devlet kontrolünün daha zayıf olduğu alanlara yöneldiklerine iyi bir örnektir. Devlet, gerektiğinde devlet hizmetinde kullanıl- mak amacıyla büyük gemi inşa edilmesini sürekli teşvik etmiş, 6 Ekim 1826 tarihli bir TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR 245 belge ile tüccar gemilerinin şekilleri ve taşıma kapasitelerini de belirlemeye çalışmıştı130. Bununla birlikte taşıma kapasiteleri az olan (küçük) gemilerin yapımı yasak olmasına rağmen devam etmiştir.131 Osmanlı egemenliğindeki sularda buharlı gemi taşımacılığının 1840’lara doğru artış gös- termesinin yanı sıra,132 İngiltere’nin Southampton limanı örneğinde yabancı devletlerin Trabzon Limanı ile veya diğer Osmanlı limanları ile ticaret ve taşımacılık yapan yeni se- ferler (hatlar) tesis etmeleri/başlatmaları133 devleti ve özel sektörü yeni gelişmeler veya sıkıntılar ile karşı karşıya bırakmıştır. Şartlar zamanla Osmanlı vatandaşları aleyhine sonuçlar doğurmuştur. Bu bağlamda, 1837 yılı Aralık ayında kaleme alındığı anlaşılan bir rapora göre, Karadeniz’in dört bir tarafı ile taşımacılık yapmakta olan yelkenlilerin, buharlılar karşısında sıkıntı yaşamakta olduğu Trabzon’daki İngiliz konsolosu Suter tara- fından ifade edilmektedir. Bu ifade, konsolos raporlarının geneli göz önüne alındığında ilk olması açısından önemlidir. Aynı rapora göre kuraklık ve salgın hastalıklar gibi birçok etkene bağlı olarak Osmanlı coğrafyasında bilhassa tahıl üretiminin düşüş göstermesi Karadeniz’de taşımacılık yapan Osmanlı yelkenlilerinin işsiz kalmalarına yol açan diğer bir etkendir. Yaşanmakta olan kuraklık ile salgın hastalıklar 1837’de nispeten gerilemiş olsa da karşılaşılan bu durum ekonomik yapıyı öylesine sıkıntıya sokmuştu ki, ekonomi- deki durgunluğa bağlı olarak İngiliz müteşebbislerden dahi iflas edenlerin sayısı, daha önceleri görülmemiş boyutlara ulaşmıştı. İflasların ortaya çıkmasında Avrupa’daki eko- nomik işleyişin de sıkıntıda olması ayrıca etkili olmuştur.134 İlgili rapordan anlaşıldığına göre, bilhassa İran ile İstanbul arasında Trabzon üzerinden taşınan malların buharlılara verilmeye başlanması (eğilimi) yerli (Osmanlı) yelkenli sahiplerini sıkıntıya sokmuştu. Bununla birlikte, Güney Karadeniz’de yer alan yerleşimler arasındaki “kıyı ticareti” ve İstanbul ile Rusya limanlarıyla olan ticaret ilişkileri devam etmekte ve bu durum Osmanlı yelkenlilerinin iş istihdamına imkân vermekte olduğundan, yelkenlilerin buharlılar kar- şısındaki etkinlikleri, şimdilik devam etmekteydi. Benzer şekilde Ubucini, 1840 ila 1849 yılları arasında buharlı gemi sayısı artışının yelkenli gemi sayısı artışına göre daha hızlı olduğunu ifade etmektedir.135 1837 yılı Karadeniz taşımacılığında daha başka değişimlerin de başladığı bir yıl olarak görünmektedir. Şöyle ki, daha önceki yıllarda Osmanlı gemileri hem sayıca ve hem de ta- şınan yük kapasitesi ve bu kapasiteye karşılık gelen değer/kıymet açısından açık ara önde iken, 1837’ye ait konsolos kayıtlarına göre Trabzon Limanı’na varan Osmanlı gemileri yine sayıca üstün olmalarına (bu yılda 131 geminin 73’ü Osmanlı bayrağı taşımaktaydı) ve diğer devletlere göre daha fazla tonajda yük (bu yılda taşınan toplam 22.349 tonun 11.831 tonunu) taşımış olmalarına rağmen değer/kıymet bakımından İngiliz gemileriyle taşınan yük, Osmanlı gemileriyle taşınanın neredeyse iki katıydı. Durum ilerleyen yı- larda da değişmeyen bir gerçeğe dönüşmüştü.136 Bu bilgiler, Osmanlı gemilerinin yükte hafif, değer olarak kıymetli Avrupa eşyası yerine; yükte ağır ancak değer olarak kıymetsiz yük taşımaya başladıklarına işaret etmekte; uluslararası ticaret ilişkilerinden kopmakta olduklarını göstermektedir. Aynı süreçte Karadeniz’de taşımacılık yapan Osmanlı gemici- lerinin de sıkıntı yaşamakta oldukları anlaşılmaktadır. Bu sıkıntının aşılması için devlet, 1783 tarihinde almış olduğu karara benzer bir kararla yine küçük taşıma kapasitesi olan gemilerin inşası ve kullanımını yasaklama yoluna gitmiştir.137 Karadeniz taşımacılığı dünya taşımacılığına açılınca, Karadeniz’de kullanılan gemilerden daha büyük olan Akdeniz tipi yelkenlilerin bu denize girişi ve bilhassa 1840’lar ile birlik- 246 TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR te taşımacılıkta daha yoğun bir şekilde yer almaları söz konusu olmuştur. Bu nedenle ve ilgili emre göre, küçük tonajlı ve gelişigüzel (el yordamıyla) inşa edilmiş gemilere sahip gemiciler Karadeniz taşımacılığında artık iş bulmakta sıkıntı yaşamakta olduklarından, nadiren gerçekleşen işlerden de elde ettikleri kârları zararlarını karşılayamaz duruma gel- miştir. Dolayısıyla, 1833’ten sonra 50 tonluk gibi küçük gemilerin inşa edilmesi yasak- lanıp, daha çok yük taşıma kapasitesi olan gemilerin inşası teşvik edilerek Akdeniz tipi büyük yelkenliler ve buharlılar ile rekabet etmek amaçlanmıştır. Yine devlet, gerektiğinde askerî amaçlarla kullanabilmesi için inşa olunan gemilerin yaklaşık 200 tonluk olmasını amaçlamıştır. Bu emir/karar, Karadeniz’deki iktisadi ilişkilerde yaşanan dönüşümü gös- teren önemli bir kayıttır.138 Küçük tonajlı gemi inşasının yasaklanması ile ilgili böyle bir kararın yeniden ilan edilmesinin Karadeniz’e buharlı gemilerin girmeye başlamasından sadece birkaç yıl sonra gerçekleşmesini, boğazlar ve Karadeniz üzerinden devam eden yabancı taşımacılığının yoğunlaşmış olması karşısında devletin çeşitli önlemler alarak gelişmelere ayak uydurmaya çalışması olarak görmek gerekir. Gemicilerin Akdeniz tipi büyük yelkenliler veya buharlılar karşısında durabilmek için sermayelerini birleştirerek daha büyük yelkenli inşa etmeye yönelmiş olmaları bunlardan biridir. 