YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARININ ROLÜ Yükseköğretim Kurumları eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme ve inovasyon faaliyetleriyle, bilimsel bilgiyi üretir ve paylaşır; gelecek neslin düşünsel yeteneklerini şekillendirerek gerekli bilgi ve donanımla yetişmesini sağlar; ekonomik, kültürel ve toplumsal kalkınmaya katkıda bulunur. Üniversitelerin sürdürülebilir kalkınmaya dair konuların çözüme ulaştırılması ve iyileştirilmesi, toplumsal gelişimi teşvik eden yenilikçi fikirlerin ve çözümlerin yayılması, gelecek nesillerin sorumluluk bilinciyle yetiştirilmesi, daha iyi bir dünya için gerekli olan tutum ve Kitap; “Yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilir kalkınma için gerekli olan ‘nitelikli eğitim, eşitsizliklerin azaltılması, etik, ekonomik kalkınma, sorumlu tüketim, çevresel koruma, sağlıklı yaşam, iş birliklerinin geliştirilmesi’ gibi alanların her biri özelindeki rolünü vurgulamayı ve bu alanlarda geliştirilecek politika ve uygulamaları ortaya koymayı” amaçlamaktadır. Bu amaca yönelik olarak; ‘Eğitim-Öğretim’, ‘Araştırma-Geliştirme’ ve ‘Topluma Katkı’ alanlarında güçlü sorumlulukları ve yönlendirme gücü olan üniversitelerin sürdürülebilir gelişim yolundaki rollerini ele alan kitapta, birçok üniversiteden farklı disiplinlere mensup, alanlarında uzman kıymetli akademisyenlerin eserleri yer almaktadır. Ayrıca, kitabımız sürdürülebilir kalkınma çalışmalarının bilimsel yayın alanında üniversiteler arası iş birliğini de temsil etmektedir. EDİTÖRLER DOÇ. DR. ESRA BAYHANTOPÇU DOÇ. DR. ÇİĞDEM GÜRSOY davranışların şekillendirilmesinde son derece önemli rolleri vardır. SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA YOLUNDA YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARININ ROLÜ YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARININ ROLÜ EDİTÖRLER DOÇ. DR. ESRA BAYHANTOPÇU DOÇ. DR. ÇİĞDEM GÜRSOY SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA YOLUNDA SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA YOLUNDA EDİTÖRLER DOÇ. DR. ESRA BAYHANTOPÇU DOÇ. DR. ÇİĞDEM GÜRSOY SÜRDÜRÜLEBILIR KALKINMA YOLUNDA YÜKSEKÖĞRETIM KURUMLARININ ROLÜ Editörler Doç. Dr. Esra Bayhantopçu Doç. Dr. Çiğdem Gürsoy SÜRDÜRÜLEBILIR KALKINMA YOLUNDA YÜKSEKÖĞRETIM KURUMLARININ ROLÜ Editörler: Doç. Dr. Esra Bayhantopçu, Doç. Dr. Çiğdem Gürsoy ISBN: E-ISBN: Basım Sayısı: 1. Basım, Şubat 2025 İstinye Üniversitesi Yayınları Sayfa Tasarım: Ahmet Baydar
[email protected]: Nurcan Çağman
[email protected]Resmi: Dr. Özcan Garan Kapak Tasarım: Mervin Selda Adal
[email protected]örsel Tasarım Uzmanı: Mehtap Bayraktar Asiltürk
[email protected]ütüphane Bilgi Kartı Bayhantopçu, Esra., Gürsoy, Çiğdem. Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Editörler: Esra Bayhantopçu, Çiğdem Gürsoy 1. Basım, xlviii + 512 s., 16,5x24 cm. Kaynakça var, dizin yok. ISBN: E-ISBN: 1. Sürdürülebilir Üniversiteler 2. Sürdürülebilir Kalkınma 3. Yükseöğretimde Sürdürülebilirlik 4. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve Üniversiteler Baskı ve Cilt: Meteksan Matbaacılık ve Teknik Sanayi Tic. Anonim Şirketi / Sertifika No.: 46519 Beytepe Köy Yolu No.: 3 06800 Bilkent-Çankaya/ANKARA ÖN SÖZ Hızla gerçekleşen teknolojik gelişim ve yenilikçi değişim sürecinde toplumsal ve bireysel ihtiyaçların karşılanabilmesi kadar kaynakların ve çevrenin gelecek için korunması büyük önem kazanmıştır. Bu önem; gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılayabilmesi koşulundan ödün vermeden güncel ihtiyaçların karşılanması olarak da ifade edilebilir. Çevre ve kaynak dışında; eğitimden yoksulluğa, eşitlikten adalete, sağlıktan teknolojiye, yaşamdan suya, enerjiden iklime, sanayiden kentleşmeye pek çok parametreyi kapsayan bu olumlu değişim ve gelişim süreci sürdürülebilirlik olarak adlandırılıyor. Günümüzün en önemli kavram ve başlıklarından biri olan sürdürülebilirliği temel insan ihtiyaçlarını karşılamak için doğal çevreyi bozmadan küresel ve yerel politika, kural ve çalışmaları düzenlemek ve uygulamak olan sistemsel düşünce süreci ve sistem temelli değişim olarak da ifade edebiliriz. Küresel ısınma, iklim değişiklikleri, göç, savaşlar, doğal afetler, çevre kirliliği, ekonomik krizler, siyasi buhranlar ve benzer nedenlerden kaynaklı insanlığa, barışa, toplumsal refaha, çevreye, doğaya dönük tehditlerin artarak devam ettiği günümüzde olumsuzlukların azaltılabilmesi için; niteliği, eğitimi, ArGe’yi, veriyi, teknolojiyi, iş birliğini ve çevikliği odağına alan; gelecek stratejilerini çağla, toplumla, insani evrensel kural ve değerlerle uyum içinde tasarlayan; sistem temelli, değişimci, gelişimci yönetim anlayışının toplumlarda ve tüm kurum/kuruluşlarda tasarımı gerekir. Bu tasarımın öncülerinden biri de, hem niceliksel hem de niteliksel ilerlemeyi içeren sistemsel bir yenilikçi dönüşüm gerçekleştirmeye açık Yeni Nesil Üniversitelerdir. Hizmet süreçlerinde en önemli başlıkları; ‘nitelikli eğitimöğretim, Ar-Ge, yayın, iş birliği, topluma katkı ve uluslararasılaşma’ olan yeni nesil üniversitelerin bu süreçlerdeki başarısı için uygulamaların akıl, bilim, hukuk, etik, tarafsızlık, çok kültürlülük, çeşitlilik, hızlılık ve yenilikçilik odaklı olması şarttır. Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Fikri Hür, Vicdanı Hür, İrfanı Hür Bireyler” sözüne uygun olarak daha güzel bir iii Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü dünyada yaşamalarını istediğimiz genç neslin yetiştirilebildiği ve sürdürülebilirlik çalışmalarında öncü üniversitelerden biri olmak bu noktadaki en büyük isteğimizdir. Bu amaçla, Cumhuriyetimizin 100. yılı olan 2023 yılında planlamasını yaptığımız “Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü” kitabımızı İstinye Üniversitesi’nin 10. yılına ithaf ederek sizlerle paylaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz… Sürdürülebilir kalkınma ve ilerlemeye katkıda bulunma misyonu ile hareket eden İstinye Üniversitesi olarak, sürdürülebilirlik alanlarına katkı sağlamak amacıyla çalışan araştırma merkezlerimiz; toplumsal gelişime katkı amacıyla çalışan araştırmacılarımız; sürdürülebilirlik kültürünü öğrencilerimize kazandırma gayretleriyle çalışan akademisyenlerimiz; sürdürülebilirliği iş yapma biçimlerine katkı sağlama aracı olarak gören tüm idari personelimiz; daha iyi bir gelecek için şimdiden üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmekte hevesli değerli öğrencilerimizin gerçekleştirdikleri sosyal sorumluluk projeleri ve diğer akademik gelişim alanlarında yürüttükleri çalışmalar ile ‘2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşmak ve bu bilincin yaygınlaşması için elimizden gelenin de ötesinde gayret gösteriyoruz. Bu sürecin en önemli aktörleri olan akademisyenler ve geleceğimizin güvencesi öğrencilerimizle; gezegenimizin tüm içerikleriyle korunması, adalet, sağlık, refah, ekonomi ve fırsat eşitliği yönünden daha güçlü, daha çağdaş bir toplum oluşması için güvenilir ve sağlam temellere dayanan sürdürülebilir kalkınma çalışmalarına paydaşlık ve öncülük etme iradesini ortaya koyuyoruz. Bu nedenle, Birleşmiş Milletler’in 2030 Gündemi’nde yayınladığı hedefleri hiç tereddüt etmeden üstlenen ülkemizin ilk üniversitelerden biri olmanın sorumluluğunu taşıyoruz. Bu sürecin uzun olduğunun ve adanmışlık gerektirdiğinin farkında olarak; sürdürülebilir bir üniversite olma odağımız ile iç politikalarımızdan eğitim-öğretim sistemimize, araştırma-geliştirme faaliyetlerimizden operasyonel süreçlerimize kadar her aşamayı sürdürülebilirlik bakış açısıyla yönlendiriyoruz. Bu bakış açısının bir davranış şekli haline gelmesi ve başta öğrencilerimiz olmak üzere tüm paydaşlarımızın bu bilinçle hareket etmesi en büyük arzumuz. Bu süreçte yalnız olmadığımızı biliyor ve daha kapsamlı bir kalkınma için diğer üniversiteler ile iş birliğinin önem taşıdığına inanıyoruz. “Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü” isimli kitabımız da bu uzun yolcuğumuzun önemli adımlarından birini temsil ediyor. Ülkemizin çok değerli akademisyenlerinin ‘Eğitim-Öğretim’, ‘AraştırmaGeliştirme’ ve ‘Topluma Katkı’ alanlarında sürdürülebilirlik çalışmalarının nasıl olması gerektiğine dair bir çerçeve sundukları kitapta; akademisyenlerimizin her iv Ön Söz bir sürdürülebilir kalkınma amacı kapsamında üniversiteler olarak üzerimize düşen sorumluluğu lâyıkıyla ne şekilde yerine getirebileceğimize dair düşünceleri ve önerileri yer alıyor. Sürdürülebilirlik yolculuğumuzda bize destek veren ve kitabımıza katkı sağlayan; Prof. Dr. Sezer Şener Komsuoğlu, Prof. Dr. Ruşen Keleş, Prof. Dr. Sabri Burak Arzova, Prof. Dr. İnayet Aydın, Prof. Dr. Gökşen Çapar, Prof. Dr. Ilgın Gökaşar, Prof. Dr. Pınar Yurdakul Mesutoğlu, Prof. Dr. Oytun Meçik, Doç. Dr. Çiğdem Gürsoy, Doç. Dr. Esra Bayhantopçu, Doç. Dr. Efe Can Gürcan, Doç. Dr. Tuğba Görgülü, Doç. Dr. Cem Korkut, Doç. Dr. Billur Engin Balın, Doç. Dr. Dilara Mumcu Akan, Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz, Dr. Öğr. Üyesi Özcan Garan, Dr. Öğr. Üyesi Bertaç Şakir Şahin, Dr. İpek Yeğinsü, Dr. Öğr. Gör. Çiğdem Coşkun Dilcan, Dr. Öğr. Gör. Elif Dikmen Diriöz, Dr. Öğr. Gör. Berkay Orhaner hocalarımıza bölüm yazarlıkları için; ayrıca Doç. Dr. Esra Bayhantopçu ve Doç. Dr. Çiğdem Gürsoy’a editörlük emekleri için ayrı ayrı teşekkür ediyorum… Akademik alandaki sürdürülebilirlik çalışmaları kapsamında disiplinlerarası iş birliğinin güzel bir ürünü bu önemli kitabın ilgili tüm paydaşlar için yararlı bir referans kaynak olmasını umut ediyorum. Prof. Dr. Erkan İbiş İstinye Üniversitesi Rektörü v EDİTÖRLER HAKKINDA ESRA BAYHANTOPÇU Doç. Dr. Esra Bayhantopçu, uluslararası müşterek doktora programı kapsamında, Paris 1 Panthéon Sorbonne Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü ve Galatasaray Üniversitesi Medya ve İletişim Çalışmaları Bölümü’nden 2017 yılında Dr. unvanını alarak mezun olmuştur. 2014-2016 yılları arasında araştırmalarına Paris’te devam eden Bayhantopçu, doktora tezini ‘Türkiye’de erken yaşta evlendirilen kız çocukları problemi ve medya temsili’ üzerine yazmıştır. 2018 ilkbahar döneminde misafir öğretim üyesi olarak Bahçeşehir Üniversitesi’nde yüksek lisans dersleri vermiş ve aynı yıl İstinye Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü’nde Dr. Öğretim Üyesi olarak akademik kadroda yer almaya başlamıştır. Yüksek lisans eğitimini 2010 yılında Galatasaray Üniversitesi Pazarlama İletişimi Yönetimi Bölümü’nde, lisansını 2004 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Bölümü’nde tamamlayan ve çalışma hayatına 2005 yılında başlayan Esra Bayhantopçu, 2010 yılından bu yana ulusal ve uluslararası kurumlara sürdürülebilirlik alanında stratejik yönetim danışmanlığı sağlamakta ve bu konularda eğitimler vermektedir. TÜBİTAK Yurt Dışı Doktora Sonrası Burs Programı desteğiyle 2022-2023 döneminde İspanya’da, üniversitelerde sürdürülebilirlik ve eşitlik çalışmaları üzerine doktora sonrası araştırmasını yürüten ve 2023 yılında Doçent unvanını alan Bayhantopçu, İstinye Üniversitesi’nde bugüne dek farklı zamanlarda, Bölüm Başkanlığı, stratejik süreç yönetimi alanında Rektör Danışmanlığı, Uluslararası Sürdürülebilirlik Merkezi Müdürlüğü görevlerinde bulunmuştur. Doç. Dr. Esra Bayhantopçu’nun ‘sürdürülebilirlik, eşitlik, medya analizi ve iletişim’ alanlarında akademik çalışmaları ve araştırma projeleri bulunmaktadır. vii Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü ÇİĞDEM GÜRSOY Doç. Dr. Çiğdem Gürsoy, lisans eğitimini 1986 yılında İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde, yüksek lisans eğitimini ise 2011 yılında İstanbul Üniversitesi İstanbul Araştırmaları Anabilim Dalı’nda tamamlamıştır. Doktorasını İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümü’nde 2015 yılında bitiren Gürsoy, ardından Maltepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Marmara Üniversitesi Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü’nde misafir öğretim üyesi olarak dersler vermiştir. 2017 yılında İstinye Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Ekonomi Bölümü’nde Dr. Öğretim Üyesi olarak akademik kadroda yer alan Gürsoy 2021 yılında Doçent kadrosuna atanmıştır. Aynı zamanda İstinye Üniversitesi İletişim Fakültesi İletişim Bilimlerinde doktora öğrencisi olan Gürsoy, araştırmalarını ‘Vakıflar ve Para Vakıfları, Esnaf-Ahilik Araştırmaları, Yaratıcı Ekonomi, Döngüsel Ekonomi, Gastro-Ekonomi, İletişimin Ekonomi Politiği’ alanlarında yoğunlaştırmıştır. Ulusal ve uluslararası dergilerde yayınlanan pek çok makalesi, kitap bölümü yazarlığı ve yürütmekte olduğu araştırma projeleri bulunmaktadır. Doç. Dr. Çiğdem Gürsoy şu anda İstinye Üniversitesi Ekonomi Bölümü Başkanlığı ve Uluslararası Sürdürülebilirlik Merkezi Müdür Yardımcılığı görevlerini yürütmektedir. viii BÖLÜM YAZARLARI GİRİŞ Doç. Dr. Esra Bayhantopçu İstinye Üniversitesi Doç. Dr. Çiğdem Gürsoy İstinye Üniversitesi Yükseköğretim Kurumlarında Sürdürülebilirliğe Genel Bakış Doç. Dr. Esra Bayhantopçu İstinye Üniversitesi 1 Yoksullukla Mücadele Prof. Dr. Sabri Burak Arzova Marmara Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Bertaç Şakir Şahin Yıldız Teknik Üniversitesi 2 Ekonomik Büyüme ve Kalkınma Doç. Dr. Çiğdem Gürsoy İstinye Üniversitesi 3 Sanayinin Gelişimi, İnovasyon ve Araştırma-Geliştirme Çalışmaları Dr. Öğr. Üyesi Özcan Garan İstanbul Üniversitesi 4 Sağlıklı Yaşam Prof. Dr. Pınar Yurdakul Mesutoğlu İstinye Üniversitesi ix Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü 5 İnsana Yakışır Yaşam ve Refah Doç. Dr. Tuğba Görgülü Anadolu Üniversitesi 6 Eğitim Prof. Dr. Oytun Meçik Eskişehir Osmangazi Üniversitesi 7 Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilinci Doç. Dr. Cem Korkut Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi 8 İklim Değişikliği ve Uluslararası İlişkiler Doç. Dr. Efe Can Gürcan The London School of Economics and Political Science & İstinye Üniversitesi 9 Temiz Su, Su Kaynakları ve Sorumlu Su Tüketimi Prof. Dr. Gökşen Çapar Ankara Üniversitesi Dr. Öğr. Gör. Çiğdem Coşkun Dilcan Ankara Üniversitesi 10 Çevresel Sorumlulukların Yaygınlaştırılması ve İş Birlikleri Dr. Öğr. Gör. Elif Dikmen Diriöz Kapadokya Üniversitesi Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi 11 Gıda İsrafı Doç. Dr. Billur Engin Balın İstanbul Üniversitesi Doç. Dr. H. Dilara Mumcu Akan İstanbul Üniversitesi x Bölüm Yazarları 12 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Prof. Dr. Sezer Şener Komsuoğlu Kocaeli Üniversitesi, YÖK, Emekli Öğretim Üyesi 13 Eşitsizliklerin Azaltılması, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık Dr. Öğr. Gör. Berkay Orhaner TED Üniversitesi 14 Etik ve Etik Sorumluluklar Prof. Dr. İnayet Aydın Ankara Üniversitesi 15 Yaşanabilir ve Sürdürülebilir Kentler Prof. Dr. Ruşen Keleş Ankara Üniversitesi & Kapadokya Üniversitesi 16 Dijitalleşme Prof. Dr. Ilgın Gökaşar Boğaziçi Üniversitesi 17 Kültür-Sanat Dr. İpek Yeğinsü Kadir Has Üniversitesi 18 Sürdürülebilirlik İletişimi Doç. Dr. Esra Bayhantopçu İstinye Üniversitesi xi İÇİNDEKİLER YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARINDA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞE GENEL BAKIŞ ....................................................................................................... 1 Doç. Dr. Esra Bayhantopçu 1. Sürdürülebilir Kalkınmaya Dair Kısa Bir Tarihçe ....................................... 2 2. Yükseköğretim Kurumlarında Sürdürülebilirlik Çalışmaları Dönüm Noktaları ....................................................................................................... 6 2.1. İş Birlikleri ............................................................................................ 9 2.2. İndeksler .............................................................................................. 13 3. Üniversitelerde Sürdürülebilirlik Çalışmalarının Çerçevesi ...................... 13 3.1. Yönetim............................................................................................... 17 3.2. Eğitim-Öğretim ................................................................................... 19 3.3. Araştırma-Geliştirme........................................................................... 22 3.4. Topluma Katkı .................................................................................... 24 KAYNAKÇA .................................................................................................. 25 BÖLÜM 1: YOKSULLUKLA MÜCADELE Üniversitelerin Yoksullukla Mücadelesinde Mikrofinansın Rolü ve Bir Model Önerisi.................................................................................................. 31 Prof. Dr. Sabri Burak Arzova, Dr. Öğr. Üyesi Bertaç Şakir Şahin ÖZET ............................................................................................................... 31 GİRİŞ .............................................................................................................. 33 1. Eğitim-Öğretimde Yoksullukla Mücadele ................................................. 35 1.1. Yoksullukla Mücadelede Eğitim-Öğretim Faaliyetleri ....................... 36 2. Araştırma-Geliştirmede Yoksullukla Mücadele ......................................... 38 2.1. Üniversitelerin Yoksullukla Mücadele Süresince Araştırma-Geliştirme ve İnovasyon Uygulamaları ............................. 38 2.2. Üniversitelerde Sosyal İnovasyon Çalışmaları.................................... 41 3. Topluma Katkı Çalışmalarında Yoksullukla Mücadele ............................. 42 3.1. Mikrofinans Kavramı ve Üniversitelerde Mikrofinans Uygulaması ... 42 SONUÇ ........................................................................................................... 45 KAYNAKÇA .................................................................................................. 48 xiii Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü BÖLÜM 2: EKONOMİK BÜYÜME VE KALKINMA .................................... 53 Doç. Dr. Çiğdem Gürsoy ÖZET ............................................................................................................... 53 GİRİŞ .............................................................................................................. 55 1. Eğitim-Öğretimde Ekonomik Büyüme ve Kalkınma ................................. 58 1.1. Büyüme ve Kalkınmada Sürdürülebilirlik ve Yükseköğretim Kurumlarının Rolü.............................................................................. 58 1.2. Eğitimin Sürdürülebilir Büyüme ve Kalkınmaya Etkisi ..................... 59 2. Araştırma-Geliştirmede Ekonomik Büyüme ve Kalkınma ........................ 66 3. Topluma Katkı Çalışmalarında Ekonomik Büyüme ve Kalkınma ............. 71 3.1. Üniversitelerin Topluma Katkı Çalışmalarında STK ve Diğer Kurumlarla Yapılabilecek Ortaklıklar ve Projelere Dair Öneriler...... 73 SONUÇ ........................................................................................................... 76 KAYNAKÇA .................................................................................................. 80 BÖLÜM 3: SANAYİNİN GELİŞİMİ, İNOVASYON VE ARAŞTIRMAGELİŞTİRME ÇALIŞMALARI ......................................................................... 83 Dr. Öğr. Üyesi Özcan Garan ÖZET ............................................................................................................... 83 GİRİŞ .............................................................................................................. 85 1. Eğitim-Öğretimde Sanayinin Gelişimi, İnovasyon ve Ar-Ge Çalışmaları ... 89 2. Araştırma-Geliştirmede Sanayinin Gelişimi ve Yenilikçilik ..................... 91 3. Topluma Katkı Çalışmalarında Sanayinin Gelişimi, İnovasyon ve Ar-Ge Çalışmaları ...................................................................................... 99 SONUÇ ......................................................................................................... 105 KAYNAKÇA ................................................................................................ 108 BÖLÜM 4: SAĞLIKLI YAŞAM ....................................................................... 111 Prof. Dr. Pınar Yurdakul Mesutoğlu ÖZET ............................................................................................................. 111 GİRİŞ ............................................................................................................ 113 1. Eğitim-Öğretimde Sağlıklı Yaşam ........................................................... 116 1.1. Mezuniyet Öncesi Tıp/Sağlık Bilimleri Eğitimi ve Sürdürülebilir Kalkınma .......................................................................................... 116 1.2. Mezuniyet Sonrası Tıp/Sağlık Bilimleri Eğitimi ve Sürdürülebilir Kalkınma .......................................................................................... 119 2. Araştırma-Geliştirmede Sağlıklı Yaşam .................................................. 121 3. Topluma Katkı Çalışmalarında Sağlıklı Yaşam ....................................... 125 3.1. Sağlıklı Yaşam ve Çevre ................................................................... 125 xiv İçindekiler 3.2. Toplum Sağlığı ve Koruyucu Sağlık Hizmetleri ............................... 128 3.3. Sağlık Hizmetine Erişimde Eşitlik .................................................... 130 3.4. Ortaklıklar ve Her Sektörde Sağlık ................................................... 132 3.4.1. “Tek Sağlık” Ortaklığı ........................................................... 133 SONUÇ ......................................................................................................... 134 KAYNAKÇA ................................................................................................ 138 BÖLÜM 5: İNSANA YAKIŞIR YAŞAM VE REFAH .................................... 143 Doç. Dr. Tuğba Görgülü ÖZET ............................................................................................................. 143 GİRİŞ ............................................................................................................ 145 1. Eğitim-Öğretimde İnsana Yakışır Yaşam ve Refah ................................. 147 1.1. Psikolojik İyi Oluş ve Çevre İlişkisi ................................................. 147 1.2. İş Ortamı ve Psikolojik İyi Olma Hali .............................................. 149 1.3. Psikoloji Eğitiminde Sürdürülebilirlik .............................................. 151 1.3.1. Yükseköğretimde Psikoloji Bölümlerinde Sürdürülebilirlik: Dünya’dan ve Türkiye’den Örnekler ......... 152 2. Araştırma-Geliştirmede İnsana Yakışır Yaşam ve Refah ........................ 154 3. Topluma Katkı Çalışmalarında İnsana Yakışır Yaşam ve Refah ............. 155 SONUÇ ......................................................................................................... 157 KAYNAKÇA ................................................................................................ 159 BÖLÜM 6: EĞİTİM ........................................................................................... 163 Prof. Dr. Oytun Meçik ÖZET ............................................................................................................. 163 GİRİŞ ............................................................................................................ 165 1. Eğitim-Öğretimde Sürdürülebilirlik ......................................................... 166 1.1. Eğitim-Öğretimin Kapsamı ve Uygulanan Modeller ........................ 167 1.2. Eğitim Yapısı ve Müfredat Bağlantısı............................................... 169 1.3. Eğitim-Öğretimin Sürdürülebilirliğine Yönelik Politika ve Yaklaşımlar....................................................................................... 171 2. Araştırma-Geliştirmede Sürdürülebilirlik ................................................ 173 2.1. Araştırma-Geliştirme ve İnovasyonun Kapsamı ............................... 174 2.2. Araştırma ve Yenilik Fırsatlarını Keşfetmek .................................... 176 3. Topluma Katkı Çalışmalarında Sürdürülebilirlik ..................................... 178 3.1. Toplumsal Katkının Kapsamı ........................................................... 178 3.2. Sosyal Sorumlulukta Üniversite-Özel Sektör ve STK İş Birlikleri ... 179 3.3. Öğrenci Projeleri ve Topluluk Katılımı ............................................ 180 xv Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü 3.4. Toplumsal Katkıyı Artırmaya Yönelik Politikalar, Yaklaşımlar ve Gelecek Yönergeleri .................................................................... 181 SONUÇ ......................................................................................................... 182 KAYNAKÇA ................................................................................................ 184 BÖLÜM 7: SORUMLU ÜRETİM VE TÜKETİM BİLİNCİ ......................... 189 Doç. Dr. Cem Korkut ÖZET ............................................................................................................. 189 GİRİŞ ............................................................................................................ 191 1. Eğitim-Öğretimde Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilinci .......................... 194 1.1. Sorumlu Üretim ve Tüketim Kültüründen Hareketle Kimlik Sorunlarını Aşmada Yükseköğretim Kurumlarının Rolü ................. 194 1.2. Sorumlu Tüketim Bilinci Aşılamada Sosyal Medya Nasıl Kullanılabilir? ................................................................................... 195 1.3. Sürdürülebilirlik Kavramının Önemini Anlamada ve Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilincini Artırmada Yükseköğretim Kurumları ......................................................................................... 197 1.3.1. Eğitim Yoluyla Bilinçlendirme .............................................. 197 2. Araştırma-Geliştirmede Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilinci .................. 199 3. Topluma Katkı Çalışmalarında Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilinci ...... 201 3.1. Sürdürülebilirlik Kültürünün Yaygınlaştırılması .............................. 203 3.2. Atık Yönetimi ve Doğal Kaynakların Korunmasında Üniversiteler ....204 3.3. Küresel Sorunlara Yerel Çözümler................................................... 206 SONUÇ ......................................................................................................... 207 KAYNAKÇA ................................................................................................ 210 BÖLÜM 8: İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER Çapraz Disiplinli Bir Sinerjiye Doğru ............................................................... 213 Doç. Dr. Efe Can Gürcan ÖZET ............................................................................................................. 213 GİRİŞ ............................................................................................................ 215 1. Eğitim-Öğretimde İklim Değişikliği ve Uluslararası İlişkiler ................. 216 2. Araştırma-Geliştirmede İklim Değişikliği ve Uluslararası İlişkiler ......... 222 2.1. İklim Değişikliğinin Uluslararası İlişkiler Boyutunda Ar-Ge ve Yenilik .............................................................................................. 222 3. Topluma Katkı Çalışmalarında İklim Değişikliği ve Uluslararası İlişkiler ..................................................................................................... 226 SONUÇ ......................................................................................................... 229 KAYNAKÇA ................................................................................................ 231 xvi İçindekiler BÖLÜM 9: TEMİZ SU, SU KAYNAKLARI VE SORUMLU SU TÜKETİMİ .......................................................................................................... 237 Prof. Dr. Gökşen Çapar, Dr. Öğr. Gör. Çiğdem Coşkun Dilcan ÖZET ............................................................................................................. 237 GİRİŞ ............................................................................................................ 239 1. Eğitim-Öğretimde Temiz Su, Su Kaynakları ve Sorumlu Su Tüketimi ... 242 2. Araştırma-Geliştirmede Temiz Su, Su Kaynakları ve Sorumlu Su Tüketimi ................................................................................................... 247 3. Topluma Katkı Çalışmalarında Temiz Su, Su Kaynakları ve Sorumlu Su Tüketimi .............................................................................................. 252 SONUÇ ......................................................................................................... 256 KAYNAKÇA ................................................................................................ 259 BÖLÜM 10: ÇEVRESEL SORUMLULUKLARIN YAYGINLAŞTIRILMASI VE İŞ BİRLİKLERİ ............................................ 261 Dr. Öğr. Gör. Elif Dikmen Diriöz, Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz ÖZET ............................................................................................................. 261 GİRİŞ ............................................................................................................ 263 1. Eğitim-Öğretimde Çevresel Sorumlulukların Yaygınlaştırılması ve İş Birlikleri ............................................................................................... 264 1.1. Çevre Eğitimi .................................................................................... 264 1.2. Eko-Kampüs ...................................................................................... 271 2. Araştırma-Geliştirmede Çevresel Sorumlulukların Yaygınlaştırılması ve İş Birlikleri .......................................................................................... 273 3. Topluma Katkı Çalışmalarında Çevresel Sorumlulukların Yaygınlaştırılması ve İş Birlikleri ............................................................ 277 SONUÇ ......................................................................................................... 279 KAYNAKÇA ................................................................................................ 281 BÖLÜM 11: GIDA İSRAFI Üniversitelerde Gıda İsrafına Yönelik Yaklaşımlar, Sürdürülebilir Çözümler ve Uygulamalar.................................................................................. 285 Doç. Dr. Billur Engin Balın, Doç. Dr. H. Dilara Mumcu Akan ÖZET ............................................................................................................. 285 GİRİŞ ............................................................................................................ 287 1. Eğitim-Öğretimde Gıda İsrafı .................................................................. 289 1.1. Üniversitelerde Gıda İsrafına İlişkin Literatür .................................. 289 1.2. Türkiye’de Üniversitelerin Uluslararası Çevresel Sürdürülebilirlik Performansı....................................................................................... 293 1.3. Üniversite Müfredatlarında Gıda İsrafı ............................................. 297 xvii Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü 2. Araştırma-Geliştirmede Gıda İsrafı .......................................................... 302 2.1. Türkiye’de Üniversitelerin Sürdürülebilirlik Çalışmaları ve Gıda İsrafına Yönelik Düzenlemeleri........................................................ 302 2.2. Türkiye’de Üniversitelerde Gıda İsrafı Konusunda Yapılan Bilimsel Çalışmalar .......................................................................... 305 3. Topluma Katkı Çalışmalarında Gıda İsrafı .............................................. 308 SONUÇ ......................................................................................................... 310 KAYNAKÇA ................................................................................................ 312 BÖLÜM 12: TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ Akademide Kadın Çalışmaları........................................................................... 315 Prof. Dr. Sezer Şener Komsuoğlu ÖZET ............................................................................................................. 315 GİRİŞ ............................................................................................................ 317 1. Eğitim-Öğretimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ........................................ 318 1.1. Dünya Üniversitelerinin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Konusundaki Çalışmalarından Örnekler........................................... 320 1.2. Türkiye’de Yükseköğretimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Destek Veren, Eşitlikçi Bakış Açısı Geliştirme Üzerine Politika İlkeleri ................................................................................. 323 1.2.1. YÖK “Akademide Kadın Çalışmaları” Birimi Kuruluşu, Görev ve Faaliyetleri .............................................................. 323 1.2.2. YÖK “Akademide Kadın Çalışmaları” Biriminin Gerçekleştirdiği Çalışmalar ve Projeler ................................. 325 2. Araştırma-Geliştirmede Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ............................... 329 2.1. Yükseköğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Çalışmaları Tutum Belgesi ............................................................... 331 2.2. Araştırma ve İnovasyonda Kadın Verileri (SHE Figures, 2021; Avrupa Komisyonu-EU)................................................................... 331 2.3. Kadınların Akademik Çalışmalarda Fonlama Kuruluşlarından Alınan Destek Programındaki Durumları ......................................... 334 2.4. Yükseköğretim Kurumlarınca Araştırma-Geliştirme Boyutunda Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Sağlanabilmesi için Yapılması Gerekenler ve Öneriler ..................................................................... 334 3. Topluma Katkı Çalışmalarında Toplumsal Cinsiyet Eşitliği.................... 335 3.1. Üniversitelerimizde Kadına Yönelik Şiddetin Önlemesi Konusunda, Cinsel Taciz ve Saldırılara Karşı Alınan Önlemler ...... 337 SONUÇ ......................................................................................................... 339 KAYNAKÇA ................................................................................................ 341 xviii İçindekiler BÖLÜM 13: EŞİTSİZLİKLERİN AZALTILMASI, ÇEŞİTLİLİK VE KAPSAYICILIK ................................................................................................. 345 Dr. Öğr. Gör. Berkay Orhaner ÖZET ............................................................................................................. 345 GİRİŞ ............................................................................................................ 347 1. Eğitim-Öğretimde Eşitsizliklerin Azaltılması, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık.............................................................................................. 349 1.1. Eğitim Eşitsizliğinin Önlenmesine Yönelik Hukuki Düzenlemeler .................................................................................... 349 1.2. Çeşitlilik, Eşitlikçilik ve Kapsayıcılık (ÇEK) Uygulamaları ............ 351 1.2.1. Çeşitlilik ................................................................................. 352 1.2.2. Eşitlikçilik .............................................................................. 352 1.2.3. Kapsayıcılık............................................................................ 353 1.3. ÇEK Uygulamalarının ABD’deki Tarihsel Gelişimi ........................ 354 1.4. ÇEK Uygulamalarının Kuramsal Temelleri ...................................... 355 1.5. ÇEK Uygulamalarına Yönelik Eleştiriler ve Tartışmalar ................. 356 1.6. Avrupa Yükseköğretim Alanında ÇEK Uygulamaları...................... 357 1.6.1. Yükseköğretimde Toplumsal Boyutun Güçlendirilmesi İlkeleri .................................................................................... 358 1.6.2. Birleşik Krallık’ta ÇEK’e Yönelik Uygulamalar ................... 360 1.7. Türkiye’de Yükseköğretimde Eşitsizliklerin Giderilmesine Yönelik Çalışmalar ........................................................................... 361 2. Araştırma-Geliştirmede Eşitsizliklerin Azaltılması, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık.............................................................................................. 364 2.1. Akademik Araştırmalarda Merkez ve Çevre Ayrımı ........................ 364 2.2. Araştırmaya Bağlı Kurumsal Süreçlerde Cinsiyet Eşitliği ve Dezavantajlı Gruplar......................................................................... 366 3. Topluma Katkı Çalışmalarında Eşitsizliklerin Azaltılması, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık ......................................................................................... 368 SONUÇ ......................................................................................................... 370 KAYNAKÇA ................................................................................................ 372 BÖLÜM 14: ETİK VE ETİK SORUMLULUKLAR ...................................... 377 Prof. Dr. İnayet Aydın ÖZET ............................................................................................................. 377 GİRİŞ ............................................................................................................ 379 1. Etik Kavramı, Değerler, İlkeler, Kurallar ve Başlıca Etik Kuramlar ....... 382 1.1. Etik, Metaetik, Normatif Etik ve Uygulamalı Etik ........................... 382 1.2. Etik Değerlendirmelerde Etik Değer, İlke ve Kuralların Yeri .......... 383 xix Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü 1.3. Etik Sorun ve Etik İkilemler ............................................................. 384 1.4. Etik Teoriler ve Sürdürülebilirlik Açısından Değerlendirilmesi ....... 385 2. Örgütsel, Yönetsel ve Mesleki Etik, Kamuda İyi Yönetişim ve Kamu Etiği İlkeleri ................................................................................... 387 3. Sürdürülebilir Bir Dünya için Yükseköğretim Sistemi ve Üniversitelerin Rolü ................................................................................. 389 3.1. Eğitim-Öğretimde Etik ve Etik Sorumluluklar ................................. 392 3.2. Araştırma-Geliştirmede Etik ve Etik Sorumluluklar ......................... 394 3.3. Topluma Katkı Çalışmalarında Etik ve Etik Sorumluluklar ............. 396 SONUÇ ......................................................................................................... 398 KAYNAKÇA ................................................................................................ 400 BÖLÜM 15: YAŞANABİLİR VE SÜRDÜRÜLEBİLİR KENTLER ............ 403 Prof. Dr. Ruşen Keleş ÖZET ............................................................................................................. 403 GİRİŞ ............................................................................................................ 405 1. Eğitim-Öğretimde Yaşanabilir ve Sürdürülebilir Kentler ........................ 407 1.1. Uluslararası Belgelerde Yaşanabilirlik.............................................. 407 1.2. Sürdürülebilirlikte Eğitim, Toplumsal Davranışlar ve Temel Değerlerin Önemi ............................................................................. 410 2. Araştırma-Geliştirmede Yaşanabilir ve Sürdürülebilir Kentler ............... 411 2.1. Birleşmiş Milletler Örgütü ve Sürdürülebilirlik ................................ 411 2.2. Dirençli Kentler için Üniversitelerde Araştırma-Geliştirmenin Önemi ............................................................................................... 414 3. Topluma Katkı Çalışmalarında Yaşanabilir ve Sürdürülebilir Kentler .... 415 3.1. Ülkemizden Sürdürülebilirliğe Ters Düşen Örnekler ....................... 417 SONUÇ ......................................................................................................... 421 KAYNAKÇA ................................................................................................ 422 BÖLÜM 16: DİJİTALLEŞME .......................................................................... 425 Prof. Dr. Ilgın Gökaşar ÖZET ............................................................................................................. 425 GİRİŞ ............................................................................................................ 427 1. Eğitim-Öğretimde Dijitalleşme ................................................................ 428 2. Araştırma-Geliştirmede Dijitalleşme ....................................................... 433 3. Topluma Katkı Çalışmalarında Dijitalleşme ............................................ 438 SONUÇ ......................................................................................................... 442 KAYNAKÇA ................................................................................................ 444 xx İçindekiler BÖLÜM 17: KÜLTÜR-SANAT ........................................................................ 447 Dr. İpek Yeğinsü ÖZET ............................................................................................................. 447 GİRİŞ ............................................................................................................ 449 1. Eğitim-Öğretimde Kültür-Sanat ............................................................... 450 1.1. Sürdürülebilir Sanatın Tanımı ve Kökenleri ..................................... 450 1.2. Sanat Temelli Eğitim-Öğretim ve Sürdürülebilirlik.......................... 452 1.3. Türkiye’deki Üniversitelerde Sanat ve Sürdürülebilirlik EğitimÖğretimi ............................................................................................ 457 2. Araştırma-Geliştirmede Kültür-Sanat ...................................................... 460 3. Topluma Katkı Çalışmalarında Kültür-Sanat ........................................... 464 SONUÇ ......................................................................................................... 466 KAYNAKÇA ................................................................................................ 468 BÖLÜM 18: SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK İLETİŞİMİ........................................ 475 Doç. Dr. Esra Bayhantopçu ÖZET ............................................................................................................. 475 GİRİŞ ............................................................................................................ 477 1. Sürdürülebilirlik İletişimi Yönetimi ......................................................... 483 1.1. Sürdürülebilirlik İletişim Stratejisi ve İletişim Araçları .................... 483 1.2. Sorumlulukların Yaygınlaştırılması - Ortaklıklar ve Amaçlar için İş Birlikleri........................................................................................ 486 2. Eğitim-Öğretimde Sürdürülebilirlik İletişimi ........................................... 487 3. Araştırma-Geliştirmede Sürdürülebilirlik İletişimi .................................. 489 3.1. Sürdürülebilirlik İletişimi ile Davranış Değişikliği için Ar-Ge ........ 491 4. Topluma Katkı Çalışmalarında Sürdürülebilirlik İletişimi....................... 494 4.1. Sosyal Sorumluluk Proje Planlaması ve İletişimi ............................. 496 SONUÇ ......................................................................................................... 499 KAYNAKÇA ................................................................................................ 501 EK 1: Üniversitelerde Müfredatlara Eklenmesi Önerilen Ders Başlıkları .... 505 xxi GİRİŞ Esra Bayhantopçu * & Çiğdem Gürsoy † Sürdürülebilirlik kavramı, toplumun doğal, ekonomik, sosyal, kültürel ve insan kaynaklarının tümünün ihtiyatlı kullanımını sağlayan ve bu çerçevede sorumlu davranma ve saygı duyma temelli sosyal bir davranış bakış açısı yaratan katılımcı bir süreç olarak tanımlanabilir. Bu sürecin başarıyla ilerlemesi ve içselleştirilmesi katılımcı ve ortak çalışmaları gerektirmektedir. Bu amaca yönelik olarak Birlemiş Milletler (BM), “Bugünün ihtiyaçlarını gelecek nesillerin yaşam alanlarını da muhafaza ederek karşılamak” olarak ifade edilen sürdürülebilirlik tanımına dayanarak, yoksulluğu ortadan kaldırmak, gezegenimizi korumak, eşitsizlik ve adaletsizlikle mücadele etmek hedefleri çerçevesinde oluşturduğu Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) ile 2030 yılına kadar daha iyi bir yaşam için tüm dünyaya sürdürülebilirlik yol haritasını sunmuştur. Bugün dünyadaki her devletin ve kurumun dünyamızın daha iyi bir hale gelmesi için hemfikir oldukları SKA’lar doğrultusunda hareket etmesi, doğal kaynakların etkin ve adil bir şekilde yönetilmesini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda gelecek nesiller için yaşanabilir bir dünya bırakma sorumluluğumuzu da yerine getirmemizi mümkün kılar. Sürdürülebilir tarım uygulamaları, su kaynaklarının korunması, yenilenebilir enerji yatırımları, ekosistemin korunması, sağlık-eğitim-teknoloji gibi alanlarda yapılan yatırımlar, küresel yoksullukla mücadelede, eşitsizliklerin azaltılmasında ve çevresel sürdürülebilirliğin sağlanmasında kritik bir rol oynar. Bu yaklaşım aynı zamanda barış ve güvenlik ortamının oluşturulmasına da katkı sağlar, çünkü sürdürülebilirlik ilkesi ekonomik, çevresel ve sosyal kalkınmanın yanı sıra etik ve sorumlu bir bakış açısı ve bu doğrultudaki davranış şekillerinin de gelişmesi ve korunması amacını taşır. * Doç. Dr.; İstinye Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü;
[email protected]; Orcid: 0000-0001-6680-8414 † Doç. Dr.; İstinye Üniversitesi, İ.İ.S.B.F., Ekonomi Bölümü;
[email protected]; Orcid: 0000-0001-9292-1963 xxiii Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Bugün geldiğimiz noktada SKA’lar doğrultusunda alınacak önlemler, küresel sorunların çözümünde kritik öneme sahiptir. Yapılan çağrılarda her kurumun bu seferberliğin içinde olması gerektiği belirtilmektedir. Bununla birlikte bazı kurumların söz konusu kalkınma sürecinde itici güç oldukları muhakkaktır. Bunların başında yükseköğretim kurumları gelmektedir. Yükseköğretim kurumları, BM’nin 2030 Gündemi'nin uygulanmasında kilit bir rol oynamaktadır. Üniversiteler düzeyinde sürdürülebilirlik konularında yetkinlikler geliştirmek ve ilgili çalışmaların yaygınlaşmasını sağlamak, amaçlara ulaşılmasında ve sürdürülebilir kalkınma yolunda büyük önem taşımaktadır. Yükseköğretim kurumları varlık sebepleri olan eğitim-öğretim, araştırmageliştirme ve inovasyon faaliyetleriyle hem gelecek neslin gerekli bilgi ve donanımla yetişmesini sağlamakta hem de onların düşünsel yeteneklerinin şekillenmesinde önemli rol oynamaktadır. Tüm bunlara ilaveten topluma katkı alanlarında sahip olduğu yüksek etkiyi farklı şekillerde kullanma fırsatına sahiptir. Bu üç noktada topladığı güç ve etki alanının genişliği ile yükseköğretim kurumları; bugün sıklıkla konuştuğumuz sürdürülebilir kalkınmaya dair konuların çözüme ulaştırılması, iyileştirilmesi, gelecek nesillerin bu bilinçle yetiştirilmesi ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için gerekli olan tutum ve davranış özelliklerinin şekillenmesinin sağlanması, çok daha önemlisi söz konusu düşünüş ve davranış şekillerinin sürdürülebilirliğinin mümkün kılınması için merkezi konumda bulunmaktadır. Yükseköğretim kurumlarının derslerde verdikleri eğitim, öğretim şekilleri, öğrenciler dışında diğer paydaşlarına yönelik verdikleri eğitimler, akademisyenlerin bu konulara dair iletecekleri mesajlar, yayacakları farkındalık bilinci, yapacakları Ar-Ge ve yenilikçi çalışmalarla geliştirecekleri yeni ürünler ya da sosyal sorunlara yönelik analizler ve beraberinde gelen çözüm önerileri, yürütecekleri sosyal sorumluluk projeleri, gönüllülük çalışmaları gibi pek çok faaliyet yaratılabilecek etkinin ne kadar güçlü ve aktarılabilir olduğunu göstermektedir. Üniversiteler sadece eğitim ve öğretim kurumları olarak değil aynı zamanda genç nesillerin zihniyetlerinin ve davranış biçimlerinin şekillendiği kurumlar olarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda ekonomik ve çevresel bileşenlerin toplumsal değerlere göre şekillendiğinin, toplumların değerlerine sahip çıktığı sürece ekonomik ve çevresel sorunlarının azalacağının ve bu durumun birbirini tetikleyerek toplumsal bilinçlenmeyi sağlayacağının genç nesillere aktarılması önem arz etmektedir. Üniversiteler sürdürülebilir geleceğe katkıda xxiv Giriş bulunacak nesli yetiştiren kurumlar olarak bu konuda en üst sorumluluğu ve gücü elinde tutmaktadır. Toplumun gelişim alanındaki liderliğini üstlenen yükseköğretim kurumlarının halihazırda son derece önemli olan rolleri bugün her zamankinden daha yüksek bir önem arz etmektedir. Bu noktada yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilir kalkınma yolunda attığı her adımın büyük değeri bulunmaktadır. Bu kapsamda, Mayıs 2023 tarihinde yayınlanan, sürdürülebilirliğin akademik alanda ne şekilde uygulanabileceğini ortaya koyan ‘Akademik Disiplinlerde Sürdürülebilirlik’ kitabı bu alandaki akademik öncü rolünü üstlenmiştir. Dr. Öğr. Üyesi Esra Bayhantopçu ve Dr. Öğr. Üyesi Pınar Gökçin Özuyar’ın editörlüğünde çıkan ve İstinye Üniversitesi akademisyenlerinin bölüm yazarları olduğu kitapta ‘Sosyoloji, Yönetim Bilimleri, Ekonomi, Tıp, Uluslararası İlişkiler, Bilişim, Sanat ve Mühendislik’ disiplinlerinde “Eğitim-Öğretim”, “ArGe” ve “Topluma Katkı” başlıklarında yapılan ve yapılması gereken sürdürülebilirliğe dair çalışmalar detaylandırılmıştır. Elinizdeki bu kitap ise ilk kitabın devamı ve tamamlayıcısı niteliğinde olup, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları referans alınarak, yükseköğretim kurumlarının etkisinin yüksek olduğu sürdürülebilirlik alanlarının üniversitelerdeki yansımasını ele almaktadır. Kitap; “Yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilir kalkınma için gerekli olan ‘ekonomik kalkınma, sorumlu tüketim, çevresel koruma, nitelikli eğitim, eşitsizliklerin azaltılması, etik, sağlıklı yaşam, iş birlikleri’ gibi alanların her biri özelindeki rolünü vurgulamayı ve bu alanlarda geliştirilecek politika ve uygulamaları ortaya koymayı” amaçlamaktadır. Bu amaca yönelik olarak; ‘Eğitim-Öğretim’, ‘Araştırma-Geliştirme’ ve ‘Topluma Katkı’ alanlarında güçlü sorumlulukları ve yönlendirme gücü olan üniversitelerin sürdürülebilir gelişme yolundaki rollerinin daha belirgin görülmesini sağlayacağına inanarak hazırladığımız kitabımızda farklı disiplinlerde alanlarında uzman değerli akademisyenlerin eserleri yer almaktadır. Her bölümün ülkemizin değerli üniversitelerinden değerli akademisyenlerin katkılarıyla oluştuğu kitabımız sürdürülebilirlik çalışmalarında bilimsel yayın alanında üniversiteler arası ilk iş birliğini temsil etmesi açısından da kıymetlidir. Kitabımızın başta yükseköğretim kurumları olmak üzere, ilgili her paydaş için bir el kitabı özelliği taşımasını; bununla birlikte ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği yolda çağdaş, bilimsel ve özgür düşünceye dayalı eğitim anlayışı ile etik ve ahlâki değerlerle donatılmış, Cumhuriyetimizin değerlerine sahip çıkan, hem ulusumuzun hem de dünyanın ilerlemesine katkı sağlayacak xxv Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü sorumlu bireyler yetiştirme görevimizin bir parçasını temsilen ülkemizin kalkınmasına küçük de olsa katkı sağlamasını umut ediyoruz. Bu süreçte bizden desteğini esirgemeyen Sn. Prof. Dr. Erkan İbiş’e ve kıymetli vakitlerini bizden esirgemeden, özveri ve titizlikle kitabımızın oluşmasına katkıda bulunan değerli bölüm yazarı hocalarımıza bir kez daha ayrı ayrı sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz... xxvi BÖLÜMLER HAKKINDA “Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü” isimli kitabımız giriş sonrasında, üniversitelerde sürdürülebilirlik konusunun her yönüyle bütünlüklü görülebilmesi amacıyla yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilirlik çalışmalarının gelişim süreci ve kapsamının genel çerçevesinin sunulduğu “Yükseköğretim Kurumlarında Sürdürülebilirliğe Genel Bakış” bölümü ile başlamaktadır. Daha sonra her bir Sürdürülebilir Kalkınma Amacını (SKA) içine alacak şekilde oluşturulan 18 konu başlığının yükseköğretim kurumlarında ne şekilde ele alındığını inceleyen bölümler ile devam etmektedir. Kitap sonunda yer alan tabloda, her bölüm yazarı akademisyenin kendi bölümlerinde belirttiği alanla ilgili ders isimleri referans alınarak oluşturulmuş ‘yükseköğretim kurumlarında sürdürülebilir kalkınma kapsamında ilgili müfredatlara eklenmesi için önerilen ders listesi’ bulunmaktadır. Kitapta yer alan bölümlerin kısa içerikleri aşağıdaki gibidir: Bölüm 1: Yoksullukla Mücadele Üniversitelerin Yoksullukla Mücadelesinde Mikrofinansın Rolü ve Bir Model Önerisi Prof. Dr. Sabri Burak Arzova - Marmara Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Bertaç Şakir Şahin - Yıldız Teknik Üniversitesi Yoksullukla mücadelede, yoksulluğun sadece fizyolojik ihtiyaçların giderilememesi olarak değil sosyal ve kültürel boyutlarıyla kapsamlı şekilde tüm paydaşlarca ele alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Sabri Burak Arzova ve Dr. Öğr. Üyesi Bertaç Şakir Şahin, bu konuda özellikle üniversitelerin araştırmacı ve katılımcı rollerinin öne çıkarılması gereğine dikkat çekmişlerdir. Yazarlar, bir sosyal inovasyon ürünü olan mikrofinansmanın uygulama örneği olarak seçilmesinin üniversitelerin hem kendi ekosistemlerinde yer alan paydaşlara hem xxvii Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü de dış paydaşlara daha rahat ulaşabilmelerinin yolu olabileceğini dile getirmişlerdir. Bölümde, geleneksel finansman hizmetlerinden yararlanamayan kişilerin ekonomik özgürlüklerini kazanmaları amacıyla sunulan finansman faaliyeti olan mikrofinansman ile başta dezavantajlı gruplar olmak üzere tüm girişimcilerin sürdürülebilir kazanç sağlamasının mümkün olduğu belirtilmiştir. Yazarlar üniversitelerin eğitim ve öğretim kapsamında kalıcı sosyal etkiler yaratabilme potansiyeli olduğunun, öğrenci ve diğer paydaşlara mikrofinans, girişimcilik ve yoksullukla mücadele konusunda eğitimler verebileceğinin, gerçekleştirilen akademik çalışmalarla mikrofinans konusunda teorik temelin oluşmasına katkı sağlayabileceğinin altını çizmişlerdir. Ayrıca, girişimci olmak isteyen son sınıf öğrencilerine finansman ihtiyacının yanı sıra verilecek eğitim ve danışmanlıkla da proje yazımı ve işletme yönetimi konularında gerekli rehberliğin sağlanabileceğini belirtmişlerdir. Ar-Ge boyutunda alternatif mikrofinans yöntemleri, faizsiz finans araçları ve mikrofinans ilişkisi ile mikrofinansa ilişkin yeni model ve algoritmaların ortaya konulması için yayınlar yapılması, kamupiyasa-akademi üçlüsünü bir araya getirecek çalıştay ve toplantılar düzenlenerek piyasada farkındalık yaratılabileceği Arzova ve Şahin’in öngörüleri arasındadır. Ayrıca, birliktelikler sayesinde araştırmaları bir araya toplayacak veri tabanı oluşturulmasının önemi vurgulanmıştır. Toplumsal katkı alanında ise üniversite dışından küçük girişimcilere temel işletmecilik, hukuk, sürdürülebilirlik, yabancı dil, dijitalleşme gibi dönemin gerektirdiği konularda verilen eğitimler ve uzun vadeli düşük taksitlerle verilecek finansal kredilerle istihdamın artırılmasına katkı sağlanabileceği, bu sayede de küçük girişimcilerin sürekli yardım almadan ayakta kalabilmeyi öğrenecekleri belirtilmiştir. Bölümde, yoksullukla mücadele kapsamında gerekli tedbirlerin hayata geçirilmesi için öncelikle üniversitelerin sosyal zorlukları belirleme, yenilikçi çözümler geliştirme ve olumlu sosyal değişim için etkili stratejiler uygulama adına gereken bilgi, beceri ve zihniyete sahip olmayı mümkün kılacak sistemler geliştirmeleri ve kendilerini sürekli yenilemeleri gerektiği vurgulanmıştır. Bölüm 2: Ekonomik Büyüme ve Kalkınma Doç. Dr. Çiğdem Gürsoy - İstinye Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ve gelişim aşamalarını tüm detaylarıyla sunan Doç. Dr. Çiğdem Gürsoy, ekonomik büyüme ve kalkınmanın sürdürülebilir xxviii Bölümler Hakkında kılınması için kaynakların sorumsuzca harcanmaması ve gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için sosyal, ekonomik ve çevresel açıdan ortak kararlar alınması gereğine dikkat çekmiştir. Gürsoy’un, gelinen aşamada üretim ve tüketimin Doğrusal Ekonomi modelinden diğer bir deyişle “kaynağından çıkarüret-kullan-at” sürecinden Döngüsel Ekonomi olarak kavramsallaştırılmış üretim döngüsündeki tüm materyallerin birkaç kez kullanımının söz konusu olduğu bir sürece geçilmesi gereği konusundaki tartışmalara destek verdiği anlaşılmaktadır. Yazar, bu noktada konu hakkında farkındalık oluşturmak ve kaynak verimliliğini sağlamak adına bilinçlendirme çalışmalarının yapılmasının eğitim kurumlarına özellikle de yükseköğretim kurumlarına düştüğünü belirtmiştir. Doç. Dr. Gürsoy, yükseköğretim kurumlarının eğitim-öğretim çalışmaları açısından ön lisans, lisans ve lisansüstü programlarında yer alan Ekonomi Bölümleri müfredatlarında yeni dersler açmadan önce var olan derslerin içeriklerinde doğrusal ve döngüsel ekonomi konusunun bahsedilmesi gerekliliğine vurgu yapmıştır. Ekonomi Bölümlerinin diğer bölümlere referans dersleri verme kapasitesi de göz önüne alındığında ders içeriklerinde yapılacak değişikliklerin sürdürülebilirlik hakkındaki bilinçlendirme faaliyetlerinin yayılmasındaki katkısına değinmiştir. SKA’nın toplam üretimi artırmak için belirlediği ‘Yerel kültür ve ürünlerin teşvik edilmesi’, ‘yaratıcı/kültür ekonomisi’, ‘KOBİ’lerin geliştirilmesi’, ‘finansal okuryazarlık seviyelerinin artırılması’ gibi alt hedeflerinden bahseden yazar bu hedeflerin aynı zamanda kişi başı gelir düzeyinin artırılmasına yönelik olduğunu ve toplam üretimi artırmak için özellikle kadın istihdamının teşvik edilmesi gerektiğine vurgu yapmıştır. Yazar, ayrıca, inovasyon ve Ar-Ge anlamında da alt hedeflerin yol göstericiliğine ihtiyaç olduğu üniversitelerdeki Araştırma Merkezlerinin; ekonomi ve finansın tüm alanlarında, cinsiyet ve göç çalışmalarında, güvenlik ve adalet, doğal çevre, kültür ve bölgesel çalışmalar yapan akademisyenlerin ortak sinerjisine ihtiyaç duyduğunun altını çizmiştir. Topluma katkı boyutunda ise STK’lara, dernek ve vakıflara her zamankinden daha çok iş düşmesi gerektiğini belirten yazar, üniversitelerde sivil toplum alanına yönelik birimlerin açılmasını önermektedir. Dernekler ve STK’lar aracılığı ile finansal sisteme dahil olmak ve finansal yatırımlar ile tasarruf konularında kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere bireylerin bilinçlenmelerine destek olacak hedeflerin belirlenerek topluma açık eğitimler verilmesi yazar tarafından üstüne durulan diğer konulardandır. xxix Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Bölüm 3: Sanayinin Gelişimi, İnovasyon ve Araştırma-Geliştirme Çalışmaları Dr. Öğr. Üyesi Özcan Garan - İstanbul Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Özcan Garan çalışmasında, SKA’ların 9.su olan “Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı" amacına odaklanarak, üniversitelerin bu alandaki rolleri üzerinden iyi uygulama örnekleri hakkında bilgiler vermiş ve Türkiye'nin özgün koşullarına uygun çözümleri ortaya koymuştur. Bu kapsamda, üniversitelerin üç temel faaliyet alanı olan eğitim öğretim, Ar-Ge ve topluma katkı boyutunda sanayinin gelişimi, inovasyon ve altyapı amacının buluştuğu noktada teori ve uygulamaya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Garan, bahsi geçen alanlarda üniversitelerin katkılarını en yüksek değere ulaştırma ve bu önemli alandaki potansiyellerini nasıl gerçekleştirebilecekleri konusunda kapsamlı bir bakış açısı sunarak, uygulamaya yönelik çözüm önerileri sunmuştur. Yazar, üniversitelerin rolünün, sadece bilgi ve teknoloji üreticisi olarak değil, aynı zamanda bu bilginin sanayiye ve topluma aktarılmasında köprü görevi görmesi açısından da hayati olduğunu söylerken, özellikle vakıf üniversitelerinin özel sektöre olan yakınlığının ülkedeki sanayi, yenilikçilik ve altyapı sorunlarının çözümündeki katkılarına dikkat çekmektedir. Buna ilaveten, lisans düzeyinde özellikle mimarlık ve mühendislik gibi alanlarda var olan ders içeriğine sanayi, yenilikçilik ve altyapıda sürdürülebilirlik perspektifinin yerleştirilmesi ile öğrencilerin farkındalık düzeylerinin yükseltilmesine katkı sağlanacağını vurgulamıştır. Ar-Ge boyutunda ise üniversitelerdeki araştırma ve uygulama merkezlerinin sayısının nicelik ve nitelik olarak yeterli olmadığına vurgu yapan Garan, özellikle sanayi bölgelerinde kurulu üniversitelerin proje üretimine ve olası sorunlara odaklanarak çözüm önerilerinin sunulması noktasında katkıda bulunabileceklerini belirtmiştir. Tüm bu çabaların Türkiye'nin global düzeyde rekabetçiliğini ve yaşam kalitesini artırma potansiyeline yönelik olduğunun altını çizmiştir. Geleceğe yönelik olarak, Türkiye'deki üniversitelerin sürdürülebilir kalkınma amaçlarına daha etkin katkıda bulunabilmeleri için çeşitli öneriler sunan yazar topluma katkı alanında ilk olarak üniversiteler arası iş birliklerinin ve sanayi ortaklıklarının daha da güçlendirilmesi gerekliliğine dikkat çekmiştir. Ardından yenilikçi eğitim programlarının ve araştırma projelerinin desteklenmesi, öğrenci ve akademisyenlerin bu alandaki motivasyonu artırıcı etkisinden bahsederek yenilikçi düşünceyi teşvik etmek amacıyla, girişimcilik çalışmalarının öne çıkarılması ve xxx Bölümler Hakkında teknoloji transfer ofislerinin kapasitelerinin artırılması gerektiğini belirtmiştir. Son olarak, araştırmalardaki finansal sürdürülebilirliğin sağlanması için ulusal ve uluslararası fonlara erişimin kolaylaştırılmasını önermiştir. Bölüm 4: Sağlıklı Yaşam Prof. Dr. Pınar Yurdakul Mesutoğlu - İstinye Üniversitesi Bireysel ve toplumsal sağlığın, sosyo-ekonomik koşullar, çevresel faktörler ve sosyal göstergelerle yakından ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Pınar Yurdakul Mesutoğlu, SKA’lar ile uyumlu bir şekilde sağlığın korunmasının devletin tüm kurumları ve STK’lar tarafından sağlanması gereken kolektif bir sorumluluk olduğunu ve sağlıklı yaşam ve sürdürülebilirlik konusunun bireylerin ve toplumların genel refahını doğrudan etkileyen kritik öneme sahip olduğunu belirtmiş; kamusal ve sağlık alanlarındaki gelişmelerin sosyoekonomik hayatı direkt olarak etkilediğini, aynı şekilde iyi ekonomik politikaların sağlık ve kamusal alana daha fazla katkı sağlayacağını, bunun için her üç alanın birbirini tamamlayan bileşenler olarak ele alınmasını gerektiğini vurgulamıştır. Küresel sağlık kavramının, küresel boyutta sağlıklı yaşam ve sağlık hizmetlerine eşit erişimin sağlanması isteğiyle ortaya çıktığını, kaliteli sağlık hizmetleri ile nitelikli ve yenilikçi sağlık profesyonelleri sayesinde bu amacın erişilebilir olacağını belirten Prof. Dr. Mesutoğlu yükseköğretim kurumlarının sağlıkta eşitliği sağlama ve toplum sağlığını iyileştirme açısından benzersiz bir konumda olduğuna dikkat çekerek tıp öğrencilerinden başlamak üzere hekimler ve diğer sağlık profesyonellerinin sağlık hizmetleri kültürünü ekolojik sorumluluk doğrultusunda şekillendirmeleri gerektiğini belirtmiş, bölüm boyunca dünya ve Türkiye üniversitelerinden verdiği zengin örneklerle bu alandaki gelişimin nasıl sağlanacağına dair geniş bir perspektif sunmuştur. Gelecekteki hekim ve sağlık çalışanı adaylarının sürdürülebilirlik bilgisine sahip olmalarının bir tercih değil, bir zorunluluk olduğunu belirten yazar; fiziksel çevre, işsizlik, beslenme, göç, azınlık hakları, yaş, din ve değerler gibi sağlık ve eşitsizlikle ilişkili kavramların eğitim süreçleri boyunca ele alınmasının genç hekimler için son derece değerli bir kazanım olacağını öngörmektedir. Yazar, eğitim-öğretim alanında tıp ve sağlık eğitimi müfredatında sürdürülebilirlik ile ilgili değişiklikler yapılmasına dair öneriler sunarken; eğitimin her aşamasında disiplinlerarası çalışmaların önemine vurgu yapmış, dünyada tıp alanında translasyonel tıp araştırmaları, yapay zekâ xxxi Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü çalışmaları vb. yenilikçi araştırma yaklaşımları örnekleyen Ar-Ge çalışmalarından bahsetmiş; topluma katkı aşamasında ise tek sağlık ortaklığı ve eko-sağlık okuryazarlığının öneminden bahsederek, sağlık alanındaki eşitsizliklerin giderilmesi konusunda üniversitelerin STK’lar ile ortak yapabileceği çalışmalara dair ufuk açıcı bir yelpaze sunmuştur. Bölüm 5: İnsana Yakışır Yaşam ve Refah Doç. Dr. Tuğba Görgülü - Anadolu Üniversitesi İnsana yakışır yaşam ve bireysel refahın sürdürülebilir kalkınmanın temel taşlarını oluşturan kavramlar olduğunu ve yalnızca ekonomik büyüme ve kalkınmayı değil, sosyal eşitlik, çevresel koruma ve bireysel mutluluğu da içerdiğini belirten Doç. Dr. Tuğba Görgülü, insana yakışır yaşam ve refah boyutunu psikoloji ve çevre açısından ele almıştır. Öznel iyi olma hali, çevre ve iyi olma hali, iş yaşamında ve kentte iyi olma hali ile sürdürülebilirlik ve psikoloji arasındaki ilişkiye odaklanarak konuyu aktaran yazar, psikoloji eğitiminin çevre bilinci ve sürdürülebilir yaşam üzerinde temellendirilmesinin birey ve toplum refahı için kritik olduğunu vurgulamıştır. Yazar; üniversite yönetimlerinin sürdürülebilirliği ve çalışan refahını sağlaması için iş yükünün dengelenmesi ve görev dağılımının netleştirilmesi, esnek çalışma saatleri ve uzaktan çalışma imkânları sağlanması, sürekli eğitim programları ve mentorluk sistemleri ile profesyonel gelişimin desteklenmesi noktalarının insana yakışır yaşam ve refahın ilk aşamaları olduğunu belirtmiştir. Psikoloji bölümlerinde sürdürülebilirlik ile ilgili derslerin, çevre psikolojisi, toplumsal değişim, sürdürülebilir yaşam biçimleri ve iklim değişikliği gibi dersleri kapsadığını belirten yazar; eğitim-öğretimde psikoloji bölümlerinde çevre bilinci ve sürdürülebilirlik üzerine odaklanan müfredatın düzenlenmesinin, diğer bölümlerdeki müfredatların da psikolojik iyi olma halini artırmaya yönelik hazırlanmasının, iş ortamlarında verimliliği artırıp, çalışanların psikolojik iyi olma hallerini de destekleyen endüstri psikolojisi gibi derslerin verilmesinin gelecek nesillerin daha bilinçli ve çevreye duyarlı bir şekilde hareket etmelerine olanak sağlayarak toplumun genel refahını artıracağını belirtmiştir. Sürdürülebilir yaşam için davranışsal örüntülerin benimsenmesinin toplumsal bir sorumluluk olduğunun ve etik ilkelerin gerekliliğinin altını çizen Doç. Dr. Görgülü, Ar-Ge alanında; Psikolojik iyi olma hali ile çevresel koşullar arasındaki karmaşık ilişkiyi anlamaya, sürdürülebilir çalışmaların temelinde yatan psikolojik faktörlerin çevresel sürdürülebilirlik üzerindeki etkilerini açığa xxxii Bölümler Hakkında çıkarmaya yönelik araştırmaların yapılmasını önermiştir. Topluma katkı alanında ise konuyla ilgili sosyal sorumluluk ve farkındalık projeleri geliştirmenin; psikologlar, STK’lar ile iş birlikleri yaparak sürdürülebilirlik ve çevre bilinç projelerini desteklemenin ve konuyla ilgili farkındalık yaratmanın önemini vurgulamış ve bu bilincin büyük ölçüde eğitim sürecinde derslerin yapılandırılmasıyla mümkün olabileceğini belirtmiştir. Bölüm 6: Eğitim Prof. Dr. Oytun Meçik - Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Hızla artan çevresel bozulma ve sosyal eşitsizliklerin, sürdürülebilir çözümlere olan ihtiyacı her zamankinden daha fazla artırdığını belirten Prof. Dr. Oytun Meçik, yükseköğretim kurumlarının bilgi üretimi, yenilik yaratma ve sosyal katılım sağlama kapasiteleriyle sürdürülebilir bir geleceğe giden yolu yönlendirme potansiyeline sahip olduğunun altını çizmiştir. Meçik, enerji kullanımı, atık yönetimi ve sosyal sorumluluk projeleri gibi alanlarda başarılı örnekleri sunarak, üniversitelerin sürdürülebilirlik müfredatının entegrasyonu, Ar-Ge desteklerinin artırılması, topluluk katılımının güçlendirilmesi, operasyonel sürdürülebilirlik politikalarının benimsenmesi ve uluslararası iş birliklerinin teşvik edilmesi gibi konularda aktif rol oynaması gerektiğine dikkat çekmiştir. Bu sayede üniversitelerin disiplinlerarası araştırmayı teşvik ederek sanayi, hükümet ve diğer paydaşlarla iş birliği yaparak sürdürülebilir çözümlerin geliştirilmesini ve uygulanmasını hızlandırabileceğini belirtmiştir. Prof. Dr. Oytun Meçik, eğitim-öğretim boyutunda üniversitelerde sürdürülebilirlik bilincinin yerleştirilmesi için çevre bilimi, sürdürülebilir kalkınma ve sosyal sorumluluğu kapsayan disiplinlerarası derslerin müfredata yerleştirilmesinin yanı sıra proje tabanlı öğrenme ve deneyimsel eğitim gibi modeller ile sürdürülebilirliğin öğrenme deneyimine dahil edilmesini önermiştir. Bu sayede farklı disiplinlerden öğrencilerin sürdürülebilirlik zorluklarının üstesinden gelebilecek bilgi ve becerilerle donatılabileceğini belirten yazar, Ar-Ge boyutunda üniversite sanayi iş birlikteliklerinin, yenilenebilir enerjiden sürdürülebilir tarımdaki ilerlemelere kadar sürdürülebilirliği destekleyen teknolojilerin ve süreçlerin geliştirilmesini kolaylaştırdığını belirtmiştir. Araştırma bulgularının, ders materyallerine entegre edilerek öğrencilerin kendi alanlarındaki en son gelişmeleri yakalamalarının sağlanmasının eğitimin kalitesini artıracağına xxxiii Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü dikkat çeken Meçik, üniversitelerin, yaşam boyu öğrenme ve sürekli eğitim merkezleri aracılığıyla eğitim almak isteyen kişilere beceri geliştirme, bilgilerini güncelleme ve kariyerleri boyunca mesleki gelişimlerini sürdürme fırsatları sunduğunu vurgulamaktadır. Topluma katkı boyutunda ise üniversitelerin yerel topluluklar, sivil toplum ve özel sektör kuruluşlarıyla güçlü ortaklıklar kurması ve sürdürmesinin gerekliliğinden bahseden yazar, bu uygulamanın yalnızca öğrencilere yönelik toplum temelli projeleri ve hizmet odaklı öğrenme fırsatlarını desteklemeyi değil, aynı zamanda üniversite kaynaklarının ve uzmanlığının toplum yararına kullanılmasını sağlayan bir yöntem olduğunu vurgulamış, üniversitelerin etkilerini kampüsün ötesine taşıyabileceği örnekleyerek, üniversitelerin bu aşamada sosyal değişim için katalizör görevi görebileceğini belirtmiştir. Bölüm 7: Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilinci Doç. Dr. Cem Korkut - Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Kapitalizmin temelinde yatan sürekli büyüme ve kâr maksimizasyonu hedeflerinin, doğal kaynakların sınırsızca sömürülmesine ve çevresel bozulmanın hızlanmasına neden olduğunu belirten Doç. Dr. Cem Korkut bu sistemin bir yandan ekonomik büyüme ve refah artışı vaat ederken, diğer yandan sorumsuz üretim ve tüketim kültürünü de beraberinde getirdiğine vurgu yapmıştır. Seri üretimin kısa vadeli kârları maksimize ettiğini fakat uzun vadede yarattığı tahribatın göz ardı edildiğini belirten yazar, geçici bir refah algısının zaman içinde insanoğlunun sonunu getireceğine dikkat çekmiştir. Sorumsuz üretim ve tüketimin bir diğer önemli sonucunun ekonomik ve sosyal eşitsizlikler olduğunu belirten Korkut, kapitalist sistemde, zengin ile fakir arasındaki uçurumun genişlediğini, yoksulluk ve sosyal adaletsizlik sorunlarının artığını söylemektedir. Aynı şekilde tüketim kültüründen hareketle modern toplumların karşı karşıya kaldığı bir diğer önemli meselenin kişilerin kimliklerine ve kültürlerine giderek yabancılaşması olduğunu belirtmiştir. Korkut’a göre bahsi geçen sorunların giderilerek sürdürülebilir bir geleceğe ulaşılması, bireylerin, şirketlerin, hükümetlerin kısacası kurum ve kuruluşların ortak çabasıyla mümkündür. Bu kapsamda eğitim ve bilinçlendirme kampanyalarına, yasal düzenlemelere ve uluslararası iş birliklerine ihtiyaç bulunmaktadır. Doç. Dr. Cem Korkut, gençlerin sorumlu tüketim alışkanlıkları kazanması için verilecek eğitimlerin sürdürülebilir tüketim alışkanlıklarının yaygınlaştırılmasındaki rolüne ve önemine vurgu yaparak yükseköğretim xxxiv Bölümler Hakkında kurumlarının bu süreçte sadece bilgi aktaran değil, aynı zamanda öğrencilerin problem çözme yeteneklerini geliştiren, eleştirel düşünceyi teşvik eden ve toplumsal farkındalığı artıran kurumlar olarak kritik bir rol üstlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Müfredatlara sürdürülebilirlik ve etik tüketim konularının dahil edilmesi, kampüs içinde enerji verimliliği, su tasarrufu, atık ayrıştırma ve geri dönüşüm gibi sürdürülebilir uygulamaların teşvik edilmesi, yemekhane ve kantinlerde yerel ve organik gıdalar kullanarak gıda sürdürülebilirliğinin desteklenmesi gibi faaliyetleri farkındalık kazandıracak eylemlere örnek olarak vermiştir. Küresel sorunlara yerel çözümler üretilmesi gereğine dikkat çeken Korkut’a göre, bunun için üniversitelerin Ar-Ge merkezlerinde farklı alanlardan uzmanlar eşliğinde yürütülen disiplinlerarası araştırma projeleri ve inovasyon çalışmalarının ortak sorunlara yenilikçi çözümler sağlama potansiyeli bulunmaktadır. Yazar, topluma katkı alanında ise gençlerin sosyal sorumluluk projelerinde yer almalarının önemine vurgu yapmıştır. Bölüm 8: İklim Değişikliği ve Uluslararası İlişkiler Çapraz Disiplinli Bir Sinerjiye Doğru Doç. Dr. Efe Can Gürcan - The London School of Economics and Political Science & İstinye Üniversitesi Günümüzde, insanlığın iklim değişikliğinin yarattığı ciddi bir ekolojik krizle karşı karşıya olduğu gerçekliğinden yola çıkarak literatürde iklim değişikliğine ilişkin yer alan bilgi ve bakış açılarını bizlere sunan Doç. Dr. Efe Can Gürcan, bölüm boyunca küresel iklim değişikliğinin uluslararası ilişkiler disiplininin gündeminde işgal ettiği noktalara odaklanmış, uluslararası ve siyasi arenada konunun ele alınış biçimine dair verdiği bilgilerle, iklim değişikliği konusunun tüm akademik disiplinlerde ‘eğitim-öğretim, Ar-Ge ve topluma katkı’ alanlarında ne şekilde ele alınabileceğine dair geniş bir perspektif sunmuştur. QS Dünya Üniversiteleri Sıralaması’nın siyaset kategorisinde öne çıkan üç üniversitenin müfredatlarını tematik ve içerik analiz yöntemi ile iklim değişikliği teması çerçevesinde inceleyen Doç. Dr. Gürcan, eğitim-öğretim alanında; iklim değişikliği, ekonomik eşitsizlik, siyasi istikrarsızlık ve sosyal adalet gibi acil konuları ele almak için gereken bütüncül anlayışı sunmakta geleneksel disiplinlerin yeterli olmayacağını, bu nedenle sosyoloji, politik ekonomi, siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler ve tarih gibi alanlardan sağlanan içgörülerin birleşimiyle çapraz disiplinli derslerin öğrencilere kapsamlı, uyarlanabilir ve eleştirel bir problem çözme yaklaşımı xxxv Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü kazandıracağını belirtmiştir. Bu nedenle ‘Küresel Güç Dinamikleri Işığında İklim Değişikliğinin Politik Ekonomisi’, ‘İklim ve Sosyo-Ekonomik Eşitsizlikler’, ‘Küresel Eşitsizlikler ve Gelişen Dünyada İklim Mücadeleleri’, ‘Ulus Aşırı Toplumsal Hareketler ve Küresel İklim Adaleti’, ‘İklim Değişikliği, Göç ve İnsan Haklarının Evrimi’, ‘Küresel Kapitalizm ve İklim Krizi’ gibi derslerin tüm disiplinlerin müfredatlarına belirli şekillerde eklenmesinin öğrencilerin gıda egemenliği ile ekolojik adalet gibi hareketlerin politik sistemler ve politikalar üzerindeki etkisini incelemelerine imkân tanıyacağını, öğrencilerin analitik çerçevelerini zenginleştirmenin yanı sıra, farklı bilgi alanları arasındaki bağlantıları kurmalarını sağlayacağını ve onları giderek karmaşıklaşan bir dünyaya hazırlamaya katkıda bulunacağını belirtmiştir. İklim değişikliğinin derslerde ne şekilde ele alınabileceğine dair örnekler de sunan yazar, Ar-Ge alanında küresel iklim değişikliğine yönelik yapılan çapraz disiplinli araştırmalardan örnekler vererek konuyla ilgili araştırmaların sadece mühendislik düzeyinde kalmamasını; sosyoloji, politik ekonomi ve tarih gibi alanları da kapsayacak Ar-Ge faaliyetlerinin geliştirilmesini önermiştir. Yazar, topluma katkı alanında ise iklim değişikliği üzerine çalışan araştırma merkezleri ve ağlardan örnekler vererek, iklim değişikliğiyle mücadele için hem öğrencileri hem akademik-idari personeli kapsayan sosyal sorumluluk projelerinin geliştirilmesinin öneminin altını çizmiştir. Bölüm 9: Temiz Su, Su Kaynakları ve Sorumlu Su Tüketimi Prof. Dr. Gökşen Çapar - Ankara Üniversitesi Dr. Öğr. Gör. Çiğdem Coşkun Dilcan - Ankara Üniversitesi Suyun bölgeler arası dağılımındaki büyük farklılıkların ve temiz suya erişim gibi sorunların sürdürülebilir kalkınma üzerinde derin etkileri olduğunu belirten Prof. Dr. Gökşen Çapar ve Dr. Çiğdem Coşkun Dilcan, su kullanımı hakkında bilincin önemi, ilgili istatistikler, su kaynaklarının akılcı ve bütüncül bir şekilde planlanmasına dair paylaştıkları bilgilerle konunun yüksek önemini ortaya koymuşlardır. Dünyada ve ülkemizde su yöneticilerinin karşı karşıya olduğu zorlukların, liderlerin sosyal, çevresel ve teknolojik sınırları aşma, farklı disiplinlere ait bilgileri birleştirme ve teorik bilgileri pratiğe dönüştürme konusunda beceri sahibi olmalarını zorunlu kıldığını belirten yazarlar Türkiye ve dünyadan çeşitli üniversitelerin su yönetimi ile ilgili performansı, eğitim-öğretim alanındaki müfredatları, ilgili araştırma ve projeleri ile ilgili detaylı bir literatür sunmuşlardır. xxxvi Bölümler Hakkında Ekonomik gelişmenin, çevreyi korumanın ve toplumun adil bir şekilde suya erişimini sağlamanın, uygun kalitede ve yeterli miktarda suyun var olması ile mümkün olduğunu belirten yazarlar, eğitim-öğretim alanında; sürdürülebilirlik ve döngüsel ekonomi konularının eğitim müfredatına dahil edilmesi ve ‘Sürdürülebilir Su Yönetimi’, ‘Temiz Su ve Sanitasyon’ vb. konularda disiplinlerarası yaklaşımla oluşturulacak yenilikçi içeriklere sahip derslerin açılması ile çevre mühendisliği gibi ilgili bölümlerde müfredatın güncellenmesini önermişlerdir. Ar-Ge alanında; su ile ilgili karmaşık problemleri çözmek için bütünleştirici ve disiplinlerarası araştırmaların yürütülmesinin ve politika yapıcıların ve su idarecilerinin akademisyenler ve öğrencilerle iş birliği yapmasının önemini belirtmişlerdir. Yapay zekâ, veri analizi ve yönetimi, istatistik ve bilgi transferi gibi yenilikçi çalışmaların yer aldığı Ar-Ge ve eğitim faaliyetlerinin de sürdürülebilir su yönetiminin sağlanmasına önemli katkılar sunacağının ve geleceğin su uzmanlarına bütüncül bir bakış açısı kazandıracağının altını çizmişlerdir. Topluma katkı alanında ise toplumun bu sürece aktif katılımının su yönetimi stratejilerinin başarısı için kritik öneme sahip olduğunu belirterek, atık su arıtma ve geri dönüşüm sistemlerinin yaygınlaştırılmasını; evsel su kullanımı konusunda da farkındalık ve bilinçlendirme çalışmalarının yapılmasını; üniversitelerin yerel su yönetimi projelerine aktif katılmasını ve STK’larla iş birlikleri yapmalarını; geri dönüştürülmüş suyun tarım, sanayi ve günlük yaşamda kullanım çalışmalarının yapılmasını, su kullanıcısı olan tüm paydaşların ihtiyaç duydukları bilgilere erişebilmelerini sağlamak amacıyla çeşitli eğitim materyallerinin yaygınlaştırılmasını önermişlerdir. Bölüm 10: Çevresel Sorumlulukların Yaygınlaştırılması ve İş Birlikleri Dr. Öğr. Gör. Elif Dikmen Diriöz - Kapadokya Üniversitesi Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz - TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Sürdürülebilir kalkınma ve çevre eğitiminin ilişkisi ile uluslararası süreçler çerçevesinde çevre eğitimi ve bu alandaki ulusal ve uluslararası iş birliklerinin önemine değinen Dr. Öğr. Gör. Elif Dikmen Diriöz ve Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz dünyadaki çevre politikaları ve çevre eğitimleri ile Türkiye'de çevre eğitimlerinin boyutu ele almış, bu alanda yapılan çalışmalardan bahsetmiş; çevre eğitimi konusunda uzmanlaşmış kuruluşlar ve SKA’lara ulaşmak için oluşturulan uluslararası networklerden örnekler vererek, iş birliklerinin amaçlara ulaşmak için xxxvii Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü son derece değer taşıdığına ve çevresel sorumlulukların yaygınlaştırılması için de önemli yollar olduğuna vurgu yapmışlardır. Çevre sorunları ile mücadelede üniversitelerin öneminin artmasıyla, çevreye karşı duyarlı olan üniversite yaklaşımlarının ortaya çıktığını belirten yazarlar, ‘Yeşil Üniversite’, ‘Yeşil Kampüs’, ‘Eko-Kampüs’ gibi programları açıklayarak; üniversitelerin, çevre sorunları ile mücadele edebilmek için yenilikçi çalışmalar yaparak, yeşil kampüsü teşvik etmesi ve sürdürülebilir gelişmeyi sağlayacak bu uygulamalarla topluma örnek teşkil etmesi gerektiğini belirtmişler ve bu programların ülkemizde ne şekilde uygulanabileceğine dair fikir sunmuşlardır. Eğitim-öğretim alanında çevre eğitimlerinin etkinliğinin artması için hükümetlerin destek