1840’lara gelindiğinde Karadeniz’deki ticaret ve taşımacılık eksenli iktisadi ilişki- ler artık eski uygulamalar temelinde devam etmemekte, önemli bir dönüşüm yaşanmak- taydı. Ancak devletin aldığı bütün önlemlere rağmen, büyük gemilerden müteşekkil bir Osmanlı ticaret filosunun oluşturulduğunu söylemek güçtür. Çünkü Osmanlı gemicileri daha ziyade, Osmanlı sularında faaliyet göstermiş dış dünyaya ise açılmamışlardır. Oysa yabancılar dünya ticaretine hâkimdiler ve Londra’dan Livorno’ya; Livorno’dan İzmir, İs- tanbul ve Odesa’ya kadar çok daha geniş bir coğrafyada taşımacılık ve ticaret yaparak ser- vet edinmekteydiler. Bu şekilde elde edilen büyük miktarlardaki sermaye ile büyük gemi- lerin veya büyük ticari işlemlerin finanse edilebilmesi ve böylece sistemin kendi kendini yenileyebilmesi mümkün olabilmekteydi. Neticede, Karadeniz limanlarına işleyen buharlı gemi seferlerinin artışı bölge ticaretini canlandırmış ve müteşebbisin uluslararası pazarlar ile temasını sağlamış olmakla birlik- te, Osmanlı Devleti Karadeniz’deki egemen konumunu yabancı devletler ile paylaşmak zorunda kalmıştır. Karadeniz’deki Osmanlı limanlarının yabancı ulaşıma açılma süreci, 1829 Edirne Antlaşmasıyla hızlanmıştır. Bu antlaşma ile Osmanlı idaresinin boğazlar üzerindeki katı yaptırımları gevşemiş, ticari taşımacılık serbestleşmiştir (7. Madde).139 Bu gelişmeye ek olarak 1838 Balta Limanı Antlaşması ile önemi haiz Osmanlı tarım ürünleri üzerindeki ihraç yasaklarının (yed-i vâhid) kalkması ve ithalatta düşük gümrük vergi- si uygulamasına geçilmesi Karadeniz limanlarını Avrupa sermayesine iyice açmıştır.140 Bundan sonra Osmanlı limanları, ham maddelerin düşük gümrük vergileriyle alınıp götü- rüldüğü; yabancı mamul malların akınına uğradığı limanlara dönüşmüştür. Kısacası süreç yerli sanayinin gerilemesine hizmet etmişti. Tüm bu gelişmeler ile birlikte, Osmanlı Dev- leti’nin Avrupa ve Rusya ile olan iktisadi ilişkilerini yürüten yabancılar ve onların tem- silcileri olan Osmanlı azınlıklarının liman yerleşimlerindeki etkinlikleri öncesine oranla daha da artmıştır. Çünkü yabancılar ile yurt dışında yaşayan Osmanlı menşeli azınlıklar Osmanlı toplulukları içerisinde daha ziyade kendi dindaşlarıyla iş birliği içindeydiler. Ni- tekim Trabzon ile iş yapan buharlı gemi şirketleri temsilcileri olarak Trabzon’da çoğun- lukla Osmanlı gayrimüslimlerini seçmişlerdi.141 Gelişmeler, bölgedeki ihracat ve ithalat TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR 247 işlerini yürütenlerin Osmanlı azınlıkları ile yabancıların elinde toplanmasıyla sonuçlan- mıştır.142 Bu durum doğal olarak zamanla yerli Müslüman tüccar ve gemicilerin uluslara- rası piyasalardan dışlanmalarını da beraberinde getirmiştir. 1774’te Karadeniz’in yabancı taşımacılığına açılması zamanla Güney Karadeniz yerleşim- lerinde önemli sosyal ve ekonomik değişmelere de zemin hazırlamıştır. Meselâ 1803’te Trabzon’da 16.000 nüfus bulunmakta iken, 1835’e gelindiğinde nüfus 25-30 bine ulaşa- rak neredeyse iki katına çıkmıştır.143 Giderek artış gösteren yabancı ticaret hacmi haricin- de Trabzon şehrinin Kırım Savaşı (1853-56) sırasında ikmal merkezi olarak görev görmesi çevre kasaba ve köylerden önemli bir nüfusu kendine çekmiş ve savaş sona erdiğinde, 1856’da nüfus 70 bine yükselmişti.144 Kırım Savaşı zengin bir ticaret sınıfı yaratmış, bi- riken büyük miktardaki sermaye depo, han ve ev inşaatlarında kullanılmıştı. Şehirde her gün yeni binaların yükselmesi konsolos raporlarına yansımıştır.145 Hülasa 1774’ten sonra ticaret ve taşımacılık alanında ortaya çıkan gelişmeler Karadeniz’deki ekonomik faaliyet- lerin gayrimüslimler elinde toplanmasına yol açmış olmakla birlikte, ekonomik yapıdaki değişim ve dönüşüm Karadeniz’e kıyısı olan yerleşimlerin her alandaki modernleşmesine katkıda bulunarak olumlu sonuçlara da vesile olmuştur. En nihayetinde, Osmanlı tarihi boyunca Trabzon’u üretim-tüketim ilişkilerinin daha sı- nırlı olması ile kendisine münhasır bir konuma yerleştirmek gerekmektedir. Trabzon ve Samsun gibi Güney Karadeniz limanlarında ticaret hacminin artması veya azalması, sa- dece kara yollarının iyileştirilmesi veya mendirek ve depo inşa edilmesi gibi ticari alt yapı vasıtalarının eksiksiz olmasıyla açıklanamaz. Nitekim bu limanların art alanlarında- ki üretim tüketim ilişkilerindeki derinliğin hangi seviyelerde olduğu daha belirleyicidir. Günümüzde bahsi geçen limanlar her türlü iktisadi alt yapıya sahip durumda olmalarına rağmen, nasıl ki dünya ticareti Trabzon veya Samsun üzerinden gerçekleşmiyor ise Os- manlı zamanında da ekonomik ilişkiler benzer değişkenler tarafından belirlenmekteydi. Trabzon bir transit liman veya durak görevi görmüştür; Rusya, Kafkasya ve İran havza- sındaki siyasi ve askerî gelişmelere bağlı olarak, liman hinterlandının genişlemesi veya daralması söz konusu olmuştur. Şehir kırsalında sanayi üretimini destekleyecek geniş ve bereketli tarım alanları bulunmamaktadır. Yine şehrin art alanında üretim-tüketim fa- aliyetlerinde yer alacak önemli bir nüfus yoğunluğu da bulunmamaktadır. Bu durumda bölgesinde ticari kurumları en gelişmiş liman olan Trabzon Limanı ne Selanik ne de İzmir limanının sahip olduğu iktisadi faaliyet derinliğine sahiptir. Daha 1610 gibi erken bir tarihte İzmir’e uğrayan bir Fransız, şehri betimlerken köylülerin getirdiği ve yabancıların aldığı büyük bir ipek, pamuk ve pamuklu dokuma ticareti yapıldığını; şehrin yakınlarında tahıl, üzüm ve her türlü meyve ile dolup taşan bir ova gördüğünü belirtmiş, ovada çalışan insan kalabalığı karşısında ise şaşkınlığa uğramıştır. Seyyah İzmir’in art alanının bolluk ve verimliliğini, limanın pazarına pamuk, dokuma, tahıl, üzüm ve ipek getiren yerli nü- fusun çalışkanlığını övmektedir. Oysa Trabzon için böyle bir betimleme zenginliği söz konusu olmadığı gibi sınırlı sayıdaki yerel ürünün ekonomiye olan itici gücü, doğal olarak oldukça sınırlıdır. Selanik ve İzmir her yönde önemli yol ağlarının kesiştiği bir noktada veya önemli nüfus yoğunluğunun bulunduğu bir coğrafyada yer alıyor iken, Trabzon ve Samsun daha sınırlı bir hinterlant ile çevrelenmişti. Yine Güney Karadeniz kıyı yerleşim- lerinde, kuzeyde Rus idaresinde bulunan Odesa, Kerson, Taganrog ve Rostov liman yerle- şimlerinde olduğu gibi denizi veya limanı yüzlerce kilometre arkadaki alanlara bağlayan 248 TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR nehir ulaşımının varlığı da söz konusu değildir. Tarih boyunca Ortadoğu’dan geçen yol- ların başlangıç (mesela Bender-Abbas limanı) veya sona erdikleri (meselâ İzmir, Beyrut, İskenderiye) alanlarda yer alan limanlar her zaman daha fazla iktisadi imkâna ve alterna- tife sahip olmalarıyla Trabzon veya Samsun limanlarının bir adım önünde yer almışlar- dır. Dünya ulaşım ve ticaret tarihine bakıldığında Güney Karadeniz limanları genelde bu trafiği yönlendiren değil; bu trafikten dolaylı olarak etkilenen limanlar olmalarıyla öne çıkmışlardır. Bu durum coğrafyanın, jeopolitik yapının bir sonucudur. Dünya genelindeki siyasi ve askerî gelişmeler pek çok limanın kaderinde olmadığı kadar Samsun ve Trabzon limanının önem kazanmasında veya kaybetmesinde belirleyici olmuştur. Dolayısıyla ve bilindiği üzere 1774-1860 yılları arasında Karadeniz coğrafyasında gerçekleşen iktisa- di ilişkiler çok büyük oranda emperyalist devletlerin faaliyetlerine göre biçim almıştır. Şu bir gerçektir ki, sanayileşmekte olan Avrupa’ya yakın olan Osmanlı egemenliğindeki alanlar (Balkanlar örneği) doğal olarak bu sanayiye hammadde ve işgücü sağlama imkân- ları sayesinde Osmanlı Devleti’nin daha doğuda yer alan ekonomik merkezlerinin birkaç adım önünde yer almıştır. Tüm bu yetersizliklere rağmen Güney Karadeniz’deki liman yerleşimleri sadece yanı başlarındaki şehri sosyal ve ekonomik anlamda ihya etmekle kal- mayıp, dünya ile olan kadim bağlantıları vasıtasıyla çevrelerini de aydınlatan mahaller olmalarıyla önemli roller üstlenmişlerdir. Notlar 1 Trabzon Şeriye Sicili (bundan sonra TŞS), No: 1871, Mehmetoğlu Halil Çömlekçiler’de vefat ettiğinde s. 79. yanında bulunan mal varlığı yine suk-i sultanide 2 TŞS, No: 1870, s. 66. satılarak 106 kuruş 4 para elde edilmişti, bkz. TŞS, 3 TŞS, No: 1893, s. 71. No: 1907, s. 21. Bölgede terör estiren eşkıya devlet tarafından yakalanıp idam edileceği vakit-halka 4 TŞS, No: 1897, s. 9. gözdağı vermek amacıyla olsa gerek-mekân olarak 5 “Fî’l-asl-ı Erzurum ahâlisinden olup medîne-i yine merkez çarşı seçilirdi. Bkz. Şâkir Şevket, Trabzon sûkunda vâkı‘ el-Hâcc Yahyazâde hanında Trabzon Tarihi, (haz. İ. Hacıfettahoğlu), Trabzon ber-vech-i ticâret mütemekkin iken...”. Bkz. TŞS, Belediyesi Yayınları, Ankara 2001, s. 100. No: 1946, s. 16. 7 Maurice M. Cerasi, Osmanlı Kenti, (çev. A. Ataöv), 6 TŞS, No: 1907, s. 20; TŞS, No: 1934, s. 43 ve Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999, s. 115. TŞS, No: 1946, 23. Ticaret haricinde pek çok 8 Şerafettin Turan, Türkiye-İtalya İlişkileri I, Kültür toplumsal işlev merkez çarşıda hayat bulmaktaydı. Faş kazası ahalisinden olan ve Trabzon’da Saçlı Bakanlığı Yayınları, Ankara 2000, s. 66. Hoca mahallesinde misafir bulunurken vefat eden 9 Bu saray için bkz Temel Öztürk, “Arşiv Belgelerine Hatice’nin malları Trabzon çarşısında müzayede Göre Üçüncüoğlu Sarayı”, Trabzon Kent Mirası Yer- ile satılarak 33 kuruş elde edilmiş, bu para ile Yapı-Hafıza (Ed: Ömer İskender Tuluk-Halil İbrahim vasiyetine binaen bir mushâf-ı şerîf alınmak Düzenli), Klasik Yayınları, İstanbul 2010, s. 237-265. istenmiş fakat tereke masraflarından geriye 10 Ş. Turan, a.g.e., s. 87. kalan 18 kuruş 24 para mushâf-ı şerîf almaya 11 Hanefi Bostan, XV-XVI. Asırlarda Trabzon yetmediğinden terekesinden kalan para varislerine verilmek üzere vasîsine teslim edilmişti, bkz. Sancağında Sosyal ve İktisadî Hayat, TTKY, Ankara TŞS, No: 1931, s. 3. Benzer şekilde, Trabzon’un 2002, s. 148-149. İskenderpaşa mahallesinden olup 1742 yılında 12 André Raymond, Osmanlı Döneminde Arap vefat eden Hasan Beşe’nin terekesi tahrir ve taksim Kentleri, TVYY, İstanbul 2000, s. 116-117. olunduktan sonra bir kısım eşyası varislerinin bilgisi 13 TŞS, No: 1868, s. 30 ve TŞS, No: 1912, s. 23. dâhilinde sûk-i sultânîde müzayede ile satılmıştı, 14 H. Bostan, a.g.e., s. 124-157. bkz. TŞS, No: 1907, s. 20. Marmara bölgesinin Karadeniz sahilinde, günümüzde Akçakoca ilçesi 15 Mahmut Ak, “Âşık Mehmed’e Göre Memleketi yakınlarındaki Kefken ahalisinden olan ve hangi Trabzon ve Havalisi”, Bir Tutkudur Trabzon, İstanbul amaçla Trabzon’da bulunduğu anlaşılamayan 1997, s. 188. TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR 249 16 Burada “Mumhâne iskelesi” adında bir iskele 29 Evliya Çelebi Seyahatnâmesi, s. 52. mevcuttu. Bkz. P. Minas Bıjışkyan, Karadeniz 30 P. M. Bıjışkyan, a.g.e., s. 71. Erzurum taraflarından Kıyıları Tarih ve Coğrafyası 1817-1819, (çev. H. olan tüccar Arabacı Mustafa, İç Kale’deki Bab-ı D. Andreasyan), İÜ. Edebiyat Fakültesi Yayınları, Bazar mahallesinde yer alan İkizzâde hanında ticaret İstanbul 1969, s. 70. amacıyla bulunuyordu. Bkz. TŞS, No: 1927, s. 44; 17 Evliya Çelebi Seyahatnâmesi, (haz. Z. Kurşun ve TŞS, No: 1931, s. 6. Benzer şekilde, 1734 tarihinde diğerleri), c. 2, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999, Bab-ı Bazar/Pazarkapı mahallesinde bir tarafında s. 52. Müezzin Molla Ömer mülkü, bir tarafında kale 18 P. M. Bıjışkyan, a.g.e., s. 51. duvarı, bir tarafında Tosun Hacı İbrahim mülkü ve bir tarafında ise yol bulunan bir dükkân üst katında 19 Trabzon ileri gelenlerinden Çubukçuzâde Hacı yer alan odasıyla birlikte, cümle müştemilatıyla Ayşe Ahmet’in terekesinde varislerine kalan mirasından Hatun tarafından 230 kuruşa satın alınmıştı. Bkz. 12 dükkânın yarım hissesinin, Trabzon çarşısında TŞS, No: 1897, s. 32. gümrük yakınında olduğu kayıtlıdır, bkz. TŞS, No: 1916, s. 37-38. Bu kayıt, 1800’ler öncesinde Trabzon 31 Fallmerayer, bu meydana Komnenler zamanında bile gümrük binasının, günümüzde bilindiği gibi Çömlekçi Farsça “Meydan” dendiğini ifade etmektedir. Bkz. limanında değil Soğanpazarı sahilinde yer aldığını J. Philip Fallmerayer, Doğu’dan Fragmanlar, (çev. H. gösteren en açık kanıtlardan biridir. Salihoğlu), İmge Yayınları, Ankara 2002, s. 45. 