sağlaması gerektiğini, gerekli desteklerin sağlanmadığı ülkelerde çevre eğitiminin yetersiz kaldığını belirtmişlerdir. Ar-Ge alanında dünyadaki ve Türkiye’deki üniversitelerin karbon ayak izi azaltma, rüzgâr enerjisi üretme vb. projelerinden örnekler vererek üniversitelerin çevresel sorumluluklarını Ar-Ge ve inovasyon çalışmaları ile nasıl artırabilecekleri ve yaygınlaştırabileceklerine dair bilgi vermişler, bu alanlarda yapılan akademik çalışmalar ve merkezlerin önemini dünya çevre derecelendirme verilerini de sunarak ortaya koymuşlardır. Yüksek öğretim kurumlarının, bulundukları kentlerde gerçekleştirdikleri seminer, panel, konferans ve diğer akademik etkinliklerin ve projelerin yerel düzeyde bilgi aktarımı ve birikiminin artmasına katkıda bulunduğunu belirten yazarlar, belediye girişimleri ve kooperatif örneklerini vererek bu tür ulusal ve uluslararası iş birlikleri ile gerçekleştirilen çalışmaların hem çevresel sorumlulukların yaygınlaştırılması hem de diğer sürdürülebilir kalkınma amaçlarının desteklenmesi açısından önemli olduğunu ve bu projelerin yükseköğretim kurumlarının topluma katkı potansiyelini artıracağını belirtmişlerdir. Bölüm 11: Gıda İsrafı Üniversitelerde Gıda İsrafına Yönelik Sürdürülebilir Çözümler ve Uygulamalar Doç. Dr. Billur Engin Balın - İstanbul Üniversitesi Yaklaşımlar, Doç. Dr. H. Dilara Mumcu Akan - İstanbul Üniversitesi Gıda israfının küresel bir mesele haline geldiğini vurgulayan Doç. Dr. Balın ve Doç. Dr. Akan gıda israfının insani boyutu ile birlikte çevresel ve iktisadi boyutlarına da dikkat çekmişlerdir. Yazarlar hem gıda israfının hem de gıda kaybının ciddi bir mesele haline geldiğini belirterek, üniversitelerin gıda tüketicisi xxxviii Bölümler Hakkında olarak israf tarafında olduğuna vurgu yapmışlardır. Kampüs yemekhanelerinde yapılan araştırmalardan örnekler veren Balın ve Akan, gıda israfının sosyal, iktisadi ve demografik özelliklere göre değiştiği bulgusunu paylaşmışlar; gıda israfının boyutlarını tam olarak ortaya koymak ve etkin stratejiler geliştirmek için güvenilir ve kapsamlı verilere ihtiyaç olduğunu fakat mevcut durumda üniversitelerin bu alandaki veri toplama ve analiz kapasitesinin sınırlı kaldığını belirtmişlerdir. Bu nedenle, üniversiteler arasında yapay zekâ destekli modellerle daha sistematik ve geniş kapsamlı veri toplama girişimlerinin teşvik edilmesi önerisini sunmuşlardır. Eğitim ve farkındalık programlarının gıda israfını azaltma çabalarına katkı sunulabileceğini, bunun için yemekhane personeline gıda hazırlama ve sunum süreçlerinde israfı nasıl azaltabileceklerine dair eğitimler verilmesi gerektiğini öneren yazarlar, müfredatlarda sürdürülebilirlik ve gıda israfı konularına daha fazla yer verilmesi, özellikle gastronomi ve mutfak sanatları gibi lisans programlarında, gıda israfını önlemeye yönelik ‘Gıda İsrafı ve Sürdürülebilir Mutfak Yönetimi’ gibi derslerin müfredata dahil edilmesi, diğer tüm programlar içinse sürdürülebilirlik içerikli derslerde birkaç hafta boyunca gıda israfı yönetimi ve sürdürülebilir tüketim stratejileri konularına odaklanılması gerekliliğini belirtmişlerdir. Gıda israfını azaltmak için yemekhane menülerinin, öğrencilerin tercihlerine ve tüketim alışkanlıklarına uygun olarak planlanması, porsiyonların israfı en aza indirecek şekilde ayarlanması hatta rezervasyon sisteminin devreye sokularak rezervasyonla yemekhaneye gelenlerin daha az ücret ödenmesinin sağlanması gibi yöntemleri öneren yazarlar, bu kapsamda özellikle sürdürülebilirlik ve/veya gıda konularında çalışan Ar-Ge merkezlerine önemli görevler düştüğünü belirtmiş, merkezlerin gıda israfının ölçümlenmesi ve yönetimi konusunda yeni metodolojiler geliştirecek potansiyellerine dikkat çekmişlerdir. Topluma katkı alanında ise üniversitelerin STK’lar, gıda üreticileri ve perakende zincirleri ile yapılacak iş birliklerinin atık yönetimi sistemlerini iyileştirmek ve gıda bağışını teşvik etmek için etkili olabileceğine vurgu yapmışlardır. Bölüm 12: Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Akademide Kadın Çalışmaları Prof. Dr. Sezer Şener Komsuoğlu - Kocaeli Üniversitesi, YÖK, Emekli Öğretim Üyesi Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için Türk yükseköğretiminde ve dünya üniversitelerinde yürütülen çalışmaları, alınan kararları ve çalışmaların siyasal xxxix Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü irade ve kamu idaresi üzerinde yarattığı kapsayıcı farkındalık etkilerinin nasıl geliştiğini tarihsel süreci de kapsayacak şekilde geniş bir perspektif ve derin tecrübesiyle sunan Prof. Dr. Sezer Ş. Komsuoğlu, üniversitelerin bizzat kendi akademisyen ve idari personelleri konusunda kadınların ilerlemesini destekleyen politikalar oluşturması ve bu çalışmaları yayınlaması gerektiğini, böylece üniversitelerin birçok sektöre örnek olacağını belirtmiştir. Dünyadaki ve Türkiye’deki üniversitelerin toplumsal cinsiyet eşitliği performansına dair veriler sunan yazar; akademide, eğitimde, araştırmada, kadın sayısının artırılması ve akademideki kadının güçlendirilmesi, kadın sağlığının sağlanması, karar mekanizmalarında kadının daha çok yer alması, kadına yönelik şiddetin önlenmesi, STEM (bilim, teknoloji, mühendislik, matematik) konularında kızların da eğitime daha yoğun katılabilmesi başlıklarının göz önüne alınarak YÖK bünyesinde, 2015 yılında kurulan ‘Akademide Kadın Çalışmaları Birimi’nin konuyla ilgili yürüttüğü kapsamlı çalışmaların bilmediğimiz taraflarını detaylarıyla birlikte aktararak, deneyimlerini bizimle paylaşmış, ayrımcılık karşıtı düşünce ve tutumlara duyarlı bir sistemin nasıl geliştirilebileceğine dair son derece geniş bir vizyon sunmuştur. Prof. Dr. Komsuoğlu; eğitim-öğretimde müfredatların öğrencilerin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği konusunda eğitilebilmesini sağlayacak şekilde olması, dersin zorunlu olarak müfredatlara eklenmesi, toplumsal cinsiyet eşitliği ve adaleti konulu seminer, çalıştay, konferansların düzenlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Ar-Ge alanında; üniversitelerde yapılan araştırmalarda veri setlerinin kadınların bakış açısını içermesinin ve kadınları eğitim, istihdam ve güçlendirme konularında destekleyen faaliyetler yapılmasının, araştırma fonlarının dağılımında ve projelerin değerlendirme safhasında kadın-erkek oran eşitliğinin gözetilmesinin eşitliğin sağlanması konusunda daha hızlı ilerlemeyi sağlayacağının altını çizmiş, kadına yönelik şiddete ilişkin tutum ve algıları ölçmeye yönelik araştırmaların artırılması, karar mekanizmalarında kadınların yer alması, araştırma ve inovasyon programlarında kadınların varlığının sağlanması ve cinsiyet eşitliği planlarının yapılması önerilerini sunmuştur. Topluma katkı alanında ise yerleşkelerde güvenli yaşamın sağlanması (ulaşım, aydınlatma ve ulaşılabilir başvuru yerleri), bu amaçları yerine getirmede iş birlikleri yapılması, karar mekanizmalarındaki kadınların kız öğrencilere mentörlük yapması, sosyal sorumluluk projelerinin geliştirilmesi, kızların eğitimi ve kadın-erkek eşitliğine dair sürekli olarak farkındalık ve kapsayıcılık kampanyalarının düzenlenmesi gerektiğini belirtmiştir. xl Bölümler Hakkında Bölüm 13: Eşitsizliklerin Azaltılması, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık Dr. Öğr. Gör. Berkay Orhaner - TED Üniversitesi Bölüme eğitime dair bir sosyolojik perspektif sunarak başlayan ve bize tarihin ilgili önemli noktalarını hatırlatan Dr. Berkay Orhaner, ‘Eşitsizliklerin Azaltılması, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık’ konularının sürdürülebilir kalkınmaya ilişkin unsurların neredeyse tamamıyla kesiştiğini ve üniversitelerin bu konulara yönelik pek çok uygulama alanı olduğunu belirtmiştir. Toplumsal eşitsizliklerin kaynakları, neden olabilecekleri sorunlar ve çözüm önerilerinin yanı sıra, yükseköğretimde toplumsal boyutun güçlendirilmesi ilkeleri ve dünya ve Avrupa sistemini içerecek şekilde konunun her açısına dair son derece kapsamlı bilgiler sunan yazar; Öğrenciler için sağlanan toplumsal eşitlik olanaklarının yükseköğretim kurumlarının iklimine yayıldığının, araştırma süreçlerini, topluma yönelik etkinliklerini ve kurumsal işleyişlerini de etkilediğinin altını çizmiştir. Dr. Orhaner eğitim-öğretim kapsamında; süreçleri daha kapsayıcı hale getirebilmek amacıyla yükseköğrenim kurumlarının öğrencilerin değişkenlik gösterebilecek gereksinimlerine yanıt verebilecek farklılaşabilen öğretim yöntemlerini benimseyebileceğini; eğitimde fırsat eşitliğine yönelik geliştirilen politikalar, programlar ve toplumsal girişimlerin uygulama yönüne ilişkin alanlarla ilgili olmasını; öğrenci ve çalışan seçiminde çeşitliliğe önem verilmesini ve bu noktada nitelik-nicelik sorununa dikkat edilmesini tavsiye etmiştir. Yükseköğretim müfredatlarına eklenecek ‘Çeşitlilik, Eşitlikçilik ve Kapsayıcılık (ÇEK)’ ile ilgili derslerin öğrencilerde ve toplumun genelinde konuyla ilgili farkındalığın artmasına katkı sağlayabileceğini belirten yazar; bu kapsamda ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’, ‘İş Yaşamında Çeşitlilik ve Katılımcılık’ veya ‘Katılımcı Liderlik’ gibi derslerin müfredatlara eklenebileceğini önermiştir. Ar-Ge süreçlerinde; kavramsal ve uygulama çerçevelerinin belirlenmesi, toplumsal eşitsizliklere neden olan süreçlerin araştırılması, kadın ve engelli akademisyenlerin bu alanda desteklenmesi, akademik personel değişim programları, müfredat paylaşımları veya akademik kaynakların ücretsiz paylaşımı gibi çalışmaların yaygınlaştırılabileceğini belirtmiştir. Topluma katkı aşamasında ise sosyal sorumluluk proje sayısı, eğitim burslarından faydalanan öğrenci oranı, dezavantajlı gruplara yönelik düzenlenen faaliyet sayısı, engelsiz üniversite ödülü sayısı, akademik personel içerisinde kadın personel oranı ölçütleri gibi üniversitelerdeki eşitlikçi ve kapsayıcı uygulamaların takibinin yapılmasını önermiştir. Yine topluma xli Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü katkı alanında yükseköğretim kurumlarının toplumsal eşitsizliklerin giderilmesi amacıyla kurumsal uygulamalarla topluma örnek olma ve toplumsal eşitsizliklerin giderilmesine yönelik araştırma ve kamu kurumları, özel şirketler, yerel yönetimler ve uluslararası kuruluşlarla iş birlikleri geliştirme yöntemlerini kullanabileceğini belirtmiştir. Bölüm 14: Etik ve Etik Sorumluluklar Prof. Dr. İnayet Aydın - Ankara Üniversitesi Etiğin insanın ötekini düşünerek yaşamayı öğrenmesini, hayatta kalmasını ve uygarlıklar yaratmasını sağladığını ve etik farkındalık yaratılmasının üniversitelerin politika ve stratejilerinin ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. İnayet Aydın bölümde sürdürülebilirlik kapsamında akademik alanda az bahsedilen etik kavramı, kapsamı ve önemi üzerine ufkumuzu açıcı bilgileri bizlerle paylaşmıştır. İnsanlığın, günümüzün ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde kalkınmayı sürdürülebilir kılma yeteneğine sahip olduğunu ve bu farkındalıkla hareket etmesinin bir etik sorumluluk olduğunu belirten Prof. Dr. İnayet Aydın, neyin kabul edilebilir olduğuna dair ölçümüz olan etiğin eğitimde çok önemli bir rol oynadığına vurgu yapmaktadır. Üniversitelerin köklü kurumlar olarak örgütsel etik ilkelerini belirleyerek internet sayfalarında ilan etmeleri ve akademik yönetim süreçlerinde yönetsel etik ilkelere uygun davranmaları, öğrencilere gelecekte icra edecekleri meslek etiği ilkelerini öğretmeleri gerektiğini belirtmiştir. Yazar, üniversitelerin eğitim öğretim etiği kapsamında öğrencilerin kaliteli eğitim alma, saygı görme, objektif şekilde değerlendirilme, etkili bir akademik danışmanlık alma gibi temel haklarını yerine getirmeleri gerektiğini belirtmiştir. Bu noktada; ‘Etiğe Giriş, ‘Meslek Etiği’, ‘Sürdürülebilirlik ve Etik Değerler’, ‘Çevre Etiği’ gibi derslerin programlarda yer almasının önemini vurgulamıştır. Ar-Ge süreçlerinde dürüstlük, yasallık, güvenlik, zarar vermeme, tarafsızlık gibi temel akademik etik ilkelerine uygun davranılmasının; etik araştırma ve yayın bilinciyle hareket edilmesinin; özellikle çocuklar, engelliler, hastalar gibi riskli gruplar üzerinde yapılacak araştırmalarda etik ilkelere özen gösterilmesinin; yapılan araştırmalarda insan ve hayvan deneklere, doğaya ve çevreye saygılı olunması için gerekli eğitim ve denetim faaliyetlerinin özenle yerine getirilmesinin önemini vurgulamıştır. Topluma katkı alanında ise öğrencilerin sosyal sorumluluk projesi xlii Bölümler Hakkında geliştirme ve uygulamalarını teşvik etmek; üniversitelerin fiziksel ve diğer olanaklarını toplumun çeşitli kesimlerine açmak; dezavantajlı kesimler için eğitim, kültür, sanat, spor, rekreasyon fırsatları sağlamak; çocuk, yaşlı ve kadınlara yönelik okuryazarlık ve dijital okuryazarlık eğitimleri vermek, sağlık taramaları yapmak; öğrenciler için kariyer seçimi ve mentorluk çalışmaları yapmak, yabancı dil çalışmalarına destek olmak gibi yöntemlerle üniversitelerin etik sorumluluklarla tanışma ve sürdürülebilir bir yaşam için toplumu harekete geçirme bakımından önemli girişimlere önderlik edebileceğini belirtmiştir. Bölüm 15: Yaşanabilir ve Sürdürülebilir Kentler Prof. Dr. Ruşen Keleş - Ankara Üniversitesi & Kapadokya Üniversitesi Küreselleşmenin insanları temel değerlerinden uzaklaştırdığını; kısa yoldan zengin olmak için çaba harcayan kişilerin artmasının sonucunda çevre, kültür, tarih, doğa ve mimarlık değerlerine verilen önemin giderek azaldığını belirten Prof. Dr. Ruşen Keleş, Avrupa Kentsel Şartı’ndan örnek vererek yaşanan çevre krizinin doğal değil, “insan elinden çıkmış” bir kriz olduğuna dikkat çekmiştir. Yeni Liberal Dünya düzeninin kentleşme politikalarının kentsel yaşam koşulları üzerindeki etkilerinin sürdürülebilir kentler açısından önemli sonuçlar doğurduğunu belirten Prof. Dr. Keleş, günümüzde kentlerin yalnız kimliklerinin değil, aynı zamanda yaşanabilirlik özelliklerinin de zarar gördüğüne, bunun uzun vadede kentler açısından sakıncalı sonuçlar doğuracağına vurgu yaparak sürdürülebilir kentlerin tüm değerler sistemini içene alacak kadar geniş yelpazesi olduğuna dair verdiği bilgiler ile vizyonumuzu genişletmiştir. Prof. Dr. Keleş, üniversitelerin sürdürülebilirlik konusundan önce temel değerler eğitimi vermesi gereğine dikkat çekerek, yaşam alanlarında insanca yaşamayı olanaklı kılan bilgilerle donatılmış öğrencilerin yetiştirilmesinin önemini vurgulamış; konu hakkında disiplinlerarası çalışmalar yapılmasını ve ‘Çevre Hukuku’, ‘Çevre Siyaseti’, ‘Kentsel Sürdürülebilirlik’ gibi derslerin müfredatlara eklenmesini önermiştir. Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarınca çevre çalışmalarının 1970’lerde Ankara Üniversitesi’nin de içinde yer aldığı pek çok üniversitede başlatıldığını, Çevre Araştırma Merkezleri kurulduğu belirten yazar, kendisinin de bir merkez müdürü olarak yaşadığı tecrübelerden yararlanmamızı sağlayarak; elverişli gelir düzeyi, barınma, çalışma, eğitim, dinlenme, ulaşım, xliii Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü beslenme, çevre, kültür ve san’at olanaklarından yoksun olmanın da sağlıksız bir kentsel yaşam ortamına neden olduğunu ve araştırmaların bu alanları geliştirecek şekilde yapılması gerektiğini belirtmiştir. Dirençli kent kavramına dikkat çeken yazar, üniversitelerin iş birliği yapabileceği sivil toplum örgütlerinin sayısının artığını, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının da seslerini daha çok duyurmaya başladıklarını vurgulamış; SKA’ların hemen hemen hepsiyle ilişkili olan yaşanabilir ve sürdürülebilir kentsel yaşam ortamlarının sağlanması konusuyla ilgili yapılabilecek çalışmalara dair fikirler sunmuştur. Kentsel yaşam kalitesi bağlamında ister bugünün ister yarının kentleri olsun, ideal dirençlilik ve insanca yaşanabilir ortamların yaratılabilmesi için; insanca yaşamayı olanaklı kılacak bilgilerle donatılmış ahlâklı ve değerleri olan gençlerin ve geleceğin her alandaki yöneticilerinin yetişmesinde yükseköğretim kurumlarının sorumluluğunu ve önemini vurgulayan Prof. Dr. Keleş, “yaşamda en gerçek yol göstericinin bilim olduğunun hiçbir zaman unutulmaması gerektiğini” vurgulamıştır. Bölüm 16: Dijitalleşme Prof. Dr. Ilgın Gökaşar - Boğaziçi Üniversitesi Dijitalleşmenin üniversitelerin eğitim ve öğretim süreçlerini daha erişilebilir ve etkili hale getirirken, Ar-Ge faaliyetlerinde veri analizi ve iş birliği fırsatlarını genişletmekte olduğunu, ayrıca dijital teknolojilerin topluma katkı sağlama yollarını yenilikçi yöntemlerle çeşitlendirerek, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmada önemli bir rol oynadığını belirten Prof. Dr. Ilgın Gökaşar, üniversitelerin dijital teknolojileri benimseyerek eğitim olanaklarını geliştirme potansiyeline vurgu yapmış; bu nedenle, dijitalleşme ile ilgili politika ve yaklaşımların üniversitelerin gündeminde önemli bir yer tutması gerektiğini belirtmiştir. Yazar, eğitim-öğretim alanında çevrimiçi kurslar, sanal sınıflar ve dijital kaynaklar aracılığıyla farklı geçmişlere ve konumlara sahip öğrencilerin kaliteli eğitime erişmesine olanak tanıyarak kapsayıcılığı ve eşitliği sağlama konusunda gözle görülür bir gelişmenin sağlanabileceğini; STEM alanlarında öğrencilerin araştırma ve inovasyon faaliyetlerine katılımının teşvik edilebileceğini; ‘Eğitsel Teknoloji ve Yeni Ortamlar’, ‘Mobil Öğrenme’, ‘Açık Öğrenme Ortamlarının Tasarımı ve Geliştirilmesi’ gibi derslerin müfredatlara eklenebileceğini; bu sayede bilimsel ve teknolojik ilerlemenin hızlanabileceğini belirtmiştir. Dünya genelinde Ar-Ge ve inovasyon alanında söz sahibi olan önemli üniversite ve merkezlerin xliv Bölümler Hakkında inovatif araştırma çalışmalarından örnekler vererek bu alanda nelerin başarılabileceğine dair fikirlerin çağrışmasını sağlayan yazar; Ar-Ge çalışmalarına büyük veri, yapay zekâ teknolojileri, metaverse, otomasyon, robotlaşma, uzaktan eğitim tasarımı ve yönetimi, algoritmalar, nesnelerin interneti vb. çalışmaların entegre edilebilmesi için bu konuya ayrılan bütçenin artırılması önerisinde bulunmuş, dünyada bu konuların ders içeriklerine ve araştırma konularına entegrasyonunun hızlı bir şekilde devam ettiği bilgisini vermiştir. Dijitalleşme ile ilgili araştırma konusu örnekleri sunan yazar; büyük veri, yapay zekâ teknolojileri ile desteklenmiş bir eğitim-öğretim ile, genetik mühendislik ve biyoteknoloji, tarım ve sağlık gibi alanlarda önemli araştırmalar gerçekleştirileceğini belirtmiştir. Üniversitelerde bu alanda topluma katkının kapsamını Türkiye ve dünyadan ufuk açısı örneklerle açıklayan Prof. Dr. Ilgın Gökaşar, üniversitelerin yerel yönetimler, STK’lar ve özel sektör ile iş birliği yaparak, örneğin dezavantajlı gruplara dijital okuryazarlık eğitimi vererek teknolojiye erişimi artırmak vb. pek çok sosyal sorumluluk projesi tasarlayabileceğini ve küresel sorunları dijital olanakların uygulanması ile çözebileceğini belirtmiştir. Bölüm 17: Kültür-Sanat Dr. İpek Yeğinsü - Kadir Has Üniversitesi Sürdürülebilirlik çalışmalarında az değinilen konulardan biri olan kültür-sanat alanını, yükseköğretimin faaliyet alanları çerçevesinde derinlemesine inceleyen Dr. İpek Yeğinsü, Sürdürülebilir Sanat’ın kökenleri ve tarihçesine ilişkin verdiği bilgiler sonrasında, sanat temelli sürdürülebilirlik yöntemlerini açıklamış ve bölüm boyunca verdiği pekiştirici örneklerle üniversitelerde bu alanda yapılabileceklere dair kapsamlı bir çerçeve sunmuştur. Türkiye’nin yükseköğretim kurumlarında sanat ve sürdürülebilirliği birleştiren eğitim-öğretim çalışmalarının genellikle sanat ve tasarım fakültelerince düzenlenen atölye ve seminerlerden ibaret olduğunu belirten yazar, dünyadaki üniversitelerin ‘Sanat, Çevre ve Sürdürülebilirlik’, ‘Sanat ve Sürdürülebilirlik’, ‘Tasarım ve Sürdürülebilirlik’ gibi dersler ve ‘Sürdürülebilir Sergi Yapımcılığı’, ‘Yaratıcı Sürdürülebilirlik’ gibi eğitim programları hakkında bilgi vererek Türkiye’de kültür-sanatın sürdürülebilirlik bağlamında eğitim-öğretimde nasıl ele alınabileceğine dair geniş bir fikir yelpazesi edinmemizi sağlamıştır. Sanat temelli eğitimin bilimsel bilginin tetikleyemediği duygusal süreçleri tetikleyici etkisinin xlv Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü önemini vurgulayan yazar, eğitim-öğretimde sanat temelli yöntemlere dayalı ve farklı bölümlerden öğrencilerin disiplinlerarası iş birliği yapmalarını sağlayacak çeşitli düzeylerdeki sürdürülebilirlik derslerinin ortak ve/veya zorunlu hale getirilmesini önermiştir. Yükseköğretim kurumlarının Ar-Ge çalışmalarının sürdürülebilirliği artırıcı çözümlerin üretilmesinde anahtar bir rol oynadığını da belirten Dr. Yeğinsü, sanat ve tasarım fakülteleri ile eğitim fakültelerinden akademisyenleri bir araya getiren disiplinlerötesi araştırma projeleri yapmanın, hatta buna yönelik yeni araştırma merkezleri kurmanın; bu oluşumları gerek yerel gerek uluslararası fonlarla ve kurumsal ortaklıklarla desteklemenin; araştırmaların çıktılarını da diğer üniversitelerle ve eğitim politikalarından sorumlu devlet kurumlarıyla paylaşmanın konuyla ilgili bilincin yaygınlaşmasına önemli ölçüde katkıda bulunacağını belirtmiştir. Topluma katkı alanında ise sürdürülebilirlik temalı atölyeler, yarışmalar, sergiler gibi etkinlikler düzenlemenin; öğrencileri değişim yönünde bireysel sorumluluk almaya teşvik eden etkinlikler tasarlamanın; öğrencilerin inisiyatif alabilmelerine olanak sağlayan öğrenci birliği, öğrenci temsilciliği gibi özerk yapıları desteklemenin; akademisyen ve öğrencilerin yerel halk ile doğrudan temas edebileceği platformlar yaratarak kurum içinde üretilen bilgiyi toplumsal sağduyuya dönüştürme yönünde çalışmalar yapmanın gerekliliğini dile getirmiştir. Bölüm 18: Sürdürülebilirlik İletişimi Doç. Dr. Esra Bayhantopçu - İstinye Üniversitesi Literatürde henüz yeni ele alınmaya başlayan bir kavram olan sürdürülebilirlik iletişimini ele alan Doç. Dr. Esra Bayhantopçu, sürdürülebilirlik iletişimine dair kuramları, medyanın bu noktadaki rolünü, üniversitelerin yönetiminde konunun ne şekilde ele alınması gerektiğini ve olumlu davranış değişikliğinin sağlanması için hangi eğitimlerin ve araştırmaların gerekli olduğunu belirterek, sürdürülebilirlik projelerinin iletişim çalışmaları için uygulamaya yönelik bilgiler sunmuştur. Yazar; başta ‘eşitlik’, ‘çevresel sorumluluk’, ‘sorumlu tüketim’ olmak üzere sürdürülebilirliğe dair konuları bilinir kılmak, bilinç ve farkındalık yaratarak olumlu yönde davranış değişikliğini sağlamak ve ortak bir davranışı teşvik etmek için yapılması gerekli sürdürülebilirlik iletişimi çalışmalarının, sürdürülebilir kalkınma için iş birliklerinin artırılması ve sorumlulukların yaygınlaştırılması noktasında taşıdığı kritik önemi ortaya koymuştur. Sürdürülebilirlik İletişiminin öncelikle ‘bilgilendirme’, daha sonra ‘önemine dair ilgi çekerek farkındalık xlvi Bölümler Hakkında yaratma’, en nihayetinde ise ‘bireyleri motive edecek faktörleri ortaya çıkararak harekete geçmelerini sağlama’ amaçları çerçevesinde gerçekleştirilmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Yazar öncelikle yükseköğretim kurumlarında ilgili iletişim yönetiminin stratejik planlamasının önemli olduğunu belirterek, eğitim-öğretim alanında ‘Sürdürülebilirlik İletişimi’, ‘Sürdürülebilirlik İletişimi Stratejileri’, ‘Çevresel İletişim’ gibi derslerin müfredatlara ilave edilebileceğini; yüksek lisans programlarının ve dış paydaşlara yönelik olarak sürekli eğitim merkezlerinde sertifika programlarının açılabileceğini; bununla birlikte sürdürülebilirlikle ilgili kısa-hemen kavranabilir bilgileri öğretmek amacıyla sosyal medya üzerinden anket ya da test gibi yöntemlerle konuyla ilgili bilincin yaygınlaştırılabileceğini önermiştir. Ar-Ge alanında; özellikle sürdürülebilir bir yaşam için gerekli olan davranış şekillerinin kazandırılmasını sağlayacak sürdürülebilirlik iletişimi yöntemlerinin keşfedilmesi için konunun sosyo-psikolojik boyutuna odaklanan disiplinlerarası araştırmaların yapılması ve çıktılarının uygulamaya dönük bilgiler olarak üniversiteler arasında yapılacak zirvelerde yaygınlaştırılmasının öneminden bahseden yazar, bu bilgileri içeren ortak veri tabanlarının kullanıma açılması, farkındalık anketleri yapılması ve bu konudaki araştırmalara, yayınlara, öğrenci projelerine, tezlerine ödül törenleri düzenlenmesinin etkili iletişim araçları olabileceğini belirtmiştir. Topluma katkı alanında ise sosyal sorumluluk proje planlaması ve iletişiminin uygulamasına yönelik rehber sunan yazar, sürdürülebilirlik iletişiminin, sürdürülebilir kalkınmaya dair olan tüm konuları kapsayarak, karamsar bir dil kullanılmadan, olumlu yönde harekete geçirmeyi sağlayacak şekilde yapılması gerektiğini belirtmiştir. xlvii YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARINDA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞE GENEL BAKIŞ Esra Bayhantopçu * Dünya tarihinde uzun yıllar boyunca yaşanan savaşlar, yıkımlar, ekonomik krizler, yoksulluk, doğa tahribatları, hak ihlalleri ve eşitsizlik gibi sorunlar, günümüz hızla değişen ve gelişen dünyasında daha da belirgin hale gelmiştir. Bu sorunlar, 1900’lü yılların başında 2 milyar olan dünya nüfusunun günümüzde 9 milyara ulaşmak üzere olması ile birlikte derinleşmekte ve küresel çapta büyük bir endişe kaynağı olmaktadır. Bilinçsiz ve hızlı tüketim, kaynakların eşitsiz dağılımı konularıyla birlikte çevresel bozulma ve iklim değişikliği gibi küresel tehdit oluşturan meseleler ve bunların sonucunda oluşan temiz suya, enerjiye, gıdaya ulaşımda eşitsizlikler, sağlık sorunları, su ve gıda güvenliği gibi sorunlar daha çok gün yüzüne çıkmış, bölgesel düzeyde var olan problemler küresel boyuta yayılmıştır. Bu meselelerin beraberinde gelen gelir eşitsizliği, fırsat eşitsizliği ve toplumsal adaletsizlikler, birçok ülkede sosyal huzursuzluğa ve toplumsal çatışmalara yol açan diğer benzeri sorunlar olan temel sağlık ve eğitim hizmetlerine erişimde eşitsizlik, işsizlik, yoksulluk gibi başka konuları daha da derinleştirmektedir. Tüm bunlar bir araya geldiğinde çevresel, ekonomik ve sosyal gelişimin önünde büyük engeller oluşmakta, bu engellerin olumsuz etkileri de bireysel mutsuzluk, ulusal istikrarsızlık ve küresel tehdit şeklinde dalga dalga yayılmaktadır. Bu karamsar tabloyla birlikte dünyamızda her gün yeni gelişimler de olmakta, dünyanın pek çok ülkesinde teknolojik, ekonomik ve sosyal ilerleme sağlanmakta, diğer dezavantajlı bölgelerdeki sorunların etkisini en az indirmek için * Doç. Dr.; İstinye Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü;
[email protected]; Orcid: 0000-0001-6680-8414 Bu çalışma, TÜBİTAK 2219 Yurt Dışı Doktora Sonrası Araştırma Bursu desteğiyle gerçekleştirilen araştırma kapsamında yapılmıştır. 1 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü çalışmalar yapılmaktadır. Buradaki önemli nokta gerek kurumsal gerek bireysel düzeyde, gerek arkadaş çevresinde gerek ulusal gerekse uluslararası arenada bilinçli olma, tüm bu sorunların farkında olarak sorumlu hareket etme, yapıcı çözümler ve gelişimler sağlanabileceğine inanma, iş birlikleri ile küresel sorunların çözümünde aktif rol oynamaktır. Bu amaçla başlatılan Sürdürülebilir Kalkınma girişimi devletler başta olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlar ile bireylerin dünyamızın daha yaşanabilir bir yer olması ve gelecek nesillere daha iyi yaşam alanları bırakılmasını amaçlamaktadır. Bu süreçte her aktörün üzerine sorumluluk düşmekteyken, bazılarının ise etki alanlarının genişliği ve var oluş sebepleri itibarıyla sürece liderlik ettikleri muhakkaktır. Bunların başında yükseköğretim kurumları gelmektedir. ‘Eğitim-Öğretim’, ‘Araştırma-Geliştirme’, ‘Topluma Katkı’ faaliyet alanlarıyla geniş bir etki düzeyi olan üniversiteler yaptıkları Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge) faaliyetleriyle toplumun ilerlemesini sağlamakla birlikte; gelecek nesilleri yetiştiren kurumlar olarak gençleri bilgilendirme, düşünce ve davranış şekillerini iyileştirme ve toplumdaki diğer kurumlara rol model olarak liderlik etme rolüne sahiptir. Bu bölümde; öncelikle Sürdürülebilir Kalkınma seferberliğinin tarihçesine kısaca bakılacak, daha sonra konuyu her yönüyle bütünlüklü görebilmek amacıyla yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilirlik çalışmalarının gelişim süreci ve kapsamının genel çerçevesi ortaya koyulmaya çalışılacaktır. 1. SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMAYA DAİR KISA BİR TARİHÇE Dünyamızın karşı karşıya olduğu ve herhangi bir önlem alınmazsa yıkıcı sonuçlar doğuracak sorunlara yönelik iyileştirmelere ilişkin ilk girişimler küresel seferberlik çerçevesinde Birleşmiş Milletler (BM)’in liderliğinde başlatılmıştır. 1972 yılında Stockholm'de düzenlenen ‘BM İnsan Çevresi Konferansı (United Nations Conference on the Human Environment - UNCHE)’, çevreyi ana konu haline getiren ilk dünya konferansı olmuştur. Konferans sonucu yayınlanan ‘Stockholm Deklarasyonu’ 26 ilke ile çevre konularını öne çıkarmış; sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında ekonomik büyüme, hava, su ve okyanusların kirlenmesi ve dünyanın dört bir yanındaki insanların refahı arasındaki bağlantı konusunda bir diyaloğun başlangıcını sağlamıştır (UN, 1972). 1987 yılında ise BM tarafından Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu Raporu yani ‘Brundtland Raporu’ olarak bilinen ‘Ortak Geleceğimiz’ ismiyle yayınlana raporda “Sürdürülebilir Kalkınma” tanımı yapılmıştır. Bu raporda “Sürdürülebilir Kalkınma”; “Bugünün gereksinimlerini, gelecek kuşakların gereksinimlerini karşılama yeteneğinden ödün vermeden karşılayan kalkınma” olarak tanımlanmıştır (UN, 1987). 2 Yükseköğretim Kurumlarında Sürdürülebilirliğe Genel Bakış BM; 1948 ‘İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (Universal Declaration of Human Rights)’, 1979 ‘Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination against Women - CEDAW)’ başta olmak üzere, kadın-erkek eşitliği alanında 1975 yılında Mexico City'de, 1980 yılında Kopenhag'da, 1985 yılında Nairobi'de ve 1995 yılında Pekin'de olmak üzere dört dünya konferansı ve pek çok uluslararası konferans gerçekleştirilmiş, pek çok bildirge yayınlanmıştır (UN Women, 2024). 1992 yılında, 'Yeryüzü Zirvesi' olarak da bilinen ‘BM Çevre ve Kalkınma Konferansı (United Nations Conference on Environment and Development UNCED)’, Brezilya'nın Rio de Janeiro kentinde, 1972 yılındaki ilk İnsan Çevresi Konferansı'nın 20. yıldönümü vesilesiyle; 179 ülkeden siyasi liderlerin, diplomatların, bilim insanlarının, medya temsilcilerinin ve sivil toplum kuruluşlarının (STK'lar) katılımıyla, insanların sosyo-ekonomik faaliyetlerinin çevre üzerindeki etkisine odaklanmak amacıyla düzenlenmiştir. UNCED Konferansı’nın en önemli sonuçlarından biri, 21. yüzyılda genel sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması amacıyla geleceğe yatırım yapmak için yeni stratejiler çağrısında bulunan bir eylem programı olan ‘Gündem 21 (Agenda 21)’dir. Ajanda 21’in önerileri, yeni eğitim yöntemlerinden doğal kaynakları korumaya ve sürdürülebilir bir ekonomi yaratmanın yeni yollarına kadar geniş bir yelpazededir (UN, 1992). 1997 yılında Gündem 21'in uygulanması için New York’da, 2000 yılında yine New York’da ‘Milenyum Zirvesi’ yapılmıştır. Zirvede‘BM Binyıl Kalkınma Hedefleri (BKH) (Millennium Development Goals)’nin açıklandığı ‘Binyıl Deklarasyonu’ 189 üye devlet tarafından kabul edilmiştir. Belirlenen 8 BKH sırasıyla şöyledir: (1) Aşırı yoksulluk ve açlığı ortadan kaldırmak; (2) Herkes için evrensel ilköğretim sağlamak; (3) Toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etmek ve kadınları güçlendirmek; (4) Çocuk ölümlerini azaltmak; (5) Anne sağlığını iyileştirmek; (6) HIV/AIDS, sıtma ve diğer hastalıklarla mücadele etmek; (7) Çevresel sürdürülebilirliği sağlamak; (8) Kalkınma için küresel bir ortaklık kurmak (UN, 2000). 2000 yılında çalışmalarına başlayan UN Global Compact, dünyamız, tüm insanlar, topluluklar ve pazarlara fayda sağlayan sürdürülebilir ve kapsayıcı bir küresel ekonomi yaratmak adına kurumların iş birliği ile harekete geçmelerini teşvik etmek için ‘UN 10 İlke (The Ten Principles of the UN Global Compact)’ belirlemiştir. Bu 10 İlke ‘İnsan Hakları’, ‘Çalışma Standartları’, ‘Çevre’ ve ‘Yolsuzlukla Mücadele’ konularını kapsamaktadır (Global Compact, 2000). Kurumlar Global Compact’e imzacı olarak söz konusu 10 ilke (Bknz. Şekil 2) ile 3 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü ilgili performanslarını raporlamaya ve küresel sorumluluklarını beyan etmeye başlamışlardır. Şekil 1. Binyıl Kalkınma Hedefleri Kaynak: UN, 2000 Şekil 2. UN 10 İlke Kaynak: Global Compact, 2000 4 Yükseköğretim Kurumlarında Sürdürülebilirliğe Genel Bakış 2002 yılında Johannesburg’da düzenlenen ‘Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi (World Summit on Sustainable Development - WSSD)’, 2005’de New York’da düzenlenen ‘Dünya Zirvesi’; 2008 ve 2010 yıllarında yine New York’da düzenlenen ‘Milenyum Kalkınma Hedefleri Zirveleri’; uluslararası arenada sürdürülebilir kalkınmanın gerekliliklerinin ele alındığı ve bu yöndeki çabaların teşvik edildiği diğer zirvelerdir. 2015 yılında ise; 150'den fazla dünya liderinin katıldığı New York'taki ‘Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi (United Nations Summit on Sustainable Development)’nde’, ‘Dünyamızı Dönüştürmek’ olarak adlandırılan yeni plan kapsamında ‘2030 Gündemi’ adını taşıyan yeni bir deklarasyon (Transforming Our World: The 2030 Agenda for Sustainable Development by 2030) yayınlanmıştır. Dünya insanlarının yaşamlarını iyileştirmek için yeni yollar bulma, yoksulluğu ortadan kaldırma, herkes için refah ve esenliği teşvik etme, çevreyi koruma ve iklim değişikliğiyle mücadele etmeyi amaçlayan bu plan 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı (SKA) (Sustainable Development Goals - SDGs) ve 169 hedef içermektedir. İki ay sonra ise, COP21 olarak da bilinen ‘2015 Paris İklim Değişikliği Konferansı’nda Paris Anlaşması imzalanmıştır ve 187 ülke tarafından onaylanmıştır (UN, 2015). Hepimizin son derece iyi bildiği bu 17 SKA şu şekildedir: Şekil 3. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları Kaynak: UN, 2015 5 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü BM liderliğinde bu tarihten günümüze çeşitli zirveler, konferanslar, bilinçlendirme faaliyetleri ve projeler gerçekleştirilmeye devam etmektedir. Muhakkak ki Sürdürülebilir Kalkınma çalışmaları her devletin, kamu/özel kurum ve kuruluşların ve her bireyin zincirleme sorumluluğunu ve aktif katılımını gerektirmektedir. Bununla birlikte, yukarıda da bahsedildiği üzere, faaliyet alanları ve kapasiteleri nedeniyle bazı kurumlar konuyla ilgili çalışmalarda yüksek etkiye sahip olduğundan, bu kurumların Sürdürülebilir Kalkınma seferberliğine liderlik etmeleri beklenmektedir. Yükseköğretim kurumları bunların başında gelmektedir. 2. YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARINDA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARI DÖNÜM NOKTALARI Yükseköğretim kurumlarında sürdürülebilirlik çalışmalarının tarihçesini genel çerçevede şöyle özetlemek mümkündür. UNESCO-UNEP 1975-1983 yıllarını kapsayan ‘Uluslararası Çevre Eğitim Programı’ raporu bu sürece ilişkin ilk raporlardandır. Daha sonra, UNESCO tarafından 1977 yılında Gürcistan’ın başkenti Tiflis’de yayımlanan ‘Tiflis Deklarasyonu'nda, çevre eğitimi konusunda uluslararası iş birliğinin gereğine işaret edilerek, UNESCO ve UNEP'in girişimlerinin tüm uluslararası toplumu kapsayacak şekilde genişletilmesi kabul edilmiştir (GDRC, 1977). İlerleyen yıllarda sürdürülebilir kalkınmaya dair artan farkındalık, üniversitelerin sürdürülebilirlik çabalarında itici bir güç olması çağrısını da beraberinde getirmiştir. Sürdürülebilirliğin yükseköğretimdeki öneminin vurgulandığı ilk belge ‘Talloires Deklarasyonu (TD)’dur. 1990 yılında Fransa’da dünya üniversitelerinin üst düzey temsilcileri tarafından sunulan Talloires Deklarasyonu yükseköğretimde çevresel sürdürülebilirlik konusunu gündeme getirmiştir (Talloires Declaration, 1990). 1992 yılında yayınlanan ‘Gündem 21’de (Agenda 21) de eğitim, öğretim, kamusal farkındalığın sürdürülebilir kalkınma için kritik araçlar olduğu beyan edilmiştir (UN, 1992: Paragraf 36). Sürdürülebilirlik konusunun yükseköğretim kurumlarında rolünün daha net bir şekilde ortaya çıkarılması ise UNESCO tarafından 1998 yılında Paris'te düzenlenen ‘Dünya Yüksek Öğretim Konferansı (World Conference on Higher Education)’nda yayınlanan, her yükseköğretim kurumunun misyonunun toplumun mevcut ve gelecekteki ihtiyaçlarına göre tanımlanması gerektiğini belirten ‘Yirmi Birinci Yüzyılda Yüksek Öğrenim Dünya Bildirisi Vizyon ve Eylem Deklarasyonu’ (UNESCO, 1998) ile gerçekleşmiştir. 6 Yükseköğretim Kurumlarında Sürdürülebilirliğe Genel Bakış 1998 yılında Bolonya süreci de konunun üniversiteler için önemli hale gelmesinin önemli noktasıdır. Pek çok üniversite 'Bologna Süreci'nin belgesi olan ‘Magna Charta Universitatum'un imzacılarıdır ve temel kavramları olan akademik özerklik ve özgürlüğü yeni toplumsal biçimler olarak uygulamak için çalışmaktadır (European Commission, 2020). Avrupa Yükseköğretim Alanı (European Higher Education Area - EHEA) için “kapsayıcı bir yeterlilikler çerçevesinin” tasarlanması ve kabul edilmesiyle ve yeni Bologna Süreci imzacı ülkelerin katılımıyla sonuçlanan ‘Bergen 2005 Bakanlar Konferansı’; 2005 ‘Avusturya Garaz Üniversitelerin Sürdürülebilir Kalkınmaya Bağlılığı Deklarasyonu (Graz Declaration on Committing Universities to Sustainable Development)’ bu aşamadaki diğer adımlardır (IAU, 2005). EHEA'nın çerçevesi her türlü eğitim yeterliliğini tanımlar, değerlendirir ve öğrencilerin hangi becerileri kazanması gerektiğini belirler. 2008 yılında, Sapporo kentinde Hokkaido Üniversitesi’nin öncülüğünde gerçekleştirilen ‘(G8) Üniversite Zirvesi’nde, üniversite ve eğitim kurumlarından yirmi yedi temsilcinin imzaladığı ‘Sapporo Sürdürülebilirlik Deklarasyonu (SSD) (G8 University Summit, Sapporo Sustainability Declaration)’ kabul edilmiştir. SSD’de üniversitelerin sürdürülebilir kalkınmaya ulaşılmasına katkıda bulunma sorumluluğu ve bu sorumluluğu yerine getirmek için üstlenmeleri gereken eylemler belirlenmiştir (Hokkaido University, 2008). Eğitim ve araştırmanın sürdürülebilir ve sorumlu kalkınmanın bilgilendirilmesi, teşvik edilmesi ve uygulanmasında oynadığı önemli rolü ortaya koymak için düzenlenen 2009 ‘Torino Zirvesi’nde de bu konudaki prensip ve uygulamalara dair öneriler sunulmuştur (IAU, 2009). BM, UNESCO liderliğinde 2005-2014 yıllarını kapsayacak şekilde ‘Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitim On Yılı 2005-2014 (The United Nations Decade of Education for Sustainable Development - DESD)’ ilan etmiştir. Bu süreçte sürdürülebilir kalkınma ilke, değer ve uygulamalarını eğitim ve öğretimin tüm yönlerine entegre etmeyi; Özel sektörle, gençlerle ve medya gruplarıyla yeni ortaklıklar kurulmasını teşvik etmeyi; İzleme ve değerlendirmeyi önceliklendirmeyi; Üye devletlerin ve önemli çok uluslu şirketlerin temsilcileri, inanç temelli kurumlar, gençlik dernekleri, yerel halklar gibi On Yılın önemli paydaşlarını bir araya getirmek için bir forum olarak hizmet etmeyi; İyi Sürdürülebilir Kalkınma İçin Eğitim (SKE) (Education for Sustainable Development - ESD) uygulamalarını paylaşmayı; SKE ile ilgili araştırmalar için bir forum görevi görmeyi; SKE müfredatını, politikalarını, araştırmalarını vb. uygulamaya koymuş olan üye devletler ile yardım talep eden üye devletler arasında bağlantı kurmayı; SKE ile ilgili stratejik rolü yerine getirmeyi amaçladığını 7 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü belirtmiştir (UNESCO, 2005). DESD'nin genel amacı; sürdürülebilir kalkınma ilkelerini, değerlerini ve uygulamalarını eğitim ve öğretimin tüm yönlerine entegre etmek ve çevre açısından daha sürdürülebilir bir gelecek yaratan davranış değişikliklerini teşvik etmektir. Entegre konular arasında iklim değişikliği, afet riskinin azaltılması, sürdürülebilir geçim kaynakları, sürdürülebilir tüketim ve üretim, biyoçeşitlilik ve yoksulluğun azaltılması yer almaktadır. SKE'de öğrencilerin eleştirel düşünmelerini ve iş birliği içinde karar vermelerini sağlamak gibi katılımcı öğretme ve öğrenme yöntemlerinin önemi belirtilmektedir (UNESCO, 2011: 8). Görüldüğü üzere Avrupa'daki Bologna Süreci ve ‘Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitim On Yılı 2005-2014’ geleceğin profesyonellerinin eğitimde sürdürülebilirlik için hangi yetkinlikleri edinmeleri ve dolayısıyla üniversitelerde hangi sürdürülebilirlik alanları üzerinde çalışılması gerektiği konusunda yol göstericidir (UNESCO, 2005). Bu aşamada UNESCO liderliğinde eğitim programında, gidişatı değiştirmek için gerekli olan kişisel ve toplumsal dönüşümü sağlamak amacıyla ‘Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitimin Önemi’ (Education for Sustainable Development - ESD) girişimi başlatılmıştır. Yükseköğretim kurumları, sürdürülebilirliğe dair tavsiyeleri temel işlevlerine entegre ederek bu seferberlik çağrısına aktif olarak katkıda bulunmaktadır. İlerleyen süreçte, 2009 yılında ‘Paris UNESCO Dünya Yükseköğretim Konferansı (World Conference on Higher Education - WCHE)’ 150 ülke ve bölgeden gelen katılımcılarla gerçekleşmiş; sonucunda küresel yükseköğretim camiasına, 21. yüzyılın ikinci on yılında tüm bölgelerde yükseköğretimi kalkınmanın ve uluslararası anlayışın itici gücü haline getirmeye yönelik ortak sorumluluğu ve çabayı eyleme dökmek için 52 maddelik rapor sunulmuştur (UNESCO, 2009). Diğer bir önemli dönüm noktası UNESCO'nun ‘Küresel Eylem Programı (Global Action Programme - GAP)’dır. ‘Küresel Eylem Programı (GAP)’, Kasım 2014'te Japonya'nın Aichi-Nagoya kentinde düzenlenen ‘Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitim (SKE) Dünya Konferansı’nda başlatılmıştır. Program, tüm seviyelerde, eğitimin tüm alanlarında ve tüm sürdürülebilir kalkınma sektörlerinde SKE eyleminin oluşturulmasına ve ölçeklendirilmesine odaklanmaktadır. GAP, UNESCO'nun öncülük ettiği BM Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitim On Yılı'nın (2005-2014) resmi devamı olarak kabul edilmiştir. Stratejik odaklanmayı sağlamak ve paydaş taahhüdünü teşvik etmek için GAP beş öncelikli eylem alanı belirlemiştir: (1) Politikanın geliştirilmesi; (2) Öğrenme ve eğitim ortamlarının dönüştürülmesi; (3) Eğitimcilerin ve eğitmenlerin kapasitelerinin geliştirilmesi; (4) Gençlerin güçlendirilmesi ve harekete geçirilmesi; (5) Yerel düzeyde sürdürülebilir çözümlerin 8 Yükseköğretim Kurumlarında Sürdürülebilirliğe Genel Bakış hızlandırılması (UNESCO, 2018). 2014 yılında ‘ESD Genel Konferansı’nın 37.sinde bu konunun lideri olarak belirlenen UNESCO ‘Ajanda 21’in 36. bölümünün uygulanmasında öncülük rolünü üstlenerek daha sonra 2015-2019 yılları için de ‘Eğitim Küresel Faaliyet Programı (Education Global Action Program - GAP)’nı sunmuştur. BM SKA’ların etkisi ile, üniversitelerin sosyal etki bağlamında da öğrencilerin sosyo-etik kapasitelerini artırma girişimleri daha da hızlanmıştır. Bu anlamda, ‘Sorumlu Yönetim Eğitimi için İlkeler (Principles for Responsible Management Education - PRME)’ ve BM tarafından desteklenen SKA’lar, üniversitelerin sürdürülebilir kalkınmayla bağlantılı diğer küresel meselelerin yanı sıra sosyal adalet, cinsiyet eşitliği ve iklim değişikliği gibi kavramları yeniden düşünmeleri için bir mücadeleyi temsil etmektedir (López, 2022). UNESCO’nun ESD değerlendirme raporunda; yükseköğretim düzeyinde, dünyanın dört bir yanındaki kolej ve üniversitelerde, verimlilik, hesapverebilirlik, özelleştirme, yönetim ve kontrole yönelik eğitim reformlarında sürdürülebilirliğe yönelik daha sistematik değişiklikler yapılmaya başlandığını; üniversiteler için oluşturulmakta olan alternatif kıyaslama ve sıralama sistemlerinin bir üniversitenin sürdürülebilirliğe katkılarının göstergelerini de içerdiğini belirterek bu alandaki ilerlemeye işaret etmektedir (UNESCO, 2012). Bu tür girişimlerin etkisiyle yükseköğretim kurumlarında sürdürülebilir kalkınma çalışmaları küresel düzeyde hız kazanmış ve daha geniş kapsamlı gelişim ortamları oluşturmak amacıyla pek çok ulusal/uluslararası ağlar (networkler) kurulmuştur. 2.1. İş Birlikleri Ulusal Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi (National Sustainable Development Strategy - NSDS) kavramı 1992 yılında Gündem 21'de önerilmiş ve ülkelere ekonomik, sosyal ve çevresel hedefleri ulusal düzeyde eylem için stratejik olarak odaklanmış tek bir plana entegre etmeleri çağrısında bulunulmuştur (SDG Knowledge Program, 2024). Bu nedenle başarılı bir sürdürülebilir kalkınma birçok aktörün ortak çabasını gerektiren bir görevdir. Bu noktada, iletişim, hangi önlemlerin alınacağı konusunda ortak bir anlayış geliştirmek ve bu önlemlerin etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamak için gereklidir (Newig vd., 2009). Bu iletişimin gerçekleşeceği ortak platformlar ise ulusal ve uluslararası düzeylerde kurulan ağlardır. ‘Johannesburg Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi (WSSD - World Summit on Sustainable Development)’ne göre sürdürülebilirlik için ortaklıklar genellikle 'Tip I' ve 'Tip II' olarak adlandırılır. Tip I; üzerinde mutabık kalınan 9 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü taahhütleri yerine getirmeyi amaçlayan resmi hükümet ortaklıklarıdır. Tip II ise; hükümetler, uluslararası kuruluşlar veya büyük gruplar tarafından başlatılabilen gönüllü ve kendi kendini organize eden ortaklıklardır (IUCN, 2004: 64). Bu noktada uluslararası/ulusal ağlara katılım, birliklere üyelikler, bildiriler, üniversitesanayi-iş dünyası-STK ortaklıkları önemlidir. Yükseköğretim kurumlarının “sürdürülebilirlik ve sosyal sorumluluk konusundaki taahhütlerini koordine etmek, sürdürülebilirlik kültürünü ve iyi uygulamaları hem üniversitelerin içinde hem de dışında yaymak” amacıyla kendi aralarında kurdukları uluslararası/ulusal/yerel ağlar sürdürülebilirliğe dair konuların yaygınlaştırılması ve sorumlulukların dağıtılarak SKA’lara daha hızlı ulaşmak için yapıcı bir faktördür. 1950 yılında UNESCO himayesinde kurulan ‘Uluslararası Üniversiteler Birliği (International Association of Universities - IAU)’, dünyanın dört bir yanından yükseköğretim kurum ve kuruluşlarının oluşturduğu önde gelen küresel birliktir. Bünyesinde barındırdığı Çalışma Grubu (HESD - Higher Education and Research for Sustainable Development = Sürdürülebilir Kalkınma için Yükseköğretim ve Araştırma) sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşmak için üniversitelerin yaptıkları çalışmaları ‘2030'a Giden Yolda Yükseköğretim (Higher Education on the Way to 2030)’ ismiyle yayınlamıştır (IAU, 2024). ‘Çevre ve Okul Girişimleri (Environment and School Initiatives - ENSI)’, 1986 yılından bu yana eğitim alanındaki gelişmeleri, çevresel anlayışı, öğretme ve öğrenmeye yönelik aktif yaklaşımları, araştırma ve uluslararası deneyim alışverişi yoluyla destekleyen uluslararası bir ağdır. ENSI; kalite geliştirme, öğretmen ve öğrencilerin yetkinliklerinin artırılması, okullar ve sivil toplum arasında iş birliği ve mesleki eğitim öğrencileri için yeni becerilerin geliştirilmesi alanlarında araştırmaya dayalı projeler aracılığıyla ‘Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitim’in tüm eğitim sisteminde uygulanmasına vurgu yapmaktadır (ENSI, 2024). UNESCO ‘Latin Amerika ve Karayipler Uluslararası Yüksek Eğitim Enstitüsü (International Institute for Higher Education in Latin America and the Caribbean - IESALC)’, 1974 yılında kurulan Latin Amerika ve Karayipler Bölgesel Yüksek Eğitim Merkezi'nin (İspanyolca kısaltmasıyla CRESALC) yerine 1997 yılında UNESCO Genel Konferansı tarafından kurulan, üye devletlerde yüksek öğretimin geliştirilmesine katkıda bulunma misyonuna sahip bir enstitüdür (IESALC, 2024). BM ağlarının yanı sıra Avrupa üniversitelerinin de kendi ülkelerinde oluşturdukları ağlar bulunmaktadır. Örneğin; İspanya’da İspanyol Üniversiteleri 10 Yükseköğretim Kurumlarında Sürdürülebilirliğe Genel Bakış Rektörleri Konferansı’na bağlı ‘İspanyol Üniversite Rektörleri Birliği (Conferencia de Rectores de las Universidades - CRUE)’ 1994 yılında kurulan ve bünyesinde pek çok üniversite üyesi bulunan bir ağdır (CRUE, 2024). 2016 yılında kurulan ‘Sürdürülebilir Kalkınma için İtalyan Üniversiteleri Ağı (The Italian University Network for Sustainable Development - RUS)’ İtalyan üniversitelerinin çevresel sürdürülebilirlik ve sosyal sorumluluk konusundaki taahhütlerini koordine etmekte, sürdürülebilirlik kültürünü ve iyi uygulamaları hem üniversitelerin içinde hem de dışında yaymaktadır (RUS, 2024). ‘HochN’, mümkün olduğunca çok sayıda Alman yükseköğretim kurumunun sürdürülebilirlik bağlamında birbirlerinden öğrenmelerini ve deneyimlerden karşılıklı olarak faydalanmalarını sağlamak amaçlı kurulmuş bir ağdır (HochN, 2024). Bunlar dışında, ‘ULSF (University Leaders for a Sustainable Future)’ gibi hem ulusal hem uluslararası düzeyde pek çok ağ bulunmaktadır 1. ‘ProSPER.Net’, 2008 yılında, sürdürülebilir kalkınmayı lisansüstü derslere ve müfredata entegre etmeyi taahhüt eden Asya-Pasifik bölgesindeki önde gelen üniversitelerin oluşturduğu bir ittifaktır. Ağ, yükseköğretim kurumlarının öğrencilere sürdürülebilirliği öğretme şeklini değiştirerek, geleceğin profesyonellerinin çok çeşitli disiplinlerde sürdürülebilirlik sorunlarını yönetme yöntemlerini geliştirmektedir (ProSPER.Net, 2024). ‘COPERNICUS Alliance’, 1993 yılında COPERNICUS CAMPUS'un başlatılması ve CRE- COPERNICUS Charta'nın yayınlanmasına dayanarak, 2011 yılında yeniden kurulmuş ve sürdürülebilir kalkınma için dönüştürücü öğrenme ve değişime kendini adamış Avrupa üniversiteler ve kolejler ağıdır (COPERNICUS, 2024). 1999 yılında kurulan ‘Yenilikçilik için Küresel Üniversite Ağı (The Global University Network for Innovation - GUNi)’, dünya çapında yükseköğretim ve üniversite politikalarını geliştirmeyi amaçlayan bir UNESCO ağıdır (GUNI, 2024). ‘Sürdürülebilir Kalkınma için Üniversite Ağı (University Network for Sustainable Development)’ üniversitelerin SKA öğrenme faaliyetlerindeki başarılarından haberdar olmalarını, BM öğrenme materyallerine, belgelerine ve kaynaklarına özel erişimle eğitim sistemlerini geliştirmelerini sağlayan bir ağdır (UNITAR, 2024). ‘Yeryüzü Sözleşmesi (Earth Charter)’, sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştirilebileceği değerleri ve ilkeleri ortaya koyan on altı ilkeden oluşan bir belgedir. Ayrıca sürdürülebilir kalkınma ve eğitimde sürdürülebilirliğe yönelik çeşitli çevrimiçi eğitimler vermektedir (Earth Charter, 2024). 1 İlgili ağ ve girişimlerin bazılarına şu linkten ulaşılabilir: https://sustainabledevelopment. un.org/partnerships/hesi 11 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü 2005 yılında kurulan, 20 ülkede 900'den fazla üyesi olan ‘Yükseköğretimde Sürdürülebilirliğin Geliştirilmesi Derneği (Association for the Advancement of Sustainability in Higher Education - AASHE)’ yükseköğretimde sürdürülebilirliğin ilerletilmesi için çalışan ve önde gelen ağlardan bir diğeridir (AASHE, 2024). 2012'de Rio+20 Konferansı öncesinde çeşitli BM kuruluşları ve yükseköğretim camiası arasında açık bir ortaklık olarak başlatılan ‘Yükseköğretim Sürdürülebilirlik Girişimi (The Higher Education Sustainability Initiative - HESI)’, yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilir kalkınmanın ilerletilmesindeki rolünü artırmayı amaçlamaktadır (UN, 2024). ‘Uluslararası Sürdürülebilir Kampüs Ağı (The International Sustainable Campus Network ISCN)’ sürdürülebilir kampüs operasyonları ve sürdürülebilirliği araştırma ve öğretime entegre etmek için bilgi, fikir ve en iyi uygulamaların alışverişinde yükseköğretim kurumlarını desteklemek için kurulan ve dünyanın pek çok ülkesinden üyeleri olan bir ağdır (ISCN, 2024). Türkiye’de ise; Boğaziçi Üniversitesi liderliğinde 2014 yılında ‘BM Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı (UN Sustainable Development Solutions Network - SDSN) Türkiye’ oluşturulmuştur. Üniversiteler, iş dünyası ve kamuoyunu bir araya getirerek Türkiye’de sürdürülebilir kalkınma ve SKA’ların gerçekleştirilmesine yönelik çözümlerin üretilmesi ağın temel hedefidir (SDSN Türkiye, 2024). Bu ağa ülkemizden pek çok üniversite üyedir. Boğaziçi Üniversitesi başta ‘Kurumsal Sürdürülebilirlik ve Sorumluluk Zirvesi’ olmak üzere her yıl sürdürülebilir kalkınmayı desteklemek için çeşitli etkinlikler organize etmektedir. Tüm bu ağlar dünya üzerindeki tüm üniversitelerde; eğitim-öğretim, Ar-Ge ve inovasyon faaliyetleri, topluma katkı çalışmaları, kampüs çalışmaları ile diğer operasyonlar süreçlerin sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde yeniden yapılandırılması için tarafları bir araya getirmekte ve gelişimin daha hızlı yaygınlaşmasını sağlamaktadır. Ortaklıklar ayrıca her bir ortağı kendi değerleri, vizyonları ve misyonları üzerinde düşünmeye teşvik ederek yeni fikirler ve stratejiler geliştirmek için bir alan yaratması; ortak bir vizyon inşa edilmesi için fırsat sunması ve sürdürülebilirlik için birlikte çalışma motivasyonuna ilham vermesi (IUCN, 2004: 68) açısından önem taşımaktadır. 12 Yükseköğretim Kurumlarında Sürdürülebilirliğe Genel Bakış 2.2. İndeksler Üniversitelerin sürdürülebilirlik performanslarını değerlendirmek ve ölçümlemek için ‘QS Dünya Üniversite Derecelendirmesi (QS World University Rankings)’ (QS, 2024), ‘UI Yeşil Metrik (UI Green Metric World University Ranking)’ (IU Green Metric, 2024), ‘THE Dünya Üniversite Derecelendirmesi (Times Higher Education World University Ranking)’ (THE, 2024), ‘STARS (The Sustainability Tracking, Assesstment & Rating System)’ (STARS, 2024), gibi endeksler hem belirledikleri göstergelerle yükseköğretim kurumlarının süreçlerini yapılandırmaları için yol haritası ve raporlama çerçevesi sunmakta hem de bir değerlendirme aracı olarak yükseköğretim kurumlarının performanslarını ölçümleyerek gelişim süreçlerini takip etmekte ve daha da fazlası motivasyon yaratarak ilerlemenin önünü açmaktadır. Bunun gibi genelde kurumsal şirketler için tasarlanmış, günümüzde pek çok kurum tarafından sürdürülebilirlik raporlamalarının onaylanması için kullanılan uluslararası bir kuruluş olan ‘GRI (Global Reporting Initiative)’ın (GRI, 2024) raporlama standartlarına dair oluşturduğu göstergeler de üniversitelerin hangi alanlara odaklanacaklarını göstermesi açısından referans verilebilir. 3. ÜNİVERSİTELERDE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARININ ÇERÇEVESİ Tüm bu bildirgeler, endeksler, iş birlikleri neticesinde üniversitelerdeki sürdürülebilirlik çalışmalarının yapısına dair araştırmalar yapılmaya ve öneriler sunulmaya başlanmıştır. Konuyla ilgili özellikle son on yılda çalışan ve araştırmalar yapan akademisyenlerin yükseköğretim kurumlarındaki sürdürülebilirlik çalışmalarının çerçevesine dair farklı görüş ve önerileri bulunmaktadır. Süreci yeni başlatacak üniversitelere çerçeve sunmak amacıyla bunlardan önemli olan bazıları şu şekilde özetlenebilir: UNEP (UN Environment Programme - BM Çevre Programı) Sürdürülebilirlik Üniversite Çerçevesi’ne göre; üniversiteler sürdürülebilirlik yapılarını Şekil 4’de gösterildiği üzere dört temel alan altında yapılandırmalıdır. Bu alanlar şu şekilde tanımlanmıştır (UNEP, 2021): 1. Öğretim ve Araştırma (Öğretim, Araştırma, Öğrenci Katılımı); 2. Yönetim ve Yönetişim (Liderlik, Etik, İK, İş Bağlantıları, Yönetişim, Finans); 3. Çevre ve İklim (Su, Atık, Biyoçeşitlilik, İklim Etkisini Azaltma ve Adaptasyon, Seyahat, İnşaat, Enerji); 4. İnsan ve Toplum (Çeşitlilik, Eşitlik, Katılım ve Erişim, Toplum, Sağlık ve Refah). 13 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Şekil 4. Sürdürülebilir Üniversite Çerçevesi Kaynak: UNEP, 2021 2 Rapora göre üniversiteler ayrıca öğrencilere, fakültelere ve personele bu konularda harekete geçmeleri için ilham vererek ve onları güçlendirerek sürdürülebilirliği merkezi bir öncelik haline getirmelidir. Sürdürülebilir üniversitelerin, Ferrer-Balas ve arkadaşları beş kritik özelliğe sahip olması gerektiğini belirtmektedir. Bu özellikler şunlardır: (1) Dönüştürücü eğitim vermek; (2) Disiplinlerarası ve disiplinlerötesi araştırmalar gerçekleştirmek; (3) Toplumsal problemleri çözümlemek; (4) Ağlar (networkler) kurmak; (5) Sosyal değişim için gerekli olan proaktif yaklaşımları güçlendirmek için vizyon sunmak ve liderlik yapmak (Ferrer-Balas vd., 2008). UNESCO'nun değerlendirmesine göre, yükseköğretim kurumlarının son on yılda sürdürülebilir kalkınmaya yönelik çabalarının ana başlıkları; (1) Sürdürülebilirlik alanında yeni uzmanlık dersleri, (2) Müfredatın kurum çapında yeniden düzenlenmesi için testler, (3) Öğrenme ve öğretme süreçlerinde iyi uygulama örnekleri, (4) Sürdürülebilirlik araştırmalarındaki gelişmeler-teşvikler, (5) Yeşil kampüsler oluşturma gibi kampüs operasyonları ve (6) İlgili toplum katılımı ve paydaş ilişkilerindeki gelişmeler, olarak özetlenmektedir (UNESCO, 2014: 31). EDINSOST (Educación e Innovación Social para la Sostenibilidad Sürdürülebilirlik için Eğitim ve Sosyal İnovasyon) Projesi; İspanyol 2 Grafik, bölüm yazarı tarafından İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir. 14 Yükseköğretim Kurumlarında Sürdürülebilirliğe Genel Bakış Üniversitelerinde, profesyonellerin eğitimi için devlet tarafından da desteklenerek 2016-2018 yılları arasında kalkınma alanında eğitim inovasyonunu ilerletmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Proje, İspanya genelinde dokuz üniversitede eğitim ve mühendislik alanlarında verilen toplam 15 dereceyi kapsamaktadır ve pek çok akademisyen araştırmacı burada görev almaktadır. Geleceğin mezunlarını gerekli yeterlilikle donatmak için İspanyol Üniversitelerinde Kalkınma Eğitiminde eğitimsel yenilik, daha sürdürülebilir bir topluma doğru değişimi katalize etmek için gerekli becerilere sahip geleceğin mezunlarını yetiştirmek ve daha sürdürülebilir bir toplum yaratmak projenin amaçlarındandır. Söz konusu projenin amacına ulaşması için tavsiye edilen çalışmalar şunlardır: (1) Sürdürülebilirliğin üniversite müfredatına bütüncül bir şekilde entegre edilmesi; (2) Bu alanındaki mevcut pedagojik uygulamaların ve çerçevelerin haritalanması; (3) Üniversitelerde mevcut durumun teşhis edilmesi; (4) İspanyol üniversitelerinde yeni öğretme-öğrenme ortamının oluşturulması ve değerlendirilmesi (Bu, SKE'deki mevcut pedagojik uygulamalar ve çerçeveler haritalandırılarak, İspanyol Üniversitelerindeki SKE koşullarının teşhisi yapılarak, öğrenciler için öğretim-öğrenim materyalleri oluşturularak ve değerlendirilerek yapılacaktır.); (5) Öğrenciler için öğretme ve öğrenme materyallerinin yanı sıra öğretme ve öğrenmede sürdürülebilirlik yeterliliklerinin geliştirilmesi; (6) Destek materyallerinin ve mesleki gelişim kurslarının tasarlanması yoluyla öğretmenlerin SKE yeterliliklerinin sağlanması; (7) Mesleki gelişim kursları verilmesi (Universidad Camilo José Cela, 2017). EDINSOST projesine göre, çoğu üniversite bölümü yükseköğretim kurumlarında sürdürülebilirliğin önemini vurgulasa da, hâlâ esas olarak çevresel boyuta odaklanmakta ve sosyal veya ekonomik boyutları dikkate almamaktadır (Busquets vd., 2021: 11). Bu nedenle sürdürülebilirliğin tüm boyutlarının sürece dahil edilmesi önemlidir. Bu noktada eşitlik alanına odaklanan bir çerçeve de örnekler arasına eklenebilir. Sürdürülebilirliğin eşitlik boyutuna dair ‘Horizon Europe’ tarafından sunulan çerçevede toplumsal cinsiyet eşitliği üç ana düzeyde ele alınmaktadır: (1) Yürürlükte bir Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Planına (GEP - Gender Equality Plan) sahip olmak; (2) Cinsiyet eşitliği boyutunun araştırma ve yenilik içeriğine entegrasyonu; (3) Horizon Europe ile ilgili kurullarda, uzman gruplarında ve değerlendirme komitelerinde %50 kadın hedefini yakalamak ve programlarda cinsiyet dengesini artırmak. Bunlara ilaveten: (1) İş-yaşam dengesi ve organizasyon kültürü; (2) Liderlik ve karar vermede cinsiyet dengesi; (3) İşe alım ve kariyer ilerlemesinde cinsiyet eşitliği; (4) Toplumsal cinsiyet boyutunun araştırma ve öğretim içeriğine entegrasyonu; (5) Taciz de dahil olmak üzere toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı önlemler, olmak üzere beş tematik alan önerilmektedir (European Commission, 2021). 15 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı'na (SDSN, 2017) göre ise, yükseköğretim kurumları sürdürülebilir kalkınmayı ve dolayısıyla SKA’ların uygulanmasını şu şekillerde teşvik edebilir ve destekleyebilir; ilk olarak, sürdürülebilirlik ilkelerini tüm üniversite müfredatına ve eğitim ve araştırma girişimlerine dahil ederek; ikinci olarak, sürdürülebilirlik için hayati önem taşıyan yerel bilgi merkezleri olarak hareket ederek; ve üçüncü olarak, sürdürülebilirliği kendi planlama ve idari süreçlerinde yol gösterici bir ilke olarak yükselterek (Angelaki vd., 2024). Sunulan bu öneri sistemlerin ya da çerçevelerin yanı sıra sürdürülebilirlik konularına dair devletlerin yürürlüğe soktukları yasa ve yönetmelikler de yükseköğretim kurumlarındaki ilgili sistemin yapılandırması için önemlidir. Toplumsal düzen ve güveni sağlamanın temeli olan yasa ve yönetmelikler sürdürülebilir bir gelecek için gerekli olan konuların da belirli standartlara göre herkes tarafından uygulanabilmesinin ön koşuludur. Bu çerçevede tüm kurum ve kuruluşlarda yönetim süreçlerinin yasa ve yönetmeliklere ve yaptırımlara uygun olarak yapılandırılması halihazırda gerçekleşmektedir. Bununla birlikte yasa ve yönetmeliklerin ötesine geçerek yeni prosedürler, yönetmelikler, sistemler ve uygulamalar geliştirilmesi her kurumun kendi sorumluluğundadır. Politikaların ve çerçevelerin belirlenmesi; bu uygulamalara destek, yetkilerin sağlanması, yönlendirme, teşvik sağlanması, paydaşların harekete geçmesi için alan yaratılması gibi geniş bir düzeyde taahhüdü gerektirmesi açısından önemli bir referanstır (UNESCO, 2018). Örneğin Hindistan, Japonya, Kazakistan gibi ülkeler çevreyi korumaya yönelik farkındalığın artırılması için getirdikleri yasalarla çevre eğitiminin eğitim sistemine dahil edilmesini sağlamışlardır (UNESCO, 2014: 57). 1984 yılında Hindistan Hükümeti Çevre, Orman ve İklim Değişikliği Bakanlığı (MoEFCC) tarafından Mükemmeliyet Merkezi olarak kurulmuş ulusal bir yapı olan ‘Çevre Eğitim Merkezi’ (Centre for Environment Education - CEE) ve ‘Öğrenme Topluluğu’ (Commonwealth of Learning - COL) Vancouver, Kanada, 2005 yılında ‘Çevre Eğitiminde Yeşil Öğretmen Diploması’ adıyla uzaktan eğitim programını oluşturmuştur (Greenteacher, 2024). Diğer pek çok ülkenin hükümeti, üniversiteleri kendi müfredatlarını sürdürülebilir kalkınmaya göre revize etmesi konusunda teşvik ettiğine dair raporlar yayınlanmaktadır. Dünyada pek çok üniversite sürdürülebilirlik raporlamalarının yanı sıra eşitlik planları da yayınlamaktadır. Örneğin İspanya’da 50’den fazla çalışanı olan her kurumun eşitlik planı yayınlama zorunluluğuna dair bir yasa bulunmaktadır ve bu yasa üniversiteleri de kapsamaktadır. Ülkemizde de T.C. Kalkınma Planlarında yükseköğretim kurumlarının geliştirilmesine yönelik belirlenen hedeflerin sürdürülebilirlik konularını da içerdiği görülmektedir. 16 Yükseköğretim Kurumlarında Sürdürülebilirliğe Genel Bakış Bu tür girişimlerin hükümetler düzeyinde teşvik edilmesi ve mümkünse yasalarla desteklenmesinin yanı sıra, yasaların ötesindeki yönetmeliklerin ve prosedürlerin üniversitelerin kendi iç sistemlerinde de yürürlüğe sokulması, sürdürülebilirlik çalışmalarının düzenli ve sistemli bir şekilde yürütülmesi açısından tavsiye edilmektedir. Yükseköğretim kurumlarının buradaki ayırt edici rollerinden bir tanesi de sürdürülebilir kalkınma yolunda yapıcı çözümleri politika ve yasa yapıcılar ile aynı masaya oturarak yasal alanda yürürlüğe koyulması için çalışmalar gerçekleştirebilmesidir. 3.1. Yönetim Yükseköğretim kurumlarının SKA’lara liderlik etmesi ve bu alanda yürüttükleri tüm çalışmaların etkin olması için öncellikle kendi sürdürülebilir yönetim sistemlerini yapılandırmaları önemlidir. Bu nedenle üniversitelerde Rektörlüğe bağlı Sürdürülebilirlik Komitesi’nin bulunması önemlidir. ‘Sürdürülebilirlik Komitesi’, üniversitenin çevresel, ekonomik, etik ve sosyal sorumlulukları kapsamında; üniversite yönetişim süreçleri, eğitim, Ar-Ge, toplumsal katılım faaliyetlerinin yanı sıra, üniversitede faaliyette bulunan tüm akademik birimler, Ar-Ge uygulama merkezleri, öğrenci kulüpleri, kütüphane, idari birimler ve yönetim kademelerini kapsayacak şekilde tüm iş süreçlerinde, operasyonlarında ve yürütülen tüm akademik/öğrenci vb. projelerinde sürdürülebilirlik kriterlerinin gözetilmesi ve bu kriterlere uygun hareket edilmesi, tüm birimlerin koordinasyonunun tek merkezden sağlanması, ilgili konularda tavsiyelerde bulunulması ve sürdürülebilirlik çalışmalarının takip, ölçüm ve geliştirilmesini mümkün kılar. Bu komiteye bağlı olarak oluşturulabilecek ‘Sürdürülebilirlik Ofisi’ ise sürdürülebilirliğe öncülük edecek süreçleri yönetir ve koordine eder. Bugün dünya üzerinde pek çok üniversitenin Rektörlüğe bağlı ‘Sürdürülebilirlik Koordinatörlüğü ve Ofisleri’ bulunmaktadır. Bu yapıyı Türkiye’de de bazı üniversiteler hayata geçirmeye başlamıştır. Sürdürülebilirlik bir üniversitenin her bir birimiyle ilgilidir ve akademik/idari/operasyonel her birimin faaliyetlerinin üniversitenin sürdürülebilirlik hedefleriyle entegre olması gereklidir. Bütünsel bir sürdürülebilirlik yönetimi için tüm faaliyetler üniversitenin öncelik alan ve paydaşlarını gözeterek belirlediği stratejik amaç doğrultusunda koordineli ve entegre bir şekilde yürütülmelidir (Bayhantopçu & Aymerich, 2023: 12). Muhakkak ki her üniversite sürdürülebilirliğe dair her alanda ya da 17 amacın her biri için aynı performansı gösteremez. Her üniversitenin kendi öncelikli alanları ve odaklandığı konular çerçevesinde kendi değerlerine ve yapılarına uygun 17 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü sürdürülebilir yönetim sistemlerini oluşturarak sürdürülebilir kalkınmaya destek vermesi beklenir. Bu nedenle öncelikli olarak SKA’lar içinde yer alan ana başlıklardan bir ya da birkaçını seçerek bu çerçevede çalışmalar geliştirmek başlangıç noktası olarak önerilebilir. Örneğin HochN’nun yaptığı bir çalışmaya göre üniversitelerdeki sürdürülebilirlik yönetim sisteminin şu şekilde olması önerilmektedir (2019: 33): Yönetim (alana özgü ve sürdürülebilirlik yönetimi); Gözlem ve analiz (sürdürülebilirlik raporlaması, değerlendirme, denetimler); Oryantasyon (misyon beyanları, kılavuzlar, eylem planları); Farkındalık yaratma (halkla ilişkiler, üniversite günleri, sürdürülebilirlik raporları) ve Aktarım (aktarım ofisi, üniversite rektörleri arasında paylaşım) süreçleri; 'koordinasyon' (koordinasyon ofisleri, çevre/sürdürülebilirlik koordinatörleri, öğrenciler tarafından yönetilen yeşil ofisler), 'ağ oluşturma’ (komisyonlar, komiteler, danışma konseyleri, çalışma grupları ve öğrenci girişimleri) ve 'operasyonel sistemler’ (iş ortaklarıyla üniversite araştırmaları, sürdürülebilir satın almalar, proje günleri, seminerler, çalıştaylar vb.) süreçlerine entegre edilmelidir. Çıkarılan bu haritada tüm bu konuların dış paydaşlar, öğretim, araştırma, kampüs yönetimi ve öğrencilerle bağlantılı olduğu belirtilmektedir. Bu yönetim haritalamasının yapılması için sürdürülebilirlik stratejilerine ihtiyaç vardır. Sürdürülebilirlik strateji ve politikalarının belirlenmesi sürdürülebilirlik amaçlarına ulaşma ve ilgili aktivitelerin iyi yönetilmesinde en önemli ilk adımdır. Uzun dönemli değer yaratabilmek için sürdürülebilirlik eforlarının kurumsal stratejiye ve amaçlara entegre edilmesi önemlidir (Galpin & Hebard 2018: 14). Her bir öncelikli alan için bir yönetim stratejisi ve yönetişim çerçevesi oluşturulması, çalışmaların alt yapısının sağlam olması ve sürekliliğinin sağlanabilmesi için önemlidir. Bu çerçevede üniversiteler için oluşturulan derecelendirme sistemlerinin göstergelerinden de yararlanmak mümkündür. Yönetim Süreçlerinde Sürdürülebilirlik İletişiminin Önemi Sürdürülebilirliği yönetmek ve etkinliğini artırmak için yönetişim, stratejiler, ortaklıklar için ağlar oluşturmak dışında sürdürülebilirlik iletişimi de gereklidir. Üniversiteler bu sayede sürdürülebilirlik strateji ve politikalarını daha bilinir kılarak, yaklaşımların bu doğrultuda şekillenmesini sağlamaktadırlar. Tüm bu strateji ve politikaların gerek kurum içinde yerleşebilmesi gerek diğer üniversite ve kurumlara örnek teşkil etmesi gerekse topluma yaygınlaşabilmesi için hem iç hem dış paydaşlara yönelik stratejik iletişimin yapılması büyük önem taşımaktadır. Bu sayede üniversitelerin yarattıkları katma değeri daha da artırmaları mümkün olacaktır (Bayhantopçu & Özuyar, 2021: 409). 18 Yükseköğretim Kurumlarında Sürdürülebilirliğe Genel Bakış Sürdürülebilir Kalkınmada Stratejik İletişim kapsamında, bir strateji geliştirmenin, politika yapıcılar ve halk arasında da iki yönlü iletişim gerektirdiğine vurgu yapılır. Bu ise, bilgilendirme kampanyaları ve medya araçlarıyla yapılan halkla ilişkiler girişimlerinden çok daha fazlasını gerektirmektedir. Sürdürülebilir kalkınma ve etkileri hakkında ortak bir anlayışa ulaşmak, zorluklara çözümler bulmak adına kapasite geliştirmeyi teşvik etmek için uzun vadeli sosyal etkileşim gerekmektedir (Rioplus, 2006: 20). Buradan, bir dil birliği ve karşılıklı uzlaşı ortamı yaratılmasının bu süreçteki gerekliliklerden bir tanesi olduğu sonucu çıkarılabilir. Bu noktada, yapılan çalışmaların herkesçe bilinirliğini sağlamak ve yaygınlaşmasını mümkün kılmak için tüm paydaşları kapsayacak şekilde düzenli ve sürekli sürdürülebilirlik iletişiminin yapılması önemlidir. Üniversiteler, sosyal medyayı kullanarak ya da farklı seçeneklerden kendi kurumlarına uygun iletişim aracını seçerek, gerek gençlerin en çok kullandığı kanallar üzerinden gençlerin bilinçlerinde yer etmeye çalışabilir, gerek kamusal alanda politika yapıcılar ile etkileşime geçerek sürdürülebilir kalkınmaya dair konuların gündemde kalmasında rol oynayabilir, gerekse genel kitleye ulaşmak için bilgilendirici paylaşımlarda bulunabilirler. Seminerler, paneller, posterler, videolar, düzenli olarak yayınlanan bültenler, farkındalık anketleri, etkin kullanılan sosyal medya gibi kanalların yanı sıra; eğitimler, oryantasyon programlarına konunun entegrasyonu, sertifika programları, araştırma sonuçlarına dair bilimsel yayınlar, sürdürülebilirlik raporları, eşitlik planları, toplumsal katılım çalışmaları, sosyal sorumluluk projeleri, gönüllülük programları bu aşamadaki önemli iletişim araçları arasındadır. Bir diğer itici faktör iş birlikleri ve ortaklıklardır. Küresel ya da ulusal düzeyde iş birliği ve sürdürülebilirlik ilkelerinin entegrasyonu, gelecekteki nesillerin daha sağlıklı, daha adil ve daha güvenli bir dünyada yaşamasını sağlamak için vazgeçilmezdir. Etkili izleme, takip ve raporlama da doğru ilerleme ve sürekli etkileşimin sağlanması açısından önemlidir. Bu nedenle iletişimin tek bir merkezden sürdürülmesi, üniversitelerde bu konuyla ilgili sürdürülebilirlik iletişim temsilcilerinin bulunması sunulabilecek öneriler arasındadır. 3.2. Eğitim-Öğretim Son yıllarda pek çok üniversite müfredatlarına sürdürülebilirlik derslerini entegre etmekte, bu konuya dair kapsamlı analizler yapmaktadır. Örneğin Yale Üniversitesi (2023) 6.000’in üzerinde dersi tanımlayarak hangilerinin sürdürülebilirlik ve sürdürülebilirlikle ilişkili konuları kapsadığına dair bir analiz çalışması yapmıştır. Harvard Üniversitesi sürdürülebilirlikle ilgili açtığı lisans ve 19 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü yüksek lisans programlarının yanı sıra yaklaşık 60 alanda açık erişimi mümkün kurslar sunmuştur. Buna benzer şekilde pek çok üniversite eğitim-öğretim müfredatlarını bu çerçevede analiz etmektedir. Var olan derslerin analizi ve başta sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınma olmak üzere ilgili konuları kapsayan derslerin müfredatlara eklenmesi çalışmaları dünyanın iyi üniversitelerinde devam etmektedir. Pek çok üniversite sürdürülebilirlik yüksek lisans programları açmıştır ve açmaya devam etmektedir. İlgili doktora programları da yavaş yavaş açılmaya başlamaktadır. Ancak bu noktada ilgili ders ve programların sadece sürdürülebilirlik ya da sürdürülebilir kalkınma ismiyle olmasının şart olmadığını, sürdürülebilir kalkınmanın itici gücü olan tüm konulara dair programların yaygınlaştırılmasının gerekli olduğunu vurgulamak önemlidir. Dünyada bu konuda önemli performanslar gösteren üniversitelerde; ‘Sürdürülebilirlik’, ‘Sürdürülebilir Kalkınma’, ‘Kurumsal Sosyal Sorumluluk’, ‘Toplumsal Gelişim’, ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’, ‘Sürdürülebilir Kentler’, ‘Çevresel Sorumluluk’, ‘Çevre Yönetimi’, ‘Tüketim Kültürü’, ‘Sürdürülebilir Finans’, ‘Finansal Okuryazarlık’, ‘Medyada Toplumsal Cinsiyet’, Medya Okuryazarlığı’, ‘İnsan Hakları’, ‘Eşitsizliklerin Azaltılması’, ‘Etik Değerler’, ‘Çevre İletişimi’, ‘Sürdürülebilirlik İletişimi’ gibi dersler farklı varyasyonlar şeklinde farklı disiplinlerin müfredatlarına eklenmeye başlamıştır. Bunların yanı sıra ‘Sürdürülebilirlik’, ‘Eşitlik ve Toplumsal Cinsiyet’, ‘Etik ve Demokrasi, ‘ Enerji Verimliliği ve Sürdürülebilirlik’ gibi pek çok SKA’yı kapsayan yüksek lisans programları bulunmaktadır. Buna ilaveten üniversiteye ilk kez başlayan öğrencilere verilen oryantasyon programlarındaki eğitimlere, ‘Sürdürülebilir Kalkınma’, ‘Çevre’, ‘Etik’, ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği/Eşitlik’ konuları başta olmak üzere sürdürülebilirliğe ilişkin temel konuların entegre edilerek sorumluluk ve farkındalığın ilk adımının atılması önemlidir. Bu konuların müfredatlara eklenmesinin getirisi Angelaki ve arkadaşlarının (2024: 5107) araştırmasına referans verilerek açıklanabilir. Araştırmaya göre; sürdürülebilir kalkınma eğitimi ve sürdürülebilir kalkınma değerlerinin Bilgi ve İletişim Teknolojileri müfredatına dahil edilmesinin, öğrenciler üzerinde hem kısa hem de uzun vadede olumlu sonuçlar doğurduğu, (a) öğrencilerin sürdürülebilirlik ve çalışmalarının çevresel etkileri hakkındaki bilgilerini geliştirdiği, (b) sürdürülebilir bir üniversite olma sürecini desteklediği, dolayısıyla öğrencilerin üniversite tarafından üstlenilen sürdürülebilirlik girişimlerine katılmaları, yaşamlarında sürdürülebilirlik sorunlarıyla başa çıkma becerilerini geliştirmelerini sağladığı; (c) öğrencilerin çevreleriyle ve toplumlarıyla bağlantı kurma niyetlerini artırdığı bulgulanmıştır. 20 Yükseköğretim Kurumlarında Sürdürülebilirliğe Genel Bakış Aslına bakıldığında üniversiteler etik, mesleki bilgi, mesleki değerler ve pek çok konu hakkında bilgi vererek, bilinç oluşturan ve farkındalık yaratan; sundukları çok yönlü düşünme öğretim anlayışıyla yeni perspektifler sunan kurumlar olarak sürdürülebilirliğe dair pek çok dersi müfredatlarında halihazırda bulundurmaktadır. Bununla birlikte buradaki önemli nokta bu derslerdeki içeriklerin sürdürülebilir kalkınma amaçları ile bağlantılı hale getirilmesi, sayısının artırılması, öğretim biçimlerinin farklılaştırılarak bu konuların öğreniminin kolaylaştırılması ve bir dil birliğiyle yaygınlaştırılmasıdır. Bu da ilgili derslerin farklı disiplinlerin her birinin müfredatına entegre edilmesi, yüksek lisans ve doktora programlarının yanı sıra ilgili sertifika programlarının açılması, üniversite içinde öğrencilere, akademisyenlere, idari personele ve de üniversite dışı ilgili paydaşlara ilgili eğitimlerin verilmesi şeklinde gerçekleşebilir. Bu noktada eğitim-öğretim teknikleri vurgulanması gereken bir noktadır. Klasik öğretim tekniklerinin ötesinde; bilgi, farkındalık, bilinç ve davranış değişikliğini sağlayacak şekilde yeni öğretim metotlarının geliştirilmesi; bu öğretim tekniklerinin geliştirilmesi için araştırma gruplarının kurulması; konuyla ilgili yayınların yapılması ve yaygınlaştırılması; derslerde eşitlikçi dil kullanımı, sorumlu tüketim, çevresel sorumluluk, etik davranış gibi konuların sıklıkla vurgulanması gerektiğine dair akademisyenlere özel ayrı eğitimlerin verilmesi; akademisyenlere konuyla ilgili verilen eğitimlerin belirli periyodlarla sürekliliğinin sağlanması gibi çalışmalar konuyla ilgili gelişimin hızlanmasını sağlayacak metotlar olarak sayılabilir. Örneğin Avrupa’da bazı üniversiteler eşitlik vb. içeriğe sahip derslerin içerik analizini yaparak toplumsal cinsiyet eşitliğinin derslere entegrasyonu amacıyla eğitim-öğretim yöntemleri geliştirilmesi için araştırma grupları kurmakta, bu konunun yaygınlaşması için yayınlar yapmaktadırlar. Konuyla ilgili dil birliğinin sağlanması için akademik personele konuyla ilgili eğitimler vermektedirler. Benzer şekilde, bilgi ve bilincin daha etkin bir şekilde artması için farklı iletişim yöntemleri aracılığıyla öğrenme ve bilinç yaratmaya ilişkin araştırmalar yapan ve konuyla ilgili el rehberleri yayınlayan üniversiteler bulunmaktadır. Örneğin, sürdürülebilirlik eğitimi için iyi uygulamaları analiz eden ‘Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (International Union for Conservation of Nature)’ sürdürülebilirliğe dair yeni öğrenme biçimleri için beş kriter önermektedir: Daha iyi bir gelecek hayal etme; Eleştirel düşünme ve yansıtma; Karar verme sürecine katılım; Ortaklıklar; Sistematik düşünme (IUCN, 2004). Örneğin bu yeni öğretim yöntemlerinden biri Avusturalya’da öğrencilerin sürdürülebilirlikle ilgili hayallerini resmetmesine yönelik bir çalışmadır. Bu çalışmada öğrenciler daha iyi bir geleceğin nasıl olması gerektiğini hayal edip 21 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü resmetmektedir. 125 kişiye uygulanan bu programda konunun öğrenciler tarafından sadece anlaşılmakla kalmayıp aynı zamanda yeteneklerini artırdığı ve eğitimde sürdürülebilirlik için yeni kapılar açtığı raporlanmıştır (IUCN, 2004: 16). Araştırmaya göre geleceğe yönelik düşünme, insanların tercih ettikleri geleceği tasavvur etmelerinde daha aktif olmalarını sağlar. Dolayısıyla benzer eğitimöğretim tekniklerinin yaygınlaştırılması da önemlidir. Özetle; Eğitim-Öğretim alanında yükseköğretim kurumlarında yapılabileceklere dair sunulabilecek belli başlı öneriler şu şekilde sıralanabilir: Her disiplinin kendi alanı çerçevesinde müfredatına ilgili kalkınma konularına yönelik dersler eklemesi; Yeni yüksek lisans-doktora programları açması; Halihazırda var olan derslerin içeriğine sürdürülebilirliğe dair bilinç yaratacak ‘çevresel sorumluluk’, ‘eşitliklerin sağlanması’, ‘sorumlu tüketim ve ekonomik kalkınma’ konuları başta olmak üzere ilgili konuların entegre edilmesi; Oryantasyon programlarına bu konuların entegre edilmesi; Akademisyenlere bu konudaki eğitim-öğretim tekniklerine dair eğitimlerin verilmesi; Sürdürülebilirlik eğitimlerinin sürekli eğitim merkezlerinde gerek özel sektör çalışanlarına gerek ilgili paydaşlara açılması; Yerel yönetimlerle ortaklıklar yapılarak toplumda dezavantajlı kesimdeki insanlara kadın hakları, finansal okuryazarlık vb. konularda ücretsiz eğitimlerin verilmesi; Çevrimiçi kısa eğitim setlerinin hazırlanarak halka açık şekilde üniversitelerin internet sitelerinde erişime açılması. 