20 TŞS, No: 1897, s. 9. 32 TŞS, No: 1919, s. 82. 21 TŞS, No: 1870, s. 66. 33 TŞS, No: 1932, s. 118. 34 J. P. Fallmerayer, a.g.e., s. 192-200. 22 Burası günümüzde Soğanpazarı sahili olarak bilinmektedir. 35 R. C. Jennings, “Pious Foundations in the Society and Economy of Ottoman Trabzon”, JESHO, XXXIII 23 Bedestenin Çarşı mahallesinde yer aldığı açıktır. (1990), pp. 271-336 ve Kenan İnan, “Kadı Sicillerine Meselâ, günümüze kadar gelebilmiş Trabzon Göre Trabzon Şehrinin Fiziki Yapısı (1643-1656)”, hanlarından biri olan Taşhan, Trabzon’un Çarşı Osmanlı Araştırmaları, VIII (1998), s. 161-186. mahallesinde yer almakta olup bu durum Osmanlı kayıtlarına şu şekilde yansımıştır: “Medîne-i 36 Bıjışkyan, eskiden bedestende İran ile iş yapan mezbûrenin çarşusunda vâkı‘ inde’l-ahâlî ve’l-cîrân zengin Ermeni tacirlerin oturduklarını ancak, kendisi ma‘lûmü’l-hudûd Taşhan dimekle ma‘rûf”, bkz. TŞS, zamanında (1817-19), bedestende Türk tacirlerin No: 1876, s. 19. Dolayısıyla 1700’lerin Trabzon çarşısı oturduklarını belirtmektedir. Bkz. P. M. Bıjışkyan, ile günümüzdeki Trabzon’un Çarşı mahallesinin aynı Karadeniz Kıyıları, s. 54. mekânlar oldukları söylenebilir. 37 Bkz. TŞS, No: 1917, s. 63. 24 “Medîne-i Trabzon’da vasat sûkunda vâkı‘ 38 TŞS, No: 1924, s. 23. elsine-i nasda (halk dilinde) Çarşı camii demekle 39 Batum’dan Ünye’ye kadar Doğu Karadeniz bölgesi meşhûr ashâb-ı hayrattan...”, Bkz. Murat Yüksel, ahalisi aralarında ortaya çıkan çeşitli anlaşmazlıkları Trabzon’daki Türk-İslâm Eserleri ve Kitabeleri, c. 1, Trabzon mahkemesinde çözüme kavuşturmak için Trabzon Belediyesi Yayınları, Trabzon 2000, s. 136. Trabzon’a gelmekte, burada çeşitli han ve misafir 25 1850’lerde Trabzon şehir merkezinde 131 dükkân, 2 odalarında kira ile kalmaktaydılar. Bkz. TŞS, No: değirmen, 3 hamam, 1 han, 57 han odası, 2 fırın, 1 1940, s. 34. kireç kuyusu, 1 su kuyusu, 1 debbağ kuyusu, 7 parça 40 Robert Mantran, XVI. ve XVII. Yüzyılda İstanbul’da dükkân arsası, 28 ev, 7 ev arsası ile 19 bahçe ve tarla Gündelik Hayat, Eren Yayınları, İstanbul 1991, s. 112. 69 vakfa bağlıydı. Ancak şehirdeki vakıf akaratları 41 Hanlar, devlet büyükleri ve özel şahıslar tarafından bahsi geçenlerle sınırlı değildir, çünkü Trabzon’da cami, imaret gibi dinî ve ictimaî müesseselerin daha başka vakıflar da bulunmaktaydı. Bkz. Abdullah akarı olarak inşa edilmişlerdi. Vakıfların şehrin fizikî Saydam, “Vakıf Anlayışında Yenilenme İhtiyacı ve yapısına ve ekonomik gelişmesine olan katkıları için XIX. Yüzyıl Ortalarında Trabzon Vakıfları”, Osmanlı bkz. Bahaeddin Yediyıldız, “Osmanlılar Döneminde Araştırmaları, 23 (2003), s. 185-219. Türk Vakıfları Ya Da Türk Hayrât Sistemi”, Osmanlı, 26 TŞS, No: 1916, s. 37, 38. c. 5, Ankara 1999, s. 17-33. 27 “Bu kal’anun kût-vâl ve hafazası varhâne dirler ki 42 Sulu hanın arşiv kaynaklarındaki varlığı ile ilgili ilk Tarabzon’un sûk-i Debbâğîn (Tabakhane Çarşısı) ve kayıt, 1700’lerin sonlarına aitir. Aynı kayıtta Molla debbâğ hâneleri bu bâbun hâricindedür ve bu bâbun Siyah Mahallesi sâkinlerinden olup vefat eden öninde bir nehr-i sağîri vardur lâkin vâdî-i azîmden İsmail oğlu Rukalı Ömer Efendinin Trabzon merkez cereyân ider ve bu bâbdan sûk-i debbâğîne kârgîr ile çarşısında yapılan müzayededen sonra ortaya mebnî bir kantara-i azîme üzre mürûr olınur”. Bkz. M. çıkan 1035 kuruşluk terekesinin 1000 kuruşu Sulu Ak, a.g.m., s. 196. hanın malumu’l-mikdar hissesini oluşturmakta idi. 28 H. Bostan, a.g.e., s. 404-405 ve P. M. Bıjışkyan, Kaç hisseye sahip olduğunu anlayamazsak da a.g.e., s. 70-71. hanın tümünün bir hayli kıymetli olduğu anlaşılır. 250 TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR Bkz. TŞS, No: 1943, s. 25 ve TŞS, No: 1947, s. 43. 49 Faruk Bilici, “XIX. Yüzyılın Başında Trabzon’daki Cumhuriyet döneminin son yıllarında yıkılan bu han, Fransız Konsolosluğu: Paris’in Asya Kapısı”, Meydan semtindeki Meydan hamamının karşısında Karadeniz İncelemeleri Dergisi, 3 (2007), s. 35-47. (kuzeyinde) yer almaktaydı. Bkz. Mustafa Özer, 50 Charles Issawi, “The Tabriz-Trabzon Trade, 1830- “Trabzon’un Osmanlı Dönemi Ticaret Hayatı ve 1900: Rise and Decline of a Route”, International Ticaret Yapıları: Genel Bir Değerlendirme”, Trabzon İl Journal of Middle East Studies, 1/1 (1970), pp. 18-27. Yıllığı, Ankara 1997, s. 85-100. 51 Hanefi Bostan, “Fetihten Yunan İsyanına Kadar Doğu 43 Hacı Tosun hanının varlığı ile ilgili sadece 1728 yılına Karadeniz Bölgesinin Demografik Yapısı”, Pontus ait bir kayıt bulunmaktadır. Bkz. TŞS, No: 1890, s. 36. Sorunu, (ed. V. Usta), Serander Yayınları, Ankara 44 Trabzon çarşısında yer alan Semercioğlu hanı ile 2007, s. 125-152. ilgili olarak tespit edilen ilk ve tek arşiv kaydı, 1724 52 Necmettin Aygün, Onsekizinci Yüzyılda Trabzon’da yılına aittir. Bkz. TŞS, No: 1885, s. 31. Bu kaynaktan Ticaret, Serander Yayınları, İstanbul 2005, s. 98. hareketle Semercioğlu hanının 1700’lerin ilk yıllarında inşa olunduğunu söylemek mümkündür. 53 TŞS, No: 1931, s. 6. 45 Çeşitli amaçlarla Trabzon’a gelen misafirler ayrıca 54 TŞS, No: 1935, s. 68b-69. aşağıdaki mekânlarda da kalmaktaydılar: “Hatuniye 55 BOA. Cevdet Darphane, Vesika No: 271. Camii şerifi kurbunda vakıf odalarında...” bkz. TŞS, 56 BOA. Cevdet Darphane, Vesika No: 271. No: 1913, s. 28, “Hacı İbrahim’in misafir odaları...” 57 BOA. Cevdet Darphane, (numarasız). Genç, XVIII. bkz. TŞS, No: 1920, s. 3, “Trabzon sukunda yüzyılın ikinci yarısında ekonominin hemen hemen Şatırzâde’nin misafir odaları...” bkz. TŞS, No: 1918, bütün sektörlerinde bir daralma ve gerileme ortaya s. 99, “Şatırzâde İbrahim Ağa hanı...” bkz. TŞS, No: çıktığından ve fiyat artışlarının gittikçe hızlanarak 1931, s. 9, “Kemerkaya’da, Bayramoğlu Zimmî’nin 1760’lardan 1800’lere kadar %200’ü geçtiğinden misafir odaları...” bkz. TŞS, No: 1920, s. 3, “Bab-ı bahsetmektedir, bkz. Mehmet Genç, Osmanlı Bazar mahallesinde Küçük Dizdar Seyit Ahmet İmparatorluğunda Devlet ve Ekonomi, Ötüken Ağa’nın misafir odaları...” bkz. TŞS, No: 1920, s. Yayınları, İstanbul 2000, s. 215. 45, “Gümrük Odaları...” bkz. TŞS, No: 1927, s. 15, “Gümrükçü iskelesi odaları...” bkz. TŞS, No: 1871, 58 TŞS, No: 1931, s. 6. s. 78, (Gümrük odalarıyla, Gümrükçü iskelesi odaları 59 TŞS, No: 1931, s. 7-8. şeklinde XVIII. yüzyıl arşiv kayıtlarında geçen bu bina 60 BOA, Divan-ı Hümayun Başmuhasebe Tasnifi hakkında şehri 1817-19 yıllarında gezen Bıjışkyan (bundan sona D.BŞM.), No: 7061, s. 5. şu bilgileri verir: Gümrük binası da, deniz üzerinde 61 TŞS, No: 1935, s. 53. iki katlı ve taş merdivenli yüksek bir yapıdır. Bunun yanında, kezâ iki katlı ve kargir bir han vardır, 62 TŞS, No: 1937, s. 77. Bıjışkyan, Karadeniz Kıyıları, s.53.), “Leb-i deryada 63 Varna ve Burgaz iskelelerinin Trabzon iskelesinden olan han odaları...” bkz. TŞS, No: 1934, s. 42, (Leb-i gelen tüccara olan bağımlılığı ile ilgili olarak ayrıca Derya hanı/Yalı han, Bıjışkyan’da geçmektedir, bkz. BOA, Cevdet-Maliye, Vesika No: 8305. s.54), “Bünyad Ağa’nın misafir odaları...” bkz. TŞS, 64 Trabzon’un Çarşı Mahallesinden Mehmetoğlu Hacı No: 1870, s. 67 ve “Nim-Bıyıkzâde Ali Ağa’nın İbrahim İstanbul’da ticaret amacıyla bulunurken han odası...” bkz. TŞS, No: 1916, s. 28; Nim- vefat ettiğinde yanında 600 kuruşluk demir çubuk yer bıyıkzâde yani Yarımbıyıkzâde’nin hanı muhtemelen almaktaydı, bkz. TŞS, No: 1923, s. 101. Aşağıhisar’da Pazarkapı mahallesinde yer almaktaydı. Zira aynı mahallede günümüzde Yarım 65 BOA, D.BŞM, No: 7061, s. 5. Bıyık Sokak ve Yarım Bıyıkoğlu Evi yer almaktadır. 66 Halil İnalcık, “Osmanlı Pamuklu Pazarı, Hindistan ve 46 Bkz. TŞS, No: 1942, s. 21; TŞS, No: 1940, s. 43; TŞS, İngiltere: Pazar Rekabetinde Emek Maliyetinin Rolü”, No: 1924, s. 21. Osmanlı Devletinde kahvehanelerin Osmanlı İmparatorluğu Toplum ve Ekonomi, Eren 1500’lü yıllardan sonra ortaya çıkması ile aynı Yayınları, İstanbul 1993, s. 299-303. mekânların geceleme/konaklama amacıyla 67 TŞS, No: 1855, s. 34. kullanılmaları da başlamıştır bkz. Amnon Cohen, 68 BOA, TAD, No: 2, s. 312. “Edebe Aykırı Bir Yeniliğin Muteber Hale Gelişi”, (çev. 69 TŞS, No: 1941, s. 22. N. el-Hüseyni), Toplumsal Tarih, 126 (2004), s. 58-64. 70 S. M. Bilge, Osmanlı Çağı’nda Kafkasya, Kitabevi 47 1500’lerde Trabzon’da yer alan toplam üç çarşıdan Yayınları, İstanbul 2012, s. 410. ikisinin Paşmakçılar ve Debbağlar çarşıları olması, dericiliğin Trabzon’daki en eski ve köklü uğraş alanı 71 N. Aygün, Onsekizinci Yüzyılda Trabzon’da Ticaret, olduğunu ortaya koymaktadır. Bkz. H. Bostan, a.g.e., s. 229. s. 389-396. 72 Ehud R. Toledano, Osmanlı Köle Ticareti (çev. Y. H. 48 İdris Bostan, Beylikten İmparatorluğa Osmanlı Erdem), TVYY, İstanbul 2000, s. 15. Denizciliği, Kitap Yayınları, İstanbul 2008, s. 325-360. 73 TŞS, No: 1874, s. 159. TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR 251 74 İmparatorluktaki en büyük köle pazarı İstanbul’daki korumasındaydı. Çeşmeli Kostantis ise Kapan idi. Esir pazarı, Kapalıçarşı’nın Nuruosmaniye Tüccarı Hacı Halil’in korumasındaydı. Bkz. Gelina kapısının kuzeyinde, Tavuk Pazarı yakınlarındaydı. Harlaftis-Sophia Laiou, “Ottoman State Policy in Bkz. E. R. Toledano, a.g.e., s. 44-45. MediterraneanTrade and Shipping, c.1780-c.1820: 75 TŞS, No: 1914, s. 23. The Rise of the Greek-Owned Ottoman Merchant Fleet”,στο Mark Mazower (ed.), Networks of Power 76 Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik in Modern Greece, Hurst, Λονδίνο, 2008, σελ. 1-44, ve Sosyal Tarihi, c. 1, Eren Yayınları, İstanbul 2000, p. 19. s. 338. 77 BOA, Maliyeden Müdever Defterler Tasnifi (bundan 96 A. Ü. Turgay, a.g.m., s. 45-73. sonra MAD), No: 10223, s. 92-93. 97 XIX. yüzyılın sonlarına doğru Müslim ve gayrımüslim 78 Tuz ticareti ile ilgili olarak ayrıca bkz. Murat Çizakça, Osmanlı vatandaşlarından bir kısmı iş bulmak ve İş Ortaklıkları Tarihi (çev. Ş. Layıkel), TVYY, İstanbul ticaret yapmak amacıyla Rusya’ya göç etmişlerdi. 1999, s. 86. Bkz. İlhan Ekinci, “XIX. Yüzyılın Sonlarında Ordu Kazasında Müslim-Gayrimüslim Nüfusu ve İlişkileri”, 79 TŞS, No: 1873, s. 25. Karadeniz İncelemeleri Dergisi, I (2006), s. 55-89. 80 TŞS, No: 1946, s. 16. 98 Halil İnalcık, “Imtiyâzât”, The Encyclopedia of İslam2, 81 TŞS, No: 1886, s. 99. III (Leiden-Brill 1971), pp. 1179-1189. 82 Trabzon üzerinden gerek yasal ve gerekse kaçak 99 Ali İhsan Bağış, Osmanlı Ticaretinde Gayrimüslimler olarak pazarlanan bakır genelde Rumeli taraflarındaki 1750-1839, Turhan Kitabevi, Ankara 1998, s. 89. pazar ve panayırlara götürülerek satılmaktaydı. 100 F. Bilici, a.g.m., s. 45. 