3.3. Araştırma-Geliştirme Üniversiteler araştırma-geliştirme merkezleri, teknoloji transfer ofisleri, araştırma laboratuvarları aracılığıyla bir toplumda bilimin gelişmesi, transfer edilmesi, yaygınlaşması, sorunlara yapıcı çözümler bulunması, yenilikçi buluşların sağlanması gibi önemli rolleri yerine getirir. Bu alanda dünyada ve Türkiye’de gerek mühendislik gerek sağlık bilimleri gerek sosyal bilimler alanında yapılan son derece değerli buluşlar, patentler, araştırmalar vb. çözümler bir ülkenin ekonomik gücüne ve toplumsal refahına katkıda bulunmaktadır. Sürdürülebilir kalkınmaya dair, yani yoksulluğun azaltılması, kadının toplumdaki statüsünün iyileştirilmesi, eşitliğin toplumun geneline yaygınlaştırılması, çocuk hakları, insan hakları, şehirlerin yaşanılabilir alanlar olarak tasarlanması, eğitim hakkı, yaşam boyu eğitim, iş-yaşam dengesi, refah seviyesinin artırılması, sağlıklı yaşam ve sağlık hizmetlerine eşit ulaşım, dijitalleşme ve teknolojik erişim, enerji-su verimliliği, biyoçeşitlilik, iklim değişikliğiyle mücadele, etik yönetim vb. pek çok alanda üniversitelerin Ar-Ge merkezlerinde geliştirilen araştırmalar, bulunan yenilikçi çözümler, 22 Yükseköğretim Kurumlarında Sürdürülebilirliğe Genel Bakış akademisyenlerin ürettikleri yayınlar, sundukları ve yürüttükleri projelerin tümü bu alana katkı sağlayan çalışmalardır. Bununla birlikte sürdürülebilirlik alanlarına dair yapılan Ar-Ge ve yenilikçilik (inovasyon) faaliyetlerinin belirli stratejiler doğrultusunda yapılması SKA’lara daha etkin bir şekilde varılmasını sağlayabilir. Bu alanda çalışan bazı akademisyenler; yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilirlik bilimi eğitimine olan ihtiyacı fark ettiklerini ve bu şekilde "üçüncü misyonlarının" bir parçası olarak sorumlu bilim anlamında sorumluluklarını yerine getirdiklerinin açık olduğunu ancak, baskın araştırma modlarının 2030 gündemine ulaşmak için gerekli toplumsal dönüşüme rehberlik etmek için yeterli olmadığını ileri sürmektedir (Messerli vd., 2019). Bu nedenle dünyanın önde gelen üniversiteleri çeşitli uygulamaları hayata geçirmektedir. Örneğin Cambridge Üniversitesi, öğrencileri, akademik ve idari personeli dahil ederek bünyesinde oluşturduğu laboratuvar ile yeni fikirlerin test edilmesi, araştırmaların pratiğe dönüştürülmesi ve yeni çözüm önerileri geliştirilmesi için sürdürülebilirliği tüm üniversite geneline yaygınlaştırmaya çalışmaktadır. Bu noktada, araştırmacılar arasında kurulacak ağlar (networkler) ilgili çalışmaların artırılması ve yaygınlaşması için gereklidir. Örneğin ‘Yeryüzü Sistemi Yönetişiminin Kavramsal Temelleri Görev Gücü Ağı (The Taskforce on Conceptual Foundations of Earth System Governance)’, küresel çevresel değişimle başa çıkmak için siyasi çözümleri ve daha etkili yönetişim sistemlerini keşfetmeye dair uluslararası tartışmaları şekillendirmek amacıyla kurulmuş disiplinlerarası bir araştırma ağıdır. Ağ, yerel ölçekten küresel ölçeğe kadar sosyal ve beşeri bilimlerden akademisyenleri birbirine bağlamaktadır (ESG, 2021). Benzer şekilde, ‘Yükseköğretimde Sürdürülebilirliği Geliştirme Derneği (AASHE - Association for the Advancement of Sustainability in Higher Education)’ 500’ün üzerinde yükseköğretim kurumunun üye olduğu, eğitim, konferans, yayınlarla, araştırmaları yaygınlaştıran ve araştırmacıları birleştiren bir ağdır. Özetle; Ar-Ge alanında yükseköğretim kurumlarında yapılabileceklere dair sunulabilecek belli başlı öneriler şu şekilde sıralanabilir: Sürdürülebilirlik alanlarını kapsayan uygulama-araştırma merkezlerinin sayılarının artırılması; Ar-Ge merkezlerinin sürdürülebilirlik çalışmalarına tüm akademisyenlerin dahil olması için sistemlerin ve yöntemlerin geliştirilmesi; Disiplinlerarası ve disiplinlerötesi sürdürülebilirliğe dair araştırmaların teşvik edilmesi; Sürdürülebilirlik araştırmalarına ayrı bir Ar-Ge bütçesinin ayrılması; Sürdürülebilirlik konularıyla ilgili yapılan araştırmaların ve yayınların belirli teşvik ve ödüllendirme mekanizmaları ile teşvik edilmesi; İlgili çalışmaların bilinirliğinin konferanslar, paneller vb. yöntemlerle sağlanması ve yaygınlaştırılması; Yüksek lisans ve 23 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü doktora tez çalışmalarında sürdürülebilirlik konularının teşvik edilmesi; Sürdürülebilirlik konularına dair araştırma ve yayınlara özel veri tabanlarının oluşturulması ve tüm yükseköğretim kurumlarının paylaşımına açılması; Bu konulardaki araştırma burslarının ve ödüllerin artırılması. 3.4. Topluma Katkı Wiek vd. (2011) tarafından yürütülen bir araştırmada, sürdürülebilirlik alanında ders ve programların tasarımını, öğrenme ve öğretme değerlendirmelerini ve öğretim üyeleri ile personelin eğitimini desteklemeye yönelik şu sürdürülebilirlik yetkinlikleri önerilmektedir: (1) Adil ve ekolojik davranma (adalet, dayanışma sorumluluğunu alma veya alternatif eylemleri bilme becerisi); (2) Öngörülü düşünme (vizyon geliştirme, değişikliklerle başa çıkabilme becerisi); (3) Medya ve iletişim kullanımı (kültürlerarası bağlamlarda iletişim kurma, medyaya eleştiri iletme becerisi); (4) Gruplarda iş birliği (diğerlerinden öğrenme, sempati gösterme becerisi); (5) Eleştirel düşünme (fikirlere ve normlara meydan okuma becerisi); (6) Empati ve bakış açısı değişikliği (kişinin çeşitliliği kabul etme becerisi); (7) Değerlendirme (çelişkiler ve belirsiz bilgilerle ilgili bağımsız değerlendirmeler gerçekleştirme becerisi); (8) Disiplinlerarası çalışma (disiplinlerarası bağlamlarda karmaşık sorunlar üzerinde çalışma becerisi); (9) Yenilikçi projelerin planlanması ve gerçekleştirilmesi (fikir ve strateji geliştirme, projeleri planlama ve yürütme becerisi); (10) Katılım (yaratıcılık ve iş birliği alanlarını fark etme ve girişimlerin tasarımına katılma becerisi); (11) Sistematik düşünme ve karmaşıklığı ele alma (bağlantıları belirleme ve anlama becerisi). Sunulan bu tablo bize derslerin ve araştırmaların ötesinde öğrencilerin düşünce sistemlerini şekillendirecek toplumsal katılım çalışmaları ve projelerine ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Bu çalışmalarda öncelikli olan ise öğrenci projeleridir. Öğrencileri kapsayan sürdürülebilirlik odaklı faaliyetlerin sonuçları, yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilirlikteki rolüne ilişkin algıları ve yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilirliğe katılımlarını etkileyen faktörlerdir (Lim vd., 2022). Sürdürülebilirlik çalışmaları; doğrudan ve dolaylı ekonomik etkilere dair tüm çalışmalar, yerel kalkınma, tedarikçilerin gelişimi ve yönetimi, toplumsal sağlık, çalışan sağlığı ve güvenliği, eğitim, eğitimde eşit fırsatlar, yaşam boyu eğitim, finansal okuryazarlık, medya okuryazarlığı, ürün ve hizmet güvenliği, süreç verimliliği, kalite sistemleri, bilgi güvenliği ve sistemleri, Ar-Ge ve yenilikçi faaliyetler, çalışan hakları, insan hakları, cinsiyet eşitliği ve diğer eşitlik çalışmaları, çevresel iyileştirmeler, sorumlu üretim tüketim, toplumsal gelişim, yerel ve toplumsal kalkınma ve bunlarla ilgili farkındalık ve iletişim çalışmaları başta olmak 24 Yükseköğretim Kurumlarında Sürdürülebilirliğe Genel Bakış üzere pek çok konuyu içermektedir (Bayhantopçu & Özuyar, 2023: 1). Dolayısıyla bu kapsamda yapılabilecek pek çok topluma katkı proje alanı bulunmaktadır. Çevrenin korunması, iklim değişikliği farkındalığı, atık yönetimi, eğitime destek, sağlık sorunları çeken kişilere destek, yaşlılara destek, kültürel varlıkların ve mirasın korunması, sanatın sevdirilmesi, sanata ve spora destek, sorumlu tüketim farkındalığı, etik bilincin yaygınlaştırılması, medya okuryazarlığı, finansal okuryazarlık, dijital okuryazarlık, ekonomik gelişim, kadın-erkek eşitliği, dilin eşitlikçi kullanımı, çocuk hakları, okumanın önemi vb. pek çok konu ve ötesinde geliştirilebilecek çok çeşitli sosyal sorumluluk projeleri üniversitelerin topluma katkı çalışmaları kapsamında bulunmaktadır. Bu projeler kurum içinde gerçekleştirilebileceği gibi çeşitli ortaklıklar yoluyla daha geniş kapsamda da gerçekleştirilebilir. Söz konusu sosyal sorumluluk projeleri öğrencilerin sürece katılması yoluyla, öğrenci sosyal sorumluluk projeleriyle olabileceği gibi; idari ve akademik personelin de dahil olacağı gönüllülük programları yoluyla gerçekleştirilebilir. Bunun yanı sıra sosyal sorumluluk proje çalıştayları, eğitimleri, yarışmaları, ödülleri vb. uygulama ve teşvik yöntemleri ile sürdürülebilirliğe dair konularda farkındalık yaratılması ve bu bilincin yerleşmesi mümkündür. Örneğin Japonya’daki Hokkaido Üniversitesi 2007 yılından bu yana ‘Sürdürülebilirlik Haftası’ düzenlemektedir. Bu ve bunun gibi aktiviteler konunun sürekli gündemde kalmasını sağlayarak farkındalık oluşmasında önemli rol oynamaktadır. Özetle; Topluma Katkı alanında yükseköğretim kurumlarında yapılabileceklere dair sunulabilecek belli başlı öneriler şu şekilde sıralanabilir: Belediyelerle iş birlikleri geliştirerek topluma katkı projelerinde ortaklıklar yapılması; Yerel yönetimlerle sürekli diyalog içinde olunması; Sürdürülebilir şehirler, eşitlik hizmetleri, teknolojinin yaygınlaşması vb. pek çok alanda akademisyenlerin dış paydaşlara danışmanlık sağlaması; Eğitimler verilmesi; Yerel bölgelerdeki dezavantajlı kesimlere ücretsiz bilgilendirme ya da bilinçlendirme eğitimleri düzenlenmesi (örneğin; kadınlara eşitlik, şiddete karşı bilinç eğitimleri; ya da finansal okuryazazarlık eğitimleri vb.); Kütüphanelerin talep üzerine yerel halka açılması; Kampüsler içinde yer alan tesislerin uygun prosedürler çerçevesinde topluma açılması, kullanım faydası sağlanması. KAYNAKÇA AASHE. (2024). https://www.aashe.org/about-us/who-we-are/, Erişim Tarihi: 04.08.2024. Angelaki, M. E. & Bersimis, F. & Karvounidis, T. & Douligeris, C. (2024). “Towards More Sustainable Higher Education Institutions: Implementing the Sustainable Development Goals and Embedding Sustainability into the Information and Computer Technology Curricula”, Education and Information Technologies, 29: 5079-5113. 25 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Bayhantopçu, E. & Aymerich, O. I. (2023). “Integrated Sustainability Management and Equality Practices in Universities: A Case Study of Jaume I University”, International Journal of Sustainability in Higher Education, 25(3), 631-648. Bayhantopçu, E. & Özuyar, P. G. (2023). “Akademik Disiplinlerde Sürdürülebilirlik”, içinde Akademik Disiplinlerde Her Yönüyle Sürdürülebilirlik, (Ed. E. Bayhantopçu & P. G. Özuyar). Nobel Akademik Yayıncılık. Bayhantopçu, E. & Özuyar, P. (2021). “Sürdürülebilir Üniversitelerin Yönetişim-Strateji Çalışmaları ve İletişimi için Karşılaştırma Bazlı bir Yaklaşım Önerisi”, Selçuk Üniversitesi Sos. Bil. Ens. Der., 45, 396-412. Busquets, P. vd. (2021). “Sustainability Education in the Spanish Higher Education System: Faculty Practice, Concerns and Needs”, Sustainability, 13, 8389. COPERNICUS. (2024). https://www.copernicus-alliance.org/about, Erişim Tarihi: 04.08.2024. CRUE. (2024). https://www.crue.org/en/about-us/, Erişim Tarihi: 04.08.2024. Earth Charter. (2024). https://earthcharter.org/read-the-earth-charter/, Erişim Tarihi: 04.08.2024. ENSI. (2024). https://www.ensi.org/About_us/Whats_ENSI_all_about/, Erişim Tarihi: 04.08.2024. ESG. (Earth System Governance). (2021). “Sustainability Science”. https://www.earthsystemgovernance.org/what-we-do/, Erişim Tarihi: 30.06.2024. European Commission. (2021). Horizon Europe Guidance on Gender Equality Plans (GEPs). Publications Office of the European Union: Luxembourg. European Commission. (2020). “The Bologna Process and the European Higher Education Area.” https://education.ec.europa.eu/education-levels/higher-education/inclusiveand-connected-higher-education/bologna-process, Erişim Tarihi: 31.07.2024. Ferrer-Balas, D. vd. (2008). “An International Comparative Analysis of Sustainability Transformation Across Seven Universities”, International Journal of Sustainability in Higher Education, 9(3), 295-316. Galpin, T. J. & Hebard, J. M. (2018). “Strategic Management and Sustainability”, içinde Business Strategies for Sustainability: A Research Anthology, (Ed. L. Borland & M. Vanhamme & A. P. Florencio). Routledge. Ss. 165-178. GDRC. (1977). “Tbilisi Declaration (1977)”. https://www.gdrc.org/uem/ee/tbilisi.html, Erişim Tarihi: 01.08.2024. Global Compact. (2000). “10 İlke”. https://www.globalcompactturkiye.org/10-ilke/, Erişim Tarihi: 01.08.2024. Greenteacher. (2024). http://www.greenteacher.org/index.html, Erişim Tarihi: 11.06.2024. GRI. (2024). https://www.globalreporting.org, Erişim Tarihi: 07.08.2024. GUNI. (2024). https://www.guninetwork.org/about-guni/#, Erişim Tarihi: 04.08.2024. HochN. (2024). https://www.dg-hochn.de/startpage, Erişim Tarihi: 04.08.2024. HochN. (2019). Sustainability Governance at Higher Education Institutions. Free University of Berlin, University of Vechta: Hamburg. Hokkaido University. (2008). “Sapporo Sustainability Declaration”. https://www.global. hokudai.ac.jp/about/contribution-to-a-sustainable-society/ssd/, Erişim Tarihi: 01.08.2024. 26 Yükseköğretim Kurumlarında Sürdürülebilirliğe Genel Bakış IAU. (2024). “Higher Education on the Way to 2030.” https://www.iauhesd.net/sites/default/files/media_files/IAUHESDClusterReportActivi ties2023.pdf, Erişim Tarihi: 05.07.2024. IAU. (2009). “2009 G8 University Summit Torino Declaration on Education and Research for Sustainable and Responsible Development”. https://www.iauhesd.net/sites/default/files/documents/g8torino_declaration.pdf, Erişim Tarihi: 01.08.2024. IAU. (2005). “Graz Declaration on Committing Universities to Sustainable Development”. https://www.iau-hesd.net/sites/default/files/documents/graz_declaration.pdf, Erişim Tarihi: 01.08.2024. IESALC. (2024). https://www.iesalc.unesco.org/en/about-iesalc/, Erişim Tarihi: 04.08.2024. ISCN. (2024). https://international-sustainable-campus-network.org, Erişim Tarihi: 04.08.2024. IUCN (The World Conservation Union). (2004). Engaging People in Sustainability. (Ath. Daniella Tilbury, D. & Wortman, D.). IUCN Publications Services Unit. IU Green Metric. (2024). https://greenmetric.ui.ac.id, Erişim Tarihi: 07.08.2024. Lim, C. K. & Haufiku, M. S. & Tan, K. L. & Farid Ahmed, M. & Ng, T. F. (2022). “Systematic Review of Education Sustainable Development in Higher Education Institutions”, Sustainability, 14(20), 13241. López, B. (2022). “How Higher Education Promotes the Integration of Sustainable Development Goals - An Experience in the Postgraduate Curricula”, Sustainability, 14, 2271. Messerli, P. & Kim, E. M. & Lutz, W. vd. (2019). “Expansion of Sustainability Science Needed for the SDGs”, Nature Sustainability, 2, 892-894. Newig, J. & Voss J-P, Monstadt J. (2009). Governance for Sustainable Development: Coping with Ambivalence, Uncertainty and Distributed Power. Routledge. QS. (2024). https://www.topuniversities.com/university-rankings, Erişim Tarihi: 07.08.2024. ProSPER.Net. (2024). https://prospernet.ias.unu.edu/about-prosper-net-page/what-isprospernet/, Erişim Tarihi: 04.08.2024. RUS. (2024). https://reterus.it/en/, Erişim Tarihi: 02.08.2024. Rioplus. (2006). “Strategic Communication for Sustainable Development A Conceptual Overview. Environmental Policy and Promotion of Strategies for Sustainable Development”. Deutsche Gesellschaft für Technische Zusammenarbeit (GTZ) GmbH. SDSN Türkiye. (2024). https://unsdsn.bogazici.edu.tr/tr, Erişim Tarihi: 05.08.2024. STARS. (2024). https://stars.aashe.org, Erişim Tarihi: 07.08.2024. Talloires Declaration. (1990). “Association of University Leaders for a Sustainable Future. The Talloires Declaration 10 Point Action Plan”. http://ulsf.org/wpcontent/uploads/2015/06/TD.pdf, Erişim Tarihi: 18.06.2022. THE. (2024). https://www.timeshighereducation.com/world-university-rankings, Erişim Tarihi: 07.08.2024. UN. (2024). “Higher Education Sustainability Initiative”. https://sdgs.un.org/HESI, Erişim Tarihi: 04.08.2024. 27 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü UN. (2015). “Transforming Our World: The 2030 Agenda for Sustainable Development by 2030”. https://documents.un.org/doc/undoc/gen/n15/291/89/pdf/n1529189.pdf?token= r40l5jCoWwGi8Jk96f&fe=true, Erişim Tarihi: 01.08.2024. UN. (2000). “Millennium Summit, 6-8 September 2000, New York”. https://www.un.org/ en/conferences/environment/newyork2000, Erişim Tarihi: 01.08.2024. UN. (1992). “United Nations Conference on Environment and Development, Rio de Janeiro, Brazil, 3 14 June 1992”. https://www.un.org/en/conferences/environment/ rio1992, Erişim Tarihi: 01.08.2024. UN. (1987). “Report of the World Commission on Environment and Development: Our Common Future”. https://sustainabledevelopment.un.org/content/documents/5987ourcommon-future.pdf, Erişim Tarihi: 01.08.2024. UN. (1972). “United Nations Conference on the Human Environment, 5-16 June 1972, Stockholm”. https://www.un.org/en/conferences/environment/stockholm1972, Erişim Tarihi: 01.08.2024. UNESCO. (2018). “UNESCO Global Action Programme on Education for Sustainable Development”. https://unesdoc.unesco.org/ark:/48223/pf0000246270, Erişim Tarihi: 01.08.2024. UNESCO. (2014). “Shaping the Future, We Want. Monitoring and Evaluation UN Decade of Education For Sustainable Development (2005-2014) Final Report”. UNESCO: Luxemburg. UNESCO. (2012). “Shaping the Education of Tomorrow: 2012 Full-length Report on the UN Decade of Education for Sustainable Development”, DESD Monitoring & Evaluation. https://transformativelearning.education/wp-content/uploads/2012/07 /2012-desd-full-length-report.pdf, Erişim Tarihi: 01.08.2024. UNESCO. (2011). Education for Sustainable Development: An Expert Review of Processes and Learning. UNESCO: Paris. UNESCO. (2009). “2009 World Conference on Higher Education: The New Dynamics of Higher Education and Research for Societal Change and Development”. https://unesdoc.unesco.org/ark:/48223/pf0000183277, Erişim Tarihi: 01.08.2024. UNESCO. (2005). “The United Nations Decade of Education for Sustainable Development 2005 2014”. https://unesdoc.unesco.org/ark:/48223/pf0000141629, Erişim Tarihi: 01.08.2024. UNESCO. (1998). “World Conference on Higher Education for the Twenty-first Century: Vision and Action”. https://unesdoc.unesco.org/ark:/48223/pf0000117022, Erişim Tarihi: 01.08.2024. UNEP. (2021). “The UNEP Sustainable University Framework”. https://wedocs.unep.org/ bitstream/handle/20.500.11822/36341/USUF.pdf, Erişim Tarihi: 14.07.2022. UN Women. (2024). “World Conferences on Women”. https://www.unwomen.org/en/howwework/intergovernmental-support/world-conferences-on-women, Erişim Tarihi: 01.08.2024. UNITAR (United Nations Institute for Training and Research). (2024). https://www.unitar. org/ny/universities, Erişim Tarihi: 05.07.2024. Universidad Camilo José Cela. (2017). “El Proyecto EDINSOST”. https://redu.org/ archivos/jornadas2017/gcebrian.pdf, Erişim Tarihi: 18.07.2022. 28 Yükseköğretim Kurumlarında Sürdürülebilirliğe Genel Bakış Yale University. (2023). “Yale Sustainability”. https://sustainability.yale.edu/academicsresearch, Erişim Tarihi: 08.07.2023. Wiek, A. & Withycombe, L. & Redman, C. L. (2011). “Key Competencies in Sustainability: A Reference Framework for Academic Program Development”, Sustainability Science, 6, 203 218. EK KAYNAKÇA UN. (2024a). “United Nations Digital Library”. https://digitallibrary.un.org/search? ln=en&p=sustainable+universities&f=&action_search=Search&c=Resource+Type&c =UN+Bodies, Erişim Tarihi: 10.07.2024. UN. (2024b). “Partnerships for the SDGs”. https://sustainabledevelopment.un.org/ partnerships/hesi, Erişim Tarihi: 17.07.2024. UN. (2012). “The Future We Want: Outcome Document of the United Nations Conference on Sustainable Development Adopted at Rio 20”. https://sustainabledevelopment.un. org/content/documents/733FutureWeWant.pdf, Erişim Tarihi: 10.07.2024. UNECE (United Nations Economic Commission for Europe). (2016). “Ten Years of the UNECE Strategy for Education for Sustainable Development”. https://unece.org/ DAM/env/esd/ESD_Publications/10_years_UNECE_Strategy_for_ESD.pdf, Erişim Tarihi: 10.07.2024. UNECE (United Nations Economic Commission for Europe). (2013). “Empowering Educators for A Sustainable Future. Tools for Policy and Practice Workshops on Competences in Education for Sustainable Development”. https://unece.org/ DAM/env/esd/ESD_Publications/Empowering_Educators_for_a_Sustainable_Future_ ENG.pdf, Erişim Tarihi: 10.07.2024. UNECE (United Nations Economic Commission for Europe). (2011). “Learning for the Future: Competences in Education for Sustainable Development”. https://unece. org/DAM/env/esd/ESD_Publications/Competences_Publication.pdf, Erişim Tarihi: 10.07.2024. UNESCO. (2016). “Planet: Education for Environmental Sustainability and Green Growth”, Global Education Monitoring Report. https://www.gcedclearinghouse.org/ sites/default/files/resources/170061eng.pdf, Erişim Tarihi: 10.07.2024. UNESCO. (2014). United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization. “Aichi Nagoya Declaration on Education for Sustainable Development”. https://sustainabledevelopment.un.org/content/documents/5859AichiNagoya_Declaration_EN.pdf, Erişim Tarihi: 10.07.2024. UNESCO. (2005). United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization. “Draft International Implementation Scheme for the United Nations Decade of Education for Sustainable Development”. https://unesdoc.unesco.org/ark:/48223/ pf0000139023, Erişim Tarihi: 10.07.2024. 29 BÖLÜM 1 YOKSULLUKLA MÜCADELE ÜNİVERSİTELERİN YOKSULLUKLA MÜCADELESİNDE MİKROFİNANSIN ROLÜ VE BİR MODEL ÖNERİSİ Sabri Burak Arzova * & Bertaç Şakir Şahin † ÖZET Birleşmiş Milletler 21. yüzyılda sürdürülebilirlik kavramını esas alan politikalar geliştirmiş ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarını oluşturmuştur. Sürdürülebilir Kalkınma Amacı 1 Yoksullukla Mücadeleyi konu edinir. Düzenleme yoksullukla mücadeleyi çok boyutlu ve sürdürülebilir bir perspektifte ele alır. Ayrıca yoksullukla mücadelede tüm paydaşların sürece katılması önerilir. Bu paydaşlardan biri de üniversitelerdir. Üniversiteler eğitim-öğretim, araştırma ve katılımcı rolleriyle yoksullukla mücadelede önemli roller üstlenebilir. 20. yüzyıldan itibaren sürdürülebilirlik çabalarında sosyal inovasyon uygulamaları öne çıkmıştır. Bu uygulamalardan biri de mikrofinansmandır. Bu çalışma yoksullukla mücadelede üniversitelerin eğitim-öğretim, inovasyon ve katılımcı rollerindeki potansiyel uygulamaları bir sosyal inovasyon ürünü olan mikrofinans perspektifinden ele almıştır. Çalışmada yoksullukla mücadelede eğitim-öğretim faaliyetlerinin önemi ve sosyal inovasyon kavramı vurgulandıktan sonra üniversitelerde mikrofinansman konusu incelenmiştir. Son olarak üniversitelerin yoksullukla mücadelede ilgili paydaşlarla ortaklık kurarak eğitim-öğretim, araştırma ve katılımcı rolünü gerçekleştirebileceği bir Mikrofinans Merkezi modeli sunulmuştur. Üniversitelerin yoksullukla mücadelesinde Mikrofinans Merkezli bakış açısı ve model önerisi politika yapıcılar için önemli öneriler içerir. Anahtar Kelimeler: Yoksullukla Mücadele, Üniversiteler, Sosyal İnovasyon, Mikrofinans, Dezavantajlı Kesim * Prof. Dr.; Marmara Üniversitesi, İşletme Fakültesi;
[email protected]; Orcid: 0000-0001-9616-4197 † Dr. Öğr. Üyesi; Yıldız Teknik Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi;
[email protected]; Orcid: 0000-0003-0414-5402 31 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü FIGHT AGAINST POVERTY The Role of Microfinance in Universities' Fight against Poverty and A Model Proposal ABSTRACT The United Nations has developed policies based on the concept of sustainability in the 21 century and established sustainable development goals. Sustainable Development Goal 1 deals with the fight against poverty. The regulation addresses the fight against poverty in a multidimensional and sustainable perspective. It is also recommended that all stakeholders should participate in the process of combating poverty. One of these stakeholders is universities. Universities can play an important role in the fight against poverty through their education, training, research and participatory roles. In the 20th century, there has been a noticeable rise in the prominence of social innovation practices within sustainability efforts. One of these applications is microfinance. This study analyses the potential applications of universities' education, training, innovation and participatory roles in the fight against poverty from the perspective of microfinance, a social innovation product. After emphasizing the importance of education and training activities and the concept of social innovation in the fight against poverty, the issue of microfinancing in universities is examined. Finally, a microfinance centre model is presented in which universities can fulfil their role of education, research and participation by establishing partnerships with relevant stakeholders in the fight against poverty. The microfinancecentred perspective and model proposal in the fight against poverty in universities contain important recommendations for policy makers. st Keywords: Fight against Poverty, Universities, Social Innovation, Microfinance, Disadvantaged People 32 Yoksullukla Mücadele GİRİŞ Üniversiteler tarihte bir eğitim kurumu olarak önemli görevler edinmiştir. Daha sonra eğitim rolüne ek olarak bilgi oluşturma (araştırma) fonksiyonunu üstlenmiş ve daha yakın zamanda üniversitelerin üçüncü misyonu olan toplumsal konulardaki katılımcı rolleri tartışılmaya başlanmıştır (Tilak, 2010). Üniversiteler faaliyetlerine elitleri dini, mesleki veya idari kadrolar için eğiterek başlamıştır. Ancak yükseköğrenim katılımının genişlemesiyle birlikte, üniversitelerin toplumsal gelişime katkı sağlama potansiyeli daha da büyümüştür. Geçmişte, öğretmenler, doktorlar, mühendisler gibi kariyer sahibi profesyoneller, mesleklerini icra etmek ve toplumları desteklemek için üniversitelerde eğitim alırken, günümüzde bu eğitim kurumları toplumsal konularda teorik ve pratik alanda çalışmaların öznesi haline gelmeye başlamıştır (Chankseliani & McCowan, 2021). İlgi alanları ve ulaştıkları geniş kitleler sebebiyle literatürde üniversitelerin toplumsal kalkınmanın temel aktörlerinden biri olduğu vurgulanmıştır (Reddick vd., 2011; Milton & Barakat, 2016; Tilak, 2002). Sürdürülebilir kalkınma, insanlık için önemli başlıklardandır. Sürdürülebilirlik uluslararası kuruluşlarca çevresel, finansal ve sosyal olmak üzere üçlü bir temele oturtulmuştur. Eylül 2015'te Birleşmiş Milletler (BM) dünya liderlerinin oybirliğiyle desteklediği "Dünyamızı Dönüştürmek: Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi" yol haritasını tüm paydaşlara sunmuştur. Bu anlaşma, 1 Ocak 2016 tarihinden itibaren 2030 yılı amaçlarının gerçekleştirilmesinde ilerlemeyi amaçlayan yeni bir uluslararası gündeme atıfta bulunmaktadır. Son zamanların en önemli küresel anlaşmalarından biri olan bu anlaşma daha sürdürülebilir bir geleceğe doğru bir ittifakta ilerlemeyi amaçlamaktadır. Dolayısıyla, 2030 gündemi devletten yerel düzeye, kamu kurumlarından şirketlere, kuruluşlara ve aynı zamanda üniversitelere kadar geniş bir kitleye sorumluluklar yüklemiştir (Martínez-Virto & Pérez-Eransus, 2021). BM üye devletlerinin tamamı tarafından kabul edilen 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı (SKA), sosyo-ekonomik, çevresel ve teknolojik gelişme ile ilgili geniş bir yelpazeyi kapsar ve dünyadaki tüm ülkelere bu konuda sorumluluk yükler. Geniş kapsamlı görevinin bir parçası olarak, SKA’lar odak noktasını ilköğretim ve ortaöğretimin ötesine taşıyarak, yükseköğrenimi de içerecek şekilde genişletmiştir. Böylece önceki kalkınma hedeflerinde göz ardı edilen yükseköğretim kurumlarının da sürdürülebilir kalkınmada önemli bir paydaş olması planlanmıştır (Sanz vd., 2017). 33 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarından biri olan SKA 4, herkes için ömür boyu öğrenme fırsatlarının teşvik edilmesinin bir parçası olarak üniversite dahil yükseköğrenime eşit erişim çağrısında bulunmaktadır. Ancak üniversiteler, insan yetiştirme, bilgi üretimi ve inovasyon sürecindeki katkıları aracılığıyla ömür boyu fırsatlarının teşvik edilmesinden daha önemli hedefleri gerçekleştirmede önemli rol oynayabilir (Shava vd., 2021). Yoksulluğun sona erdirilmesi olan SKA 1, bu amaçlardan ilki olarak belirlenmiştir. BM yoksulluğun sona erdirilmesini sadece açlığı etkileyen bir insan hakları sorunu olarak tanımlamaz, aynı zamanda fırsatların yokluğu, temel hizmetlere sınırlı erişim ve sosyal katılımın eksikliği olarak da tanımlar. Sonuç olarak yoksullukla mücadele, daha adil ve kapsayıcı bir toplum inşa etmeye ve eşitsizlikleri ortadan kaldırmaya katkıda bulunmayı içerir. BM, farklı sosyal aktörlerin bu amaca yönelik çalışmalarını teşvik etmiştir. Yoksulluğun sona erdirilmesi sürecinde paydaşlar çevrelerini ve kapsayıcı büyümeyi, sorumlu ve sürdürülebilir tüketimi ve tüm insanlar için fırsatlar sunan daha adil bir toplumu teşvik etmek için kendi kapasitelerini kullanmayı amaçlar (United Nations, 2016). Bu karmaşık sorunlara cevap arayışında, üniversitelerin rolü temel bir bileşen haline gelmiştir. Çünkü üniversiteler karar alma sürecinde liderlik kapasitesine ve etkiye sahip kurumlardır. Ayrıca üniversiteler sadece eğitim potansiyelleri nedeniyle değil, aynı zamanda araştırma kapasiteleri, sürdürülebilir yönetişim fırsatları ve gönüllü eylemler ve ilişkilendirme yoluyla bölgelerinde geliştirdikleri etki nedeniyle de yoksullukla mücadelede geniş bir akademik hizmet yelpazesi sunar (Martínez-Virto & Pérez-Eransus, 2021; Rungfamai, 2019). Bu çalışma yoksullukla mücadelede üniversitelerin rolünü eğitim öğretim, sosyal inovasyon ve mikrofinans 1 boyutlarıyla ele alarak politika önerileri sunmuştur. Bu amaçla üniversitenin eğitim, araştırma ve katılımcı rollerine değinildikten sonra sosyal inovasyon aracı olarak mikrofinans kavramı anlatılmış ve üniversitelerde yoksullukla mücadelede bir model önerisi olarak mikrofinans merkezi sunulmuştur. 1 Mikrofinans, finansal hizmetlere erişimi kısıtlı olan düşük gelirli bireylere ve küçük işletmelere düşük miktarlarda kredi, tasarruf, sigorta ve diğer finansal hizmetleri sağlayan bir finansal araçtır. Genellikle geleneksel bankacılık sistemlerine erişimi olmayan veya yeterli teminat sağlayamayan kişilere yöneliktir. Mikrokredi, mikro tasarruf, mikro sigorta, para transferi ve diğer finansal hizmetler, mikrofinans araçlarına örnek olarak verilebilir. Bu araçlar genellikle küçük tutarlarda ve esnek ödeme koşullarıyla sunulur ve finansal katılımı artırarak yoksullukla mücadeleye ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkıda bulunur (Arzova & Şahin, 2021). Çalışmanın son başlığında mikrofinansa ilişkin ayrıntılı açıklamalara yer verilmiştir. 34 Yoksullukla Mücadele 1. EĞİTİM-ÖĞRETİMDE YOKSULLUKLA MÜCADELE Yoksulluk yüzyıllardır insanlığın mücadele ettiği önemli problemlerden biridir. Farklı çağlarda yine farklı tanımlara sahip olan yoksulluk çok boyutlu bir konudur. İlk çağlarda insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamamaları yoksulluk olarak nitelendirilirken, günümüz küresel düzeninde yoksulluk kültürel faaliyetler ve eğitimden yararlanamama hallerini de içermektedir (Yıldırım, 2011). Yoksulluk insanlıkla benzer tarihe sahip bir problem olsa da literatürdeki ilk yoksulluk tanımı 20. yüzyılda Seebohm Roventree tarafından yapılmıştır. Roventree, bir kişinin gelirinin başta beslenme olmak üzere giyim, barınma, ısınma vb. gibi temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmemesinin yoksulluk olarak tanımlanacağını savunmuştur. Başta ekonomik temelli ve insanların temel fiziksel ihtiyaçlarına odaklanan yoksulluk tanımları farklı felsefe ve ekonomi teorilerle güncellenerek farklı boyutlar edinmiştir (Memiş, 2014). 17. yüzyılda sosyal konulara odaklanan ve liberalizm düşüncesinin temelini atan düşünürler özel mülkiyetin ve zenginleşmenin dar gelirli kişileri kapsaması gerektiğini savunmuşlardır. 18. ve 19. yüzyıl Sanayi Devrimi ve kapitalizm ile toplumsal yapıyı değiştirdiği önemli bir dönemdir. Bu dönemde üretimdeki verimlilik artışı, artan kent nüfusu, işçi sınıfı ve değişen sosyal hayat yoksulluğa sosyal ve kültürel boyutlar kazandırmıştır (Çetin, 2020). Önemli ekonomi teorileri de yoksulluğu kendi bakış açılarına göre yeniden yorumlamıştır. Merkantilistler, korumacı ve dış ticaret fazlası yanlısı politikaları savunarak devletin zenginliğini değerli madenlerden elde ettiğini iddia ederler. Sanayi ve ticaret gelirleri artışı sağlarken, tarım gelirleri dalgalı bir seyir izler ve tarımda verim artışı olmayan toplumlarda yoksulluk ortaya çıkar. Klasik iktisatçılar, ekonomideki dalgalanmaları doğal kabul edip belirli bir büyüme dönemini takiben durgunluk yaşanmasını beklerler. A. Smith'e göre durgunluk ve yoksulluk doğal ve olası bir durumdur, çünkü ekonomi büyüdükçe kâr ve ücret artacaktır. Marksistler, emeğin hak ettiği karşılığı alamamasının yoksulluğun sebebi olduğunu savunurken, Keynes'e göre yoksulluk, yetersiz talepten kaynaklanır; eğer üretilen mallar ve hizmetler tüketilemiyorsa, üretim faktörlerinin tamamının istihdamından bahsetmek mümkün olmayacaktır ve bu da işsizlik ve yoksulluğa yol açacaktır (Boz, 2012). Özellikle 1980’li yıllarda Dünya Bankası’nın da çabalarıyla yoksulluk yalnızca parasal olgularla ölçülemeyen bir unsur olarak tanımlanmış ve farklı yoksulluk tanımları geliştirilmiştir (Memiş, 2014; Martínez-Virto & Pérez-Eransus, 2021). Bunları şu şekilde özetlemek mümkündür: a. Mutlak Yoksulluk: Mutlak yoksulluk kişilerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli asgari fiziksel ihtiyaçlarına ulaşamamaları 35 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü b. c. d. e. f. g. durumudur. Mutlak yoksulluk çözüm bulunulmadığında bir kişiyi hayati tehlikeye sokacak kadar tehlikelidir. BM mutlak yoksulluk unsurlarını beslenme, su, temizlik, sağlık hizmetleri, barınma, eğitim ve kamusal hizmetlere erişimi olarak belirlemiştir. Göreli Yoksulluk: Göreli yoksulluk, bir bireyin veya bir grup insanın belirli bir toplum içindeki diğer bireyler veya gruplarla karşılaştırıldığında yaşadığı yoksulluk durumudur. Bu, kişinin veya grubun gelir, servet, eğitim, sağlık hizmetlerine erişim gibi faktörler açısından diğerleriyle kıyaslandığında daha düşük bir seviyede olması durumunu ifade eder. Göreli yoksulluk, mutlak yoksulluktan farklı olarak, kişinin temel ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli kaynağa sahip olabileceği ancak toplum içinde diğerleriyle kıyaslandığında yeterince zengin olmadığı bir durumu ifade eder. Bu kavram, toplumsal eşitsizlik ve gelir dağılımı adaletsizliği üzerine odaklanır. Öznel Yoksulluk: Yoksulluk ölçütünün bireyin kendi fikirleri doğrultusunda belirlenmesi gerektiğini savunur. Kırsal ve Kentsel Yoksulluk: Yoksulluğun kır ve kent koşullarına, yerleşim yerlerindeki sosyal hayat ve ekonomik faaliyetlere göre değişeceğini savunan yoksulluk tanımıdır. Birincil ve İkincil Yoksulluk: İnsanların fiziksel varlığını sürdürememesi birincil yoksulluk, fiziksel varlığını sürdürüp diğer ihtiyaçlarını karşılayamaması ikincil yoksulluk olarak tanımlanır. Olağanüstü Yoksulluk: Bir kişinin alması gereken kalorinin tamamını alamaması olağanüstü yoksulluktur. Olağanüstü yoksulluğun 5 yıl boyunca devam etmesi ise kronik yoksulluktur. Döngüsel Yoksulluk: İktisadi dalgalanmalar, doğal afetler, siyasi krizler ve salgınlar sonucunda yaşanacak dönemsel yoksullukları ifade eder. 1.1. Yoksullukla Mücadelede Eğitim-Öğretim Faaliyetleri Üniversiteler tarih boyunca üstlendiği eğitim, araştırma ve toplumsal meselelerdeki katılımcı rolleriyle yoksullukla mücadeleye önemli katkılar sunarken kamu ve özel sektörle olan yakın ilişkileri de bu aşamada önemli rol oynayabilir. Üniversiteler eğitim ve beceri geliştirme merkezleri olarak hizmet vererek, bireylere daha iyi istihdam fırsatları sağlamak ve yoksulluk döngüsünden kurtulmak için gereken bilgi ve uzmanlığı sağlayabilir. 36 Yoksullukla Mücadele Eğitim ve yoksulluk arasındaki ilişki karmaşık ve çift yönlüdür. Eğitim yoksulluğun hem nedeni hem de çözümü olma özelliğine sahiptir. Kaliteli eğitime erişim eksikliği, istihdam fırsatlarını sınırlandırıp nesiller arası ekonomik sıkıntı döngülerine katkıda bulunarak yoksulluğu sürekli hale getirebilir. Öte yandan eğitim, bireyleri sosyoekonomik hareketlilik için gerekli beceri ve fırsatlarla güçlendirerek yoksulluk döngüsünü kırmak için önemli bir araç olarak kabul edilmektedir. Ayrıca, eğitime yapılan yatırımlar sadece bireylere fayda sağlamakla kalmaz, aynı zamanda ekonomik büyümeyi teşvik edebilir ve toplumun tüm üyelerine eşit fırsatlar sunarak sosyal eşitliği destekleyebilir (Alpaydın, 2008). Üniversitelerin yoksullukla mücadele kapsamında akla ilk gelen fonksiyonu eğitime erişim hakkı konusunda verilen desteklerdir. Bu destekler genel itibariyle üniversitelerin vakıfları ve mezunlar derneği aracılığıyla sunulan maddi desteklerdir. Nitekim Türkiye’deki üniversiteler de bu maddi destekleri düzenli olarak sunmaktadır (Yıldız Teknik Üniversitesi Vakfı, Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği vb.). Bu destekler doğrudan aylık nakit ödemeler şeklinde olabileceği gibi ulaşım desteği, kültür sanat etkinliği destekleri ya da kişisel gelişimlerine katkı sunmaları amacıyla verilecek eğitimler şeklinde de olabilir (Yıldız Teknik Üniversitesi Vakfı, 2024; BÜMED, 2024). Üniversitelerin öğrencilerin yanı sıra ve toplumun diğer kesimlerine sunacağı eğitim-öğretim faaliyetleri yoksullukla mücadeleye katkı sunabilir. Bu eğitimlerle konunun tüm paydaşlarına yoksulluğa dair teorik temel ve farkındalık sağlanırken, yoksulluk problemi yaşayan kesime bu durumdan kurtulmaları için belirli yetkinlikler kazandırılabilir (Ezeji vd., 2015). Bu eğitim-öğretim faaliyetlerinin örnekleri farklı ekonomik gelişmişliğe sahip ülkelerdeki üniversitelerde mevcuttur. Bu örnekler genellikle yaşam boyu öğrenme programları aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. ‘Oxford Yoksulluk ve İnsani Kalkınma Girişimi’ yoksulluk ve yoksullukla mücadele konusunda ders ve sempozyum faaliyetleri gerçekleştirmektedir. Ayrıca bu faaliyetlerin bir bölümünü de kamuoyuna ücretsiz sunarak eğitimlerini fiziki sınırların ötesine taşımaktadır (University of Oxford, 2024). Philippines Üniversitesi de yoksullukla ilgili kavramsal açıklamalar, politika önerileri ve mevcut politikaların etki analizlerinin gerçekleştirildiği bir eğitim programı sunmaktadır (University of Philippines, 2024). Indiana Üniversitesi ise işletme eğitiminde yoksullukla mücadelede işletmelerin rolüyle ilgili bir dersi müfredatına eklemiştir (Kelley School of Business, 2024). Benzer eğitimler Türkiye’deki üniversitelerce de sunulmaktadır. Örneğin Sakarya Üniversitesi ‘Topluma Katkı ve Sürdürülebilirlik Koordinatörlüğü’ yoksullukla mücadele kapsamında eğitim programları gerçekleştirmektedir (Sakarya Üniversitesi Topluma Katkı ve 37 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Sürdürülebilirlik Koordinatörlüğü, 2024). Okan Üniversitesi bünyesinde kurulan ‘Muhammed Yunus Uluslararası Mikrofinas ve Sosyal Girişimcilik Merkezi’ yoksullukla mücadele konusunu mikrofinans perspektifinden ele alarak bu konuda eğitim faaliyetleri gerçekleştirmiştir (Okan Üniversitesi, 2024). Yoksullukla mücadelede üniversite bünyesinde kurulan inisiyatifler, araştırma merkezleri ya da eğitim müfredatlarında yoksullukla mücadele eğitimlerinin eklenmesi önem taşır. Bu eğitim aşağıdaki başlıkları içerebilir; • • • • • • • • Yoksulluk ve Yoksullukla ilgili Temel Kavramlar Yoksulluğun Sosyolojik Boyutu Yoksulluğun Ekonomik Boyutu Yoksullukla Mücadelede Politika Önerileri Yoksullukla İlgili Küresel Örnekler ve Çözümlere İlişkin Vakalar Çevresel Adalet ve Yoksulluk Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Yoksulluk Sosyal Girişimcilik ve Mikrofinans Yoksullukla ilgili sunulacak eğitimlerin toplumdaki dezavantajlı grupların kendilerine destek verilmeden yaşamlarını sürdürebilmeleri için girişimcilik ve mikrofinans konularında bilgi sahibi olmaları yoksullukla mücadelede eğitimöğretim faaliyetlerine katkı sunabilir (Boussetta, 2022). Bu sebeple yine üniversiteler bünyesinde öğrenci ve mikrofinansa ihtiyaç duyan kişilere ‘Girişimcilik ve Mikrofinans’ konulu eğitimler verilebilir. Bu eğitim kapsamında temel işletmecilik bilgileri, girişimcilik ve mikrofinansa ilişkin kavramsal açıklamaların ardından girişimcilerin yararlanabileceği mikrofinans araçları teori ve Türkiye’deki uygulamalarıyla katılımcılara tanıtılabilir. 2. ARAŞTIRMA-GELİŞTİRMEDE YOKSULLUKLA MÜCADELE 2.1. Üniversitelerin Yoksullukla Mücadele Süresince AraştırmaGeliştirme ve İnovasyon Uygulamaları İnovasyon, olumlu değişim ve gelişmeyle sonuçlanan yeni fikirlerin, yöntemlerin, ürünlerin veya süreçlerin tanıtılması sürecini ifade eder. İnovasyon, yaratıcı kavramların mevcut ihtiyaçları karşılayan veya yeni fırsatlar yaratan pratik çözümlere dönüştürülmesini içerir. İnovasyon farklı bağlamlarda ele alınsa da literatürde genellikle iki ana kategoride değerlendirilir (Hoecht & Trott, 2006; Ghys, 2017): 38 Yoksullukla Mücadele a. Teknolojik İnovasyon/Ürün İnovasyonu: Bu inovasyon türü, verimlilik, performans veya işlevsellik artışı sağlayan yeni veya iyileştirilmiş ürün, hizmet veya süreçlerin geliştirilmesini içerir. Teknolojik inovasyon genellikle imâlat, bilgi teknolojisi, biyoteknoloji ve telekomünikasyon gibi sektörlerdeki gelişmeleri teşvik ederek ekonomik büyümeyi ve rekabet gücünü artırır. b. Sosyal İnovasyon: Sosyal inovasyon, yeni fikirler, yaklaşımlar veya çözümler sunarak sosyal, çevresel ve kültürel zorlukları ele almayı amaçlar. Teknolojik inovasyondan farklı olarak, çoğunlukla verimlilik ve etkinlikte iyileştirmeler hedefleyen sosyal inovasyon, olumlu sosyal etki yaratmayı, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir kalkınmayı teşvik etmeyi amaçlar. Bu yaklaşım, yoksulluk, eşitsizlik, sağlık hizmetlerine erişim, eğitim, çevresel sürdürülebilirlik ve sosyal adalet gibi konuları ele alan topluluk tabanlı programlar, politika reformları, sosyal girişimler, temel hareketler ve işbirlikçi platformlar gibi girişimler için kullanılmaktadır. Sosyal inovasyon, yoksulluğa sebep olan temel nedenleri ve sistemik engelleri ele alan yeni fikirler, yaklaşımlar ve çözümler sunarak yoksullukla mücadelede önemli bir rol oynayabilir. Sosyal inovasyon, yoksulluğa neden olan temel sosyal, ekonomik ve çevresel faktörleri ele alan sürdürülebilir çözümlerin geliştirilmesini teşvik eder. Bu çözümler genellikle kısa vadeli düzeltmelerden sistematik değişimi önceler (Mahmuda & Baskaran & Pancholi, 2014). Sosyal inovasyon girişimleri, ekonomik fırsatlar yaratarak, girişimciliği teşvik ederek ve finansal katılımı destekleyerek ötekileştirilmiş toplulukları ve bireyleri güçlendirebilir. Sosyal inovasyon, kaynaklara, becerilere ve ağlara erişim sağlayarak insanları yoksulluktan kurtarmaya ve dayanıklı geçim kaynakları oluşturmaya yardımcı olabilir. Ayrıca sosyal inovasyon uygulamaları sağlık, eğitim ve temiz su gibi temel hizmetlerin geliştirilmesini ve yetersiz hizmet alan nüfuslara ulaştırılmasını sağlar. Bu temel ihtiyaçlara erişimi iyileştirerek genel refahın iyileştirilmesine ve yoksullukla ilgili kırılganlıkların azaltılmasına katkıda bulunur. Sosyal inovasyon, toplulukları karar alma süreçlerine aktif olarak katılmaları, haklarını savunmaları ve yerel zorlukları ele almak adına kaynakları harekete geçirmeleri için teşvik edebilir (Ateş, 2023). Sosyal inovasyon uygulamaları, toplumdaki dezavantajlı grupları etkileyen sosyal, çevresel ve kültürel zorlukları bertaraf etmeyi amaçlayan girişimleri ve uygulamaları kapsamaktadır. Bu uygulamalardan en sık başvurulanlardan biri mikrofinanstır. Mikrofinans kurumları, geleneksel bankacılık hizmetlerine erişimi olmayan bireylere küçük krediler, tasarruf hesapları ve diğer finansal hizmetleri 39 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü sağlar. Mikrofinans, girişimciliği ve ekonomik güçlenmeyi sağlayarak yoksulluğun azaltılmasına ve finansal katılımın teşvik edilmesine yardımcı olur (Ashta & Couchoro & Musa, 2014). Mikrofinansa benzer bir finansal sosyal inovasyon örneği de sosyal etkili tahvillerdir. Sosyal etki tahvilleri, sosyal programları finanse etmek için özel yatırımlardan yararlanan finansal araçlardır. Yatırımcılar, önceden tanımlanmış sosyal sonuçların elde edilmesine bağlı olarak getiri elde etmekte, hizmet sunumunda yenilikçiliği ve verimliliği teşvik ederken finansal riski hükümetlerden veya kâr amacı gütmeyen kuruluşlardan uzaklaştırmaktadır (Ela & Coşkun, 2023). Başka bir sosyal inovasyon örneği sosyal girişimlerdir. Sosyal girişimcilik, sosyal sorunları; bir hizmet, ürün veya model geliştirerek çözmeyi hedeflemektedir. Sosyal girişimler, sosyal amaçlarını gerçekleştirmek için gelir ve kâr elde edebilirler; ancak ticari girişimlerden farklı olarak kâr payı dağıtılmamaktadır. Elde ettikleri kârı, amaçlarını gerçekleştirebilmek için yeniden yatırım olarak kullanırlar. Sosyal girişimlerde, rekabet değil; kalıcı sosyal etki, sürdürülebilirlik ve dayanışma esas alınmaktadır (Özdevecioğlu & Cingöz, 2009). Adil ticaret uygulamaları da sosyal inovasyonun önemli bir örneğidir. Adil ticaret girişimleri, gelişmekte olan ülkelerdeki üreticiler ile gelişmiş ülkelerdeki tüketiciler arasında eşitlikçi ticaret ortaklıkları oluşturmayı amaçlamaktadır. Adil ticaret uygulamaları adil ücretler, güvenli çalışma koşulları ve çevresel sürdürülebilirlik sağlayarak sosyal adaleti teşvik eder ve küçük ölçekli üreticiler için sürdürülebilir geçim kaynaklarını destekler. Kooperatifler ve küçük aile işletmeleri adil ticaretin temel konu alanlarıdır (Jang & Jeon, 2022). Toplum temelli sağlık programları, yerel toplulukları sağlık hizmetlerinin planlanması, sunumu ve yönetimine dahil eder. Bu programlar genellikle önleyici bakıma, sağlık eğitimine ve yetersiz hizmet alan nüfuslara ulaşmaya, sağlık sonuçlarını iyileştirmeye ve sağlık hizmetleri eşitsizliklerini azaltmaya odaklanır (Aksoy & Gokdemir & Şemin, 2021). Açık kaynak teknolojileri, kamunun serbestçe erişebildiği yazılım, donanım veya diğer teknolojik çözümlerin iş birliğine dayalı olarak geliştirilmesini ve paylaşılmasını içerir. Açık kaynak projeleri iş birliğini, şeffaflığı ve erişilebilirliği teşvik ederek inovasyonu teşvik eder ve teknolojiye erişimi kolaylaştırır (Bhatt & Ahmad & Roomi, 2016). Sosyal inovasyon laboratuvarları, çeşitli paydaşların bir araya gelerek karmaşık sosyal sorunlara yenilikçi çözümleri birlikte yarattıkları ve test ettikleri iş birliğine dayalı alanlardır. Bu laboratuvarlar deney, öğrenme ve iş birliğini kolaylaştırarak yoksulluk, eşitsizlik ve iklim değişikliği gibi sistematik sorunların ele alınmasına yönelik yeni yaklaşımları teşvik eder (Springle vd., 2022). 40 Yoksullukla Mücadele 2.2. Üniversitelerde Sosyal İnovasyon Çalışmaları Üniversiteler eğitim, araştırma ve toplumsal katılım yoluyla sosyal inovasyonun teşvik edilmesinde önemli bir rol oynayabilir. Üniversiteler sosyal girişimcilik, inovasyon yönetimi ve sürdürülebilir kalkınma odaklı akademik programlar, kurslar ve eğitim fırsatları sunabilir. Bu programlar, öğrencileri ya da diğer katılımcıları sosyal zorlukları belirlemek, yenilikçi çözümler geliştirmek ve olumlu sosyal değişim için etkili stratejiler uygulamak için gereken bilgi, beceri ve zihniyetle donatabilecek nitelikte olmalıdır. Üniversiteler, toplumsal sorunların anlaşılmasını ve yenilikçi çözümlerin geliştirilmesini sağlayan araştırmalar yürütebilir. Öğretim üyeleri ve öğrenciler disiplinlerarası araştırma projelerine katılıp, dış ortaklarla iş birliği yaparak yoksulluk, eşitsizlik, çevresel bozulma ve sağlık hizmetlerine erişim gibi karmaşık toplumsal sorunları ele almak için çalışabilir (Benneworth & Cunha, 2015). Üniversiteler, sosyal inovasyon ve sürdürülebilir kalkınma konularında kamu söyleminin ve politika gündemlerinin şekillendirilmesine de katkıda bulunarak kamuoyu oluşturabilir (Juliani vd., 2017). Üniversitelerin sosyal inovasyon merkezleri, yoksullukla mücadelede çeşitli araştırmalar yapabilir. Bu araştırmalar, yoksulluğun kökenlerini anlamaya, yoksul kesimlerin ihtiyaçlarına yönelik çözümler geliştirmeye ve sosyal adaleti artırmaya odaklanabilir. Örneğin, gelir eşitsizliğini azaltacak ekonomik modellerin incelenmesi, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimdeki adaletsizliklerin analizi, iş gücü piyasasında fırsat eşitliği yaratma stratejileri gibi konular üzerinde çalışılabilir. Ayrıca, toplumsal cinsiyet eşitliği, etnik azınlıkların entegrasyonu, çevresel sürdürülebilirlik gibi geniş bir yelpazeye yayılan sosyal sorunlara yönelik yenilikçi çözümler geliştirilmesi de önem taşır. Bu merkezler, multidisipliner yaklaşımlarla politika yapıcılarla iş birliği yaparak, araştırma sonuçlarını etkili bir şekilde topluma yayabilirler. Türkiye’de üniversitelerde sosyal inovasyon uygulamaları kurulan sosyal inovasyon merkezleriyle gerçekleştirilmektedir. Ancak bu merkezler daha çok sosyokent olarak hizmet verip sosyal girişimlere ev sahipliği yapmaktadır (ASBÜ Sosyokent, 2024; İTÜ, 2024). Bu konudaki uluslararası örnekler daha geniş sosyal inovasyon faaliyetleri gerçekleştirerek bölgesel kalkınma için mikrofinans ve temel hizmetlerin sunulması konusunda projeler gerçekleştirmektedir (Bayero University, 2024). Birçok üniversite, sosyal girişimcileri ve yenilikçi girişimleri geliştirme ve ölçeklendirme konusunda destekleyen kuluçka merkezleri, hızlandırıcılar ve girişimcilik merkezleri kurmaktadır. Bu programlar mentorluk, finansman, ağ kurma fırsatları ve kaynaklara erişim sağlayarak girişimlerin zorlukların üstesinden gelmelerine ve 41 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü etkilerini hızlandırmalarına yardımcı olur. Üniversiteler, sosyal ve çevresel sorunları iş birliği içinde ele almak için yerel topluluklar, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, işletmeler ve devlet kurumları ile iş birliği yapabilir. Bu iş birlikleri kapsamında uluslararası kuruluşlar, bakanlıklar, bölgesel yönetimler ve finans kuruluşlarıyla birlikte bölgesel kalkınma projeleri, finansal okuryazarlık eğitimleri, dezavantajlı kesime sunulacak kredilerin değerlendirilmesi ve yine bu kesime temel işletmecilik konusunda danışmanlık sunulması gibi uygulamalar gerçekleştirilebilir. Üniversiteler sahip oldukları teorik temeli kullanarak kamu, özel sektör ve dezavantajlı gruplar arasında aracı bir role sahip olabilir. Birçok üniversitede kurulan sosyal inovasyon merkezleri sosyal inovasyon projelerinin gerçekleşmesinde aracı roller üstlenmektedir (Morawska-Jancelewicz, 2022; Valenzuela-Zubiaur vd., 2021). 3. TOPLUMA KATKI ÇALIŞMALARINDA YOKSULLUKLA MÜCADELE Üniversiteler eğitim öğretim ve araştırma faaliyetleriyle sahip oldukları teorik temeli, toplumdaki katılımcı rollerini kullanarak katma değere dönüştürebilir. Bu sebeple, BM SKA’lar üniversitelere toplumsal konularda sorumluluk yüklemiştir. Bu bölümde SKA’ların ilki olan yoksullukla mücadelede üniversitelerin rolü ve yoksulla mücadele kullanabileceği bir araç olan mikrofinans uygulamaları örneklenmiştir. Bu kapsamda üniversitelerin eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme ve katılımcı rolünü kullanabilecekleri bir model önerisi sunulmuştur (Adebayo, 20112; Juliani vd., 2017; Chankseliani & McCowan, 2021). 3.1. Mikrofinans Kavramı ve Üniversitelerde Mikrofinans Uygulaması Mikrofinans geleneksel bankacılık hizmetlerinden faydalanamayan ve bu sebeple düşük gelir grubunda yer alan bireylere finansal hizmetlerin sunulmasını amaçlayan alternatif bir finansman sistemidir. Bankalar finansal performanslarını koruyabilmek için finansal hizmetlerinde seçici davranmaktadır. Dolayısıyla kişilerin düşük gelir grubunda bulunması, yeterli teminatının olmaması ya da finans kurumlarına uzak yerlerde yaşaması gibi sebeplerle finansal hizmetlere ulaşamayanlar için mikrofinans hizmetleri geliştirilmiştir (Buera & Kaboski & Shin, 2021). Özellikle kırsal bölgelerde mikrofinans uygulamalarına 19. yüzyılda rastlansa da mikrofinans kavramı 1970’li yıllarda ortaya çıkmıştır. Nobel ödüllü Prof. Dr. Muhammed Yunus mikrofinans kavramı üzerinde çalışmış ve onun öncülüğünde Bangladeş’de kurulan Grameen Bankası başarılı mikrofinans 42 Yoksullukla Mücadele uygulamalarıyla önemli bir model olmuştur. Grameen Bank’ı Güney Amerika’da Prodem BankoSol ve Accion, Endonezya’da ise Bank Rakyat takip etmiştir. Günümüze kadar mikrofinans araçları da mikrofinans hizmeti sunan kurumlar da çeşitlenmiş, Dünya Bankası, İslam Kalkınma Bankası ve Avrupa Kalkınma ve Yatırım Bankası gibi uluslararası kuruluşlar da mikrofinans hizmeti vermeye başlamıştır (Sakarya, 2008). Mikrofinans yöntemleri başta kadınlara ekonomik özgürlüklerini sağlamaları ve kadınların piyasada etkin rol almaları için kullanılsa da yöntemlerin başarısı ve ekonomik sınıflar arasındaki farkın artışı ile zaman içinde, tüketiciler ve serbest çalışanlar da dahil, düşük gelirli kişiler ve kredi dayanışma gruplarına da mikrofinans hizmeti verilmeye başlanmıştır. Günümüzde girişimcilik faaliyetlerinde finansal araçlara erişemeyen kişiler için de uygulanan mikrofinans yöntemleri ekonominin sürdürülebilirliği ve KOBİ’lerin hayatta kalması için kritik bir öneme sahiptir (Korkmaz & Bayramoğlu, 2007). Mikrofinans basit bir kredi faaliyetinin ötesinde bir kişi ya da grubun destek almadan geçimini sağlamasını sağlayan finansal süreçleri kapsar. Kredilerle işini kuran bir kişi küçük birikimlerini tasarruf ve mikrosigorta hesaplarında değerlendirerek ekonomik özgürlüğünün sürdürülebilirliğini sağlayabilir. Mikrofinans programlarının eğitim, sağlık ve kültürel boyutları da vardır. Dolayısıyla üreticilere verilecek eğitimler, okul programları ve kültür sanat etkinlikleriyle mikrofinans topyekûn bir kalkınma amacı güder (Nogueira & Duarte & Gama, 2020). Tablo 1’de mikrofinans programlarının girdileri, çıktıları ve etkileri paylaşılmıştır. Tablo 1. Mikrofinans Süreci Girdiler Çıktılar Sonuçlar Etkiler İşgücü Gelir artırıcı faaliyetler Gelir artışı Varlık birikimi Krediler Artan mevduat Tasarruf artışı Okullaşma oranının artması Tasarruf ürünleri Diğer grup üyeleriyle etkileşim Tüketim artışı Sürdürülebilir gelir Mikrosigorta Bilgi beceri kazanılması Kredi geri ödemelerinde iyileşme Sağlık ve beslenme durumunun iyileşmesi Ticari risklerin azalması Yoksulluğun azaltılması Kredi artı yaklaşımlar (Mesleki Eğitimler ve İşletme Eğitimleri) Kaynak: Gupta & Sharma, 2023 43 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Mikrofinans araçları mikrokrediler, tasarruf hesapları, mikrosigorta, ödeme hizmetleri ve finansal okuryazarlık faaliyetlerinden oluşur. Mikrokrediler mikrofinansın en bilinen aracıdır ve geleneksel bankacılık hizmetlerine erişimi olmayan girişimcilere veya küçük işletme sahiplerine genellikle teminatsız küçük krediler şeklinde verilir. Bu krediler küçük işletmelerin kurulması veya genişletilmesi, gelir elde edilmesi ve geçim kaynaklarının iyileştirilmesi için kullanılır. Mikrokredi girişimciliği teşvik eder ve bireyleri yoksulluk döngüsünü kırmaları için güçlendirir. Mikrofinans kurumları, düşük gelirli bireylerin ihtiyaçlarına göre uyarlanmış tasarruf hesapları sunmaktadır. Bu hesaplar, müşterilerin birikimlerini yatırabilecekleri ve faiz kazanabilecekleri güvenli bir yer sağlayarak tasarruf kültürünü ve finansal dayanıklılığı teşvik eder. Gelişmekte olan birçok ülkede bireyler, kendilerini yoksulluğun daha da derinlerine itebilecek hastalık, mahsul kıtlığı veya doğal afetler gibi çeşitli risklere karşı savunmasızdır. Mikrosigorta ürünleri, düşük gelirli hanelerin ihtiyaçlarına göre uygun fiyatlı sigorta teminatı sağlayarak bahsi geçen riskleri azaltmak için tasarlanmıştır. Mikrofinans kuruluşları genellikle havale hizmetlerini kolaylaştırarak, özellikle geleneksel bankacılık altyapısının eksik olduğu kırsal veya yetersiz hizmet alan bölgelerde bireylerin güvenli ve uygun maliyetli bir şekilde para gönderip almalarını sağlar. Ayrıca, para transferleri, fatura ödemeleri ve mobil bankacılık gibi ödeme hizmetleri sunarak müşterilere kolaylık ve erişilebilirlik sağlarlar. Mikrofinans kurumları, finansal ürünlerin yanı sıra, müşterilerini bilinçli finansal kararlar almaları, mali durumlarını etkin bir şekilde yönetmeleri ve nihayetinde finansal refahlarını iyileştirmeleri için gerekli bilgi ve becerilerle güçlendirmek üzere finansal eğitim ve kapasite geliştirme programları sunmaktadır (Dang & Vu, 2020). Üniversitelerin mikrofinansla ilişkisini eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme ve katılım boyutlarıyla ele almak mümkündür. Önceki bölümde de vurgulandığı üzere üniversiteler mikrofinansa ilişkin derslere müfredatlarında yer verebilmektedir. Ayrıca yaşam boyu öğrenme programları ve araştırma merkezleri kamu ve özel sektör temsilcilerine eğitimler verebilir. Araştırma boyutu öğretim üyelerinin akademik çalışmalarıyla gerçekleşmektedir. Öğretim üyelerinin mikrofinansa ilişkin teorik temel oluşturması, mikrofinans araçlarını tanıtması, yeni mikrofinans araçlarını geliştirmesi, bu araçların verimliliğinin ölçülmesi ve bu konuda algoritmalar oluşturulması araştırma boyutunun önemli uygulamalarıdır. (Liu vd., 2023). Ancak özellikle gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde üniversiteler katılımcı rolleriyle teorik birikimlerini kullanarak mikrofinans süreçlerine dahil olmaktadır. Vakalar incelendiğinde üniversitelerin mikrofinanstaki katılımcı rolleri 44 Yoksullukla Mücadele iki şekilde gerçekleşmektedir. Daha çok gelişmemiş ülkelerde uygulanan sistemde üniversitelerin bünyesinde mikrofinans bankaları kurulmakta ve bu bankalar başta öğrenciler olmak üzere bölge insanına mikrofinans hizmeti sunmaktadır. Bayero Üniversitesi Mikrofinans Bankası, Ahmadu Bello Üniversitesi Mikrofinans Bankası ve Uniben Mikrofinans Bankası bu tür mikrofinans kuruluşlarına örnektir (Bayero University, 2024; Ahmadu Bello University, 2024; University of Benin, 2024). Üniversitelerin mikrofinans süreçlerine katıldığı ikinci grup ise belirli bölgelere yine belirli dönemlerde gerçekleştirilen mikrofinans projeleridir. Georgetown Üniversitesi’nin Ashille Bölgesi’nin kalkınması için oluşturduğu mikrofinans projesi bu tarz projelere örnektir. Proje kapsamında bölge insanına mikrokredi sunulmuş, küçük ölçekli işletmeler desteklenmiş ve eğitim faaliyetleri gerçekleştirilmiştir (Georgetown University, 2024). SONUÇ Yoksulluk insanlığın mücadele ettiği önemli konulardan biridir. 20. yüzyıla kadar yalnızca fizyolojik ihtiyaçların giderilememesi olarak tanımlanan yoksulluk günümüzde daha ayrıntılı olarak sosyal ve kültürel boyutlarıyla ele alınmaktadır. Ayrıca yoksunluk çeken kişilerin desteklenmesi yerine bu kişilerin kendi ihtiyaçlarını giderebilmesi için yine çok boyutlu programların uygulanması günümüzde yoksullukla mücadelenin temel amacı olmuştur. Bu amaçla sosyal inovasyon yöntemleri geliştirilmiştir. Üniversiteler tarihte eğitim ve araştırma faaliyetleriyle öne çıkmış kurumlardır. Ancak üniversite kurumunun taşıdığı potansiyel gereği bu kurumlara teorik birikimlerini toplumsal konulardaki katılımcı rolleriyle kullanabileceği yeni görevler yüklenmiştir. Bu görevlerden biri de yoksullukla mücadeledir. Üniversiteler hem kendi ekosistemlerinde yer alan paydaşlara hem de diğer kişilere sunacakları hizmetlerle yoksullukla mücadele edebilir. Bu süreçte kullanılacak araçlardan biri de mikrofinans hizmetleridir. Mikrofinans hizmetleri geleneksel finansman hizmetlerinden yararlanamayan kişilerin ekonomik özgürlüklerini kazanmaları amacıyla sunulan finansman ve eğitim faaliyetleridir. Bu kapsamda üniversiteler öğrenci ve diğer paydaşlara mikrofinans, girişimcilik ve yoksullukla mücadele konusunda eğitimler verebilir. Öğretim üyeleri gerçekleştirecekleri akademik çalışmalarla mikrofinans konusunda teorik temelin oluşmasına fayda sunabilir. Üniversiteler disiplinlerarası çalışmalar, teknolojik ilerlemeler ve politika önerileri yoluyla yoksulluk problemine çözümler geliştirerek araştırma ve yenilikçiliği teşvik edebilir. Yine üniversiteler, yetersiz hizmet alan nüfuslara 45 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü kaynak, uzmanlık ve destek sunarak topluma erişim ve ortaklıklar kurmakta, böylece yerel ihtiyaçları ele almakta ve sosyoekonomik güçlenmeyi teşvik edebilmektedir. Son olarak, üniversiteler politika savunuculuğu ve liderliğine katkıda bulunmakta, kamusal söylemi şekillendirmekte, politika yapımını bilgilendirmekte ve yoksulluğun temel nedenlerini ele almak için yapısal değişiklikleri oluşturabilmektedir. Ayrıca, çalışma kapsamında üniversitelerin sosyal katılımcı rolleriyle mikrofinans faaliyetlerini gerçekleştirebileceği bir Mikrofinans Merkezi modeli sunulmuştur. Bu model dünyadaki örneklerinin aksine eğitim ve finansman faaliyetlerini birlikte sunan ve gelir kaynakları olan bir yapıya sahiptir. Bulunduğu bölgenin şartlarına göre farklı konularda uzmanlaşıp hizmet sunacak (tarım, dış ticaret, sanayi, sanatsal faaliyetler, sportif faaliyetler vb.) olan bu merkezler yoksullukla mücadelenin ötesinde Türkiye ekonomisinin kalkınmasında da önemli roller üstlenebilir. Üniversitelerin topluma katkı kapsamında yoksullukla mücadeledeki eğitim, araştırma ve katılımcı rolleri Mikrofinans Merkezleri kanalıyla yerine getirilebilir. Bu bölümde bir mikrofinans merkezi örneği paylaşılmıştır. Örnek modeldeki Mikrofinans Merkezi literatürde sıklıkla vurgulanan eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme ve toplumsal katılım faaliyetlerini yerine getirecek nitelikte olmalıdır. Dolayısıyla faaliyetler eğitim-öğretim, araştırma ve piyasaya katılım olmak üzere üçe ayrılabilir. Merkezin eğitim-öğretim faaliyetleri çerçevesinde tüm bilim dallarında eğitim gören üniversite öğrencileri için yoksullukla mücadele, mikrofinans ve girişimcilik temalı derslerin hazırlanması ve verilmesi mikrofinans konusundaki farkındalığın oluşturulması için önem taşır. Ayrıca yalnızca üniversite öğrencilerine değil kamu ve özel sektör paydaşlarına da özel eğitimler düzenlenebilir. Şekil 1. Mikrofinans Merkezi Faaliyetleri MİKROFİNANS MERKEZİ EĞİTİM-ÖĞRETİM ARAŞTIRMA PİYASA FAALİYETLERİ Mikrofinans Merkezi’nin önemli misyonlarından bir diğeri araştırma faaliyetleridir. Bu faaliyetler çerçevesinde mikrofinansa ilişkin yayınlar, ağırlanacak 46 Yoksullukla Mücadele misafir öğretim üyeleri ve kamu, piyasa, akademi üçlüsünü bir araya getirecek toplantılarla Merkez bünyesinde bilim dünyasına konuya ilişkin önemli eserler kazandırılmalı ve mikrofinans konusunda piyasa paydaşları ve kamunun farkındalığı artırılmalıdır. Özellikle alternatif mikrofinans yöntemleri, faizsiz finans araçları ve mikrofinans ilişkisi ve mikrofinansa ilişkin yeni model ve algoritmalar önemli çalışma alanlarıdır. Bu alanda yapılmış tüm akademik çalışmaları ve araştırmaları bir araya toplayacak veri tabanı oluşturulmalıdır. İlgililere akademik çalışmalarında önemli bir rehber olacak bu veri tabanı Mikrofinans Merkezi’ne olan ilgiyi de artıracaktır. Merkez bünyesinde yapılacak çalışmalarda ve piyasaya ilişkin faaliyetlerde başarının sağlanabilmesi için ilgili akademik personele mikrofinansa ilişkin teorik bilginin kazandırılması için sempozyum ve çalıştayların düzenlenmesi önemlidir. Merkezin piyasa faaliyetleri öğrencilerle kurulacak mikrofinans ilişkisi, diğer girişimcilerle kurulacak mikrofinans ilişkisi ve gelir getirici faaliyetler olmak üzere üçe ayrılır. Öğrencilerle kurulacak mikrofinans ilişkisi de kendi içinde ikiye ayrılmaktadır. Birinci grupta ihtiyaç sahibi öğrenciler için sağlanacak destekler bulunmaktadır. İkinci grupta ise girişimci olmak isteyen öğrenciler bulunacaktır. Girişimci olmak isteyen birçok üniversite öğrencisi finansman problemi ve yeterli rehberliğe sahip olamadığı için bu düşüncelerini hayata geçirememektedir. Kurulacak Mikrofinans Merkezi son sınıf öğrencilerine özel bir program hazırlayacaktır. Merkezin elde edeceği fonların bir kısmı mezun olacak ve kendi işini kurmayı düşünen öğrencilere mikrokredi olarak sunulacaktır. 4. sınıfa geçen öğrencilerden, sene başında proje öneri formu ve mülakatlar sonucunda uygun bulunacak öğrencilere kendi işlerini kurma fırsatı sunulabilir. Bu noktada Mikrofinans Merkezi sağlayacağı fonlar ile öğrencilerin finansman ihtiyacını, vereceği eğitim ve danışmanlıkla da proje yazımı ve işletme yönetimi konularında gerekli rehberliği sağlayacaktır. Şekil 2. Mikrofinans Merkezi Piyasa Faaliyetleri 47 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Piyasa faaliyetleri kapsamında merkez özel sektörde faaliyet gösteren ya da yeni bir iş kuracak girişimcilere finansal destek sunabilir. Bu girişimcilerin seçimi özel sektör ve akademiden temsilcilerin yer aldığı bir komisyonda değerlendirilip karara bağlanabilir. Seçilen girişimcilere uzun vadeli ve düşük taksitlerle mikrokrediler sağlanıp bu kredilerin kullanımı için eğitim şartı getirilebilir. Eğitim kapsamında temel işletmecilik, hukuk, sürdürülebilirlik, yabancı dil, dijitalleşme gibi dönemin gerektirdiği konularda eğitimler verilebilir. Merkezin gelir sağlayıcı faaliyetleri öncelikle KOSGEB, Kalkınma Ajansları, Bakanlıklar, melek yatırımcılar gibi kaynaklardan doğrudan ya da aracı olunmak suretiyle karşılanabilir. Merkezin bir diğer gelir kaynağı ise bağışlardır. Finansman sağlanan girişimcilerin geri ödemeleri, mikrofinans kullanıcılarından küçük meblağlarla oluşturulacak tasarruf hesapları ve mikro sigorta fonlarından alınacak paylar ve üniversitelerin kendi kaynakları (teknoparklar, sosyoparklar vb.), eğitim ve danışmanlık faaliyetleri merkezin önemli gelir kaynaklarıdır. KAYNAKÇA Adebayo, F. A. (2012). “University Education and Poverty Alleviation as Mechanisms for Enhancing Youth Development in Nigeria”, International Journal of Psychology and Counseling, 4(1), 1-5. Ahmadu Bello University. (2024). “Microfinance Bank”. https://abumfbank.com.ng, Erişim Tarihi: 12.05.2024. Aksoy, Z. & Gokdemir, O. & Şemin, İ. (2021). “Sağlık Öğrencilerinin İletişim, Empati ve Yaşlı Algısının Geliştirilmesinde Toplum Temelli Sağlık Uygulamasının Rolü: İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde Nitel Bir Çalışma”, Connectist: Istanbul University Journal of Communication Sciences, 61(33). Alpaydın, Y. (2008). “Türkiye’de Yoksulluk ve Eğitim İlişkileri”, İlem Yıllık, 3(3), 49-64. Arzova, S. B. & Şahin, B. Ş. (2021). “Covid 19’un Yarattığı Ekonomik Etkilerle Mücadelede Felsefesi, Araçları ve Karakteristik Özellikleriyle İslami Finansman Modelinin Rolü”, Bilimname, 2021(44), 451-489. ASBÜ Sosyokent. (2024). “Hakkımızda”. https://www.asbusosyokent.com, Erişim Tarihi: 04.05.2024. Ashta, A. & Couchoro, M. & Musa, A. S. M. (2014). “Dialectic Evolution through the Social Innovation Process: From Microcredit to Microfinance”, Journal of Innovation and Entrepreneurship, 3, 1-23. Ateş, M. (2023). “Role of Social Innovation in Alleviating Poverty and Achieving Sustainable Development”, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 25(2), 617-63. Bayero University. (2024). “Microfinance Bank”. https://buk.edu.ng/node/102, Erişim Tarihi: 12.05.2024. 48 Yoksullukla Mücadele Benneworth, P. & Cunha, J. (2015). “Universities’ Contributions to Social Innovation: Reflections in Theory & Practice”, European Journal of Innovation Management, 18(4), 508-527. Bhatt, P. & Ahmad, A. J. & Roomi, M. A. (2016). “Social Innovation with Open Source Software: User Engagement and Development Challenges in India”, Technovation, 52, 28-39. Boussetta, A. (2022). “Microfinance, Poverty and Education”, Comparative Economic Studies, 64(1), 86-108. Boz, Ç. (2012). “Adam Smith ve Amartya Sen”, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 14(3), 71-96. Buera, F. J. & Kaboski, J. P. & Shin, Y. (2021). “The Macroeconomics of Microfinance”, The Review of Economic Studies, 88(1), 126-161. BÜMED. (2024). “Burslar”. https://www.bumed.org.tr/burslar/, Erişim Tarihi: 25.04.2024. Chankseliani, M. & McCowan, T. (2021). “Higher Education and the Sustainable Development Goals”, Higher Education, 81(1), 1-8. Çetin, İ. (2020). “Yoksulluk ve Yoksulluk Göstergeleri: Türkiye ve OECD Ülkeleri Üzerine Bir Karşılaştırma”, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 22(2), 510-532. Dang, T. T. & Vu, H. Q. (2020). “Fintech in Microfinance: A New Direction for Microfinance Institutions in Vietnam”, Asian Journal of Business Environment, 10(3), 13-22. Ela, M. & Coşkun, S. (2023). “Çevresel Etkili Tahviller: Genel Bir Bakış”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, (51), 67-81. Ezeji, H. A. & Ugwoke, E. O. & Edeh, N. I. & Okanazu, O. O. (2015). “Business Education: A Tool for Poverty Alleviation in Enugu State”, American Journal of Industrial and Business Management, 5(9), 601-609. Georgetown University. (2024). “Microfinance in Ashville”. https://sips.georgetown. edu/microfinance-in-ashville/, Erişim Tarihi: 10.05.2024. Ghys, T. (2017). “Analysing Social Innovation through the Lens of Poverty Reduction: Five Key Factors”, European Social Innovation Review, 2(2), 1-14. Gupta, P. K. & Sharma, S. (2023). “Literature Review on Effect of Microfinance Institutions on Poverty in South Asian Countries and Their Sustainability”, International Journal of Emerging Markets, 18(8), 1827-184. Hoecht, A. & Trott, P. (2006). “Innovation Risks of Strategic Outsourcing”, Technovation, 26(5-6), 672- 681. İTÜ. (2024). “Sosyal İnovasyon Merkezi”. https://sim.itu.edu.tr, Erişim Tarihi: 04.05.2024. Jang, S. & Jeon, J. (2022). “Sustainable Development of Fair Trade Towns in Korea: Collaborative Governance of Social Innovation” Sustainability and Climate Change, 15(4), 256-271. Juliani, D. P. & Silva, A. & Cunha, J. & Benneworth, P. (2017). “Universities' Contributions to Sustainable Development's Social Challenge: A Case Study of A Social Innovation Practice”, International Journal of Social Ecology and Sustainable Development (IJSESD), 8(3), 1-18. 49 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Kelley School of Business. (2024). “Courses: BUS-L 318 Business and Poverty Alleviation”. https://kelley.iu.edu/faculty-research/courses/course.html?ID=BUSL318-535, Erişim Tarihi: 05.05.2024. Korkmaz, T. & Bayramoğlu, M. F. (2007). “Yoksullukla Mücadelede Mikrofinans Modeli ve Mikrofinans Kuruluşlarının Finansal İşlevleri”, Muhasebe ve Finansman Dergisi, (34), 98-113. Liu, A. & Urquía-Grande, E. & López-Sánchez, P. & Rodríguez-López, Á. (2023). “Research into Microfinance and ICTs: A Bibliometric Analysis”, Evaluation and Program Planning, 97, 102215. Mahmuda, I. & Baskaran, A. & Pancholi, J. (2014). “Financing Social Innovation for Poverty Reduction: A Case Study of Microfinancing and Microenterprise Development in Bangladesh”, Science, Technology and Society, 19(2), 249-273. Martínez-Virto, L. & Pérez-Eransus, B. (2021). “The Role of the Public University of Navarre in Achieving the 1st SDG for the End of Poverty”, Sustainability, 13(17), 9795. Memiş, H. (2014). “Küreselleşme ve Yoksulluk İlişkisi”, Akademik Yaklaşımlar Dergisi, 5(1), 144-161. Milton, S. & Barakat, S. (2016). “Higher Education as the Catalyst of Recovery in Conflictaffected Socieies”, Globalisation, Societies and Education, 14(3), 403-421. Morawska-Jancelewicz, J. (2022). “The Role of Universities in Social Innovation within Quadruple/Quintuple Helix Model: Practical Implications from Polish Experience”, Journal of the Knowledge Economy, 13(3), 2230-2271. Nogueira, S. & Duarte, F. & Gama, A. P. (2020). “Microfinance: Where Are We and Where Are We Going?”, Development in Practice, 30(7), 874-889. Okan Üniversitesi. (2024). “Araştırma Merkezlerimiz”. https://www.okan.edu.tr/ arastirma/sayfa/922/iletisim-bilgileri/, Erişim Tarihi: 02.05.2024. Özdevecioğlu, M. & Cingöz, A. (2009). “Sosyal Girişimcilik ve Sosyal Girişimciler: Teorik Çerçeve”, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, (32), 81-95. Reddick, R. J. & Welton, A. D. & Alsandor, D. J. & Denyszyn, J. L. & Platt, C. S. (2011). “Stories of Success: High Minority, High Poverty Public School Graduate Narratives on Accessing Higher Education”, Journal of Advanced Academics, 22(4), 594-618. Rungfamai, K. (2019). “State, University, and Society: Higher Educational Development and University Functions in Shaping Modern Thailand”, Higher Education, 78(1), 149-164. Sakarya Üniversitesi Topluma Katkı ve Sürdürülebilirlik Koordinatörlüğü. (2024). “Faaliyetlerimiz”. https://tokas.sakarya.edu.tr, Erişim Tarihi: 06.05.2024. Sakarya, Ş. (2008). “Yerel Kalkınmanın Finansal Dinamiği: Mikro Finans ve Türkiye’deki Gelişmeler”, Muhasebe ve Finansman Dergisi, (37), 98-107. Shava, G. N. & Nkengebeza, D. & Phuthi, N., Mpuang, K. D. & Alava, J. (2021). “Achieving Sustainable Development Goal (SDG) 4 on Quality in Education Challenges and Opportunities, Experiences from Southern African (SADC) Universities”, International Journal of Research and Innovation in Social Science, 5(07), 559-573. 50 Yoksullukla Mücadele Sanz, R. & Peris, J. A. & Escámez, J. (2017). “Higher Education in the Fight against Poverty from the Capabilities Approach: The Case of Spain”, Journal of Innovation & Knowledge, 2(2), 53-66. Springle, N. & Li, B. & Soma, T. & Shulman, T. (2022). “The Complex Role of Single-use Compostable Bioplastic Food Packaging and Foodservice Ware in A Circular Economy: Findings from A Social Innovation Lab.”, Sustainable Production and Consumption, 33, 664-673. Tilak, J. B. (2002). “Education and Poverty”, Journal of Human Development, 3(2), 191207. Tilak, J. B. (2010). “Higher Education, Poverty and Development”, Higher Education Review, 42(2), 23-45. United Nations. (2016). “The Sustainable Developments Goals Report”. https://unstats.un.org/sdgs/report/2016/, Erişim Tarihi: 22.05.2024. University of Benin. (2024) “Uniben Microfinance Bank”. https://unibenmicro financebank.com, Erişim Tarihi: 12.05.2024. University of Oxford. (2024). “Oxford Poverty and Human Development Initiative”. https://podcasts.ox.ac.uk/series/oxford-poverty-and-human-development-initiative, Erişim Tarihi: 05.05.2024. University of Philippines. (2024). “Impact Assessment and Poverty Alleviation Course: Focus on Technology and Capacity Development Course”. https://fmds.upou. edu.ph/academics/cep/hsd-cluster/iapac/, Erişim Tarihi: 05.05.2024. Valenzuela-Zubiaur, M. & Torres-Bustos, H. & Arroyo-Vázquez, M. & Ferrer-Gisbert, P. (2021). “Promotion of Social Innovation through Fab labs. The Case of ProteinLab UTEM in Chile”, Sustainability, 13(16), 8790. Yıldırım, Ö. A. M. (2011). “Dünyada ve Türkiye’de Yoksulluğun Analizi”, Niğde Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 4(2), 60-76. Yıldız Teknik Üniversitesi Vakfı. (2024). “Vakıf Hakkında”. https://www.ytuv.org, Erişim Tarihi: 25.04.2024. 51 BÖLÜM 2 EKONOMİK BÜYÜME VE KALKINMA Çiğdem Gürsoy * ÖZET Doğal olmayan ölçüdeki karbon salınımı her ne kadar zorunlu ihtiyaçların üretilmesi sürecinde başlasa da Sanayi Devrimi’nden bu yana artan üretim ve gelişen teknolojilerle birlikte doğal kaynakların tükenme hızı ve karbon salınımı giderek artmaktadır. Gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri adına kaynak kıtlığına acil çözüm bulunması gereğinden yola çıkılarak Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları belirlenmiştir. Amaçların alt başlıklarında bir yandan ekonomik büyüme ve kalkınmanın sürdürülebilir kılınması istenirken öte yandan kaynakların sorumsuzca harcanmaması beklenmektedir. Bu aşamada artık Dünya’nın üretim ve tüketim süreçlerinin gerçekleştirildiği Doğrusal Ekonomi modelinden diğer bir deyişle “kaynağından çıkar-üretkullan-at” sürecinden farklı bir ekonomik üretim ve tüketim sürecine girmesi beklenmektedir. Döngüsel Ekonomi olarak kavramsallaştırılmış bu süreçte üretim döngüsündeki tüm materyallerin birkaç kez kullanımı söz konusudur. Döngüsel ekonomide kaynak verimliliği, gereksiz tüketimi azaltmak, israfı önlemek, yeniden kullanmak, kiralamak, paylaşmak kavramları ön plandadır. Konu hakkında farkındalık oluşturmak ve bilinç düzeyini yükseltmek eğitim kurumlarına özellikle de yükseköğretim kurumlarına düşmektedir. Çalışmada, yükseköğretim kurumlarının öncelikle müfredat çalışmalarından bahsedilmiş, sonrasında üniversitelerin araştırma merkezlerinde gerçekleştirilen Ar-Ge ve inovasyon faaliyetleri sayesinde sürdürülebilir büyüme ve kalkınma için farkındalık ve bilinç yaratmadaki rolleri tartışılmıştır. Hemen ardından konunun topluma katkı boyutunda Sivil Toplum Kuruluşları, özel ve devlet kurumları arasındaki iş birliklerini nasıl geliştirebilecekleri örneklenerek her bölüm için politika önerilerinde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, Döngüsel Ekonomi, Büyüme ve Kalkınma, Yükseköğretim Kurumları, Eğitim ve Öğretim * Doç. Dr.; İstinye Üniversitesi, İ.İ.S.B.F., Ekonomi Bölümü;