83 Göknur Göğebakan, XVI. Yüzyılda Malatya Kazası (1516-1560), Malatya Belediyesi Yayınları, Malatya 101 G. Augustinos, Küçük Asya Rumları (çev. D. Evci), 2002, s. 101. Ayraç Yayınları, Ankara 1997, s. 44-48. 84 TŞS, No: 1907, s. 21. 102 Rusya, 1830’larda Güney Kafkasya’yı işgal 85 Bu dokuma merkezleri için bkz. TŞS, No: 1934, s. 43. ettiğinden burada yer alan Eçmiyazin Ermeni Patrikliği üzerinde daha da kuşatıcı faaliyetlere 86 F. Ghoukas Indjidjian (İnciciyan), “Geography of the girişmiştir. Rusya sadece buradaki Ermeni din Four Parts of the Worlds”, Venice 1806‘dan naklen adamlarını değil, Anadolu’dakileri de çeşitli http://www. distancelearning.am/remembrances/ vaatlerle ikna ederek ayartmaktaydı. Fontanier’in historyofgurun/gurunorgurin.htm 10.04.2004. ifadesiyle, “Rusya, Ermenileri kendi müstakbel 87 TŞS, No: 1923, s. 5. hâkimiyetine hazırlıyor ve onları aranan bir cemaat 88 A. Üner Turgay, “Trabzon”, Doğu Akdeniz’de Liman yapmaya çalışıyordu”. Bkz. Victor Fontanier, Kentleri (ed. Ç. Keyder vd.), TVYY, İstanbul 1994, Doğuya Seyahat (çev. Ö. Yılmaz), Heyamola s. 46. Yayınları, İstanbul 2015, s. 47, 195. 89 Necmettin Aygün, “XIX. Yüzyılın Ortalarında 103 Fethi Gedikli, “1847 Tarihinde Akçaabat’ın Nüfusu”, Trabzon’da Sosyal ve İktisadi Yapı”, Karadeniz Akçaabat Yazıları II, Yedirenk Yayınları, İstanbul Araştırmaları, 17 (2008), s. 75-111. 2010, s. 61. 90 Patricia Herlihy, “Greek Merchants in Odessa in the 104 Eyyub Şimşek, “Kırım Savaşının Trabzon Eyaleti’ne Nineteenth Century”, Harvard Ukrainian Studies, 3/4 Toplumsal Etkileri”, History Studies, 5/5 (2013), (1979-1980), p. 418. s. 288. 91 Yahudiler, Rumların aksine kırsalın her yerinde 105 1867 yılına ait İngiliz konsolos raporu için bkz. bulunmaktaydılar. Yüzyılın sonlarına gelindiğinde Stefanos Yerasimos, “XIX. Yüzyılda Trabzon Rum “herşey Yahudilerin elindedir” anlayışı ortaya çıkmış, Cemaati” (çev. İ. Akça-D. Danış), Bir Tutkudur onlar Odesa ekonomisini ele geçirmişlerdi. Bkz. Trabzon, İstanbul 1997, s. 298. Evridiki Sifneos, “The Dark Side of the Moon: Rivalry and Riots for Shelter and Occupation between 106 Bruce Clark, İki Kere Yabancı, İstanbul Bilgi the Greek and Jewish Populations in Multi-Ethnic Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2008, s. 133-149. Nineteenth-Century Odessa”, The Historical Review/ 107 V. Kardasis, a.g.e., p. 95. La Revue Historique Institute for Neohellenic 108 S. Yerasimos, a.g.m., s. 296. Research, III (2006), pp. 196-204. 109 Selahattin Tozlu, “19. Yüzyılda Sosyo-Ekonomik 92 Vassilis Kardasis, Diaspora Merchants in the Black Bakımdan Trabzon Limanı”, Trabzon ve Çevresi Sea, Lexington Books, Maryland 2001, p. 137, 150. Uluslararası Tarih-Dil-Edebiyat Sempozyumu (3-5 93 BOA, Cevdet-İktisat, Vesika No: 10/497. Mayıs 2001), Cilt: I, Trabzon 2002, s. 381-397. 94 BOA, Bâb-ı Âsafi Divan-ı Hümayun Tasnifi (bundan 110 M. A. Bal, “Trabzon’dan Dünyaya Açılan Bir sonra A.DVN.), No: 90/50. Uluslararası Aile: Nemlizâdeler”, bkz. http:// 95 XIX. yüzyılın başlarında, mesela Messolongili mehmetakifbal.net/2013/03/02/nemlizâdeler/ Kostas, Yanya sancağında görevli Hüseyin Ağanın (26.12.2013). 252 TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR 111 İlber Ortaylı, “XIX. Yüzyılda Trabzon Merkez Livası ve 128 M. Şaşmaz, a.g.e., p. 65. Giresun Üzerine Gözlemler”, Bir Tutkudur Trabzon, 129 Kemal Beydilli, “Karadeniz’in Kapalılığı Karşısında Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1997, s. 278. Avrupa Küçük Devletleri ve Miri Ticaret Teşebbüsü”, 112 V. Fontanier, a.g.e., s. 41. Belleten, LV (1991), s. 701. 113 C. Issawi, a.g.m., p. 18. 130 İlhan Ekinci, “Karadeniz’de Ticari Değişim ve Büyük 114 A. Ü. Turgay, a.g.m., s. 50. Ticaret Gemisi Yaptırma Çabaları (1750-1850)”, Tarih Boyunca Karadeniz Ticareti ve Canik, (ed. O. 115 A. Ü. Turgay, a.g.m., s. 51. Köse), Ankara 2013. s. 903. 116 V. Fontanier, a.g.e., s. 52. 131 Karadeniz taşımacılığında kullanılan geleneksel 117 15 Ocak 1832 tarihli bu rapor için bkz. V. Fontanier, yelkenli nakliye gemilerinin özellikleri ile bu a.g.e., s. 53. Bu yılda Trabzon’da hâlen bir Fransız denizdeki yolculukların hangi şartlar altında ticarethanesinin bulunmaması Fontanier’in gerçekleştiğini göstermesinin yanında devletin yakınmaları arasındadır. Trabzon’da ilkin Cenovalı gemi ve kaptanlarını (veya seyr u sefayini) artık iki tüccar, daha sonra da Brant ticarethane bir yönetmelik önceliğinde disiplin altına almak açmıştı. Onları Odesalı bir bankerle bağlantıları istemesi ile alakalı olan Fontanier’in gözlemleri olan Rus ve Rum tüccarların 1831’de açtıkları önemlidir. Bkz. V. Fontanier, a.g.e., s. 116-123. ticarethane izlemektedir. Fransa adına asıl girişim 132 1880’lerde Londra-Odesa arasını yelkenli geminin 1843’te Arnaud adındaki müteşebbisin şehirde 75, buharlı geminin ise 22 günde kat ediyor olması bir ticarethane açmasıyla gerçekleşmiş olmakla yelkenli gemi taşımacılığının gerileme sebeplerine birlikte, bu ticarethane Trabzon piyasasında İngiliz örnektir, bkz. V. Kardasis, a.g.e., p. 106. ürünleriyle rekabet edememiştir. Bkz. V. Fontanier, a.g.e., s. 54-68. 133 M. Şaşmaz, a.g.e., p. 136. 118 Musa Şaşmaz, Trade Reports of the Trebizond 134 M. Şaşmaz, a.g.e., p. 59-69. Province on British Documents 1830-1914, c. 1, 135 İlhan Ekinci, “XIX. Yüzyılda Osmanlı Deniz TTKY, Ankara 2014, p. 7. Ticaretinde Değişim ve Tepkiler”, Tarih İncelemeleri 119 C. Issawi, a.g.m., p. 19. 1831’de İngilizlerin Dergisi, 21/2 (2006), s. 49. İstanbul-Trabzon arasında bir hat kurduklarına dair 136 M. Şaşmaz, a.g.e., p. 68, 72. bilgi bulunmasına rağmen bu hattın buharlı veya 137 İlgili emir/karar için bkz. 1805 Numaralı Tirebolu yelkenli gemi hattı olup olmadığı açık değildir. Bkz. Şer’iyye Sicili’nden naklen Ayhan Yüksel, Tirebolu Wolfgang Müller-Wiener, İstanbul Limanı (çev. E. (1788-1858), Kitabevi Yayınları, İstanbul 2003, Özbek), TVYY, İstanbul 1998, s. 95. s. 205-206. 120 M. Şaşmaz, a.g.e., p. 58. 138 Ayrıntısı için bkz. Necmettin Aygün, Karadeniz’den 121 David Abulafia, The Great Sea, Oxford University Osmanlı Ekonomisine Bakış, c. 2, Trabzon Ticaret Press, New York 2011, p. 557. ve Sanayi Odası Yayınları, Ankara 2016. 122 C. Issawi, a.g.m., p. 20 ve W. Müller-Wiener, a.g.e., 139 Virginia Aksan, Osmanlı Harpleri 1700-1870, İş s. 95. Bankası Yayınları, İstanbul 2010, s. 380. 123 Diasporadaki Rumlar denizcilik faaliyetlerini Doğu 140 Mübahat S. Kütükoğlu, Osmanlı-İngiliz İktisadî Akdeniz’den Londra’ya kaydırarak açık deniz Münasebetleri I, Türk Kültürünü Araştırma ticaretine yönelmişlerdi. Rum tüccarlar gemicilik Enstitüsü Yayınları, Ankara 1974, s. 92. Daha 1833 yanında Avrupa’nın güçlü finansal şirketleriyle yılında Konsolos Brant, ihracat üzerindeki tüm ortaklık kurarak bankacılık ve ihracat işlerine kısıtlamaların kaldırılması gerektiğini rapor ediyordu girişmişlerdi, bkz. Alexander Kitroeff, “The Greek bkz. A. Ü. Turgay, a.g.m., s. 55. Diaspora in the Mediterranean and the Black Sea 141 A. Ü. Turgay, a.g.m., s. 59. as Seen Through American Eyes (1815-1861)”, The 142 1884 tarihli Konsolos Billiotti’nin raporu için bkz. Greeks and the Sea, (ed. Jr. S. Vryonis), New York İ. Ortaylı, a.g.m., s. 278. 1993, p. 157 ve ayrıca bkz. Patricia Herlihy, Odessa A History 1794-1914, Cambridge, Mass 1991, p. 419. 143 Konsolos Brant’tan naklen A. Ü. Turgay, a.g.m., s. 67. 124 M. Şaşmaz, a.g.e., p. 18. 144 Doğu Akdeniz’de Liman Kentleri, s. 138. 125 Ayrıntısı için bkz. V. Fontanier, a.g.e., s. 36. 145 A. Ü. Turgay, a.g.m., s. 66. 126 M. Şaşmaz, a.g.e., p. 31. 127 M. Şaşmaz, a.g.e., p. 29. TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR 253 Kaynaklar Arşiv Kaynakları BİLGE, S. M, Osmanlı Çağı’nda Kafkasya, Kitabevi Trabzon Şeriye Sicilleri (TŞS) Yayınları, İstanbul 2012. TŞS, No: 1855, 1868, 1870, 1871, 1873, 1874, 1876, BİLİCİ, Faruk, “XIX. Yüzyılın Başında Trabzon’daki 1880, 1885, 1886, 1890, 1893, 1897, 1898, 1907, Fransız Konsolosluğu: Paris’in Asya Kapısı”, 1912, 1913, 1914, 1916, 1917, 1918, 1919, 1920, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, 3 (2007), s. 35-47. 1922, 1923, 1924, 1927, 1931, 1932, 1934, 1935, BOSTAN, Hanefi, “Fetihten Yunan İsyanına Kadar Doğu 1937, 1940, 1941, 1942, 1943, 1946, 1947. Karadeniz Bölgesinin Demografik Yapısı”, Pontus Sorunu, (ed. V. Usta), Serander Yayınları, Ankara Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA) 2007, s. 125-152. BOSTAN, Hanefi, XV-XVI. Asırlarda Trabzon Sancağında BOA. Bâb-ı Âsafi Divan-ı Hümayun Tasnifi (A.DVN.), No: Sosyal ve İktisadî Hayat, TTKY, Ankara 2002. 90/50. BOSTAN, İdris, Beylikten İmparatorluğa Osmanlı BOA. Maliyeden Müdever Defterler Tasnifi (MAD), No: Denizciliği, Kitap Yayınları, İstanbul 2008. 10223. CERASİ, Maurice M, Osmanlı Kenti, (çev. A. Ataöv), Yapı BOA. Trabzon Ahkâm Defterleri (TAD), Defter No: 2. Kredi Yayınları, İstanbul 1999. BOA. TAD, Defter No: 2. CEZAR, Mustafa, Typical Commercial Buildings of BOA. Cevdet Darphane, Vesika No: 271. the Ottoman Classic Period and the Ottoman BOA. Cevdet-Maliye, Vesika No: 8305. Construction System, İş Bankası Yayınları, İstanbul 1983. BOA. Cevdet-İktisat, Vesika No: 10/497. CLARK, Bruce, İki Kere Yabancı, İstanbul Bilgi BOA. D.BŞM, No: 7061. Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2008. Basılı Kaynaklar COHEN, Amnon, “Edebe Aykırı Bir Yeniliğin Muteber Hale Gelişi”, (çev. N. el-Hüseyni), Toplumsal Tarih, ABULAFİA, David, The Great Sea, Oxford University 126 (2004), s. 58-64. Press, New York 2011. ÇİZAKÇA, Murat, İş Ortaklıkları Tarihi (çev. Ş. Layıkel), AK, Mahmut, “Âşık Mehmed’e Göre Memleketi Trabzon TVYY, İstanbul 1999. ve Havalisi”, Bir Tutkudur Trabzon, İstanbul 1997, s. EKİNCİ, İlhan, “Karadeniz’de Ticari Değişim ve Büyük 181-205. Ticaret Gemisi Yaptırma Çabaları (1750-1850)”, Tarih AKSAN, Virginia, Osmanlı Harpleri 1700-1870, İş Bankası Boyunca Karadeniz Ticareti ve Canik, (ed. O. Köse), Yayınları, İstanbul 2010. Ankara 2013. s. 885-905. AUGUSTİNOS, G, Küçük Asya Rumları (çev. D. Evci), EKİNCİ, İlhan, “XIX. Yüzyılda Osmanlı Deniz Ticaretinde Ayraç Yayınları, Ankara 1997. Değişim ve Tepkiler”, Tarih İncelemeleri Dergisi, 21/2 AYGÜN, Necmettin, “XIX. Yüzyılın Ortalarında Trabzon’da (2006), s. 35-76. Sosyal ve İktisadi Yapı”, Karadeniz Araştırmaları, 17 EKİNCİ, İlhan, “XIX. Yüzyılın Sonlarında Ordu Kazasında (2008), s. 75-111. Müslim-Gayrimüslim Nüfusu ve İlişkileri”, Karadeniz AYGÜN, Necmettin, Karadeniz’den Osmanlı Ekonomisine İncelemeleri Dergisi, I (2006), s. 55-89. Bakış, c. 2, Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Evliya Çelebi Seyahatnâmesi, (haz. Z. Kurşun ve Yayınları, Ankara 2016. diğerleri), c. 2, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999. AYGÜN, Necmettin, Onsekizinci Yüzyılda Trabzon’da FALLMERAYER, J. Philip, Doğu’dan Fragmanlar, (çev. H. Ticaret, Serander Yayınları, İstanbul 2005. Salihoğlu), İmge Yayınları, Ankara 2002. BAĞIŞ, Ali İhsan, Osmanlı Ticaretinde Gayrimüslimler FONTANİER, Victor, Doğuya Seyahat, (çev. Ö. Yılmaz), 1750-1839, Turhan Kitabevi, Ankara 1998. Heyamola Yayınları, İstanbul 2015. BAL, M. A, “Trabzon’dan Dünyaya Açılan Bir Uluslararası GEDİKLİ, Fethi, “1560-1566 Yıllarında Akçaabat ve Aile: Nemlizâdeler”, bkz. http://mehmetakifbal. Köylerinin Sosyal ve Hukuki Durumu”, Akçaabat net/2013/03/02/nemlizâdeler/(26.12.2013). Yazıları I, Yedirenk Yayınları, İstanbul 2004, s. 53-103. BEYDİLLİ, Kemal, “Karadeniz’in Kapalılığı Karşısında GEDİKLİ, Fethi, “1847 Tarihinde Akçaabat’ın Nüfusu”, Avrupa Küçük Devletleri ve Miri Ticaret Teşebbüsü”, Akçaabat Yazıları II, Yedirenk Yayınları, İstanbul Belleten, LV (1991), s. 687-754. 