[email protected]; Orcid: 0000-0001-9292-1963 53 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü ECONOMIC GROWTH AND DEVELOPMENT ABSTRACT Although unnatural levels of carbon emissions began in the process of producing essential needs, since the Industrial Revolution, the rate of natural resource depletion and carbon emissions has been steadily increasing along with increased production and advancing technologies. The Sustainable Development Goals (SDGs) have been established based on the necessity to urgently find solutions to resource scarcity in order to meet the needs of future generations. While on the one hand, the sub-goals aim to ensure that economic growth and development are sustainable, on the other hand, it is expected that resources are not irresponsibly consumed. At this stage, it is expected that the world will shift from the Linear Economy model, in other words, the “extract from source-produceuse-throw away” process, to a different economic production and consumption process. In this process, conceptualized as the Circular Economy, all materials in the production cycle are used several times. In the circular economy, concepts such as resource efficiency, reducing unnecessary consumption, preventing waste, reusing, renting, and sharing are prioritized. It is the responsibility of educational institutions, especially higher education institutions, to raise awareness and increase the level of consciousness on the subject. In this study, curriculum efforts in higher education institutions are initially discussed, followed by an examination of the role of universities in creating awareness and consciousness for sustainable growth and development through R&D and innovation activities carried out in their research centers. Immediately afterwards, how the cooperation between Civil Society Organizations, private and public institutions can be developed in terms of contribution to society is exemplified and policy recommendations are made for each section. Keywords: Sustainable Development Goals, Circular Economy, Growth and Development, Higher Education Institutions, Education and Training 54 Ekonomik Büyüme ve Kalkınma GİRİŞ Sürdürülebilirlik kavramının gündelik hayata geç fakat hızlı girişinin ardında, sadece çevrenin kirlenmesi değil, son yıllarda özellikle doğal kaynakların tükenmeye başlamasının farkındalığı ile oluşan panik dürtüsü yatmaktadır. Tarihsel veriler incelendiğinde kaynakların azalması, karbon salınımı ve çevre kirlenmesinin bugünün konusu olmadığı görülmektedir. Sanayi Devrimi ile başlayan II. Dünya Savaşı’ndan sonra artarak devam eden kaynakların hiç tükenmeyecekmiş gibi bilinçsizce kullanımı başta iklim krizi ve kıtlık olmak üzere yeryüzünü tehdit eden pek çok olumsuzluğa sebep olmuştur (Hughes, 2019: 162163). Savaş sonrasında 1950-60’larda hızlı artan nüfusun yiyecek ihtiyaçlarını karşılamak için ortaya atılan çözüm Yeşil Devrim olarak bilinmektedir. 1980’lere gelindiğinde Meksika’dan başlayarak, Hindistan ve Orta Doğu’da pek çok kişinin hayatta kalmasını sağlayan Yeşil Devrim’in aslında pek de sanıldığı gibi yeşil olmadığı konuşulmaya başlamıştır. Daha fazla ürün elde etmek için kullanılan pestisitler ve kimyasal gübreler ile sulu tarıma geçişle birlikte çevresel problemler hissedilir hale gelmiştir. Bu yıllardan sonra gıda üretim şekli, sanayileşme hızı, nüfus artışı ve çevre kirlenmesi düzeyi ve yenilenemeyen doğal kaynakların tükenme hızı giderek artmıştır (Teksöz, 2014: 75). Tamamen insan eliyle üretilmiş bu gidişata dur demenin yolu kişilerin üretim ve tüketim alışkanlıklarını değiştirerek ihtiyaç hissedilmedikçe tüketimden vazgeçirmek ve ihtiyaç kadar üretmek olmalıydı. Diğer bir değişle büyüme hızı “0” olmalıydı. 1972’de düzenlenen ‘İnsan ve Çevre Konferansı’ sonuç bildirgesinde çevrenin taşıma kapasitesine dikkat çekilirken, kaynak kullanımında gelecek nesillerin haklarının korunması ve sosyoekonomik gelişmenin çevre ile bağlantılı olması gereğine vurgu yapılmıştır. Ayrıca, kalkınma ile çevrenin ayrılmaz bir bütün olduğunun altı çizilerek tüm bu ilkelerin sürdürülebilirlik düşüncesinin temel dayanakları olduğu belirtilmiştir (Teksöz, 2014: 77). Dünyanın bugünkü durumunda aradan geçen 52 senenin sonunda dikkat çekilen tehditler ve risklerin ne kadar yerinde olduğu anlaşılmaktadır. 21. yüzyılın ikinci çeyreğine yaklaşırken bahsi geçen tehditler ve riskler kalkınmış ya da kalkınmakta olan ülke ayrımı yapmadan tüm dünyayı etkisi altına almaya devam etmektedir. Her ne kadar dünya kaynaklarından faydalanan ve bitişinde önemli rol oynayan günümüzün kalkınmış ülkeleri olsa da tehditlerle savaşmak tüm dünyanın meselesi haline gelmiştir. Sorunların tehlike çanları çalmaya başlamadan önce fark edilmesine rağmen neden göz ardı edildiği meselenin bir diğer tartışma konusudur. Tam da bu süreçte sürdürülebilirlik başlıklı uygulama ve projeler, kaynaklarını tükettiğimiz ve kıtlıkla savaşan dünya ile 55 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü yüzleştiğimiz günlerde ortaya konmaya başlanmıştır. Kaynak kıtlığı denildiğinde akla ilk gelen hammadde yetersizliği ile üretim ve tüketim davranışları olduğu için ekonomi bilimi ön plana çıkmaktadır (Hahnel, 2014:14-20). Kıt kaynakları verimli kullanabilmek de dahil olmak üzere birçok küresel sorun ile ilgili ortak hedefleri ortaya koyan Birleşmiş Milletlerin (BM) 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) da yine ekonomik öğelerin sürdürülebilirlik ile ilgili küresel ilerlemede vazgeçilmezliğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu aşamada kitap bölümünün başlığı olan büyüme ve kalkınma kavramlarına kısaca değinmek gerekmektedir. Büyüme bir ülkede üretilen nihai mal ve hizmet gelirlerinin toplamı iken kalkınma eğitim, sağlık, adalet, demokrasi gibi kavramları içeren refah seviyesi göstergesidir. Ülkeler sürdürülebilir bir büyüme hızı yakalamış olsa dahi gelir eşitsiz dağıtılıyorsa kalkınmadan söz edilemez. SKA 8’de “İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme”nin neden önemli olduğu açıklanırken; yoksulluğun, düzenli ve iyi ücrete sahip olunan işler sayesinde giderilebileceği belirtilmiştir. Diğer bir deyişle yoksulluğun giderilebilmesi üretimin artması ve ekonomik büyüme ile mümkündür. Üretim artışı, her yıl artan genç nüfusa yeni istihdam alanları açmak için bir vesiledir. Bu kapsamda dünyada her yıl yaklaşık 30 milyon yeni iş yaratılması gerekmektedir. Verilerden anlaşıldığı üzere çalışmaların hızlandığı 2016 yılı ile hedef yılı 2030 arasında 470 milyon yeni işe ihtiyaç duyulmaktadır (Küresel Amaçlar 8, 2024). Bu aşamada daha fazla istihdamın yanı sıra hali hazırda istihdamda bulunan kişilerin adil ücret, iş yeri güvenlik şartları, aile bireyleri için sosyal koruma koşulları iyileştiğinde kişisel gelişimlerine daha fazla vakit ayıracaklarından ve sosyalleşme imkânları artacağından kalkınma için gereken ortamlar da yaratılmış olacaktır. Anlaşılan o ki demokratik hak ve özgürlüklerin de içinde bulunduğu temel toplumsal sözleşmelerin yürürlükte olduğu bir sisteme diğer bir deyişle kapsayıcı kurumlara ihtiyaç vardır. Kapsayıcı kurumlar; özel mülkiyeti korur, tarafsız yargı sistemini tesis eder, toplumun tüm kesimlerinin mübadele ve sözleşme yapabileceği ortamı sağlar, yeni iş alanları açılmasının önündeki engelleri kaldırır, insanların kendi kariyer tercihlerini yapabildikleri sistemi kurar, insanların yetenek ve becerilerini en iyi şekilde kullanmalarını sağladığı için geniş halk kitlelerinin iktisadi faaliyete katılmasına olanak verip teşvik eder (Acemoğlu & Robinson, 2013). Önce büyüme, sonrasında kalkınma için özellikle bağımsız ve kapsayıcı kurumlara ihtiyaç olduğunun bir kez daha altı çizilmelidir. Teorik bilgilerin, denetleyici ve düzenleyici politikaların sürdürülebilirlik çalışmalarına entegre edilebilmesinin yolu eğitimden 56 Ekonomik Büyüme ve Kalkınma geçmektedir. Konu ile ilgili farkındalık kazandırılması, sorumlu üretim ve tüketime katkı sağlanması, doğal kaynak kullanımı ve israfın azaltılması noktasında eğitim sistemine ve ülkelerin kalkınmasındaki itici güçlerinden dolayı eğitmenlere büyük görev düşmektedir. Her ne kadar kitabın başlığı “Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü” olsa da sorumlu üretim ve tüketimin yaşam tarzı haline gelebilmesi için eğitimlerin ivedilikle ilk ve ortaöğretime hatta okulöncesi eğitime yayılması gerekmektedir. Bu sayede yükseköğretime gelemeden eğitim hayatını bitirmek zorunda kalanların konu hakkında temel bilgiler edinmesi sağlanmalıdır. Yükseköğretime erişme imkânı bulamayan kişiler çalışma hayatlarına çoğunlukla Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerde (KOBİ) başlamaktadırlar. Bu işletmeler katma değer yaratma ve istihdam sağlamalarının yanı sıra ülke gelirlerinin artmasında ve ekonomik refahın tabana yayılmasında önemli yere sahiptir. Türkiye’deki işletmelerin %99,7’sini oluşturan KOBİ’ler istihdamda da %70,6 paya sahiptir (TÜİK, 2024a). Fark edildiği üzere KOBİ’ler bazında sürdürülebilirlikle ilgili bilinçlendirme faaliyetlerinin aciliyeti ve önemi ortadadır. Bu durumda KOBİ’ler için SKA’lara ulaşmak adına alınması gereken önlemler ve yapılması gerekenler, üniversiteler aracılığı ile gerçekleşebilir. Bu sayede yükseköğrenimini uzun sene önce bitirmiş kişilerin yanı sıra son yıllarda mezun olup konu ile ilgili bilgi almamış kişilere de ulaşmak mümkündür. Bu kapsamda kitap bölümünün amacı sürdürülebilir büyüme ve kalkınma yolunda yükseköğretim kurumlarının rolünü ortaya koymaktadır. Üç bölüm halinde planlanan çalışma, konusu itibarıyla eğitim ve kalkınma ağırlıklı olduğundan, daha ziyade SKA 4 ve SKA 8’in alt hedeflerinden hareketle planlansa da gerektiğinde eşitsizlikler, kurumlar ve ortaklıklar başlıklarına da dikkat çekilmiştir. İlk bölümde sürdürülebilirlik, büyüme ve kalkınma kavramları detaylandırılarak Dünya’nın konuştuğu yeni bir ekonomik paradigma sürecinden bahsedilmiştir. Sonrasında Türkiye’nin büyüme ve kalkınma yolunda çözüm bulması gereken önemli konularından biri olan iş gücüne katılım oranları irdelenerek değişim ve dönüşüm sürecinde alınması gereken tavırlar vurgulanmıştır. Eğitim öğretim aşamasında ise Türkiye ve Dünya’daki üniversitelerin konuya yaklaşımı, müfredat değişimleri, yeni dersler ve ders içeriklerinin değişmesi gerektiğine dikkat çekilmiştir. İkinci bölümde konunun Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge) ve inovasyon boyutuna değinilerek üniversitelerin araştırma merkezleri, lisansüstü eğitimler, sempozyumlar ve yarışmalarla öğrencilerin katılım sağlayabileceği ortamları nasıl yaratabilecekleri tartışılmıştır. Üçüncü bölümde ise, üniversite, kamu, özel sektör ve Sivil Toplum 57 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Kuruluşlarının (STK) iş birliğinin sürdürülebilir büyüme ve kalkınmaya sağladıkları katkılardan bahsedilerek konu hakkında önerilerde bulunulmuştur. Bu kapsamda STK ve özel kuruluşların çalışmalarından örnekler verilmiştir. 1. EĞİTİM-ÖĞRETİMDE EKONOMİK BÜYÜME VE KALKINMA 1.1. Büyüme ve Kalkınmada Sürdürülebilirlik ve Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Sürdürülebilirlik kavramının ortaya çıkışında en önemli etkenlerden biri; yenilenemeyen doğal kaynakların hızla azalması sonucu gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılama noktasındaki zorluklardır. Kaynakların bu kadar hızlı tüketilmesinin altında üretim ve tüketim ihtiyaçlarının karşılanmasında geçmişten bugüne uygulanmakta olan doğrusal ekonomi modeli bulunmaktadır. Geleneksel ekonomi ya da Ortodoks ekonomi modeli olarak da bilinen bu sistem, mümkün olduğu kadar çok ürün üretilip tüketilmesi üzerine kurgulanmıştır. Doğal kaynakların çıkarılmasını takiben üretim ve tüketimin her aşamasında ortaya çıkan karbon salınımının göz ardı edilerek ilerlenen bu sistemde tüketimin son aşamasında ürünler atık olarak görülmektedir (Fidan & Gürsoy, 2021: 91). Sürdürülebilirlik kavramının ortaya çıkmasından sonra artık geleneksel üretimde “kaynağından çıkar-üret-kullan-at” yönteminin bırakılıp yerine döngüsel ekonomi olarak kavramsallaştırılan “kaynağından çıkar-üret-kullan-atıkları yeniden hammaddeye dönüştür” yöntemine geçilmiştir. Aslına bakıldığında doğrusal ekonomiden döngüsel ekonomiye geçiş oldukça önemli bir ekonomik paradigma değişimidir. Bu kapsamda, daha az kaynakla daha fazla ürün üretmek, gereksiz tüketimi azaltmak, israfı önlemek, yeniden kullanmak, kiralamak, paylaşmak kavramlarını yaşam biçimlerimize ve iş hayatımıza adapte etmemiz gerekmektedir. Teknik ve biyolojik malzemelerin değer çemberi boyunca sürekli akışının sağlandığı döngüsel ekonomi modeli SKA’ların tamamıyla ilişkili olduğu için bu modele geçiş yapmadan sürdürülebilir ekonomik büyüme ve kalkınmayı sağlamak oldukça zor, neredeyse imkânsızdır. Değer çemberindeki akışın tamamlanması için, ürün ve malzemeleri kullanımda tutmak, atık ve kirliliği ortadan kaldırmak, doğal sistemlerin rejenerasyonunu sağlamak gereklidir (Özuyar & Gürsoy, 2021: 317, 318). Döngüsel ekonomi konusunda Dünya’da 2000’lerin başından beri hareketlenen çalışmalar 2015’ten bu yana daha yoğun ele alınsa da henüz yeterli seviyeye gelmemiştir. Türkiye’de ise konuyla ilgili 2021’in Aralık 58 Ekonomik Büyüme ve Kalkınma ayında yapılan literatür taramasında görüleceği üzere akademik çalışmalar 2016’da başlamakla beraber detaylı bir yol haritası henüz oluşturulamamıştır (Özuyar & Gürsoy, 2021) 1. Dahası, kavram oldukça geç kalınmış şekilde ilk kez 12. Kalkınma Planı’nda ele alınmıştır (T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2024). Döngüsel ekonomi alanında henüz yolun başında bulunan Türkiye’de SKA ile eş zamanlı olarak döngüsel ekonomi eğitiminin ivedilikle başlatılması gereği ortadadır. 1.2. Eğitimin Sürdürülebilir Büyüme ve Kalkınmaya Etkisi Eğitimin sürdürülebilir büyüme ve kalkınmaya etkisi, “SKA 4 Nitelikli Eğitim” başlığı ile ilişkilendirilerek hazırlanmıştır. Nitelikli eğitimde, herkesin eğitim imkânına ulaşması ve bunu yaşam boyu sürdürebilmesi söz konusudur. Sürdürülebilir büyüme ve kalkınmanın temel meselelerinden biri istihdamı artırarak nitelikli/katma değerli ürünler üretilmesini sağlamaktır. Yapılan çalışmalarda bir öğrenim kurumuna kaydı olmayan çocukların yarısından fazlasının büyüme ve kalkınmada dünyanın geri kalmış bölgelerinden biri olan ve aynı zamanda oldukça genç bir nüfusa sahip olan Sahra Altı Bölgesi’nde yaşadığı tespit edilmiştir. Bir diğer araştırmaya göre 2030 yılında eğitim imkânı sağlanması gereken 3-15 yaş arası nüfusun 444 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Bu da günümüze göre 2,6 kat artış anlamına gelmektedir (Küresel Amaçlar 4, 2024). Sürdürülebilir büyümenin eğitimle, eğitimin de sürdürülebilir büyüme ve kalkınmayla bağlantılı olması gereği ortadadır. Bu savımızı destekleyen bir çalışmada; 2018’de UNESCO’nun liderliğinde başlatılan “Sürdürülebilir Kalkınma İçin Eğitimin Önemi” (ESD) girişiminde SKA’ların neredeyse tamamının eğitim ile ilişkili olduğuna vurgu yapılmıştır. Satır aralarında öğrencilerin sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunmalarını sağlayan bilgi, beceri, değer ve tutumları kazanmaları için eğitim sisteminin değişmesi gerektiği savunulmuştur (Bayhantopçu & Özuyar, 2023: 3). 1 Konuyla ilgili son tarihi 02.10.2021 olan literatür taramasında, ilk kitap 2016, makale ile doktora tezi 2018 ve yüksek lisans tezi 2019’da yayınlanmıştır. Toplamda 8 kitap, bitmiş ve devam eden toplam 20 tez ve 34 makale yayınlanmıştır. 02.10.2021-30.06.2024 tarihleri arasında yapılan tez taramasında ise 18 tez bitirildiği 13 tanesinin hazırlanma aşamasında olduğu tespit edilmiştir. 59 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü 2030’a kadar bütün gençlerin ve hem kadın hem de erkek olmak üzere yetişkinlerin büyük bir bölümünün okuryazar olmasının ve matematiksel beceriler kazanmasının güvence altına alınması. Türkiye’nin büyüme ve kalkınmasının önündeki engellerden biri iş gücüne katılım ve istihdam meselesidir. TÜİK’in iş gücü istatistiklerine göre 2022 yılında 15 ve daha yukarı yaştaki nüfusun iş gücüne katılma oranının %53,1 olduğu görülmektedir. Nüfusun neredeyse yarısının iş gücüne katılmadığı bir ekonomide istenilen seviyede büyüme ve kalkınma olamayacağı gibi var olan yapının sürdürülebilir kılınmasında da ciddi sıkıntılar olacağı muhakkaktır. İş gücü cinsiyete göre incelendiğinde ortada büyük bir eşitsizliğin olduğu görülmektedir. Kadınların iş gücüne katılım oranı %35,1, erkeklerin ise %71,4 olduğu tespit edilmiştir. İstihdam oranları ise erkeklerde %65, kadınlarda %30,4’ü göstermektedir (TÜİK, 2024b). Çalışma yaşındaki nüfusun yaklaşık yarısının iş gücü dışında olduğu, üstelik kadınların erkeklerin yarısı kadar istihdam edildiği bir ülkede sürdürülebilir büyüme ve kalkınma hedeflerine erişilmede şüphesiz ki büyük zorluklar olacaktır. Grafik 1. Cinsiyet ve Eğitim Durumuna Göre İşgücüne Katılma Oranı, 2022 Kaynak: TÜİK, 2024c Eğitim durumuna göre iş gücüne katılımları gösteren Grafik 1’de, yükseköğretim mezunu kadınların iş gücüne katılma oranı %68,8, erkeklerin oranı 60 Ekonomik Büyüme ve Kalkınma ise % 85,1 olmuştur (TÜİK, 2024c). Yükseköğrenim dışında kalan eğitim seviyelerinde yine neredeyse kadın erkek arasında iki kat kadar fark bulunmaktadır. Genelde istihdamın özelde ise kadın istihdamının azlığı Türkiye’nin en bol üretim faktörü olan emeğin verimsiz kullanımına sebep olmaktadır. TÜİK verilerinden hareketle ülkede 15+ nüfusu yaklaşık 62 milyon olarak aldığımızda büyüme için gerekli mal ve hizmet üretiminin gerçekleştirilmesi aşamasında her gün 31 milyon nüfusun emeği değerlendirilememektedir. Kadınların iş gücüne katılımları konusunun birebir işlenebileceği derslerden birisi coğrafyadır. Ekonomi bölümlerinde yer verilmesi gerekli derslerden biri olan fakat son yıllarda unutulan Coğrafya ve Bölgesel Ekonomi derslerinde büyüme ve kalkınma bahsiyle ilgili kişinin ülkesinin kaynaklarını bilmesi, ekonomik varlığını, potansiyelini ve sorunlarını tanıması beklenmektedir. Kadınların iş gücüne katılımının bölgesel olarak ele alınmasının önemine de vurgu yapılabilecek derslerde; ekonomi boyutu altında yer alan göstergelerin özellikle ekonomik coğrafya kapsamına girebilecek bir içeriği de kapsadığı, bununla birlikte coğrafya yönü ağır basan bazı göstergelerin üzerinde uzlaşılmadığı tespit edilmiştir. Coğrafya, ekonomi okuryazarı olan bir kişinin genel kültür açısından donanım sahibi olması beklenen bir alan olarak kabul görmesine rağmen üzerinde uzlaşılan maddeler daha çok ekonomi disiplini içerisinden dile getirilen sayısal ifadelerdir. Özellikle üzerinde bir uzlaşma sağlanamadığı için ekonomi tarihi, ve bölgesel gelişme boyutundaki göstergelerin coğrafya dersi kapsamından çıkarılmasıyla ekonomi bilgisinin farklı disiplinlerin etkisinden olabildiğince arındırıldığı gözlenmektedir (Yıldırım & Öztürk, 2021: 721). Bahsi geçen derslerin müfredata seçmeli ders şeklinde de olsa eklenmesi öneriler arasındadır. İş gücüne katılım ve istihdam konusu, dünyanın diğer ülkelerinde de kalkınmanın sürdürülebilirliği açısından oldukça önemli olduğu için SKA 5 ve SKA 10’un birebir hedefindedir. Bu kapsamda tüm amaçların birbiriyle ilişkilisi bir kez daha örneklenmiştir. Ülkedeki kadın-erkek istihdamı arasında farkın öğrencilere sıklıkla hatırlatılması için iş gücü verilerinin ve tabi ardından SKA ile ilişkisinin ele alınmasını mümkün kılacak içeriklerin eklenebileceği pek çok ders bulunmaktadır. ‘Büyüme ve Kalkınma’, ‘Türkiye Ekonomisi’, ‘Makro ve Mikro Ekonomi’, ‘Ekonomiye Giriş’, ‘Bölgesel Ekonomi’, ‘İktisat Tarihi’, ‘İktisat Sosyolojisi’, ‘İktisat Felsefesi’, ‘Kamu Ekonomisi’, ‘Davranışsal Ekonomi’ bu derslerden bazılarıdır. Bahsi geçen derslerin çoğu ekonomi bölümleri tarafından servis dersi olarak da verildiği için içeriklerinin hafifleterek farklı bölümlere kolaylıkla entegre etmek mümkündür. 61 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü İstinye Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları lisans bölümüne verilen ‘Gastroekonominin Temel İlkeleri’ dersinin içeriklerine eklenen istihdam verileri ile bir haftalık Döngüsel Ekonomi konusu öğrencilerin oldukça dikkatini çekmiştir. Aynı şekilde lisansüstü seviyesinde ‘Gastronomide Sürdürülebilir Kalkınma’ dersinin içeriği SKA’lardan hareketle hazırlanmıştır (Gürsoy & Özer, 2022). Sağlık Yönetimi’nin lisans ve yüksek lisans bölümlerinin müfredatında bulunan ‘Sağlık Ekonomisi’ derslerinde de aynı konulara dikkat çekilmektedir. Yine Ekonomi Bölümü’nden servis edilen İşletme lisansüstü seviyesinde de ‘Bölgesel İktisat’, ‘Ekonomi Politik’, ‘Ekonomi Tarihi’, ‘Yenilik Ekonomisi’, ‘Ekonomide Güncel Meseleler’, ‘Kalkınma Ekonomisi’ gibi derslerde iş gücüne katılımdaki eşitsizliklerden, buna ilaveten sürdürülebilirlik konularından bahsetmek mümkündür. Yukarıda sayılan zorunlu derslerin yanı sıra İstinye Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde sürdürülebilir büyüme ve kalkınmanın ele alınabileceği bölüm seçmeli dersler arasında; ‘Çevre Ekonomisi’, ‘Enerji Ekonomisi’, ‘Tarım Ekonomisi’, ‘Sürdürülebilirlik Ekonomisi’, ‘Sürdürülebilir Finans ve Risk Yönetimi’ dersleri konunun detaylı anlatılabileceği dersler olarak ön plana çıkmaktadır. Tüm bu derslere ilaveten üniversite seçmeli olarak kategorize edilen ‘Acil Durum ve Afet Yönetimi’, ‘Sürdürülebilir Gelişme ve Çevre Yönetimi’, ‘Sürdürülebilir Kalkınma’ gibi dersler verilebilir. Yine sürdürülebilir kalkınma hakkında farkındalık sağlanması açısından yukarıda ders izlencesine bir haftalık konu olarak eklenmesi önerilen ‘Döngüsel Ekonomi’ dersi tek başına yarım dönemlik ders olarak işlenebilecek içeriğe sahiptir. İsraf, temiz ve adil gıda, atık yönetimi, yeşil aklama, doğal sermayeyi korumak ve geliştirmek, kaynak verimliliğini optimize etmek, sistem etkinliğini korumak, geri dönüşüm, yeniden kullanım ve azaltma, biyoekonomi, ekomühendislik, endüstriyel simbiyoz uygulaması, tersine lojistik, yeşil ekonomi ve yeşil tedarik zinciri, karbon ayak izlerinin hesaplanması, yeşil ambalajlama ve sanal su kullanımı döngüsel ekonomi dersinin haftalık konuları olarak önerilmektedir. Konulardan da görüleceği üzere ders neredeyse tüm SKA’ları kapsamaktadır. Dersin çıktılarında öğrencilerin haftalık konuları ile 2030 SKA’larını birleştirebilmeleri beklenebilir. ‘Döngüsel Ekonomi’ dersi Ekonomi Bölümlerinde bölüm seçmeli dersi olabileceği gibi içeriğinin farklı bölümlere de uygun olması bakımından üniversite seçmeli dersi olarak da verilebilir. Dersin işlenmesiyle ilgili bir diğer öneri de ikişer haftalık olmak üzere farklı bölümlerden hocaların birlikte verecekleri şekilde organize edilebilir. 62 Ekonomik Büyüme ve Kalkınma SKA farklı bölümlerin ölçme değerlendirmelerinde ödev konusu olarak da verilebilir. Bu kapsamda Sağlık Yönetimi Bölümü ikinci sınıf dersi olan ‘Sağlık Ekonomisi’ dersinde öğrencilere büyüme ve kalkınma konusu içinde anlatılan SKA’ların haftalık konularından herhangi biri ile eşleştirerek sunum yapabilecekleri bir ödev hazırlamaları istenmiştir. Ortaya çıkan başlıklar ve eşleştirmeler öğrencilerin disiplinlerarası yaklaşımlara entegre olabileceklerini göstermiştir. Sağlık statüsü konusu; sağlık ve kaliteli yaşam-nitelikli eğitim ve alt hedefi olan okul öncesi eğitim-çevresel faktörlerin iyileştirilmesi-iklim eylemiyoksullukla mücadele gibi birden fazla amaç ile eşleştirilmiştir. Yine eşitsizliklerin azaltılması-ekonomi biliminin gelişimi ile nitelikli eğim-evrensel sağlık hizmetleriyle birlikte ele alınmıştır. Sorumlu üretim ve tüketimin alt hedeflerinin sağlık sistemine etkisi eşleştirilirken toplumsal cinsiyet eşitliği ise sağlık hizmetlerine erişimle birlikte ele alınmıştır. Sanayi yenilikçilik ve alt yapının hedefleri, sağlık ekonomisinde katma değerli ürünlerin gelişimi ile birlikte ele alınmış, yenilikçi altyapı ise yapay zekâ - e-sağlık çözümleri - akıllı hastaneler mobil sağlık uygulamaları ile örneklenmiştir. Sağlık ve kaliteli yaşam, anne ölüm oranlarıyla birlikte anlatılırken insana yakışır iş ve ekonomik büyüme amacı ile sağlıkta iş gücünü birleştiren oldukça yaratıcı farkındalık artırıcı sunumlar ortaya çıkmıştır. Bahar dönemindeki ilk deneyimden sonra 2024-2025 yılında ‘Ekonomiye Giriş’, ‘Ekonomi Okuryazarlığı’, ‘Gastroekonominin Temel İlkeleri ve Yönetimin Ekonomi Politiği’ derslerinin içerikleri ile SKA’ların eşleşebileceğini gösteren ödevler verilmesi izlencelere eklenecektir. Büyüme ve kalkınma konusunun olmazsa olmazı finansal araçlar, destekler ve piyasalar hakkındaki bilgiler de farklı derslerle verilebilir. Nasıl ki büyüme ve kalkınmanın sürdürülebilir kılınması isteniyorsa aynı şekilde finans mekanizmasının da sürdürülebilir kılınması gerekmektedir. Finansal teknolojilerin (FinTech) gelişmesiyle birlikte sürdürülebilir finans araçları da çeşitlenmiştir. Dolaşıma giren sürdürülebilir finans araçları sayesinde sermaye ihtiyacı olan kesime fon sağlamak, sürdürülebilir ve sağlam bir altyapı için kaynak yaratmak kolaylaşmıştır. Hatta çevresel ve sosyal konularda faaliyet gösteren kurumlara saniyeler içerisinde bağış yapmak mümkündür. Ayrıca, FinTech sayesinde tarım, balıkçılık gibi hayati öneme sahip beslenme alanlarını ve buralardaki üretim için gereken enerjinin sağlanmasında geliştirilebilecek inovatif çözümler sürdürülebilir finans uygulamalarıyla desteklenmeye başlanmıştır. Yine sürdürülebilir finans alanında eşitlikçi yaklaşımı benimseyen sosyal ve sürdürülebilir tahviller ile yeşil tahviller gibi yeni finansal araçlar piyasaya sürülmüştür (Canikli, 2023). Bahsi geçen konular müfredat içinde var olan ‘Finansal Okuryazarlık’, ‘Finansal 63 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Teknolojiler ve İnovasyon’, ‘Yenilik Ekonomisi’ gibi derslerin konuları arasına eklenebilir. Ar-Ge başlığında örneklendirileceği üzere başta BİST (Borsa İstanbul) olmak üzere pek çok kurum ve kuruluş sürdürülebilir finansa dikkat çekmektedir. Finans konusu; ‘Para ve Banka’, ‘Para Politikaları’, ‘Finansal Muhasebe’, ‘Finansal Değerleme Yöntemleri’, ‘Finansal Piyasalar ve Kurumlar’, ‘Finansal Okuryazarlık’, ‘Banka Muhasebesi ve Raporlama’, ‘Finans Matematiği’, ‘Finansal Tablolar Analizi’, ‘Sermaye Piyasaları İşlemleri ve Uygulamaları’ gibi derslerde ele alınmaktadır (Gürsoy & Özuyar, 2024). Ayrıca İstinye Üniversitesi Ekonomi Bölümü tarafından üniversite-özel sektör iş birliği ile açılan ‘Yatırım Finansman ile Borsa Uygulamaları’ dersi gibi bazı haftalarda alanında uzman kişilerin ders anlattığı pratiğe dönük dersler de seçmeli olarak açılabilmektedir. Bu ve adını yazamadığımız finans dersleri planlarına bir hafta sürdürülebilir finans uygulamaları konusu eklenebilir. Eğitmenlerin bu hafta için ekstra çaba harcaması gerekse de alanlarında uzman oldukları için en azından SKA ile finans konularını birleştirerek farkındalık yaratmaları mümkündür. Ayrıca konu ile ilgili yazılmış makaleler, kitaplar ve tezlerden uygulama örnekleri hakkında bilgiler verilerek finansal sürdürülebilirliğin disiplinlerarası bir konu olduğuna dikkat çekilebilir. İlaveten üniversite bünyelerinde bulunan Sürekli Eğitim Merkezlerinde düzenlenecek eğiticinin eğitimi programlarıyla üniversiteye erişim sağlayamamış kesimlere sürdürülebilirlik konularında eğitim verebilecek eğitmenler yetiştirilebilir. Lisansüstü programı olarak açılan örnekler incelendiğinde; İTÜ’de ‘Sürdürülebilirlik’ tezli Yüksek Lisansı (YL), Ankara Üniversitesi’nde ‘İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik YL’, Kadir Has Üniversitesi’nde ‘Enerji ve Sürdürülebilir Kalkınma Tezsiz YL’, İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde ‘Sürdürülebilir Enerji tezli YL’, İstanbul Üniversitesi’nde ‘İklim Değişikliği YL’ programları bulunmaktadır. Örneklerin çoğu herhangi bir bölüme bağlı olmadan disiplinlerarası programlar olarak açılmıştır. 01.07.2024 tarihi itibarıyla konu hakkında Türkiye’de doktora programı bulunamamıştır. Dünyadaki lisans, yüksek lisans ve doktora programlarına bakıldığında; İtalya Bologna Üniversitesi’nde ‘Kaynak Ekonomisi ve Sürdürülebilir Kalkınma Tezli YL’, İspanya’da Vigo Üniversitesi’nde ‘Sürdürülebilir Kalkınma Yönetimi’, İsveç Linnaesus Üniversitesi’nde ‘Sürdürülebilir Kalkınma için Enerji ve Yönetimi’, Amerika’da Rochester Teknoloji Enstitüsü (RIT) Üniversitesi’nde ‘Çevre Çalışmaları ve Sürdürülebilirlik YL’ örnekler arasındadır. Doktora 64 Ekonomik Büyüme ve Kalkınma programlarında ise İngiltere’de Bristol Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ‘Sürdürülebilir Gelecekler’, İtalya Floransa Üniversitesi’nde ‘Sürdürülebilirlik ve Refah için Sosyal Bilimler’, Amerika’da Rochester Teknoloji Enstitüsü (RIT) Üniversitesi’nde ‘Sürdürülebilirlik’, Amerika’da EUCLİD Üniversitesi’nde ‘Sürdürülebilir Kalkınma ve Diplomasi’, Kanada Nipissing Üniversitesi’nde ‘Eğitimde Sürdürülebilirlik’ odaklı doktora programları bulunmaktadır. Ayrıca yine İngiltere’de ‘Sürdürülebilir Tarımda Felsefe’ Doktorası uzaktan eğitimle verilmektedir. Columbia Üniversitesi Dünya Enstitüsü (Earth Institute) Başkanı Jeffrey Sachs tarafından hazırlanan ‘Sürdürülebilir Kalkınma Çağı’ lisans dersi 27 saatlik videodan oluşmaktadır (Educations, 2024). Üniversite dışında özel sektör de özellikle de bankacılık ve sigortacılık sektörlerinde sürdürülebilir finansman hakkında webinarlar ve farklı eğitimler verilmektedir. Akbank Gençlik Akademisi ve microfon.co iş birliğiyle ‘Sürdürülebilirlik ve Sürdürülebilir Finans 101’ eğitimi başlatılmıştır. Üniversite öğrencilerine yönelik eğitimde sürdürülebilir finansı keşfetmek, geleceğin finans çözümlerini alanında uzman isimlerden öğrenmek ve Akbank’taki kariyer fırsatlarından faydalanmak isteyen gençlerin başvuruları kabul edilmektedir (Akbank Gençlik Akademisi, 2024). Son yıllarda uzaktan eğitime daha fazla yer verilmesiyle birlikte düzenlenen alt yapı çalışmaları sayesinde sürdürülebilir büyüme ve kalkınma eğitimleri uzaktan da verilebilir. Ayrıca, üniversite eğitimi sırasında sürdürebilirlik konusunda eğitim almamış ya da yıllar önce eğitim almış fakat kendini bu konuda henüz eksik hissedenlere yaşam boyu öğrenme çalışmaları altında düzenlenecek sertifika programlarıyla sürdürülebilirlik konusu hakkında eğitimler verilebilir. Aynı şekilde üniversite eğitimine erişememiş gençler ve diğer yaş gruplarından istekliler için düzenlenecek sertifika programlarıyla ekonomi disiplininden hareketle sürdürülebilirlik eğitimlerini her yaştan kişilere vermek mümkündür. Üniversitelerde güz ve bahar dönemlerinde, hafta sonları, ara dönem ve yaz tatillerinde yüz yüze ya da uzaktan yaz ve kış okulları düzenleyerek farkındalık eğitimleri verilebilir. Hatta konuyu bir yaşam felsefesi haline getirebilmek adına aile içi ve okul öncesi grubundan başlayarak eğitimin her aşamasında üniversiteye gelene kadar öğrencilerin farkındalık kazanması sağlanabilir. Burada üzerinde önemle durulması gereken bir konu da bahsi geçen eğitimlerin, çeşitli kademelerde müfredatlara girebilmesi için eğiticilerin de eğitilmesine gerek olduğudur. 65 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü 2. ARAŞTIRMA-GELİŞTİRMEDE EKONOMİK BÜYÜME VE KALKINMA Sürdürülebilir kalkınma yolunda daha hızlı ilerleyebilmek için üniversitelerin Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerinin SKA’ların hedeflerine yönelik düzenlenmesi gereğinden yola çıkılarak bu bölümde öncelikle Türkiye’nin SKA hedeflerine erişimdeki durumu ortaya konduktan sonra büyüme ve kalkınmanın SKA ile ilgisi SKA 8’in alt hedefleri üzerinden kurgulanmıştır. Ayrıca Türkiye’nin önümüzdeki 5 yıllık (2024-2028) kalkınma hedeflerinin detaylandırıldığı 12. Kalkınma Planı içerisindeki sürdürülebilirlik unsurlarından da örnekler verilmiştir. Türkiye çevre konusunda farkındalığı ilk defa 1973’te 1972 Rio Konferansı’ndan hemen sonra yakalayıp Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı (19731977) içerisinde konuya dikkat çekmiştir. Planda, “V. Sağlıkla İlgili Sorunlar” başlığı altında; 176. Maddede: Çevre sağlığının büyük bir sorun olarak ortaya çıkmasında, düzensiz yerleşme, malî güçsüzlük, eğitim yetersizliği, hızlı nüfus artışı ve bunların yanında ilgili kurumların gereken etkenlikten uzak olması başlıca nedenlerdir” şeklinde ifade edilmiştir (T.C. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı, 1973: 111). Maddenin içeriğinde dikkat çekildiği üzere; sağlık, mali durum, nüfus artışı, düzensiz kentleşme, kurumların yeterince kapsayıcı olmaması gibi hususların yanı sıra eğitim yetersizliğine de vurgu yapılmıştır. 50 sene öncesinden Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı’na giren hususların günümüzde halen geçerliliğini koruduğu; Çevre sağlığı (SKA 3), düzensiz yerleşme (SKA 11), mali güçsüzlük (SKA 8), eğitim yetersizliği (SKA 4), hızlı nüfus artışı (SKA 1), ilgili kurumların gereken etkenlikten uzak olması (SKA 16) olmak üzere her birine ayrı bir başlık tahsis edildiği görülmektedir. Her ne kadar yarım yüzyıl önce tehlikenin farkına varılsa da toplumun tüm kesimlerini içine alacak disiplinlerarası çalışmaların yapılmadığı anlaşılmaktadır. Aşağıda detaylandırılacağı üzere Türkiye’nin SKA kapsamında dünya ülkeleri sıralamasındaki yerini yukarılara taşıyabilmesi için üniversiteler ivedilikle toplumun farklı kesimlerini ve kurumlarını bir araya getirecek çözüm önerileri sunmalıdır. 2024’te yayınlanan önemli referanslardan biri olan Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı’nın (UN SDSN) Haziran 2023 yılı bilgilerini içeren raporda ülkelerin SKA erişimlerindeki durağanlıkları göze çarpmaktadır (SDR, 2024). Daha da vahimi bazı araştırmacılar BM’nin SKA’lara erişimde kaydettiği ilerlemeyi kaybetme riski ile karşı karşıya olduğunu belirtmiştir. Dünyanın içinde bulunduğu bu durağanlık Türkiye’nin açıklarını kapamak için bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. 66 Ekonomik Büyüme ve Kalkınma Raporda Türkiye’nin SKA başlıklarındaki durumu incelendiğinde bahsi geçen durağanlık ve henüz hiçbir amaca tam olarak erişilemediği dikkat çekmektedir. Türkiye genel performansa göre ülke sıralamasında 70,5 ülke puanıyla 167 ülke arasından 72. sıradadır (SDR, 2024: 438). Şekil 1’de görüldüğü üzere; amaçların gerçekleşmesi, derecelendirilmesi ve var olan eğilimler 4 renk skalasıyla belirtilmiştir. Bir amaca tam olarak erişildiğinin göstergesi yeşil, kırmızı ise amaçların gerçekleşmesi için büyük zorlukların aşılması gerektiğine işaret eder. Aradaki iki renkle zorlukların derecesi ayırt edilmiştir. SKA’ların yanında bir önceki yıla göre eğilimlerin göstergesi olan okların renkleri de aynı renk skalası üzerinden değerlendirilmiş aşağı, yukarı ve çapraz ve yatay olarak verilmiştir. Bölümün konusu itibariyle SKA 8 ve SKA 4’te büyük zorluklar olmakla birlikte okların yukarı yönlü ve sarı olmasından bir üst aşama olan önemli zorluklara geçilebilmek için çaba sarf edildiği anlaşılmaktadır. Şekil 1. Türkiye’nin SKA Gösterge Tablosu 2024 Kaynak: SDR, 2024 Raporda, genel ülke değerlendirmelerinden sonra her bir amacın kendi içindeki hedeflerinin zorluklar, kazançlar ile ilgili değerlendirilmesi yapılmıştır (SDR, 2024: 439). Burada SKA 4 - Nitelikli Eğitim başlığında okullaşma oranları verilirken net ilköğretim kayıt oranı (%99,8) ile 25-34 yaş arası yükseköğretime erişme oranı (%42,5) derecelendirmede ve trenlerde yeşil renkle ifade edilmiştir. İstihdamda, eğitimde veya öğretimde olmayan gençlerin oranı ise (%24,7) derecelendirmede kırmızı, gidişatta ise halen önemli zorluklar olduğunu ifade eder şekilde sarı ile işaretlenmiştir (SDR, 2024: 439). Fark edildiği üzere SKA 8 ve SKA 4’ün hedefleri diğer tüm amaçların hedefleri gibi birbiri ile iç içe geçmiş durumdadır. Bu yüzden sürdürülebilir büyüme ve kalkınma hedeflerini nitelikli eğitim hedefleriyle birlikte değerlendirmek gerektiği bir kez daha vurgulanmalıdır. 67 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme SKA 8’in alt hedeflerinin tamamı dolaylı olarak eğitimle ilgili olsa 8.6. hedefinin direkt olarak eğitimle ilgili olması üniversitelerin konuya acilen eğilmeleri gerektiğinin göstergesidir (BM Türkiye, 2024b). Aynı amaçta bir önceki bölümde de bahsedildiği üzere istihdam meselesinin gençler özelinde de ele alınması gereğine dikkat çekilerek gençlerin istihdamı ile genel ve mesleki eğitimlerinin desteklenmesine vurgu yapılmıştır (Küresel Amaçlar 8, 2024). 8.6. 2020’ye kadar işsiz ya da eğitim görmeyen gençlerin oranının önemli ölçüde azaltılması 8.6.1. İstihdamda, eğitim ve öğretim sisteminde yer almayan gençlerin oranı (15-24 yaş) 8.2.’de “Yüksek katma değerli ve emek-yoğun sektörlere odaklanarak çeşitlendirme, teknoloji geliştirme ve yenilik getirme aracılığıyla ekonomik verimliliğin daha yüksek seviyelere çekilmesi” için yapılacak çalışmalardan bahsedilmektedir. Konunun detaylandırıldığı 8.2.1. alt başlığında ise “Çalışan kişi başına reel GSYH yıllık büyüme hızına” vurgu yapılmıştır. Her iki hedeften de anlaşılacağı üzere Türkiye’nin öncelikli meseleleri; büyüme ve kalkınmayı sürdürülebilir kılmak için istihdam yaratmak ve yenilikçi teknolojilere erişim sağlamak olmalıdır. Bu aşamada üniversitelerin Araştırma ve Kuluçka Merkezlerine düşen rol; bir yandan yenilikçi yapıyı canlı tutmak öte yandan istihdamı artırıcı etki sağlama potansiyellerini ortaya çıkarmaktır. Üniversitelerin girişimcilik faaliyetlerine katkı sağlamak için kurdukları kuluçka merkezleri öğrenci ve akademisyenlerin yeni fikir ve ürünleri geliştirebilmeleri için ortam sağlar. Sürdürülebilir bir dengenin sağlanması, merkezler ve disiplinlerarası iş birliği ile mümkündür. Farklı uzmanlık alanlarından araştırmacıların birlikte çalışabilecekleri araştırma merkezlerinin çok sesli yapısı farklı disiplinlerin ortak paydada buluşmasını desteklemektedir. Büyüme ve kalkınma her ne kadar direkt olarak ekonomi ile bağlantılı olsa da dolaylı yoldan sosyoloji, psikoloji, iletişim, hukuk gibi sosyal bilimler ve hatta çevre, iklim, sağlık, enerji, teknoloji gibi fen bilimleriyle de ilişkili olduğundan bahsi geçen bölümlerin Ar-Ge Merkezlerinde ortak çalışmalar yapması için ortam hazırlanmalıdır. İş birliktelikleri aynı üniversitenin farklı merkezleri arasında 68 Ekonomik Büyüme ve Kalkınma olabileceği gibi yurt içi ve yurt dışından farklı üniversitelerin merkezlerinin ortak çalışma grupları oluşturulması yoluyla da desteklenmelidir. Neticede sürdürülebilirlik meselesi tüm dünyanın ortak konusu olduğu için merkezler arası rekabet değil iş birliktelikleri ön plana çıkarılmalıdır. Bu kapsamda yeni bir ekonomik paradigma değişimine gidilen yolda döngüsel ekonomi, bölgesel ekonomi hatta yaratıcı ekonomi/kültür ekonomisi gibi önemli konuların artık sadece ekonomistlerin değil doğrudan ya da dolaylı olarak her alandan araştırmacıların ve Ar-Ge Merkezlerinin ilgi odağı olması gereğine bir kez daha dikkat çekilmelidir (Fidan & Gürsoy, 2023). Bu sayede belirli bir alana odaklanmaktan ziyade amaç odaklı disiplinlerarası araştırma merkezleri kurulabilir. Örneğin büyüme ve kalkınma ile ilgili SKA 8’in alt hedeflerinden 8.3’te özellikle mikro, küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin resmiyet kazanmaları ve büyümeleri teşvik edilirken aynı zamanda herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna kayıtlı olmayan kadınların istihdamına vurgu yapılmıştır. Diğer bir deyişle KOBİ’lerin büyümesinin teşvik edildiği ortamda istihdam artışının kadınlara yöneltileceği anlaşılmaktadır. SKA ve alt hedefleri takip edildiğinde merkezlerin eğilmesi gereken proje yapılarının nasıl olması gerektiği az-çok şekillenmektedir. 8.4 alt hedefinde madde ayak izi, kişi başına düşen madde ayak izi ve GSYH başına madde ayak izinden bahsedilmektedir. İşçi haklarının korunması ve güvenli çalışma ortamı, yerel kültür ve ürünlerini teşvik eden sürdürülebilir turizmin desteklenmesi için politikalar oluşturulması ve uygulanması 8.9 numaralı hedef olarak kayıtlıdır. Bu hedeflere uygun yaratıcı ekonomi/kültür ekonomisini temel alan araştırmalar söz konusu olabilir. 8.10 hedefinde ise herkesin bankacılık, sigorta ve finansal hizmetlere erişiminin teşvik edilmesi ve artırılması için yurt içi finansal kurumların kapasitelerinin güçlendirilmesine dikkat çekilmiştir. Burada FinTech’in sadece klasik anlamda bir ekonomik büyümeyi değil, sermayenin tabana yayılmasına yardımcı ve sürdürülebilir kalkınmayı daha dengeli bir halde getirebilecek bir uygulamalar bütünü olduğu konusunda genel bir farkındalık oluşturmak gerekmektedir (Canikli, 2023). Tüm bu alt hedeflere bakıldığında Ar-Ge Merkezlerinde ekonomi ve finans alanları, cinsiyet ve göç çalışmaları, güvenlik ve adalet, çevre, kültür ve bölgesel çalışmalar gerçekleştiren deneyimli akademisyenlerin ortak sinerjisine ihtiyaç hissedilmektedir. Bu çerçevede TÜBİTAK 3005 Sosyal ve Beşerî Bilimlerde Yenilikçi Çözümler başlığında projeler üretilebilir. Alanın öncelikli konuları; afet yönetimi, kadın ve çocuk hakları, aile, otizmli çocuklar, güvenlik ekseninde kamu diplomasisi ve yurt 69 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü dışında yaşayan vatandaşların Türk Dili ve Kültürü eğitimleri olmak üzere sıralanmıştır. Yine yenilikçi yapıyı canlı tutmak için Öğrenci Araştırma Merkezleri kurulması desteklenebilir. Bu merkezlerde sosyal sorumluluk projesi kapsamında, üniversitelerin bağlı olduğu ilçede bulunan lise ve ortaokul öğrencilerine yönelik proje destekleri de verilebilir. Ön lisans, lisans ve lisansüstü öğrencilerin projelerine odaklanacak merkezin üniversite öncesi eğitimde yer alan öğrencilere de açık olması gençlerin her kesimini araştırmaya yönlendirme adına uygun ortamlar yaratabilir. Bu kapsamda tez önerisi kabul edilmiş öğrencilerin tezlerinin TÜBİTAK, BAP gibi araştırma projeleri üzerinden gerçekleştirilmesi Türkiye’nin amaç ve hedeflere olan ulaşımını kolaylaştırabilir. TÜBİTAK’ın ortaöğretim, lisans ve lisansüstü seviyesinde Eğitim Burs Programlarının kabul şartları arasında sürdürülebilirlik ile ilgili konuların kapsamı gün geçtikçe artmaktadır. TÜBİTAK’ın 12. Kalkınma Planı doğrultusunda yenilenen konuları arasında “Çevreye Duyarlı, Afetlere Dayanıklı, İleri Teknolojiye Dayalı Yüksek Katma Değer Üreten” bir ekosisteme yönelik; “yeşil” ve “dijital” ikili dönüşüm odağında 4 ana bölümde 252 kritik ürün/teknolojiyi hedefleyen toplam 482 öncelikli konu belirlenmiştir (TÜBİTAK, 2024a; TÜBİTAK, 2024b). Bunlar gibi devlet destekli bursların yanı sıra özel kurum, kuruluş ve kişilerin eğitim burslarını sürdürülebilirlik çalışmaları kapsamında genişletmeleri konuyla ilgili farkındalık yaratma ve çalışma alanı sağlamada yol gösterici olabilir. Bu burslar aynı zamanda üniversitelerdeki Ar-Ge Merkezlerine katkı sağlayabilir. SKA 4’ün alt hedeflerinde bursların önemine vurgu yapılmıştır. Gelişmekte olan ülkelerde yükseköğretim burs imkânlarının artırılması için özel sektöre görev düşmektedir. Üniversitelerde kurulmuş ya da kurulma aşamasında olan araştırma ve kuluçka merkezlerinin finansal alt yapılarının sürdürülebilir kılınması için özel sektörden finansal katkı istenebilir. Bu kapsamda laboratuvar kurulumu, bilgisayar 70 Ekonomik Büyüme ve Kalkınma alımı ya da analiz sistemleri, program üyelikleri gibi destekler söz konusu olabilir. Kuluçka Merkezlerindeki girişimcilerle bunlara destek olacak melek yatırımcılar üniversiteler aracılığı ile bir araya gelebilir. Ayrıca öğrencilere özel sektörde staj yapma imkânı sağlanarak deneyim kazandırılabilir. Sektör temsilcilerinin üniversite bünyesindeki derslere, Ar-Ge Merkezlerine ziyaretleri sağlandığında bir yandan öğrenci ve akademisyenler alandaki yeniliklerden haberdar olurken öte yandan sektör temsilcileri ve gençler yeniliklere karşı tavırlarını ve gelecek beklentilerini ifade etme imkânı bulurlar. İlaveten fakülteler ve bölümler oluşturdukları kurullara özel ve resmi kurumlardan ilgili dış paydaşları ekleyerek piyasanın sürdürülebilirlik çalışmaları hakkındaki farkındalıklarını ölçme fırsatı yakalayabilirler. 3. TOPLUMA KATKI ÇALIŞMALARINDA EKONOMİK BÜYÜME VE KALKINMA Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de SKA’ların tam olarak uygulanabilmesi paydaşların ortak sorumluğu altında olduğu için sürdürülebilir kalkınma hedefleri, merkezi ve yerel düzeylerdeki ilgili stratejilere ve politikalara ait tüm belgelere mümkün mertebe dahil edilmelidir. Bu durum özellikle son iki kalkınma planında (11. ve 12. Kalkınma Planları) belirtildiği üzere üniversitelerin sürdürülebilir büyüme ve kalkınma kapsamında topluma katkı sunabilmeleri özel sektör, kamu sektörü ve STK’lar ile yapacakları iş birliklerine bağlı olarak gelişecektir. Bu bölümde STK’ların sürdürülebilir kalkınmayla olan ilişkisinin detayları 12. Kalkınma Planı’ndan ve Kalkınma Bakanlığı STK Raporu 2 üzerinden incelenirken, bu noktaya üniversitelerin katkısı SKA 4 - Nitelikli Eğitim amacının alt hedeflerinden hareketle anlatılmıştır (Kalkınma Bakanlığı STK Raporu, 2018; T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2024; Küresel Amaçlar 4, 2024). Ayrıca, bahsi geçen iş birliklerinden örnekler verilmiştir. Planlardan kamunun sunacağı katkıları izlemek mümkündür. Özel sektörün ise ekonomik büyümede mal ve hizmet sağlayarak piyasaları çalıştıracağı, ödediği vergilerle altyapı çalışmalarını güçlendireceği, Ar-Ge faaliyetleriyle yeni ve yenilikçi çözümler geliştirirken aynı zamanda istihdamı artıracağı ön görülmüştür. Ayrıca, özel sektörden kamu ile iş birliği ve ortaklıkların kurulmasına katkı sağlanması beklenirken aynı zamanda yoksulluğun ortadan kaldırılması için projeler geliştirmesi ve bu kapsamda sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde 2 STK’lar ile ilgili Kalkınma Sürecinde Sivil Toplum Kuruluşları Raporu’nun yeni dönem bilgileri henüz yayınlanmadığı için 2018 yılına ait bir önceki rapor incelenmiştir. 71 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü eşitsizlikleri ve dışlanmışlığı azaltmaya yönelik çalışmaları organize etmesi de beklenmektedir. Bu kapsamda, özel sektör; SKA’lara ulaşabilmek için kalkınma hedeflerine odaklı kurulacak koordinasyon merkezinin çalışmasını organize edebilir. Bunun için TÜSİAD ve TÜRKONFED gibi çeşitli platformlar ve bunlara üye iş yerleri federasyonlar ve dernekler üzerinden destek sağlanabilir (Hedefler İçin İş Dünyası Platformu, 2024). Şirketlerin konuya ilgisi Borsa Sürdürülebilirlik Endeksine giren şirketlerin finans, topluma katkı ve çevre konusundaki davranışlarını anlatan sürdürülebilirlik raporlarından tespit edilmiştir. İş süreçlerini ve bilgi paylaşımlarını SKA ile entegre eden özel şirketlerin daha şeffaf, hesapverebilir ve güvenilir olma yolunda çaba gösterdikleri gözlenmiştir (Gürsoy & Özuyar, 2024). Özel sektörün ekonomik büyüme ve kalkınmadaki rolü finansman ve yatırımla sınırlı kalmamakta, yenilik sunma kapasitesi, insan kaynakları, teknik bilgiler ve teknolojik girdiler gibi diğer potansiyel katkıları da söz konusu olmaktadır. Özel sektör ile vakıfların eğitim anlamındaki iş birliklerine bakıldığında, İş Portföy 2023 Haziran ayında kullanıma soktuğu eğitime destek serbest fonu sayesinde eğitimin sürdürülebilir kılınması kapsamında TEV’e destek vermektedir. Sosyal sorumluluğun yatırım fonlarıyla kesişmesinden ortaya çıkan bu çalışmada elde edilen fon yönetim ücretinin yarısı TEV’e aktarılarak eğitim bursuna dönüşmektedir (İş Portföy, 2023). 2018 STK raporunda dünyada yapılan araştırmalardan söz edilerek güven düzeyi düşük olan toplumlarda STK’lara mali desteğin, iş birliğini, üye ve gönüllü sayısının düşük olmasını beraberinde getirdiğine vurgu yapılmıştır. Ayrıca, Türk kamuoyunda STK’lara karşı mesafeli bir yaklaşım sergilendiği belirtilerek sayı verilmeden kişi başı düşen STK sayısının Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelere göre az olduğu kaydedilmiştir (Kalkınma Bakanlığı STK Raporu, 2018: 45). Raporda, 3-14 Haziran 1992 tarihinde Rio de Janeiro'da gerçekleştirilen BM Dünya Çevre ve Kalkınma Konferansı’ndan bahsedilerek, Türkiye'nin onayladığı "Gündem 21" başlıklı sürdürülebilir kalkınmaya dayalı somut bir küresel eylem planı benimsendiği bunun için de yerel yönetimlerle birlikte STK’lara büyük roller düşeceğinin altı çizilmiştir. Raporun hazırlanmasından 6 sene sonra On İkinci Kalkınma Planı’nda STK’lara oldukça önem atfedilerek dünyadaki dönüşümün de etkisiyle toplumsal gelişimin ve kalkınmanın dinamik bir gücü haline geldiklerine vurgu yapılmıştır. Bu kapsamda STK’ların politika oluşturma ve karar alma süreçlerinde aktif yer alması, kapasitelerinin güçlendirilmesi, saydam ve hesapverebilir bir yapıya kavuşturulması gerektiği belirtilmiştir (T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2024: 221). Kalkınma planında 72 Ekonomik Büyüme ve Kalkınma eğitimle ilgili olmak üzere; Adaleti Esas Alan Demokratik İyi Yönetişim başlığının yanı sıra Nitelikli İnsan, Güçlü Aile, Sağlıklı Toplum, Yeşil ve Dijital Dönüşümle Rekabetçi Üretim ile İstikrarlı Büyüme, Güçlü Ekonomi başlıklarının altında da STK’lar ile iş birliğine sıklıkla vurgu yapılmıştır.3 Konuyla ilgili merkezlere öncülük yapan 2008’de kurulan İstanbul Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Çalışmaları Merkezi, Türkiye’nin ilk STK Eğitim ve Araştırma Birimi olarak demokratik ortamlarda STK’ların rollerinin güçlendirilmesi ve etkin çalışmalarına katkıda bulunmayı amaçlamıştır (Gençlik Örgütleri Forumu, 2014). Türkiye’de büyüme ve kalkınma konusu ile alakalı faaliyet gösteren STK’lar içinde 2012’de kurulmuş olan Finansal Okuryazarlık ve Erişim Derneği’nin (FODER) çalışmaları dikkat çekmektedir. Dernek; devlet, özel sektör ve diğer STK’lar ile iş birliği yaparak ülke çapında finansal okuryazarlık, finansal erişim farkındalıklarını geliştirmeye çalışmaktadır. Foder’in Sabancı Üniversitesi ile yaptığı iş birliği kapsamında ‘Bütçesini Bilen Çocuklar’ başlığındaki projede ilkokul çocuklarına finansal okuryazarlık eğitimleri verilmektedir. 2023 faaliyet raporlarında ise toplumun tüm kesimlerine eğitimde fırsat eşitliği ve finansal eğitime erişim sağlama çağrılarında bulunmuşlardır (FODER, 2024). 3.1. Üniversitelerin Topluma Katkı Çalışmalarında STK ve Diğer Kurumlarla Yapılabilecek Ortaklıklar ve Projelere Dair Öneriler Üniversitelerin hazırlayacakları proje önerilerinin belirlenen makro hedeflere uygun düzenlenen kalkınma planlarına hizmet edecek şekilde kurgulanması gerekmektedir. İncelenen kalkınma planlarından yola çıkılarak özellikle kadınlara ve gençlere önem atfedilmesinden dolayı ulusal ve uluslararası projelerde gençlerin ve kadınların yaşam şartlarını geliştirecek, dolayısıyla ülkenin büyüme ve kalkınmasına yol açacak öneriler beklenmektedir. Bölgesel kalkınma alanında belirli bir bölge seçilip yerel belediyeler kurum ve kuruluşlar ile iş birliği yapılarak bölgedeki kültür ekonomisini canlandırabilecek projeler geliştirilebilir. STK’ların toplumsal sosyal sorumluk kapsamında meslek odaları ve eğitim kurumlarıyla iş birliği yaparak teknik ve mesleki eğitimin geliştirilmesinde daha etkin rol üstlenmesi beklenmektedir. STK’lar aynı zamanda sosyal diyalog ortamlarını oluşturabilecek potansiyele sahiptir. Bu kapsamda 3 Madde 236; 356.2; 588; 682.4.; 720.1; 723.1; 7461.2; 750.6; 815.1.; 940.3; 940.4; 940.5 vd. (T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2024). 73 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü STK’ların çeşitlenerek çalışan sayısının artması ve işsizliğin azaltılmasındaki rolü topluma katkının bir başka boyutudur (T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2024: 41). Özellikle genç işsizliğinin önlenmesinde STK’ların yerel yönetimlerle iş birliği yaparak stajlara da destek olabilme potansiyeli bulunmaktadır. Üniversite, yerel yönetimler, STK’ların birlikte hareket etmeleri gereğinin bir kez daha altı çizilmelidir. Çok boyutlu projelere bölgedeki yerel yönetimlerin ve uygun STK’nın da desteği alındığında toplumun geniş kesimlerine ulaşılabilir. Dahası STK’ların devreye sokulması güven artırıcı unsur olarak görüleceği için yeni girişimlerin oluşumuna sebebiyet verebilir. Şeffaf, hesapverebilir ve güvenilir yapılara sahip STK’lar kapsayıcı kurumların gelişmesine de katkı sağlar. Sürdürülebilirlik çalışmalarının topluma katkı boyutunda Öğrenci Araştırma Merkezlerinin rollerine de vurgu yapılmalıdır. SKA 4 - Nitelikli Eğitim amacının hedefleri incelendiğinde hem üniversite öncesi hem de üniversite sıralarında gençlerin eşit ve kaliteli eğitim alabilmesi için yapılması gerekenler sıralanmıştır (BM Türkiye, 2024a). 2030’a kadar bütün kadın ve erkeklerin erişilebilir ve kaliteli teknik eğitim, mesleki eğitim ve üniversiteyi kapsayan yüksek öğretime eşit biçimde erişimlerinin sağlanması Sürdürülebilir büyüme ve kalkınmaya odaklanmış ülkelerde gelişen teknolojilere uyum sağlama ve yenilikleri takip edebilme oldukça önemlidir. Özellikle Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT) yeteneğine sahip genç ve yetişkinlerin oranına dikkat çekilmiştir. Gençlerin finansal ve dijital kapasitelerinin güçlendirilmesine yönelik faaliyetler içerisinde bulunmaları çağa ayak uydurabilmek açısından önemlidir (Küresel Amaçlar 4, 2024). Tüm bu anlatılanlara 2030’a kadar gençler ve yetişkinler, kadın-erkek ayırt etmeden okuryazar olmalı ve matematiksel beceriler kazanmalı hedefi de göz önüne alındığında yükseköğretim kurumlarını bekleyen görevlerin zorluğu ortadadır. 74 Ekonomik Büyüme ve Kalkınma 2030’a kadar istihdam, insana yakışır işlerde çalışma ve girişimciliğe yönelik teknik ve mesleki becerileri de kapsayan ilgili becerilere sahip gençlerin ve yetişkinlerin sayısının önemli ölçüde artırılması Nitelikli eğitimin altında yer alan finansal okuryazarlık hedefi 4.4’e uyarlanabilecek benzer bir araştırmada, topluma katkı açısından ekonomi okuryazarlığı seviyesinde halkı bilinçlendirmenin neticesinde; ekonomi okuryazarı vatandaşların düşünce ve tercihlerinde akılcılık, emeğe saygı, kaynakları etkin kullanma bilinci, bilimsellik, doğal çevreye duyarlılık, adalet, kalkınma vb. konularda farkındalık kazanacakları beklenmektedir. Ayrıca, kaynak yönetiminde sürdürülebilirlik fikrine önem verme, ekonomik faaliyetlerde ahlâki kurallara bağlılık, kişisel ve toplumsal çıkarlar arasında denge gözetme, yenilikçilik, farklı görüşlere saygı, toplumsal sorunlara (yoksulluk, gelir adaletsizliği, yolsuzluk vb.) karşı hassasiyetin ön plana çıkacağı belirtilmiştir (Yıldırım & Öztürk, 2021: 723). Öğrenci Merkezlerinin toplumsal anlamda bir diğer katkısı öğrenci sempozyumları ve yarışmalar düzenleyerek öğrencilerin ilgi duydukları alanlarda kendilerini ifade etmelerine olanak sağlayacak potansiyele sahip olmasıdır. Sempozyum bildirilerinden projeye dönüşme ihtimali olanlar ayrıca ele alınıp üzerinde çalışılabilir. Bu gibi organizasyonlar Ar-Ge alanına da katkı sağlanabilir. İstinye Üniversitesi Uluslararası Sürdürülebilirlik ve Araştırma Merkezi’nin 2024’te ikincisini düzenlemiş olduğu sosyal sorumluluk proje yarışmasında farklı bölümlerden öğrencilerin girişimcilik yanlarının ortaya çıkarılması için kâğıt üzerinde bir şirket ya da STK kurulumu yapılması istenmiştir. Bu kapsamda seçilen kurumun faaliyet gösterdiği alana uygun bir kurumsal sosyal sorumluluk teması belirlenerek (çevre, sağlık, kadın-erkek eşitliği, çocuk hakları, afet yönetimi, vb.) bu temaya uygun bir sosyal sorumluluk projesi yarışması tasarlanmıştır. Neticede, sürdürülebilir büyüme ve kalkınmanın yakalanabilmesi toplumun tüm paydaşlarının ortak hareketiyle mümkündür. Eğitim sistemi bu ortaklığı yakalayabilme konusunda yol gösterici olarak doğal kaynakların korunması için yapılması gerekenleri okullaşmanın her aşamasında vermelidir. Müfredatlar yeniliklere ve sosyoekonomik şartlara göre hazırlanırken küresel vatandaşlık eğitimleri, cinsiyet eşitliği ve insan hakları ihmal edilmemesi gereken konular içinde yer almalıdır. 75 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü SONUÇ Doğal kaynakları gereğinden fazla tüketmeden sürdürülebilir büyüme ve kalkınmayı yakalayabilmek uzun yıllardır içinden çıkılması zor bir problem olarak gündemdeki yerini korumaktadır. Günümüzde halen üretimin büyük bölümü kaynak verimliliği göz ardı edilerek Ortodoks iktisat politikalarından hareketle “kaynağından çıkar-üret-kullan-at” prensibiyle üretilmektedir. Kaynak yetersizliğinin baş göstermesiyle ihtiyaçlarını karşılayamayan ülkeler artık kaynaklarını acımasızca tüketmeyen farklı bir sistem arayışına çıkmışladır. Döngüsel ekonomi olarak isimlendirilen bu yeni üretim ve tüketim sistemine geçilmesiyle eş zamanlı olarak tüm dünyada gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri adına sosyal, ekonomik ve çevresel açıdan ortak kararlar alma gereği duyulmuştur. Sürdürülebilir Kalkınma olarak ifade edilen kararlarda 17 amaç ve alt hedefler belirlenerek birtakım tarihlere uyulması beklenmektedir. Bu tarihler süreç içinde yenilense de 2030 günümüzde hedeflere ulaşmak için belirlenen tarihtir. Her ne kadar 2030 tarihi hedeflense de 2023 verilerine göre yayınlanan raporda belirtildiği üzere ülkelerin SKA’larına erişimlerinde durağan durumları göze çarpmaktadır. Bu durağanlık Türkiye adına arayı kapamak için fırsat olarak değerlendirilmelidir. Çalışmanın ilk bölümünde bu amaçlar doğrultusunda yükseköğretim kurumlarının döngüsel ekonomi konusunu ihmal etmeden eş zamanlı olarak var olan ön lisans, lisans ve lisansüstü programlarında Ekonomi Bölümleri müfredatlarında bulunan zorunlu derslerden ‘Büyüme ve Kalkınma’, ‘Türkiye Ekonomisi’, ‘Makro ve Mikro Ekonomi’, ‘Ekonomiye Giriş’, ‘Bölgesel Ekonomi’, ‘Kamu Ekonomisi’, ‘Davranışsal Ekonomi’ gibi derslerin birer haftasını sürdürülebilirlikle ilgili konulara ayırması gerektiğine dikkat çekilmiştir. Bu yapılamıyorsa en azından bazı haftalarda fırsat yakalayıp konu hakkındaki bilgilendirmelerin yapılması bile farkındalık oluşturma açısından önemlidir. İlaveten dersin içeriği ile SKA’ların bir araya getirilmesi ile sunumlar hazırlanması istenebilir. Ayrıca müfredatlara ‘Çevre Ekonomisi’, ‘Enerji Ekonomisi’, ‘Tarım Ekonomisi’, ‘Sürdürülebilirlik Ekonomisi’ gibi bölüm seçmeli derslerin yanı sıra ‘Acil Durum ve Afet Yönetimi’, ‘Sürdürülebilir Finans ve Risk Yönetimi’, ‘Sürdürülebilir Kalkınma’, ‘Sürdürülebilir Gelişme ve Çevre Yönetimi’ gibi üniversite seçmeli dersleri eklenebilir. Bu derslerin bazıları seçmeli ders programlarında olup açılmayan, açılsa da içeriğinin SKA ile uyumuna pek dikkat edilmeyen dersler olduğu vurgulanmalıdır. Burada belirtilmesi gereken bir husus da Ekonomi Bölümlerinin diğer bölümlere servis dersi verme kapasitesinin bulunmasıdır. Ekonomi Bölümü’nden servis edilebilecek bahsi geçen derslere 76 Ekonomik Büyüme ve Kalkınma ivedilikle ihtiyaç olduğu çalışmadan da anlaşılmaktadır. İlaveten, lisansüstü seviyesinde var olan birkaç programa ek olarak yurt dışı örneklerden hareketle yeni programlar açılması önerilmiştir. ‘Kaynak Ekonomisi ve Sürdürülebilir Kalkınma’, ‘Sürdürülebilir Kalkınma Yönetimi’, ‘Sürdürülebilir Kalkınma için Enerji ve Yönetimi’, ‘Çevre Çalışmaları ve Sürdürülebilirlik’ Yüksek Lisans programları göze çarpmaktadır. Türkiye’de 01.07.2024 itibariyle bahsi geçen alanlarda doktora seviyesinde program bulunmamaktadır. Yurt dışı örneklerde; ‘Sürdürülebilir Gelecekler’, ‘Sürdürülebilirlik ve Refah için Sosyal Bilimler’, ‘Sürdürülebilirlik’, ‘Sürdürülebilir Kalkınma ve Diplomasi’, ‘Eğitimde Sürdürülebilirlik’ odaklı programlar bulunmaktadır. İlaveten İngiltere’de ‘Sürdürülebilir Tarımda Felsefe’ doktora programı uzaktan eğitimle verilmektedir. Ülkemiz için de bu tarz programların uzaktan veriliyor olması özellikle hali hazırda çiftçilikle uğraşan ya da uğraşmayı düşünen kişiler için oldukça kıymetli olacaktır. Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerinde de üniversite bünyesindeki Ar-Ge Merkezlerinin disiplinlerarası çalışmalara teşvik edilmesi gerekmektedir. Yurt içi ve yurt dışından farklı merkezlerle de iş birliği yapılmalıdır. Yeni açılacak merkezlerin SKA odaklı kurulması önerilmektedir. Buradan hareketle araştırma konuları öncelikle SKA ve bunların alt hedeflerine yoğunlaşmalıdır. ‘Yerel Kültür ve Ürünlerin Teşvik Edilmesi’, ‘Yaratıcı/Kültür Ekonomisi’, ‘KOBİ’lerin Geliştirilmesi’, ‘Finansal Okuryazarlık Seviyelerinin Artırılması’ öncelikli konulardır. Büyüme ve kalkınmada önemli meselelerden biri olan faal nüfus ile iş gücü arasındaki orantısızlık hedeflerde de bolca yerini almış ve bu orantısızlıkta kadınların yeri ve önemine çokça vurgu yapılmıştır. Üniversite mezunu kadınların dahi bir işte çalışma oranının düşük olduğu ülkemizde merkezlerin kadın istihdamına yönelik faaliyetlerinin artması beklenmektedir. Refah düzeyini artırmanın yolu kişi başı gelir düzeyinin artırılmasından geçtiği için toplam üretim artırılması ve kadın istihdamının artmasıyla da ilişkilidir. İnovasyon ve Ar-Ge anlamında finansal teknolojinin tabana yayılması ve finansal sürdürülebilirliğin sağlanması konusu sıklıkla alt hedeflerde ele alınmıştır. Alt hedeflerin yol göstericiliğinde üniversitelerdeki Araştırma Merkezleri; ekonomi ve finansın tüm alanları, cinsiyet ve göç çalışmaları, güvenlik ve adalet, doğal çevre, kültür ve bölgesel çalışmalar yapan akademisyenlerin ortak sinerjisine ihtiyaç duymaktadır. Öğrenci Merkezleri aracılığı ile gençlerin projelerini SKA’lara yönlendirmek mümkün olabilir. Ayrıca tez önerileri kabul edilmiş olan lisansüstü öğrencilerin tezlerinin BAP ve TÜBİTAK gibi kurumlar üzerinden gerçekleştirilmesinin sağlanması için gerekli adımların atılmasına ihtiyaç vardır. Kurum, kuruluş ve kişilerin eğitim burslarının SKA konularını içerecek şekilde düzenlenmesi yine sunulabilecek öneriler arasındadır. 77 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Topluma katkı boyutunda son yıllarda STK’lara, dernek ve vakıflara her zamankinden daha çok iş düşmektedir. Üniversitelerde sivil toplum alanına yönelik birimlerin açılması beklenmektedir. Dernekler ve STK’lar aracılığı ile finansal sisteme dahil olmak ve finansal yatırımlar ile tasarruf konularında kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere bireylerin bilinçlenmelerine destek olacak hedefler belirlenip eğitimler verilebilir. İş birlikleri sürdürülebilir finans konusunda öğrencilere katkı sağlayabilir. Kurulacak toplum çalışmaları merkezleri ile yapılacak disiplinlerarası çalışmalarda öğrenciler topluma katkı sağlayacakları alanlara yönlendirilebilir. Öğrenci Merkezlerinin toplumsal anlamda bir diğer katkısı öğrenci sempozyumları ve yarışmalar düzenleyerek öğrencilerin ilgi duydukları alanlarda kendilerini ifade etmelerine olanak sağlayacak potansiyel yaratabilme becerisidir. Üniversitelerin hazırlayacakları proje önerilerinin kalkınma planlarına ve TÜBİTAK beklentilerine hizmet edecek şekilde kurgulanması gerekmektedir. İncelenen kalkınma planlarından yola çıkılarak özellikle kadınlara ve gençlere önem atfedilmesinden dolayı ulusal ve uluslararası projelerde gençlerin ve kadınların yaşam şartlarını geliştirecek dolayısıyla ülkenin büyüme ve kalkınmasına yol açacak proje önerileri sunulmalıdır. Bölgesel kalkınma alanında belirli bir bölge seçilip yerel belediyeler kurum ve kuruluşlar ile iş birliği yapılarak bölgedeki kültür ekonomisini canlandırabilecek projeler geliştirilebilir. Yine yerel kurumlarla iş birliği halinde özellikle kadın kooperatifleri kurularak istihdama ve ilerleyen zamanda bölgesel büyüme ve kalkınmaya katkı sağlanabilir. Tarım kooperatifleri ile yöre çiftçilerine ürün garantisi verilerek tarım ve hayvancılık politikalarının sürdürülebilir kılınması sağlanabilir. İlaveten STK’ların devreye sokulması güven artırıcı unsur olarak görüleceği için yeni girişimlerin oluşumuna sebebiyet verebilir. Şeffaf, hesapverebilir ve güvenilir yapılarından hareket eden STK’lar kapsayıcı kurumların gelişmesine de katkı sağlar. Ayrıca, sosyal diyalog ortamlarını oluşturabilecek potansiyele sahip STK’ların üniversiteler ile iş birliğine girmesi çalışmaların toplumda daha geniş tabana yayılması açısından da önemlidir. Ekonomik Büyüme ve Kalkınmanın Sürdürülebilir Kılınmasında Eğitim Kurumlarının Rolleri Hakkında Politika Önerileri Eğitim-Öğretim Faaliyetleri Çerçevesinde Öneriler • Döngüsel Ekonomi dersinin müfredata eklenmesi, gerekirse ders içeriğinin farklı bölümlerden hocaların sorumluluğunda olması • Var olan müfredat konularının arasına bir haftalık sürdürülebilir büyüme ve kalkınma konularının entegrasyonu 78 Ekonomik Büyüme ve Kalkınma • Bölüm seçmeli ders havuzuna SKA’ların önemini vurgulayan derslerin açılması • Uygun olan derslerin konularıyla SKA’ların entegrasyonunu sağlayacak şekilde ödevler/sunumlar verilmesi • Üniversite seçmeli dersi olarak sürdürülebilir kalkınma kapsamında dersler açılması • Doktora seviyesinde sürdürülebilir kalkınma ile ilgili programların açılması • Sürekli Eğitim Merkezlerinde düzenlenecek eğiticinin eğitimi programlarıyla sürdürülebilir büyüme ve kalkınma özelinde eğitimler verilmesi Ar-Ge ve İnovasyon Faaliyetleri Çerçevesinde Öneriler • Kadın iş gücünün azlığına dikkat çekilerek KOBİ kapasitelerinin artırılması çalışmalarında yaratılacak istihdamın kadınlara yönlendirilmesine katkı sağlanması • Öğrenci Araştırma Merkezleri kurularak ön lisans, lisans ve lisansüstü öğrencilerinin projelerine odaklanılması • Öğrenci Araştırma Merkezlerinde ortaöğretimde yer alan öğrencileri araştırmaya yönlendirme adına uygun ortamlar yaratılması • Öğrencilerin önerilerini TÜBİTAK, BAP gibi araştırma projeleri üzerinden gerçekleştirmeleri için yönlendirilmesi • Yeni açılacak Ar-Ge Merkezlerinin alan odaklı yerine SKA odaklı kurulması • Sürdürülebilir finans alanında gençlerin tasarruf ve yatırım davranışlarına etki eden faktörlerin araştırılması • Bölgesel kalkınma alanında belirli bir bölge seçilerek oradaki kültür ekonomisini işletebilecek projeler hazırlanması Topluma Katkı Çerçevesinde Öneriler • Kurum, kuruluş ve kişilerin eğitim burslarının SKA konularını içerecek şekilde düzenlenmesi • Üniversitelerde sivil toplum alanına yönelik toplum çalışmaları merkezlerinin fazlalaştırılması • Üniversiteler STK ve vakıflar, resmi ve özel kurumların yanı sıra yurt içi ve yurt dışı farklı üniversitelerle iş birliği yapılması 79 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü • STK ve derneklerle iş birliktelikleri yapılarak sürdürülebilir finans konusunda bilinçlendirme çalışmaları yürütülmesi • TÜBİTAK araştırmalarında STK’ların desteğinin alınması için özel bir çaba sarf edilmesi • Yerel belediyeler kurum ve kuruluşlarla iş birliği halinde özellikle kadın kooperatifleri kurulup istihdam ve akabinde büyüme ve kalkınmaya katkı sağlanması KAYNAKÇA Acemoğlu, D. & Robinson, J. A. (2013). Ulusların Düşüşü: Güç, Zenginlik ve Yoksulluğun Kökenleri. Doğan Kitap. Akbank Gençlik Akademisi. (2024). https://www.akbankgenclikakademisi.com/ sueruedueruelebilirlik-ve-suerdueruelebilir-finansman-101, Erişim Tarihi: 05.07.2024. Bayhantopçu, E. & Özuyar, P. G. (2023). “Akademik Disiplinlerde Her Yönüyle Sürdürülebilirlik”, içinde Akademik Disiplinlerde Sürdürülebilirlik, (Ed. E. Bayhantopçu & P. G. Özuyar). Nobel Yayıncılık. Ss. 1-11. BM Türkiye. (2024a). “SKA 4. Nitelikli Eğitim”. https://turkiye.un.org/tr/sdgs/4, Erişim Tarihi: 22.07.2024. BM Türkiye. (2024b). “SKA 8. İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme”. https://turkiye.un.org/tr/sdgs/8, Erişim Tarihi: 10.07.2024. Canikli, S. (2023). “Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini Başarmada Finansal Teknolojiler Lokomotif Görevi Görebilir Mi?”, Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 24(4), 1-23. Educations. (2024). “Yüksek Lisans”. https://www.tr.educations.com/yukseklisans/s%C3%BCrd%C3%BCr%C3%BClebilir-kalk%C4%B1nma, Erişim Tarihi: 23.06.2024. Fidan, İ. İ. & Gürsoy, Ç. (2023). “Ekonomi Disiplininde Sürdürülebilirlik”, içinde Akademik Disiplinlerde Sürdürülebilirlik, (Ed. E. Bayhantopçu & P. G. Özuyar). Nobel Akademik Yayıncılık. Ss. 87-104. FODER. (2024). “FODER Faaliyet Raporu 2023”. https://www.fo-der.org/wpcontent/uploads/2024/05/2023-Faaliyet-Raporu-1.pdf, Erişim Tarihi: 23.06.2024. Gençlik Örgütleri Forumu. (2024). “İstanbul Bilgi Üniversitesi Toplum Çalışmaları Merkezi”. https://go-for.org/ortaklarimiz/istanbul-bilgi-universitesi-sivil-toplumcalismalari-merkezi/, Erişim Tarihi: 15.05.2024. Gürsoy, Ç. & Özer, Ç. (2022). “Sürdürülebilir Unsurların Gelişmesine Katkıda Bulunan Bir Yaratıcı Ekonomi Alanı: Gastroekonomi”, Journal of Tourism Intelligence and Smartness, 5(1), 11-23. Gürsoy, Ç. & Özuyar P. G. (2024). “BIST Sürdürülebilirlik 25 Endeksindeki Şirketlerin Sürdürülebilirlik Konusuna Yaklaşımları”, Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 25(3), 441-464. 80 Ekonomik Büyüme ve Kalkınma Hahnel, R. (2014). Ekolojik, Krize Karşı Koymak. Bgst Yayınları. Hedefler İçin İş Dünyası Platformu. (2024). https://business4goals.org/biz-kimiz/, Erişim Tarihi: 15.07.2024. Huges, J. D. (2019). Çevresel Tarih Nedir? Tarih Vakfı Yurt Yayınları. İş Portföy. (2023). “İş Portföy TEV Eğitime Destek Serbest Fon”. https://www.isportfoy. com.tr/is-portfoy-tev-egitime-destek-serbest-fon, Erişim Tarihi: 14.07.2024. Kalkınma Bakanlığı STK Raporu. (2018). https://sbb.gov.tr/wpcontent/uploads/ 2020/04/KalkinmaSurecindeSivilToplumKuruluslariOzelIhtisasKomisyonuRaporu. pdf, Erişim Tarihi: 09.08.2024. Küresel Amaçlar 4. (2024). “Nitelikli Eğitim”. https://www.kureselamaclar.org/ wpcontent/uploads/4_Nitelikli_Egitim.pdf, Erişim Tarihi: 21.06.2024. Küresel Amaçlar 8. (2024). “İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme”. https://www.kureselamaclar.org/wpcontent/uploads/8_Insana_Yakisir_Is_ve_Ekonom ik_Buyume.pdf, Erişim Tarihi: 21.06.2024. Özuyar, P. & Gürsoy, Ç. (2021). “Türkiye’deki Bilimsel Yayınlarda Döngüsel Ekonomi Teriminin Yeri”, İşletme Akademisi Dergisi, 2(4), 315-331. SDR. (2024). Sustainable Development Report: The SDGs and the UN Summit of the Future. Dublin University Press. T.C. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı. (1973). “Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı 1973-1976”. https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2022/08/Yeni-Strateji-veKalkinma-Plani_Ucuncu-Bes-Yil_1973_1977.pdf, Erişim Tarihi: 15.05.2024 T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı. (2024). “12. Kalkınma Planı 20242028”. https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2023/12/On-Ikinci-KalkinmaPlani_2024-2028_11122023.pdf, Erişim Tarihi: 1.06.2024. Teksöz, G. (2014). “Geçmişten Ders Almak: Sürdürülebilir Kalkınma İçin Eğitim”, Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Dergisi, 31(2), 73-97. TÜBİTAK. (2024). “Lisansüstü Burslar”. https://tubitak.gov.tr/tr/burslar/lisansustu, Erişim Tarihi: 22.06.2024. TÜBİTAK. (2024). “TÜBİTAK 2024-2025 Öncelikli Ar-Ge ve Yenilik Konuları”. https://tubitak.gov.tr/tr/kurumsal/politikalar/tubitak-2024-2025-oncelikli-ar-ge-veyenilik-konulari, Erişim Tarihi: 14.07.2024. TÜİK. (2024a). “Küçük ve Orta Büyüklükteki Girişim İstatistikleri, 2022”. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Kucuk-ve-Orta-Buyuklukteki-GirisimIstatistikleri-2022-49438, Erişim Tarihi: 23.06.2024. TÜİK. (2024b). “İşgücü İstatistikleri, 2023”. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/ Index?p=Isgucu-Istatistikleri-2023-53521, Erişim Tarihi: 30.06.2024. TÜİK. (2024c). “İstatistiklerle Kadın, 2023”. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/ Index?p=Istatistiklerle-Kadin-2023-53675, Erişim Tarihi: 22.06.2024. Yıldırım, G. & Öztürk, C. (2021). “Ekonomi Okuryazarı Vatandaşlık Yeterliklerinin Belirlenmesi Üzerine Bir Delphi Çalışması”, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 21(2), 704-731. 81 BÖLÜM 3 SANAYİNİN GELİŞİMİ, İNOVASYON VE ARAŞTIRMA-GELİŞTİRME ÇALIŞMALARI Özcan Garan * ÖZET Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarından dokuzuncusu “Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı” başlığını taşımaktadır. Söz konusu başlık dayanıklı altyapılar tesis etmek, kapsayıcı ve sürdürülebilir sanayileşmeyi desteklemek ve yenilikçiliği güçlendirmek şeklinde tanımlanmıştır. 2030 yılına kadar tüm ülkelerin ulaşması için sekiz adet alt hedef belirlenmiş, bu hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığını tespit etmek için de 12 adet gösterge oluşturulmuştur. İlgili amaç, alt hedefler ve göstergelerden de anlaşılacağı üzere günümüzde sürdürülebilirlik sadece devletlerin ya da özel sektörün ilgilendiği bir konu olmanın ötesine geçerek, üniversitelerin de odak noktası haline gelmiştir. Buradan hareketle bu çalışma “Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı" amacına odaklanarak, üniversitelerin bu alandaki rollerini ele almakta ve iyi uygulama örnekleri üzerinden bilgiler vererek Türkiye'nin özgün koşullarına uygun çözümleri ortaya koymaya çalışmaktadır. Bunu yaparken de üniversitelerin üç temel faaliyet alanı ile sanayinin gelişimi, inovasyon ve altyapı amacının buluştuğu noktada teori ve uygulamaya ilişkin değerlendirmelerde bulunmaktadır. Söz konusu amaç Üniversitelerde (1) “Eğitim ve Öğretim” alanında, (2) “Araştırma-Geliştirme ve İnovasyon” bağlamında ve (3) “Topluma Katkı” kapsamında tartışılmakta ve her bir başlık çerçevesinde Türkiye ve dünyadan iyi uygulama örnekleriyle mevcut durum ortaya koyulmaya çalışılmaktadır. Özellikle Türkiye'deki üniversitelerin, bilgi üretimi ve teknolojik yenilikler aracılığıyla sürdürülebilir kalkınmayı nasıl desteklediği üzerinde durulmaktadır. Bir yandan Türkiye'deki üniversitelerin sürdürülebilir sanayi ve altyapı gelişimine olan katkılarını maksimize etmek için ortaya koyulan meydan okumalar ve çözüm önerileri sunulmakta diğer yandan üniversitelerin bu önemli alandaki potansiyellerini nasıl gerçekleştirebilecekleri konusunda kapsamlı bir bakış açısı ve çözüm önerileri oluşturmaya çalışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir Kalkınmada Üniversite-Sanayi İş Birliği, Yenilikçilik Altyapı Faaliyetleri, Akademik İnovasyon, Sürdürülebilir Kalkınmada İyi Uygulama Örnekleri * Dr. Öğr. Üyesi; İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, İktisat Sosyolojisi Anabilim Dalı;
[email protected]; Orcid: 0000-0001-8126-6473 83 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü INDUSTRIAL DEVELOPMENT, INNOVATION AND RESEARCH&DEVELOPMENT STUDIES ABSTRACT The ninth Sustainable Development Goal of the United Nations is entitled “Industry, Innovation and Infrastructure”. This title is defined as building resilient infrastructures, supporting inclusive and sustainable industrialization and strengthening innovation. By 2030, eight sub-targets have been set for all countries to achieve, and 12 indicators have been established to determine whether these targets have been achieved. As can be understood from the objectives, sub-objectives and indicators, sustainability has gone beyond being an issue that only states or private sector companies are interested in, and has become the focal point of universities. From this point of view, this study focuses on the objective of ‘Industry, Innovation and Infrastructure’, addresses the role of higher education institutions in this field and tries to reveal suitable solutions for Türkiye's unique conditions by providing information on good practice cases. In doing so, it makes theoretical and practical evaluations at the point where the three main fields of activity of universities and the goal of industrial development, innovation and infrastructure meet. The aim in question is discussed within the scope of (1) “Education and Training”, (2) “Research-Development and Innovation” and (3) “Contribution to Society” in universities, and the current situation is tried to be revealed with good practice examples from Türkiye and the world within the framework of each heading. In particular, it is emphasised how universities in Türkiye support sustainable development through knowledge production and technological innovations. On the one hand, it presents challenges and solutions to maximise the contribution of Turkish universities to sustainable industrial and infrastructural development, and on the other hand, it attempts to provide a comprehensive perspective on how higher education institutions can realise their potential in this important area. Keywords: University-Industry Colloboration for Sustainable Development, Innovation Infrastructure Activities, Academic Innovation, Best Practices in Sustainable Development 84 Sanayinin Gelişimi, İnovasyon ve Araştırma-Geliştirme Çalışmaları GİRİŞ Sürdürülebilirlik, çağımızın en önemli konularından biri olarak karşımıza çıkar ve çevresel, iktisadi ve toplumsal boyutlarıyla incelenir. Bu kavram, şu anki neslin ihtiyaçlarını, gelecekteki nesillerin de kendi ihtiyaçlarını karşılayabileceği şekilde dengeli bir biçimde sağlamayı amaçlar (Brundtland Report, 1987). Doğal kaynakların korunması, çevresel etkilerin azaltılması ve sosyal adaletin teşviki, sürdürülebilirliğin temel taşları arasında yer alır (WCED, 1987). İklim değişikliği, kentleşme ve küresel eşitsizlikler gibi zorluklarla başa çıkmak için sürdürülebilir yöntemlerin benimsenmesi giderek daha fazla önem kazanmaktadır (Sachs, 2015). Akademik literatürde, sürdürülebilirlik genellikle disiplinlerarası bir perspektifle ele alınır; ekoloji, ekonomi ve sosyoloji disiplinlerinden yararlanarak bu sofistike sorunlara çözümler üretilmeye çalışılır (Kates & Parris & Leiserowitz, 2005). Bu bağlamda, sürdürülebilirlik kavramının teorik ve pratik uygulamaları sürekli olarak evrilmekte ve gelişmektedir (Adams, 2006). Sürdürülebilirlik, aynı zamanda yerel ve küresel topluluklar arasındaki etkileşimleri de içerir. Bu etkileşimler, özellikle yerel kaynakların yönetimi ve küresel çevresel politikalarının uygulanmasında kritik rol oynar (Ostrom, 1990). Yerel toplulukların katılımı, sürdürülebilir kalkınma stratejilerinin uygulanmasında ve çevresel yönetimde etkinliği artırabilir, çünkü bu topluluklar kendi ekosistemlerinin benzersiz yönlerini en iyi şekilde anlarlar (Agrawal, 2001). Ayrıca, sürdürülebilirlik çabaları, çeşitli teknolojik yeniliklerle desteklenmektedir. Örneğin, yenilenebilir enerji teknolojileri ve sürdürülebilir tarım uygulamaları, çevresel ayak izini azaltmak ve kaynak kullanımını optimize etmek için hayati öneme sahiptir (Geels, 2002). Bu teknolojik ilerlemeler hem ekonomik büyümeyi desteklemekte hem de çevresel sürdürülebilirlik sağlamakta önemli bir role sahiptir. Dolayısıyla, sürdürülebilirlik, yalnızca çevresel koruma ile sınırlı kalmayıp aynı zamanda toplumsal ve ekonomik dönüşümü de içeren geniş bir perspektifi gerektirir. Günümüzde, küresel çapta ülkeler, özel sektör kuruluşları ve akademik kurumlar, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına (SKA) ulaşmak için yoğun çabalar sarf etmektedir. Bu amaçlar, ekonomik büyüme, çevresel sürdürülebilirlik ve sosyal adalet gibi geniş bir yelpazede yer alan konuları kapsar. Birleşmiş Milletler (BM) tarafından belirlenen ve küresel bir uzlaşıyla kabul edilen SKA’lar, 2030 yılına kadar dünya genelinde ulaşılması hedeflenen kritik öneme sahip 17 amacı içerir. Bu amaçlardan dokuzuncusu "Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı", özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için stratejik bir önem taşır. Türkiye, stratejik konumu, geniş üretim kapasitesi ve dinamik nüfusu ile bu alanda başarıya 85 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü ulaşabilecek potansiyele sahiptir. BM tarafından her yıl hazırlanan SKA Raporunun 2024 yılı performans göstergelerine bakıldığında, Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı başlığında yer alan göstergelerin çoğunda ülkemizin başarılı olduğu görülmektedir (Şekil 1). Bu rapora göre; internet kullanan nüfus, mobil geniş bant abonelikleri, lojistik performans indeksi, THE yüksek öğrenim üniversite sıralaması ve akademik dergilerde yayınlanan makaleler başlıklı göstergelerde olumlu bir seyir izlendiği görülür. Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge) harcamaları ve araştırmacı sayılarında ise zorlukların devam ettiği anlaşılmaktadır. Patent başvuruları en düşük performansa sahip olunan gösterge olarak dikkat çeker. Şekil 1. BM SKA 2024 Raporuna Göre Türkiye’nin “Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı” Performansı 1 Kaynak: Sustainable Development Report, 2024 Sanayi, yenilikçilik ve altyapı başlığında gerçekleştirilecek başarı yalnızca sistemdeki paydaşları harekete geçiren politikalar ve stratejilerle mümkündür. Bu bağlamda, üniversitelerin rolü, sadece bilgi ve teknoloji üreticisi olarak değil, aynı zamanda bu bilginin sanayiye ve topluma aktarılmasında kilit bir köprü görevi görmesi açısından hayati öneme sahiptir. Özellikle ülkemiz genç ve üniversiteli nüfusu ve gelişmekte olan üniversite alt yapısıyla dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olmaya adaydır. 2023-2024 yükseköğretim istatistiklerine göre 2.822.626 kişi ön lisans, 3.740.171 kişi lisans, 409.559 kişi yüksek lisans ve 108.933 kişi de doktora öğrenimi görmektedir (YÖK Öğretim Bilgi Yönetim Sistemi, 2024). Bu sayılar bazı Avrupa ülkelerinin nüfusundan bile fazladır. Ayrıca 1 Yeşil Yuvarlak: Sürdürülebilir Kalkınma Amacına Ulaşıldı; Yeşil Ok: Sürdürülebilir Kalkınma Amacına Ulaşma Yolunda; Sarı Yuvarlak: Zorluklar Devam Ediyor; Sarı Ok: Orta Derecede İyileşme Var; Kahverengi Yuvarlak: Önemli Zorluklar Var; Kahverengi Ok: Değişim Yok; Kırmızı Yuvarlak: Önemli Zorluklar Var; Kırmızı Ok: Kötüye Gidiş Var. 86 Sanayinin Gelişimi, İnovasyon ve Araştırma-Geliştirme Çalışmaları şu an ülkemizde 129 devlet üniversitesi, 75 vakıf üniversitesi ve 4 vakıf meslek yüksek okulu bulunmaktadır. Bu da sanayi, yenilikçilik ve altyapı başlığındaki alt hedeflerin gerçekleştirilmesi yönünde yeterli kurumsal kapasite ve insan sermayesinin olduğunu göstermektedir. Tablo 1’deki göstergelerin iyileştirilmesi üniversitelerin mevcut dahlinin her geçen gün artmasıyla mümkündür. Üniversiteler son yıllarda bilimsel araştırma ve teknolojik gelişmeler konusunda önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Bu ilerleme, üniversitelerin araştırma altyapılarının güçlendirilmesi, araştırma fonlarının artırılması ve uluslararası iş birliklerinin genişletilmesi ile sağlanmıştır. Bu çerçevede, Türkiye'deki üniversitelerin sanayi ile entegrasyonu, teknoparklar ve araştırma merkezleri aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Bu tesisler, akademik bilginin ticarileştirilmesi ve sanayiye uygulanması konusunda önemli bir rol oynar. 2015 yılında BM tarafından tüm üye ülkeler için hazırlanan SKA’lar üniversitelerde çeşitli alanlarda yürütülen sürdürülebilirlik çalışmalarında bir ivmelenmeyi de beraberinde getirmiştir (Tablo 1). Buna göre; 2015 tarihinden önce ülkemizde 4 adet sürdürülebilirlik merkezi varken; bu tarihten sonraki sayılarda beş kata varan artış yaşanarak toplam sayı 23’e ulaşmıştır. Bu merkezlerin devlet üniversiteleri kadar vakıf üniversiteleri tarafından da teveccüh gördüğü anlaşılmaktadır. Buna göre 12 merkez devlet üniversitelerinde kurulmuşken, 11 merkez vakıf üniversiteleri eliyle kurumsallaşmıştır. Merkezlerin coğrafi dağılımına bakıldığında 11 merkez ile başı çeken şehrin İstanbul olduğu görülmektedir. 3’ü İzmir ve 2’si de Ankara’da bulunmaktadır. Edirne, Eskişehir, Kastamonu, Konya, Mersin, Uşak ve Zonguldak birer merkezle sıralamalara dahil olmuşlardır. Söz konusu merkezlerin çoğunlukla sanayi bölgelerinde yer alıyor olması çözümün de sorunun olduğu yerlerde aranması gerektiği hususunu ortaya çıkarmaktadır. 87 Sayı 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 Üniversite Adı İstanbul Bilgi Üniv. Yıldız Teknik Üniv. Uşak Üniv. Trakya Üniv. Kadir Has Üniv. Marmara Üniv. Kastamonu Üniv. Başkent Üniv. İstanbul Aydın Üniv. Eskişehir Osmangazi Üniv. İstanbul Gelişim Üniv. Mersin Üniv. Haliç Üniv. İzmir Yüksek Teknoloji Ens. İstinye Üniv. Necmettin Erbakan Üniv. İstanbul Medipol Üniv. İzmir Demokrasi Üniv. Bahçeşehir Üniv. Zonguldak Bülent Ecevit Üniv. Orta Doğu Teknik Üniv. İzmir Ekonomi Üniv. Doğuş Üniv. 88 Kaynak: Yüksek Öğretim Bilgi Yönetim Sistemi, 2024 Birim Adı Çevre, Enerji Ve Sürdürülebilirlik Uyg. ve Arş. Mer. Finans, Kurumsal Yönetim ve Sürdürülebilirlik Uyg. ve Arş. Mer. Enerji, Çevre ve Sürdürülebilirlik Uyg. ve Arş. Mer. Risk Yönetimi ve Kurumsal Sürdürülebilirlik Uyg. ve Arş. Mer. Enerji ve Sürdürülebilir Kalkınma Uyg. ve Arş. Mer. Uluslararası Sürdürülebilirlik Uyg. ve Arş. Mer. Sürdürülebilir Tarım, Gıda ve Gen Kaynakları Uyg. ve Arş. Mer. Sürdürülebilir Çevre Uyg. ve Arş. Mer. Kurumsal Yönetim ve Sürdürülebilirlik Uyg. ve Arş. Mer. Tasarruf Ekonomisi ve Sürdürülebilirlik Uyg. ve Arş. Mer. Sürdürülebilir Çevre ve Toplum Uyg. ve Arş. Mer. Sürdürülebilir Çevre Uyg. ve Arş. Mer. Sürdürülebilir Enerji Sistemleri Araştırma Merkezi Sürdürülebilir Kalkınma İçin Biyotek. ve İnov. Uyg. ve Arş. Mer. Uluslararası Sürdürülebilirlik Uyg. ve Arş. Mer. Sürdürülebilir Aile İşletmeleri Uyg. ve Arş. Mer. Sürdürülebilir Kalkınma Uyg. ve Arş. Mer. Sürdürülebilir Çevre Çalışmaları Uyg. ve Arş. Mer. Sürdürülebilir Gıda Sistemleri Uyg. ve Arş. Mer. Filyos Sürdürülebilir Kalkınma Uyg. ve Arş. Mer. İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma Uyg. ve Arş. Mer. Sürdürülebilir Enerji ve İklim Politikalaru Uyg. ve Arş. Mer. Karbon Ayak İzi ve Sürdürülebilirlik Uyg. ve Arş. Mer. Açılış T. 7.07.2010 26.06.2013 18.02.2014 8.07.2014 18.02.2015 12.08.2015 11.11.2015 31.08.2016 22.06.2018 3.04.2019 22.04.2020 22.04.2020 6.05.2020 1.07.2020 2.09.2020 14.04.2021 21.04.2021 24.06.2021 4.08.2021 4.08.2021 5.10.2022 5.06.2024 3.07.2024 Üniv. Türü Vakıf Devlet Devlet Devlet Vakıf Devlet Devlet Vakıf Vakıf Devlet Vakıf Devlet Vakıf Devlet Vakıf Devlet Vakıf Devlet Vakıf Devlet Devlet Vakıf Vakıf Tablo 1. İçerisinde Sürdürülebilir(lik) İfadesi Geçen Uygulama ve Araştırma Merkezleri Birim İli İstanbul İstanbul Uşak Edirne İstanbul İstanbul Kastamonu Ankara İstanbul Eskişehir İstanbul Mersin İstanbul İzmir İstanbul Konya İstanbul İzmir İstanbul Zonguldak Ankara İzmir İstanbul Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Sanayinin Gelişimi, İnovasyon ve Araştırma-Geliştirme Çalışmaları Yenilikçilik, Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınma yolculuğunda merkezi bir konuma sahiptir. Üniversiteler, bu alanda disiplinlerarası ve sektörler arası araştırma ve proje tabanlı öğrenme yaklaşımlarını benimseyerek, öğrencilerin ve araştırmacıların gerçek dünya problemlerine yenilikçi çözümler geliştirmelerini teşvik etmektedir. Bu yaklaşım, öğrencilerin yaratıcılığını ve problem çözme yeteneklerini geliştirirken, aynı zamanda sanayinin karşılaştığı zorluklara uygulanabilir çözümler üretmelerini sağlar. Altyapı gelişimi konusunda ise Türkiye'nin önemli projeleri bulunmaktadır. Bu projelerin birçoğu, üniversitelerin araştırma grupları ile iş birliği içinde yürütülmektedir. Özellikle ulaşım, enerji ve iletişim altyapısı projelerinde üniversitelerin katkısı, sürdürülebilir teknolojilerin ve çevre dostu çözümlerin entegrasyonu açısından kritik öneme sahiptir. Bu projeler hem ekonomik büyümeyi destekler hem de ülkedeki yaşam kalitesini artırır. Bu çalışmanın birinci bölümü üniversitelerde sanayi, yenilikçilik ve altyapı kapsamında eğitim ve öğretim faaliyetlerine odaklanacaktır. Türkiye ve dünyadan iyi uygulama örnekleri verilerek bilinirlik ve farkındalık artışı sağlanmaya çalışılacaktır. İkinci bölüm sanayi, yenilikçilik ve altyapı kapsamında üniversitelerde halihazırda uygulanmış ya da uygulanmakta olan araştırma-geliştirme ve inovasyon faaliyetlerini ele alacaktır. Üçüncü bölüm ise sanayi, yenilikçilik ve altyapı kapsamında bahsi geçen çalışmaların toplumsal katkılarına ilişkin değerlendirmeler sunacaktır. 1. EĞİTİM-ÖĞRETİMDE SANAYİNİN GELİŞİMİ, İNOVASYON VE AR-GE ÇALIŞMALARI Dünya sürdürülebilirliğini artırmak üzere sürdürülebilirlik konusu üniversitelerde birinci misyonu olan eğitim ve öğretim alanında 1990’lardan beri öne çıkarılır (United Nations Agenda 21, 1992). Özellikle BM'nin 2005-2014 dönemini Sürdürülebilir Kalkınma İçin Eğitim On Yılı olarak ilan etmesiyle beraber, eğitimin önemi ayrı bir yer bulmuştur (Wals, 2014). Böylece farkındalık yaratma ve yükseköğretim kurumlarını sürdürülebilirliği sistemlerine entegre etmeye yönlendirme noktasında önemli bir değişim gerçekleşmiştir (Figueiró & Raufflet, 2015; Global Education Monitoring Report, 2016). Sürdürülebilirliğin yükseköğretim sistemlerine ve müfredatlarına entegrasyonu için kapsamlı çalışmalar yürütülmektedir (Boks & Diehl, 2006; Corcoran & Wals, 2004; Leal Filho vd., 2018; Lozano vd., 2013; Sammalisto & Lindhqvist, 2008). Örneğin dünyanın birçok yerinde yükseköğrenimde sürdürülebilirlik ilkelerinin uygulanmasına yönelik ‘Yükseköğrenimin Müfredatı’nın Yeşillenmesi Modeli’ ile üniversite çalışmalarını sürdürülebilirliğe doğru yeniden yönlendirmek üzere nitelikler belirlenmiş ve belirli stratejiler ve eylemler 89 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü tasarlanmıştır (Geli de Ciurana & Leal Filho, 2006; Junyent & Ciurana, 2008). Öte yandan öğrencilerin eğitim deneyimini dönüştürmek ve toplumsal değişime öncülük etmek, kurumların sistematik veya bağlantılı bir sürdürülebilirlik görüşünü gerektirir (Tilbury, 2011). Temel ve radikal değişiklikler yoluyla, mevcut uygulamalara yalnızca 'eklentiler' ile değil, sürdürülebilir kalkınmanın üniversitelerin sistemlerine daha kapsamlı, planlı ve destekleyici bir şekilde entegrasyonu gerekir (Fadeeva & Mochizuki, 2010; Ferrer-Balas vd., 2010; Leal Filho vd., 2018). Başka bir deyişle, yükseköğrenim sektörünün dönüştürücü olabilmesi için öncelikle kendisini dönüştürmesi gerekir (Tilbury, 2011). Bu aşama hâlâ sürmektedir. Bölüm araştırmasında; üniversitelerde SKA’lara yönelik çalışmaların mevcut ders müfredatına eklemlendiği, kurum içerisinde yer alan sertifika programları eliyle ücretli bir biçimde kurs şeklindeki programlarla sunulduğu ve kurum içerisinde gönüllü olarak hizmet veren sivil toplum inisiyatifleri aracılığıyla ücretsiz olarak içerik paketleri haline getirildiği görülmüştür. Özellikle bu çalışmanın konusu olan sanayi, yenilikçilik ve altyapı amacının diğer pek çok amaçla doğrudan ya da dolaylı bir bağlantısı olması nedeniyle tek başına bir anlamı olması kadar diğer başlıklarla da iç içe geçtiği anlaşılmıştır. Buna rağmen söz konusu amacın alt hedef ve göstergelerine bakıldığında doğa bilimlerine daha yakın bir seyir izlediği, özellikle mühendislik, mimarlık, tıp gibi alanlardaki içeriklere dahil edildiği fark edilmiştir. Konuyla ilgili Türkiye ve dünyadan bazı örnekler verilerek bir yandan yurtdışındaki deneyimler hakkında okuyucuların bilgilendirilmesi amaçlanmış diğer yandan da yurtiçinde olmasına rağmen birbirinden haberdar olmayan yapılar ve etkinliklere ilişkin farkındalık yaratılmaya çalışılmıştır. Canterbury Üniversitesi tüm derslerini her bir SKA ile eşleştirmiş ve sanayi, yenilikçilik ve altyapı amacına yönelik 47 ders göstermiştir. Dayanıklı altyapı inşa etmek, kapsayıcı ve sürdürülebilir sanayileşmeyi teşvik etmek ve yenilikçiliği desteklemek şeklinde bir vurguyla yola çıkan üniversite elektrik mühendisliği, orman mühendisliği gibi doğa bilimlerinden; sosyoloji, siyaset bilimi gibi sosyal bilimlere kadar pek çok alandaki derslere bu amacı entegre ettiğini ifade etmiştir. ‘Mühendislikte Sürdürülebilir Sistemler’, ‘Sürdürülebilirlik Kavramı ve İlklerine Giriş ve Sürdürülebilir Enerji Sistemleri’ dersleri programda yer alan başlıca derslerdendir. ‘Sürdürülebilir Enerji Sistemleri’ dersinin enerji sistemleri ve sürdürülebilirlik hakkında olduğu; güneş, rüzgâr, hidro, biyokütle, jeotermal ve enerji depolama kaynakları dahil olmak üzere yenilenebilir teknolojilerle tanışılacağı yazılmıştır. Ayrıca düşük enerjili binalar, ulaşım ve enerjinin geleceği dahil olmak üzere daha geniş enerji sistemi hakkında bilgi edinileceği eklenmiştir. 90 Sanayinin Gelişimi, İnovasyon ve Araştırma-Geliştirme Çalışmaları Ders içeriği, enerji ve sürdürülebilirliği yerelden küresel perspektiflere kadar kapsayacağı belirtilmiştir (University of Canterbury, 2024). İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ)’nün Sürekli Eğitim Merkezi’nde ‘Sürdürülebilir Kalkınma Sertifika Programı’ adıyla ücretli bir eğitim programı düzenlenmektedir. 9 ve 10. Eğitimlerin 2024 yılında düzenlendiği görülen program 17 temel amaç ve alt hedeflerini konu alan 7 modül üzerinden 75 saatlik eğitim ve eğitim sonrasında yapılacak test sınavından oluşmaktadır. Eğitim, şu ana başlıklarda planlanmıştır: (1) Sürdürülebilir Kentler ve Topluluklar ve Kentsel Fırsatlar, (2) Sosyal Sürdürülebilirlik, Sürdürülebilir Ekonomik Büyüme, (3) İklim Eylemi, Yeşil Mutabakat ve Afetlere Dirençlilik, (4) Enerji ve Su Verimliliği, (5) Üretken Ekonomiler ve (6) İnovasyon ve Teknoloji, Katılımcı Yönetim. Programın detaylarında ikinci başlık hariç diğer tüm başlıklarda sanayi, yenilikçilik ve altyapı başlığına yer verildiği görülmüştür (İTÜ Sürekli Eğitim Merkezi, 2024). Sabancı Üniversitesi’nde ise ‘İş Dünyasında Etik ve Sürdürülebilirlik’ başlığıyla geçen lisans dersinde, şirketlerin ekonomik, sosyal ve fiziksel çevreleri üzerindeki etkileri ve iş yönetiminde etiğin rolü incelenmektedir. Ders değişik yönetsel etik perspektiflerin farkında olunmasını ve bu farklılıkların iş-toplum ilişkileri için ne anlama geldiğinin anlaşılmasını amaçlamaktadır. Bu derste kurumsal yönetim, sürdürülebilir kalkınma, çevresel ve sosyal etki analizi, paydaş angajmanı, işte etiğin yönetimi ve sürdürülebilir yatırımlar gibi uygulamaya dönük konular kapsanmaktadır (Sabancı Üniversitesi, 2024). Dünyadan ve Türkiye’den örneklerin değerlendirilmesinin ardından; özellikle mimarlık ve mühendislik fakülteleri başta olmak üzere mevcut derslerin içeriklerinin sanayi, yenilikçilik ve altyapı kapsamında yeniden yapılandırılması önerilebilir. ‘Sürdürülebilirlik Kavramı ve İlklerine Giriş’ ve ‘Sürdürülebilir Enerji Sistemleri’ gibi özgün dersler programlara alınabilir. Konuyla ilgili lisansüstü programlara “sürdürülebilirlik” başlığı eklenerek içerikler de o minvalde güncellenebilir. Burada aslolan mevcut programlara bir yenisini eklemek kadar sürdürülebilirlik perspektifini konuyla ilgili olan tüm programlara uyarlamaktır. Ayrıca üniversitelerin sürekli eğitim merkezleri aracılığıyla ücretli ve ücretsiz sürdürülebilirlik programlarıyla eğitimler düzenlenebilir. 2. ARAŞTIRMA-GELİŞTİRMEDE SANAYİNİN GELİŞİMİ VE YENİLİKÇİLİK Üniversitelerde yürütülen araştırma-geliştirme ve inovasyon faaliyetleri, sanayi, yenilikçilik ve altyapı alanlarında temel taşlar olarak kabul edilir. Bu faaliyetler, bilimsel bilginin endüstriyel uygulamalara dönüştürülmesi sürecinde 91 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü kritik bir role sahiptir ve teknolojik yeniliklerin önünü açar (Lee, 2000). Özellikle üniversitelerin sanayi ile iş birlikleri, akademik araştırmaların ticari ürünlere ve hizmetlere dönüşümünü hızlandırırken, ekonomik kalkınmayı destekleyen yenilikçi çözümler üretmekte önemli bir yere sahiptir (Wright vd., 2004). Ayrıca, üniversitelerin altyapı projelerine yönelik çalışmaları, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmada ve toplumun genel yaşam kalitesinin artırılmasında etkili olmaktadır. Bu tür faaliyetler, öğrencilerin ve araştırmacıların gerçek dünya sorunlarına pratik çözümler bulma kapasitelerini geliştirir ve bu süreçte yenilikçi düşünme yeteneklerini keskinleştirir. Bölüm araştırmasında; üniversitelerde sanayi, yenilikçilik ve araştırma geliştirme faaliyetlerinin çok geniş bir alana yayıldığı, kurumsal yapıların da ülkeden ülkeye farklılıklar arz ettiği tespit edilmiştir. Üniversite sanayi iş birliği çerçevesinde hangi sanayi dalıyla iş birliği yapılacağının belirleyici olduğu anlaşılmış, özellikle sponsorlar eliyle laboratuvar desteğinin başat bir unsur olarak öne çıktığı görülmüştür. Türkiye ve dünyadan çeşitli örnekler verilmek suretiyle araştırmageliştirme ve inovasyon faaliyetlerine ilişkin kısa bir değerlendirme yapılarak konunun uzmanlar tarafından daha detaylı bir şekilde incelenerek raporlanmasının gerektiğinin altı çizilmeye çalışılmıştır. Ayrıca ülkemizde uygulama ve araştırma merkezlerinin dağılımı, SKA’ların ilanının bu merkezler üzerindeki olumlu katkısının neler olduğu ve daha da önemlisi bu merkezlerin hangi faaliyetleri yürüterek literatüre katkıda bulunduğu noktasında örnekler verilmeye çalışılmıştır. Massachusetts Institute of Technology (MIT)’ye bağlı MIT Energy Initiative (MITEI), iklim değişikliğiyle mücadele etmek ve enerji erişimini genişletmek için sıfır ve düşük karbonlu çözümler geliştiren bir yapı olarak göze çarpmaktadır. MITEI yeni teknolojilerin geliştirilmesi ve bilim temelli analizlerin sunulması yoluyla emisyonları önemli ölçüde azaltma vizyonu ve kararlılığını paylaşan MIT araştırmacıları ve eğitimcileri için önemli bir buluşma noktası olma özelliğine sahiptir. Küresel enerji sistemlerini karbondan arındırmaya ve MIT'nin sanayi şirketleri, hükümet kurumları ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içinde projeler geliştirdiği görülmektedir (MIT, 2024). Stanford Üniversitesi’nin 2013-2018 yılları arasında gerçekleştirdiği ‘Küresel İklim ve Enerji Projesi’ (The Global Climate and Energy Project - GCEP) isimli çalışmasıyla sera gazı emisyonlarını önemli ölçüde azaltan küresel bir enerji sistemini beraberinde getirebilecek bilim ve teknolojiyi geliştirmeye çalışmışlardır. Bunu başarmak için GCEP, yenilikçi, adım adım ilerleyen teknolojilerden oluşan bir portföy oluşturmuştur. GCEP, proje süresince bir dizi araştırma alanı etrafında düzenlenmiştir ve Stanford'da ve dünya çapında iş birliği yapılan kurumlarda çok sayıda araştırma faaliyeti yürütülmüştür. Projenin 92 Sanayinin Gelişimi, İnovasyon ve Araştırma-Geliştirme Çalışmaları sponsorları arasında ExxonMobil, Schlumberger, Bank of America, General Electric, Toyota ve DuPont gibi önemli şirketler yer almıştır (Stanford University, 2024). Delft Teknoloji Üniversitesi sanayi kuruluşları, hükümetler, ticaret birlikleri ve Hollanda'daki ve dünya çapındaki çok sayıda üniversite ile stratejik ortaklıklara sahiptir. Üniversite lisans programları, öğrencilerin mezuniyet sonrası istihdam piyasasında bir başlangıç yapmalarını sağlamak üzere tasarlanmış staj ve araştırma projeleri yürütmelerine olanak tanımaktadır; üniversite öğrencileri güneş enerjisiyle çalışan bir araba, yusufçuğa benzeyen uçan bir robot ve geri dönüştürülmüş araba lastiklerinden yapılmış sandaletler gibi projelerin geliştirilmesinden sorumludur (Delft Teknoloji Üniversitesi İnternet Sitesi). RWTH Aachen Üniversitesi her zaman sanayi sektörü ile güçlü bağlara sahip olmuş, çevresinde Silikon Vadisi'nin Avrupa'daki eşdeğerini yaratmış ve araştırmacılarına dış finansman sağlamıştır. Büyüklüğüne oranla Aachen, Üniversite spin-off şirketleri ve mühendislik firmalarının ofisleri açısından Almanya'nın en önde gelen şehridir. Dünyanın ilk rüzgâr tüneli ve parçacık hızlandırıcısı RWTH Aachen'da geliştirilmiştir. Yerinde yaratılan önemli yenilikler arasında tamamen metalden yapılmış öncü bir uçak ve bir dizel kurum filtresi yer almaktadır (RWTH Aachen Üniversitesi İnternet Sitesi). Türkiye’den de pek çok üniversite sanayi, yenilikçilik ve altyapı kapsamında araştırma geliştirme ve inovasyon faaliyetleri yürütmektedir. Bu bağlamda Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) NASA, NATO, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve Erasmus gibi önde gelen küresel kuruluşlarla kurduğu ortaklıklarla, uluslararası araştırma projelerinden elde ettiği gelirle Türkiye'deki diğer üniversitelerden daha fazla gelir elde eden uluslararası odaklı bir kurum olarak öne çıkmaktadır. Yıldız Teknik Üniversitesi de bünyesinde barındırdığı Teknopark ile yazılım, bilgi ve iletişim teknolojileri, elektronik, ilaç sanayi, makine ve teçhizat sanayi, kimya, havacılık sanayi, savunma sanayi, inşaat, gıda sanayi gibi birçok sektörde 8.500’den fazla çalışanıyla 400'den fazla Ar-Ge firmasıyla önemli bir aktör olarak yer almaktadır. Türkiye’de sanayi, yenilikçilik ve altyapı konularında hizmet vermek üzere tasarlanan üniversite yapılanmaları uygulama ve araştırma merkezleridir. İçerisinde sanayi ifadesi geçen 26 adet uygulama ve araştırma merkezi bulunmaktadır (Tablo 2). Bu merkezlerin üçte biri SKA’ların 2015 yılında BM tarafından ilan edilmesinden sonra kurulmuştur. Ağırlıklı olarak devlet üniversitelerinde kurulan bu merkezler üniversite sanayi iş birliğinin nüvesini oluşturmak üzere tasarlanan yapılardır. İlki 1975 yılında Fırat Üniversitesi bünyesinde kurulan merkezlerden sonuncusu 2021 yılında Marmara Üniversitesi’nde oluşturulmuştur. Ülkenin farklı coğrafyalarında yer almakla birlikte sanayi bölgelerinde yoğunlaştıkları da anlaşılmaktadır. 93 Sayı 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 94 Kaynak: Yüksek Öğretim Bilgi Yönetim Sistemi, 2024 Birim Adı Üniversite-Sanayi İşbirliği Geliştirme Uyg. ve Arş. Mer. Üniversite-Sanayi İşbirliğini Geliştirme Araştırma ve Uygulama Merkezi Üniversite Sanayi-Kamu İşbirliği Geliştirme Uyg. ve Arş. Mer. Üniversite-Sanayi İşbirliği Geliştirme Uyg. ve Arş. Mer. Türk Sanayi Rekabet Araştırmaları Uyg. ve Arş. Mer. Sanayi Yan Ürünleri Geri Kazanımı Uyg. ve Arş. Mer. Sanayi ve Ticaret İşbirliğini Geliştirme Uyg. ve Arş. Mer. Üniversite Sanayi İşbirliği Uyg. ve Arş. Mer. Üniversite-Sanayi Araştırma ve Uygulama Merkezi Üniversite Sanayi İşbirliği Uyg. ve Arş. Mer. Üniversite-Sanayi İşbirliği ve Teknoloji Uyg. ve Arş. Mer. Üniversite Sanayi İşbirliği ve Teknoloji Transfer Ofisi Uyg. ve Arş. Mer. Üniversite Sanayi İşbirliği Uyg. ve Arş. Mer. Sanayi ve İş Dünyası İşbirliği Uyg. ve Arş. Mer. Üniversite-Sanayi İşbirliği Geliştirme Araştırma Teknoloji Uyg. ve Arş. Mer. Sanayi-İş Dünyası İş Birliğini Geliştirme Uyg. ve Arş. Mer. Üniversite-Sanayi İşbirliği Araştırma ve Uygulama Merkezi Üniversite Sanayi İşbirliği Uyg. ve Arş. Mer. Kamu-Üniversite-Sanayi İşbirliği Uyg. ve Arş. Mer. Üniversite-Sanayi İşbirliğini Geliştirme Uyg. ve Arş. Mer. Başkent Organize Sanayi Bölgesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Girişimcilik ve Üniversite-Sanayi İşbirliği Uyg. ve Arş. Mer. Savunma Sanayi Teknolojileri Uyg. ve Arş. Mer. Üniversite-Sanayi İşbirliği Uyg. ve Arş. Mer. Kamu-Üniversite-Sanayi İşbirliği Uyg. ve Arş. Mer. Üniversite-Sanayi İşbirliği Geliştirme Uyg. ve Arş. Mer. Açılış Tarihi 11.04.1975 11.07.1992 22.07.2008 30.07.2008 1.01.2009 28.02.2009 28.02.2009 16.09.2009 25.09.2009 21.07.2010 29.06.2011 13.10.2011 6.12.2011 21.12.2011 14.08.2012 13.03.2013 18.03.2013 13.05.2015 27.05.2015 15.10.2015 15.02.2017 29.03.2017 6.07.2017 8.08.2018 12.12.2018 16.06.2021 Tablo 2. İçerisinde Sanayi İfadesi Geçen Uygulama ve Araştırma Merkezleri Üniversite Adı Fırat Üniv. Zonguldak Bülent Ecevit Üniv. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniv. Bursa Uludağ Üniv. Tobb Ekonomi ve Teknoloji Üniv. Boğaziçi Üniv. Sivas Cumhuriyet Üniv. İnönü Üniv. Dokuz Eylül Üniv. Aydın Adnan Menderes Üniv. Manisa Celâl Bayar Üniv. Hatay Mustafa Kemal Üniv. Aksaray Üniv. Düzce Üniv. Van Yüzüncü Yıl Üniv. Batman Üniv. Pamukkale Üniv. Bursa Teknik Üniv. Çankırı Karatekin Üniv. Bingöl Üniv. Hacettepe Üniv. Yozgat Bozok Üniv. İstanbul Aydın Üniv. Kocaeli Üniv. Siirt Üniv. Marmara Üniv. Üniv. Türü Devlet Devlet Devlet Devlet Vakıf Devlet Devlet Devlet Devlet Devlet Devlet Devlet Devlet Devlet Devlet Devlet Devlet Devlet Devlet Devlet Devlet Devlet Vakıf Devlet Devlet Devlet Birim İli Elazığ Zonguldak Kahramanmaraş Bursa Ankara İstanbul Sivas Malatya İzmir Aydın Manisa Hatay Aksaray Düzce Van Batman Denizli Bursa Çankırı Bingöl Ankara Yozgat İstanbul Kocaeli Siirt İstanbul Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Sayı 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 95 Kaynak: Yüksek Öğretim Bilgi Yönetim Sistemi, 2024 Birim Adı Endüstriyel İlişkiler Araştırma ve Uygulama Merkezi Endüstriyel ve Medikal Uygulamalar Mikrodalga Araş. Uyg. ve Arş. Mer. Doğal ve Endüstriyel Yapı Malzemeleri Uyg. ve Arş. Mer. Kreatif Endüstriler Uyg. ve Arş. Mer. Bilimsel Endüstriyel ve Teknolojik Uygulama ve Araş. Gel. Uyg. ve Arş. Mer. Endüstriyel Hammaddeler ve Yapı Malzemeleri Uyg. ve Arş. Mer. Arçelik Yaratıcı Endüstriler Uyg. ve Arş. Mer. Endüstriye Dayalı Mesleki Eğitim Uyg. ve Arş. Mer. Yaratıcı Kültür Endüstrileri Uyg. ve Arş. Mer. Tarımsal Atıkların Endüstriye Geri Kazanımı Uyg. ve Arş. Mer. Endüstri 4.0 Uyg. ve Arş. Mer. Endüstriyel Kenevir Uyg. ve Arş. Mer. Endüstriyel Tasarımlar Uyg. ve Arş. Mer. Endüstriyel Tasarım Enstitüsü Endüstri Ürünleri Tasarımı Araştırma ve Uygulama Merkezi Açılış Tarihi 21.05.2009 10.09.2009 11.04.2012 12.09.2012 13.02.2013 8.07.2014 5.08.2014 17.12.2014 15.10.2015 11.05.2017 6.07.2017 18.12.2019 2.06.2021 4.08.2023 Tablo 3. İçerisinde Endüstri İfadesi Geçen Uygulama ve Araştırma Merkezleri Üniversite Adı Yıldız Teknik Üniv. Akdeniz Üniv. Süleyman Demirel Üniv. Bahçeşehir Üniv. Bolu Abant İzzet Baysal Üniv. Niğde Ömer Halisdemir Üniv. Koç Üniv. Bilecik Şeyh Edebali Üniv. Başkent Üniv. Düzce Üniv. İstanbul Aydın Üniv. Uşak Üniv. Artvin Çoruh Üniv. Ostim Teknik Üniv. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniv. Üniv. Türü Devlet Devlet Devlet Vakıf Devlet Devlet Vakıf Devlet Vakıf Devlet Vakıf Devlet Devlet Vakıf Devlet Birim İli İstanbul Antalya Isparta İstanbul Bolu Niğde İstanbul Bilecik Ankara Düzce İstanbul Uşak Artvin Ankara İstanbul Sanayinin Gelişimi, İnovasyon ve Araştırma-Geliştirme Çalışmaları Sayı 1 2 3 Kaynak: Yüksek Öğretim Bilgi Yönetim Sistemi, 2024 Birim Adı Yenilikçi Gıda Teknolojileri Geliştirme Uyg. ve Arş. Mer. Yenilikçilik ve Girişimcilik Uyg. ve Arş. Mer. Girişimcilik ve Yenilikçilik Uyg. ve Arş. Mer. Yenilikçi Teknolojiler Uyg. ve Arş. Mer. Hayvancılık Yenilikçi Projeler Uyg. ve Arş. Mer. Beşkaza-Genetik Kaynaklar ve Yenilikçi Teknolojiler Uyg. ve Arş. Mer. Yenilikçi Gıda Teknolojileri Geliştirme Uyg. ve Arş. Mer. 96 Kaynak: Yüksek Öğretim Bilgi Yönetim Sistemi, 2024 Birim Adı Ulusla Klinik Araştırma Altyapı Ağı Uyg. ve Arş. Mer. Siber Güvenlik ve Kriptik Altyapı Koruma Uyg. ve Arş. Mer. Gayrimenkul ve Altyapı Uyg. ve Arş. Mer. Açılış Tarihi 14.08.2012 27.07.2017 23.08.2017 Birim İli Bolu Trabzon İstanbul Isparta Burdur Muğla Iğdır Birim İli İzmir İstanbul İstanbul Üniv. Türü Devlet Vakıf Devlet Devlet Devlet Devlet Devlet Üniv. Türü Devlet Vakıf Vakıf Açılış Tarihi 19.06.2012 26.02.2013 15.10.2015 2.08.2017 6.03.2019 3.10.2019 9.09.2020 Tablo 5. İçerisinde Altyapı İfadesi Geçen Uygulama ve Araştırma Merkezleri Üniversite Adı Bolu Abant İzzet Baysal Üniv. Avrasya Üniv. Galatasaray Üniv. Süleyman Demirel Üniv. Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniv. Muğla Sıtkı Koçman Üniv. Iğdır Üniv. Üniversite Adı Dokuz Eylül Üniv. Kadir Has Üniv. İbn Haldun Üniv. Sayı 1 2 3 4 5 6 7 Tablo 4. İçerisinde Yenilik(çilik) İfadesi Geçen Uygulama ve Araştırma Merkezleri Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Sanayinin Gelişimi, İnovasyon ve Araştırma-Geliştirme Çalışmaları Sanayi ifadesi kadar kullanışlı bir diğer kavram da endüstri ifadesidir. Sanayi ile hiçbir farkı bulunmamakla birlikte çoğu zaman eşanlamlı olarak adlandırmalarda yer almıştır. Bu kapsamda içerisinde endüstri ifadesi geçen uygulama ve araştırma merkezlerine bakıldığında sayının 15 olduğu göze çarpmaktadır (Tablo 3). Sanayi ifadesinde görüldüğü gibi bu merkezlerin de üçte birlik bir kısmı 2015 sonrası kurulmuş olup sürdürülebilir kalkınma amaçlarından hemen sonra faaliyete geçmişlerdir. Bununla birlikte üçte biri vakıf üniversiteleri bünyesinde oluşturulmuştur. Ayrıca İstanbul ve Ankara’nın bu merkezlere açık ara daha fazla ev sahipliği yaptığı görülmektedir. Sanayi, yenilikçilik ve altyapı başlığında ülkemizde kurulan uygulama ve araştırma merkezleri arasında içerisinde yenilikçilik geçen merkezlerin sayısı 7 olarak saptanmıştır (Tablo 4). Söz konusu merkezlerin doğa bilimleri alanında faaliyet gösterdiği, gıda ve hayvancılık gibi alanlarda yoğunlaştığı, genetik gibi ileri teknolojik faaliyetleri içerisinde barındırdığı görülür. Devlet üniversitelerinin çok daha baskın olduğu bu merkezlerin 5’i sürdürülebilir kalkınma amaçlarının ilanından sonra kurulmuştur. Ayrıca ülkenin farklı coğrafyalarındaki üniversitelere dağıldıkları anlaşılmıştır. Sanayi, yenilikçilik ve altyapı amacına yönelik üniversitelerdeki kurumsallaşmanın son ayağında içerisinde altyapı geçen uygulama ve araştırma merkezleri yer almaktadır (Tablo 5). İkisi İstanbul ve biri İzmir’de kurulmuş olan, İstanbul’dakilerin vakıf, İzmir’deki merkezin devlet üniversitesi olduğu görülmektedir. İstanbul’daki merkezlerin sürdürülebilir kalkınma amaçlarının ilanından sonra oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Uygulama ve araştırma merkezlerinin faaliyetlerinin yanı sıra ülkemizde Teknoloji Geliştirme Bölgeleri ve Teknoloji Transfer Ofisleri (TTO) kurulmaktadır. Teknoloji Geliştirme Bölgeleri; yüksek/ileri teknoloji kullanan ya da yeni teknolojilere yönelik firmaların, belirli bir üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsü ya da araştırma-geliştirme merkez veya enstitüsünün olanaklarından yararlanarak teknoloji veya yazılım ürettikleri/geliştirdikleri, teknolojik bir buluşu ticari bir ürün, yöntem veya hizmet haline dönüştürmek için faaliyet gösterdikleri ve bu yolla bölgenin kalkınmasına katkıda bulundukları, aynı üniversite, yüksek teknoloji enstitüsü ya da araştırma-geliştirme merkez veya enstitüsü alanı içinde veya yakınında; akademik, ekonomik ve sosyal yapının bütünleştiği siteyi veya bu özelliklere sahip teknoparkı ifade etmektedir. TTO’lar ise yükseköğretim kurumlarının, Ar-Ge ve yenilikçilikle ilgili olarak kamu ve özel sektör iş birliği yapmak, üretilen bilgi ve yapılan buluşları fikri mülkiyet kapsamında koruma altına almak ve uygulamaya aktarmak üzere Yükseköğretim Kurulu’ndan önceden 97 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü izin almak kaydıyla yükseköğretim kurumu yönetim kurulunun kararıyla kurabilecekleri sermaye şirketini ifade etmektedir. Bu ofislerin varlığı da SKA’lara ulaşma yolunda üniversitelerin, Ar-Ge ve yenilikçilikle ilgili olarak kamu ve özel sektör iş birliği yapması ve üretilen bilgi ve buluşların uygulamaya aktarılması açısından önemlidir (Yüksek Öğretim Kurumları Teknoloji Transfer Ofisi Yönetmeliği, 2024). Son olarak Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) çeşitli programlar eliyle sanayi, yenilikçilik ve altyapı konularında var olan kurumsal kapasitenin artırılmasına dönük çalışmalarına devam etmektedir. Bu kapsamda çıkılan çağrı programları şu şekildedir: 1501-TÜBİTAK Sanayi Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı, 1503-Proje Pazarları Destekleme Programı, 1505Üniversite-Sanayi İşbirliği Destek Programı, 1507-TÜBİTAK KOBİ Ar-Ge Başlangıç Destek Programı, 1511-TÜBİTAK Öncelikli Alanlar Araştırma Teknoloji Geliştirme ve Yenilik P.D.P. (Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı), 1512-Girişimcilik Destek Programı (BiGG), 1513-Teknoloji Transfer Ofisleri Destekleme Programı, 1514-Girişim Sermayesi Destekleme Programı (Tech-InvesTR), 1515-Öncül Ar-Ge Laboratuvarları Destekleme Programı, 1601Yenilik Girişimcilik Alanlarında Kapasite Artırılmasına Yönelik D.P., 1607BiGG+ KOBİ Mentor Arayüzü, 1602-TÜBİTAK Patent Destek Programı, 1707Siparişe Dayalı Ar-Ge Projeleri için KOBİ Destekleme Çağrısı, 1702-Patent Tabanlı Teknoloji Transferi Destekleme Çağrısı, 1711-Yapay Zekâ Ekosistem Çağrısı, 1812-Yatırım Tabanlı Girişimcilik Destek Programı (BiGG Yatırım), 1831-Yeşil İnovasyon Teknoloji Mentörlük Çağrısı, 1832-Sanayide Yeşil Dönüşüm Çağrısı, 1833-SAYEM Yeşil Dönüşüm Çağrısı, 1612-BiGG-1.Aşama Uygulayıcı Kuruluş Çağrısı, 1613-Teknoloji Transferi Profesyoneli Çağrısı ve 1701-Ar-Ge Proje Değerlendirme ve İzleme Çağrısı. Bu programlardan sanayi, yenilikçilik ve altyapı başlığında sürdürülebilirliğin sağlanmasına yönelik özellikle 1501, 1503, 1505, 1511, 1513, 1601, 1702, 1831, 1832 ve 1833 ön plana çıkmaktadır (TÜBİTAK, 2024). TÜBİTAK tarafından 2022 yılında desteklenen ‘Türkiye Sanayi Sektöründe Verimlilik Artırıcı Projelerin Doğrudan Rebound Etkisi ve Enerji Verimliliğini Etkileyen Bariyer ve Motivasyonlar’ isimli proje ile 2023 yılında desteklenen ‘İki Bacaklı Robotlar için Yapay Sinir Ağı Temelli Kontrolcü Tasarımı ve Gerçeklemesi’ başlıklı proje konuyla ilgili ne kadar geniş bir yelpazede çalışmaların yapıldığını göstermesi açısından önemlidir. Dolayısıyla, üniversitelerde bu projelere katkıların teşvik edilmesi konuyla ilgili gelişimin sağlanması açısından önem arz etmektedir. 98 Sanayinin Gelişimi, İnovasyon ve Araştırma-Geliştirme Çalışmaları 3. TOPLUMA KATKI ÇALIŞMALARINDA SANAYİNİN GELİŞİMİ, İNOVASYON VE AR-GE ÇALIŞMALARI Üniversitelerin sanayi, yenilikçilik ve altyapıya katkıları, akademik araştırmaların ve teknolojik gelişmelerin toplumsal ilerlemeye nasıl entegre edilebileceğini göstermektedir. Bu alandaki çalışmalar genellikle, üniversitelerin geliştirdiği yenilikçi teknolojilerin ticarileştirilmesi ve endüstriyel uygulamalara adaptasyonunu içerir (Etzkowitz & Leydesdorff, 2000). Örneğin, üniversiteler araştırma sonuçlarını sanayi ile iş birliği içinde patent ve lisanslama yoluyla ticarileştirerek ekonomik kalkınmayı desteklemekte, aynı zamanda altyapı projelerinde teknolojik çözümler sunmaktadır (Mowery & Sampat, 2005). Bu süreçte, akademik kurumlar sadece bilgi ve teknoloji üretmekle kalmaz, aynı zamanda öğrencileri ve genç araştırmacıları yenilikçi düşünmeye teşvik ederek geleceğin liderlerini yetiştirirler. Dolayısıyla, üniversitelerin sanayi ve altyapı üzerindeki etkileri, bilimsel araştırmaların ötesine geçerek toplumsal ve ekonomik dönüşümlere katkıda bulunur. Örneğin; TÜBİTAK’ın 1505 kodlu ÜniversiteSanayi İş birliği Destek Programıyla üniversite, araştırma altyapısı, kamu araştırma merkez ve enstitülerindeki bilgi birikimi ve teknolojinin, Türkiye’de yerleşik ve proje sonuçlarını Türkiye’de uygulamayı taahhüt eden kuruluşların ihtiyaçları doğrultusunda, ürüne ya da sürece dönüştürülerek sanayiye aktarılması yoluyla ticarileştirilmesine katkı sağlamak amaçlanmıştır (TÜBİTAK, 2024). Ülkemizde bu gibi fonların artırılması ve öğrencilerin konuyla ilgili projeler geliştirmeleri için teşvik edilmesi ve sadece öğrencileri kapsayan özgün fonların oluşturulması elzemdir. Times Higher Education (THE) isimli uluslararası kuruluş SKA’lar kapsamında üniversiteleri her bir amaç için puanlayarak sıralamaktadır (THE, 2024). 2024 yılında Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı başlığında 110 ülkeden 1.018 üniversiteyi değerlendirmeye almıştır. Buna göre 100 üzerinden tam puan alan üniversiteler şunlardır: (1) Hollanda’dan Delft Teknoloji Üniversitesi (Delft University of Technology), (2) Almanya’dan RWTH Aachen Üniversitesi (RWTH Aachen University), (3) Almanya’dan Münih Teknik Üniversitesi (Technical University of Munich), (4) Almanya’dan Dresden Teknik Üniversitesi (The Technische Universität Dresden), (5) İngiltere’den Edinburgh Üniversitesi (University of Edinburgh), (6) Almanya’dan Erlangen Üniversitesi (University of Erlangen-Nuremberg), (7) Stuttgart Üniversitesi (University of Stuttgart) ve (8) Yonsei Üniversitesi (Yonsei University (Seoul Campus). Sıralamada Türkiye’den de üniversiteler bulunmaktadır. İstanbul Teknik Üniversitesi 99,2 puanla 6. sırada, ODTÜ 98,4 puanla 13. sırada, Yıldız Teknik Üniversitesi 94,6 puanla 34. sırada, 99 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Erciyes Üniversitesi 90,5 puanla 58. sırada, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi 70,0-90,2 puanla 60. sırada, Boğaziçi Üniversitesi 70,0-90,2 puanla 60. sırada, Dokuz Eylül Üniversitesi 70,0-90,2 puanla 60. sırada, Hacettepe Üniversitesi 70,090,2 puanla 60. sırada, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa 70,0-90,2 puanla 60. sırada ve Selçuk Üniversitesi 70,0-90,2 puanla 60. sırada listeye dahil olmuşlardır (sıralama sadece SKA 9 üzerinden yapılmıştır). Üniversiteler, akademik araştırma ve eğitim kurumları olmanın ötesinde, toplumsal dönüşüme öncülük eden ve yerel ile ulusal kalkınmada merkezi rolleri olan kuruluşlardır. Bu kurumlar, sanayi ve yenilikçilik alanında gerçekleştirdikleri çalışmalarla, toplumun çeşitli kesimlerine doğrudan ve dolaylı katkılar sağlamaktadır. Altyapı gelişimindeki rolleri ise hem fiziksel hem de sosyal altyapının desteklenmesi açısından hayati öneme sahiptir. Bu başlıktaki değerlendirmeler ülkemizdeki üç farklı veri seti kullanılarak oluşturulmuştur: (1) İlk olarak öğrencilerin yaptığı sosyal sorumluluk projeleri ile endüstriyel/sektörel projeler üzerinden yapılan değerlendirme, (2) Araştırma-geliştirmeye harcanan bütçe oranı ve harcanan yatırım bütçesi oranı üzerinden yapılan değerlendirme ve (3) Üniversitelerin sanayi kurumlarıyla ortak yürüttükleri proje sayısı ve bütçe miktarları göz önünde bulundurularak yapılan değerlendirme. Tüm veriler, bu çalışmanın örneklemi olarak değerlendirilen 23 adet araştırma üniversitesinin 2018-2022 yıllarına ait verileridir (YÖK, 2024a; YÖK, 2024b). İlk olarak öğrencilerin yaptığı sosyal sorumluluk projeleriyle endüstriyel/sektörel projelerin sayıları karşılaştırılmıştır (Şekil 2). Set 1 şeklinde adlandırılan veri seti sosyal sorumluluk projelerini kapsamaktadır. Öğrencilere ders veya proje ödevi kapsamında yaptırılan ve belirli bir kredisi olan sosyal sorumluk projeleri değerlendirilerek oluşturulmuştur. Set 2 şeklinde verilen veri seti ise endüstriyel/sektörel projeleri içermektedir. Burada da öğrencilerin, endüstri/sektör ortaklığında tüm alanlarda yürüttüğü Ar-Ge, inovasyon ve ürün geliştirme projesi mahiyetindeki bitirme ödevleri değerlendirmeye dahil edilmiştir. Bu veriler ışığında araştırma üniversiteleri bünyesinde öğrenim gören öğrencilerle ilgili önemli tespitlerde bulunulabilir. 2018’den 2022’ye her iki alanda da öğrenci projelerinde genel bir gerileyiş olduğu görülmektedir. Buna rağmen Atatürk Üniversitesi özellikle sosyal sorumluluk projelerinde en istikrarlı görünen üniversite unvanını korumuştur. İstanbul Teknik Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi de benzer bir olumlu seyri endüstriyel/sektörel projelerde göstermiştir. Her iki alanda da başarı gösteren üniversiteler ise Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Ege Üniversitesi’dir. Sabancı Üniversitesi’nin 2018 yılında her iki alanda da projeler üretirken zamanla sosyal sorumluluk projelerine ağırlık verdiği anlaşılmaktadır. 100 Sanayinin Gelişimi, İnovasyon ve Araştırma-Geliştirme Çalışmaları Araştırma üniversiteleri arasında vakıf üniversiteleri de bulunmaktadır. Buna rağmen devlet üniversiteleri öğrenci sayılarında vakıf üniversitelerini geride bıraktığı için hem sosyal sorumluluk hem de endüstriyel/sektörel projelerde daha iyi bir performans göstermişlerdir. Buna rağmen İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi ve Koç Üniversitesi’nin kayda değer performanslar gösterdiği ve her ikisinin de endüstriyel/sektörel alandaki projelere özel önem atfettiği görülmektedir. Teknik üniversitelerin sadece endüstriyel/sektörel alanda proje yapacağı öngörüsünün verilerle desteklenmediği, aksine her iki alanda da proje üretebilecekleri ortaya koyulmuştur. Bu vesileyle Yıldız Teknik Üniversitesi ve İzmir Yüksek Teknolojisi Üniversitesi’nin isimlerini zikretmek gerekecektir. Üç büyük şehir göz önünde bulundurularak bir değerlendirme yapıldığında İstanbul’da İstanbul Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi’nin, Ankara’da Gazi Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin, İzmir’de ise Ege Üniversitesi’nin ön plana çıktığı anlaşılmaktadır. İstanbul endüstriyel/sektörel projelerin öncelendiği bir büyük şehir iken İzmir sosyal sorumluluk projelerinin daha fazla olduğu bir büyük şehir olarak belirmektedir. Ankara ise hem sosyal sorumluluk projelerinde hem de endüstriyel/sektörel bazda projelere yer vermektedir. İkinci olarak araştırma-geliştirme faaliyetleri kapsamında harcanan toplam bütçenin üniversitenin gerçekleşen bütçesine oranı veriler üzerinden değerlendirilmiştir (Şekil 3). Buna göre Ar-Ge harcamalarına genel bütçede en fazla yer veren üniversiteler Atatürk Üniversitesi, İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Gazi Üniversitesi ve Karadeniz Teknik Üniversitesi’dir. Burada bir önceki bölümde yer alan öğrenci projelerinin sonuçlarıyla uyumlu bir tabloyla karşılaşılmıştır. Ar-Ge harcamalarında bulunan üniversitelerin somut çıktı anlamında gerek sosyal sorumluluk projelerinde gerekse endüstriyel/sektörel projelerde önemli ilerlemeler kaydettiği görülmektedir. Bununla birlikte bazı yıllar bazı üniversitelerin ön plana çıktığı da anlaşılmaktadır. Buna göre; 2018, 2019 ve 2020 yıllarını İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi birinci olarak kapatırken, 2021’de Orta Doğu Teknik Üniversitesi bayrağı devralmıştır. 2022’ye gelindiğinde ise Atatürk Üniversitesi’nin açık ara öne geçtiği görülmektedir. Ankara’daki üniversitelerin harcamalara daha fazla yer verdiği de dikkatten kaçmamaktadır. 101 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Şekil 2. Sosyal Sorumluluk Projeleri-Endüstriyel/Sektörel Proje Karşılaştırması Kaynak: YÖK, 2024b 102 Sanayinin Gelişimi, İnovasyon ve Araştırma-Geliştirme Çalışmaları Şekil 3. Üniversitelerin Ar-Ge Harcamaları-Gerçekleşen Bütçe Oranları Karşılaştırması Kaynak: YÖK, 2024b Üçüncü ve son veri seti üniversite sanayi iş birliği içerisinde yürütülen ortak proje sayılarıyla ilgilidir (Şekil 4). Araştırma-geliştirme, verimlilik artırma, ürün geliştirme, inovasyon vb. kapsamda sanayi (hizmet dahil bütün sektörler) ile ortak yürütülen proje sayıları kullanılmıştır. Buna göre; üniversitelerin bazı istisnalar dışında 2018-2022 döneminde proje sayılarında yatay bir seyir izlediği görülmüş, 0-200 bandında bir yoğunlaşmanın olduğu anlaşılmıştır. Bazı üniversitelerin ise 200-400 bandına yerleştiği belirlenmiştir. Yüksek performans gösteren üniversitelere bakıldığında Gazi Üniversitesi ve Hacettepe Üniversiteleri öne çıkmaktadır. Onları Yıldız Teknik Üniversitesi ve Ege Üniversitesi takip etmiştir. Böylece üniversite-sanayi iş birliğinde Ankara’daki üniversitelerin yarışı önde götürdüğü anlaşılmıştır. Söz konusu üniversitelerin 2020’ye kadarki performanslarının da yıldan yıla artığı gözlemlenmiştir. 103 Kaynak: YÖK, 2024b Şekil 4. Üniversite-Sanayi İş Birliği İçerisinde Üretilen Proje Sayıları Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü 104 Sanayinin Gelişimi, İnovasyon ve Araştırma-Geliştirme Çalışmaları Araştırma üniversitelerinden Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) kurumu tarafından fonlanan projeler incelendiğinde sanayi, yenilikçilik ve altyapı konularına sürdürülebilirlik ve topluma katkı perspektifinden yaklaşan şu çalışmalar dikkat çekmektedir: ‘Etkileşimli Enerji Merkezi Şebekelerinde Yenilenebilir Enerji Sistemlerinin Azami Yaygınlaşma Kapasitesinin Değerlendirilmesi’, ‘Elektrikli Araçların Dağıtım Şebekesinde Akıllı Şarj Yönetimi İçin Sistem Operatörü Karar Verme Mekanizmasının Geliştirilmesi’, ‘Endüstriyel ve Sosyal Aktivitelerin İstanbul Boğazı'nda Oluşturduğu Mikroplastik Kirliliğinin Tespiti ve Karakterizasyonu’. Sadece araştırma üniversiteleri değil bu grubun dışında da topluma katkı boyutunda sanayi, yenilikçilik ve altyapı konularında üniversitelerin somut projeler gerçekleştirdiği görülmektedir. İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi yaratıcı endüstrilerin İstanbul kenti özelinde sahip olduğu zanaat mahalleleri ile ilişkilerini ve bu ilişkiden doğan yaratıcı potansiyellerin görünürlüğü ve desteklenmesi amacıyla Ustaişi Beyoğlu isimli bir projeyi 2015 yılında gerçekleştirmiştir. Proje, Beyoğlu’nun hem yaratıcı aktörler hem de zanaat ağı potansiyelini ve her ikisinin birlikteliğinden doğan özgün ve yaratıcı kimliğini pekiştirmeyi amaçlamıştır. Zanaat atölyelerinin üniversite eğitim müfredatına katkı ve meslek lisesi mezunları için ara bir eğitim modeli olarak geliştirilmesi hedeflenmiştir. Aynı dönemde Mühendislik Fakültesi de ‘Yaygın Değişken İmmün Yetersizlik (CVID) Hastalarında CD19, ICOS, TACI, BAFF-R Gen Mutasyonlarının Araştırılması’ ve ‘Primer İmmün Yetersizliklerde Genetik Alt Yapının Yeni Nesil Dizileme Yöntemi ile Belirlenmesi’ isimli iki farklı projeyle dikkati çekmiştir. SONUÇ Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarını kurumsallaştırmasının üzerinden neredeyse dokuz yıl geçmiş bulunmakta ve üye ülkelere bu amaçlar doğrultusunda belirlenen alt hedeflere ulaşmak için tanınan sürenin dolmasına da altı yıllık bir zaman dilimi kalmıştır. Örgütün yıllık yayınlanan raporlarında her bir alt hedef için oluşturulan göstergeler ışığında ülkelerin performansları değerlendirilmektedir. 2024 yılı raporunun da yayınlandığı göz önünde bulundurulacak olursa 17 başlıktaki ülke performansı kamuoyunun bilgisine açılmış durumdadır. Bu çalışma ile 17 başlıktan dokuzuncusu olan ‘Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı’ başlığında ülkemizin performansı ortalamanın üzerinde seyretmektedir. Bununla birlikte alınması gereken epey bir yolun olduğu bazı göstergeler de mevcuttur. İlgili amacın alt hedefleriyle birlikte toplumun geniş kesimlerine aktarılması, hedeflere ulaşmak noktasında ulusal bir seferberlik 105 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü oluşturulması için en iyi yol eğitim sistemine adaptasyonundan geçmektedir. Özellikle genç ve dinamik nüfusuyla bölgesinde önemli bir ülke olan Türkiye bazı gelişmiş ülkelerinin nüfuslarından daha fazla ön lisans ve lisansüstü öğrenciye sahiptir. Üniversite sayılarına bakıldığında ülkenin en yoğun kurumsal yapılanmalarından biriyle karşı karşıya olduğumuz da unutulmamalıdır. Buradan hareketle sanayi, yenilikçilik ve araştırma geliştirme başlığında geliştirilecek ajandanın üniversitelerin kurumsal yapılanmasından beslenmesi çok akla yatkın bir çözüm olarak belirmektedir. Dünyada ve Türkiye’de gerek müfredatın bir parçası olarak gerekse müfredat dışı eğitim öğretim kanallarıyla üniversite öğrencilerinin ilgi, bilgi ve farkındalık düzeylerinin artışı için idarecilere ve öğretim elemanlarına büyük görevler düşmektedir. Özellikle mühendislik, mimarlık, tıp ve eczacılık gibi sanayi, yenilikçilik ve altyapı konularında çalışmalar yapmaya daha yatkın fakültelerin konuya özellikle ilgili olmaları beklenmektedir. Özellikle dünyadan iyi uygulama örneklerinin alınarak bir yandan kurumsal kapasite artışının sağlanması diğer yandan da nitelikli personel yetişmesinin önünün açılması gerekmektedir. Üniversitelerin kendi birimleri arasında, üniversitelerarasında, sanayi iş birlikleriyle ve hatta uluslararası iş birlikleriyle eğitim ve öğretim faaliyetlerinde gerek içerik gerekse uygulamaya dönük adımların atılması sorunların çözümü noktasında faydalı olacaktır. Böylece bir yandan teorik bilgi sürdürülebilirlik perspektifiyle güncellenecek diğer yandan uygulamaya dönük daha donanımlı ekipler ve projeler geliştirilebilecektir. Bu anlamda yüksek düzeyde ve nitelikte kurumsallaşmış üniversite-sanayi iş birliğinin sağlanması da önem arz eder. Vakıf üniversitelerinin özel sektöre olan yakınlığı ülkedeki sanayi, yenilikçilik ve altyapı sorunlarının çözümünde bir anahtar işlevi görebilecektir. Bu işlevin hayata geçebilmesi için de dünyada ve Türkiye’de mevcut başarılı müfredat örneklerinin Türk eğitim sistemine adapte edilmesi büyük önem taşımaktadır. Lisans düzeyinde özellikle mimarlık ve mühendislik gibi alanlarda var olan ders içeriğine sanayi, yenilikçilik ve altyapıda sürdürülebilirlik perspektifinin yerleştirilmesi, üniversite çatısı altında ücretli ve/veya ücretsiz sürdürülebilirlik kursları açılarak bir yandan öğrencilerin diğer yandan özel sektör/kamu çalışanlarının farkındalık düzeylerinin yükseltilmesi amaçlanmalıdır. Eğitim ve öğretim kadar önemli olan bir diğer husus araştırma-geliştirme faaliyetleri ve inovasyondur. Devlet ve vakıf üniversitelerinin 200’ü aştığı bir ortamda kurumsal yapılanma olarak karşımıza çıkan araştırma ve uygulama merkezlerinin sayısı nicelik ve nitelik olarak yeterli değildir. Sayılarının ve kurumsal yapılarının iyileştirilerek sürdürülebilir kalkınma perspektifi 106 Sanayinin Gelişimi, İnovasyon ve Araştırma-Geliştirme Çalışmaları kazanmalarının önü açılmalıdır. 2015 sonrası sayılarında artış görülmesi söz konusu perspektifin yavaş da olsa kazanılmakta olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Ayrıca sanayi, yenilikçilik ve altyapı konularında ihtisaslaşan merkezlerin de artırılması gerekmektedir. Özellikle sanayi bölgelerinde kurulu üniversitelerin bu yapılanmalar ve benzerlerini kurumsallaştırarak proje üretimine ve sorunların tespit edilerek çözüm önerilerinin sunulmasına katkıda bulunmaları öncelenmelidir. Bu konuda üniversitelerin TÜBİTAK gibi kamu kurumları tarafından fonlanmasıyla birlikte üniversitelerin bu alanlarda daha çok proje üretmeye çalışması büyük önem taşımaktadır. Gerek öğretim üyelerinin gerekse öğrencilerin projelerinin desteklenmesi için var olan fonların mevcut bütçelerinin artırılması sanayi, yenilikçilik ve altyapı başlığında sürdürülebilirliğin sağlanmasına dönük mevcut kurumsal kapasitenin artırılmasını sağlayacaktır. Üniversitelerin toplumsal katkıları, eğitim ve araştırma faaliyetlerinin ötesine geçmelidir. Toplum hizmeti projeleri, çevresel bilinçlendirme kampanyaları ve sosyal sorumluluk projeleri, üniversitelerin topluma olan katkılarını göstermektedir. Özellikle üniversite öğrencilerinin gerek sosyal sorumluluk projelerinde gerekse endüstriyel/sektörel projelerde teşvik edilmesi, bir yandan yetişmiş insan sermayesinin nicelik ve nitelik olarak artırılması diğer yandan da projelerin fonlanması için bütçe ayrılması çok önemlidir. Bu projeler eliyle sürdürülebilir kalkınma amaçlarına yönelik toplumsal katılımın ve değişimin önü de açılmış olacaktır. Toplumun geniş kesimlerinin bu amaç ve alt hedefleri sahiplenmesi asgari düzeydeki göstergelerin çok ötesinde bir ulusal başarının gelmesini sağlayacaktır. Sürdürülebilir kalkınmada sanayi, yenilikçilik ve altyapı konularında Türkiye’deki üniversitelerin rolü, yadsınamaz bir öneme sahiptir. Bu kurumlar, bilimsel araştırmaları, yenilikçi projeleri ve toplumsal etkileşimleri ile ülkenin kalkınma sürecine çok daha etkin olarak katkıda bulunmalıdır. Üniversiteler, sürdürülebilir kalkınmanın her boyutunda aktif rol alarak, ekonomik, toplumsal ve çevresel sürdürülebilirliği destekleyen stratejiler geliştirmeli ve uygulamaya dönük adımlar atmalıdır. Bu çabalar, Türkiye'nin global düzeyde rekabetçiliğini ve yaşam kalitesini artırma potansiyeline sahiptir. Geleceğe yönelik olarak, Türkiye'deki üniversitelerin sürdürülebilir kalkınma amaçlarına daha etkin katkıda bulunabilmeleri için çeşitli öneriler sunulabilir. İlk olarak, üniversiteler arası iş birliklerinin ve sanayi ortaklıklarının daha da güçlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, yenilikçi eğitim programlarının ve araştırma projelerinin desteklenmesi, öğrenci ve akademisyenlerin bu alandaki motivasyonu artırabilir. Yenilikçi düşünceyi teşvik etmek amacıyla, girişimcilik ve 107 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü teknoloji transfer ofislerinin kapasitelerinin artırılması gerekmektedir. Son olarak, sürdürülebilirlik konularında ulusal ve uluslararası fonlara erişimin kolaylaştırılması, bu alandaki çalışmaların devamlılığını sağlayacaktır. Bu öneriler doğrultusunda hareket edilmesi, Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınma yolculuğunda büyük bir ilerleme kaydetmesine olanak tanıyacaktır. KAYNAKÇA Adams, W. M. (2006). “The Future of Sustainability: Re-thinking Environment and Development in The Twenty-first Century”. Report of The IUCN Renowned Thinkers Meeting. Agrawal, A. (2001). “Common Resources and Institutional Sustainability”, içinde The Drama of the Commons. The National Academies Press. Boks, C. & Diehl, J. C. (2006). “Integration of Sustainability in Regular Courses: Experiences in Industrial Design Engineering”, Journal of Cleaner Production, 14(911), 932-939. Brundtland Report. (1987). “Our Common Future”. World Commission on Environment and Development (WCED). Corcoran, P. B. & Wals, A. E. J. (2004). “The Problematics of Sustainability in Higher Education: An Introduction”, içinde Higher Education and the Challenge of Sustainability, (Ed. Corcoran, P. B. & Wals, A.E.J.). Springer. Delft Teknoloji Üniversitesi. (2024). https://www.tudelft.nl/en/, Erişim Tarihi: 07.07.2024. Etzkowitz, H. & Leydesdorff, L. (2000). “The Dynamics of Innovation: From National Systems and “Mode 2” to a Triple Helix of University-Industry-Government Relations”, Research Policy, 29(2), 109-123. Fadeeva, Z. & Mochizuki, Y. (2010). “Higher Education for Today and Tomorrow: University Appraisal for Diversity, Innovation and Change towards Sustainable Development”, Sustainability Science, 5, 249-256. Ferrer-Balas, D. & Lozano, R. & Huisingh, D. & Buckland, H. & Ysern, P. & Zilahy, G. (2010). “Going beyond the Rhetoric: System-wide Changes in Universities for Sustainable Societies”, Journal of Cleaner Production, 18(7), 607-610. Figueiró, P. S. & Raufflet, E. (2015). “Sustainability in Higher Education: A Systematic Review with Focus on Management Education”, Journal of Cleaner Production, 106, 22-33. Geels, F. W. (2002). “Technological Transitions as Evolutionary Reconfiguration Processes: A Multi-Level Perspective and A Case-Study”, Research Policy, 31(8-9), 1257-1274. Geli de Ciurana, A. M. & Leal Filho, W. (2006). "Education for Sustainability in University Studies: Experiences from A Project Involving European and Latin American Universities", International Journal of Sustainability in Higher Education, 7(1), 81-93. 108 Sanayinin Gelişimi, İnovasyon ve Araştırma-Geliştirme Çalışmaları Global Education Monitoring Report. (2016). “Education for People and Planet - Creating Sustainable Futures for All”. https://www.unilibrary.org/content/books/ 9789210028677#chapters, Erişim Tarihi: 10.07.2024. Junyent, M. & de Ciurana, A. M. G. (2008). “Education for Sustainability in University Studies: A Model for Reorienting The Curriculum”, British Educational Research Journal, 34(6), 763-782. İTÜ Sürekli Eğitim Merkezi. (2024). https://itusem.itu.edu.tr/egitimler-veprogramlar/surdurulebilirlik-programlari, Erişim Tarihi: 20.06.2024. Kates, R. W. & Parris, T. M. & Leiserowitz, A. A. (2005). “What is Sustainable Development? Goals, Indicators, Values, and Practice”, Environment: Science and Policy for Sustainable Development, 47(3), 8-21. Leal Filho, W. & Pallant, E. & Enete, A. & Richter, B. & Brandli, L. L. (2018). “Planning and Implementing Sustainability in Higher Education Institutions: An Overview of the Difficulties and Potentials”, International Journal of Sustainable Development & World Ecology, 25(8), 713-721. Lee, Y. S. (2000). “The Sustainability of University-Industry Research Collaboration: An Empirical Assessment”, Journal of Technology Transfer, 25(2), 111-133. Lozano, R. & Lozano, F. J. & Mulder, K. & Huisingh, D. & Waas, T. (2013). “Advancing Higher Education for Sustainable Development: International Insights and Critical Reflections”, Journal of Cleaner Production, 48, 3-9. MIT. (Massachusetts Institute of Technology)). (2024).“Energy Initiative”. https://energy.mit.edu/, Erişim Tarihi: 20.05.2024. Mowery, D. C. & Sampat, B. N. (2005). “The Bayh-Dole Act of 1980 and UniversityIndustry Technology Transfer: A Model for Other OECD Governments?”, Journal of Technology Transfer, 30(1-2), 115-127. Ostrom, E. (1990). Governing the Commons: The Evolution of Institutions for Collective Action. Cambridge University Press. RWTH Aachen Üniversitesi. (2024). https://www.rwth-aachen.de/cms/~a/root/, Erişim Tarihi: 07.07.2024. Sabancı Üniversitesi. (2024). “Lisans Ders Kataloğu”. https://www.sabanciuniv.edu/tr/aday-ogrenciler/lisans/ders-katalogu/course/MGMT408, Erişim Tarihi: 20.06.2024. Sachs, J. D. (2015). The Age of Sustainable Development. Columbia University Press. Sammalisto, K. & Lindhqvist, T. (2008). “Integration of Sustainability in Higher Education: A Study with International Perspectives”, Innov High Educ., 32, 221–233.. Stanford University. (2024). https://swap.stanford.edu/was/20230129051410/ http://gcep.stanford.edu/, Erişim Tarihi: 20.05.2024. Sustainable Development Report. (2024). https://dashboards.sdgindex.org/profiles/turkiye, Erişim Tarihi: 26.07.2024. Tilbury, D. (2011). “Higher Education for Sustainability: A Global Overview of Commitment and Progress”, Higher Education in the World, 4(1), 18-28. 109 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü THE. (Times Higher Education). (2024). https://www.timeshighereducation. com/impactrankings?page=78#, Erişim Tarihi: 31.07.2024. TÜBİTAK. (2024). “TÜBİTAK Ulusal Destek Programları”. https://tubitak.gov.tr/ tr/destekler/sanayi/ulusaldestek-programlari, Erişim Tarihi: 08.08.2024. United Nations Agenda 21. (1992). https://sustainabledevelopment.un.org/content/ documents/Agenda21.pdf, Erişim Tarihi: 31.07.2024. University of Canterbury. (2024). https://www.canterbury.ac.nz/about-uc/whatwedo/sustainabilityhub/studysustainability/sustainability-courses/sustainabilitycourses-sdg-9, Erişim Tarihi: 19.05.2024. Wals, A. E. (2014). “Sustainability in Higher Education in the Context of the UN DESD: A Review of Learning and Institutionalization Processes”, Journal of Cleaner Production, 62, 8-15. Wright, M. & Clarysse, B. & Mustar, P. & Lockett, A. (2004). “University Spin-out Companies and Venture Capital”, Research Policy, 33(4), 423-441. World Commission on Environment and Development. (1987). Our Common Future. Oxford University Press. YÖK. (2024a). “Araştırma Üniversiteleri”. https://www.yok.gov.tr/Sayfalar/Universiteler/ arastirma-universiteleri.aspx, Erişim Tarihi: 01.07.2024. YÖK. (2024b). “İzleme ve Değerlendirme Raporları”. https://www.yok.gov.tr/ universiteler/izleme-ve-degerlendirme-raporlari, Erişim Tarihi: 23.06.2024. Yüksek Öğretim Bilgi Yönetim Sistemi. (2024). https://istatistik.yok.gov.tr/, Erişim Tarihi: 25.07.2024. Yüksek Öğretim Kurumları Teknoloji Transfer Ofisi Yönetmeliği. (2024). https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=24143&mevzuatTur=Kuru mVeKurulusYonetmeligi&mevzuatTertip=5, Erişim Tarihi: 06.08.2024. 110 BÖLÜM 4 SAĞLIKLI YAŞAM Pınar Yurdakul Mesutoğlu * ÖZET Bireysel ve toplumsal sağlık, sosyo-ekonomik koşullar, çevresel faktörler ve sosyal göstergelerle yakından ilişkilidir. Sürdürülebilir kalkınma amaçlarıyla uyumlu bir şekilde sağlığın korunması ve geliştirilmesi, devletin her kurumu ve sivil toplum kuruluşları tarafından sağlanan kolektif bir sorumluluktur. Bu bağlamda, hekimlerin ve tüm diğer sağlık profesyonellerinin eğitimi, hem nitelikli bir sağlık hizmeti sağlanması hem de bireylerin sağlıklarını korumak için gerekli bilgi ve becerilerle desteklenmeleri açısından kritik öneme sahiptir. Tıp/Sağlık Bilimleri Fakülteleri başta olmak üzere tüm yüksek öğretim kurumları hem genç sağlık çalışanlarını yetiştirmekte hem de toplumsal sorunlara yönelik çözümler geliştirmekte merkezi bir rol oynamaktadır. Sürdürülebilir sağlık hizmetleri sunabilmek için eğitim müfredatında önemli değişiklikler yapılması; çevresel sürdürülebilirliğe dair, sosyal adalet ve eşitlik ilkelerine vurgu yapan içeriklerin entegre edilmesi gerekmektedir. Sağlık sistemlerinin sürdürülebilir kalkınma amaçları doğrultusunda güçlendirilmesi, multidisipliner iş birlikleri ile mümkün olup; bu süreçte eko-sağlık okuryazarlığı, çevresel adalet, eşitlik ve toplumsal katılım gibi unsurların önemi giderek artmaktadır. İlgili alanlarda yürütülecek araştırma ve uygulama programları, sağlığın sosyal belirleyicileri ve çevresel etmenlerle olan ilişkisini daha iyi anlamak ve topluma hizmet sunma sürecindeki eşitsizliklerin üstesinden gelmek için gereklidir. Günümüzde sağlık, ekonomik kalkınmanın önemli bir unsuru olarak kabul edilmektedir. Ekonomik, sosyal ve sağlık alanlarındaki gelişmelerin birbirini tamamlayan bileşenler olarak ele alınması büyük önem taşımaktadır. Tüm yükseköğretim kurumları, öğrencileri ve toplumun çeşitli kesimlerini sağlıkta sürdürülebilirlik ile sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşma yolunda farkındalık yaratma ve bilinçlendirme çalışmalarında hayati bir rol oynamaktadır. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir Kalkınma, Küresel Sağlık, Yenilikçi Tıp Eğitimi, Toplum Sağlığı, Çevresel Sürdürülebilirlik * Prof. Dr.; İstinye Üniversitesi, Orcid: 0000-0002-0043-7187 Tıp 111 Fakültesi;
[email protected]; Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü HEALTHY LIVING ABSTRACT Individual and community health is closely related to socio-economic conditions, environmental factors, and social indicators. Protecting and promoting health in accordance with sustainable development goals is a collective responsibility provided by every institution of the state and non-governmental organizations. In this context, the education of physicians and all other health professionals is of critical importance for providing quality health services and supporting individuals with the necessary knowledge and skills to protect their health. Higher education institutions, especially Medical/Health Sciences Faculties, play a central role in training young health workers and developing solutions to social problems. To provide sustainable health services, significant changes need to be made in the educational curriculum; content emphasizing environmental sustainability, social justice, and equality principles should be integrated. Strengthening health systems in line with sustainable development goals can be facilitated through multidisciplinary collaborations, and during this process, the importance of elements such as eco-health literacy, environmental justice, equality, and social participation is increasingly recognized. Research and application programs to be conducted in relevant fields are necessary to better understand the relationship between social determinants of health and environmental factors, and to address inequalities in the provision of community services. Today, health is considered an important component of economic development. It is of great importance to address developments in economic, social, and health sectors as complementary components. All higher education institutions play a vital role in raising awareness and educating students and various segments of society about sustainability in health and achieving sustainable development goals. Keywords: Sustainable Development, Global Health, Innovative Medical Education, Community Health and Environmental Sustainability 112 Sağlıklı Yaşam GİRİŞ Küresel ekonomik kalkınma politikalarını inceleyen ve sosyal ilerlemelerin yüksek çevresel maliyetlerle gerçekleştiğini kabul eden "Ortak Geleceğimiz" (Brundtland, 1987) raporunun üzerinden neredeyse 30 yıl geçtikten sonra, insanlık artık sürdürülebilir kalkınmaya ulaşmak için küresel bir yol haritasına sahiptir: Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA). Bu amaçlar, Eylül 2015'te Birleşmiş Milletler (BM) Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi'nde tanımlanmış olup, 17 amaç ve 169 hedef barındıran "Dünyamızı Dönüştürmek: Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi" belgesinde yer almaktadır (Ferrer-Estévez & Chalmeta, 2021). Sağlık ile doğrudan bağlantılı olan üçüncü SKA, 2030 yılına kadar; anne, yenidoğan ve çocuk ölümlerinin azaltılması, salgın hastalıkların sona erdirilmesi, bulaşıcı hastalıklarla mücadele, kronik hastalıkların önlenmesi ve tedavi edilmesi, madde bağımlılığının engellenmesi, trafik kazaları ve bu kazalara bağlı ölümlerin azaltılması ve kaliteli sağlık hizmetlerine erişim gibi kritik öneme sahip yaklaşımlar ile “sağlıklı bir yaşam ve her yaşta herkes için iyi olma hali” elde etmeyi amaçlamaktadır (Daws & Weiss, 2008). Sağlıklı yaşam ve sürdürülebilirlik, günümüzün en önemli ve en çok tartışılan konularından olup, bu iki kavram, bireylerin ve toplumların genel refahını doğrudan etkileyen kritik öneme sahiptir (Yurdakul-Mesutoğlu, 2023). Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Sağlık ve Çevre Komisyonu, kalkınma kavramını "insan hayat kalitesinin geliştirilmesi süreci" olarak tanımlamaktadır (WHO Commission on Health and Environment, 1992). Sınırlı kaynaklara sahip gezegenimizde bu kaynakların daha etkin bir şekilde kullanılabilmesi ve gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakabilmek amacıyla sürdürülebilirlik perspektifinden bakıldığında, sürdürülebilir kalkınma, çevreye zarar vermeksizin insan hayat kalitesinin artırılması olarak değerlendirilebilir (Çelik, 2006). Sağlıklı olma kavramı, DSÖ tarafından “Sağlık, yalnızca hastalık veya sakatlığın olmaması değil, fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan tam bir iyilik halidir” şeklinde tanımlanmaktadır (Çelik, 2006). Bu tanım, çevresel, ekonomik ve sosyal boyutları kapsayan bütüncül bir bakış açısını yansıtır. Çünkü insan sağlığı, büyük ölçüde bireylerin yaşamış olduğu ve çalıştığı sosyo-ekonomik ve çevresel etmenlere bağlıdır (Yurdakul-Mesutoğlu, 2023). Sosyal ve ekonomik koşullardaki bozulmaların, pek çok hastalığın temel nedenlerinden biri olduğu bilinmektedir. Bahsi geçen olumsuz sosyal ve ekonomik etkilerin üstesinden gelmek için yapılacak çalışmalarsa, sağlık hizmetleri kapsamında değerlendirilebilir (Kruk vd., 2018; Öztek, 2023). SKA’lar doğrultusunda bireylerin ve toplulukların sağlık 113 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü seviyelerinin artırılması ile sağlıklı yaşam sürmelerinin sağlanması, nitelikli sağlık hizmetleri ve bu hizmetleri barındıran sağlık sistemleri aracılığıyla gerçekleştirilebilir. Geleneksel sağlık hizmeti çalışmaları, insanların hastalık ve klinik vakalar olarak kalıplara sokulmasını yaygınlaştıran bir yaklaşıma sahip olmuştur. Geleneksel tıp eğitimi hemen her zaman bireye odaklanmış, topluluklar veya toplum yerine bireysel hastalıkların işlev bozukluğunu tanımlama ve tedavi etme rollerine odaklanmıştır (Khan vd., 2022). Bununla birlikte, küresel sağlık, tıp eğitiminin giderek daha önemli bir parçası olarak kabul edilmektedir. Küreselleşmenin sağlık ve sağlık sistemleri üzerindeki etkilerine dair artan farkındalık; uluslararası göç, iklim değişikliği ve COVID-19 örneğinde olduğu gibi patojenlerin ulusal sınırları aşması benzeri küresel faktörlerin etkisine işaret etmektedir. Bu faktörler, sağlık profesyonellerinin sağlığın, yaşadıkları dünya ile bağlantılı doğasını anlaması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Küresel sağlığın modern tanımları ise, sosyal belirleyicilere ve sağlık ile hastalığın “temel nedenlerine” vurgu yaparak bütüncül bir yaklaşımı öne çıkarmakta ve böylece sağlığın sosyal, ekonomik, çevresel ve politik faktörlerle bağlantılı olduğunu kabul etmektedir (Velin vd., 2023). Bu bağlamda, geleneksel sağlık hizmetinin sınırlamaları göz önüne alındığında, küresel sağlık perspektifinin benimsenmesi, daha etkili ve kapsayıcı sağlık hizmetleri sunma çabasının bir parçası olarak değerlendirilebilir. Ortak bir bilincin önemini vurgulayan BM, 1990'lardan itibaren yeni sürdürülebilir kalkınma modelinde eğitimin rolünü vurgulamaktadır. BM, 2030 Gündemi ve 17 SKA’nın 2015 yılında hayata geçirilmesiyle birlikte, dördüncü SKA olan “Kaliteli Eğitim” hedefini belirleyerek sürdürülebilir kalkınmada eğitimin önemine bir kez daha dikkat çekmiştir. Bu husus, “2030 yılına kadar, sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir yaşam tarzları için; eğitim, insan hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, barış ve şiddetsizlik kültürünün teşvik edilmesi, küresel vatandaşlık ve kültürel çeşitliliğin sürdürülebilir kalkınmaya katkısı gibi konularda tüm öğrencilerin gerekli bilgi ve becerileri edinmesi sağlanmalıdır” olarak belirtilmiştir. Bu bağlamda, SKA'yı öğrenme süreçlerine dahil eden yeni bir eğitim modeli önermenin gerekliliği ortaya çıkmaktadır (Ferrer-Estévez & Chalmeta, 2021). Sosyal belirleyicilerin sağlık sonuçları üzerinde önemli bir etkisi olduğu kabul edilse de, bu durumun sosyal yenilikçi yaklaşımlarla ele alınması için gereken araçlar, tıp/sağlık bilimleri eğitimi ile uygulamalarından büyük ölçüde 114 Sağlıklı Yaşam eksiktir. Sosyal yenilikçiliğin, tıp/sağlık bilimleri eğitimine rağmen değil, bu eğitim aracılığıyla hayata geçirilmesi için sağlık ekosisteminde reform gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu da, eğitim müfredatlarının ve uygulamalarının tasarımında ve sunumunda köklü değişiklikler yapılmasını zorunlu kılmaktadır (Khan vd., 2022). Birçok yenilikçi tıp fakültesi, birçok farklı SKA’yı müfredatlarına entegre etmeye başlamıştır. Bununla birlikte, müfredatın bu yönü için daha radikal ve dönüştürücü bir yaklaşım gerekmektedir (Engebretsen vd., 2023). Sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmak ve bu hizmetleri sürdürülebilir kalkınma bilinciyle sunabilecek nitelikli hekim ve sağlık çalışanları yetiştirmek, yeniden yapılandırmaya açık, dönüştürülmüş müfredatlar aracılığıyla sağlanabilir. Bu müfredat ise, çağdaş sağlık bilimleri anlayışını benimseyebilen ve geleneksel müfredatı geliştirmeye istekli eğitimcilerin yer aldığı Tıp/Sağlık Bilimleri Fakülteleri tarafından sunulabilir. Günümüzde sağlık, ekonomik kalkınmanın önemli bir unsuru olarak kabul edilmektedir. Ekonomik, sosyal ve sağlık alanlarındaki gelişmelerin birbirini tamamlayan bileşenler olarak ele alınması büyük önem taşımaktadır (Çelik, 2006). Tüm yükseköğretim kurumları, öğrencileri ve toplumun çeşitli kesimlerini sağlıkta sürdürülebilirlik ile SKA’ya ulaşma yollarında farkındalık yaratma ve bilinçlendirme çalışmalarında hayati bir rol oynamaktadır. Yenilikçi eğitim modelinin, özellikle üçüncü SKA’ya ulaşmada kritik olan sürdürülebilir kalkınmanın sağlık boyutunu, dördüncü SKA “Herkes için Nitelikli ve Hayat Boyu Eğitim” kapsamında ve mümkün olduğu ölçüde sağlıkla dolaylı olarak ilişkili olan tüm diğer SKA’yı belli bir ölçüde içeriyor olması önerilmektedir (Chotchoungchatchai vd., 2020; Ferrer-Estévez & Chalmeta, 2021). SKA 3 “sağlık hedefi” olarak bilinir ve “Sağlıklı Olma Hali ve Refah” konusuna odaklanır. Bu hedef temelinde ülkeler, anne ölümlerini azaltmayı; önlenebilir yeni doğan ve çocuk ölümlerini sona erdirmeyi; sıtma, tüberküloz, AIDS ve ihmal edilen tropikal hastalık salgınlarını sona erdirmeyi; cinsel sağlık ve üreme sağlığı hizmetlerine erişimi sağlamayı ve tüm insanların kaliteli sağlık hizmetlerine erişebilmesini garanti altına alarak evrensel sağlık kapsamına ulaşmayı amaçlamaktadır. Bu kitap bölümünde, SKA 3 alt hedefleri ve göstergeleri doğrultusunda, Tıp/Sağlık bilimleri eğitiminin SKA’ya destek olacak şekilde yenilikçi bir müfredata evrilmesinin önemine; bu doğrultuda inovatif araştırma geliştirme (Ar-Ge) faaliyetlerinin kritik rolüne; sağlık hizmeti kalitesinin ve erişiminin, bireylerin yaşam kalitesi üzerindeki etkisine; kronik ve önlenebilir hastalıkların yönetiminin toplumsal ve ekonomik eşitsizliklerle bağlantısına ve tüm bu hususlarda yüksek öğretim kurumlarının rolüne odaklanılmaktadır. 115 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü 1. EĞİTİM-ÖĞRETİMDE SAĞLIKLI YAŞAM 1.1. Mezuniyet Öncesi Tıp/Sağlık Bilimleri Eğitimi ve Sürdürülebilir Kalkınma SKA’ların “Sağlıklı Yaşam ve Her Yaşta Herkes için İyilik Hali” bileşenine ulaşmak ve gerçek anlamda toplum sağlığına hizmet, yüksek kaliteli sağlık hizmeti ve bu hizmeti sağlayabilen bir sağlık sistemi ile mümkündür. Yetkin bir sağlık sistemi, sağlık sonuçlarını iyileştiren veya koruyan hizmetleri tutarlı bir şekilde sunarak, tüm insanlar tarafından değer görerek, güvenilerek ve değişen toplumun ihtiyaçlarına yanıt vererek sağlık hizmetlerini optimize eden bir sistemdir (Kruk vd., 2018). Sağlık hizmetlerinin kalkınma sürecindeki önemi, DSÖ tarafından da vurgulanmakta ve her ülkenin kendi kalkınma planı çerçevesinde ulusal sağlık hizmetlerini güçlendirmesi önerilmektedir. Sürdürülebilirlik bilincine sahip, eğitimli ve nitelikli yeni nesil sağlık personelinin bu gelişimdeki rolü inkâr edilemez. Bu nedenle, başta hekimler olmak üzere sağlık profesyonellerinin, kendi eğitim süreçlerinde bu bilgi ve bilinç düzeyine ulaşmalarını sağlamak, Tıp/Sağlık Bilimleri Fakültelerinin önemli görevleri arasındadır. Üçüncü SKA’ya ulaşma yolundaki anahtar, kaliteli sağlık hizmeti ise, asıl hedef, kaliteli ve kalifiye hekim ve diğer sağlık profesyonellerinin transformasyonuna hizmet eden eğitimleri sağlamak olmalıdır. Sağlık profesyonellerini yüksek kalitede sağlık hizmeti sunmak üzere yeterli şekilde donatmak için mesleki eğitimde reformlar yapılması, SKA 3 alt hedeflerinde de vurgulanan nitelikli sağlık çalışanı sayısını artırmayı da sağlayacaktır (De Francisco Shapovalova vd., 2015; Kruk vd., 2018). Mevcut tıp/sağlık bilimleri eğitimi, hekim ve diğer sağlık profesyonellerini bireysel hastaları değerlendirmek, tanı koymak ve tedavi etmek üzere hazırlıyorsa da, toplumsal sağlıktan sorumlu olma beklentisini karşılamaktan uzak kalmaktadır. Tıp eğitiminde, bireysel doktor-hasta ilişkisi yerine doktor-toplum ilişkisini odak noktası haline getirmek önem arz etmektedir. Sağlığın sosyal belirleyicilerini tanıma ve bu belirleyicilerin düzeltilmesine yönelik becerilerin kazandırılması, tıp eğitiminde giderek daha fazla benimsenmektedir (Khan vd., 2022). Müfredat, bireylerin durumlarına göre tedavi süreçlerini uyarlayabilen, koruyucu önlemleri müdahale ile dengeleyebilen ve toplum ölçeğinde sağlığı destekleyebilen sosyal yenilikçiler yetiştirmeyi hedeflemelidir (Huss vd., 2020; Khan vd., 2022). Günümüzde, tıp doktorlarına yönelik geleneksel bakış açısı değişim göstermekte ve koruyucu hekimlik ile toplum sağlığı liderliği rollerine daha fazla önem atfedilmektedir. Adaletli, eşit ve saygılı bir yaklaşımın yanı sıra, ekosistem 116 Sağlıklı Yaşam ile bütünleşik olmanın ve güncel ihtiyaçlar doğrultusunda sağlık hizmetlerinin tüm aşamalarında sürdürülebilir uygulamaları tercih etmeleri farkındalığını kazanmaları önemlidir (Huss vd., 2020). Bu farkındalık: (1) toplumsal katılıma bir köprü olarak tıp eğitiminin kullanılması, (2) toplum çalışmalarını sosyal yenilikçi yaklaşımla ilişkilendirmek ve (3) geleceğin müfredatını geliştirmek: hekim/sağlık profesyonellerinin rollerini “değişim ajanı” olarak geliştirmek sayesinde kazandırılabilir (Khan vd., 2022). Tıp/Sağlık Bilimleri Fakülteleri müfredatları ve seçmeli ders havuzları uluslararası düzeyde incelendiğinde, özellikle Birleşik Krallık (BK)'ta "Sağlıkta Sürdürülebilirlik" teması üzerinde önemli gelişmeler kaydedildiği gözlemlenmektedir. Bu bağlamda, BK’daki 33 tıp fakültesi, gezegen sağlığı ve sürdürülebilir sağlık hizmetleri sağlama yeteneği konularını ders içeriğine ya da öğrenci merkezli modül olarak müfredatlarına dahil etmiştir (Tun & Martin, 2022). Sürdürülebilir tıp eğitimi ile ilgili olarak BK, Genel Tıp Konseyi tarafından hazırlanan “2018 Tıp Mezunları Çıktıları” belgesinde, BK sınırları içinde hekimlik yapmak isteyen tüm mezunların bu kavramla ilgili bilgi sahibi olmalarının ve günlük uygulamalarında bu anlayışı benimsemelerinin zorunlu olduğu belirtilmiştir. Bu belgede, Genel Tıp Konseyi’nin önerileri ışığında sürdürülebilirlik bilincinin mezuniyet sonrası uzmanlık eğitimine de dahil edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır (Tun & Martin, 2022). Sürdürülebilirlik kavramının öğretimi ve farkındalık yaratılmasının, tıp fakülteleri ile tıp eğitimi alanında görev yapan tüm hekim ve sağlık bilimleri eğitmenlerinin sorumluluğu olduğu ifade edilmektedir. Sürdürülebilir tıp eğitimi konusunda önemli ilerleme kaydeden bir başka ülke de Kanada'dır. Kanada'daki toplam dokuz tıp fakültesinin müfredatında çevresel sürdürülebilirlik veya gezegen sağlığına dair içerik bulunduğu tespit edilmiştir. Bu fakültelerde, entegre müfredatın zorunlu klinik rotasyonlara dahil edilmesi, film gösterimleri ve sosyal medya destekli kampanyalar aracılığıyla farkındalık oluşturma çabaları, sürdürülebilir tıp eğitimi yaklaşımı açısından dikkate değer örnekler sunmaktadır (Hackett vd., 2020; Huss vd., 2020; M. S. Tun, 2019). Türkiye'deki tıp fakültelerinde henüz yurt dışındaki müfredatlarla benzer ölçekte bir uyum süreci başlatılmamış olmasına rağmen, çeşitli üniversitelerde tıp ve sağlık bilimleri öğrencilerine yönelik iklim, sağlık ve sürdürülebilir kalkınma konularında seçmeli dersler sunulmaktadır. Ülkemizdeki Tıp Fakültelerinin müfredatları ve seçmeli ders havuzları değerlendirildiğinde Tıp Fakültesi programında olmamakla birlikte tüm üniversite için açılmış alan dışı seçmeli dersler havuzunda ilişkili dersler olduğu 117 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü görülmektedir. Örneğin, Üsküdar Üniversitesi’nde ‘Sağlık Ekonomisi’, ‘Sağlık Sosyolojisi ve Antropolojisi’ ve ‘İnovasyon için Yapay Zekâ ve Veri Bilimi’, İstanbul Atlas Üniversitesi’nde ‘Tek Sağlık’ ve ‘Tıbbın Sosyal ve Bilimsel Bileşenleri’ bu derslere örnek olarak verilebilir. İstinye Üniversitesi seçmeli derslerinde de oldukça zengin bir kaynak mevcuttur. İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri, ‘Alternatif ve Yenilenebilir Enerji’, ‘Sağlık Okuryazarlığı’, ‘Sustainability Challenges of Water Resources (Su Kaynaklarının Sürdürülebilirlik Sorunları)’, ‘Sürdürülebilir Kalkınma’, ‘Sağlıkta İletişim’, ‘Disiplinlerarası Sağlık Okuryazarlığı’ ve ‘Sürdürülebilir Yaşam’ adlı dersleri alabilmektedirler. Sağlık ve çevre konularında duyarlı olan bir diğer üniversite de Sabancı Üniversitesi’dir. Sabancı Üniversitesi’nin seçmeli dersleri incelendiğinde, ‘Yenilenebilir ve Sürdürülebilir Enerji Sistemleri’, ‘Küresel Çevre Sorunları’, ‘İklim Değişikliği ve Çevre Politikaları’, ‘Küreselleşme ve Sağlık Eşitsizlikleri’ ile ‘Sağlık Ekonomisi ve Politikası’ gibi önemli konularda farkındalık oluşturmaya yönelik derslere rastlanmaktadır. Koç Üniversitesi tarafından sağlanan ‘Sürdürülebilir Enerji’, ‘Küresel Sağlığın Temelleri’, ‘Sağlık Ekonomisi’ ve ‘Sağlığın Sosyal Belirleyicileri’ de diğer ders örnekleri arasında sayılabilir. Küresel sağlık eğitimi şimdilik sadece seçmeli dersler aracılığıyla sunulsa da, aslında tüm tıp/sağlık bilimleri öğrencilerinin bu eğitimden faydalanabilmesi için çekirdek müfredata entegre edilmesi gerektiği düşünülmektedir. Almanya'da yapılan bir ankette, tıp öğrencileri ve eğitmenler, küresel sağlık eğitiminin önündeki en büyük engelin öğretim üyeleri ve akademik yönetim tarafından küresel sağlık konusuna verilen düşük önem olduğunu; ikinci büyük engelin ise kurumsal yapı ve destek eksikliği olduğunu ifade etmişlerdir (Velin vd., 2023). 2013 yılında İsveç'te, yeni bir tıp programı için “küresel perspektifler” ve “sosyal sorumluluk” temalarına daha fazla vurgu yapan ve hem küresel hem de ulusal sağlık sistemlerine ilişkin öğrenme çıktıları içeren bir öneri sunulmuştur. Bu öneride, “doktorun gelecekteki rolünün, hastaların, toplulukların ve sağlık hizmetleri personelinin artan küresel hareketliliğinden etkileneceği” vurgulanmış ve küresel sağlık ile sürdürülebilir kalkınma konusundaki öğrenme çıktıları özellikle öne çıkarılmıştır. 2020 yılında bu öneri kabul edilerek, İsveç'teki yedi tıp fakültesinin tümü, 2021 yılı sonuna kadar yeni programa geçmeye başlamıştır (Velin vd., 2023). Yeni tıp eğitimi programına göre, tematik tıp okulları, öğrencilerin müfredatın zorunlu bileşenleri olan küresel sağlık ve sürdürülebilir kalkınma bilgilerine ilişkin öğrenme çıktılarını karşılamasını sağlamakla yükümlüdür. 118 Sağlıklı Yaşam Oslo Üniversitesi Tıp Fakültesi Sürdürülebilir Sağlık Eğitimi Merkezi'nde (OSHE) yürütülen çalışmalar ve araştırmalar, yalnızca iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkilerini incelemekle kalmamakta, aynı zamanda yoksulluğun giderilmesi, kız çocuklarının eğitimi, savaşların önlenmesi, herkes için sağlıklı yaşam sağlanması ve iklim acil durumlarının önlenmesi gibi çeşitli sosyal kalkınma unsurlarının tıp ve sağlık bilimleri eğitimine entegre edilmesi için de çaba göstermektedir (Engebretsen vd., 2023). Bu merkezde devam eden çalışmalar, tıp fakültelerinin sağlık, eşitlik ve sürdürülebilirliğin birbiriyle bağlantılı olduğunu kabul eden ve radikal sosyal değişim için katalizör olmalarını destekleyen bu alanda daha derin ve vizyoner bir yaklaşımı nasıl benimseyebileceğine işaret etmektedir (Engebretsen vd., 2023). 1.2. Mezuniyet Sonrası Tıp/Sağlık Bilimleri Eğitimi ve Sürdürülebilir Kalkınma Mezuniyet sonrası tıp/sağlık bilimleri eğitimi, esasen fakültede edinilen tıbbi kavramların, bilgi ve anlayışın klinik uygulamalara aktarılmasından oluşmaktadır. Bu eğitimin temel amacı, klinik karar alma süreçlerinde ve hizmet sunarken çevresel, sosyal ve ekonomik etkileri dikkate alabilen bir sağlık uzmanı nesli yetiştirmektir. Mezuniyet öncesinde olduğu gibi sonrasında da sürdürülebilir kalkınma bilincini artırmak ve bu bilgilerin pratikte uygulanmasını sağlamak amacıyla, müfredata hangi konuların entegre edilebileceği ve mevcut çekirdek eğitim programına bu konuların nasıl eklenebileceği ile ilgili çeşitli öneriler, önemli uluslararası yayınlarda yer almaktadır (Ferrer-Estévez & Chalmeta, 2021; Gandhi vd., 2020; Schwerdtle vd., 2020; Velin vd., 2023). Mezuniyet sonrası uzmanlık eğitimi ve klinik rotasyonlarda sürdürülebilirlik bilincinin kazandırılması, mezuniyet öncesi verilen sürdürülebilirlik teorisinin klinik uygulamalara entegre edilmesinin en etkili yoludur (Dunne vd., 2022; Gandhi vd., 2020; Khan vd., 2022; M. S. Tun, 2019). Araştırmalar, bireylerin ve toplulukların yaşam deneyimlerinin klinik eğitimle birleştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, toplum temelli üçüncü taraflarla iş birliklerinin geliştirilmesinin yanı sıra, daha az didaktik ve daha etkileşimli bir eğitim modelinin benimsenmesi ile öğrencilerin, düşük gelirli ve az gelişmiş ülkelerde kısa süreli de olsa çalışma fırsatlarının sağlanması, sosyal açıdan yenilikçi sağlık pratisyenleri yetiştirme sürecinin önemli bir parçası olarak değerlendirilmektedir (Khan vd., 2022). Klinisyenlere, insanların günlük yaşamlarında karşılaştıkları sorunları ele alarak bu sorunların üstesinden gelme konusunda gerekli kaynaklar, eğitim ve araçlarla donatıldıklarında hastaları adına 119 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü 'korkusuzca' savunuculuk yapabileceklerini hatırlatmak önemlidir (Khan vd., 2022). SKA’lara ulaşılması için tıp/sağlık bilimleri eğitiminin dönüştürülmesine yönelik bu yeni yaklaşım, müfredatın, programların, uygulamaların ve politikaların yeniden yönlendirilmesi gerektiğinden çeşitli zorluklar barındırmaktadır. Bu zorluklar eğitimin yönetişimini, eğitim kurumları yöneticilerini ve eğitimcileri, ayrıca eğitimin içeriğini ve pedagojisini etkilemektedir. Bunun önündeki başlıca engeller arasında SKA hakkında farkındalık veya bilgi eksikliği, üst yönetim desteği eksikliği, değişime direnç, tıp/sağlık bilimleri disiplininde sürdürülebilir kalkınmanın konuyla ilgisiz görülmesi, akademik ahlâk veya özgürlüğe yönelik algılanan tehditler, bilgi, zaman veya finansman gibi kaynakların eksikliği ve özellikle tıp fakülteleri için geçerli aşırı yüklü müfredat yer almaktadır (FerrerEstévez & Chalmeta, 2021). Bazı eğitimciler, küresel sağlık ve sürdürülebilir kalkınmanın "niş" konular olduğunu ve öğrencilerin çoğunun yalnızca temel bilgilere ihtiyaç duyduğunu ifade etmişlerdir. Diğer bazı eğitimciler ise, küresel sağlığı genellikle "gelişmekte olan ülkelerdeki" tropikal hastalıklarla ilişkilendirmektedir; oysa küresel sağlık, sosyal, ekonomik ve çevresel meselelerle de doğrudan bağlantılıdır (Velin vd., 2023). Literatürde, birçok farklı ülkede bu alana yönelik yüksek öğrenci ilgisi bildirildiği halde, bu ilgiyi paylaşmayan öğrenci gruplarının varlığı da raporlanmaktadır. Öğrencilerin küresel sağlık ve sürdürülebilir kalkınmanın tıp eğitimine entegrasyonuna karşı gösterdikleri direnç, Harvard Tıp Fakültesi'nde de benzer şekilde gözlemlenmiş; laboratuvar bilimlerine ilgi duyan veya "temel bilgilere" odaklanmayı tercih eden tıp öğrencilerinin, pre-klinik müfredatta küresel sağlık ve sosyal tıp derslerinin zorunlu hale getirilmesine itiraz ettikleri belirtilmiştir (Velin vd., 2023). Bir diğer önemli nokta, özellikle tıp fakültesi müfredatının oldukça yoğun olmasıdır. Küresel sağlık ve sürdürülebilirlik önemli konular olarak kabul edilse de, özellikle tıp öğrencileri için klinik açıdan hayati olan diğer konulardan daha öncelikli olmadığını düşünen eğitimcilerin sayısı az değildir. Bütüncül bir anlayışın sağlanabilmesi, müfredatın aşırı yüklenmesinin önlenmesi ve uygulamanın kolaylaştırılması için, bu perspektiflerin programa yan unsurlar olarak değil, doğal bileşenler olarak entegre edilmesi gerektiği hususunda bir fikir birliği bulunmaktadır. Küresel sağlık ve sürdürülebilir kalkınmanın yeni müfredata dahil edilmesine yönelik strateji, yeni bileşenler sunmak yerine mevcut yapıyı geliştirmek olmalıdır. 2030 gündemi çerçevesinde, küresel sağlık konularıyla ilgili olarak halihazırda programda yer alan ancak daha belirgin, tanımlanabilir ve 120 Sağlıklı Yaşam geliştirilebilir unsurların tespit edilmesi amacıyla derslerin kapsamlı bir haritası çıkarılabilir. Bu haritalama süreci, mevcut müfredatta bu bakış açılarını yerleştirebilecek giriş noktalarının belirlenmesine de katkıda bulunacaktır (Engebretsen vd., 2023; Velin vd., 2023). Tıp ve sağlık eğitimi müfredatına sürdürülebilirlik ile ilgili değişiklikler yapılması konusunda birçok farklı dezavantaj ya da dirence rağmen bazı kolaylaştırıcı etmenlerin var olduğu da bir gerçektir. Konfor zonlarının dışına çekilmeyi ve kritik düşünmeyi bir meziyet olarak gören parlak öğrenciler sistemi değiştirmek ve iyileştirmek konusunda istekli ve kalifiye durumdadır. Ders formatı, seminerler, belirli komitelere entegre edilmiş projeler, probleme dayalı küçük grup tartışmaları, mini kalite yönetimi-iyileştirme projeleri, halk sağlığı ve küresel sağlık eğitimi ile birlikte yürütülebilecek ve klinik stajlara dahil edilecek küçük grup tartışmaları örnek olarak verilebilir. Bu kapsamdaki bir müfredat, öğrencilere hem keyifli, hem yenilikçi hem de ilgi çekici deneyimler sunma potansiyeline sahiptir. Hekim/sağlık çalışanı-hasta ilişkisinin yeni bir boyuta evrilmesi için, üniversitelerin ilgili fakültelerinde ve bölümlerinde eğitim-öğretim süreçlerinin küresel sağlık ve sürdürülebilir kalkınmayı kapsayan bir müfredatla dönüşüme tabi tutulması şarttır (Gandhi vd., 2020; Rabin vd., 2020; Velin vd., 2023). Sürdürülebilir kalkınma amaçlarından üçüncüsüne ulaşmak için yapılacak en rasyonel ve maliyet-etkin yatırım, sağlık çalışanlarının uygun şekilde eğitim almalarını sağlamak olacaktır (De Francisco Shapovalova vd., 2015). 2. ARAŞTIRMA-GELİŞTİRMEDE SAĞLIKLI YAŞAM SKA’lara ulaşmak amacıyla etkili bir sağlık sistemi ve bu sistemde görev yapacak çağdaş sağlık profesyonellerinin yenilikçi çözümler geliştirebilmesi için Ar-Ge faaliyetleri gereklidir. Yenilikçi akademik araştırmalar, yüksek kaliteli sağlık hizmeti sağlamak, uygulamalar açısından daha ileri bir yaklaşım benimsemek ve sürdürülebilirlik ile SKA doğrultusunda yenilikleri desteklemek için tasarlanmalıdır (Ferrer-Estévez & Chalmeta, 2021). Güncel araştırmalar, sağlık alanında kalkınmayı önemli ölçüde etkileyen düşük kaliteli sağlık sistemlerinin yüksek kaliteli sistemlere dönüşümünün kritik bir öneme sahip olduğunu göstermektedir (Kruk vd., 2018). Mevcut ve gelecekteki potansiyel sağlık sorunlarını belirlemek, iklim değişikliğinin neden olduğu sağlık risklerini farklı iklim ve kalkınma senaryolarında projekte etmek, değişen iklim koşullarında sağlığın korunmasını sağlamak, uyum seçenekleri tanımlamak ve değerlendirmek için en etkili araçlar, Ar-Ge faaliyetleri ve yenilikçi yaklaşımlardır (Engebretsen vd., 2023). 