2010, s. 55-79. BIJIŞKYAN, P. Minas, Karadeniz Kıyıları Tarih ve GENÇ, Mehmet, Osmanlı İmparatorluğunda Devlet ve Coğrafyası 1817-1819, (çev. H. D. Andreasyan), İÜ. Ekonomi, Ötüken Yayınları, İstanbul 2000. Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul 1969. GÖĞEBAKAN, Göknur, XVI. Yüzyılda Malatya Kazası BIJIŞKYAN, P. Minas, Pontos Tarihi, (çev. H. D. (1516-1560), Malatya Belediyesi Yayınları, Malatya Andreasyan), Çiviyazıları Yayınları, İstanbul 1998. 2002. 254 TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR HARLAFTİS, Gelina-LAİOU, Sophia, “Ottoman State ORTAYLI, İlber, “XIX. Yüzyılda Trabzon Merkez Livası ve Policy in MediterraneanTrade and Shipping, Giresun Üzerine Gözlemler”, Bir Tutkudur Trabzon, c.1780-c.1820: The Rise of the Greek-Owned Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1997, s. 262-280. Ottoman Merchant Fleet”,στο Mark Mazower ÖZER, Mustafa, “Trabzon’un Osmanlı Dönemi Ticaret (ed.), Networks of Power in Modern Greece, Hurst, Hayatı ve Ticaret Yapıları: Genel Bir Değerlendirme”, Λονδίνο, 2008, σελ. 1-44. Trabzon İl Yıllığı, Ankara 1997, HERLİHY, Patricia, “Greek Merchants in Odessa in the s. 85-100. Nineteenth Century”, Harvard Ukrainian Studies, 3/4 ÖZTÜRK, Temel, “Arşiv Belgelerine Göre Üçüncüoğlu (1979-1980), p. 399-420. Sarayı”, Trabzon Kent Mirası Yer-Yapı-Hafıza (ed. HERLİHY, Patricia, Odessa A History 1794-1914, Ömer İskender Tuluk ve Halil İbrahim Düzenli), Klasik Cambridge, Mass 1991. Yayınları, İstanbul 2010, s. 237-265. INDJİDJİAN, F. Ghoukas, “Geography of the Four RAYMOND, André, Osmanlı Döneminde Arap Kentleri, Parts of the Worlds”, Venice 1806, http://www. TVYY, İstanbul 2000. distancelearning.am/remembrances/historyofgurun/ SAYDAM, Abdullah, “Vakıf Anlayışında Yenilenme İhtiyacı gurunorgurin.htm10.04.2004. ve XIX. Yüzyıl Ortalarında Trabzon Vakıfları”, Osmanlı ISSAWİ, Charles, “The Tabriz-Trabzon Trade, 1830-1900: Araştırmaları, 23 (2003), s. 185-219. Rise and Decline of a Route”, International Journal SİFNEOS, Evridiki, “The Dark Side of the Moon: Rivalry of Middle East Studies, 1/1 (1970), pp. 18-27. and Riots for Shelter and Occupation between İNALCIK, Halil, “Imtiyâzât”, The Encyclopedia of İslam2, the Greek and Jewish Populations in Multi-Ethnic III (Leiden-Brill 1971), pp. 1179-1189. Nineteenth-Century Odessa”, The Historical Review/ İNALCIK, Halil, “Osmanlı Pamuklu Pazarı, Hindistan ve La Revue Historique Institute for Neohellenic İngiltere: Pazar Rekabetinde Emek Maliyetinin Rolü”, Research, III (2006), pp. 196-204. Osmanlı İmparatorluğu Toplum ve Ekonomi, Eren Şâkir Şevket, Trabzon Tarihi, (haz. İ. Hacıfettahoğlu), Yayınları, İstanbul 1993, s. 259-317. Trabzon Belediyesi Yayınları, Ankara 2001. İNALCIK, Halil, “The Hub of the City: The Bedestan of ŞAŞMAZ, Musa, Trade Reports of the Trebizond İstanbul”, IJTS, I/I (1979-80), pp. 1-17. Province on British Documents 1830-1914, c. 1, İNALCIK, Halil, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve TTKY, Ankara 2014. Sosyal Tarihi, c. 1, Eren Yayınları, İstanbul 2000. ŞİMŞEK, Eyyub, “Kırım Savaşının Trabzon Eyaleti’ne İNAN, Kenan, “Kadı Sicillerine Göre Trabzon Şehrinin Toplumsal Etkileri”, History Studies, 5/5 (2013), Fiziki Yapısı (1643-1656)”, Osmanlı Araştırmaları, VIII s. 273-291. (1998), s. 161-186. TEKİN, Zeki, “Türklerde Dericilik”, DİA, 9 (1994), s. 176- İNAN, Kenan, “Trabzon Bedesteni: Türk Bedesten 178. Mimarisindeki Yeri ve Sorunlarına İlişkin Bir TOLEDANO, Ehud R, Osmanlı Köle Ticareti (çev. Y. H. Değerlendirme”, Trabzon Kent Mirası Yer-Yapı- Erdem), TVYY, İstanbul 2000. Hafıza (ed. Ö. İ. Tuluk-H. İ. Düzenli), Klasik Yayınları, İstanbul 2010, s. 155-172. TOZLU, Selahattin, “19. Yüzyılda Sosyo-Ekonomik İstanbul Ahkâm Defterleri: İstanbul Ticaret Tarihi I, (haz. Bakımdan Trabzon Limanı”, Trabzon ve Çevresi A. Kal‘a vd.), İstanbul Belediyesi Yayınları, İstanbul Uluslararası Tarih-Dil-Edebiyat Sempozyumu (3-5 1997. Mayıs 2001), c. 1, Trabzon 2002, s. 381-397. JENNİNGS, R. C, “Pious Foundations in the Society TURAN, Şerafettin, Türkiye-İtalya İlişkileri I, Kültür and Economy of Ottoman Trabzon”, JESHO, XXXIII Bakanlığı Yayınları, Ankara 2000. (1990), pp. 271-336. TURGAY, A. Üner, “Trabzon”, Doğu Akdeniz’de Liman KARDASİS, Vassilis, Diaspora Merchants in the Black Kentleri (ed. Ç. Keyder ve diğerleri), TVYY, İstanbul Sea, Lexington Books, Maryland 2001. 1994, s. 45-73. KİTROEFF, Alexander, “The Greek Diaspora in the YEDİYILDIZ, Bahaeddin, “Osmanlılar Döneminde Türk Mediterranean and the Black Sea as Seen Through Vakıfları Ya Da Türk Hayrât Sistemi”, Osmanlı, c. 5, American Eyes (1815-1861)”, The Greeks and the Ankara 1999, s. 17-33. Sea, (ed. Jr. S. Vryonis), New York 1993, pp. 153-171. YERASİMOS, Stefanos, “XIX. Yüzyılda Trabzon Rum KÜTÜKOĞLU, Mübahat S, Osmanlı-İngiliz İktisadî Cemaati” (çev. İ. Akça-D. Danış), Bir Tutkudur Münasebetleri I, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Trabzon, İstanbul 1997, s. 281-303. Yayınları, Ankara 1974. YÜKSEL, Ayhan, Tirebolu (1788-1858), Kitabevi Yayınları, MANTRAN, Robert, XVI. ve XVII. Yüzyılda İstanbul’da İstanbul 2003. Gündelik Hayat, Eren Yayınları, İstanbul 1991. YÜKSEL, Murat, Trabzon’daki Türk-İslâm Eserleri ve MÜLLER-WİENER, Wolfgang, İstanbul Limanı (çev. E. Kitabeleri, c. 1, Trabzon Belediyesi Yayınları, Trabzon Özbek), TVYY, İstanbul 1998. 2000. TRABZON’DA FETİH VE ŞEHİR 255