121 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Son yıllarda öne çıkan bir diğer yaklaşım, katılımcı tıp ve araştırma yöntemidir. Bu yaklaşımın benimsenmesi, yalnızca birincil araştırmacıların değil, aynı zamanda hastaların, mesleki kuruluşların ve sağlık çalışanları ağının dışındaki profesyonellerin de dahil olduğu, yerleşik uygulamaların sınırlarını ve ortaya çıkabilecek engelleri aşmayı hedefleyen yenilikçi projeler geliştirilmesini gerektirir. SKA’lara yönelik pratik uygulamalar için bu tarz bir yaklaşım Trovato ve arkadaşları tarafından geliştirilmiştir. Bu bağlamda, Tıp Fakültesi son sınıf öğrencileri ile yeni mezunların, 3-6 aylık bir süre içerisinde hem Avrupa'daki diğer fakültelere hem de Avrupa dışındaki uluslararası eğitim kurumlarına yerleştirilmeleri sağlanmıştır. Bu dolaşımın kritik önemi, yeni mezunların eğitim ve bilgi birikimlerini, farklı sağlık yaklaşımına sahip, farklı sosyo-ekonomik gruplardaki hasta topluluklarına entegre edebilmeleri ve yeni fikirlerle yenilikçi bilimsel düşünce geliştirmelerine olanak sağlamalarıdır (Trovato, 2014). Sağlıkta kalkınma için yenilikçi yaklaşımlardan biri de, toplumun sağlık okuryazarlığı ve sağlık bilincini artırmaya yönelik donanıma sahip hekim ve sağlık profesyoneli yetiştirilmesine yönelik araştırmalar olacaktır. Bu araştırmalar (a) özellikle ön saflardaki profesyonel becerileri ve desteği geliştirerek çeşitli nüfuslara ulaşan sağlık iletişiminin kalitesini artırmaya; (b) insanların sağlık bilgilerine erişme, anlama, analiz etme ve uygulama konusunda aktarılabilir beceriler geliştirmelerini sağlamaya ve (c) düşük sağlık okuryazarlığından orantısız bir şekilde etkilenen nüfus gruplarına ulaşarak ve bu grupların katılımını sağlayarak önceliğin ihtiyaçla orantılı olmasını sağlamaya odaklanmalıdır (Nutbeam & Lloyd, 2020). Hem temel eğitim hem de sürekli mesleki gelişimin bir parçası olarak, ön saflardaki sağlık çalışanlarının sağlık okuryazarlığı becerilerini artırmayı amaçlayan programların sayısı giderek artmaktadır. Pratisyen sağlık çalışanlarına yönelik sağlık okuryazarlığı programları hakkında yapılan (çoğunlukla Amerika Birleşik Devletleri'nden) incelemeler, çeşitli sağlık okuryazarlığı müfredatlarının geliştirildiğini göstermektedir (Nutbeam & Lloyd, 2020). Sorensen vd., farklı sağlık mesleği öğrencilerine yönelik sağlık okuryazarlığı eğitimlerinin etkisini değerlendiren sistematik bir incelemede, öğrencilerin bilgi düzeylerindeki artışın yanı sıra öz değerlendirme becerileri ve güven seviyelerinin de belirgin bir şekilde yükseldiğine dair son derece olumlu sonuçlar elde ettiklerini bildirmiştir (Sørensen vd., 2021). SKA’lara katkı sağlayabilecek bir diğer araştırma alanı, sağlıkta eşitlik ve insan hakları temeline dayanan sağlık araştırmalarıdır. Montel vd., bu konuların toplum sağlığı literatüründe nispeten yeni konular olduğunu vurgulamaktadır. Bu 122 Sağlıklı Yaşam çalışmalar başlangıçta anne ve çocuk sağlığı, HIV ve tüberküloz gibi konulara odaklanmış, ancak son on yılda bulaşıcı olmayan hastalıklar ve evrensel sağlık güvencesi gibi yeni alanlarla önemli bir çeşitlilik kazanmıştır (Montel vd., 2022). Sağlık hakkının izlenmesi ve değerlendirilmesi konusunda çalışan toplum sağlığı araştırmacıları, çalışmalarını hukuki akademisyenlerle iş birliği şeklinde genişletmelidir. Farklı gruplar arasında toplum sağlığı ve insan hakları konusunda sağlanan iş birliği, fikir, dil ve yöntem paylaşımını destekleyecek ve sağlık hakkı üzerine yapılan araştırmaları önemli ölçüde zenginleştirecektir (Montel vd., 2022). Pandemi yönetimi ve enfeksiyon hastalıkları, ayrıca nadir hastalıklarla mücadele için de yenilikçi ve mevcut yöntemleri sorgulayan, yeni fikirleri teşvik eden araştırmalara duyulan ihtiyaç da giderek artmaktadır (Ferrelli vd., 2017). Geleneksel klinik araştırmalar, yavaş yavaş yerini, patojen özelliklerinin dikkate alındığı ve patojene karşı dinamik yanıtın ilk aşamasından başlayarak gelişen akıllı öğrenme ortamlarına bırakmaktadır. Bu tür araştırma platformları, enfeksiyon hastalıkları ve potansiyel bir pandemi durumunda hızlı bir şekilde yanıt verebilecek sistemlerin oluşturulmasına odaklanmaktadır. Bu yaklaşım, konakçı ve patojen arasında her zaman dinamik bir etkileşim barındıran bulaşıcı hastalıkların yönetimi ve kontrolü açısından özellikle önem taşımaktadır (Branch-Elliman vd., 2023). Son yıllarda öne çıkan önemli bir kavram, “translasyonel tıp araştırmaları”dır. Bu araştırmalar, epidemiyolojiden kişiselleştirilmiş tedaviye kadar geniş bir alanı kapsamaktadır. Bu kapsamda sağlık gelişimine katkıda bulunan, hastalıkların erken tanısına yönelik belirteçler ile koruyucu sağlık uygulamalarına hizmet eden ve bireye özel tedavi yöntemleri geliştirmeye odaklanan projelerin önceliklendirilmesi önerilmektedir (Huss vd., 2020; Trovato, 2014). Sağlık eğitiminin, SKA’yı desteklemek amacıyla kullanılmasına dair artan ilgi, bu amaçların eğitim müfredatlarına nasıl entegre edileceği konusundaki araştırma boşluğunu doldurmanın önemini artırmaktadır. Akademisyenler ile fakülte ve program yöneticileri, tıp müfredatının geliştirilmesinde kritik bir rol üstlenerek, SKA’nın eğitimle entegrasyonu konusunda araştırmaları genişletmeye teşvik edilmelidir. Bu bağlamda, farklı araştırma kategorileri tanımlanmakta ve öneriler sunulmaktadır (Ferrer-Estévez & Chalmeta, 2021). Tıp/sağlık bilimleri eğitiminin dönüşümünde kritik bir zorunluluk olan, ulusal ve uluslararası düzeyde eğitim kurumları ile eğiticiler arasındaki iş birliği, dijital araçların kullanımına dair yeni alışkanlıkların benimsenmesiyle kolaylaşmaktadır. Sağlık hizmetleri ile tıp eğitimindeki karmaşık gereksinim ve 123 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü zorlukların üstesinden gelmek, disiplinlerarası iş birliği içerisinde ilerleyen yapay zekâ uygulamaları sayesinde sağlanabilir. Velin vd., artan dijitalleşmenin sınıflara küresel bakış açıları katabileceğini ve coğrafi hareketliliğe gerek kalmadan tıp eğitiminde küresel sağlık konularının öne çıkmasını sağlayabileceğini vurgulamaktadır (Knopp vd., 2023; Velin vd., 2023). Küresel sağlık ve sürdürülebilirlik perspektiflerinin tıp eğitimine entegrasyonunda, yapay zekânın önemli katkılarda bulunabileceği ve dijital araçların iş birliği ile kullanımına yönelik fırsatlar sunabileceği düşünülmektedir. Oslo Üniversitesi Tıp Fakültesi Sürdürülebilir Sağlık Eğitimi Merkezi (SHE), sağlık alanında veriye dayalı öğrenme için geniş bir veri tabanı ve altta yatan kavramsal zorlukları ve paradoksları ortaya çıkarmak için tasarlanmış açık kaynaklı bir analiz ve görselleştirme ara yüzü içeren Oslo Medical Corpus (OMC) adında dijital bir platform oluşturmuştur: SHE'nin eğitim faaliyetleri, öğrencilerin OMC'den gelen verilerin kolektif ve canlı analizine dayalı olarak karmaşık soruların üstesinden gelmeyi öğrendikleri veri girme maratonu oturumlarını içermektedir. Bu uygulamalı katılım sayesinde SHE, öğrencilerin SKA ile ilgili kavramların siyasi ve mesleki alanlarda ve sağlık sistemlerinde, birden fazla ve birbiriyle çelişen gündemlere nasıl hizmet edebileceği konusunda farkındalıklarını artırmayı amaçlamaktadır (Engebretsen vd., 2023). İstinye Üniversitesi, Tıp Fakültesi öğrencilerine Mühendislik Fakültesi'nde yapay zekâ mühendisliği alanında araştırma yapma imkânı tanımaktadır. Bu sayede, yapay zekânın farklı uygulamalarının tıp bilimi ve sağlık hizmetlerine entegre edildiği günümüz dünyasında, İstinye Tıp Fakültesi öğrencilerinin ikinci yıldan itibaren ortak projelerde aktif olarak yer alması mümkün hale gelmektedir. Ayrıca, Tıpta Yapay Zekâ Uygulamaları Araştırma Merkezi, hem Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi hem de Tıp Fakültesi öğrencilerine güncel sorunlara yenilikçi çözümler geliştirme fırsatları sunmaktadır. Üniversitelerin sürdürülebilir kalkınmaya destek çalışmalarına öncülük etme misyonu ile de çalışmalarını şekillendiren İstinye Üniversitesi, tüm çalışmalarını bu doğrultuda şekillendirmektir. ‘İstinye Üniversitesi Uluslararası Sürdürülebilirlik Merkezi’ ise tüm sürdürülebilirlik çalışmalarının yürütücülüğünü üstlenmektedir. 2023 yılında, pek çoğu İstinye Üniversitesi öğretim üyelerinden oluşan, “Akademik Disiplinlerde Sürdürülebilirlik” kitabı yayınlanmıştır. Kitap, Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. yılında, ülkenin sürdürülebilir ilerleme ve kalkınmasında yapılan araştırma faaliyetlerinde önderlik etmek görevinin yanında, gençliği çağdaş bir anlayışla donatma ülküsünü de yüklenen üniversitelerin tüm akademik disiplinlerinde sürdürülebilirliğin öneminin vurgulanması amacı ile yola 124 Sağlıklı Yaşam çıkılarak hazırlanmıştır (İstinye Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Merkezi, 2024). Uluslararası Sürdürülebilirlik Hem SKA’lara ulaşmakta etkili bir eğitim modelinin tıp/sağlık bilimleri müfredatına eklenmesi hem de klinik pratikleri sürdürülebilir aktivitelere ve seçimlere yönlendirmekle ilgili araştırmalara gereksinim vardır. Tıp/Sağlık Bilimleri camiası, yapay zekâ teknolojilerini de kullanarak hem sağlık hizmetleri hem de tıp eğitimi için daha adil, sürdürülebilir ve müreffeh bir geleceğe yol açmasını sağlayacak stratejiler geliştirebilir (Ferrer-Estévez & Chalmeta, 2021). Sağlık eğitimine yönelik yenilikçi stratejilerin geliştirilmesi, sağlık sisteminin genel verimliliğini artırmak adına elzemdir. Önleyici, koruyucu ve kişiselleştirilmiş tıp uygulamaları için bu perspektiften hareketle, özgün olanı, bilinmeyeni keşfetmeye gönüllü; translasyonel tıbba inanan araştırmacıların varlığı ile toplum sağlığına hizmet eden ve özgün, yenilikçi yaklaşımlara odaklanan Ar-Ge faaliyetlerine ihtiyaç vardır (Yurdakul-Mesutoğlu, 2023). Örneğin, sigorta sektörü ile ortaklaşa proje geliştirilmesi, üniversite hastanelerinin araştırma geliştirme faaliyetlerinde fakülte ile birlikte çalışmaları, yerel yönetimlerle yenilikçi projeler için ortaklıklar çok önemli girişimlerden bazıları olarak düşünülebilir. SKA’ları destekleyen sağlık politikalarının oluşturulmasında, ekoloji, ekonomi, sosyal bilimler ve sağlık alanlarının birbirleriyle etkileşimi, toplum sağlığının geliştirilmesinde önemli bir katkı sağlayabilir. 3. TOPLUMA KATKI ÇALIŞMALARINDA SAĞLIKLI YAŞAM 3.1. Sağlıklı Yaşam ve Çevre Sürdürülebilir kalkınma, ekonomik büyümeyi sağlarken aynı zamanda doğanın korunmasını da hedeflemektedir. Bu bağlamda, sürdürülebilirlik kavramını, doğayı tüketmeden, kirletmeden ve yok etmeden kalkınmak olarak değerlendirmek önemlidir (Öztek, 2023). Ancak, ekonomik gelişim süreci beraberinde ciddi çevresel zararlara yol açmıştır. Çevrenin kötü bir şekilde kullanılması, sağlıklılık durumuna olumsuz etki etmekte ancak bu durum pek az dikkate alınmaktadır. Bu durum son derece kritiktir, çünkü sağlıklı bireyler, hem ekonomik büyüme hem de çevresel kalkınma için vazgeçilmezdir (Çelik, 2006). Çevre bileşeni, BM'nin üçüncü SKA’sı üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Günümüzde çevresel duyarlılığa sahip olma ve sürdürülebilir eylemlere yönelme, sadece toplumsal açıdan ihtiyaç duyulan bir gerçeklik değil, aynı zamanda hizmet 125 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü kalitesinin anahtarı olarak da kabul edilmektedir. Bu bağlamda, tüm sağlık profesyonellerinin iklim değişikliği hareketinde sürdürülebilir toplum sağlığı hizmetleri sağlama konusunda kritik bir rolü bulunmaktadır (Yurdakul-Mesutoğlu, 2023). Bu rol, çevresel, sosyal ve ekonomik kısıtlamaları göz önünde bulundurarak hem mevcut hem de gelecekteki sağlık hizmeti kalitesinin güvence altına alınmasını da kapsar. Sürdürülebilirlik sağlanırken, toplum sağlığı ve hizmet kalitesinden ödün verilmemesi hayati öneme sahiptir (Costello vd., 2009; Evci Kiraz, 2019; Watts vd., 2015). İklim krizi sonucunda ortaya çıkan ve birbirleriyle bağlantılı birçok sağlık tehdidi, bireysel ve toplumsal sağlığı dikkate alan tıp alanındaki ilerlemeleri ve sürdürülebilirlik yönündeki devam eden gelişmeleri olumsuz etkileyebilir (Leger, 2016; Romanello vd., 2021, 2022). Küresel çevresel değişikliklerin, iklim değişikliğinin, biyoçeşitlilik kaybının ve kimyasal kirliliğin hastalıkların çeşitlerini ve görülme sıklığını giderek daha fazla etkilediği bilinmektedir. Ayrıca, sağlık sektörü küresel emisyonların yaklaşık %5,2'sine katkı sağlamaktadır (Romanello vd., 2022). Genel olarak, tıbbi uygulamaların çevresel etkiyi azaltmaya yönelik düzeltici ve önleyici adımları arasında; geri dönüştürülebilir malzemelerin kullanımının artırılması, tedarik zincirlerinin sürdürülebilir ürünler ve cihazlara yönlendirilmesi, düşük karbon emisyonuna sahip yeşil sağlık kurumlarının desteklenmesi, akılcı ilaç kullanımı ile ekosisteme yönelik farmasötik atık yükünün azaltılması sayılabilir. Klinik uygulamalar açısından bakıldığında ise, lokal veya total intravenöz anestezinin inhalasyon yolu ile uygulanan anesteziye göre daha düşük karbon ayak izine sahip bir seçenek olarak tercih edilmesi, eğer inhalasyon kullanılacaksa, desfluorane ve nitröz oksit gibi sera gazı etkisi yaratan maddelerden mümkün olduğunca kaçınılması gibi sürdürülebilir klinik uygulamalara yönelmek mümkündür (Huss vd., 2020). Üniversiteler açısından bakıldığında, Tıp/Sağlık Bilimleri Fakültelerinin sürdürülebilirlik müfredatında, adaptasyon ve etkilerin hafifletilmesine yönelik stratejilere öncelik vermesi, insanın çevre üzerindeki etkisinin ve bu etkinin sağlık üzerindeki olumsuz etkisinin azaltılması yöntemlerinin vurgulanması önerilmektedir (Huss vd., 2020; Schwerdtle vd., 2020; M.S. Tun, 2019). Örneğin, sera gazı emisyonlarını düşürmeye yönelik yaklaşımların hem bir yaşam tarzı hem de klinik uygulama olarak hayata geçirilmesinin önemi, düşük emisyonlu anestetik gazların kullanımı, ulaşım kaynaklı emisyonların azaltılması için uzaktan sağlık hizmetlerine yönelme gibi stratejilerle desteklenmelidir (özellikle COVID-19 pandemisi sırasında eğitim-öğretim ve hasta randevularında bu uygulamaların aktif 126 Sağlıklı Yaşam olarak kullanılmaya başlanmış olması dikkat çekicidir). Ayrıca, atık yönetimine dair bilgi verilmesi de bu kapsamda önem taşımaktadır. Çevre dostu uygulamalarla entegre edilmiş yeşil hastaneler, sürdürülebilir hareketin bir yansıması olarak gündeme getirilmelidir (Kiliç & Güdük, 2018; Romanello vd., 2021). Çevre, sağlık açısından genellikle göz ardı edilen ve ihmal edilen bir faktördür. Tıp fakülteleri, artan bir şekilde "Küresel Sağlık Tehditleri" ve "Küresel Sağlık" kavramlarına atıfta bulunmaya başlamış olsa da, bu girişimler henüz sınırlı sayıdadır. Birçok insan, tıpta sürdürülebilirliği yalnızca karbon emisyonlarını azaltmak ve küresel ısınmayı durdurmak için alınması gereken önlemler olarak görmekte, bu önlemleri daha geniş sosyal stratejilerin bir parçası olarak değerlendirmemektedir. İyi haber ise, çevreye destek olmak için kabul edilebilecek bu önlemlerin çoğunun, obezite, diyabet, koroner kalp hastalığı ve mental sağlık gibi konularda toplumsal sağlığa da eşzamanlı faydalar sağlayan uygulamalar olmasıdır (Hackett vd., 2020; M.S. Tun, 2019). Eko-sağlık okuryazarlığı, bireylerin çevresel faktörlerin sağlık üzerindeki etkilerini anlama ve bu bilgiyle sağlıklı yaşam tarzlarını benimseme yeteneğini ifade etmektedir. Öğrencilere gelecekteki sağlık hizmetlerini sunma konusunda yardımcı olmak ve toplum sağlığını önemseyen uygulamalara yönelik bir yatkınlık kazandırmak için bu okuryazarlığın verilmesi son derece değerlidir (Desmarais, 2024; Hackett vd., 2020; Lindsey vd., 2021). Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi (HÜTF), sürdürülebilir uygulamaların benimsenmesi ve öğrencilerin eğitimi aracılığıyla okulun çevresel etkisini en aza indirmeye yönelik stratejiler açısından örnek teşkil eden bir yaklaşım sunmaktadır (Harvard Medical School, 2024). Harvard Üniversitesi Küresel Sağlık Enstitüsü, küresel sağlıkta kalıcı ve yeni zorlukların ele alınmasına yardımcı olmak için yeni nesil küresel sağlık eğitimi, programları ile politika geliştirilmesine öncülük etmektedir. Üniversite çapında sera gazı emisyonlarını 2006 seviyelerine göre %30 azaltma hedefiyle bağlantılı olarak HÜTF, enerji kullanımını azaltmak amacıyla çok sayıda enerji tasarrufu önlemleri uygulamakta ve yeşil laboratuvar kullanımı doğrultusunda birçok açıdan çevre sağlığına hizmet etmektedir. Benzer bir örnek, BK Cambridge Tıp Fakültesi'nin küresel iklim acil durumuna yanıt vermek üzere kurduğu ‘İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik’ Çalışma Grubu'nun faaliyetleridir. Cambridge’de, iklim acil durumunun sağlık üzerindeki etkilerini ele almanın yanı sıra, karbon ayak izini azaltma amacıyla kendi uygulamalarının sürdürülebilirliğini artırmak için önemli adımlar atılmaktadır (Cambridge University, 2024). 127 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalının yürütücüleri arasında olduğu Avrupa Birliği tarafından desteklenen ‘Çevre, İklim ve Sağlık için İşbirliği Projesi’ dir. Proje kapsamında Türkiye’deki sağlık uzmanlarının çevre ve iklim politikaları alanında desteklenmesi hedeflenmektedir. Ülkemizden önemli bir örnek de Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi’dir. DEÜ Tıp Fakültesi'nin eğitim programındaki “Özel Çalışma Modülleri” kapsamındaki sosyal projeler de, öğrencilerin hekimlik iletişim becerilerini artırması ve sosyal farkındalıklarını geliştirmeleri açısından çok önemlidir. Projeler arasında "Sigara, nargile, alkol ve enerji içecekleri tüketiminin kanserle ilişkisi konusunda bilgi düzeyi değerlendirmesi ve bilgi düzeyinin arttırılması", Doğru kan basıncı ölçüm tekniğinin erişkin bireylere aktarılması", "Gönüllü refakatçilik", "Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve bundan beslenen flört şiddeti", "Engelsiz kampüs" gibi başlıklar sayılabilir. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Sosyal Sorumluluk ve Toplumsal Katkı Projeleri Koordinatörlüğü ve Muğla Sıtkı Koçman Tıp Fakültesi Sosyal Sorumluluk Projeleri Destek Komisyonu da, benzer öğrenci projelerine destek vermektedir. Tüm sağlık çalışanlarının, özellikle hekimlerin toplumu etkileme anlamında ayrıcalıklı konumları mevcuttur. Bu nedenle, iklim değişikliğinden ve bu değişikliğin sağlık durumu üstündeki etkilerinden bahsetmeleri ve sürdürülebilirliği desteklemeleri toplumsal bilinçlendirmede de, sağlık okuryazarlığının artırılmasında da kritik öneme sahiptir. Çevre kalitesi ve ekonomik gelişim seviyesi, sağlığın en önemli belirleyicileri olarak öne çıkmaktadır. Çelik’in belirttiği şekilde, sağlık durumu, gelişimin diğer boyutlarını yönlendiren ve etkileyen hayati bir faktördür. Sağlık sektörü, sahip olduğu etkileme gücünü kullanarak sosyal, çevresel ve ekonomik sağlığı iyileştirici yenilikleri standart hale getirmelidir (Çelik, 2006). 3.2. Toplum Sağlığı ve Koruyucu Sağlık Hizmetleri Tıp bilimi, bireyleri tedavi ederken, toplum sağlığı ise populasyon düzeyinde bir iyileşme sağlamayı amaçlar. Birçok hastalığın sosyal davranışlarla bağlantılı önemli nedenleri olduğu bilinmektedir; bu nedenle toplumsal davranış değişikliklerinin hedeflenmesi ve teşvik edilmesi, tıp alanı ile toplum sağlığı arasındaki ilişkiyi gündeme getirir. Devlet perspektifinden bakıldığında, toplum sağlığı sadece bireyleri hastalıklardan korumakla kalmayıp, toplum üyelerini bu hastalıkların ortaya çıkmasına neden olan etkenlerden de korumakla yükümlüdür (Yurdakul-Mesutoğlu, 2023). Kamu yararını gözeten politikalar doğrultusunda, gerektiğinde toplum sağlığını korumak amacıyla bireysel hakların kısıtlanmasıyla 128 Sağlıklı Yaşam (örneğin, COVID-19 pandemisi sırasında SARS-CoV-2 pozitif tespit edilen kişilerin evden çıkma haklarının kısıtlanması ve karantina uygulanması) toplulukların sağlık ve refah durumunun korunması sağlanmaktadır (Evci Kiraz, 2019; Leger, 2016; Romanello vd., 2021; World Health Organization, 2022). Sürdürülebilir toplum sağlığı hizmetleri açısından bakıldığında, toplum düzeyinde sağlık ve hastalığı etkileyen çevresel faktörler ile beslenme durumu ele alınmakta; müdahaleler ve test talepleri sırasında gereklilikle birlikte mali etkinliğin göz önünde bulundurulması da önem taşımaktadır. Ayrıca, küresel sağlık tehditleri de bu hizmetlerin kapsamına girmektedir. SKA’lara uygun hizmet sunumu açısından ise, hastanın hikâyesinde yer alan sosyal, davranışsal, çevresel, psikolojik ve kültürel unsurlara dikkat edilmesi ve kırılgan grupların korunmasının önemine vurgu yapılmaktadır (Schwerdtle vd., 2020; M. S. Tun, 2019). Sürdürülebilir kalkınmaya hizmet edebilecek önemli tıbbi uygulamalardan biri, sağlıklı yaşamı teşvik eden koruyucu davranışların ve toplum sağlığı çıkarlarının desteklenmesi amacıyla hastaların bilinçlendirilmesi ve yönlendirilmesidir. Koruyucu ve önleyici sağlık hizmetlerine gereken önemin verilmesi, sürdürülebilir kalkınmanın sağlık boyutuna önemli ölçüde katkı sağlamaktadır (Chotchoungchatchai vd., 2020; Shaw vd., 2021; M. S. Tun, 2019). Sağlık profesyonellerinin sürdürülebilir toplum sağlığı hizmetleri konusundaki farkındalığının artırılmasında üniversiteler ve araştırma merkezlerinin rolü son derece kritiktir. Bu bağlamda, ülkemizde bu hedef doğrultusunda önemli bir yapı olarak ‘Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (iklimBU)’ öne çıkmaktadır (Boğaziçi Üniversitesi iklimBU, 2024). Tıp Fakülteleri de benzer doğrultuda hem kendi öğrencilerini hem de toplumu bilinçlendirmek için girişimde bulunmakla yükümlüdür. Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi Küresel Sağlık Enstitüsü bu hedefe yönelik önemli girişimlere ev sahipliği yapmaktadır. Eğitim ve araştırma alanında küresel bir lider olan Harvard Üniversitesi, herkes için daha sağlıklı bir gelecek için gündemin belirlenmesinde ve yürütülmesinde önemli bir role sahiptir. Küresel Sağlık Enstitüsü, küresel sağlıkta kalıcı ve yeni zorlukların ele alınmasına yardımcı olmak için yeni nesil küresel sağlık eğitimi, programları ve politika çevirisine öncülük etmektedir (Harvard University Global Health Institute, 2024). Toplum sağlığının sağlanmasında üniversitelerin üstlendiği bazı kritik roller arasında halk eğitimine önem vermek ve bu alanda ağırlık oluşturmak; toplumsal eşitsizlikler konusunda farkındalık yaratmak; her bireyin kendi 129 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü sağlığının önemini kavrayabilmesi ve sağlıklarını korumak için neler yapmaları gerektiği konusunda eğitim vermek yer almaktadır (Öztek, 2023). Günümüzde giderek artan bir öneme sahip olan modern yaklaşımlardan biri, bireylerin kendi sağlıklarından sorumlu olmalarıdır (self-responsibility). Bu durum, toplumun sağlık okuryazarlığını artırarak gerçekleştirilebilir. Bu bağlamda, hastaların kendi sağlıklarıyla daha derinlemesine ilgilenmeleri ve yaşamlarını buna göre düzenlemeleri konusunda daha etkin bir rol üstlenmelerini sağlamak, özellikle kronik hastalıkların sağlık sistemi üzerindeki dolaylı yükünü azaltma konusunda olumlu bir etki yaratmaktadır. Böylece herkes, sağlığının ne kadar değerli olduğunu anlamalı ve onu korumak için çaba sarf etmelidir. Ancak bireylerin bu şekilde davranma eğilimleri, eğitim ve sosyal düzeyleriyle doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle, bu bilinci oluşturmak amacıyla topluma eğitim vermeye devam etmek gerekmektedir (Chotchoungchatchai vd., 2020; Öztek, 2023). 3.3. Sağlık Hizmetine Erişimde Eşitlik Sağlık, herkesin sahip olduğu bir insan hakkıdır. Cinsiyet, din, yaş, etnik köken veya milliyet ayrımı olmaksızın, herkes mevcut, ulaşılabilir ve kabul edilebilir en yüksek kalitede sağlık hizmetlerine, ilaçlara ve ekipmanlara erişim hakkına sahiptir (Montel vd., 2022). Sağlık hakkı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 25. maddesinde de vurgulandığı üzere, temel insan haklarından biri olarak kabul edilmektedir (Öztek, 2023). Bu yaklaşım, SKA 3.8 alt hedefinde belirtilen “Herkes için Yüksek Kaliteli Sağlık Hizmeti” kapsamında da desteklenmektedir (Chotchoungchatchai vd., 2020). Yüksek kaliteli sağlık hizmetlerinin adil bir şekilde dağıtılması, SKA tarafından belirlenen sağlık kazanımlarının elde edilmesi ve nihayetinde sağlık hakkının uygulanabilmesi için kritik bir gerekliliktir. Eşitliğe odaklanmak, yüksek kaliteli sağlık hizmetlerinin altta yatan sosyal dezavantajlara bakılmaksızın tüm bireyler için erişilebilir ve uygun maliyetli olmasını sağlaması gerektiği anlamına gelir. Yükseköğretim kurumları, sivil toplum kuruluşlarının etkinliğini artırma potansiyeline sahiptir ve vakıf, dernek, sendika ile meslek örgütlerini sağlık alanındaki eşitsizliklerin giderilmesi konusunda teşvik edebilir. Ayrıca, bu kurumların geliştirdiği projelerin devlet tarafından desteklenmesi, sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içinde önemli bir girişim olarak kabul edilebilir. Öztek tarafından önerildiği gibi; “a) Sağlık hizmetlerini yetersiz kullanan, risk altındaki dezavantajlı gruplara yönelik önlemler geliştirmek; b) Dezavantajlı gruplara 130 Sağlıklı Yaşam evlerinde, işyerlerinde ya da bulundukları yerde hizmet vermek, gerekirse özel hizmet ekipleri kurmak ve c) Sağlık kuruluşlarına başvuran dezavantajlı gruplara öncelikli ve ücresiz hizmet sunmak” benzeri yaklaşımlar sağlıkta hakkaniyet bağlamında değerli girişimlerdir (Öztek, 2023). Küresel ısınma ve iklim değişikliği üzerinde en az etkiye sahip olan hassas topluluklar, bu değişikliklerden en çok etkilenen gruplardır ve bu durum, konunun sosyal adalet meselesi haline gelmesine neden olmaktadır (Schwerdtle vd., 2020). Bu topluluklar, sağlık çalışanları tarafından en fazla desteklenmesi ve savunulması gereken gruplar arasında yer almaktadır. Sosyal sağlığın önemli bir boyutu olarak bu savunuculuğun, sağlıkta eşitlik ve adalet ilkesine vurgu yaparak benimsenmesi, sürdürülebilir tıp eğitiminin temel unsurlarından biri olarak öne çıkmaktadır (Yurdakul-Mesutoğlu, 2023). Geleceğin hekimleri ve sağlık profesyonellerinin, zengin ve yoksul ülkelerdeki toplumların sağlıklarına etki eden unsurlara ek olarak, farklı ülkelerdeki ve hatta aynı ülke içindeki farklı toplulukların sağlık hizmetlerine erişimdeki adaletsizliklere eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmaları sağlanmalıdır. Sağlıkta eşitsizlik, fiziksel çevre, işsizlik, beslenme, göç, azınlık hakları, yaş, din ve değerler gibi sağlık ve eşitsizlikle ilişkili kavramların eğitim süreçleri boyunca ele alınması, genç hekimler için son derece değerli bir kazanım olacaktır (Columbia, 2021). Bu unsurlar, sağlıkta eşitlik bilincinin tıp/sağlık bilimleri eğitim programlarında vurgulanması gerekliliğini açıkça göstermektedir. Bütüncül ve sistemik bir yaklaşım benimsenmeden, toplumda artan sağlık eşitsizliklerini azaltmak ve SKA’ya ulaşmak mümkün olmayabilir (Nutbeam & Lloyd, 2020). Sağlıklı yaşamın tesis edilmesi ve SKA’ya ulaşım için ulusal hükümetlerin kendi halkları için yüksek kaliteli sağlık sistemlerine yatırım yapması kritiktir. Bu, sağlık hizmeti kalitesinin artırılmasını, insanların kaliteli sağlık hizmeti alma hakkı için yasalar çıkarmayı, halkı ve sağlık sistemi paydaşlarını bu haklar konusunda eğitmeyi, güçlü düzenlemeler ve standartlar belirlemeyi, çözüm ve telafi mekanizmaları oluşturmayı gerektirir. Diğer sektörlerle ortaklık kurmak, sağlık sistemi reformu için gerekli koşulların yaratılması açısından elzemdir. Bu bağlamda, yükseköğretim kurumlarının sivil toplum kuruluşları ve diğer paydaşlarla iş birliği içinde çalışarak sürdürülebilir sağlık uygulamalarını desteklemesi önemlidir. Bu tür dayanışmalar, toplumsal eşitsizliklerle mücadele etmenin yanı sıra, kamusal bilinçlendirme faaliyetlerini de güçlendirecektir. 131 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü 3.4. Ortaklıklar ve Her Sektörde Sağlık Sürdürülebilir sağlıklı yaşam yönünde sağlık hizmeti kalitesinin artırılması, bütünsel ve sistematik eylemler gerektirmektedir. Sağlık sistemleri, birbiriyle ilgili birçok düzeyde işleyen karmaşık ve uyumlu sistemler olduğundan, mikro düzeyde (örneğin, sağlık hizmeti sağlayıcıları veya klinikler) gerçekleştirilen değişikliklerin tek başına tüm sistemin temel performansını köklü şekilde etkilemesi pek olası değildir. Bu nedenle, Sağlık Bakanlıklarının özel sektör, sivil toplum kuruluşları, iletişim, ulaşım ve altyapı gibi sağlık hizmetleri dışındaki alanlarla iş birliği yapmaları önemlidir. Ayrıca, ulusal ve uluslararası üniversitelerin yanında ilgili fakültelerin, yetkinlik odaklı klinik eğitim anlayışını benimseyerek, etik ve saygılı sağlık hizmetleri sunma konusundaki eğitimleri güçlendirerek ve çalışanları en iyi hizmeti sunmaları açısından destekleyerek sağlık iş gücünü dönüştürme misyonları bulunmaktadır (Kruk vd., 2018). Toplum sağlığı camiası, "insanların sağlıklı olabileceği koşulları sağlama" sorumluluğuyla donatılmıştır. Bu sorumluluk, toplumlar, disiplinler ve siyasetçiler arasındaki iş birlikleri aracılığıyla gerçekleştirilebilecek bir görev olup, toplum sağlığı ile çevresel sürdürülebilirliğin entegre bir gündeme dahil edilmesini gerektirmektedir (Graham & White, 2016). Bu tür bir yaklaşım, farklı seviyelerde alınacak kararların çevreye ve sağlığa olan etkilerinin belirlenmesinde kapsamlı stratejilerin geliştirilmesine büyük katkı sağlayacaktır (Çelik, 2006). Örneğin, üniversiteler, sağlıklı yaşam ve SKA doğrultusunda yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve özel sektörle iş birliği yapabilir. Bu tür ortaklıklar, kaynakların daha verimli kullanılmasını ve sürdürülebilirlik projelerinin daha geniş kitlelere ulaşmasını mümkün kılacaktır. Sağlık sisteminin tüm bileşenlerinden ve sağlık dışındaki sektörlerden gelen katkılar, özel sektör dahil olmak üzere son derece önemlidir. Bu bağlamda, "Her Sektörde Sağlık" kavramı öne çıkmaktadır (Kruk vd., 2018). Sektörler, bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde, doğrudan ya da dolaylı olarak sağlık hizmetleri ile ilişkilendirilebilecek işler yürütmektedir. Önemli olan, bu sektörlerin faaliyetlerini ayrı ve bağımsız bir şekilde yürütmek yerine birbirleriyle iş birliği yaparak, danışarak ve ortak bir planlama ile gerçekleştirmeleridir. Bu şekilde, sağlık geliştirme hedeflerine ulaşmak daha kolay, daha ekonomik, daha hızlı ve daha etkili hale gelecektir (Öztek, 2023). Örneğin, çocuk ölümlerinin azaltılmasında, gıda, su ve enerji sektörlerinde alınacak politikaların önemli bir rol oynayabileceği düşünülmektedir (Lucas vd., 2019). 132 Sağlıklı Yaşam Toplum sağlığı uzmanlarının da 'Tüm Politikalarda Sağlık' kavramı ile birbiriyle ilişkili yaklaşımların hayati rolünü ve sağlık dışı alanların sağlık, eşitlik ve sürdürülebilirliğin geliştirilmesine katkılarını anlamalarına ihtiyaç vardır (Morton vd., 2019). Hem Tıp Fakültelerinin hem de genel anlamda üniversitelerin, sağlık açısından en fazla faydayı sağlayabilecek girişimlere odaklanmak (yani sağlık, eşitlik ve refah açısından hem acil hem de uzun vadeli kazanımlar) gibi bir misyonları olmalıdır (Morton vd., 2019). Sağlığın korunması ve geliştirilmesi, yalnızca Sağlık Bakanlığı ve sağlık profesyonellerinin sorumluluğunda değildir; aynı zamanda birçok meslek grubu ve sektörü de kapsamaktadır. Bu bağlamda, toplum sağlığı, devletin hemen her kurum ve kuruluşunun doğrudan veya dolaylı şekilde katkıda bulunabileceği bir sosyal hizmet türüdür (Öztek, 2023). Öncelikle yüksek öğrenim kurumları olmak üzere tüm sektörler, destekledikleri uygulamaların toplum sağlığına uygunluğunu değerlendirmeli ve eğer alınan kararlar uygun değilse, ya gerekli düzeltmeleri yapmalı ya da uygulamayı tamamen sonlandırmalıdır (Öztek, 2023). Sağlığın ve belirleyicilerinin bütüncül bir şekilde anlaşılmasını sağlamak ve karmaşık sorunlar ile toplumun ihtiyaçlarını ele almak için sağlık profesyonellerinin çevre bilimi, politika oluşturma, hasta örgütleri ve toplumsal gelişim gibi çeşitli alanlardan gelen uzmanlarla iş birliği yaptığı disiplinlerarası ve sektörler arası ortaklıkları desteklemek büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, Tıp Fakülteleri bu çabalar içerisinde kültürel alçakgönüllülüğü teşvik etmesi, öğrencilerin kültürlerarası yetkinlik, empati ve iletişim becerilerini geliştirmesini sağlaması açısından kritik bir rol oynamaktadır. Bu sayede, öğrencilerin hizmet verdikleri hastalar ve toplulukların kültürel, sosyal ve ekonomik çeşitliliğine saygı göstermeleri ve bu çeşitliliğe uygun davranmaları için gerekli farkındalığı kazanmaları amaçlanmaktadır. 3.4.1. “Tek Sağlık” Ortaklığı Tek Sağlık, insanlar, hayvanlar, bitkiler ve bunların ortak çevreleri arasındaki bağlantıyı kabul ederek optimal sağlık sonuçlarına ulaşma hedefiyle yerel, bölgesel, ulusal ve küresel düzeylerde çalışan iş birlikçi, çok sektörlü ve disiplinlerarası bir yaklaşımdır (CDC, 2024). Tek sağlık, sağlık alanında sektörler arası koordinasyon anlayışıyla paralellik gösteren bir yaklaşımdır (Öztek, 2023). Tek Sağlık perspektifine göre, ekosistem sağlığı; tüm insan, hayvan ve bitkilerin yaşam alanlarının sağlığından ayrı düşünülemez (Kütükçü vd., 2021; Stenvinkel, 2020). Daha önceki bölümde de ele alınan eko-sağlık okuryazarlığı yaklaşımı, bu bağlamda önemli bir rol oynamaktadır. 133 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Birbiriyle her açıdan bağlantılı bir dünyada, COVID-19 pandemisinin de gösterdiği gibi, günümüzde herhangi bir yerdeki sağlık sorunu, küresel bir sağlık sorununa dönüşmekte olup, bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerekmektedir. Pandemi sürecinde "Tek Sağlık" kavramının önemi yeniden vurgulanmıştır (Engebretsen vd., 2023). Bir enfeksiyon hastalığıyla mücadelede, tüm sağlık profesyonellerinin yanı sıra çevre, iklim, ekonomi ve sosyal bilimler alanındaki uzmanların iş birliğine dayanan multidisipliner bir yaklaşımın gerekliliği ortaya çıkmaktadır (Badur, 2020). Tek Sağlık perspektifi, sadece yeni ve yeniden ortaya çıkan enfeksiyon hastalıklarının daha iyi anlaşılmasına değil, aynı zamanda yaşam tarzıyla ilgili hastalıkların yükünün azaltılmasına da katkıda bulunabilir (Machalaba vd., 2021; Stenvinkel, 2020). Tıp, veterinerlik ve ekoloji başta olmak üzere birçok farklı bilim dalının üniversitelerdeki ortak araştırmaları ve çabaları, bu etkinliklerin geliştirilmesine yönlendirilmelidir (Öztek, 2023). SONUÇ Yüksek kaliteli sağlık hizmetlerine erişim her ülke için hem bir insan hakkı hem de ahlaki bir zorunluluktur. Hizmet kalitesini artırmak ve hastaların sesini duyurmak amacıyla çok sayıda ulusal, uluslararası ve küresel çaba sürdürülmektedir (Kruk vd., 2018). Sürdürülebilir kalkınmanın sağlıklı yaşam boyutu ve eşit erişim sağlama çabasıyla birlikte ele alınan küresel sağlık kavramı, sürdürülebilir kaliteli sağlık hizmetleri ile nitelikli ve yenilikçi sağlık profesyonelleri sayesinde erişilebilir bir hale gelmektedir. Hekimler ve diğer sağlık profesyonelleri, sağlık hizmetleri kültürünü ekolojik sorumluluk doğrultusunda şekillendirme, sağlıkta eşitliği sağlama ve toplum sağlığını iyileştirme açısından benzersiz bir konumdadır. Sürdürülebilir kaliteli sağlık hizmetleri sunabilmek için eğitim, nitelikli sağlık uygulayıcılarının yetiştirilmesinde kritik bir ilk adımdır (Teherani vd., 2023). Toplumun beklentilerine yanıt verebilecek, sosyo-ekonomik koşulların sağlık üzerindeki etkilerini anlayan, sağlıkta eşitsizlikler konusunda bilinçli ve sürdürülebilirlik bilgisi açısından donanımlı sağlık profesyonellerine duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır (Öztek, 2023). Bu nedenle, gelecekteki hekim ve sağlık çalışanı adaylarının sürdürülebilirlik bilgisine sahip olmalarının bir tercih değil, bir zorunluluk olduğuna dair farkındalığın artırılması son derece önemlidir. Bu bağlamda, tıp öğrencilerinin eğitimlerinin en başından itibaren ve klinisyenlerin pratiğinde bu konuları ele alarak değişimi savunmaları gerekmektedir (Huss vd., 2020; M. S. Tun, 2019). Hekimler ve diğer sağlık profesyonelleri, SKA’lar çerçevesinde yeniden düzenlenen müfredatlar doğrultusunda, sağlık alanındaki 134 Sağlıklı Yaşam eşitsizlikleri azaltmak ve sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunmak açısından hayati bir rol oynayabilirler. Bu doğrultuda, yabancı ülkelerdeki Tıp/Sağlık Bilimleri Fakülteleri, çekirdek eğitim programlarına sürdürülebilirlik kavramını entegre etme yönünde önemli adımlar atmaya başlamıştır (Dunne vd., 2022; Rabin vd., 2020; Wellbery vd., 2018). Bu çabalar, yapılandırılmış müfredat örnekleri oluşturma, öğrenim hedefleri belirleme, entegrasyon önerileri sunma ve mezunlardan bu hedefler doğrultusunda yeterlilik talep etme aşamasına gelmiştir; ayrıca çeşitli uzmanlık alanlarına yönelik modüllerin geliştirilmesi de hedeflenmektedir. Küresel ölçekte bakıldığında, Tıp Fakültelerinin yalnızca %15'inin müfredatlarında sürdürülebilirlikle ilgili derslere yer verdiği görülmektedir (Dunne vd., 2022). Bunun yanı sıra, hem Amerikan Tıp Konseyi (AMA: Climate Change Education Policy, 2019) hem de Avrupa Tıp Eğitimi Cemiyeti, iklim değişikliği, iklim sağlığı ve sürdürülebilirlik derslerinin tıp eğitimi çekirdek müfredatına entegre edilmesini önermektedir (Shaw vd., 2021). Bu entegrasyonun hangi kapsamda, ne zaman ve nasıl yapılması gerektiği ile eğitimlerin işlevselliğini değerlendirme yöntemleri, fakülteden fakülteye ve ülkeden ülkeye farklılık gösterebilir. Ancak, günümüzde yapılacak ilk yatırım, bu entegrasyonun er ya da geç gerekliliğinin bilincine varmak ve bu farkındalığı yaymak olmalıdır. Ülkemizde, tıp eğitimi müfredatı, fakülteler arası standartlaşmayı sağlamak amacıyla oluşturulan Ulusal Çekirdek Eğitim Programı (UÇEP) çerçevesinde şekillendirilmiştir. Ancak, UÇEP'e sadık kalınmasına rağmen, farklı tıp fakülteleri kendi eğitim ve öğretim yöntemlerini belirleyen farklı ekol ve yaklaşımlarla eğitimlerini sürdürmektedir. Bu bağlamda, bireysel olarak Tıp Fakültelerinin Dekanlıkları ve Tıp Eğitimi ve Halk Sağlığı Anabilim Dalları, çevresel sürdürülebilirlik derslerinin nasıl, ne zaman ve hangi şekilde müfredata entegre edileceği konusunda görüş ve öneriler sunabilirler. Bu şekilde, yakın gelecekte zorunlu hale gelmesi beklenen gezegen sağlığı, iklim farkındalığı ve sağlığın sosyal belirleyicileri gibi konularla ilgili müfredatın yapılandırılması için girişimlerde bulunabilirler. Müfredata direkt eklenebilecek dersler arasında BK Tıp Okulları Konseyi tarafından onaylanan, “Sürdürülebilir Sağlık Hizmetleri Eğitimi Müfredatı” na başvurulabilir. ‘Klinik Yolakların Çevresel Etkisi’, ‘İklim Değişikliğinin Sağlık Üzerindeki Etkisi’, ‘Sürdürülebilir Klinik Uygulama İlkeleri’ ve ‘İklim Eyleminin Sağlığa Ortak Faydaları’ gibi dersler müfredata direkt eklenmesi önerilebilecek dersler arasındadır (Yurdakul-Mesutoğlu, 2023). Tıp Fakülteleri Halk Sağlığı Anabilim Dalı (AD) ders programlarının bir parçası olarak da benzer dersler sağlanmaktadır. Bu bağlamda Halk Sağlığı 135 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü programlarında küresel sağlık tehditleri, sağlıkta çevresel belirleyiciler ve salgınlar gibi konulara değinilmektedir. Örnek olarak, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD tarafından Dönem I ve III öğrencilerine zorunlu ders olarak verilen ‘Çevre ve Sağlık’; Dönem III öğrencilerine verilen ‘Sağlık Eğitimi’, ‘Sağlığı Geliştirme ve Yaşam Kalitesi’ ve ‘Sağlık Ekonomisi’ adlı dersler sayılabilir. İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi mezuniyet öncesi pre-klinik ve klinik eğitim müfredatında bulunan ve SKA’ya hizmet eden önemli bileşenleri içeren Dikey Koridor uygulaması, yenilikçi tıp eğitimi yaklaşımına önemli bir örnek olarak verilebilir. Dönem I, II ve III için farklı hedefleri barındırmakla birlikte, özet olarak: a) Sağlık hizmeti sunumunda, hem sağlığa etki eden bölgesel ve küresel ölçekteki fiziksel ve sosyoekonomik çevreye ilişkin değişiklikleri, hem kendisine başvuran kişilerin bireysel özellik ve davranışlarındaki değişimleri göz önünde bulundurmak, b) Sağlık hizmeti sunumunda, bireylerin ve toplumun sağlığını koruma ve geliştirmeyi öncelemek, c) Toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi için, sağlık politikalarının ve uygulamalarının birey ve toplum sağlık göstergelerine etkisini değerlendirerek, sosyal güvenirlik ve sosyal yükümlülük ilkeleri çerçevesinde, birey ve toplum sağlığı ile ilgili sağlık hizmet sunumu, eğitim ve danışmanlık süreçlerinin tüm bileşenler ile iş birliği içinde iyileştirilmesini savunmak, planlamak ve yürütebilmek vb. program çıktılarına sahiptir. Tıp eğitiminin kökeni muhafazakar bir disipline dayandığı için, küresel sağlık ve sürdürülebilir kalkınma ile ilgili konular geçmişte yeterince öncelikli olmamıştır. Akademik literatürde tıp eğitimi ile ilgili nadiren kullanılan “sürdürülebilir kalkınma” teriminin anlamı üzerinde de benzer bir belirsizlik mevcuttur (Velin vd., 2023). Bu bağlamda, küresel perspektiflerin müfredata entegre edilmesi, tıp eğitiminin modernleşmesi için yeni fırsatlar sunan önemli bir reform olarak değerlendirilebilir. Bu fırsatın belirli bir gecikme olmaksızın değerlendirilmesi, tıp eğitimcilerinin sorumluluğundadır (Huss vd., 2020; Schwerdtle vd., 2020). Tıp eğitimi, a) sosyal yenilikçi müfredatı mezuniyet öncesi ve sonrası eğitime dahil etmek b) toplum çalışmasını sosyal yenilikçilikle ilişkilendirmek c) gelecek için müfredat geliştirmek, d) sosyo ekonomik ortam ve koşulların önemini vurgulamak e) üçüncü taraf kuruluşlarla ve topluluklarla bağlantılar kurmak f) öğrencilerin perspektiflerini ve yaşanmış deneyimlerini dahil etmek g) tıbbi rollerin siyasi doğasını ve siyasi destek ihtiyacını kabul etmek ve h) güç dengesizliklerini ve ayrımcılığı ele almak suretiyle hem genel anlamda tüm SKA’lara ulaşmak için, 136 Sağlıklı Yaşam spesifik olarak da sağlıkta sürdürülebilir kalkınma yolunda kullanılabilir (Reimers, 2024; Sustainable Development Agenda, 2024). Üniversiteler, sürdürülebilir kalkınmanın teşvik edilmesinde öncü ve yenilikçi bir rol oynamaktadır; bu kurumlar, toplumu etkileme kapasitesine sahip güçlü paydaşlardır. Ayrıca, yüksek öğretim kurumları, toplumsal kalkınmayla ilgili konularda örnek olma sorumluluğunu taşımaktadırlar. Unutmamak gerekir ki, geleceğin sağlık çalışanları olacak bu nesil, hem çevreye duyarlı hem de toplumsal adalet ve eşitlik prensiplerine meraklı, öğrenmeye ve uygulamaya istekli bir kuşaktır. Dolayısıyla, eğitimin yenilikçi, interaktif ve disiplinlerarası bir yapıda sunulması, geleceğin sağlık profesyonellerinin donanımını artıracak ve onların meslek yaşamlarında sürdürülebilir sağlık uygulamalarını benimsemelerini teşvik edecektir (Huss vd., 2020; Schwerdtle vd., 2020). Dolayısıyla, eğitim müfredatlarının, sağlık hizmetlerinin kalitesini artırma ve sağlık eşitliğini sağlama çabalarıyla bağlantılı olarak tasarlanması gerekmektedir. Araştırma merkezleri, sağlık hizmetlerinin kalitesini ve erişimini artırmak için veri odaklı yaklaşımlar geliştirmeli ve bu yaklaşımlar aracılığıyla sağlık hizmetleri üzerindeki sosyal ve çevresel etkilerin değerlendirilmesine olanak tanımalıdır. Ayrıca, bu araştırmalar, toplumsal sağlığın belirleyicilerine yönelik politikaların oluşturulmasında ve uygulamasında güçlü bir temel sunarak, kamu sağlığı stratejilerinin etkisini artıracaktır. Sürdürülebilir kalkınma ile ilgili araştırmaların desteklenmesi, akademik dünyadan pratik uygulamalara kadar geniş bir etki yaratacak ve böylece “Sağlıklı Yaşam ve İyi Olma Hali” için gerekli olan yenilikçi çözümlere ulaşılmasını sağlayacaktır. Bu doğrultudaki yenilikçi yaklaşımlardan biri, Tıp ve Sağlık Fakülteleri öğrencilerini interaktif kalite yönetimi ve sürdürülebilir klinik pratikle ilgili kalite yönetimi/iyileştirme projelerine yönlendirmek olabilir. Proje çıktılarının toplum sağlığı eğitimi ile entegre edilerek hasta/toplum sağlığına fayda getirmesi sağlanabilir. Öte yandan öğrencinin, projenin çevresel, ekonomik ve sosyal etkilerini irdelemeleri de sağlanabilir. Benzer şekilde, belirli bir klinik prosedür için su kullanımını ve atıkları azaltma ile akılcı ilaç kullanımı sayesinde hedef dışı ve uygunsuz tedavinin önüne geçilerek hem sağlığı hem çevreyi korumak konuları da tez ve proje konusu olarak dahil edilebilir. Örnek olarak, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde gerçekleştirilen çeşitli ‘Toplumsal Duyarlılık Projeleri’ ile Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Trakya Tıp Öğrencileri Birliği'nin ortak projelerinden bazıları; ‘Diyabet Farkındalık Etkinliği’, ‘Edirne Halkını HIV/AIDS ve CYBE Hakkında Bilinçlendirme Projesi’ ve ‘Obezite Farkındalık Etkinliği’ verilebilir. Sürdürülebilir kalkınma amaçları yasal olarak bağlayıcı olmamakla birlikte, hükümetlerin bu 137 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü hedefleri kendi politika ve stratejileri olarak benimsemeleri beklenmektedir. Ancak, bu süreçte yalnızca hükümetlerin değil, aynı zamanda özel sektör, sivil toplum ve her bireyin de katılımı büyük önem taşımaktadır (Ferrer-Estévez & Chalmeta, 2021). Üniversiteler, geleceğin liderlerini yetiştiren, yenilikçi araştırmalar yürüten ve toplumsal değişimlerin öncüsü olan kurumlar olarak, sağlıklı yaşam ve sürdürülebilir kalkınma alanlarının kesişim noktasında stratejik bir konuma sahiptir. Üniversitelerin, toplum sağlığı girişimlerine öncülük eden kuruluşlar olarak, SKA’lar doğrultusunda kariyerlerinde güçlü bir etki yaratacak niteliklere sahip hekim ve sağlık çalışanları yetiştirmeleri hedeflenmelidir. Böyle bir yaklaşım, sağlık alanında eşitliğin sağlanması, çevresel sürdürülebilirliğin korunması ve toplumsal refahın artırılması için gerekli olan akademik ve pratik temeli oluşturacaktır. Yükseköğretim kurumlarının bu perspektifleri benimseyerek, toplum sağlığını iyileştirmek ve SKA’lar çerçevesinde bir yaklaşıma ulaşmak için etkin eylem planı geliştirmeleri kritik öneme sahiptir. Bu çabalar, yalnızca sağlık sisteminin gelişimine katkıda bulunmak için değil, aynı zamanda daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek için de önem taşımaktadır. KAYNAKÇA AMA: Climate Change Education Policy. (2019). https://www.ama-assn.org, Erişim Tarihi: 20.07.2024. Badur, S. (2020). Küreselleşmeden İklim Krizine: Enfeksiyon Hastalıklarında Gelinen Nokta. Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (iklimBU). (2024). https://climatechange.bogazici.edu.tr/, Erişim Tarihi: 20.07.2024. Branch-Elliman, W. & Elwy, A. R. & Chambers, D. A. (2023). “Embracing Dynamic Public Health Policy Impacts in Infectious Diseases Responses: Leveraging Implementation Science to Improve Practice”, Frontiers in Public Health, 11. Brundtland, G. H. (1987). Our Common Future (‘The Brundtland Report’): World Commission on Environment and Development. Oxford University Press. Cambridge University. (2024). https://www.medschl.cam.ac.uk/climateemergencydeclaration, Erişim Tarihi: 20.08.2024. CDC. (2024). “One Health”. https://www.cdc.gov/one-health/, Erişim Tarihi: 20.08.2024. Çelik, Y. (2006). “Sürdürülebilir Kalkınma Kavramı ve Sağlık”, Hacettepe Sağlık İdaresi Dergisi, 9(1), 19-37. Chotchoungchatchai, S. & Marshall, A. I. & Witthayapipopsakul, W. & Panichkriangkrai, W. & Patcharanarumol, W. & Tangcharoensathien, V. (2020). “Primary Health Care and Sustainable Development Goals”, Bulletin of the World Health Organization, 98(11), 792-800. 138 Sağlıklı Yaşam Columbia. (2021). “Global Consortium on Climate and Health Education (GCCHE) Climate & Health Key Competencies for Health Professions Students”. https://www.publichealth.columbia.edu/research/global-consortium-climate-andhealth-education/, Erişim Tarihi: 18.06.2024. Costello, A., vd. (2009). “Managing the Health Effects of Climate Change: Lancet and University College London Institute for Global Health Com mission”, The Lancet, 373(9676), 1693-1733. Daws, S. & Weiss, T. G. (2008). The Oxford Handbook on the United Nations. Oxford University Press. De Francisco Shapovalova, N. & Meguid, T. & Campbell, J. (2015). Health-care Workers as Agents of Sustainable Development”, The Lancet Global Health, 3(5), e249-e250. Desmarais, R. (2024). “Ecological Literacy: Definition, Early Articulations, Frameworks and Empirical Research”, Journal of Sustainability Education, (29), 2151-7452. Dunne, H., vd. (2022). “Effectiveness of an Online Module: Climate-change and Sustainability in Clinical Practice”, BMC Medical Education, 22(1), 682. Engebretsen, E. & Sharma, R. & Sandset, T. J. & Heggen, K. & Ottersen, O. P. & Clark, H. & Greenhalgh, T. (2023). “Teaching Sustainable Health Care through the Critical Medical Humanities”, The Lancet, 401(10392), 1912-1914. Evci Kiraz, E. D. (2019). “İklı̇ m Değişikliği Eğitim Modülleri Serisi 14”, içinde İklim Değişikliği Alanında Ortak Çabaların Desteklenmesi Projesi (iklimİN), Avrupa Birliği Proje Raporu. Ferrelli, R. M. & Gentile, A. E. & De Santis, M. & Taruscio, D. (2017). “Sustainable Public Health Systems for Rare Diseases”, Ann Ist Super Sanità, 53(2), 170-175. Ferrer-Estévez, M. & Chalmeta, R. (2021). “Integrating Sustainable Development Goals in Educational Institutions”, International Journal of Management Education, 19(2). Gandhi, V. & Al-Hadithy, N. & Göpfert, A. & Knight, K.& van Hove, M. & Hockey, P. (2020). “Integrating Sustainability into Postgraduate Medical Education”, Future Healthcare Journal, 7(2), 102-104. Graham, H. & White, P. C. L. (2016). “Social Determinants and Lifestyles: Integrating Environmental And Public Health Perspectives”, Public Health, 141, 270-278. Hackett, F. & Got, T. & Kitching, G. T. & MacQueen, K. & Cohen, A. (2020). “Training Canadian Doctors for the Health Challenges of Climate Change”, The Lancet Planetary Health, 4(1), e2-e3. Harvard Medical School. (2024). https://sustainable.harvard.edu/, Erişim Tarihi: 24.07.2024. Harvard University Global Health Institute. (2024). https://globalhealth.harvard.edu/, Erişim Tarihi: 10.08.2024. Huss, N. & Ikiugu, M. N. & Hackett, F. & Sheffield, P. E. & Palipane, N. & Groome, J. (2020). “Education for Sustainable Health Care: From Learning to Professional Practice”, Medical Teacher, 42(10), 1097-1101. İstinye Üniversitesi Uluslararası Sürdürülebilirlik Uygulama ve Araştırma Merkezi. (2024). https://arastirma.istinye.edu.tr/merkezler/ircos/hakkinda, Erişim Tarihi: 10.08.2024. 139 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Khan, N., vd. (2022). Using Medical Education as A Tool to Train Doctors as Social Innovators”, BMJ Innovations, 8(3), 190-198. Kiliç, C. H. & Güdük, Ö. (2018). “Yeşil Hastane Kavramı ve Türkiye’deki Son Kullanıcıların Beklentileri Üzerine Bir Hastane Örneği”, Gümüşhane Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dergisi Araştırma Makalesi GÜSBD, 7(1), 164-174. Knopp, M. I., vd. (2023). “AI-Enabled Medical Education: Threads of Change, Promising Futures, and Risky Realities Across Four Potential Future Worlds”, JMIR Medical Education, 9(1), 1-10. Kruk, M. E., vd. (2018). “High-Quality Health Systems in the Sustainable Development Goals Era: Time for A Revolution”, The Lancet Global Health, 6(11), e1196-e1252. Kütükçü, A. E. & Davas, A. & Çağlayan, Ç. & Tolunay, D. & Gacal, F. & Yavuz, M. (2021). Tek Sağlık Bakış Açısıyla İklim Değişikliği ve COVID-19 Pandemisi. ED: Genon K. Jensen (HEAL). Leger, P. (2016). “Environmental Sustainability in Medicine: An Ethical Study”. https://www.mcgill.ca/library/files/library/leger_philip_2016.pdf, Erişim Tarihi: 18.06.2024. Lindsey, M. & Chen, S. R. & Ben, R. & Manoogian, M. & Spradlin, J. (2021). “Defining Environmental Health Literacy”, International Journal of Environmental Research and Public Health, 18(21). Lucas, P. L. & Hilderink, H. B. M. & Janssen, P. H. M. KC, S. & van Vuuren, D. P. & Niessen, L. (2019). “Future Impacts of Environmental Factors on Achieving the SDG Target on Child Mortality-A Synergistic Assessment”, Global Environmental Change, 101925. Machalaba, C., vd. (2021). “Applying A One Health Approach in Global Health and Medicine: Enhancing Involvement of Medical Schools and Global Health Centers”, Annals of Global Health, 87(1), 1-11. McLean, M. & Phelps, C. & Moro, C. (2023). “Medical Students as Advocates for A Healthy Planet and Healthy People: Designing an Assessment that Prepares Learners to Take Action on the United Nations Sustainable Development Goals”, Medical Teacher, 45(10), 1183-1187. Molero, A. & Calabrò, M. & Vignes, M. & Gouget, B. & Gruson, D. (2020). “Sustainability in Healthcare: Perspectives and Reflections regarding Laboratory Medicine”, Annals of Laboratory Medicine, 41(2), 139-144. Montel, L. & Ssenyonga, N. & Coleman, M. P. & Allemani, C. (2022). “How Should Implementation of the Human Right to Health Be Assessed? A Scoping Review of the Public Health Literature from 2000 to 2021”, International Journal for Equity in Health, 21(1), 1-12. Morton, S. & Pencheon, D. & Bickler, G. (2019). “The Sustainable Development Goals Provide an Important Framework for Addressing Dangerous Climate Change and Achieving Wider Public Health Benefits”, Public Health, 174, 65-68. Nutbeam, D. & Lloyd, J. E. (2020). “Understanding and Responding to Health Literacy as A Social Determinant of Health”, Annual Review of Public Health, 42, 159-173. 140 Sağlıklı Yaşam Öztek, Z. (2023). Sürdürülebilirlik Kalkınma ve Sağlık. Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı Yayınları. Rabin, B. M. & Laney, E. B. & Philipsborn, R. P. (2020). “The Unique Role of Medical Students in Catalyzing Climate Change Education”, Journal of Medical Education and Curricular Development, 238212052095765. Reimers, F. M. (2024). “The Sustainable Development Goals and Education, Achievements and Opportunities”, International Journal of Educational Development, 104. Romanello, M., vd. (2022). “The 2022 Report of the Lancet Countdown on Health and Climate Change: Health at the Mercy of Fossil Fuels”, The Lancet, 400(10363), 16191654. Romanello, M., vd. (2021). “The 2021 Report of the Lancet Countdown on Health and Climate Change: Code Red for A Healthy Future”, The Lancet, 398(10311), 16191662. Schwerdtle, P. N. & Maxwell, J. & Horton, G. & Bonnamy, J. (2020). “12 Tips for Teaching Environmental Sustainability to Health Professionals”, Medical Teacher, 42(2), 150-155. Shaw, E., vd. (2021). “AMEE Consensus Statement: Planetary Health and Education for Sustainable Healthcare”, Medical Teacher, 43(3), 272-286. Sinclair, J. R. (2019). “Importance of A One Health Approach in Advancing Global Health Security and The Sustainable Development Goals”, içinde Revue Scientifique et Technique (International Office of Epizootics), 38(1), 145-154. Sørensen, K. & Stephan Van den Broucke, J. & Fullam, J. & Doyle, G. & Pelikan, J.& Slonska, Z. & Brand, H. (2021). “Health Literacy and Public Health: A Systematic Review and Integration of Definitions and Models”, Disaster Medicine and Public Health Preparedness, 12(80), 1471-2458. Stenvinkel, P. (2020). “The One Health Concept - The Health of Humans Is Intimately linked with the Health of Animals and A Sustainable Environment”, içinde Journal of Internal Medicine, 287(3), 223-225. Sustainable Development Agenda. (2024). https://www.weforum.org/agenda/2022/09/ university-hubs-sustainable-development-goals/, Erişim Tarihi: 20.07.2024. Teherani, A. & Nicastro, T. & St Clair, M. & Nordby, J. C. & Nikjoo, A. (2023). “Faculty Development for Education for Sustainable Health Care: A University System-Wide Initiative to Transform Health Professional Education”, Academic Medicine, 98(6), 680-687. Trovato, G. M. (2014). “Sustainable Medical Research by Effective and Comprehensive Medical Skills: Overcoming the Frontiers by Predictive, Preventive and Personalized Medicine”, EPMA Journal, 5(1), 1-16. Tun, M. S. (2019). “Fulfilling A New Obligation: Teaching and Learning of Sustainable Healthcare in The Medical Education Curriculum”, Medical Teacher, 41(10), 11681177. 141 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Tun, S. Y. M. & Martin, T. (2022). “Education for Sustainable Healthcare - A Curriculum for the UK”, Içinde Medical Schools Council, (Ed. S. Tun & T. Martin). Medical Schools Council. United Nations. (2015). Transforming Our World: The 2030 Agenda for Sustainable Development. Velin, L. & Svensson, P. & Alfvén, T. & Agardh, A. (2023). “What is the Role of Global Health and Sustainable Development in Swedish Medical Education? A Qualitative Study of Key Stakeholders’ Perspectives”, BMC Medical Education, 23(1), 1-11. Watts, N. & Adger, W. N. & Agnolucci, P. (2015). “Health and Climate Change: Policy Responses to Protect Public Health”, Environnement Risques et Sante, 14(6), 466-468. Wellbery, C. & Sheffield, P. & Timmireddy, K. & Sarfaty, M. & Teherani, A. & Fallar, R. (2018). "It’s Time for Medical Schools to Introduce Climate Change into their Curricula”, Academic Medicine, 93(12), 1774-1777. WHO Commission on Health and Environment. (1992). Our Planet, Our Health. World Health Organization. (2021). COP26 Special Report on Climate Change and Health. The Health Argument for Climate Action. World Health Organization. (2022). Global Report on Infection Prevention and Control. Yurdakul-Mesutoğlu, P. (2023). “Tıpta Sürdürülebilirlik”, içinde Akademik Disiplinlerde Sürdürülebilirlik, (Ed. E. Bayhantopçu & P. G. Özuyar). Nobel Yayınevi. Ss. 109141. 142 BÖLÜM 5 İNSANA YAKIŞIR YAŞAM VE REFAH Tuğba Görgülü * ÖZET Üniversitelerde psikoloji eğitiminin çevre bilinci ve sürdürülebilirlik üzerine odaklanması, bireylerin ve toplumların genel refahını artırmasında kritik bir rol oynamaktadır. Psikoloji bölümlerinde sürdürülebilirlik ve çevre bilinci temelinde müfredat düzenlenmesi ise, öğrencilerin çevre sorunlarını anlamalarını ve çözüm bulmaya yönelik becerilerini geliştirmelerini sağlar. Bu sayede psikologlar, çevresel faktörlerin psikolojik sağlık üzerindeki etkilerini daha iyi anlayarak topluma rehberlik edebilirken, aynı zamanda sürdürülebilirlik ilkelerinin psikoloji eğitimine entegre edilmesi, öğrencilerin çevreye duyarlı davranışlar geliştirip bu davranışları hayatlarına entegre edebilmelerini sağlar. Psikoloji eğitimi, sadece bireylerin ruh sağlığını değil, aynı zamanda çevre bilincini ve sürdürülebilirlik kültürünü de destekleyerek daha dengeli bir toplumun oluşumuna katkı sağlamak amacındadır. Bu nedenle, psikoloji bölümlerinde çevre bilinci ve sürdürülebilirlik üzerine odaklanan müfredatın düzenlenmesi, gelecek nesillerin daha bilinçli ve çevreye duyarlı bir şekilde hareket etmelerine olanak sağlayarak toplumun genel refahını artırmasına neden olacaktır. Bu bağlamda bölümde, çevre bilinci, sürdürülebilirlik ve psikolojik iyi olma temelinde bir giriş yapılmış ve yükseköğretim kurumları ve psikoloji bölümlerinde eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme ve topluma katkı bağlamında yapılması gerekenlere dair çeşitli öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, İnsan Refahı, İyi Olma, Psikoloji Eğitimi, Yükseköğretim * Doç. Dr.; Anadolu Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi,
[email protected]; Orcid: 0000-0002-5440-7354 143 Psikoloji Bölümü; Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü DECENT LIFE AND WELL-BEING ABSTRACT Focusing on environmental awareness and sustainability in psychology education at universities is crucial for enhancing the overall well-being of individuals and societies. By structuring the curricula in psychology departments around these themes, students gain a deeper understanding of environmental issues and develop the skills needed to address them. This approach enables psychologists to better guide society on how environmental impacts affect psychological health. Additionally, incorporating sustainability principles into psychology education helps students cultivate environmentally conscious behaviors and integrate these behaviors into their daily lives. This dual focus not only benefits individual well-being but also contributes to societal welfare. The goal of psychology education is to foster a balanced society by promoting both mental health and a culture of environmental awareness and sustainability. Consequently, organizing curricula that emphasize these areas will prepare future generations to act more responsibly and sensitively towards the environment, thus enhancing the general welfare of society. In this section, an introduction based on environmental awareness, sustainability, and psychological well-being has been made. Various suggestions have been offered regarding what needs to be done in higher education institutions and psychology departments in terms of education, research and development, and community contribution. Keywords: Sustainability, Human Well-being, Well-being, Psychology Education, Higher Education 144 İnsana Yakışır Yaşam ve Refah GİRİŞ Sürdürülebilirlik kavramı, bugünkü ihtiyaçların, kaynakları ve çevreyi koruyarak dengeli ve bilinçli bir şekilde karşılanması ve böylece gelecek nesillerin ihtiyaçlarının da karşılanabilmesini sağlamak anlamındadır. Sürdürülebilirlik, yalnızca çevresel konuları değil, aynı zamanda ekonomik büyüme ve sosyal eşitliği de kapsar. Bu yaklaşım, ekonomik gelişme, çevresel koruma ve sosyal eşitlik arasında bir denge kurmayı amaçlar. Öte yandan çevresel sürdürülebilirlik, doğal kaynakların korunması, doğru enerji kaynaklarının kullanımı, su tasarrufu ya da iklim değişikliği ile mücadele gibi birçok alanda yapılan çalışmaları kapsamaktadır (Giovannoni & Fabietti, 2013). Sürdürülebilirliğin bir diğer boyutu da ekonomik sürdürülebilirliktir. Özellikle ekonomik büyümenin devamlılığını sağlarken, bu büyümede sosyal politikaların, çevresel ve sosyal maliyetlerin dikkate alınması önemlidir. Uzun vadede sosyal adalet çerçevesinde ekonomik stratejiler geliştirilmesi sürdürülebilir bir ekonominin temelini oluşturur. Bu yaklaşım, hem ekonomik kalkınmayı sürdürmeyi hem de toplumun tüm kesimlerine fayda sağlayacak politikalar geliştirmeyi hedefler (Spangenberg, 2005). Sosyal ve beşerî bilimlerin odaklandığı önemli bir kavram ise sosyal sürdürülebilirliktir. Sosyal sürdürülebilirlik, toplumun her üyesinin fırsat eşitliği çerçevesinde yaşamasını, eğitim ve sağlık hizmetlerine eşit erişim hakkını ve sosyal adaletin sağlanmasını hedefler (Eizenberg & Jabareen, 2017). Bu bağlamda, sürdürülebilirliği bütüncül bir yaklaşımla ele almak son derece önemlidir. Sadece ekonomik ve çevresel hedeflere değil, aynı zamanda sosyal sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak, kalkınma amaçlarında her disiplinin, hükümetlerin ve toplulukların ortak çabasını gerektirir. Öte yandan, insana yakışır yaşam, bireysel refah ve sürdürülebilirlik, bireylerin ve toplumların genel iyilik halini hedefleyen ve sürdürülebilir kalkınmanın temel taşlarını oluşturan kavramlardır. Bu kavramlar, yalnızca ekonomik büyüme ve kalkınma ile sınırlı kalmayıp, sosyal eşitlik, çevresel koruma ve bireysel mutluluğu da içerir. Psikoloji bilimi, bu üç kavramın kesişiminde önemli bir rol oynar. Psikoloji, bireylerin içsel süreçlerini anlamak ve bu süreçlerin yaşam kalitesini nasıl etkilediğini incelemekle ilgilenir. Bu bağlamda, psikoloji bilimi, bireylerin psikolojik refahını artırarak, onların sürdürülebilir yaşam pratiklerine katılımını teşvik edebilir. Bireylerin psikolojik refahını artırmak ve sürdürülebilir bir yaşam pratiği sunmak adına birçok uluslararası kurum ve kuruluş, sürdürülebilirlik konusunda 145 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü önemli çalışmalara imza atmakta, insan haklarının korunması, yoksulluğun sonlandırılması, eğitim ve sağlık hizmetlerine eşit erişim hakkı, temiz enerji geçişi, sürdürülebilir tarım, döngüsel ekonomi ve biyolojik çeşitliliğin korunması gibi alanlarda kapsamlı stratejiler geliştirmektedir. Bu bağlamda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2015 yılındaki genel kurul toplantısında 2030 yılına kadar Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) konusunda anlaşmıştır. Bu amaçlar, insanların insan onuruna yakışır bir şekilde yaşamalarını ve temel hak ve özgürlüklerinin korunmasını içermektedir. Bu kapsamda, yoksulluğun sona erdirilmesi, açlığın ortadan kaldırılması, sağlık hizmetlerine erişimin sağlanması, eğitimde eşitliğin sağlanması ve kalitenin artırılması, cinsiyet eşitliğinin desteklenmesi, temiz su kaynaklarına erişimin kolaylaştırılması, sürdürülebilir enerji kaynaklarına erişimin artırılması, ekonomik büyümenin teşvik edilmesi, altyapının güçlendirilmesi, eşitsizliklerin azaltılması, şehirlerin ve yerleşim yerlerinin sürdürülebilir hale getirilmesi, sorumlu üretim ve tüketim alışkanlıklarının teşvik edilmesi, iklim değişikliği ile mücadele edilmesi, okyanus ve ekosistemlerin korunması, barışçıl toplumların oluşturulması ve küresel iş birliğinin sağlanması gibi hedefler bulunmaktadır (UN Department of Economic and Social Affairs, 2022). Ancak günümüzde birçok toplum ve topluluk, ulusal düzeyde birçok sorunla baş etmek zorunda kalmaktadır. Özellikle artan işsizlik, sosyal dışlanma ve insan hakları ihlalleri gibi ekonomik ve politik sorunlar, gücü elinde bulunduran azınlık dışındaki herkes için büyük bir sorun teşkil etmektedir. Bu bağlamda, özellikle Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları temelinde yoksulluk ve eşitsizlikle mücadele, daha kaliteli ve sağlıklı bir yaşam, nitelikli eğitime erişim, temiz su ve enerjiye erişim gibi konular, insan onuruna yakışır bir yaşamı tüm insanlar ve toplumlar için hedeflemektedir. Bu hedefler doğrultusunda, psikoloji, sosyal hizmet, psikolojik danışmanlık ve diğer birçok beşerî ve davranış bilimleri, önemli etkinlikler ve çalışmalar yürütmektedir (Karakaya & Başçılar, 2023). Bu bağlamda davranış bilimlerinin sürdürülebilirlik konusundaki çabaları büyük önem taşımaktadır. Son yıllarda konuyla ilgili birçok uygulamalı psikoloji çalışmaları hız kazanmış; özellikle uygulamalı psikologlar, çevre psikologları, sosyal psikologlar, çevre biyologları ve çevre politika yapıcılarıyla multidisipliner çalışmalar gerçekleştirmişlerdir (Deutsch & Coleman, 2016). Ayrıca psikologlar, çevresel etkilerin ve çevresel sürdürülebilirliğin yükseköğretim kurumlarının müfredatına entegre edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Ancak bu sayede, çevre bilinci artırılabilir ve insanın öznel iyi olma hali desteklenebilir. Öte yandan, psikoloji bilimi başta olmak üzere birçok beşerî bilimin, insan refahı ve 146 İnsana Yakışır Yaşam ve Refah sürdürülebilir bir yaşam için topluma katkı sağlama gibi vardır. Bu bağlamda, kapsamlı ve uzun vadeli (ya da yapılmalıdır. Bu tür araştırmalar, psikolojik süreçlerin vadeli etkilerini inceleyerek, insan refahını artırmak ve geliştirmek için gerekli verileri sağlayacaktır. önemli bir sorumluluğu boylamsal) araştırmalar ve müdahalelerin uzun sürdürülebilir çözümler Bu çalışmada da öznel iyi olma hali, çevre ve iyi olma hali, iş yaşamında iyi olma hali, kentte yaşam ve iyi olma hali ile sürdürülebilirlik ve psikoloji arasındaki ilişkiye odaklanılacaktır. Ayrıca, insan ve sürdürülebilirlik konularının psikoloji derslerine ve psikolojik kavramların çevresel sürdürülebilirlik derslerine entegre edilmesinin mantığına bir giriş yapılacak ve bu entegrasyonu bireysel ders üniteleri ve tüm dersler düzeyinde gerçekleştirmek için bazı stratejiler sunulacaktır. Ayrıca Ar-Ge çalışmaları kapsamında topluma katkı sağlayabilecek çalışmaların önemi ve gerekliliği tartışılacaktır. 1. EĞİTİM-ÖĞRETİMDE İNSANA YAKIŞIR YAŞAM VE REFAH 1.1. Psikolojik İyi Oluş ve Çevre İlişkisi Halk arasında mental bir sorunun olmaması olarak algılanan psikolojik iyi olma hali, günümüz modern psikoloji biliminde daha kapsamlı bir şekilde tanımlanmaktadır. Bu kavram, mutluluk, yaşam memnuniyeti, insanca yaşam ve bireyin çevresine yönelik hakimiyetini içermekle birlikte, bireyin optimal düzeyde işlevselliğini de ifade etmektedir. Bu durum, bireyin duygusal, sosyal ve zihinsel olarak dengede ve tatmin içinde olmasını kapsar (Winefield vd., 2012). Bu bağlamda iyi olma hali, öznel iyi oluş ve psikolojik iyi oluş olarak ikiye ayrılmaktadır. Hedonik yaklaşımın üzerinde durduğu öznel iyi oluş bireyin mutlu olması ile ilişkilendirilirken, ödomonik yaklaşımın üzerinde durduğu psikolojik iyi oluş olumlu psikolojik işlevselliğe ve insan gelişimine vurgu yapar. Bu bağlamda psikolojik iyi oluş, ödomonik yaklaşım temelinde ele alınır (Ryan & Deci, 2001). Psikolojik iyi olma hali, bireyin çevresini kontrol edebilme yetisi olarak ifade edilen otonomi, kişinin kendi hayatıyla ilgili kararları bağımsız bir şekilde alabilme ve kendi değerlerine göre yaşayabilme kapasitesidir. Otonomi, aynı zamanda bireyin çevresiyle uyumlu bir şekilde var olabilmesini destekler. Otonom bireyler, dışsal baskılardan bağımsız olarak kendi yollarını çizebilir ve kendi yaşamlarını yönlendirebilirler. Bu kişiler, çevreleri üzerinde de hakimiyet sağlayabilirler. Çevresel hakimiyet, bireyin yaşam koşullarını ve çevresini etkin bir şekilde yönetebilme becerisini ifade eder. Bu durum, hem çevrenin iyi olma hali, 147 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü psikolojik iyi olma hali ve bireyin refahını desteklemesi açısından önemlidir hem de psikolojik anlamda iyi olan bireyin çevresi üzerindeki hakimiyetiyle ilişkilidir (Bekker, 2022). Çevresel sürdürülemez davranışsal uygulamalar ve bireylerin bu pratikler üzerindeki hakimiyetinin zayıf olması, bireyin psikolojik iyi olma halini olumsuz etkilemektedir. Birçok çalışma, çevre tahribatının ve iklim değişikliğinin neden olduğu olumsuz koşulların insanların psikolojik iyi olma halleri, refahı ve insan sağlığı üzerinde negatif etkiler yarattığını göstermektedir (Duflo vd., 2008; Li vd., 2018). Bu bağlamda, sürdürülebilir yaşam davranış ve pratiklerinin benimsenmesi, bu davranışların içselleştirilmesi ve ulusal ve uluslararası yaşamsal pratikler ve uygulamalar haline gelmesi son derece önemlidir. Bu uygulamaların en önde geleni, bireylerin çevreci davranışlarıdır. Çevreci davranışı ya da çevre koruma davranışı, bireyin çevreye olumsuz etkilerini en aza indirmeye yönelik her türlü davranışı olarak tanımlanır. Bu davranışlar arasında enerji tüketimini en az düzeyde tutmak, atık üretimini azaltmak, toksik olmayan ürünler kullanmak, bireysel araç kullanımını en aza indirmek, geri dönüşüm ürünleri kullanmak, çöpleri ayrıştırmak ve geri dönüşüm kutularını kullanmak yer alır. Bu davranışlar, doğrudan gösterilen davranışlar olabileceği gibi, çevreye zarar veren ürünlerin kullanılmaması ve çevre duyarlı ürünlerin tercih edilmesi gibi dolaylı davranışlar da olabilir (Magnusson vd., 2003). Her ne kadar bireysel anlamda çevreci davranışlar sergilense de sosyal psikolojik olarak çevremizdeki bireylerin olumsuz geri bildirimi ile bu davranışlar olumsuz pekiştirilebilir. Yapılan çalışmalar, bireylerin çevreyi korumaya yönelik davranışlar sergilemesinin insanın yaşam refahı ve öznel iyi olma halini olumlu etkilediği üzerinde durmaktadır (Rich vd., 2017; Taufik vd., 2015). Örneğin, Zawadzki ve arkadaşlarının (2020) yaptıkları bir meta-analiz çalışmasının sonuçlarına göre, bireylerin çevreyi korumaya yönelik yaptıkları her türlü bireysel davranışın onların bireysel refahı ve psikolojik iyi olma hallerini yükselttiği gösterilmiştir. Bu çalışmalar, psikolojik iyi olma halinin bireyin çevreyi koruma bilinciyle ilişkisine odaklanmak ve bu davranışların gelecekteki psikolojik iyi olma hali ve insan refahını da yordadığı üzerinde durmaktadır. Ayrıca, psikoloji eğitiminin çevre bilinci ve sürdürülebilir yaşam üzerinde temellendirilmesinin, birey ve toplum refahı için kritik olduğu vurgulanmaktadır (Parra, 2012). Bu bağlamda, çevreci davranışların benimsenmesi ve bu davranışların içselleştirilmesi, sürdürülebilir bir yaşam tarzının yaygınlaştırılması için büyük önem taşır. Psikolojik açıdan iyi olma hali, bireyin çevreye duyarlı davranışlar sergilemesini teşvik ederken, bu davranışlar da bireyin psikolojik refahını artırır. Eğitim müfredatlarının, özellikle psikoloji bölümü müfredatının, çevre ve insan ilişkisini 148 İnsana Yakışır Yaşam ve Refah vurgulayarak düzenlenmesi, çevresel sürdürülebilirliği teşvik etmede kritik bir rol oynar. Bu şekilde, bireyler ve toplumlar hem çevreye duyarlı hem de psikolojik olarak sağlıklı bir yaşam sürdürebilirler. 1.2. İş Ortamı ve Psikolojik İyi Olma Hali Modern dünyada neredeyse hepimiz zamanımızın büyük çoğunluğunu çalışma ortamında geçirmekteyiz. Günümüzde sadece çevresel koşullar değil, iş ortamı ve çalışma koşulları da bireylerin psikolojik iyi olma hallerini doğrudan etkileyen önemli bir faktör haline gelmiştir. Çalışanların ruh sağlıkları ile çalışma verimlilikleri arasında doğrudan bir ilişki olduğu birçok çalışma tarafından ortaya konmuştur (Lazarus, 2020). Yapılan araştırmalar, iş ortamındaki stres faktörlerinin, yoğun iş temposunun, olumsuz iş arkadaşlıklarının, liderlik tarzlarının ve çalışanlara yönelik tutum ve davranışların bireyin psikolojik sağlığını doğrudan etkileyen faktörler olduğunu göstermektedir (Obrenovic vd., 2020; Skakon vd., 2010). Bu nedenle, iş ortamı ile psikolojik iyi olma hali arasındaki ilişkinin incelenmesi hem akademik araştırmalar hem de pratik uygulamalar için son derece değerli bir alan sunmaktadır. İş ortamı ile psikolojik iyi olma hali arasındaki ilişkinin incelenmesinde, psikoloji eğitiminin ve yükseköğretimde psikoloji bölümleri müfredatında endüstri psikolojisi temelli derslerin önemi giderek artmaktadır. Bu dersler sadece psikoloji bölümlerinde değil, aynı zamanda tıp bilimleri, psikolojik danışmanlık ve rehberlik, sosyal çalışma, işletme, iktisat ve iç mimarlık gibi birçok insan ve toplum bilimleri temelli alanlarda da büyük önem taşımaktadır. Endüstri psikolojisi dersleri, iş ortamlarında verimliliği artırırken, çalışanların psikolojik iyi olma hallerini de destekleyerek, genel refahı ve iş tatminini artırmada kritik bir rol oynar. Bu nedenle, bu derslerin müfredata entegre edilmesi hem akademik hem de profesyonel gelişim için dikkate alınmalıdır. Çalışma ortamları, bireylerin zamanlarının büyük çoğunluğunu geçirdiği yerlerdir ve çalışma ortamındaki deneyimler ile uygulama pratikleri doğrudan bireylerin psikolojik sağlığı üzerinde etki gösterir (Dollard & Bakker, 2010). Bu bağlamda, psikoloji bilgisi, eğitimi ve pratikleri, çalışma ortamında hem bireylerin hem de örgütlerin daha sağlıklı ve verimli olmasında kritik bir rol oynar (Doyle, 2004). Öte yandan psikoloji eğitimi, çalışma ortamındaki stresi anlamak ve stresör faktörlerle baş edebilme konusunda gerekli teorik ve pratik bilgileri sağlar. Psikoloji eğitimi almış bireyler, stresin kaynaklarını tespit edebilir ve stresle başa çıkma stratejileri geliştirerek çalışanların iyi olma hallerini artırabilir (Cooper vd., 2014). Örneğin, bilişsel davranışçı terapinin ilkeleri, çalışanların stresle başa çıkma 149 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü mekanizmalarını güçlendirmede yardımcı olabilir. Ayrıca, iş yerinde stresin azaltılması, çalışanların daha üretken olmalarını ve işlerine daha bağlı kalmalarını sağlar. Motivasyon, çalışan bireylerin iş verimini artıran önemli bir faktördür. Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi (Wahba & Bridwell, 1976), Herzberg'in İki Faktör Teorisi (Alshmemri vd., 2017) ve Deci ve Ryan'ın Öz Belirlenim Teorisi (Deci & Ryan, 2012) gibi motivasyon teorileri, çalışanların işlerinden tatmin olmaları ve kendilerini gerçekleştirmeleri için gereken koşulları sağlar. Bu teoriler, iş yerinde motivasyonu artırmak için kullanılan ödüller, tanıma ve kariyer gelişim fırsatları gibi stratejilerin etkinliğini artırabilir. Tüm bu nedenlerle yükseköğretimde psikoloji bölümü müfredatının, ayrıca diğer birçok bölümlerde psikoloji temelli derslerin verilmesi, söz konusu müfredatların psikolojik iyi olma halini artırmaya ve çalışanların motivasyonunu yükseltmeye yönelik hazırlanması, hem iş ortamında sağlıklı ve verimli bir çalışma ortamının oluşturulmasına hem de çalışanların iş streslerini azaltmalarına yardımcı olmada önemlidir. Endüstri psikologları, iş yerindeki stres faktörlerini tanımlayabilir, motivasyon artırıcı stratejiler geliştirebilir veya çalışanların psikolojik sağlığını destekleyici uygulamalar yapabilirler. Bu bilgi ve beceriler, çalışanların işlerine duygusal olarak bağlı olmalarını sağlayacak ve iş yerindeki sosyal ilişkileri olumlu yönde etkileyecektir. Dolayısıyla, psikoloji bölümü öğrencilerinin aldıkları eğitim, iş dünyasında sadece bireysel anlamda çalışanların refahını artırmakla kalmaz, aynı zamanda şirketlerin ve kurumların genel performansını da iyileştirme potansiyeline sahiptir. Öte yandan, diğer bir önemli konu ise bilimsel gelişim ve sürdürülebilir bir bilim için yükseköğretimde çalışma ortamı ve psikolojik iyi olma halinin dengelenmesi konusudur. Rahat ve özerk çalışma ortamları, bilimsel gelişimi desteklerken ülke ekonomisi ve toplumsal refah için de hayati önemdedir. Bu bağlamda, üniversite yönetimlerinin sürdürülebilirliği ve çalışan refahını artırmak için iş yükünün dengelenmesi ve görev dağılımının netleştirilmesi son derece önemlidir. Esnek çalışma saatleri ve uzaktan çalışma imkânları sağlanmalı, sürekli eğitim programları ve mentorluk sistemleri ile profesyonel gelişim desteklenmelidir. Ayrıca ergonomik çalışma alanları, dinlenme ve sosyal alanlar oluşturulmalı, açık iletişim kanalları kurulmalı ve çalışanların karar alma süreçlerine katılımı teşvik edilmelidir. Ayrıca, adil performans değerlendirme ve ödüllendirme sistemleri uygulanarak çalışanların mutluluğu ve verimliliği artırılmalıdır. Ancak bu şekilde üniversitelerin genel performansı olumlu yönde etkilenebilir. 150 İnsana Yakışır Yaşam ve Refah 1.3. Psikoloji Eğitiminde Sürdürülebilirlik Çevresel sorunlar, iklim değişikliği, yoksulluk ve sosyal eşitsizlik gibi sürdürülebilirlik konuları birbirleriyle bağlantılı olmakla birlikte, bu tür sorunlar karmaşık, tek bir çözümü ve yapısal olmayan problemlerdir (Bardwell, 1994). Sürdürülebilirlik kavramının tartışmalı doğası ve bu kavramın eğitimle ilişkisi, yükseköğretimde psikolojik değişkenlerin önemini anlamak için birtakım açıklamalar gerektirmektedir. Bu karmaşık sorunlarla başa çıkabilmek, eğitim yoluyla çok yönlü yetkinliklerin geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Daha etkili problem çözme becerileri, irrasyonel düşünceleri tespit edebilme ve çelişkileri ortaya çıkarabilme yetisi gibi beceriler, bu yetkinliklerden sadece birkaçıdır. Sürdürülebilirlik sorunlarının kapsamı, bireylerin bu zorluklarla mücadele etmeye değer olduğunu hissetmeleri için motivasyonel yetkinliğe ihtiyaç duymalarını gerektirir. Burada psikoloji gibi diğer davranış bilimlerinin rolü yadsınamaz bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Kuşkusuz, insanların çevreyi korumaya ilişkin yaşamsal pratiklerini pekiştirmeleri ve içselleştirmeleri zaman ve enerji gerektirmektedir. Bu durumda, özellikle ilköğretim, lise ve yükseköğretim müfredatlarının bu yaşamsal pratikleri öğretmeye ve içselleştirmeye yönelik olarak düzenlenmesi, çevre ve insan ilişkisi açısından kritiktir. Psikoloji bilim müfredatının da bu minvalde düzenlenmesi büyük önem taşır. Psikolojinin doğası göz önüne alındığında, davranışların değiştirilmesi, içselleştirilmesi, pekiştirilmesi ve pratiğe dökülmesinin temeli bu anlayışa dayanmaktadır. Sürdürülebilirliğin karmaşık doğası, bu kavramın yükseköğretim kurumları, psikoloji eğitimi ve psikolojik değişkenlerle olan ilişkisini de oldukça karmaşık hale getirmektedir. Yükseköğretim kurumlarında sürdürülebilirlik eğitimi, yalnızca çevresel sorunlara değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik boyutlara da odaklanmayı gerektirir. Bu karmaşıklık, öğrencilere sürdürülebilirlik konularında derinlemesine bilgi sağlama ve bu bilgileri pratikte uygulama yetkinliği kazandırma açısından zorluklar yaratır. Öte yandan psikoloji eğitimi, sürdürülebilirlik açısından önemli bir rol oynar çünkü bireylerin davranışlarını, tutumlarını ve motivasyonlarını anlamak ve değiştirmek, sürdürülebilir uygulamaların benimsenmesi için önemlidir. Psikolojik değişkenler, bireylerin sürdürülebilirlik konularına nasıl yaklaştığını, bu konularla ilgili nasıl kararlar aldığını ve bu kararları nasıl uyguladığını etkiler. Bu nedenle, sürdürülebilirlik eğitimi, psikolojik değişkenleri dikkate alarak tasarlanmalı ve bireylerin sürdürülebilir davranışlar geliştirmesine yardımcı olmalıdır (Bardwell, 1994; Wals & Jickling, 2002). 151 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Bu bağlamda, psikoloji eğitimi sürdürülebilirlik bilincinin gelişmesinde büyük bir rol oynar. Sürdürülebilirlik ve çevre bilincinin ilköğretimden yükseköğretime kadar her eğitim seviyesinde ele alınması, bireylerin çevresel sürdürülebilirlik ve insana yaraşır yaşam konularında farkındalık kazanmasını sağlar. Aynı zamanda, psikoloji, sosyal hizmet ve diğer tüm davranışsal bilimler, bu farkındalığın artmasında ve sürdürülebilir yaşam uygulamalarının teşvik edilmesinde önemli katkılar sunabilir. Öte yandan sürdürülebilirliğin çok yönlü ve karmaşık yapısı, yükseköğretim kurumlarında bu konunun ele alınmasını zorlaştırmaktadır. Eğitim programlarının, sürdürülebilirlik kavramını tüm yönleriyle kapsamlı bir şekilde işlemeleri ve psikolojik faktörlerin bu süreçteki önemini göz önünde bulundurmaları gerekmektedir. Böylece, öğrencilere sürdürülebilirlik hakkında derinlemesine bilgi edinme ve pratik beceriler geliştirme imkânı sağlanabilir. Özetle, psikoloji bilimi, bu hedeflerin gerçekleştirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle sosyal, klinik, uygulamalı ve çevre psikolojisi alanlarında yapılan çalışmalar, kadınlar, çocuklar, engelliler, yaşlılar, göçmenler, LGBTİ bireyler gibi dezavantajlı grupların yaşam koşullarını iyileştirmeyi, refah düzeylerini artırmayı, eşitlik ve özgürlüklerini korumayı, sosyal adaleti sağlamayı ve yoksullukla mücadeleyi amaçlamaktadır. Bu çalışmalar, bireylerin ve grupların iyi olma hallerini artırmak için bilimsel stratejiler geliştirmekte ve bu hedeflerle uyumlu olarak hareket etmektedir. 1.3.1. Yükseköğretimde Psikoloji Bölümlerinde Sürdürülebilirlik: Dünya’dan ve Türkiye’den Örnekler Psikoloji biliminde sürdürülebilirlik, insanların çevreyle olan ilişkilerini, çevresel sorunların psikolojik etkilerini ve sürdürülebilir davranışların teşvik edilmesini araştıran ve bu konularda çözüm önerileri geliştiren bir alandır. Günümüzde sürdürülebilirlik, küresel çapta ele alınması gereken bir konu olup, insanı doğrudan etkileyen çeşitli parametrelerin incelenmesini gerektirmektedir. Bu bağlamda, psikoloji bölümlerinde sürdürülebilirlik konularına yer verilmesi, insan refahını en üst seviyeye çıkarmak için kritik bir öneme sahiptir. Sürdürülebilirlik ile ilgili derslerin müfredata dahil edilmesi, öğrencilerin bireysel ve toplumsal düzeyde bilinçli kararlar alabilmeleri açısından da son derece gereklidir. Psikoloji bölümlerinde sürdürülebilirlik ile ilgili dersler, çevresel psikoloji ya da çevre psikolojisi, toplumsal değişim, ekopsikoloji, sürdürülebilir yaşam biçimleri ve iklim değişikliği ve psikoloji gibi dersleri kapsar. Çevre psikoloji, insanların çevreleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu ve çevrenin insan 152 İnsana Yakışır Yaşam ve Refah davranışları üzerindeki etkilerini incelerken, toplumsal değişim ve sürdürülebilirlik dersleri toplumsal dönüşüm süreçleri ve sürdürülebilirlik hareketlerine odaklanır. Ekopsikoloji, insanların doğa ile olan ilişkilerini ve doğayla olan bağlarını araştırarak, doğa ile uyumlu yaşam biçimlerini teşvik eder. Sürdürülebilir yaşam biçimleri dersi, bireylerin günlük yaşamlarında sürdürülebilir uygulamaları benimsemeleri için bilgi sağlar ve enerji tasarrufu, geri dönüşüm gibi konuları içerir. İklim değişikliği ve psikoloji dersi ise iklim değişikliğinin psikolojik etkilerini ve insanların bu değişikliklerle başa çıkma stratejilerini ele alır. Bu bağlamda, dünya genelinde sürdürülebilirlik ve çevresel psikoloji ile ilgili birçok ders bulunmaktadır. Örneğin, Stanford Üniversitesi’nde çevre psikolojisi ve sürdürülebilir davranışların teşvik edilmesi ve desteklenmesi bağlamında ‘İklim Krizi Psikolojisi’ (Psychology of the Climate Crisis) dersi müfredata eklenmiştir. UC Berkeley Üniversitesi’nde ekopsikoloji ve çevresel sorunların davranışlar üzerindeki etkisini inceleyen ‘Ekopsikoloji ve Çevre Psikolojisi’ (Ecopsychology and Environmental Psychology) dersi müfredata alınmıştır. Yine Mississippi Üniversitesi’nde ‘Çevre Psikolojisi’ (Environmental Psychology), The Melbourne Üniversitesi’nde ‘Çevre Psikolojisi ve Sosyal Bilimler’ (Environmental Psychology and Social Science) gibi dersler lisans, yüksek lisans ve doktora müfredatlarına eklenmiştir. Bunların yanı sıra, birçok üniversitede ‘Sürdürülebilirlik ve Çevre Psikolojisi’ (Sustainability and Environmental Psychology) ve ‘Sürdürülebilirlik ve Sosyal Bilimler’ ve (Sustainability and Environmental Social Science) yüksek lisans ve doktora programları da bulunmaktadır. Bu dersler ve programlar, öğrencilerin çevresel farkındalıklarını artırmayı, sürdürülebilir davranışları teşvik etmeyi ve bu alanda derinlemesine bilgi sahibi olmalarını amaçlamaktadır. Ayrıca, çevresel koşulların, hatta sadece güzel bir peyzaj ya da manzaraya bakmanın bile kanser gibi birçok hastalığın iyileşmesinde yardımcı olduğu göz önüne alındığında (Sherman vd., 2005), bu durumun sadece çevresel farkındalıkla ele alınmasının yetersiz ve sığ bir düşünce olacağı açıktır. Türkiye'deki çeşitli üniversitelerde, psikoloji bölümlerinde çevre psikolojisi ve ekopsikoloji gibi önemli dersleri ve konuları öğrencilere sunan seçmeli dersler açılmaktadır. Bu dersler, lisans, yüksek lisans ve doktora programlarında zengin bir içerik sunarak öğrencilere çevresel faktörlerin psikolojik etkilerini anlama fırsatı vermektedir. Örneğin, Uludağ Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi, Atılım Üniversitesi, Başkent Üniversitesi, Yeditepe Üniversitesi gibi pek çok üniversitenin psikoloji bölümleri bu dersleri müfredatlarına entegre etmiştir. Ayrıca, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ya 153 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü da Mimar Sinan Üniversitesi gibi mimarlık ve iç mimarlık alanlarında eğitim veren üniversitelerden bazıları, ‘Mimarlıkta Çevre Psikolojisi’ (Environmental Psychology Discourse in Architecture) ya da ‘Yaşanılabilir Çevreler ve Çevre Psikolojisi’ gibi disiplinlerarası derslerle öğrencilerin mekân tasarımında insan davranışı ve çevresel etkileşimleri anlamalarına olanak tanımaktadır. 2. ARAŞTIRMA-GELİŞTİRMEDE İNSANA YAKIŞIR YAŞAM VE REFAH İnsana yakışır bir yaşam, insan refahı, psikolojik iyi olma hali ile çevresel koşullar arasındaki ilişkinin incelenmesi, sürdürülebilirliği desteklemek ve insan refahını artırmak için önemli bir adımdır. Bu bağlamda yapılacak olan araştırma ve geliştirme çalışmaları, insanların çevresel koşullarla nasıl etkileşimde bulunduklarını anlamamıza yardımcı olurken, sağlıklı ve destekleyici bir çevre oluşturmanın yollarını da keşfetmemize de yardımcı olacaktır. Psikolojik iyi olma hali ile çevresel koşullar arasındaki bu karmaşık ilişkiyi anlamak, sürdürülebilir çalışmaların temelinde yatan psikolojik faktörleri ve bu faktörlerin çevresel sürdürülebilirlik üzerindeki etkilerini vurgulamak açısından da kritiktir. Bu nedenle çevre psikologları ya da pozitif psikologlar sürdürülebilir davranışlar, çevresel koşullar ve insan refahı arasındaki ilişkinin incelenmesinde araştırma ve geliştirme çalışmalarının önemine vurgu yapmakta, bu ilişkilerin pozitif bağlamda ölçülebilir olması için ölçme araçlarının geliştirilmesi gerektiğinin önemi üzerinde durmaktadırlar (Li vd., 2018). Konuyla ilgili birçok çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmalar, insan refahını geliştirmenin ve sürdürülebilir bir yaşam için sürdürülebilir kaynakların psikolojik iyi olma hali üzerindeki etkisini temel almaktadır. Örneğin, pediatrik kanser merkezinde kalan hasta yakınları ve hastaların bahçe kullanımı ile iyi olma hali arasındaki ilişki incelendiği bir çalışmada, bahçe kullanımının artmasıyla hastaların ve hasta yakınlarının psikolojik iyi olma halinin arttığı bulunmuştur (Sherman vd., 2005). Aynı çalışmada, duygusal sıkıntı ve fiziksel ağrının hastane içindeyken bahçelerde olduğundan daha düşük olduğu gösterilmiştir. İş ortamındaki refahın insan refahı ve psikolojik iyi olma hali üzerindeki etkilerini inceleyen çalışmalar da dikkat çekmektedir. Örneğin, Klitzman ve Stellman (1989) tarafından yapılan bir çalışmada, iş ortamındaki çeşitli değişkenlerin (patronun/koordinatörün tutum ve davranışları, temiz hava ve oda sıcaklığı gibi çevresel koşullar, konforlu çalışma masası veya sandalye, olumlu iş arkadaşlıkları) psikolojik iyi olma hali üzerindeki etkisini 2.074 çalışan üzerinde incelemiştir. Çalışmanın sonuçları, iş ortamından memnuniyet arttıkça, çalışanların refahlarının ve psikolojik iyi olma hallerinin 154 İnsana Yakışır Yaşam ve Refah yükseldiğini göstermiştir. Bu çalışmalar, insan yaşam kalitesi, refahı ve psikolojik iyi olma hali ile sürdürülebilir yaşam koşulları arasındaki ilişkinin anlaşılması için önemli bir temel oluşturmaktadır. Konuyla ilgili birçok çalışma bulunmasına rağmen, özellikle psikoloji gibi insan ve davranış bilimlerinde uzmanlar ve öğrenciler arasında sürdürülebilir bir yaşam konusundaki ilginin ve bilgi düzeyinin düşük olduğu gözlemlenmektedir. Ulusal ve uluslararası düzeyde yapılan birçok çalışma, üniversitelerde beşerî bilimler müfredatlarının sürdürülebilirlik temelinde yeniden yapılandırılması gerektiğini vurgulamaktadır (Ampuero vd., 2015; Ronen & Kerret, 2020). Bu çalışmalar, bireysel refahın ve çevrenin refahının entegre edildiği "sürdürülebilir refah" kavramının benimsenmesi gerektiğini, pozitif psikoloji/pozitif eğitim ve çevre eğitiminin birleştirilerek tutarlı bir eğitim yaklaşımının benimsenmesi gerektiğini öne sürmektedir. Beşerî bilimler alanında yapılan araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin, insan refahını artırmaya yönelik olması gerektiği üzerinde durulmaktadır (Ronen & Kerret, 2020). Örneğin, koruma psikolojisi (conservation psychology), sosyo-fiziksel çevrenin korunmasına yönelik davranışları teşvik eden psikolojik faktörleri incelemekte ancak bu davranış kalıplarının içselleştirilmesinin psikolojik iyi olma ve insan refahı üzerindeki olumsuz etkilerine odaklanmaktadır (Corral Verdugo, 2012). Özetlemek gerekirse; psikoloji ve beşerî bilimlerde çevresel koşulların, sürdürülebilir davranışların insana yakışır bir yaşam ve insan refahına olan etkisini inceleme alanındaki araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin önemi giderek artmaktadır. Bu tür çalışmalar, çevresel faktörlerin bireylerin ruh sağlığı, fiziksel sağlık ve genel yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini anlamamıza yardımcı olmaktadır. Aynı zamanda, sürdürülebilir davranışların benimsenmesini teşvik etmek için etkili stratejiler geliştirmemizi de sağlayacaktır. Örneğin, çevre dostu uygulamaların yaygınlaştırılması hem çevresel sürdürülebilirliği artırmada hem de toplumun genel refahını olumlu yönde etkilemede önemlidir. Bu bağlamda, psikoloji ve beşerî bilimlerdeki araştırma ve geliştirme faaliyetleri, sürdürülebilir bir gelecek için kritik öneme sahip olduğu söylenebilir. Bu nedenle ancak bu alandaki ilerlemeler, daha sağlıklı ve dengeli bir yaşam ortamı yaratmamıza yardımcı olabilir. 3. TOPLUMA KATKI ÇALIŞMALARINDA İNSANA YAKIŞIR YAŞAM VE REFAH Psikoloji biliminin hedeflerinden biri, sürdürülebilir davranışları teşvik etmektir. Bu nedenle, psikoloji bölümlerinde sürdürülebilirlik temelli derslerin 155 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü müfredata eklenmesinin bazı temel nedenleri vardır. İlk olarak, psikoloji bilimi, birey, hayvan ve toplum davranışlarını inceleyen bir disiplin olarak, çevreye karşı duyarlı olmayı, olumlu davranışlar geliştirmeyi ve sürdürülebilir davranış biçimlerini içselleştirmeyi desteklemektedir. Bu bağlamda, öğrencilerin çevreyi korumaya yönelik proaktif davranışlar geliştirmeleri ve sürdürülebilir bir yaşam biçimini benimsemeleri, sadece çevreyi koruma konusunda olumlu davranışların içselleştirilmesini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda çevrenin korunması için de temel oluşturur. İkinci olarak, olumlu ve sağlıklı bir çevrenin mental sağlık üzerindeki etkisi göz önüne alındığında (Velarde vd., 2007), doğa ile etkileşim içinde olmanın bireyin bedensel ve psikolojik sağlığı üzerinde de olumlu etkisi olacaktır. Çalışmalar, doğada zaman geçirmenin ve doğada aktif olmanın bireyin psikolojik iyi olma hali üzerinde olumlu etkisi olduğunu ve bireyin stresini yönetmesi için kritik olduğunu göstermektedir (Sherman vd., 2005; Ulrich, 2001). Bu bağlamda, çevresel bilinçlenme ve doğa ile uyumlu yaşam biçimlerinin teşvik edilmesi, psikolojik sağlığın korunması ve iyileştirilmesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Psikoloji öğrencilerinin çevre ile sağlıklı ilişkiler kurma ve sürdürülebilir davranışlar geliştirme konusunda eğitim almaları, sosyal sorumluluk projeleri geliştirmeleri, çeşitli kurum ve kuruluşlarla iş birlikleri kurmaları ve seminerler düzenlemeleri gelecekte hem kendi yaşam kalitelerini artırmalarına hem de danışanlarına daha kapsamlı destek sunmalarına olanak tanır. Öte yandan, sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir bir yaşam için davranışsal örüntülerin benimsenmesi toplumsal bir sorumluluk olup, etik ilkelerin ve davranışların da bir gerekliliğidir. Bu nedenle sürdürülebilirlik ile ilgili derslerin psikoloji bölümlerinin müfredatına eklenmesi, psikoloji öğrencilerinin ve psikologların toplumsal sorumluluklarının farkında olmalarına da yardımcı olacaktır. Psikoloji eğitimi alan bireylerin, toplumsal değişim süreçlerinde aktif rol almaları ve SKA’lara katkıda bulunmaları hem bireysel hem de toplumsal düzeyde önemli etkiler yaratır. Sürdürülebilirlik temelli müfredatın yapılandırılmasının önemli bir avantajı da öğrencilerin araştırma ve uygulama alanlarında yeni fırsatlar bulmasıdır. Çevre/çevresel psikoloji, ekopsikoloji, iklim krizi psikolojisi, vb. dersler, öğrencilerin çevresel sorunları anlamalarına, analiz etmelerine, çözüm üretebilmelerine ve bireysel ve toplumsal refahı artırma konularında bilgi ve beceriler kazanmalarına olanak sağlar. Bu beceriler, öğrencilerin akademik ve profesyonel yaşamları için son derece önemlidir. Örneğin, çevresel etki değerlendirmeleri, sürdürülebilir yaşam biçimleri üzerine yapılan çalışmalar ve 156 İnsana Yakışır Yaşam ve Refah çevre dostu uygulamaların psikolojik etkileri gibi konular, psikoloji öğrencilerine yeni araştırma alanları açar ve onların uzmanlık alanlarını genişletir. Bu bağlamda, toplum odaklı çalışmalar yapmak, sosyal sorumluluk projeleri geliştirmek ve toplum refahını artıracak çalışmalara imza atmak, psikologların temel görevlerinden biri olarak görülebilir. Bu bilincin büyük ölçüde eğitim sürecinde derslerin yapılandırılmasıyla mümkün olabileceği söylenebilir. Bu bağlamda, çevre psikolojisi araştırmaları ile insanların çevresel davranışlarını ve bu davranışların altında yatan psikolojik faktörleri inceleyerek, çevreye duyarlı davranışların nasıl teşvik edilebileceğine dair önerilerde bulunmak, psikologların önemli görevleri arasındadır. Eğitim programları geliştirerek okullarda ve üniversitelerde sürdürülebilirlik bilincini artırmayı hedeflemek, ayrıca yerel topluluklarda çevre dostu projeler geliştirmek ve bu projelere katılımı teşvik etmek de psikologların ve diğer davranış bilimcilerin temel çalışmalarındandır. Örneğin, topluluk bahçeleri, geri dönüşüm programları ve enerji tasarrufu kampanyaları düzenlemek bu kapsamdadır. Halkın çevreye duyarlı davranışlar benimsemesini sağlamak için farkındalık kampanyaları düzenleyerek su tasarrufu, enerji verimliliği ve atık azaltma gibi konularda bilgilendirmeler yapmak ve konuya dair motivasyonel çalışmalar yürütmek, topluma katkı çalışmalarının diğer bir ayağını oluşturmaktadır. Ayrıca, psikologlar, sivil toplum kuruluşları ile iş birlikleri yaparak sürdürülebilirlik ve çevre bilinci projelerini destekler ve yaygınlaştırırlar. Bu tür çalışmalar, psikologların sürdürülebilirliği artırma ve çevresel bilinci yayma konusundaki katkılarına örnek teşkil etmektedir. Özetle, psikoloji bölümlerinde sürdürülebilirlik ile ilgili derslerin yer alması, çevresel farkındalığın artmasına, sürdürülebilir davranışların teşvik edilmesine ve toplumun genel refahının iyileşmesine katkı sağlar. Bu dersler, öğrencilerin hem kişisel hem de profesyonel yaşamlarında daha sorumlu ve bilinçli bireyler olmalarına yardımcı olmaktadır. Sürdürülebilirlik konusundaki eğitim, bireylerin çevresel ve sosyal sorunlara daha duyarlı olmalarını, bu sorunlara yönelik çözüm arayışlarına katılmalarını ve daha sürdürülebilir bir dünya için çaba göstermelerini teşvik eder. Bu nedenle, psikoloji eğitiminde sürdürülebilirlik ile ilgili derslerin önemi büyüktür ve bu derslerin müfredata dahil edilmesi ve müfredatın bu temelde zenginleştirilmesi ve bu kapsamda yapılabilecek toplumsal katılım projeleri son derece önemlidir. SONUÇ Bu bölümde sürdürülebilirlik, çevre psikolojisi, çevresel koşullar ve psikolojik iyi olma hali ile psikoloji bölümlerinde sürdürülebilirlik temelli derslerin 157 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü önemi ele alınmıştır. Ayrıca, psikoloji bilimi temelinde insan ve toplum bilimlerinde yapılan psikolojik çalışmalarda Ar-Ge faaliyetlerinin ve bu çalışmaların toplumsal katkı değerinin önemi tartışılmıştır. Sürdürülebilirlik, sadece mevcut ihtiyaçları karşılamakla kalmaz, bu kavram aynı zamanda gelecek nesillerin ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurarak ele alınmalıdır. Bu kavram, yalnızca doğal ve çevresel kaynakların korunması olarak sınırlı değildir; aynı zamanda sosyal bilimlerin de üzerinde durduğu sosyal dengeyi sağlama anlamında da önem taşır. Dolayısıyla psikoloji eğitiminde çevresel koşulların ele alınması ve çevre psikolojisinin bilimsel verileri, birey-çevre veya toplum-çevre etkileşimini inceleyerek bu etkileşimlerin psikolojik iyi olma hali ve mental sağlık üzerindeki etkilerini açığa çıkarmalıdır. Araştırmalar, sürdürülebilir davranışların ve çevresel koşulların bireylerin ve toplumun refahı üzerinde olumlu etkilerine vurgu yapmaktadır. Bu bağlamda, psikoloji eğitimi bu bilinç temelinde şekillenmeli ve psikoloji bölümü müfredatı da bu çerçevede yapılandırılmalıdır. Bu bağlamda, çevresel koşulların bireylerin zihinsel ve fiziksel sağlığı üzerindeki olumlu etkileri, sürdürülebilir yaşam biçimlerinin benimsenmesinin önemini vurgular. Psikoloji bölümlerinde sürdürülebilirlik temelli derslerin müfredata eklenmesi, öğrencilere çevresel sorunları anlama, analiz etme ve çözme becerileri kazandırarak onların çevreye duyarlı bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlar. Bu dersler, öğrencilerin hem kişisel hem de profesyonel yaşamlarında daha sorumlu ve bilinçli davranmalarını teşvik eder. Çevresel farkındalığın ve sürdürülebilir davranışların teşvik edilmesi, yalnızca bireysel düzeyde değil, aynı zamanda toplumsal düzeyde de önemli etkiler yaratır. Psikoloji bölümlerinde sürdürülebilirlik ile ilgili derslerin yer alması, çevresel farkındalığın artmasına, sürdürülebilir davranışların teşvik edilmesine ve hem bireyin hem de toplumun genel refahının iyileşmesine büyük katkı sağlar. Bu dersler, öğrencilerin hem kişisel hem de profesyonel yaşamlarında daha sorumlu ve bilinçli bireyler olmalarını teşvik eder. Sürdürülebilirlik konusundaki eğitim, bireylerin çevresel ve sosyal sorunlara duyarlı olmalarını, bu sorunlara yönelik çözüm arayışlarına katılmalarını ve daha sürdürülebilir bir dünya için çaba göstermelerini teşvik eder. Bu nedenle, psikoloji eğitiminde sürdürülebilirlik ile ilgili derslerin önemi büyüktür ve bu derslerin müfredata dahil edilmesi günümüzde son derece önemlidir. Son olarak, psikolojide yapılan Ar-Ge çalışmaları, çevresel sürdürülebilirliği destekleyen bilgi ve becerilere dair stratejilerin geliştirilmesinde önemli bir rol oynar. Bu çalışmalar, temel olarak insan davranışı ile çevre arasındaki etkileşimi anlamak ve çevresel süreçlerin insan psikolojisi ile iyi olma 158 İnsana Yakışır Yaşam ve Refah hali üzerindeki etkilerini araştırmak üzerine odaklanır. Ayrıca, çevre dostu davranışların içselleştirilmesi ve pekiştirilmesi üzerine de yoğunlaşılır. Özetle, bu çalışmalar hem bireylerin hem de toplulukların çevresel etkilerini azaltmalarına yardımcı olur ve sürdürülebilir bir gelecek için gerekli olan psikolojik ve toplumsal değişimleri destekler. KAYNAKÇA Alshmemri, M. & Shahwan-Akl, L. & Maude, P. (2017). "Herzberg’s Two-Factor Theory", Life Science Journal, 14(5), 12-16. Ampuero, D. A. & Miranda, C. & Goyen, S. (2015). “Positive Psychology in Education for Sustainable Development at a Primary-education Institution”, Local Environment, 20(7), 745-763. Bardwell, L. V. (1994). Environmental Problem Solving: Theory, Practice and Possibilities in Environmental Education. ERIC. Bekker, J. S. (2022). Outdoor Air Pollution and Psychological Well-Being: A MetaAnalysis Brigham Young University. United States of America. Cooper, C. L. & Biron, C. & Burke, R. J. (2014). Creating Healthy Workplaces: Stress Reduction, Improved Well Being, and Organizational Effectiveness. Ashgate Publishing, Ltd. Corral Verdugo, V. (2012). “The Positive Psychology of Sustainability”, Environment, Development And Sustainability, 14, 651-666. Deci, E. L. & Ryan, R. M. (2012). "Self-determination Theory", Handbook of Theories of Social Psychology, 1(20), 416-436. Deutsch, M. & Coleman, P. T. (2016). The Psychological Components of A Sustainable Peace: An Introduction. Springer. Dollard, M. F. & Bakker, A. B. (2010). "Psychosocial Safety Climate as A Precursor to Conducive Work Environments, Psychological Health Problems, and Employee Engagement", Journal of Occupational and Organizational Psychology, 83(3), 579599. Doyle, C. (2004). Work and Organizational Psychology: An Introduction with Attitude. Routledge. Duflo, E. & Greenstone, M. & Hanna, R. (2008). "Indoor Air Pollution, Health and Economic Well Being", SAPI EN. S. Surveys and Perspectives Integrating Environment and Society, (1.1). Eizenberg, E. & Jabareen, Y. (2017). "Social Sustainability: A New Conceptual Framework", Sustainability, 9(1), 68. Giovannoni, E. & Fabietti, G. (2013). "What Is Sustainability? A Review of the Concept and Its Applications", Integrated Reporting: Concepts and Cases that Redefine Corporate Accountability, 21-40. 159 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Karakaya, C. & Başçılar, M. (2023). “BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Doğrultusunda”, içinde Sürdürülebilir Kalkınma ve Sosyal Hizmet, (Ed. M. Kırlıoğlu & Z. K. Kahraman). Karabük Üniversitesi Yayınları. Ss. 1-19. Klitzman, S. & Stellman, J. (1989). “The Impact of The Physical Environment of the Psychological Well-being of Office Workers”, Social Science and Medicine, 29(6),733-742. Lazarus, R. S. (2020). “Psychological Stress in the Workplace”, içinde Occupational Stress, (Ed. R. Crandall). CRC Press. Ss. 3-14. Li, Y. & Guan, D. & Tao, S. & Wang, X. & He, K. (2018). "A Review of Air Pollution Impact on Subjective Well Being: Survey Versus Visual Psychophysics”, Journal of Cleaner Production, 184, 959-968. Magnusson, M. K. & Arvola, A. & Hursti, U.-K. K. & Åberg, L. & Sjödén, P.-O. (2003). "Choice of Organic Foods is Related to Perceived Consequences for Human Health and to Environmentally Friendly Behaviour", Appetite, 40(2), 109-117. Obrenovic, B. & Jianguo, D. & Khudaykulov, A. & Khan, M. A. S. (2020). "Work-family Conflict Impact on Psychological Safety and Psychological Well-Being: AJob Performance Model", Frontiers in Psychology, 11, 475. Parra, C. (2012). "Psychology for A Better World-Strategies to Inspire Sustainability", New Zealand Sociology, 27(2), 223. Rich, S. A. & Hanna, S. & Wright, B. J. (2017). "Simply Satisfied: The Role of Psychological Need Satisfaction in the Life Satisfaction of Voluntary Simplifiers", Journal of Happiness Studies, 18, 89-105. Ryan, R. M. & Deci, E. L. (2001). "On Happiness and Human Potentials: A Review of Research on Hedonic and Eudaimonic Well-being", Annual Review of Psychology, 52(1), 141-166. Ronen, T. & Kerret, D. (2020). “Promoting Sustainable Wellbeing: Integrating Positive Psychology and Environmental Sustainability in Education”, International Journal of Environmental Research and Public Health, 17(19), 6968. Sherman, S. A. & Varni, J. W. & Ulrich, R. S. & Malcarne, V. L. (2005). "Post-Occupancy Evaluation of Healing Gardens in A Pediatric Cancer Center", Landscape and Urban Planning, 73(2-3), 167-183. Skakon, J. & Nielsen, K. & Borg, V. & Guzman, J. (2010). "Are Leaders' Well-Being, Behaviours and Style Associated with the Affective Well-Being of Their Employees? A Systematic Review of Three Decades of Research", Work & Stress, 24(2), 107-139. Spangenberg, J. H. (2005). "Economic Sustainability of the Economy: Concepts and Indicators", International Journal of Sustainable Development, 8(1-2), 47-64. Taufik, D. & Bolderdijk, J. W. & Steg, L. (2015). "Acting Green Elicits a Literal Warm Glow", Nature Climate Change, 5(1), 37-40. Ulrich, R. S. (2001). “Effects of Healthcare Environmental Design on Medical Outcomes”, Design and Health: Proceedings of the Second International Conference on Health and Design. Stockholm, Sweden: Svensk Byggtjanst. 160 İnsana Yakışır Yaşam ve Refah UN Department of Economic and Social Affairs (2022). "Sustainable Development Goals". https://sdgs.un.org/goals, Erişim Tarihi: 10.07.2024. Velarde, M. D. & Fry, G. & Tveit, M. (2007). “Health Effects of Viewing Landscapes Types in Environmental Psychology”, Urban Forestry & Urban Greening, 6(4), 199212. Wahba, M. A. & Bridwell, L. G. (1976). “Maslow Reconsidered: A Review of Research on the Need Hierarchy Theory”, Organizational Behavior and Human Performance, 15(2), 212-240. Wals, A. E. & Jickling, B. (2002). “Sustainability in Higher Education: From Doublethink and Newspeak to Critical Thinking and Meaningful Learning”, International Journal of Sustainability in Higher Education, 3(3), 221-232. Winefield, H. R. & Gill, T. K. & Taylor, A. W. & Pilkington, R. M. (2012). “Psychological Well Being And Psychological Distress: Is It Necessary to Measure Both?”, Psychology of Well-Being: Theory, Research and Practice, 2, 1-14. Zawadzki, S. J. & Steg, L. & Bouman, T. (2020). “Meta-analytic Evidence for a Robust and Positive Association Between Individuals’ Pro-Environmental Behaviors and Their Subjective Well-Being”, Environmental Research Letters, 15(12), 123007. 161 BÖLÜM 6 EĞİTİM Oytun Meçik * ÖZET Günümüz dünyasında hızla artan çevresel bozulma ve sosyal eşitsizlikler, sürdürülebilir çözümlere olan ihtiyacı her zamankinden daha fazla artırmaktadır. Yükseköğretim kurumları, bilgi üretimi, yenilik yaratma ve sosyal katılım sağlama kapasiteleriyle sürdürülebilir bir geleceğe giden yolu yönlendirme potansiyeline sahiptir. Bu bölümde, üniversitelerin eğitim, araştırma ve geliştirme, yenilikçilik ve toplumsal katkı gibi temel işlevleri aracılığıyla sürdürülebilirliği teşvik etmedeki çok yönlü katkıları vurgulanmaktadır. Ayrıca üniversitelerin kurumsal yapılarında sürdürülebilirlik politikalarını benimsemeleri ve uygulamaları, müfredata entegre edilmesi gereken sürdürülebilirlik yaklaşımlarının önemi ele alınmaktadır. Özellikle enerji kullanımı, atık yönetimi ve sosyal sorumluluk projeleri gibi alanlarda başarılı örnekler sunulmakta, üniversitelerin bu konularda aktif rol oynaması için spesifik politika önerileri yapılmaktadır. Bu öneriler arasında sürdürülebilirlik müfredatının entegrasyonu, Ar-Ge desteklerinin artırılması, topluluk katılımının güçlendirilmesi, operasyonel sürdürülebilirlik politikalarının benimsenmesi ve uluslararası iş birliklerinin teşvik edilmesi bulunmaktadır. Öğrencilerin sürdürülebilirlik konusunda bilinçlendirilmesi ve bu alanda aktif rol almalarının teşvik edilmesi de ele alınan diğer önemli konulardır. Bu doğrultuda üniversitelerin sürdürülebilirlik konusundaki potansiyelini en üst düzeye çıkarmak için stratejik bir çerçeve sunulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yükseköğretim, Sürdürülebilir Eğitim, Araştırma ve Geliştirme, Yenilikçilik, Sosyal Katılım, Kurumsal Sürdürülebilirlik * Prof. Dr.; Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, İ.İ.B.F., İktisat Bölümü;
[email protected]; Orcid: 0000-0002-7409-6266 163 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü EDUCATION ABSTRACT In today's world, the rapidly increasing environmental degradation and social inequalities have heightened the need for sustainable solutions more than ever. Higher education institutions have the potential to guide the path towards a sustainable future through their capacities for knowledge creation, innovation, and social engagement. This section emphasizes the multifaceted contributions of universities in promoting sustainability through their core functions of education, research and development, innovation, and community engagement. Additionally, it addresses the importance of universities adopting and implementing sustainability policies within their institutional structures and integrating sustainability approaches into their curricula. Successful examples in areas such as energy use, waste management, and social responsibility projects are presented, along with specific policy recommendations for universities to play an active role in these areas. These recommendations include the integration of sustainability into the curriculum, increased support for R&D, strengthening community engagement, adopting operational sustainability policies, and promoting international collaborations. Raising student awareness on sustainability issues and encouraging their active participation in this field are also important topics discussed. The aim is to present a strategic framework to maximize the potential of universities in sustainability. Keywords: Higher Education, Sustainable Education, Research and Development, Innovation, Social Engagement, Institutional Sustainability 164 Eğitim GİRİŞ Yükseköğretim kurumları sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasında büyük bir öneme sahiptir. Hızlı çevresel bozulma, sosyal eşitsizlikler ve krizlerle karakterize edilen bir çağda, sürdürülebilir çözümlere duyulan ihtiyaç hemen her alanda kendini göstermektedir. Bilgi yaratma, yeniliklere hayat verme ve sosyal katılım sağlama bakımından birer odak noktası olarak kabul edilen yükseköğretim kurumları ve özellikle üniversiteler, sürdürülebilir geleceğe giden yolu yönlendirmek için benzersiz konuma sahiptir. Üniversiteler kaynakları, ileri araştırma kapasiteleri ve öğrenci toplulukları aracılığıyla, toplumda sürdürülebilirliğin benimsenmesi ve yaygınlaştırılması için kritik bir rol oynar, eğitim programları ve araştırma faaliyetleriyle öğrencileri sürdürülebilirlik konularında bilinçlendirir ve geleceğin liderlerini yetiştirirler. Ayrıca üniversiteler, kampüs operasyonlarında sürdürülebilir uygulamaları hayata geçirerek hem öğrencilere hem de topluma örnek teşkil eder. Bu bağlamda, üniversiteler sürdürülebilirliğin tüm boyutlarını kapsayan kapsamlı stratejiler ve politikalar geliştirerek hem yerel hem de küresel düzeyde olumlu değişimler yaratma potansiyeline sahiptir. Bu bölümde, üniversitelerin eğitim, araştırma ve geliştirme (Ar-Ge), yenilikçilik ve toplumsal katkı gibi temel işlevleri aracılığıyla sürdürülebilirliği güçlendirmedeki çok yönlü katkılarının vurgulanması amaçlamaktadır. Üniversitelerin sürdürülebilirliği kurumsal yapılarına ve faaliyetlerine yerleştirebilmesi, kuşkusuz sürdürülebilir bir yaklaşımı gerektirdiği kadar, bu yaklaşımın müfredata entegre edilmesi ve çevresel, sosyal sorumluluk kültürünü teşvik ederek yayılma etkileri ile toplum geneline yaygınlaştırmasını da gerektirmektedir. Bu, çeşitli sektörlerde sürdürülebilirliğin karmaşıklıklarını yönetebilecek profesyonellere yönelik artan bir talebin olduğu günümüz dünyasında özellikle büyük bir gereksinime karşılık gelmektedir (Bilgili & Topal, 2011: 422). Ar-Ge ve inovasyonu gerçekleştirme ve teşvik etmede üniversitelerin rolü, sürdürülebilirliği güçlendiren yeni teknolojiler, süreçler ve stratejiler geliştirme potansiyeline sahiptir. Buna yenilenebilir enerji, sürdürülebilir tarım, atık yönetimi ve diğer birçok alandaki gelişmeler örnek olarak gösterilebilir. Üniversiteler disiplinlerarası araştırmayı teşvik ederek ve sanayi, hükümet ve diğer paydaşlarla iş birliği yaparak sürdürülebilir çözümlerin geliştirilmesini ve uygulanmasını hızlandırabilir. Bu kapsamda dünyanın dört bir yanındaki iyi örnekler ve modeller, üniversite liderliğindeki Ar-Ge girişimlerinin çevresel ve sosyal sorunları nasıl başarılı bir şekilde ele almamızı sağladığını göstermektedir. Üniversiteler, eğitim ve araştırma işlevlerinin yanı sıra toplumla etkileşimleri yoluyla sürdürülebilirliğe katkıda bulunur. Bu çerçevede 165 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü üniversitelerin sosyal değişim için katalizör görevi görebileceği, topluma hizmet projeleri, sivil toplum kuruluşlarıyla (STK'lar) ortaklıklar ve özel sektörle iş birlikleri yoluyla üniversitelerin etkilerini kampüsün ötesine taşıyabileceği görülmektedir. Öte yandan üniversitelerin, enerji kullanımı ve atık yönetiminden sürdürülebilir tedarik ve ulaşıma kadar operasyonlarına ve faaliyetlerine yön veren kapsamlı sürdürülebilirlik politikaları benimsemesi, bu bağlamda sürdürülebilirlik ofisleri kurması, bu yönde ölçütler uygulaması ve üniversitenin sürdürülebilirlik çabalarına katılımının sağlanmasını mümkün hale getirecek iyi yönetişim uygulamalarından yararlanılması gerekir. Bir ekonomide üniversitelerin sürdürülebilir eğitimi teşvik etmedeki rolünün çok yönlü olması, daha sürdürülebilir ve eşitlikçi bir topluma geçişi teşvik eden ve akademik mükemmellik, araştırma yeniliği ve toplum katılımını birleştiren kurumlar olarak üniversiteler açısından, sürdürülebilir kalkınmayı ilerletmede, bireyler ve toplum için daha dayanıklı ve sürdürülebilir bir gelecek yaratma konusunda önemli bir rol oynamaktadır. Bu bölüm, üniversitelerin sürdürülebilir eğitimi sağlama ve teşvik etmedeki rolünün ayrıntılı bir incelemesini sunmaktadır. Bölüm ayrıca sürdürülebilirliğin eğitim ve öğretime entegrasyonunu, üniversite liderliğindeki ArGe ve inovasyonun katkılarını, üniversitelerin sosyal katılımını ve sürdürülebilirlik için kurumsal politikaların önemini kapsamaktadır. Bu kapsamda modeller ve örnekler aracılığıyla üniversitelerin sürdürülebilirliğe nasıl etkili şekilde katkıda bulunabileceği ele alınmaktadır. Bu çerçevede bölüm, politika yapıcılara yönelik olarak üniversitelerin etkilerini artırmaya dönük görüş, öneri ve tavsiyeler sunmayı amaçlamaktadır. 1. EĞİTİM-ÖĞRETİMDE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK Üniversitelerin bir ekonominin eğitim ve öğretim sistemindeki rolü derin ve çok yönlü olup, toplumsal kalkınma ve beşerî sermaye oluşumu üzerinde geniş kapsamlı etkileri söz konusudur. Bilimsel açıdan üniversiteler eğitimsel başarının, beceri gelişiminin ve bilginin yayılmasının temel itici güçleri olarak hizmet vermektedir. Üniversitelerin işlevlerinin merkezinde uzmanlaşmış bilgi, beceri ve nitelikler kazanmak isteyen bireylere yükseköğrenim ve eğitim imkânı sunmak yatar. Lisans ve lisansüstü programları aracılığıyla teorik öğrenimi pratik uygulamayla birleştiren bir müfredat sunar ve öğrenciler ile öğretim elemanlarına, teknolojiye dayalı tesislere ve ileri araştırmalara erişim sağlayarak entelektüel büyüme ve kişisel gelişim imkânı sunarlar ve bireyleri seçtikleri alan ve mesleklerde başarıya hazırlarlar (McCarthy vd., 2023). 166 Eğitim Eğitim içeriğinin zenginleştirilmesine ve yenilikçi öğretim yöntemlerinin geliştirilmesine katkıda bulunan bilimsel araştırma ve bilimin ilerletilmesinde önemli bir rol oynayan üniversiteler, araştırma faaliyetleri aracılığıyla müfredat tasarımını, pedagojik yaklaşımlarını ve eğitim standartlarını belirleyen yeni anlayışlar, teoriler ve teknolojiler üretir (Järvis vd., 2021: 23). Bu kapsamda gerçekleştirilen araştırma bulguları, ders materyallerine ve öğretim uygulamalarına entegre edilerek öğrencilerin kendi alanlarındaki en son gelişmeleri yakalamaları sağlanır ve böylece eğitimin kalitesi ve uygunluk potansiyeli artırılır. Ayrıca üniversiteler, yaşam boyu öğrenme ve sürekli eğitim merkezleri olarak hizmet vermekte, bireylere becerilerini geliştirme, bilgilerini güncelleme ve kariyerleri boyunca mesleki gelişimlerini sürdürme fırsatları sunmaktadır (Kokosalakis & Kogan, 2001). Sertifika ve eğitim programları ile yetişkin öğrenimi girişimleri aracılığıyla, yaşamlarının ve kariyerlerinin çeşitli aşamalarındaki kişilerin çeşitli ihtiyaçlarına ve ilgi alanlarına hitap edip, esnek ve erişilebilir eğitim yolları sunarak ve yaşam boyu öğrenmeyi kişisel ve mesleki gelişimin temel taşı olarak teşvik ederek bireyleri değişen ekonomik, teknolojik ve sosyal ortama uyum sağlama konusunda güçlendirir (Vardar, 2022). Eğitim ve öğretim programlarının yanı sıra araştırma, yenilik ve toplumsal katılım faaliyetleri yoluyla daha geniş bir eğitim ekosistemine katkıda bulunan üniversiteler, bilimsel araştırma projeleri, endüstri, kurumlar ve STK’lar ile sağlanan ortaklıklar aracılığıyla öğrencilerin ve eğitimcilerin eğitim deneyimlerini zenginleştirir. Uygulamalı öğrenme ve disiplinlerarası iş birliği fırsatları sunarak bireyleri 21. yüzyılın bilgi temelli ekonomisinde başarıya hazırlayan merak, yaratıcılık ve eleştirel düşünme kültürünü teşvik eden üniversiteler ulusal ve uluslararası düzeyde eğitim politikalarının, uygulamalarının ve sistemlerinin şekillendirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır (Tamtekin, 2014: 484). Üniversiteler; politika analizi ve kapasite geliştirme girişimleri yoluyla eşitliği, mükemmelliği ve kapsayıcılığı teşvik eden kanıta dayalı eğitim politikalarının ve reformların geliştirilmesine katkıda bulunur. 1.1. Eğitim-Öğretimin Kapsamı ve Uygulanan Modeller Üniversitelerde eğitim ve öğretim, seçilen konunun kapsamı, alan ve mesleklerde başarı için gerekli bilgi, beceri ve yeterliliklerle öğrencileri donatmayı amaçlayan çok çeşitli disiplinleri ve konuları kapsar. Bu, hem STEM (Bilim, Teknoloji, Mühendislik, Matematik) ve beşerî bilimler ile sosyal bilimler gibi geleneksel akademik disiplinleri hem de sürdürülebilirlik, veri bilimi ve dijital 167 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü teknolojiler gibi yeni ortaya çıkan alanları içerir (Rafanan vd., 2020: 53; AhNamand & Osman, 2018: 73). Üniversiteler sürekli eğitim ve mesleki gelişim fırsatlarının sağlanmasında da önemli bir rol oynamaktadır. Harvard Üniversitesi Extension School tarafından sunulan çeşitli programlarda olduğu gibi yaşam boyu öğrenme girişimleri, çalışan profesyonellerin çeşitli alanlardaki bilgi ve becerilerini geliştirmeleri için esnek öğrenme seçenekleri sunar (Harvard Extension School, 2024). Stanford Üniversitesi, MIT ve Harvard gibi kurumların öncülük ettiği Kitlesel Açık Çevrimiçi Kurslar (MOOC'lar) eğitime erişimi demokratikleştirirken (MOOC, 2024), Coursera, edX ve Udacity gibi platformlar üniversiteler tarafından desteklenerek, küresel bir kitleye eğitimler sunarak, yaşam boyu öğrenmeyi ve beceri edinimini benzeri görülmemiş bir ölçekte mümkün kılmaktadır (Voudoukis & Pagiatakis, 2022). Eğitim sisteminde; bilginin yayılması, beceri gelişimi ve yenilik için temel kurumlar olarak hizmet vererek kapsamlı bir rol üstlenen üniversiteler, disiplinlerarası öğrenmeyi bütünleştiren yenilikçi müfredatların geliştirilmesi ile bu rolü yerine getirirler. Örneğin MIT mühendislik, tasarım ve işletmeyi birleştiren Entegre Tasarım ve Yönetim (IDM) programını sunmaktadır. Bu program, öğrencileri sorunlara çeşitli perspektiflerden yaklaşmaya teşvik ederek yaratıcılığı ve yeniliği teşvik eder (MIT IDM, 2024). Benzer şekilde, Stanford Üniversitesi’nin d.school olarak bilinen Hasso Plattner Enstitüsü, eğitime disiplinlerarası yaklaşımıyla ünlüdür. Enstitü; mühendislik, işletme, tıp, beşerî bilimler ve daha pek çok alandan öğrencileri, tasarım düşüncesi yoluyla gerçek dünyadaki zorluklar üzerinde çalışmak üzere bir araya getirir. Bu model, iş birlikçi ve proje tabanlı öğrenmeyi teşvik ederek dünya çapındaki eğitim uygulamalarını etkilemiştir (Stanford, 2024). Teknolojik ilerleme ve özellikle günümüzde dijital dönüşüm üniversitenin misyonu kapsamında yer alan önemli unsurlardır. Üniversiteler, teknolojiyi eğitime entegre etme ve dijital araçlar aracılığıyla öğrenme deneyimlerini geliştirme konusunda ön sıralarda yer almaktadır. Güney Kaliforniya Üniversitesi, öğrencilerini simüle edilmiş ortamlara dahil etmek, öğrenmelerini ve pratik becerilerini geliştirmek için Annenberg İletişim ve Gazetecilik Okulu’nda sanal gerçeklik teknolojisinden yararlanmaktadır (USC Annenberg, 2024). Dünya genelinde üniversitelerin hızla çevrimiçi modellere yönelmesi yönünde bir zorunluluk yaratan COVID-19 pandemisi kapsamında Cambridge Üniversitesi gibi örnekler, tüm müfredatlarını çevrimiçi hale getirerek (Cambridge College, 2024), eğitimin sürekliliğini sağlayarak ve yeni dijital yöntemleri keşfederek esneklik ve yenilikçilik refleksi ile bunun üstesinden gelmiştir. 168 Eğitim Üniversiteler genellikle araştırma, uygulama ve liderlik etme yoluyla eğitim politikalarının şekillendirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Avrupa üniversiteleri tarafından başlatılan Bologna Süreci 1, Avrupa çapında yükseköğretimi standartlaştırmayı, uyumluluk ve kaliteyi artırmayı amaçlar. Bu model, öğrenci hareketliliğini, kredi transfer sistemlerini ve kalite güvence mekanizmalarını teşvik ederek küresel eğitim politikalarını etkilemiştir. Nitekim bu sistem, üniversitelerin günümüzün dünyasındaki hayati önem taşıyan küresel iş birliği ve kültürel alışverişi sağlama rolünü pekiştirmeye yöneliktir. Değişim programları ve sağlanan ortaklıklar, öğrencilere ve öğretim elemanlarına küresel perspektifler kazanma ve kültürlerarası öğrenme deneyimlerine katılma fırsatları sağlamaktadır. Örneğin, Erasmus+ programı 2, öğrenci ve personel değişimini kolaylaştırarak uluslararası iş birliğini teşvik etmektedir. Üniversitelerin eğitimdeki rolleri burada özetlendiği şekilde kapsamlı ve çok yönlüdür; müfredat geliştirmeyi, araştırma ve yenilikçiliği, mesleki gelişimi, topluluk katılımını, teknolojik ilerlemeyi, politika etkisini, küresel iş birliğini, girişimciliği, işgücü gelişimini, eşitlik ve katılımı ve halk sağlığını kapsar. Bu işlevler aracılığıyla üniversiteler, bireyleri yalnızca mesleki başarıya hazırlamakla kalmaz, aynı zamanda daha geniş toplumsal meseleleri de ele alarak ekonomik büyümeye, sosyal ilerlemeye ve çevresel sürdürülebilirliğe katkıda bulunur. 1.2. Eğitim Yapısı ve Müfredat Bağlantısı Modern dünyanın eğitim süreçlerinde sürdürülebilirliğin üniversite müfredatına dahil edilmesi, iklim değişikliği, kaynak kısıtlılığı ve sosyal eşitsizlik gibi küresel zorlukların üstesinden gelmek için hayati öneme sahiptir. Üniversiteler, sürdürülebilirlik ilkelerini eğitim yapılarına yerleştirmede, mezunların mesleki ve kişisel yaşamlarında sürdürülebilir kalkınmayı teşvik edecek bilgi ve becerilerle donatılmalarında önemli bir rol oynamaktadır (AboKhalil, 2024). Modern yükseköğretim sistemlerinde eğitim süreci ile üniversitelerin yapısı ve müfredatı arasındaki bağlantı, etkili bir öğrenme ortamı yaratmak için önemlidir. Bu entegrasyon, öğrencilerin gelişen iş piyasasının taleplerini karşılamaya ve topluma katkıda bulunmaya hazırlanmalarını sağlar (Akar & Meçik, 2024). 1 Bologna Süreci, Avrupa çapında yükseköğretim sistemlerine tutarlılık getirmeyi amaçlamaktadır. Öğrenci ve personel hareketliliğini kolaylaştırmak, yükseköğrenimi daha kapsayıcı ve erişilebilir kılmak ve Avrupa’daki yükseköğrenimi dünya çapında daha çekici ve rekabetçi kılmak için Avrupa Yüksek Öğrenim Alanı’nı kurmuştur (European Commission, 2024b). 2 Erasmus+, AB'nin Avrupa’da eğitim, öğretim, gençlik ve sporu desteklemeye yönelik programıdır. Tahmini bütçesi 26,2 milyar Euro’dur (European Commission, 2024a). 169 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Üniversiteler hem kapsamlı hem de çeşitli alanlardaki değişikliklere uyarlanabilir müfredatlar geliştirmekle yükümlüdür. Bu müfredatların tasarımı, mevcut ve gelecekteki sektörel eğilimlerin, teknolojik gelişmelerin ve toplumsal ihtiyaçların kapsamlı bir analizini içermektedir. Örneğin, dijital becerilere yönelik artan talebe yanıt olarak üniversitelerin programlarına veri bilimi, yapay zekâ ve siber güvenlik derslerini entegre etmeleri gerekmektedir. Sürdürülebilirliğin üniversite eğitimine entegre edilmesi, kapsamlı ve disiplinlerarası nitelikteki müfredatın geliştirilmesiyle başlar (Liu vd., 2022). Sürdürülebilirliğin üniversitelerdeki eğitim yapısı ve müfredatla bağlantısı, belirli ders ve modüllerin dahil edilmesiyle daha da güçlendirilmektedir. ‘Sürdürülebilir Kalkınma’, ‘Çevre Politikası ve İklim Değişikliği’ ve ‘Azaltım Stratejileri’ gibi dersler, öğrencileri sürdürülebilirliğin karmaşıklıkları konusunda eğitmenin ayrılmaz bir parçasıdır. Berkeley’deki California Üniversitesi’nde ‘Sürdürülebilir Tasarım’ dersi, öğrencilere sürdürülebilirlik ilkelerinin mimarlık ve kentsel planlamada nasıl uygulanacağını öğreterek çevreye duyarlı tasarım uygulamalarını teşvik etmektedir (Berkeley, 2024). Bunun yanı sıra, ‘Cinsiyet Eşitliği ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları’ ve ‘İnsan Hakları ve Etik’ gibi dersler de müfredata dahil edilmelidir. Örneğin, Harvard Üniversitesi, ‘Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları’ dersini sunarak öğrencilerin cinsiyet eşitliği konularında bilgi sahibi olmalarını sağlamakta (Harvard, 2024) ve Amsterdam Üniversitesi ise ‘İnsan Hakları ve Uluslararası İlişkiler’ dersleri ile öğrencilerini insan hakları konusunda eğitmekte ve küresel sorunlara duyarlılık kazandırmaktadır (VU Amsterdam, 2024). Bu tür dersler, öğrencilerin toplumsal sorumluluklarını anlamalarını ve çeşitli alanlarda etkili ve adil kararlar alabilmelerini sağlamaktadır. Eğitim programları ve çalıştaylar üniversitelerin müfredatlarını geliştirmenin başka bir yoludur. Örneğin, Hollanda’daki Wageningen Üniversitesi, öğrencilerin yerel çiftliklerde uygulamalı deneyimler yoluyla sürdürülebilir tarım uygulamalarını öğrendikleri "Sürdürülebilir Tarım" çalıştayı düzenlemektedir (Wageningen University, 2024). Müfredat geliştirme, akademik standartlar ve sürekli iyileştirmeye ilişkin politikalar, eğitim programlarının kalitesini ve uygunluğunu sağlamanın temelini oluşturur. Dolayısıyla çeşitli öğrenci ihtiyaçları ve öğrenme tercihlerini karşılamak için çevrimiçi eğitimler sunmak esnek öğrenim yaklaşımları kapsamında yararlı girişimler olarak değerlendirilebilir. Nitekim eğitim yapısı ve müfredatla entegrasyonu dinamik ve devam eden bir süreç özelliği göstermektedir. Dolayısıyla üniversitelerin, sektör trendlerine, teknolojik gelişmelere ve toplumsal ihtiyaçlara sürekli uyum sağlayarak programlarının güncel ve etkili kalmasını sağlaması mümkündür. Disiplinlerarası yaklaşımların benimsenmesi, yeni ve ilgili derslerin tüm bölüm müfredatlarına dahil edilmesi, uygulamalı eğitimlerin sağlanması ve destekleyici politikaların oluşturulması sürecin temel bileşenleridir. 170 Eğitim Sürdürülebilirliğin üniversite müfredatına entegre edilmesi, stratejik olarak tasarlanmış ders ve eğitim programlarını gerektirmektedir. Genellikle ‘Sürdürülebilirliğe Giriş’ başlıklı temel bir eğitim, sürdürülebilirliğin temel ilkelerini kapsamakta ve çevresel, ekonomik ve sosyal yönleri ele almaktadır. Döngüsel ekonomi, kaynak yönetimi ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları gibi temel kavramları tanıtmakta ve gerçek dünyadaki uygulamaları göstermek için çeşitli sektörlerden pratik vaka çalışmalarından yararlanabilmektedir. Sürdürülebilirlik eksenindeki bir diğer önemli eğitim ise tarım, imalat ve kentsel gelişim gibi farklı sektörlerde sürdürülebilir uygulamaların uygulanmasına odaklanmaktadır. Bu eğitimler sürdürülebilir tedarik zincirlerinin, yeşil teknolojilerin ve yenilenebilir enerji kaynaklarının önemini vurgulamaktadır. Sürdürülebilir işletmelere ve projelere yönelik interaktif atölye çalışmaları ve saha gezileri pratik anlayışın geliştirilmesini sağlayabilir. Öte yandan sürdürülebilirliği teşvik etmede politika ve yönetişimin rolünü ele alan eğitimler, çevre yasaları, düzenlemeleri ve uluslararası anlaşmaları kapsama almakta ve böylece öğrenciler başarılı politika müdahalelerine ilişkin vaka çalışmalarını analiz edebilmekte ve güncel çevre sorunlarına ilişkin tartışmalara katılabilmektedir. Yine sürdürülebilir şehirlerin geliştirilmesine odaklanan sürdürülebilir kentsel planlama eğitimleri yeşil altyapı, toplu taşıma ve atık yönetimi gibi çevresel sürdürülebilirliği destekleyen kentsel tasarım ilkelerini kapsar. Eğitim faaliyetlerinin yürütülmesinde çeşitli ihtiyaçların ve öğrenme tercihlerinin karşılanması için çevrimiçi tekniklerden yararlanılması gibi esnek modellerin benimsenmesi, küresel izleyici kitlesine ulaşılması ve farklı bölgelerdeki katılımcıların sürdürülebilir uygulamalar ve bunların yerel uygulamaları hakkında bilgi edinmelerine olanak tanır. Bu noktada küresel bütünlüğü sağlamak adına programların Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları gibi küresel çerçevelerle uyumlu hale getirilmesi, yerel katılımcıların küresel düşünmesini teşvik edici, sorumluluk duygusunu ve uluslararası sürdürülebilirlik çabalarına katılımını destekleyici bir yapı arz eder (Yılmaz & Yücel, 2022: 700; Shayan vd., 2022). 1.3. Eğitim-Öğretimin Sürdürülebilirliğine Yönelik Politika ve Yaklaşımlar Sürdürülebilirliğin üniversite eğitimine entegre edilmesi, buna yönelik politika ve yaklaşımların oluşturulmasını içeren çok yönlü bir perspektif gerektirmektedir. Bu, eğitim girişimlerinin sürdürülebilirliğinin sağlanması ve sürdürülebilirlik ilkelerinin üniversite operasyonlarının dokusuna yerleştirilmesi 171 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü açısından önemlidir. Bu konuda temel politika alanlarından biri, üniversitelerin sürdürülebilirliği ders tekliflerine dahil etmek için yönergeler oluşturabileceği müfredat geliştirmedir. Bu kapsamda, sürdürülebilirlikle ilgili konuların mevcut derslere dahil edilmesi veya özellikle sürdürülebilirliğe odaklanan yeni dersler geliştirilmesi söz konusu olabilir (Aktas vd., 2015). Müfredat geliştirme politikaları, sürdürülebilirlik sorunlarının karmaşık ve çok yönlü olduğunu ve çeşitli alanlardan bilgi gerektirdiğini kabul ederek disiplinlerarası öğrenmeye öncelik vermelidir. Örneğin bir politika, sürdürülebilirlik modüllerinin mühendislik, işletme, sosyal bilimler ve beşerî bilimler gibi disiplinlerdeki derslere dahil edilmesini teşvik edebilir. Bu yaklaşım yalnızca öğrencilerin sürdürülebilirlik anlayışını genişletmekle kalmaz, aynı zamanda sürdürülebilirlik zorluklarının çözümünde iş birliğini ve yeniliği de teşvik eder. Müfredat geliştirmeye ek olarak üniversiteler sürdürülebilirlik araştırma girişimlerini destekleyecek politikalar uygulayabilir. Bu, sürdürülebilirliği ele alan araştırma projeleri için finansman fırsatları sağlamayı veya buna yönelik araştırma merkezleri kurmayı içerebilir. Üniversiteler, sürdürülebilirlik araştırmalarını teşvik ederek ve destekleyerek, sürdürülebilirlik hedeflerini ilerleten bilgi ve çözümlerin üretilmesine katkıda bulunur (Purcell vd., 2019: 1355). Araştırma politikaları disiplinlerarası araştırmaları teşvik etmeli, farklı bölümler arasında ve dış paydaşlarla iş birliğini geliştirmelidir. Örneğin bir üniversite, sürdürülebilirlik sorunlarına kapsamlı çözümler geliştirmek amacıyla mühendisler, çevre bilimcileri ve sosyal bilimciler arasındaki ortaklıkları içeren araştırma projeleri için özel bir araştırma fonu oluşturabilir (Murphy vd., 2009) 3. Bu politikalar aynı zamanda yerel ve küresel sürdürülebilirlik sorunlarını doğrudan ele alan araştırmalara öncelik vererek gerçek dünyadaki ihtiyaçlarla uyumu artırabilir. Önemli bir politika alanı ise üniversitelerin enerji kullanımı, atık yönetimi ve ulaşım gibi alanlarda sürdürülebilir uygulamaları benimseyebileceği kampüs organizasyonlarıdır. Bu politikalar, sera gazı emisyonlarının azaltılması hedefleri belirlenmesini, geri dönüşüm programlarının uygulanmasını veya toplu taşıma gibi alternatif ulaşım türlerinin teşvik edilmesini içerebilir. Ayrıca üniversiteler 3 Bu tür bir araştırma fonuna örnek olarak; Ulusal Bilim Vakfı'nın Bütünleştirici Lisansüstü Eğitim ve Araştırma Stajı (IGERT) Programı tarafından finanse edilen Sürdürülebilir Mühendislik Bursu programı verilebilir. Bu program; inşaat ve su kullanımına odaklanır ve yeni malzemeler, enerji kullanımını azaltma ve yaşam döngüsü tasarımı ve planlaması gibi konuları içerir. Programa katılan lisansüstü öğrencilerine yeşil inşaat ve sürdürülebilir su kullanımı konusunda 8 aylık uluslararası deneyime ev sahipliği yapmak üzere Üniversitenin Latin Amerika Çalışmaları Merkezi ve Sao Paulo’daki Campinas Üniversitesi ile ortaklık kurulmaktadır. 172 Eğitim yatırımları ve mali kararlarıyla sürdürülebilirliği teşvik edebilirler. Bu, çevresel, sosyal ve yönetişim kriterlerine öncelik veren sorumlu yatırım politikalarının benimsenmesini, fosil yakıtlardan vazgeçilmesini ve yenilenebilir enerjiye ve diğer sürdürülebilir endüstrilere yatırım yapılmasını içerebilir (Dawodu vd., 2022). Sürdürülebilirlik okuryazarlığı politikaları, toplumun sürdürülebilirlik eğitimine erişimini sağlamalıdır. Bu, sürdürülebilirliğin yeni öğrenciler ve personel için oryantasyon programlarına entegre edilmesini, öğretim elemanlarına sürdürülebilirliği öğretimlerine dahil etme konusunda bilgi edinmeleri için mesleki gelişim fırsatları sunmayı ve sürdürülebilirlik kılavuzları ve araç setleri gibi kaynakları sağlamayı içerebilir (Mula vd., 2017). Dış paydaşlarla ortaklıklar ve iş birlikleri yoluyla yerel, bölgesel ve küresel düzeylerde sürdürülebilirlik sorunlarını ele almak için yerel yönetimler, işletmeler, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar ve topluluk gruplarıyla birlikte çalışmak bu sayede mümkün olabilir. Öte yandan, sürdürülebilirliğin üniversitelerin yönetişim yapısına dahil edilmesi çok önemlidir. Bu, çeşitli bölümlerden ve paydaş gruplarından temsilcilerin yer aldığı sürdürülebilirlik komitelerinin veya görev güçlerinin kurulmasını içerebilir. Bu organlar sürdürülebilirlik politikalarının uygulanmasını denetleyebilir, üniversite çapındaki çalışmaları koordine edebilir ve karar alma süreçlerinde sürdürülebilirliğin bir öncelik olarak kalmasını sağlayabilir (Bauer vd., 2021). Üniversiteler ayrıca çabalarına rehberlik etmek ve sürdürülebilirliğe olan bağlılıklarını göstermek için sürdürülebilirlik çerçevelerini ve akreditasyonları benimseyebilir. Buna örnek olarak, sürdürülebilirlik performansını ölçmek ve geliştirmek için kapsamlı bir çerçeve sağlayan Yükseköğrenimde Sürdürülebilirliği Geliştirme Derneği’nin (AASHE) Sürdürülebilirlik İzleme, Değerlendirme ve Derecelendirme Sistemi verilebilir. Bu tür programlar aracılığıyla akreditasyon almak, üniversitenin itibarını artırabilir ve sürdürülebilirlik konusunda hassas paydaşların ilgisini çekebilir (STARS, 2024). 2. ARAŞTIRMA-GELİŞTİRMEDE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK Üniversitelerin Ar-Ge ve inovasyondaki rolü, bilginin geliştirilmesi, teknolojik ilerlemelerin desteklenmesi ve ekonomik büyümenin desteklenmesi açısından çok önemlidir. Üniversiteler, öncü araştırma ve yenilikçi projeler için gerekli ortamı, kaynakları ve uzmanlığı sağlayarak fikirlerin kuluçka merkezi olarak hizmet eder. Üniversitelerin karmaşık toplumsal meselelerin üstesinden gelmede ve sürdürülebilir kalkınmaya öncülük etmede merkezi bir rol oynaması, küresel arenada Ar-Ge’ye verilen önemi büyütmüştür (Price vd., 2021). 173 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Üniversitelerdeki araştırma ve inovasyonun kapsamı çeşitli disiplinleri ve disiplinlerarası alanları kapsamaktadır. Bu kapsam, çevresel sürdürülebilirlik ve yenilenebilir enerjiden sağlık alanındaki gelişmelere ve dijital teknolojilere kadar uzanan konuların araştırılmasına olanak tanır. Akademik araştırma ve yenilik arasındaki bağlantı, teorik bilginin pratik uygulamalara dönüştürülmesi açısından önemlidir. Üniversiteler bu bağlantıyı araştırma merkezleri, inovasyon merkezleri ve teknoloji transfer ofisleri (TTO) gibi çeşitli mekanizmalar aracılığıyla kolaylaştırır. Böylece akademi ile sanayi arasındaki boşluğun doldurulması, araştırma bulgularının ticarileştirilmesi ile yenilikçi ürün ve hizmetlerin geliştirilmesi mümkün olur (Borras vd., 2024). Endüstri ortaklarıyla yapılan iş birlikçi araştırma projeleri, teorinin test edilebileceği ve iyileştirilebileceği bir ortamı teşvik ederek, sinerjiyi güçlendirmektedir. Yeniliği teşvik etmek için üniversiteler bir dizi strateji ve girişimi benimseyebilir. Özel inovasyon laboratuvarları ve yapım alanları oluşturmak, öğrencilere ve araştırmacılara yeni fikirleri denemek ve prototip haline getirmek için gereken araç ve kaynakları sağlar. Ortak araştırma projeleri ve bölümler arası girişimler aracılığıyla disiplinlerarası iş birliğinin teşvik edilmesi, farklı bakış açıları ve uzmanlıklardan yararlanan yenilikçi çözümlere yol açabilir. 2.1. Araştırma-Geliştirme ve İnovasyonun Kapsamı Son yıllarda üniversitelerde Ar-Ge’nin önemi dikkat çekici ölçüde artış göstermiştir. Toplumlar, ilerlemeyi teşvik etme ve iklim değişikliği, halk sağlığı krizleri ve ekonomik eşitsizlik gibi küresel zorlukları ele alma konusunda araştırma ve yeniliğin değerini giderek daha fazla kabul etmektedir. Yükseköğretim sisteminde Ar-Ge’ye katkıda bulunmanın başlıca yollarından biri temel ve uygulamalı araştırmadır. Temel araştırma, meraktan ve bir pratik uygulama düşünülmeden bilgiyi genişletme arzusundan kaynaklanır. Bu tür araştırmalar gelecekteki keşifler ve teknolojik gelişmeler için zemin hazırlar. Örneğin, DNA’nın yapısının Cambridge Üniversitesi’nden James Watson ve Francis Crick tarafından keşfedilmesi biyoloji ve tıpta devrim yaratan temel araştırmaların bir sonucudur (Rodgers, 2024). Uygulamalı araştırma ise belirli sorunları çözmeye ve pratik çözümler geliştirmeye odaklanır. Üniversiteler, dünyadaki problemleri ele alan araştırmalar yürütmek için sıklıkla endüstri ve devlet kurumlarıyla iş birliği yapar. Almanya’daki Fraunhofer-Gesellschaft, 174 Eğitim uygulamalı araştırmanın yeniliği nasıl teşvik edebileceğinin başarılı bir örneğidir (Fraunhofer, 2024) 4. Ar-Ge faaliyetlerinin bir diğer önemli yönü, belirli çalışma alanlarına odaklanan araştırma merkezleri ve enstitülerinin kurulmasıdır. Bu merkezler genellikle uzmanlık ve yenilik merkezleri olarak hizmet vererek en iyi araştırmacıları cezbeder ve disiplinlerarası iş birliğini teşvik eder. MIT Medya Laboratuvarı, dijital medya, insan-bilgisayar etkileşimi ve tasarım alanlarındaki ve İsrail’deki Weizmann Bilim Enstitüsü’nün kanser araştırmaları, immünoloji ve çevre bilimi gibi alanlarda önemli keşifleri buna örnek verilebilir (MIT Media Lab, 2024). Üniversiteler aynı zamanda inovasyon ve girişimciliğin kuluçka merkezi olarak, yenilikçi fikirleri pazara sunmak için kaynak, mentorluk ve ağ oluşturma fırsatları sağlayan, öğrenci ve öğretim elemanı girişimlerini desteklemektedir (Vardar, 2022). MIT, İnovasyon Girişimi canlı bir girişimcilik ekosistemini destekleyen çeşitli yeni girişim yarışmalarıyla bunun en iyi örneğidir. Bu tür girişimler makroekonomik açıdan yalnızca ekonomik büyümeye katkıda bulunmakla kalmamakta, yenilikçi çözümler aracılığıyla toplumsal sorunlara çözüm bularak etkinliği artırmaktadır (MIT Bootcamps, 2024). İşgücü piyasası üniversitelerin önemli katkılarının söz konusu olduğu bir diğer alandır. Eğitimöğretime yönelik programlarını endüstrinin ihtiyaçları ve eğilimleriyle uyumlu hale getirerek işgücü gelişimine katkıda bulunan üniversiteler, öğrencileri iş piyasasında gerekli becerilerle donatan müfredatlar tasarlamak için endüstri ortaklarıyla iş birliği yapmaktadır. Eğitim programları, stajlar ve uygulamaya yönelik faaliyetler, öğrencilere pratik deneyim elde etme imkânı sunmakta ve istihdam edilebilirliklerini artırmaktadır. MIT'nin, IBM ile iş birliği yaparak kurduğu Yapay Zekâ Araştırma Laboratuvarı buna iyi örneklerden biridir. Bu laboratuvar, endüstri ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ileri seviye yapay zekâ ve makine öğrenimi araştırmaları yapmayı ve bu alanlarda öğrencilere eğitim vermeyi amaçlamaktadır. Bu ortaklık aracılığıyla yapay zekâ alanında yeni teknolojiler geliştirilmekte ve öğrencilere endüstride talep gören beceriler kazandırılmaktadır. 4 Avrupa'nın en büyük uygulamalı araştırma organizasyonudur. Almanya merkezli bu kurum, uygulamalı araştırmalar yaparak yenilikçi çözümler geliştirmeyi ve bu çözümleri endüstriyle paylaşmayı amaçlar. Fraunhofer, bilimsel araştırmaları endüstriyel uygulamalara dönüştürme konusunda uzmanlaşmıştır. Fraunhofer IPT, RWTH Aachen Üniversitesi ile sıkı iş birliği içinde çalışarak üretim teknolojileri alanında yenilikçi araştırmalar yürütmektedir. Bu ortaklık kapsamında, öğrencilere endüstrinin güncel ihtiyaçlarına yönelik projelerde yer alma ve uygulamalı eğitim alma fırsatları sunulmaktadır. 175 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Ar-Ge ve inovasyon girişimleri ekonomik büyümenin, teknolojik gelişme ve toplumsal ilerlemenin önemli itici güçleridir. Bilgi yaratma ve yayma merkezleri olarak üniversiteler bu girişimlerde önemli bir rol oynamaktadır. Ar-Ge ile ilgili küresel ve yerel perspektiflerin incelenmesi, üniversitelerin inovasyon ekosistemlerine nasıl katkıda bulunabileceği konusunda değerli bilgiler sağlayabilir. Münih Teknik Üniversitesi, üniversitelerin stratejik ortaklıklar ve disiplinlerarası araştırmalar yoluyla yeniliği nasıl teşvik edebileceğini göstermektedir. Bütünleştirici Araştırma Merkezleri enerji, sağlık ve dijitalleşme gibi alanlara odaklanarak karmaşık zorlukların üstesinden gelmek için çeşitli disiplinlerden uzmanları bir araya getirmektedir. Üniversitenin Singapur’daki TUMCREATE projesinde Siemens ile olan ortaklığı, üniversitenin inovasyona yönelik küresel yaklaşımını ortaya koymaktadır. Bu iş birliği, uluslararası ortaklıkların üniversite araştırmalarının etkisini nasıl artırabileceğini göstererek sürdürülebilir kentsel hareketlilik çözümleri geliştirmeye odaklanmaktadır (TUM, 2024). Türkiye’de de üniversiteler Ar-Ge’yi teşvik etme konusunda önemli adımlar atmaktadır. ODTÜ, güçlü mühendislik ve teknoloji programlarıyla bilinen öncü bir örnektir. Dikkate değer bir başarı öyküsü, ODTÜ’de yürütülen araştırmalardan doğan ASELSAN’ın gelişim sürecidir 5. Bu, üniversite liderliğindeki inovasyonun ulusal endüstriler üzerinde ne tür etkilere sahip olabileceğini gösteren bir örnektir. 2.2. Araştırma ve Yenilik Fırsatlarını Keşfetmek Üniversiteler entelektüel merak ve yenilik merkezleri olarak hizmet vererek çeşitli araştırma konularını keşfetmek için ideal ortamlar haline gelmeyi amaçlar. Bu konuda üniversitelerin önemli katkılar sağlayabileceği temel alanlardan biri sürdürülebilirliktir. Zira küresel gündem iklim değişikliği, kaynakların tükenmesi ve çevresel bozulma üzerine odaklanmışken, üniversiteler sürdürülebilir teknolojiler ve uygulamalar geliştirme konusunda liderlik etme konusunda rakipsiz bir konuma sahiptir. Bu çerçevede MIT Enerji Girişimi, üniversitelerin sürdürülebilir enerji alanındaki araştırmaları nasıl yönlendirebileceğine iyi bir örnektir. Nitekim merkez, sürdürülebilir bir enerji 5 ASELSAN, 1975 yılında ODTÜ'de kuruldu ve başlangıçta savunma elektroniği üzerine odaklandı. 1980'lerde bağımsız bir şirket olarak yapılandı ve Türkiye'nin savunma sanayinde önemli bir oyuncu haline geldi. 1990'larda uluslararası alanda tanınmaya başladı ve teknolojik ürünler geliştirdi. 2000'lerin başından itibaren yerli ve yabancı pazarlar için geniş bir ürün yelpazesi sundu. Bugün, Türkiye'nin en büyük savunma sanayi şirketlerinden biri olarak global bir rol oynamaktadır. ASELSAN'ın gelişim süreci, ODTÜ'nün sağladığı teknik ve akademik altyapı ile doğrudan ilişkilidir. 176 Eğitim geleceği için çözümler geliştirmek amacıyla çeşitli disiplinlerden araştırmacıları bir araya getirir (MITEI, 2024). Disiplinlerarası araştırmanın yükselişi, Ar-Ge ortamını şekillendiren bir başka dinamiktir. Kaliforniya Üniversitesi Berkeley’deki Blum Gelişmekte Olan Ekonomiler Merkezi bu yaklaşımın örneğini teşkil etmektedir. Merkez, küresel yoksulluğa yenilikçi çözümler geliştirmek için mühendislik, işletme, halk sağlığı ve sosyal bilimler alanlarından öğrencileri ve öğretim elemanlarını bir araya getirmektedir. Bu iş birliği ortamından uygun fiyatlı su arıtma sistemleri ve sürdürülebilir enerji çözümleri gibi projeler ortaya çıkmıştır ve küresel sorunların üstesinden gelmede disiplinlerarası araştırmanın gücü ortaya koyulmaktadır. Araştırma ve bilgi yaratma üniversitelerin diğer kritik işlevleridir. Kurulan mükemmeliyet merkezleri belirli araştırma alanlarına odaklanarak bilgi ve teknolojide önemli ilerlemelere katkıda bulunur. Örneğin, New South Wales Üniversitesi’ndeki Kuantum Hesaplama ve İletişim Teknolojisi Merkezi, kuantum hesaplama araştırmalarında ön sıralarda yer almakta, önemli keşifler üretmekte ve yeni nesil kuantum bilim insanlarını teşvik etmektedir (Fundamental Quantum Technologies Laboratory, 2024). Araştırmaların etkisini gösteren bir diğer örnek, Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi ile MIT ve Harvard’ın Broad Enstitüsü’nde CRISPR-Cas9 gen düzenleme teknolojisinin keşfedilmesidir. Bu teknolojinin geliştirilmesi genetik araştırmalarda devrim yaratmış ve üniversite liderliğindeki inovasyonun dönüştürücü etkisini göstererek, genetik bozuklukların tedavisinde yeni olanaklara kapı aralamıştır (Your Genome, 2024). TTO’lar, akademi ile endüstri arasındaki boşluğun kapatılmasında önemli bir rol oynar. Fikri mülkiyeti koruyarak, lisans anlaşmalarını müzakere ederek ve yan şirketlerin kurulmasını destekleyerek araştırma bulgularının ticarileştirilmesini kolaylaştıran TTO’lara Stanford Üniversitesi Teknoloji Lisanslama Ofisi etkili bir örnektir. OTL, lisansüstü öğrencileri Larry Page ve Sergey Brin tarafından geliştirilen Google arama algoritması da dahil olmak üzere çok sayıda teknolojinin ticarileştirilmesinde etkili olmuştur (AUTM, 2024). Türkiye’de ise üniversiteler Ar-Ge’ye önemli katkılar sağlamakta, TTO’lar inovasyon ve girişimciliği teşvik etme konusunda önemli adımlar atmaktadır. Örneğin ODTÜ TTO, buluşların patentlenmesi ve ticarileştirilmesi için endüstri ortakları bulma konusunda destek vermektedir. İTÜ’nün ARI Teknokenti, akademi ve sanayi arasındaki iş birliğini teşvik eden bir teknoloji geliştirme bölgesi olarak işlev gören ve bilgi teknolojisi, biyoteknoloji ve nanoteknoloji gibi alanlara odaklanan çok sayıda girişim ve araştırma projesine ev sahipliği yapan bir örnektir. Yine TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi, akademi, sanayi ve kamu arasındaki başarılı iş birliği için bir 177 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü model görevi görmektedir. Merkez, yenilikçi çözümler geliştirmek için ortaklarıyla yakın iş birliği içinde çalışarak enerji, çevre ve malzeme bilimi gibi alanlarda uygulamalı araştırmalar yürütmektedir. Merkezin, bu tür iş birliklerini teşvik ederek araştırmaların etkisini artırması ve inovasyon gündemini desteklemesi söz konusu olmaktadır (MAM, 2024). 3. TOPLUMA KATKI ÇALIŞMALARINDA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK Üniversitelerin toplumsal katkı sağlamadaki rolü oldukça geniştir ve geleneksel akademik uğraşların ötesine geçen çok çeşitli faaliyeti kapsar. Üniversiteler, çok sayıda mekanizma aracılığıyla toplumsal değişimin motoru ve ilerlemenin itici gücü olarak hizmet eder. Akademik kurumlar, araştırma ve bilimsel faaliyetler aracılığıyla toplumsal ihtiyaçları karşılayan ve yaşam kalitesini artıran yeni anlayışlar, teknolojiler ve çözümler üretir. Bilimsel keşiflerden teknolojik yeniliklere, politika önerilerine ve kültürel ilerlemelere kadar, yürütülen araştırmaların sosyal ilerleme ve insani gelişme açısından geniş kapsamlı sonuçları vardır. Üniversiteler araştırma bulgularını topluma fayda sağlayacak pratik uygulamalara dönüştürmek için sıklıkla sanayi, devlet kurumları ve kâr amacı gütmeyen kuruluşlarla iş birliği yapar ve böylece ekonomik kalkınma ve sosyal inovasyon için katalizör görevi görür (Ankrah & Al-Tabbaa, 2024). Hizmet odaklı öğrenme programları, gönüllü projeler ve toplum kuruluşlarıyla ortaklıklar aracılığıyla, yoksulluğun azaltılması, sağlık hizmetlerine erişim, çevresel sürdürülebilirlik ve sosyal adalet gibi konuları ele alan üniversitelerin ekonomiye toplumsal katkı sağlamadaki rolü çok yönlüdür, kapsayıcıdır ve yanı sıra sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmek için gereklidir. Üniversiteler, eğitimi, araştırmayı, toplum katılımını ve girişimciliği birleştirerek karmaşık toplumsal zorlukları çözme, sosyal adaleti destekleme ve herkes için daha eşitlikçi ve müreffeh bir gelecek yaratma potansiyeline sahiptir. 3.1. Toplumsal Katkının Kapsamı Üniversitelerin toplumsal katkısı, geleneksel eğitim ve araştırma rollerinin çok ötesine uzanır. Üniversiteler dünyada, sosyal sorumluluğu, topluluk katılımını ve sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmede giderek daha önemli aktörler olarak kabul edilmektedir. Üniversiteler, çoğunlukla gerek yerel gerekse küresel sorunları ele alan çeşitli sosyal sorumluluk projeleri aracılığıyla topluma katkıda bulunmaktadır (Vardar, 2022). Örneğin Tulane Üniversitesi Kamu Hizmeti Merkezi, öğrencilerin lisans programlarının bir parçası olarak yerel sosyal sorunları 178 Eğitim ele alan ve sivil katılımı teşvik eden toplum hizmeti projelerine katılmalarını şart koşmaktadır (Tulane University, 2024). Cape Town Üniversitesi, akademik çalışmaları toplumun ihtiyaçlarıyla uyumlu hale getiren güçlü bir sosyal duyarlılık programına sahiptir. Halk sağlığı, kentsel gelişim ve çevresel sürdürülebilirlik alanındaki girişimler, toplumsal refaha nasıl katkıda bulunabileceğini göstermektedir. Ayrıca sosyal adalet ve toplum katılımına güçlü bir bağlılığa sahip olan Bertha Sosyal Yenilik ve Girişimcilik Merkezi 6, yenilikçi çözümler aracılığıyla sosyal sorunları çözmeye odaklanır. Pennsylvania Üniversitesi, Batı Philadelphia’daki yaşam kalitesini artıran üniversite-toplum iş birliklerini geliştirmeyi amaçlayan Netter Toplum Ortaklıkları Merkezi’ni kurarak, ‘Üniversite Destekli Halk Okulları’ modelini hayata geçirmiştir. Bu girişim, akademik destek, sağlık hizmetleri ve zenginleştirme programları sağlayarak yerel okulları toplumsal katılım merkezlerine dönüştürmekte, öğrenci ve öğretim elemanları, eğitim ve sağlıkta eşitsizlikler gibi sorunları ele almak için topluluk üyeleriyle birlikte çalışarak üniversitelerin toplumun dayanıklılığını ve güçlendirilmesini geliştirmede nasıl rol oynayabileceğini göstermektedir. Türkiye’de ise Koç Üniversitesi sosyal sorumluluğu ve toplum katılımını teşvik etme konusunda proaktif davranan bir örnek olarak ele alınabilir. Sosyal Etki Forumu (KUSIF), sosyal inovasyon ve etki odaklı projeler için bir merkez görevi görmektedir. KUSIF, sosyal ve çevresel sorunları ele alan girişimler geliştirmek için STK’lar, işletmeler ve devlet kurumları dahil olmak üzere çeşitli paydaşlarla iş birliği yapmaktadır. Bu kapsamda yer alan önemli projelerden biri, sosyal girişimcileri yerel sorunlara yenilikçi çözümler geliştirmede destekleyen “Sosyal Etki Laboratuvarı”dır (KUSIF, 2024). 3.2. Sosyal Sorumlulukta Üniversite-Özel Sektör ve STK İş Birlikleri Sosyal sorumluluk girişimlerinde üniversiteler, özel sektör ve STK’lar arasındaki iş birliği, karmaşık toplumsal sorunların çözümünde giderek daha önemli hale gelmektedir. Bu ortaklıklar, etkili ve sürdürülebilir çözümler yaratmak için her sektörün güç ve kaynaklarından yararlanmaktadır. Zengin bir bilgi birikimine, araştırma yeteneklerine ve toplumsal sorunlara yönelik misyon odaklı bir yaklaşıma sahip olan üniversiteler, özel sektör bağlantısı ile finansal kaynaklar, operasyonel verimlilik ve inovasyona odaklanma, STK’lar bağlantısı ile güçlü 6 Merkez, yetersiz hizmet alan topluluklarda eğitim, sağlık hizmetleri ve ekonomik fırsatları iyileştirmeyi amaçlayan projeleri desteklemektedir (University of Cape Town, 2024). 179 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü iletişim ve toplum içgörüleri elde edebilir. Bu sektörler iş birliği yaptığında sosyal sorunları herhangi bir sektörün tek başına yapabileceğinden daha kapsamlı ve etkili bir şekilde ele alabilirler. Üniversite-özel sektör-STK iş birliğinin dikkate değer bir modeli, inovasyonu ve sosyal ilerlemeyi teşvik etmek için üniversiteler, sanayi ve hükümet arasındaki etkileşimleri vurgulayan Triple Helix modelidir 7. Oxford Üniversitesi’nin AstraZeneca ve Küresel Sağlık Ağı ortaklığı, sağlık sorunlarının çözümünde sektörler arası iş birliklerinin potansiyelini ortaya koyan bir örnektir. Bu iş birliği, COVID-19 aşısının hızla geliştirilmesi ve dağıtılmasını sağlamıştır. Bu tür bir iş birliği, üniversitelerin stratejik ortaklıklar yoluyla halk sağlığına etkilerini vurgular. Üstelik bu tür iş birlikleri büyük ölçekli projelerle sınırlı değildir. Daha küçük, toplum temelli girişimler de bu tür ortaklıklardan önemli ölçüde yararlanmaktadır. Örneğin Melbourne Üniversitesi, ‘İstihdama Giden Yollar’ programı aracılığıyla mülteci entegrasyonunu desteklemek için yerel işletmeler ve STK’larla iş birliği yapmaktadır. Bu girişim mültecilere iş eğitimi, dil eğitimi ve istihdam fırsatları sağlamaktadır. Üniversite, entegrasyon stratejileri üzerine akademik destek ve araştırma sunmakta, yerel işletmeler işe yerleştirme ve mentorluk sağlamakta ve STK’lar toplumsal yardım ve destek hizmetlerini kolaylaştırmaktadır. Bu iş birliği, mültecilerin sürdürülebilir geçim kaynakları oluşturmasına ve ekonomiye/topluma entegre edilmelerine yardımcı olmaktadır (ASRC, 2024). Özetle, sosyal sorumluluk girişimlerinde üniversiteler, özel sektör ve STK’lar arasındaki iş birliği, karmaşık toplumsal zorlukların üstesinden gelmek için gereklidir. Bu ortaklıklar, her sektörün güç ve kaynaklarından yararlanarak kapsamlı ve sürdürülebilir çözümlere yol açar. 3.3. Öğrenci Projeleri ve Topluluk Katılımı Öğrenci projelerini ve topluluk katılımını entegre etmek, modern yükseköğrenimin önemli bir yönüdür; öğrencilere akademik bilgilerini gerçek dünya sorunlarına uygularken aynı zamanda içinde faaliyet gösterdikleri alanda fayda sağlamaları için değerli fırsatlar sunar. Bu entegrasyon yalnızca öğrencilerin öğrenme deneyimlerini geliştirmekle kalmaz, aynı zamanda sivil sorumluluk 7 Üniversite, sanayi ve devlet arasındaki etkileşim ve iş birliğini açıklayan bir kavramdır. Model, yenilik aktörleri arasındaki ilişkiyi sistem düzeyinde incelemek için genel bir paradigma, analitik çerçeve ve yöntem sağlar. Ayrıca bu aktörlerin girişimci bir toplumun yaratılmasında önemli bir rol oynadığı söylenebilir. Zira bu model, çeşitli kurumsal düzenlemeleri ve politika modellerini tanımlamadaki dinamiklerini açıklayan analitik bir model olarak kabul edilmektedir (Fidanoski vd., 2022). 180 Eğitim duygusunu ve sosyal farkındalığı geliştirir. Öğrenci projelerini topluluk katılımıyla bütünleştirmenin en öne çıkan modellerinden biri hizmet ederek öğrenme yaklaşımıdır. Bu model, dersleri toplum hizmetiyle birleştirerek öğrencilerin topluluğa katkıda bulunurken pratik deneyim kazanmalarına olanak tanır. Hizmet ederek öğrenme modelinin uygulamadaki bir örneği, dünya çapındaki üniversitelerde faaliyet gösteren “Sınır Tanımayan Mühendisler” programıdır. Program öğrencileri, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, toplumun ihtiyaçlarını karşılayan projelere dahil etmektedir. Örneğin, Colorado Boulder Üniversitesi’nden öğrenciler, sürdürülebilir bir su tedarik sistemi tasarlamak ve uygulamak için Nepal’deki bir toplulukla iş birliği yapmıştır (Amadei vd., 2009). Bir diğer başarılı model ise öğrencilerin yerel sorunları ele almak için topluluk kuruluşlarıyla ortaklaşa araştırma yapmasını içeren “Toplum Temelli Araştırma” yaklaşımıdır. Bu projeler genellikle disiplinlerarasıdır ve çeşitli geçmişlere sahip öğrencileri karmaşık sorunları çözmek için iş birliği yapmaya ve becerilerini uygulamaya teşvik eder. British Columbia Üniversitesi, Öğrenme Değişim programı aracılığıyla çok sayıda proje hayata geçirmiştir. “Sosyal Fayda için Hackathonlar” kavramı, öğrenci projelerini topluluk katılımıyla bütünleştirmenin dinamik bir yolu olarak ortaya çıkmıştır. Hackathon’lar, öğrencilerin belirli zorluklara yenilikçi çözümler geliştirmek için iş birliği yaptığı yoğun, zamana bağlı etkinliklerdir. Sosyal konulara odaklanıldığında, bu etkinlikler öğrencileri, topluluk üyelerini ve uzmanları bir araya getirerek toplumsal ihtiyaçları karşılayan çözümleri beyin fırtınası yapmak, tasarlamak ve prototiplemek üzere bir araya getirir (Nolte vd., 2020). Bu spesifik modellere ek olarak üniversiteler, öğrenci projelerini ve topluluk katılımını teşvik eden bir ortamı teşvik etmek için çeşitli politikalar ve yaklaşımlar benimseyebilir. Topluluk katılımı için özel ofisler veya merkezler oluşturmak, öğrenci girişimleri için finansman ve kaynak sağlamak ve toplum temelli öğrenmeyi müfredata dahil etmek bu yöndeki önemli adımlardır. 3.4. Toplumsal Katkıyı Artırmaya Yönelik Politikalar, Yaklaşımlar ve Gelecek Yönergeleri Toplumsal katkıyı artırmaya yönelik politikalar, yaklaşımlar ve geleceğe yönelik yönelimler, aktif katılımcılar olarak üniversitelerin rolünü şekillendirmede çok önemlidir. Bu doğrultuda topluluk katılımının kurumsallaştırılması temel politikalardan biri kabul edilebilir. Üniversiteler, çeşitli girişimleri koordine eden ve destekleyen topluluk katılımı için özel ofisler veya merkezler kurabilir. Bu merkezler öğrenciler, öğretim elemanları ve topluluk ortakları arasındaki iş birliği için 181 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü merkezler olarak hizmet verebilir ve topluluk katılımının üniversitenin misyonunun ayrılmaz bir parçası olmasını sağlayabilir (Compagnucci & Spigarelli, 2020). Kamu-özel sektör ortaklıkları üniversite girişimlerinin sosyal etkisini önemli ölçüde artırabilir. Üniversiteler, özel sektör kuruluşlarıyla iş birliği yaparak, sosyal sorunların üstesinden gelmek için ek kaynaklar, uzmanlık ve ağlardan yararlanabilir. Bu ortaklıklar, araştırma projeleri, staj programları ve topluluk geliştirme girişimleri dahil olmak üzere çeşitli biçimlerde olabilir. SONUÇ Üniversiteler, sürdürülebilirliği müfredatlarına entegre ederek, çevre bilincini geliştirerek ve öğrencileri sürdürülebilir uygulamalarda geleceğin liderleri olmaya hazırlayarak eğitim üzerinde derin bir etki yaratabilir. Özellikle çevre bilimi, sürdürülebilir kalkınma ve sosyal sorumluluğu kapsayan disiplinlerarası derslerin müfredata dahil edilmesi ve proje tabanlı öğrenme ve deneyimsel eğitim gibi modeller, sürdürülebilirliği öğrenme deneyimine dahil etmenin etkili yöntemleridir. Dünyadan ve Türkiye’den ele alınan örnekler, eğitimde sürdürülebilirliğin kurumsallaştırılmasının önemini ortaya koymaktadır. Bu örnekler, öğrencileri yalnızca eğitmekle kalmayıp aynı zamanda dünyadaki sürdürülebilirlik sorunlarına dahil eden programları başarıyla uygulamış ve sürdürülebilir kalkınmaya yansıtabilmişlerdir. Üniversiteler aynı zamanda Ar-Ge ve inovasyon alanında sürdürülebilirliği yönlendiren araştırmalar ve teknolojik gelişmeler için bir kuluçka merkezi görevi görmektedir. Dolayısıyla üniversite temelli araştırma ile sürdürülebilir kalkınmanın daha geniş hedefleri arasında, kritik bir bağlantıdan söz edilebilir. Bu kapsamda ele alınan üniversite-sanayi iş birliği örnekleri, araştırmaların etkisini artırmada kamuözel sektör ortaklıklarının potansiyelini bir kez daha hatırlatmaktadır. Bu iş birlikleri, yenilenebilir enerji yeniliklerinden sürdürülebilir tarımdaki ilerlemelere kadar sürdürülebilirliği destekleyen teknolojilerin ve süreçlerin geliştirilmesini kolaylaştırmaktadır. Disiplinlerarası araştırmalara verilen önem ve projelerin desteklenmesi, sürdürülebilirliğe yönelik inovasyon ivmesinin sürdürülmesinde büyük öneme sahiptir. Üniversitelerin toplumsal katılımı ve sosyal sorumluluğu geliştirmedeki vazgeçilmez rolü, akademik bilgi ile toplumun ihtiyaçları arasında köprü görevi gören çeşitli sorunlara çözüm bulacak bir misyonun üniversitelere yüklenmesi anlamına gelmektedir. Bu çerçevede sosyal sorumluluk projeleri ve sivil toplumun yanı sıra özel sektörle kurulan iş birlikleri de dahil olmak üzere üniversite-toplum 182 Eğitim ortaklığının çeşitli modelleri pek çok başarılı örnekte karşımıza çıkmaktadır. Nitekim bu örnekler, genellikle öğrencilere toplumsal çalışmalara katılma fırsatı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda sürdürülebilirliğe katkıda bulunur. Toplumsal katılımın kurumsallaştırılması ve buna yönelik ofislerin kurulması, üniversitelerin toplumsal kalkınmanın aktif katılımcıları olmasını sağlamak için önemli stratejilerdir. Küresel toplum çevresel bozulma, sosyal eşitsizlik ve ekonomik istikrarsızlıkla boğuşmaya devam ederken, sürdürülebilir çözümlere olan ihtiyaç giderek daha önemli hale gelmektedir. Üniversiteler, bilgi üretimi ve toplumsal etkinin kesiştiği noktadaki önemli konumlarıyla, sürdürülebilir geleceğe yönelik atılımı yönlendirici potansiyele sahiptir. Ancak bu, yönetişim ve altyapıdan öğretim ve araştırmaya kadar üniversite operasyonlarının tüm yönlerine sürdürülebilirliği yerleştirmek için ortak bir çaba gerektirmektedir. Gelecekte, sürdürülebilirlik sorunlarının karmaşık ve birbiriyle bağlantılı doğasına değinmek için hem üniversiteler içinde hem de disiplinlerarası iş birliğine daha fazla vurgu yapılması muhtemeldir. Dijital teknolojilerden ve çevrimiçi platformlardan yararlanmak, üniversite girişimlerinin erişim ve etkisini artırarak küresel ölçekte daha geniş katılım ve iş birliğine olanak sağlayabilir. Üniversitelerin eğitimdeki rolüne dair bu tartışmaların ışığında, üniversitelerin sürdürülebilir eğitimi desteklemedeki rolünü geliştirmek için birkaç önemli öneride bulunulabilir. İlk olarak, üniversiteler sürdürülebilirliğin müfredatın tüm yönlerine entegrasyonuna öncelik vermeli ve farklı disiplinlerden öğrencilerin sürdürülebilirlik zorluklarının üstesinden gelebilecek bilgi ve becerilerle donatılmalarını sağlamalıdır. Bu, sürdürülebilirliğe yönelik yeni dersler geliştirmeyi ve sürdürülebilirlik temalarını akademik birimlerdeki mevcut derslere yerleştirmeyi içerebilir. İkincisi, inovasyon kültürünün geliştirilmesi çok önemlidir. Üniversiteler, finansman fırsatları, disiplinlerarası araştırma merkezleri ve sanayi ve aynı zamanda hükümetle ortaklıklar da dahil olmak üzere sürdürülebilirliğe odaklanan Ar-Ge girişimlerine geniş destek sağlamalıdır. Zira öğretim elemanlarını ve öğrencileri dünyadaki sorunları ele alan uygulamalı araştırmalara katılmaya teşvik etmek, topluma ve çevreye fayda sağlayacak somut çözümlere yol açacaktır. Üçüncüsü, topluluk katılımı çabalarının güçlendirilmesi çok önemlidir. Üniversiteler, sosyal ve çevresel sorunları iş birliği içinde ele almak için yerel topluluklar, sivil toplum ve özel sektör kuruluşlarıyla güçlü ortaklıklar kurmalı ve sürdürmelidir. Bu, yalnızca öğrencilere yönelik toplum temelli projeleri ve hizmet 183 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü odaklı öğrenme fırsatlarını desteklemeyi değil, aynı zamanda üniversitenin kaynaklarının ve uzmanlığının toplum yararına kullanılmasını sağlamayı içerir. Dördüncüsü, üniversiteler operasyonlarına ve faaliyetlerine yön veren kapsamlı sürdürülebilirlik politikaları benimsemeli ve uygulamalıdır. Bu, karbon nötrlüğü sağlamak, atıkların azaltılması ve sürdürülebilir satın alma uygulamalarının teşvik edilmesi gibi kampüs operasyonları için iddialı sürdürülebilirlik hedeflerinin belirlenmesini içerir. Bu süreçte şeffaflık ve hesapverebilirlik çok önemlidir, bu nedenle sürdürülebilirlik performansı ve ilerlemesine ilişkin düzenli raporlama hayati önem taşımaktadır. Son olarak, küresel bir bakış açısının geliştirilmesi önemlidir. Üniversiteler sürdürülebilirlik konusunda bilgi alışverişine ve en iyi uygulamalara olanak tanıyan uluslararası iş birlikleri ve ortaklıklar kurmalıdır. Bu konuda küresel ağlara ve girişimlere katılmak, üniversitenin küresel sürdürülebilirlik çabalarına katkıda bulunma yeteneğini geliştirebilir. Sonuç olarak, sürdürülebilir eğitimi teşvik etmede üniversitelerin rolünün çok yönlü ve hayati olduğu söylenebilir. Sürdürülebilirliği eğitim ve öğretime entegre ederek, yenilikçi araştırma ve geliştirmeyi teşvik ederek ve topluluklarla aktif bir şekilde etkileşime geçerek, üniversiteler sürdürülebilir bir geleceğe yönelik önemli ilerlemeler sağlayabilir. Bu bölüm boyunca tartışılan spesifik modeller ve örnekler, üniversitelerin sürdürülebilirliğe etkili şekilde nasıl katkıda bulunabilecekleri konusunda kayda değer bilgiler sunmaktadır. Yükseköğretim kurumları gelişmeye ve uyum sağlamaya devam ettikçe, sürdürülebilirliğe olan bağlılıkları gelecek nesiller için daha iyi ve daha adil bir dünyanın şekillendirilmesinde hayati önem taşıyacaktır. KAYNAKÇA Abo-Khalil, A. G. (2024). “Integrating Sustainability into Higher Education Challenges and Opportunities for Universities Worldwide”, Heliyon, 10(9), 1-13. Ah-Namand, L. & Osman, K. (2018). “Integrated STEM Education: Promoting STEM Literacy and 21st Century Learning”, içinde Research Highlights in STEM Education, (Ed. M. Shelley & S. A. Kiray). ISRES Publishing. Ss. 66-80. Akar, İ. & Meçik, O. (2024). “Reskilling the Workforce through Vocational Training”, içinde Reskilling the Workforce in The Labor Market: The Country Cases, (Ed. O. Meçik). IGI Global. Ss.33-55. Aktas, C. B. & Whelan, R. & Stoffer, H. & Todd, E. & Kern, C. L. (2015). “Developing A University Wide Course on Sustainability: A Critical Evaluation of Planning and Implementation”, Journal of Cleaner Production, 106(1), 216-221. 184 Eğitim Amadei, B. & Sandekian, R. & Thomas, E. (2009). “A Model for Sustainable Humanitarian Engineering Projects”, Sustainability, 1(4), 1087-1105. Ankrah, S. N. & Al-Tabbaa, O. (2015). “Universities-Industry Collaboration: A Systematic Review”, Scandinavian Journal of Management, 31(3), 387-408. ASRC. (2024). “Towards an Optimal Employment Strategy for People Seeking Asylum in Victoria”.https://asrc.org.au/wp-content/uploads/2013/04/ASRC-EmploymentResearch-Report_W_FA.pdf, Erişim Tarihi: 21.06.2024. AUTM. (2024). “Taking a Chance on Google”. https://autm.net/abouttechtransfer/ betterworldproject/bwpstories/google, Erişim Tarihi: 21.06.2024. Bauer, M. & Rieckmann, M. & Niedlich, S. & Bormann, I. (2021). “Sustainability Governance at Higher Education Institutions: Equipped to Transform?”, Front. Sustain., 2. Berkeley. (2024). “Bachelor of Arts in Sustainable Environmental Design”. https://ced.berkeley.edu/iurd/sed, Erişim Tarihi: 10.06.2024. Bilgili, M. Y. & Topal, A. (2021). “Sürdürülebilir Yükseköğretim Kurumları Oluşturulmasında Talloires Deklarasyonunun Rolü ve Önemi”, Yükseköğretim ve Bilim Dergisi/Journal of Higher Education and Science, 11(2), 417-424. Borras, S. & Gerli, F. & Cenzato, R. (2024). “Technology Transfer Offices in the Diffusion of Transformative Innovation: Rethinking Roles, Resources, and Capabilities”, Technological Forecasting and Social Change, (200). Cambridge College. (2024). “COVID-19 Updates”. https://www.cambridgecollege. edu/covid19-updates, Erişim Tarihi: 12.06.2024. Compagnucci, L. & Spigarelli, F. (2020). “The Third Mission of the University: A Systematic Literature Review on Potentials and Constraints”, Technological Forecasting and Social Change, 161. Dawodu, A. & Dai, H. & Zou, T. & Zhou, H. & Lian, W. & Oladejo, J. & Osebor, F. (2022). “Campus Sustainability Research: Indicators and Dimensions to Consider for the Design and Assessment of a Sustainable Campus”, Heliyon, 8(12). European Commission. (2024a). “Erasmus+ EU Programme for Education, Training, Youth and Sport”. https://erasmus-plus.ec.europa.eu/, Erişim Tarihi: 10.06.2024. European Commission. (2024b). “The Bologna Process and the European Higher Education Area”. https://education.ec.europa.eu/education-levels/higher-education/inclusive-andconnected-higher-education/bologna-process, Erişim Tarihi: 10.06.2024. Fidanoski, F. & Simeonovski, K. & Kaftandzieva, T. & Ranga, M. & Dana, L. & Davidovic, M. & Ziolo, M. & Sergi, B. S. (2022). “The Triple Helix in Developed Countries: When Knowledge Meets Innovation?”, Heliyon, 8(8). Fraunhofer. (2024). “About Fraunhofer”. https://www.fraunhofer.de/en/ aboutfraunhofer.html, Erişim Tarihi: 20.06.2024. Fundamental Quantum Technologies Laboratory. (2024). “Research”. https://www.unsw.edu.au/research/fqt, Erişim Tarihi: 12.06.2024. Harvard Extension School. (2024). “About Us”. https://extension.harvard.edu/, Erişim Tarihi: 10.06.2024. 185 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Harvard University. (2024). “Studies of Women, Gender, and Sexuality”. https://wgs.fas.harvard.edu/undergraduate, Erişim Tarihi: 19.07.2024. Järvis, M. & Tambovceva, T. & Virovere, A. (2021). “Scientific Innovations and Advanced Technologies in Higher Education”, Futurity Education, 1(1), 15-25. Kokosalakis, N. & Kogan, M. (2001). “Lifelong Learning: The Implications for the Universities in the EU”, European Community under The Targeted Socio-economic Research (TSER) Programme”. https://cordis.europa.eu/docs/projects/files/SOE /SOE2982043/70781301-6_en.pdf, Erişim Tarihi: 04.06.2024. KUSIF. (2024). “About Us”. https://kusif.ku.edu.tr/en/about-us/kusif/, Erişim Tarihi: 24.06.2024. Liu, J. & Watabe, Y. & Goto, T. (2022). “Integrating Sustainability Themes for Enhancing Interdisciplinarity: A Case Study of A Comprehensive Research University in Japan”, Asia Pacific Educ. Rev., 23, 695-710. MAM. (2024). “Who We Are?”. https://mam.tubitak.gov.tr/en/kurumsal/who-we-are-0, Erişim Tarihi: 24.06.2024. McCarthy, A. M. & Maor, D. & McConney, A. & Cavanaugh, C. (2023). “Digital Transformation in Education: Critical Components for Leaders of System Change”, Social Sciences & Humanities Open, 8(1), 1-15. MIT Bootcamps. (2024). “MIT Bootcamps Learn by Doing”. https://bootcamps.mit.edu/, Erişim Tarihi: 11.06.2024. MIT IDM. (2024). “About IDM”. https://idm.mit.edu/, Erişim Tarihi: 10.06.2024. MIT Media Lab. (2024). “About Media Lab”. https://www.media.mit.edu/ research/?filter=everything&tag=human-computer-interaction, Erişim Tarihi: 30.06.2024. MITEI. (2024). “About the MIT Energy Initiative”. https://energy.mit.edu/, Erişim Tarihi: 24.06.2024. MOOC. (2024). “About MOOC’s”. https://www.mooc.org/, Erişim Tarihi: 10.06.2024. Murphy, C. F. & Allen, D. & Allenby, B. & Crittenden, J. & Davidson, C. I. & Hendrickson, C. & Matthews, H. S. (2009). “Sustainability in Engineering Education and Research at U.S. Universities”, Environ. Sci. Technol., 43(15), 5558-5564. Mulà, I. & Tilbury, D. & Ryan, A. & Mader, M. & Dlouhá, J. & Mader, C. & Benayas, J. & Dlouhý, J. & Alba, D. (2017). “Catalysing Change in Higher Education for Sustainable Development: A Review of Professional Development Initiatives for University Educators”, International Journal of Sustainability in Higher Education, 18(5), 798-820. Nolte, A. & Chounta, I. & Herbsleb, J. D. (2020). “What Happens to All These Hackathon Projects? Identifying Factors to Promote Hackathon Project Continuation”, Proc. ACM Hum. Comput, Interact. 4, CSCW2. Price, E. A. C. & White, R. M. & Mori, K. (2021). “Supporting the Role of Universities in Leading Individual and Societal Transformation through Education for Sustainable Development”, Discov. Sustain, 2(49). 186 Eğitim Purcell, W. M. & Henriksen, H. & Spengler, J. D. (2019). “Universities as the Engine of Transformational Sustainability toward Delivering the Sustainable Development Goals: “Living Labs” for Sustainability”, International Journal of Sustainability in Higher Education, 20(8), 1343-1357. Rafanan, R. J. L. & De Guzman, C. Y. & Rogayan, D. V. (2020). “Pursuing STEM Careers: Perspectives of Senior High School Students”, Participatory Educational Research (PER), 7(3), 38-58. Rodgers, M. H. (2024). “Discovery of the Structure of DNA”. https://opentextbooks. clemson.edu/sciencetechnologyandsociety/chapter/discovery-of-the-structure-of-dna/, Erişim Tarihi: 21.06.2024. Shayan, F. & Mohabbati-Kalejahi, N. N. & Alavi, S. & Zahed, M. A. (2022). “Sustainable Development Goals (SDGs) as A Framework for Corporate Social Responsibility (CSR)”, Sustainability, 14(3), 1-27. Stanford. (2024). “About Us”. https://dschool.stanford.edu/, Erişim Tarihi: 12.06.2024. STARS. (2024). “About STARS”. https://stars.aashe.org/about-stars/, Erişim Tarihi:13.06.2024. Tamtekin, A. O. (2014). “Current Developments and Trends in Higher Education”, Journal of Business, Economics & Finance, 3(4), 471-489. Tulane University. (2024). “Mission, Vision and Core Values”. https://cps.tulane.edu/missionvisionand-corevalues, Erişim Tarihi: 13.06.2024. TUM. (2024). “Siemens Opens its Largest Cooperation Center Worldwide at TUM”. https://www.tum.de/en/news-and-events/all-news/press-releases/details/siemensopens-its-largest-cooperation-center-worldwide-at-tum, Erişim Tarihi: 23.06.2024. University of Cape Town. (2024). “About Us”. https://uct.ac.za/, Erişim Tarihi: 15.06.2024. USC Annenberg. (2024). “About Us”. https://annenberg.usc.edu/, Erişim Tarihi: 13.06.2024. Vardar, Ö. (2022). Yükseköğretimde Kurumsal Akreditasyon. Türk Eğitim Derneği Yayınları. Voudoukis, N. & Pagiatakis, G. (2022). “Massive Open Online Courses (MOOCS): Practices, Trends, And Challenges for The Higher Education”, European Journal of Education and Pedagogy, 3(3), 288-295. VU Amsterdam. (2024). “Understanding Politics in A Complex World”. https://vu.nl/ en/education/master/political-science/curriculum, Erişim Tarihi: 19.07.2024. Wageningen University. (2024). “Courses and Workshops”. https://www.wur.nl/en/ researchresults/chair-groups/environmental-sciences/soil-science-cluster/activities/ courses-and-workshops.htm, Erişim Tarihi: 13.06.2024. Yılmaz, H. & Yücel, T. (2022). “Sürdürülebilir Kalkınmanın Sağlanmasında Uluslararası Çalışmalar ve Eleştirileri”, Uluslararası Yönetim Akademisi Dergisi, 5(3), 691-702. Your Genome. (2024). “What is CRISPR-Cas9?”. https://www.yourgenome.org/ theme/whatiscrisprcas9/#:~:text=CRISPR%2DCas9%20is%20a%20unique,buzz%20 in%20the%20science%20world, Erişim Tarihi: 12.06.2024. 187 BÖLÜM 7 SORUMLU ÜRETİM VE TÜKETİM BİLİNCİ Cem Korkut * ÖZET Bu bölümde, sorumlu üretim ve tüketim kültürü çeşitli boyutlarıyla ele alınarak sürdürülebilir bir geleceğe katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Tüketim kültürünün kimlik oluşumu üzerindeki etkileri ve medyanın bu süreçteki rolü incelenerek, gençlerin sorumlu tüketim alışkanlıklarının nasıl iyileştirilebileceği tartışılmaktadır. Sosyal medyanın tüketim alışkanlıkları üzerindeki etkisi değerlendirilirken, bilinçlendirme kampanyaları ve eğitimlerin önemi vurgulanmaktadır. Atık yönetimi ve doğal kaynakların korunması konularında yemek atıkları, kıyafet ve diğer tüketim atıklarının yönetimi gibi pratik çözümler sunulmaktadır. Geri dönüşüm çalışmalarının çevresel ve ekonomik faydaları vurgulanırken, kimyasal atıkların yönetimi ve çevresel etkileri de ele alınmaktadır. Sorumlu üretim ve tüketimin ekonomik dengeye katkıları ve yoksulluğun azaltılmasındaki rolü irdelenerek, ilgili sosyal sorumluluk projelerinden örnekler sunulmaktadır. Mevcut yasalar ve düzenlemeler ışığında politika önerileri geliştirilmekte, farklı paydaşlar arasında iş birliği ve ortaklıkların önemi vurgulanmaktadır. Eğitim ve bilinçlendirme kampanyalarının, sürdürülebilir tüketim alışkanlıklarının yaygınlaştırılmasındaki rolü ele alınarak, gelecekteki olasılıklar ve önerilere de temas edilmektedir. Bölümde ayrıca bu konuların yükseköğretimde eğitim, araştırma-geliştirme ve toplumsal katılım alanlarında nasıl ele alındığına dair incelemeler yapılmaktadır ve öneriler sunulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sorumlu Üretim-Tüketim, Tüketim Kültürü, Atık Yönetimi, Sosyal Medya, Sürdürülebilirlik, Yükseköğretimin Sorumlu Üretim ve Tüketimdeki Rolü * Doç. Dr.; Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, SBF, İktisat Bölümü;
[email protected]; Orcid: 0000-0002-1104-5330 189 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü RESPONSIBLE PRODUCTION AND CONSUMPTION AWARENESS ABSTRACT In this section, the culture of responsible production and consumption is examined from various perspectives with the aim of contributing to a sustainable future. The impacts of consumer culture on identity formation and the role of media in this process are analyzed, discussing how young people's responsible consumption habits can be improved. While evaluating the effects of social media on consumption habits, the importance of awareness campaigns and education is emphasized. Practical solutions such as the management of food waste, clothing, and other consumer waste are provided concerning waste management and the conservation of natural resources. The environmental and economic benefits of recycling efforts are highlighted, and the management and environmental impacts of chemical waste are addressed. Examples of relevant social responsibility projects are presented by examining the contributions of responsible production and consumption to economic balance and the reduction of poverty. Policy recommendations are developed considering existing laws and regulations, emphasizing the importance of cooperation and partnerships among different stakeholders. The role of education and awareness campaigns in promoting sustainable consumption habits is addressed, considering future possibilities and suggestions. Additionally, the section includes analyses and recommendations on how these issues are addressed in higher education through education, research and development, and community engagement. Keywords: Responsible Production-Consumption, Consumer Culture, Waste Management, Social Media, Sustainability, Role of Higher Education in Responsible ProductionConsumption 190 Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilinci GİRİŞ Kapitalist ekonomik sistem, 18. yüzyıldan bu yana dünya genelinde yaygınlaşarak, sanayi devrimiyle birlikte hız kazanan bir süreçle modern toplumların temel yapısını oluşturmuştur. Bu sistem, ekonomik büyüme ve refah artışı vaat ederken, aynı zamanda sorumsuz üretim ve tüketim kültürünü de beraberinde getirmiştir. Kapitalizmin temelinde yatan sürekli büyüme ve kâr maksimizasyonu hedefleri, doğal kaynakların sınırsızca sömürülmesine ve çevresel bozulmanın hızlanmasına neden olmuştur. Bu süreç, günümüzde dünyayı sürdürülemez bir noktaya getirmiştir. Ayrıca insanoğlunun bu sistem içerisinde sahip olduğu etkisiz konumda hak ve hukuk ihlallerinin de arttığı bir dönemi beraberinde getirmiştir (Bulut, 2015). Sadece çağın değil gelecek nesillerin de hakkının suistimal edildiği bu durumun sürdürülemeyeceği açığa çıkmıştır. Kapitalizmin doğasında bulunan rekabet, üretici ve tüketicileri sürekli olarak daha fazla mal ve hizmet üretmeye ve tüketmeye teşvik eder (Duman, 2016: 25). Bu teşvik, kısa vadeli kârların maksimize edilmesine odaklanırken, uzun vadeli çevresel ve sosyal etkiler göz ardı edilmektedir. Örneğin, endüstriyel tarım uygulamaları, daha fazla ürün elde etmek amacıyla yoğun kimyasal gübre ve pestisit kullanımını teşvik etmekte, bu da toprağın verimliliğinin azalmasına ve biyolojik çeşitliliğin kaybolmasına yol açmaktadır. Aynı şekilde, fosil yakıtların yoğun kullanımı, sera gazı emisyonlarını artırarak iklim değişikliğine katkıda bulunmaktadır. Bu durum, ekosistemlerin bozulması ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır (Karababa, 2014). Dolayısıyla geçici bir refah algısı uzun vadede aslında insanoğlunun bir nevi sonunu getirmektedir. Tüketim kültürü, kapitalizmin en önemli araçlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Reklam ve medya aracılığıyla sürekli olarak daha fazla tüketim teşvik edilmekte, bireyler ihtiyaçlarından bağımsız olarak yeni ürünler satın almaya yönlendirilmektedir (Tan, 2019). Bu durum, doğal kaynakların hızla tükenmesine ve atık miktarının artmasına neden olmaktadır. Örneğin, hızlı moda endüstrisi, düşük maliyetli ve kısa ömürlü giysilerin üretilip tüketilmesini teşvik ederek, büyük miktarda tekstil atığına yol açmaktadır. Bu atıklar, çoğunlukla geri dönüştürülememekte ve çevresel kirliliğe neden olmaktadır. Sorumsuz üretim ve tüketimin bir diğer önemli sonucu, ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin derinleşmesidir. Kapitalist sistem, zengin ile fakir arasındaki uçurumu genişleterek, yoksulluk ve sosyal adaletsizlik sorunlarını artırmaktadır (Tutan, 2010). Büyük şirketler, kârlarını maksimize etmek amacıyla iş gücü 191 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü maliyetlerini düşürmekte ve düşük ücretli işlerde çalışan insanları sömürmektedir. Bu durum, çalışanların yaşam standartlarının düşmesine ve sosyal huzursuzlukların artmasına neden olmaktadır. Kapitalizmin doğası gereği, çevresel ve sosyal sorunları göz ardı etmesi, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına (SKA’lara) ulaşmayı zorlaştırmaktadır. Sorumlu üretim ve tüketim, yalnızca bireylerin ve şirketlerin bilinçli tercihler yapmasıyla değil, aynı zamanda hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların etkin politikalar ve düzenlemeler geliştirmesiyle mümkün olacaktır. Bu bağlamda, sürdürülebilirlik kavramı, ekonomik büyümenin yanı sıra çevresel koruma ve sosyal adaleti de içermelidir. Sürdürülebilir kalkınma, gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için mevcut kaynakların dikkatli ve bilinçli bir şekilde kullanılmasını gerektirir. Çevresel bozulma, ekonomik ve sosyal eşitsizlikler gibi sorunlar, kapitalist sistemin temel yapısından kaynaklanmakta ve bu sorunların çözümü, köklü değişiklikler gerektirmektedir. Sürdürülebilir bir geleceğe ulaşmak için, sorumlu üretim ve tüketim anlayışının benimsenmesi, bireylerin, şirketlerin ve hükümetlerin ortak çabalarıyla mümkün olacaktır. Bu süreçte, eğitim ve bilinçlendirme kampanyalarının, yasal düzenlemelerin ve uluslararası iş birliklerinin önemi büyüktür. SKA’lara ulaşmak için, kapitalist sistemin olumsuz etkilerinin azaltılması ve daha adil, çevre dostu bir ekonomik modelin geliştirilmesi gerekmektedir. Kapitalizmin sorumsuz üretim ve tüketim kültürünün getirdiği sürdürülemez noktadan çıkış yolunda, eğitimin ve bilinçlenmenin önemi büyüktür. Bilinçli bireyler, çevresel ve sosyal sorunların farkında olup, sürdürülebilir çözümler üretebilme kapasitesine sahiptirler. Bu bilinç, erken yaşlardan itibaren eğitim yoluyla kazandırılmalı, eğitim sistemine entegre edilmelidir. Çevre bilinci, sorumlu tüketim alışkanlıkları ve sürdürülebilirlik konularının müfredata dahil edilmesi, geleceğin yetişkinlerinin bu konulara duyarlı ve etkin çözümler üretebilen bireyler olarak yetişmesini sağlar. Yükseköğretim kurumları, bu süreçte kritik bir rol oynar. Üniversiteler ve yüksekokullar, sadece bilgi aktaran değil, aynı zamanda problem çözme yeteneklerini geliştiren, eleştirel düşünceyi teşvik eden ve toplumsal farkındalığı artıran kurumlar olmalıdır. Sürdürülebilirlik üzerine yapılan akademik araştırmalar, yeni teknolojilerin ve yöntemlerin geliştirilmesine katkıda bulunur. Bu araştırmalar, çevresel sorunlara yenilikçi çözümler sunarken, aynı zamanda toplumda farkındalığı artırır. Üniversitelerdeki sürdürülebilirlik merkezleri ve 192 Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilinci çevre bilimi programları, bu konuda uzmanlaşmış bireylerin yetişmesine olanak tanır. Yetişmiş insan gücünün bu anlamda katkısı katlanarak büyüdüğü için daha önemlidir. Eğitim ve bilinçlenme, sürdürülebilir bir geleceğe ulaşmada kilit unsurlardır. Eğitim sisteminin her kademesinde sürdürülebilirlik konularının işlenmesi, genç nesillerin çevresel ve sosyal sorumluluk bilinciyle yetişmesini sağlar. Yükseköğretim kurumları ve sivil toplum kuruluşları (STK’lar), bu bilinçlenme sürecinde kritik bir rol oynayarak, toplumun her kesiminde farkındalık yaratır. Sorumlu üretim ve tüketim alışkanlıklarının yaygınlaşması için, eğitim ve bilinçlenme çalışmalarının sürekli olarak desteklenmesi ve geliştirilmesi gerekmektedir. Tüketim kültürü ve kimlik sorunları, modern toplumların karşı karşıya olduğu önemli konular arasında yer almaktadır. Tüketim kültürü, bireylerin kimlik oluşumunu derinden etkilerken, medya bu süreçte merkezi bir rol oynamaktadır. Ancak, gençlerin sorumlu tüketim bilinci geliştirmesi ve üniversitelerin bu sürece katkıda bulunması, sürdürülebilir bir gelecek için umut verici bir değişim sürecini işaret etmektedir. Üniversiteler, eğitim, araştırma ve topluma katkı alanlarında sorumlu üretim ve tüketim kültürünün yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmaları ile bu dönüşüme öncülük etmektedir. Gençlerin bu bilinçli tutumu, geleceğin daha sürdürülebilir ve adil bir toplum inşa edilmesinde kritik bir rol oynayacaktır. Eğitim ve bilinçlendirme kampanyalarıyla desteklenen bu süreç, tüketim alışkanlıklarının ve dolayısıyla kimlik oluşum süreçlerinin daha sorumlu ve sürdürülebilir bir yöne evrilmesini sağlayacaktır. Bu süreçte, üniversitelerin sunduğu programlar ve projeler, gençlerin sorumlu tüketim ve üretim bilincini artırmakta ve sürdürülebilir bir gelecek için önemli adımlar atılmasına yardımcı olmaktadır. Bu nedenle, yükseköğretim kurumlarının bu alandaki çabaları adeta bir çarpan etkisiyle toplumun genelinde pozitif bir dönüşüm yaratma potansiyeline sahiptir. Bilinçlenme süreci, yalnızca formal eğitimle sınırlı olmamalıdır. Yaygın eğitim, medya kampanyaları ve STK’ların çalışmaları da bu süreçte önemli bir rol oynar. Bilinçlendirme kampanyaları, geniş kitlelere ulaşarak, çevresel ve sosyal sorumluluk bilincinin yayılmasını sağlar. STK’lar, yerel ve uluslararası düzeyde projeler ve etkinlikler düzenleyerek, toplumsal bilinci artırabilir. Bu tür çabalar, toplumun farklı kesimlerinde sorumlu üretim ve tüketim alışkanlıklarının benimsenmesine yardımcı olmaktadır. Bu bölümde kontrolsüz tüketime ve bilinçsiz üretime yol açan mekanizmalar irdelenecektir. Akabinde yükseköğretim 193 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü kurumları olarak üniversitelerin bu mekanizmaları önlemedeki rolü araştırılarak politika önerileri ile bir yol haritası oluşturulmaya çalışılacaktır. 1. EĞİTİM-ÖĞRETİMDE SORUMLU ÜRETİM VE TÜKETİM BİLİNCİ 1.1. Sorumlu Üretim ve Tüketim Kültüründen Hareketle Kimlik Sorunlarını Aşmada Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Tüketim kültürü, modern toplumların temel yapı taşlarından biri haline gelmiştir. Sanayi devrimi ile başlayan üretim fazlalığı, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızla büyüyen kapitalist ekonomik sistem ile birleşerek, tüketimi adeta bir yaşam biçimi haline getirmiştir. Tüketim kültürü, bireylerin yaşam tarzlarını, değerlerini ve kimliklerini belirlemede önemli bir rol oynamaktadır (İlter, 2019). Bireyler, satın aldıkları ürünler ve hizmetler aracılığıyla sosyal statülerini ifade etmekte ve bu yolla kimliklerini inşa etmektedirler. Tüketim kültürünün şekillenmesinde reklamlar, pazarlama stratejileri ve medya önemli bir rol oynar. Reklamlar, bireyleri belirli ürünleri satın almaya teşvik ederken, bu ürünlerin birer statü sembolü olduğunu vurgular (Elmasoğlu, 2017: 32). Böylece, bireyler ihtiyaçlarının ötesinde tüketim yaparak sosyal statülerini yükseltmeye çalışırlar. Bu durum, tüketimin sadece ekonomik bir faaliyet olmaktan çıkarak, sosyal ve kültürel bir boyut kazanmasına neden olur. Tüketim kültürünün kimlik oluşumuna etkisi, bireylerin kendilerini ve başkalarını nasıl gördükleri ile doğrudan ilişkilidir. Tüketim, bireylerin sosyal gruplar arasındaki yerlerini belirlemelerine yardımcı olur. Örneğin, belirli markaları tercih eden bireyler, bu markaların temsil ettiği değerler ve yaşam tarzı ile özdeşleşir (Elmasoğlu, 2017). Bu süreç, bireylerin kimliklerini inşa ederken, aynı zamanda toplumdaki sosyal hiyerarşiyi de pekiştirir. Medya, modern toplumlarda kimlik oluşumunda merkezi bir rol oynamaktadır. Televizyon, internet, sosyal medya ve reklamlar aracılığıyla sürekli olarak bireylere neyi tüketmeleri gerektiği konusunda mesajlar verilmektedir (İlhan, 2013; Girgin, 2018). Bu mesajlar, bireylerin kendilerini nasıl görmeleri ve başkalarına nasıl göstermeleri gerektiği konusunda güçlü etkiler yaratmaktadır. Medya, belirli bir yaşam tarzını, değerleri ve normları idealize ederek, bireylerin bu idealize edilmiş kimliklere ulaşma çabasını tetiklemektedir. Medyanın bu gücü, özellikle gençler üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Gençler, kimliklerini oluşturma sürecinde medyanın sunduğu rol modelleri ve yaşam tarzlarını benimsemeye yatkındır. Bu durum, tüketim alışkanlıklarının da bu doğrultuda şekillenmesine 194 Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilinci neden olmaktadır. Medya, gençlere belirli markalar ve ürünler aracılığıyla sosyal kabul görme ve prestij kazanma yollarını göstermekte, bu da gençlerin tüketim alışkanlıklarını etkileyerek, onların kimliklerini bu tüketim kalıpları üzerinden inşa etmelerine yol açmaktadır. Üniversiteler, medya okuryazarlığı eğitimleri ile gençlerin bu konuda bilinçlenmesine katkı sağlamaktadır. Medya okuryazarlığı, bireylerin medyayı eleştirel bir gözle değerlendirmelerini ve medya içeriklerinin ardındaki mesajları anlamalarına yardımcı olmaktadır. Bu sayede, gençler medyanın tüketim kültürü üzerindeki etkilerini daha iyi kavrayarak, kendi tüketim alışkanlıklarını daha bilinçli bir şekilde yönetebilirler. Medya okuryazarlığı dersleri, öğrencilerin medya içeriklerini sorgulamalarını ve daha sorumlu tüketim alışkanlıkları geliştirmelerini teşvik eder (RTÜK, 2016). Bu anlamda medya okuryazarlığı çağımızda sorumlu üretim ve tüketime giden yolda önemli bir araçtır. Çünkü günümüzde tüketim arzularını teşvik eden kanallara insanoğlu medya yoluyla maruz kalmaktadır. Gençler, modern tüketim kültürünün hem en yoğun hedef kitlesi hem de geleceğin tüketicileri olarak kritik bir öneme sahiptir. Bunun bilincinde olan idarelerin farkındalık çalışmaları ile son yıllarda gençler arasında sorumlu tüketim bilinci giderek artmaktadır. Bu artışın pozitif etkileri olmakla birlikte internetin sürece dahil olmasıyla kontrolsüz tüketim noktasında da ciddi bir yükselme vardır. Yine de çevresel sorunların ve sosyal adaletsizliklerin farkına varan gençler, tüketim alışkanlıklarını daha sürdürülebilir ve etik bir şekilde yeniden değerlendirmeye başlamışlardır. Artık insanlar sadece üreticilerin değil bireylerin de sorumluluk alması gerektiğini görerek satın aldıkları ürünlerin üretim süreçlerini, çevresel etkilerini ve sosyal sorumluluklarını göz önünde bulundurarak seçim yapmaktadırlar (Fraj & Martinez, 2007). Bu bilinç, sadece bireysel tercihlerle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda toplumsal değişim için de güçlü bir itici güç olmaktadır. Gençler, sosyal medya ve diğer iletişim kanalları aracılığıyla bu bilinci yaymakta, topluluklar oluşturarak ortak hareket etmektedirler. Bu sayede, sorumlu tüketim ve üretim pratiklerinin daha geniş kitlelere ulaşması sağlanmakta ve sürdürülebilir bir gelecek için önemli adımlar atılmaktadır. 1.2. Sorumlu Tüketim Bilinci Aşılamada Sosyal Medya Nasıl Kullanılabilir? Sosyal medya, modern toplumlarda bireylerin tüketim alışkanlıklarını şekillendiren en güçlü araçlardan biridir (Özcan, 2017). Facebook, Instagram, Twitter ve TikTok gibi platformlar, tüketicilere yeni ürünler ve hizmetler hakkında bilgi sunmanın yanı sıra, tüketim davranışlarını da doğrudan etkileyen mecralar 195 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü haline gelmiştir. Sosyal medya, markaların geniş kitlelere ulaşmasını sağlayarak, tüketicilerin satın alma kararlarını büyük ölçüde yönlendirmektedir. Ürün incelemeleri, reklamlar ve (etki sahiplerinin) paylaşımları, bireylerin alışveriş yapma alışkanlıklarını doğrudan etkilemektedir (Şeker, 2021). Özellikle gençler, sosyal medyada gördükleri ürün ve hizmetlere ilgi duyarak, bunları satın alma eğilimindedirler. Üniversiteler, sosyal medya kullanımının bu etkilerini dikkate alarak, öğrencilerine yönelik farkındalık eğitimleri düzenlemektedir. Sosyal medya okuryazarlığı dersleri, öğrencilerin sosyal medyada karşılaştıkları içerikleri eleştirel bir gözle değerlendirmelerini sağlar. Bu dersler, öğrencilere sosyal medya platformlarının nasıl çalıştığını, algoritmaların kullanıcı davranışlarını nasıl yönlendirdiğini ve reklamların nasıl hedeflendiğini öğretir. Böylece, öğrenciler sosyal medyada daha bilinçli bir şekilde gezinir ve tüketim kararlarını daha sorgulayıcı bir yaklaşımla alır. Sosyal medya, sadece kontrolsüz tüketim bilincini değil, sorumlu tüketim bilincini yaymak için de güçlü bir araçtır. Çeşitli sivil toplum kuruluşları, çevre örgütleri ve sorumlu tüketim hareketleri, sosyal medya aracılığıyla geniş kitlelere ulaşarak, farkındalık yaratma ve eğitim kampanyaları düzenlemektedir. Bu kampanyalar, tüketicilerin daha bilinçli ve sorumlu tüketim alışkanlıkları geliştirmelerine yardımcı olur. Üniversiteler de bu tür bilinçlendirme kampanyalarına aktif olarak katılmakta ve öğrencilerini de bu süreçlere dahil etmektedir. Üniversiteler, sosyal medya aracılığıyla düzenlenen çevre ve sorumlu tüketim kampanyalarını destekleyerek, öğrencilere bu konuda bilgi ve farkındalık kazandırmaktadır. Örneğin, bir üniversite, kampüsünde düzenlediği geri dönüşüm kampanyasını sosyal medya üzerinden duyurarak hem öğrencilerini hem de geniş bir kitleyi bu konuda bilinçlendirebilir. Ayrıca, üniversiteler, öğrencileri bilinçlendirme kampanyalarına katılmaya teşvik ederek, onların aktif birer katılımcı olmalarını sağlar. Bu sayede sosyal medyanın yaygın gücü, sorumlu tüketimi teşvik etmek için de kullanılabilir. Ayrıca doğrudan öğrencilerle iş birliği, bu kampanyaların başarısını artırmada önemli bir rol oynar. Üniversiteler, öğrenci toplulukları ve kulüplerle iş birliği yaparak, sosyal medya üzerinden sorumlu tüketim konusunda farkındalık yaratacak projeler geliştirebilir. Öğrenciler, bu projelerde aktif rol alarak hem kendi bilinç düzeylerini artırır hem de topluma katkı sağlar. Bu tür projeler, öğrencilerin liderlik ve iş birliği becerilerini geliştirirken, aynı zamanda sürdürülebilirlik ve sorumlu tüketim konularında önemli bir deneyim kazanmalarına yardımcı olur. 196 Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilinci 1.3. Sürdürülebilirlik Kavramının Önemini Anlamada ve Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilincini Artırmada Yükseköğretim Kurumları Sürdürülebilirlik, gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılama yeteneğini tehlikeye atmadan, bugünün gereksinimlerini karşılamak anlamına gelir. Bu kavram, çevresel koruma, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitlik olmak üzere üç temel bileşeni içerir. Sürdürülebilir bir toplum inşa etmek, yalnızca mevcut kaynakları korumakla kalmaz, aynı zamanda insan sağlığı ve refahını da geliştirir. Bu bağlamda, yükseköğretim kurumları, sürdürülebilirlik bilincinin oluşturulmasında ve yayılmasında kilit bir rol oynar. Eğitim, araştırma ve topluma katkı alanlarındaki faaliyetleriyle üniversiteler, sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşmada önemli katkılar sağlar. 1.3.1. Eğitim Yoluyla Bilinçlendirme Sorumlu üretim ve tüketim, sürdürülebilir kalkınmanın temel taşlarından biridir. Bu bağlamda, yükseköğretim kurumları, geleceğin liderlerini ve bilinçli vatandaşlarını yetiştirme sorumluluğuna sahiptir. Üniversiteler, öğrencilerine çevresel sürdürülebilirlik, etik tüketim ve sorumlu üretim konularında eğitim vererek, bu bilinçle hareket etmelerini sağlamalıdır. Bu amaçla, üniversitelerin müfredatlarına sorumlu üretim ve tüketim konularını dahil etmeleri gerekmektedir. Bu anlamda dünyada bazı üniversiteler lisans ve lisansüstü çalışmalarında bu konulara eğilmektedir (Coventry University, 2024). Yine müfredatına 12. SKA olan “Sorumlu Üretim ve Tüketim” ile ilgili dersler koyan üniversiteler de mevcuttur (Eureca-Pro, 2024; University of Wollongong Australia, 2024). Ayrıca üniversiteler için sıralama yapılan geri dönüşüm ve sürdürülebilirlik endeksleri de bu anlamda başarılı uygulamaları göstermektedir (Times Higher Education, 2024). Üniversitelerde, çevre bilimi, sürdürülebilir kalkınma, etik ve sosyal sorumluluk gibi dersler de sunulmaktadır. Bu dersler, öğrencilerin çevresel sorunlar hakkında bilgi edinmelerini ve sorunlara yönelik çözümler geliştirmelerini sağlar. Ayrıca, bu dersler aracılığıyla öğrenciler, sürdürülebilirlik ilkelerini günlük yaşamlarına entegre edebilir ve bu bilinçle hareket edebilirler. Örneğin, sürdürülebilirlik derslerinde, yenilenebilir enerji kaynakları, atık yönetimi, su ve enerji tasarrufu gibi konular işlenir. Bu sayede, öğrenciler hem teorik bilgi edinir hem de pratik uygulamalarla bilgileri pekiştirirler. Ayrıca, üniversiteler, disiplinlerarası dersler sunarak, öğrencilerin farklı alanlarda bilgi sahibi olmalarını sağlar. Örneğin, mühendislik, işletme, sosyoloji ve çevre bilimi gibi farklı disiplinlerden dersler alan öğrenciler, sürdürülebilirlik ve sorumlu tüketim konularında daha geniş bir perspektife 197 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü sahip olur. Bu da onların, mezun olduktan sonra iş hayatında ve günlük yaşamlarında daha bilinçli kararlar almalarına yardımcı olur. Tablo 1. Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilinci için Eğitim-Öğretim Uygulamaları Tespit Politika Önerisi Sorumlu üretim ve tüketim bilincinin eksikliği Üniversitelerin müfredatlarına sorumlu üretim ve tüketim konularını dahil etmek Çevresel sürdürülebilirlik konusunda yetersiz bilgi Çevre bilimi, sürdürülebilir kalkınma, etik ve sosyal sorumluluk gibi dersler sunmak Öğrencilerin sorumlu üretim ve tüketim hakkında yeterli bilgiye sahip olmaması Öğrencilerin sorumlu üretim ve tüketim hakkında bilgi edinmelerini ve çözümler geliştirmelerini sağlamak Sürdürülebilirlik ilkelerinin günlük yaşama entegre edilememesi Sürdürülebilirlik derslerinde yenilenebilir enerji kaynakları, atık yönetimi, su ve enerji tasarrufu gibi konuları işlemek Sorumlu tüketim bilincinin oluşmasında disiplinlerarası bilgi eksikliği Üniversitelerde disiplinlerarası dersler sunarak, öğrencilerin farklı alanlarda bilgi sahibi olmalarını sağlamak Sürdürülebilirlik ve sorumlu tüketim konusunda dar bir perspektife sahip olunması Mühendislik, işletme, sosyoloji ve çevre bilimi gibi farklı disiplinlerden dersler alarak daha geniş bir perspektife sahip olmak Sürdürülebilirlik konularında farkındalık eksikliği Üniversitelerde sürdürülebilirlik prensiplerini müfredata dahil etmek ve bu konularda derinlemesine bilgi sunmak Medya okuryazarlığı ve etik tüketim konusunda bilinç eksikliği Medya okuryazarlığı ve etik tüketim gibi konuları müfredata dahil ederek bilinç artırmak Sorumlu üretim ve tüketim konusunda uzmanların bilgilerini ve deneyimlerini paylaşma eksikliği Üniversitelerde düzenlenen seminerler, konferanslar ve çalıştaylar aracılığıyla uzmanların bilgilerini ve deneyimlerini paylaşmalarını sağlamak Toplum genelinde sürdürülebilirlik bilincinin yetersiz olması Üniversitelerde düzenlenen etkinlikler ile öğrencilerin ve toplumun sürdürülebilirlik bilincini artırmak Kaynak: Tablo yazar tarafından oluşturulmuştur. Yükseköğretim kurumları, sürdürülebilirlik konularında farkındalık yaratmak ve bilgi yaymak için ideal platformlardır. Üniversiteler, sürdürülebilirlik 198 Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilinci prensiplerini müfredatlarına dahil ederek, öğrencilere bu konularda derinlemesine bilgi sunar. ‘Çevre Bilimi’, ‘Sürdürülebilir Kalkınma’, ‘Yeşil Ekonomi’ ve ‘Sosyal Sorumluluk’ gibi dersler, öğrencilerin sürdürülebilirlik konusundaki bilgi ve anlayışlarını artırır. Ayrıca, disiplinlerarası yaklaşımlar teşvik edilerek, öğrencilerin farklı bakış açıları kazanması sağlanır. Medya okuryazarlığı ve etik tüketim gibi konular, öğrencilerin sürdürülebilirlik ve sorumlu tüketim konusunda daha bilinçli olmalarına yardımcı olur. Üniversitelerde düzenlenen seminerler, konferanslar ve çalıştaylar, sürdürülebilirlik konularında uzmanların bilgilerini ve deneyimlerini paylaşmalarına olanak tanır. Bu etkinlikler, öğrencilerin ve toplumun genelinde sürdürülebilirlik bilincinin artmasına katkıda bulunur. 2. ARAŞTIRMA-GELİŞTİRMEDE SORUMLU ÜRETİM VE TÜKETİM BİLİNCİ Yükseköğretim kurumları, sadece eğitim vermekle kalmaz, aynı zamanda yeni bilgi ve teknolojilerin üretilmesine de katkıda bulunur. Bu bağlamda, üniversitelerde yürütülen araştırma projeleri, sorumlu üretim ve tüketim alanında önemli yenilikler ve çözümler sunar. Üniversiteler, sürdürülebilirlik ve çevre konularında araştırmalar yaparak, bu alandaki bilgiyi artırır ve topluma fayda sağlar. Yükseköğretim kurumları, sürdürülebilir üretim ve tüketim kültürünün geliştirilmesinde ve yaygınlaştırılmasında da merkezi bir rol oynar. Eğitim, araştırma ve topluma katkı faaliyetleriyle üniversiteler hem akademik hem de toplumsal düzeyde önemli etkiler yaratır. Üniversitelerde yürütülen disiplinlerarası projeler ve inovasyon çalışmaları, çevresel, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirliğe yönelik önemli katkılar sağlar. Bu nedenle, yükseköğretim kurumlarının bu alanlardaki çabaları, sürdürülebilir bir geleceğin inşa edilmesi için vazgeçilmezdir. Üniversitelerde yürütülen araştırma projeleri, genellikle disiplinlerarası çalışmalardır. Bu projeler, farklı alanlardan uzmanların bir araya gelerek ortak sorunlara çözüm aradığı çalışmalardır. Örneğin, bir üniversitede yürütülen araştırma projesi, atık yönetimi konusunda yenilikçi çözümler sunabilir. Bu proje kapsamında, mühendisler, çevre bilimciler ve sosyologlar birlikte çalışarak, atıkların geri dönüştürülmesi ve yeniden kullanımı konusunda yeni yöntemler geliştirebilirler. İnovasyon çalışmaları da bu sürecin önemli bir parçasıdır. Üniversiteler, öğrenci ve akademisyenlerin yenilikçi fikirlerini hayata geçirmeleri için çeşitli olanaklar sunar. Teknoloji transfer ofisleri, kuluçka merkezleri ve araştırma laboratuvarları, bu tür inovasyon çalışmalarının yürütüldüğü yerlerdir. Örneğin, bir üniversite, enerji verimliliği konusunda yeni bir teknoloji geliştiren öğrencilere 199 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü destek vererek, bu teknolojinin ticarileştirilmesine ve yaygınlaşmasına yardımcı olabilir. Bu tür çalışmalar, sadece akademik başarıları artırmakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal fayda da sağlar. Enerji verimliliği projeleri, enerji tüketimini azaltarak çevresel etkileri minimize eder ve enerji maliyetlerini düşürerek ekonomik tasarruf sağlar. Tablo 2. Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilinci için Araştırma-İnovasyon Uygulamaları Tespit Politika Önerisi Sadece eğitim vermekle sınırlı kalmak Üniversitelerde yeni bilgi ve teknolojilerin üretilmesine katkıda bulunmak Sorumlu üretim ve tüketim alanında yenilik eksikliği Üniversitelerde yürütülen araştırma projeleri ile önemli yenilikler ve çözümler sunmak Sürdürülebilirlik ve çevre konularında bilgi eksikliği Sürdürülebilirlik ve çevre konularında araştırmalar yaparak, bu alandaki bilgiyi artırmak ve topluma fayda sağlamak Disiplinlerarası çalışma eksikliği Üniversitelerde yürütülen araştırma projelerinin genellikle disiplinlerarası çalışmalar olması Atık yönetimi konusunda yenilikçi çözümler geliştirilmemesi Atık yönetimi konusunda yenilikçi çözümler sunan araştırma projeleri yürütmek Farklı uzmanların bir araya gelerek ortak sorunlara çözüm aramaması Mühendisler, çevre bilimciler ve sosyologlar gibi farklı alanlardan uzmanların birlikte çalışması Yenilikçi fikirlerin hayata geçirilmesi için olanakların yetersizliği Üniversitelerin öğrenci ve akademisyenlerin yenilikçi fikirlerini hayata geçirmeleri için çeşitli olanaklar sunması Teknoloji geliştiren öğrencilere yeterli destek verilmemesi Teknoloji transfer ofisleri, kuluçka merkezleri ve araştırma laboratuvarları ile destek sağlamak Enerji verimliliği konusunda yeni teknolojilerin ticarileştirilmesi ve yaygınlaşmasının yetersiz olması Enerji verimliliği konusunda yeni bir teknoloji geliştiren öğrencilere destek vererek, bu teknolojinin ticarileştirilmesine ve yaygınlaşmasına yardımcı olmak Akademik başarıların toplumsal fayda sağlamaması İnovasyon çalışmaları ile sadece akademik başarıları artırmakla kalmayıp, aynı zamanda toplumsal fayda sağlamak Kaynak: Tablo yazar tarafından oluşturulmuştur. 200 Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilinci Üniversiteler, sürdürülebilirlik alanında yeni teknolojilerin geliştirilmesi ve uygulanması için de önemli bir platform sağlar. Güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi ve biyoyakıtlar gibi yenilenebilir enerji kaynakları üzerine yapılan araştırmalar, bu teknolojilerin daha verimli ve yaygın kullanılmasını hedefler. Örneğin, bir üniversitenin mühendislik fakültesi, güneş panellerinin verimliliğini artırmak için yeni malzemeler ve tasarımlar üzerinde çalışabilir. Bu tür projeler, sorumlu enerji üretiminde sürdürülebilirlik sağlamanın yanı sıra, enerji bağımsızlığını artırarak ulusal güvenliğe de katkıda bulunur. 3. TOPLUMA KATKI ÇALIŞMALARINDA SORUMLU ÜRETİM VE TÜKETİM BİLİNCİ Yükseköğretim kurumlarının topluma katkı sağlama görevleri, eğitim ve araştırma faaliyetlerinin ötesine geçer. Üniversiteler, sosyal sorumluluk projeleri ve toplumsal bilinçlendirme çalışmaları ile de önemli roller üstlenir. Bu çalışmalar, üniversitelerin toplumla olan bağlarını güçlendirir ve öğrencilerin sosyal sorumluluk bilinci kazanmalarını sağlar. Üniversiteler, toplumsal sorunlara çözüm bulmak amacıyla çeşitli sosyal sorumluluk projeleri yürütür. Bu projeler, genellikle yerel topluluklarla iş birliği içinde gerçekleştirilir ve çevre, eğitim, sağlık gibi farklı alanlarda olabilir. Örneğin, bir üniversite, yerel bir toplulukla birlikte ağaç dikme kampanyası düzenleyebilir. 11 Kasım Milli Ağaçlandırma Günü kapsamında da birçok üniversitenin bu amaçla faaliyet yürüttüğü görülmektedir (Erciyes Üniversitesi, 2024; Batman Üniversitesi, 2023). Bu tür projeler hem çevresel sürdürülebilirliğe katkı sağlar hem de öğrencilerin topluma hizmet etme bilinci kazanmalarına yardımcı olur. Toplumsal bilinçlendirme çalışmaları da üniversitelerin önemli faaliyetlerinden biridir. Üniversiteler, çevre ve sürdürülebilirlik konularında toplumu bilinçlendirmek amacıyla seminerler, konferanslar ve çalıştaylar düzenler. Bu etkinlikler hem üniversite öğrencilerine hem de geniş bir kitleye hitap eder. Ayrıca, üniversiteler, çeşitli yayınlar ve raporlar aracılığıyla bu konularda bilgi paylaşımında bulunur. Bu tür faaliyetler, toplumun genelinde çevresel farkındalığın artmasına katkı sağlar. Üniversiteler, bu süreci desteklemek için çeşitli programlar ve etkinlikler düzenlemektedir. Sürdürülebilirlik dersleri, atık yönetimi projeleri, geri dönüşüm kampanyaları ve çevre kulüpleri gibi aktiviteler, öğrencilerin sorumlu tüketim bilincini artırmakta ve onların çevresel ve sosyal sorunlara duyarlı bireyler olarak yetişmelerini sağlamaktadır. Ayrıca, üniversiteler, öğrencileri bu konularda 201 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü araştırma yapmaya teşvik ederek, yenilikçi çözümler geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır (Boğaziçi Üniversitesi, 2024; Ege Üniversitesi, 2020; Erciyes Üniversitesi, 2024; Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi, 2024). Kurulan merkezler, müfredata eklenen dersler ve yürütülen projeler ile üniversitelerin bu anlamda bilinçli olduğunu söylemek mümkündür. Örneğin, birçok üniversite kampüsünde sorumlu üretim ve tüketim kapsamında atık yönetimi ve geri dönüşüm programları uygulanmaktadır (Bursa Uludağ Üniversitesi, 2024, Dokuz Eylül Üniversitesi, 2024; Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, 2024). Bu programlar, öğrencilerin atıklarını ayrıştırmalarını ve geri dönüştürmelerini teşvik etmektedir. Ayrıca, kampüslerde düzenlenen sürdürülebilirlik festivalleri ve seminerler, öğrencilerin bu konularda bilgi edinmelerine ve farkındalık kazanmalarına yardımcı olmaktadır (Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, 2024). Üniversiteler, aynı zamanda öğrencilerin sorumlu tüketim alışkanlıklarını geliştirmelerine yönelik projeler de desteklemektedir. Bu projeler, öğrencilerin tüketim alışkanlıklarını sorgulamalarını ve daha sürdürülebilir seçenekler aramalarını teşvik eder. Tablo 3. Sorumlu Üretim Tüketim Bilinci ile Topluma Katkı Faaliyetleri Tespit Politika Önerisi Üniversitelerin topluma katkı sağlama görevlerinin sınırlı kalması Eğitim ve araştırma faaliyetlerinin ötesinde, sosyal sorumluluk projeleri ve toplumsal bilinçlendirme çalışmaları yürütmek Üniversitelerin toplumla olan bağlarının zayıf olması Sosyal sorumluluk projeleri ve bilinçlendirme çalışmaları ile üniversitelerin toplumla olan bağlarını güçlendirmek Öğrencilerin sosyal sorumluluk bilinci kazanmaması Sosyal sorumluluk projeleri ile öğrencilerin sosyal sorumluluk bilinci kazanmalarını sağlamak Toplumsal sorunlara çözüm bulma konusunda yetersizlik Üniversitelerin yerel topluluklarla iş birliği yaparak sorumlu tüketim, çevre, eğitim, sağlık gibi alanlarda sosyal sorumluluk projeleri yürütmesi Çevresel sürdürülebilirlik konularında farkındalık eksikliği Üniversitelerin yerel topluluklarla birlikte ağaç dikme kampanyası gibi projeler düzenlemesi Toplumun sorumlu üretim ve tüketim bilinci ile sürdürülebilirlik konularında bilinç eksikliği Üniversitelerin sorumlu üretim ve tüketim bilinci ile sürdürülebilirlik konularında seminerler, konferanslar ve çalıştaylar düzenlemesi 202 Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilinci Toplumda sorumlu üretim ve tüketim bilincinin düşük olması Üniversitelerin çeşitli yayınlar ve raporlar aracılığıyla sorumlu üretim ve tüketim bilinci ve sürdürülebilirlik konularında bilgi paylaşması Öğrencilerin sosyal sorumluluk projelerine katılımının düşük olması Üniversitelerin öğrenci kulüpleri ve toplulukları ile iş birliği yaparak sosyal sorumluluk projelerini daha geniş kitlelere yayması Öğrencilerin kişisel gelişimlerinin desteklenmemesi Öğrencilerin sorumlu tüketim ile ilgili sosyal sorumluluk projelerinde aktif rol alarak kişisel gelişimlerine katkıda bulunmalarını sağlamak Öğrencilerin liderlik ve iş birliği becerilerinin gelişmemesi Sosyal sorumluluk projelerine katılım yoluyla öğrencilerin liderlik ve iş birliği becerilerini geliştirmelerine yardımcı olmak Kaynak: Tablo yazar tarafından oluşturulmuştur. Bilinçli sosyal medya kullanımı, tüketicilerin daha sürdürülebilir ve etik tercihler yapmalarını desteklerken, aynı zamanda çevresel ve sosyal sorunların çözümüne katkıda bulunur. Üniversiteler, sosyal medyanın sorumlu kullanımını teşvik etmek ve öğrencilerine bu konuda eğitimler ve projeler sunmak suretiyle, toplumsal dönüşüme önemli katkılar sağlar. Bu süreçte, öğrenci katılımı ve iş birliği, kampanyaların ve projelerin başarısını artırmada kritik bir rol oynar. Sosyal medyanın sorumlu kullanımı konusunda bilinçli ve duyarlı bireyler yetiştiren üniversiteler, sürdürülebilir bir geleceğe giden yolda önemli bir rol üstlenmektedir. Öğrenci katılımı ve iş birlikleri, bu sürecin önemli bir parçasıdır. Üniversiteler, öğrenci kulüpleri ve toplulukları ile iş birliği yaparak, sosyal sorumluluk projeleri ve toplumsal bilinçlendirme çalışmalarını daha geniş kitlelere yayar. Öğrenciler, bu tür projelerde aktif rol alarak hem kişisel gelişimlerine katkıda bulunur hem de topluma hizmet etme bilinci kazanır. Ayrıca, öğrencilerin bu tür projelere katılması, onların liderlik ve iş birliği becerilerini geliştirir. 3.1. Sürdürülebilirlik Kültürünün Yaygınlaştırılması Üniversiteler, sürdürülebilirlik kültürünün yaygınlaştırılmasında ve günlük hayata entegre edilmesinde önemli bir rol oynar. Kampüs içinde sürdürülebilir uygulamaların teşvik edilmesi, öğrencilerin bu konudaki bilinç düzeyini artırır. Örneğin, enerji verimliliği, su tasarrufu, atık ayrıştırma ve geri dönüşüm gibi uygulamalar, kampüs yaşamının bir parçası haline getirilebilir. Ayrıca, üniversitelerdeki yemekhaneler ve kantinler, yerel ve organik gıdalar kullanarak, gıda sürdürülebilirliğini destekleyebilir. 203 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Üniversiteler, sürdürülebilirlik konusunda örnek teşkil eden uygulamaları ile diğer kurumlara ve topluma ilham verir. Yeşil kampüs projeleri, enerji tasarrufu sağlamak amacıyla yapılan binalar, güneş ve rüzgâr enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı, çevresel sürdürülebilirliğin önemini vurgular. Bu tür projeler, üniversitelerin sürdürülebilirlik konusundaki kararlılığını ve liderliğini gösterir. 3.2. Atık Yönetimi ve Doğal Kaynakların Korunmasında Üniversiteler Gıda israfı, dünya genelinde büyük bir çevresel ve ekonomik sorun teşkil etmektedir. Her yıl milyonlarca ton gıda israf edilmekte, bu durum hem ekonomik kayıplara hem de çevresel zararlara yol açmaktadır (Tekiner vd., 2021: 123). Gıda israfının azaltılması ve yönetimi, sürdürülebilir bir gıda sistemi oluşturmak için kritik bir adımdır. Üniversite kampüslerinde bu sorunun çözümüne yönelik çeşitli stratejiler ve uygulamalar hayata geçirilmektedir. Üniversitelerde, yemek atıklarını azaltmak için çeşitli programlar ve kampanyalar düzenlenmektedir. Yemekhanelerde porsiyon kontrolü ve israfı azaltmaya yönelik bilgilendirme çalışmaları yapılmaktadır. Öğrencilere gıda israfının çevresel ve ekonomik etkileri konusunda eğitimler verilmektedir. Ayrıca, fazla gıdaların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması için gıda bankalarıyla iş birlikleri yapılmaktadır. Kampüslerde kompostlama sistemleri kurularak, organik atıkların doğal gübreye dönüştürülmesi sağlanmaktadır. Bu tür uygulamalar, öğrencilerin gıda israfı konusunda bilinçlenmelerine ve sorumlu tüketim alışkanlıkları kazanmalarına yardımcı olmaktadır (Aksoy & Şallı, 2023; Yaşar Üniversitesi, 2023; Yeditepe Üniversitesi, 2024). Yine, kıyafet ve diğer tüketim atıklarının yönetimi, çevresel sürdürülebilirlik açısından büyük önem taşır (Escarus, 2021). Üniversitelerde, bu sorunun çözümüne yönelik çeşitli geri dönüşüm programları ve öğrenci inisiyatifleri uygulanmaktadır. Üniversite kampüslerinde, kıyafetlerin yeniden kullanımı ve geri dönüşümü teşvik edilerek, bu atıkların azaltılması sağlanmaktadır (Ankara Üniversitesi, 2024; Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, 2024; Kütahya Dumlupınar Üniversitesi, 2024; Selçuk Üniversitesi, 2024). Öğrenci toplulukları tarafından düzenlenen ikinci el kıyafet pazarları ve bağış kampanyaları, kullanılmayan kıyafetlerin yeniden değerlendirilmesine olanak tanır ve sorumlu üretim ve tüketim açısından farkındalık yaratır. Üniversitelerde geri dönüşüm programları, öğrencilerin atıklarını ayrıştırmalarını ve geri dönüştürmelerini teşvik eder. Kampüslerde yer alan geri dönüşüm kutuları ve 204 Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilinci toplama merkezleri, plastik, cam, metal ve kâğıt gibi atıkların ayrıştırılarak geri dönüştürülmesini sağlar. Üniversiteler, geri dönüşüm konusunda öğrencileri bilinçlendirmek amacıyla seminerler, atölye çalışmaları ve bilgilendirici kampanyalar düzenlemektedir. Üniversiteler, geri dönüşüm konusunda inovatif projeler de geliştirmektedir. Örneğin, bazı üniversiteler atık plastiklerin geri dönüştürülerek kampüs mobilyaları veya diğer kullanışlı ürünler haline getirilmesi projelerini hayata geçirmektedir (The University Network, 2021). Bu tür projeler, geri dönüşüm sürecinin nasıl çalıştığını öğrencilere göstermekte ve onları çevresel sürdürülebilirlik konusunda daha duyarlı hale getirmektedir. Kimyasal atıklar, çevre ve insan sağlığı üzerinde ciddi tehditler oluşturur. Endüstriyel faaliyetler, tarım ve evsel kullanım sonucu oluşan kimyasal atıkların yönetimi, dikkatli ve sorumlu bir şekilde yapılmalıdır. Kimyasal atıkların uygun şekilde bertaraf edilmemesi, toprak, su ve hava kirliliğine yol açabilir, bu da ekosistemlere ve insan sağlığına zarar verebilir. Üniversitelerde, laboratuvarlarda oluşan kimyasal atıkların yönetimi ve bertarafı konusunda çeşitli önlemler alınmaktadır. Atık yönetim stratejileri belirlemek ve uygulamak bunların başında gelmektedir (Ömürbek & Erk & Herek, 2019: 149-153). Üniversitelerde laboratuvar atıklarının yönetimi, sıkı protokoller ve eğitim programları ile sağlanmaktadır. Laboratuvarlarda kullanılan kimyasalların doğru bir şekilde depolanması, etiketlenmesi ve bertaraf edilmesi için detaylı yönergeler bulunmaktadır. Öğrencilere ve laboratuvar çalışanlarına kimyasal atıkların yönetimi konusunda düzenli eğitimler verilir. Ayrıca, üniversiteler, kimyasal atıkların geri dönüştürülmesi ve yeniden kullanımı konusunda yenilikçi projeler geliştirerek, çevresel etkilerin azaltılmasına katkıda bulunur. Atık yönetimi ve doğal kaynakların korunması, sürdürülebilir bir gelecek için vazgeçilmez unsurlardır. Yemek atıklarının azaltılması, kıyafet ve diğer tüketim atıklarının yönetimi, geri dönüşüm çalışmaları ve kimyasal atıkların sorumlu yönetimi, bu hedeflere ulaşmada önemli adımlardır. Üniversiteler, eğitim, araştırma ve topluma katkı alanlarında bu konularda önemli roller üstlenmektedir. Öğrencilerin bilinçlenmesi ve sorumlu tüketim alışkanlıkları kazanmaları için çeşitli programlar ve projeler düzenleyerek, toplumsal dönüşüme katkıda bulunmaktadırlar. Bu çabalar hem bireysel hem de toplumsal düzeyde çevresel sürdürülebilirliği artırmakta ve doğal kaynakların korunmasına yönelik önemli adımlar atılmasını sağlamaktadır. 205 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Tablo 4. Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilinci için Sürdürülebilirlik Kültürünün Yaygınlaştırılması Anlamında Yapılabilecekler Tespit Politika Önerisi Sürdürülebilirlik kültürünün yaygınlaştırılmasında yetersizlik Üniversitelerin sürdürülebilirlik kültürünün yaygınlaştırılmasında ve günlük hayata entegre edilmesinde rol oynaması Öğrencilerin sürdürülebilirlik konusundaki bilinç düzeyinin düşük olması Kampüs içinde enerji verimliliği, su tasarrufu, atık ayrıştırma ve geri dönüşüm gibi sürdürülebilir uygulamaların teşvik edilmesi Yemekhane ve kantinlerde sürdürülebilir gıda kullanımının sınırlı olması Üniversitelerdeki yemekhane ve kantinlerde yerel ve organik gıdalar kullanarak gıda sürdürülebilirliğinin desteklenmesi Diğer kurumlara ve topluma sürdürülebilirlik konusunda ilham verilmemesi Üniversitelerin sürdürülebilirlik konusunda örnek teşkil eden uygulamaları ile diğer kurumlara ve topluma ilham vermesi Enerji tasarrufu sağlayan projelerin yetersizliği Yeşil kampüs projeleri ve enerji tasarrufu sağlamak amacıyla yapılan binaların inşa edilmesi Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının sınırlı olması Güneş ve rüzgâr enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması Çevresel sürdürülebilirliğin öneminin yeterince vurgulanmaması Üniversitelerin sürdürülebilirlik konusundaki kararlılığını ve liderliğini gösteren projeler gerçekleştirmesi Kaynak: Tablo yazar tarafından oluşturulmuştur. 3.3. Küresel Sorunlara Yerel Çözümler Yükseköğretim kurumları, sürdürülebilirlik konusunda küresel sorunlara yerel çözümler bulmada da önemli bir rol oynar. Üniversiteler, yerel topluluklarla iş birliği yaparak (Zeytinburnu Belediyesi, 2012; Muğla Büyükşehir Belediyesi, 2024, Nilüfer Belediyesi, 2024), bölgesel çevre sorunlarına yönelik projeler geliştirir. Bu projeler, hem yerel halkın yaşam kalitesini artırır hem de küresel sürdürülebilirlik amaçlarına ulaşmaya katkıda bulunur. Eğitim, araştırma ve topluma katkı faaliyetleri ile üniversiteler, sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşmada önemli katkılar sağlar. Öğrencilerin ve toplumun sürdürülebilirlik konusunda bilinçlenmesi, çevresel sorunların çözülmesine ve daha sürdürülebilir bir gelecek inşa edilmesine yardımcı olur. Yükseköğretim kurumlarının bu süreçteki rolü, toplumsal dönüşümün anahtarıdır ve sürdürülebilir bir dünya için vazgeçilmezdir. 206 Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilinci Tablo 5. Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilinci için Küresel Sorunlara Yerel Çözümler Anlamında Politika Önerileri Tespit Politika Önerisi Küresel sorunlara yerel çözümler bulmada yetersizlik Yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilirlik konusunda küresel sorunlara yerel çözümler bulmada rol oynaması ve sorumlu üretim-tüketim bilincini aşılamak üzere farkındalık çalışmaları yapması, müfredatlarını revize etmesi Yerel çevre sorunlarına yönelik projelerin eksikliği Üniversitelerin yerel topluluklarla iş birliği yaparak özellikle üretim anlamında bölgesel çevre sorunlarına yönelik projeler geliştirmesi Yerel halkın yaşam kalitesinin Geliştirilen projelerin yerel halkın yaşam kalitesini artırmaya yönelik olması düşük olması Küresel sürdürülebilirlik hedeflerine katkının sınırlı kalması Yerel projelerin SKA 12 Sorumlu Üretim ve Tüketim tesis edilmesinde küresel sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmaya katkıda bulunması Sürdürülebilirlik kavramının oluşturulmasında yetersizlik Yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilirlik kavramının oluşturulmasında merkezi rol oynaması Sürdürülebilirlik bilincinin artırılmasında eksiklik Eğitim, araştırma ve topluma katkı faaliyetleri ile sorumlu üretim-tüketim ile sürdürülebilirlik bilincinin artırılması Çevresel sorunların çözülmesinde yetersizlik Öğrencilerin ve toplumun sürdürülebilirlik konusunda bilinçlenmesi için eğitim ve projeler geliştirilmesi Sürdürülebilir gelecek inşasında eksiklik Üniversitelerin çevresel sorunların çözülmesine ve sürdürülebilir bir gelecek inşa edilmesine yardımcı olması Toplumsal dönüşümün sağlanamaması Yükseköğretim kurumlarının toplumsal dönüşümde merkezi rol oynaması ve sürdürülebilir bir dünya için vazgeçilmez olması Kaynak: Tablo yazar tarafından oluşturulmuştur. SONUÇ Bu bölümde, sürdürülebilir kalkınmanın temel bileşenlerinden biri olan sorumlu üretim ve tüketim kültürü, yükseköğretim kurumlarının bu alandaki rolü ve katkıları ele alınmıştır. Sorumlu üretim ve tüketim hem çevresel hem de ekonomik sürdürülebilirliğin sağlanmasında kritik bir öneme sahiptir. Modern toplumlarda tüketim kültürünün nasıl şekillendiği, medyanın kimlik oluşumundaki rolü ve gençlerin sorumlu tüketim bilincinin artırılmasının önemi gibi konular detaylandırılmıştır. Sosyal medyanın tüketim alışkanlıkları üzerindeki etkisi ve bu platformun sorumlu tüketim bilincini yaymak için nasıl kullanılabileceği 207 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü incelenmiştir. Üniversitelerin sosyal medya kampanyaları ve farkındalık eğitimleriyle bu sürece nasıl katkı sağlayabileceği açıklanmıştır. Ayrıca, atık yönetimi ve doğal kaynakların korunması konularında üniversitelerde uygulanan çözümler, kıyafet ve diğer tüketim atıklarının yönetimi, geri dönüşüm çalışmaları ve kimyasal atıkların yönetimi gibi başlıklar altında değerlendirilmiştir. Eğitim ve araştırma alanında yükseköğretim kurumlarının rolü, müfredat ve dersler aracılığıyla sorumlu üretim ve tüketim bilincinin kazandırılması, üniversitelerde yürütülen araştırma projeleri ve inovasyon çalışmaları ile topluma katkı sağlanması konuları üzerinde durulmuştur. Son olarak, topluma katkı ve bilinçlendirme çalışmaları ile üniversitelerin sürdürülebilirlik kültürünü yaygınlaştırma ve küresel sorunlara yerel çözümler bulma konusundaki önemine vurgu yapılmıştır. Sorumlu üretim ve tüketim kültürü, sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşmada hayati bir rol oynar. Bu kültür, doğal kaynakların verimli kullanılması, çevresel kirliliğin azaltılması ve ekonomik kaynakların sürdürülebilir yönetimi gibi alanlarda önemli katkılar sağlar. Sorumlu üretim, ürünlerin yaşam döngüsü boyunca çevresel etkilerini en aza indirmeyi amaçlarken, sorumlu tüketim ise bireylerin ve toplumların ihtiyaçlarını karşılarken çevreye ve topluma zarar vermeden hareket etmelerini gerektirir. Örneğin, enerji verimliliği, su tasarrufu ve atık yönetimi gibi uygulamalar, doğal kaynakların korunmasını sağlar ve çevresel sürdürülebilirliği destekler. Ayrıca, etik tüketim ve sosyal sorumluluk, toplumsal adaletin ve ekonomik dengenin sağlanmasına yardımcı olur. Bu, sadece çevresel ve ekonomik faydalar sağlamakla kalmaz, aynı zamanda sosyal eşitliğin ve adaletin sağlanmasına da katkıda bulunur. Yükseköğretim kurumları, sorumlu üretim ve tüketim kültürünün yaygınlaştırılmasında ve sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşılmasında merkezi bir rol oynar. Üniversiteler, gençlerin eğitim ve öğretim süreçlerinde çevresel ve sosyal sorumluluk bilinci kazanmalarını sağlar. Müfredatlarına sürdürülebilirlik ve etik tüketim konularını dahil ederek, öğrencilerin bu konularda bilgi ve farkındalık kazanmalarına yardımcı olurlar. Üniversitelerde yürütülen araştırma projeleri ve inovasyon çalışmaları, sürdürülebilirlik alanında yeni bilgiler ve teknolojiler üreterek topluma önemli katkılar sağlar. Disiplinlerarası araştırma projeleri, farklı alanlardan uzmanların bir araya gelerek ortak sorunlara yenilikçi çözümler bulmalarını sağlar. Bu projeler, sadece akademik başarıları artırmakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal fayda sağlar. Topluma katkı ve bilinçlendirme çalışmaları, üniversitelerin sürdürülebilir kalkınma sürecindeki rollerini pekiştirir. Üniversiteler, sosyal sorumluluk projeleri ve toplumsal bilinçlendirme çalışmaları ile toplumun genelinde çevresel ve sosyal farkındalığın artmasına katkıda bulunur. 208 Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilinci Bu çalışmalar, öğrencilerin sosyal sorumluluk bilinci kazanmalarını ve topluma hizmet etme bilinci ile hareket etmelerini sağlar. Gelecekte yükseköğretim kurumlarının yapabileceği çalışmalar arasında, müfredatlarına daha fazla sürdürülebilirlik ve etik tüketim konularını dahil etmek, öğrencilere yönelik sürdürülebilirlik temalı seminerler ve çalıştaylar düzenlemek ve çevresel projelerde öğrenci katılımını teşvik etmek yer alır. Ayrıca, üniversiteler, sürdürülebilirlik alanında yenilikçi çözümler geliştiren öğrenci ve akademisyenleri desteklemek için daha fazla kaynak ayırabilir. Sonuç olarak, yükseköğretim kurumları, eğitim, araştırma ve topluma katkı faaliyetleri ile üniversiteler, çevresel ve sosyal sorunların çözümüne önemli katkılar sağlar. Sorumlu üretim ve tüketim kültürünün yaygınlaştırılması, sürdürülebilir bir geleceğin inşa edilmesine yardımcı olur. Bu süreçte yükseköğretim kurumlarının rolü, toplumsal dönüşümün anahtarıdır ve sürdürülebilir bir dünya için vazgeçilmezdir. Tablo 6. Yükseköğretimde Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilinci için Öneriler Konu Sorun Çözüm Önerisi Tüketim Kültürü ve Kimlik Sorunları Modern toplumlarda tüketim Eğitim ve medya okuryazarlığı dersleriyle farkındalık artırmak kültürünün şekillenmesi ve kimlik oluşumu üzerindeki etkisi Sosyal Medya ve Sorumlu Tüketim Sosyal medyanın tüketim alışkanlıkları üzerindeki etkisi Sosyal medya kampanyaları ve eğitim programları düzenlemek Atık Yönetimi ve Doğal Kaynakların Korunması Atık yönetimi ve doğal kaynakların korunmasında yetersizlik Üniversite kampüslerinde geri dönüşüm ve sürdürülebilir uygulamaları teşvik etmek Eğitim ve Araştırma Sorumlu üretim ve tüketim bilincinin eksikliği Müfredat ve dersler aracılığıyla sürdürülebilirlik bilinci kazandırmak Topluma Katkı ve Bilinçlendirme Toplumla üniversiteler arasındaki bağların zayıflığı Sosyal sorumluluk projeleri ve bilinçlendirme çalışmaları yürütmek Küresel Sorunlara Yerel Çözümler Yerel çevre sorunlarına Yerel topluluklarla iş birliği yaparak yönelik projelerin yetersizliği bölgesel çevre sorunlarına yönelik projeler geliştirmek Kaynak: Tablo yazar tarafından oluşturulmuştur. 209 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü KAYNAKÇA Aksoy, M. & Şallı, G. (2023). “Yükseköğretim Öğrencilerinin Gıda İsrafı Konusundaki Bilgi, Görüş ve Davranışları”, Anadolu Strateji Dergisi, 5(2), 11-32. Ankara Üniversitesi. (2024). “Giysi Bankası”. http://ogrem.medicine.ankara.edu.tr/giysibankasi/, Erişim Tarihi: 14.06.2024. Batman Üniversitesi. (2023). “Üniversitemizde 400 Fidan “Geleceğe Nefes” Oldu”. https://batman.edu.tr/haberler/universitemizde-400-fidan-gelecege-nefesoldu/14000, Erişim Tarihi: 22.07.2024. Boğaziçi Üniversitesi. (2024). “Boğaziçi Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma ve Temiz Üretim Merkezi (BU-SDCPC)”. https://sdcpc.bogazici.edu.tr/tr/default.asp, Erişim Tarihi: 10.05.2024. Bulut, M. (2015). “Ahlak ve İktisat”, Adam Akademi Sosyal Bilimler Dergisi, 5(2), 105123. Bursa Uludağ Üniversitesi. (2024). “Atık Yönetim Merkezi”. https://uludag.edu.tr/ atikyonetimi, Erişim Tarihi: 14.05.2024. Coventry University. (2024). “Sustainable Production and Consumption”. https://www.coventry.ac.uk/research/areas-of-research/business-in-society/ourresearch/sustainable-production-and-consumption/#PhD, Erişim Tarihi: 22.07.2024 Dokuz Eylül Üniversitesi. (2024). “Atık Yönetimi”. https://greencampus.deu. edu.tr/tr/atikyonetimi/, Erişim Tarihi: 14.05.2024. Duman, Z. (2016). “Tüketimci Kapitalizmin ve Tüketim Kültürünün Eleştirisi”, Sosyoloji Dergisi, (33), 15-36. Ege Üniversitesi. (2020). “Ege Üniversitesi Birinci Sürdürülebilir Kalkınma Raporu”. https://surdurulebilir.ege.edu.tr/files/surdurulebilir/icerik/SDG12%20Sorumlu%20U retim%20ve%20Tuketim%20Raporu.pdf, Erişim Tarihi:14.05.2024. Elmasoğlu, K. (2017). “Tüketim Kültüründe Etkili Bir Araç Olarak Reklamın İşlevlerine Dair Genel Bir Değerlendirme”, Abant Kültürel Araştırmalar Dergisi, 2(4), 27-42. Erciyes Üniversitesi. (2024). “Amaç 12: Sorumlu Üretim ve Tüketim. Erciyes Teknopark’da Geleceğe Nefes Fidanları Toprakla Buluşturuldu”. https://www.erciyes.edu.tr/EditorUpload/Files/5d521040-b9f8-4e51-88c0ef95637b1c2f.pdf, Erişim Tarihi: 14.05.2024. Escarus - TSKB Sürdürülebilirlik Danışmanlığı. (2021). “Hızlı Moda ve Sürdürülebilirlik İlişkisi”. https://escarus.com/hizli-moda-ve-surdurulebilirlik-iliskisi/, Erişim Tarihi: 18.06.2024. Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi. (2024). “Sorumlu Üretim ve Tüketim”. https://ogu.edu.tr/Icerik/Index/386/sorumlu-uretim-ve-tuketim, Erişim Tarihi: 14.05.2024. Eureca-Pro. (2024). “Undergraduate Study Options at EURECA-PRO”, “Master Programmes”. https://www.eurecapro.eu/bachelor-programmes/; https://www. eurecapro.eu/master-programmes/, Erişim Tarihi: 22.07.2024. 210 Sorumlu Üretim ve Tüketim Bilinci Fraj, E. & Martinez, E. (2007). “Ecological Consumer Behaviour: An Empirical Analysis”, International Journal of Consumer Studies, 31(1), 26-33. Girgin, Ü. H. (2018). “Gelenekten Postmoderne Kimlik İnşa Süreci ve Yeni Medya: Facebook Örneği”, Abant Kültürel Araştırmalar Dergisi, 3(5), 202-230. İlhan, S. (2013). “Akışkan Toplumda Kimlik İnşası: Geçişken, Eklektik, Ben Odaklı Kimlikler”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 23(2), 233-246. İlter, E. (2019). “Tüketim Kültürünün Tarihsel Gelişim Süreci ve Bireysel, Toplumsal ve Kültürel Etkilerinin İncelenmesi”, Erzincan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 12(2), 461-476. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi. (2024). “Kızılay & KSÜ Giysi Bankası”. https://giyimbankasi.ksu.edu.tr/, Erişim Tarihi:14.05.2024. Karababa, A. O. (2014). “Kapitalizmin Neden Olduğu Doğa Yıkımları ve Toplum Sağlığına Etkileri”, Türk Tabipleri Birliği Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi, 3248. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi. (2024). “Giysibank”. https://www.dpu.edu.tr/ index/duyuru/2132/giysibank, Erişim Tarihi: 26.05.2024. Muğla Büyükşehir Belediyesi. (2024). “Büyükşehir Muğla Planlama Ajansı ve Üniversite İşbirliği İçin İmzaları Attı”. https://www.mugla.bel.tr/haber/buyuksehir-muglaplanlama-ajansi-ve-universite-isbirligi-icin-imzalari-atti, Erişim Tarihi: 22.07.2024. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi. (2024). “Atık Yönetimi Koordinatörlüğü”. https://atikyonetimi.mu.edu.tr, Erişim Tarihi: 26.05.2024. Nilüfer Belediyesi. (2024). “Sürdürülebilirlik Parkı Açıldı”. https://www.nilufer. bel.tr/haber/surdurulebilirlik-parki-acildi, Erişim Tarihi: 22.07.2024. Ömürbek, V. & Erk, Ç. & Herek, S. (2019). “Üniversitelerde Atık Yönetimi Uygulamaları”, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, (35), 124-161. Özcan, D. N. (2017). “Bireylerin Tüketimin Nesnesine Dönüşmesinde, Sosyal Medya Etkisi”, Sosyoloji Konferansları, (55), 277-288. RTÜK. (2016). “Medya Okuryazarlığı Nedir?”. https://www.medyaokuryazarligi. gov.tr/menu_goster.php?Guid=B7AA7732-1593-4B32-BDE5D76E64C2A5FA&MenuId=2, Erişim Tarihi: 07.06.2024. Selçuk Üniversitesi. (2024). “Giysi Bankası”. https://giysibankasi.selcuk.edu.tr/Login.aspx, Erişim Tarihi: 26.05.2024. Şeker, A. (2021). “Influencerların Tüketici Satın Alma Tutum ve Davranışlarına Etkileri Üzerine Nitel Bir Araştırma”, Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi Dergisi, 22(1), 19-42. Tan, M. (2019). “Tüketim Kültürü Bağlamında İstek ve İhtiyaçların Oluşumu: Kavramsal Bir Analiz”, Fırat Üniversitesi İİBF Uluslararası İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 3(2), 193-218. Tekiner, İ. H. & Mercan, N. N. & Kahraman, A. & Özel, M. (2021). “Dünya ve Türkiye’de Gıda İsrafı ve Kaybına Genel Bir Bakış”, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 3(2), 123-128. 211 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü The University Network. (2021). “Kampüsten Çıkmak: Üniversiteler Tarafından Atıkları Azaltmanın Sürdürülebilir Yolları”. https://tr.tun.com/blog/sustainable-ways-toreduce-waste-campus-move/, Erişim Tarihi: 22.07.2024. Times Higher Education. (2024). “Best Universities for Recycling and Sustainability 2024”. https://www.timeshighereducation.com/student/best-universities/best-universitiesrecycling-and-sustainability , Erişim Tarihi: 22.07.2024. Tutan, M. U. (2010). “Kapitalist Üretim Sisteminde Üretim ile Tüketim Dengesizliğine Tarihsel ve Teorik Yaklaşımlar”, Ege Akademik Bakış, 10(3), 773-790. University of Wollongong Australia. (2024). “Goal 12: Responsible Consumption and Production”. https://www.uow.edu.au/united-nations-sustainable-development-goals/ goal-12-responsible-consumption-production/, Erişim Tarihi: 22.07.2024 Yaşar Üniversitesi. (2023). “Gıda İsrafı Dünyanın Sorunu”. https://haber.yasar. edu.tr/yasam/gida-israfi-dunyanin-sorunu.html, Erişim Tarihi: 26.05.2024. Yeditepe Üniversitesi. (2024). “Yeditepe Üniversitesi Sağlıklı Gıda İçin Takip Yapan ve İsrafı Önleyen Akıllı Aparat Geliştirdi”. https://yeditepe.edu.tr/tr/yeditepeuniversitesi-saglikli-gida-icin-takip-yapan-ve-israfi-onleyen-akilli-aparat-gelistirdi, Erişim Tarihi: 30.05.2024. Zeytinburnu Belediyesi. (2012). “Çevre Farkındalığı İçin Belediye Üniversite İşbirliği”. https://zeytinburnu.istanbul/haberler/cevre-farkindaligi-icin-belediye-universiteisbirligi/, Erişim Tarihi: 22.07.2024. 212 BÖLÜM 8 İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER ÇAPRAZ DİSİPLİNLİ BİR SİNERJİYE DOĞRU Efe Can Gürcan * ÖZET “Küresel iklim değişikliği, uluslararası ilişkiler disiplininin gündeminde nasıl bir yer işgal eder?” sorusuna odaklanan mevcut kitap bölümü, tematik analize ve betimsel istatistiklere dayanarak söz konusu gündemin üniversitelerin eğitim, araştırma ve topluma katkı alanlarındaki yansımalarını incelemektedir. Bu bağlamda QS Üniversiteler Sıralaması’ndan, TRIP anket sonuçlarından, ders kataloglarından ve Google Akademik veri tabanından faydalanılmıştır. Her ne kadar iklim değişikliği henüz uluslararası ilişkiler disiplininin merkezine tam olarak yerleşmemişse de bu krize yönelik araştırma çabaları gitgide hızlanmaktadır. Disiplin içerisindeki araştırma ve eğitim faaliyetlerinin; “iklim siyaseti ve yönetişimi”, “bölgesel çalışmalar”, “uluslararası güvenlik, jeopolitik ve enerji”, “iklim diplomasisi ve müzakereleri” ve “siyasa çalışmaları ve sağlık” gibi belirli tematik alanlarda yoğunlaştığı görülmektedir. Sciences Po, QS’e göre disiplinde dünyanın en iyi üç üniversitesinden biridir ve bu üniversiteler arasında iklim üzerine açık ara en fazla ders sunan üniversite konumundadır. Uluslararası ilişkiler disiplininde iklim değişikliğine daha fazla vurgu yapan derslerin artırılması adına, disiplin odaklı olmasından ötürü verili disiplini ilgilendiren konularda geniş bir ders çeşitliliği sunma lüksüne sahip Sciences Po gibi üniversitelerin desteklenmesi anlamlı olabilir. TRIP verileri; Marksizm, feminizm, uluslararası politik ekonomi, insan güvenliği ve uluslararası örgütler gibi alanlarda uzman araştırmacıların bu konudaki farkındalık ve katkılarını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla eğitim, araştırma ve toplumsal etki bakımından iklime olan ilginin artırılması amacıyla bu grupların fakülte ve düşünce kuruluşlarındaki temsili artırılabilir. Alandaki araştırma merkezleri ve düşünce kuruluşlarının sayısı halen oldukça sınırlı olsa da Almanya ve Birleşik Krallık gibi Batı ülkeleri, toplumsal etkiye yönelik devlet destekli birimler kurarak bu alanda ilerleme kaydetmektedir. Bütün bu potansiyel çözümler, çapraz disiplinli çabalara ek olarak kapsamlı bir kamu planlaması gerektirir. Anahtar Kelimeler: İklim Değişikliği, İklim Diplomasisi, İklim Jeopolitiği, İklim Yönetişimi, Siyasa Çalışmaları, Uluslararası İlişkiler * Doç. Dr.; İstinye Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü & Ziyaretçi Kıdemli Akademisyen The London School of Economics and Political Science, Kamu Yönetimi Bölümü;
[email protected]; Orcid: 0000-0002-5415-3163 Bu araştırma, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) tarafından Efe Can Gürcan’a verilen Üstün Genç Bilim İnsanı Ödülü (GEBİP) desteğiyle gerçekleştirilmiştir. 213 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü CLIMATE CHANGE AND INTERNATIONAL RELATIONS Toward a Cross-Disciplinary Synergy ABSTRACT This article investigates the significance of global climate change within the international relations discipline, examining how it is reflected in academia’s education, research, and societal impact functions. Using thematic analysis and descriptive statistics, the study draws from QS University Rankings, TRIP survey data, course catalogs, and Google Scholar to provide a comprehensive view of the field. While climate change has not yet become a core focus in international relations, research in this area is accelerating. Current research and teaching efforts mainly concentrate on thematic fields such as "climate politics and governance", "regional studies", "international security, geopolitics, and energy", "climate diplomacy and negotiations", and "policy studies and health". Sciences Po, ranked by the QS Rankings among the top three universities worldwide in the field, leads in climate-related course offerings. Supporting specialized institutions like Sciences Po, which offer a wide range of climate-focused courses due to their disciplinary focus, may help promote climate research and education within the discipline. TRIP data indicate that scholars with expertise in Marxism, feminism, international political economy, human security, and international organizations bring higher awareness and substantial contributions to climate studies. Expanding representation of these groups within faculty and think tanks could further enrich climate engagement across education, research, and societal impact. Although the number of climate-focused research centers and think tanks within international relations remains limited, Western countries like Germany and the U.K. are making progress by establishing state-supported units focused on societal impact. All these potential measures require comprehensive public planning and cross-disciplinary efforts. Keywords: Climate Change, Climate Diplomacy, Climate Geopolitics, Climate Governance, Policy Studies, International Relations 214 İklim Değişikliği ve Uluslararası İlişkiler GİRİŞ Günümüzde insanlığın, iklim değişikliğinin öne çıktığı ciddi bir ekolojik krizle karşı karşıya olduğu tartışma götürmez bir gerçektir (Brunet vd., 2021: 6). 2011-2020 yılları arasındaki dönem, sanayi öncesi dönemin sıcaklık ortalamalarını 1.48°C aşarak bugüne kadar kayıtlara geçmiş en sıcak on yıllık dönem olarak öne çıkmaktadır (Menga, 2024; World Meteorological Organization, 2023). 2023 yılı ise okyanus sıcaklıklarındaki çarpıcı artışlara, deniz seviyelerinin yükselmesine, Antarktika’daki buz örtüsünün erimesine ve buzulların geri çekilmesine ek olarak dünya genelinde eşi benzeri görülmemiş aşırı hava olaylarının tetiklendiği en sıcak yıl olarak kayda geçmiştir (World Meteorological Organization, 2024; World Weather Attribution, 2023). Esasında iklim krizi, birbiriyle iç içe geçmiş diğer birçok sorunu kendi içerisinde barındıran çok boyutlu bir krizler sarmalından oluşur. Bir başka deyişle biyolojik çeşitliliğin kaybı, toprak bozulması ve kimyasal kirlilik gibi sorunlar da bu küresel olgunun ayrılmaz parçalarıdır. Örneğin günümüzde yaklaşık 1 milyon hayvan ve bitki türü, sadece birkaç on yıl içinde yok olma tehdidi altındadır ve söz konusu risk insanlık tarihinde daha önce görülmemiş bir boyuttadır (United Nations, 2019). Ayrıca dünya yüzeyinin %75'inden fazlası halihazırda bozulmuş durumdadır. Okyanuslardaki plastik kirliliği ve yeraltı sularındaki hızlı tükeniş 2005 yılından bu yana en yüksek seviyelere ulaşmıştır (European Commissions, 2018; Shamsudduha, 2024; Vaughan, 2023). Küresel kriz, aynı zamanda tarım ve gıda güvenliği açısından da son derece olumsuz etkilere sahiptir. 2022 yılında gıda enflasyonu, iklim krizinin ve bununla ilişkili diğer etkenlerin etkisiyle 1990’dan bu yana görülen en yüksek seviyeye ulaşmıştır (Reuters, 2023). Kimi toparlanmalara rağmen 2024 Mayıs ayı itibarıyla mevcut gıda enflasyonu, 2007-2008 ve 2010-2012 gıda krizleri sırasında yaşanan seviyelerin altına inmemiştir (Trading Economics, 2024). 2023 yılında, 59 ülke ve yerel bölgede yaklaşık 282 milyon kişi akut açlıktan muzdariptir ve bu rakam bir önceki yıla göre 24 milyon artışa işaret etmektedir. Aşırı hava olayları, 18 ülkede 77 milyon kişiyi etkileyerek gıda güvensizliğinin başlıca nedeni olarak gösterilmektedir. Bu rakam, 2022 yılında 12 ülkede 57 milyon olarak kaydedilmiştir (FOA, 2024). Bütün bunlara ek olarak çatışmalar, tarımsal kriz, doğal afetler ve aşırı hava olayları gibi etkenlerin bir araya gelmesiyle zorunlu göç ve mülteci akınları da daha önce hiç olmadığı kadar artmış durumdadır (Doctors Without Borders, 2024). “Küresel iklim değişikliği, uluslararası ilişkiler disiplininin gündeminde nasıl bir yer işgal eder?” Bu soruya odaklanan mevcut bölüm, söz konusu gündemin 215 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü üniversitelerin üç ana işlevi olarak görülen eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme (ArGe) ve topluma katkı alanlarında nasıl tezahür ettiğini incelemektedir. Söz konusu bağlamda siyaset biliminin bir alt dalı olarak uluslararası ilişkiler, “uluslararası siyaset arenasında devlet ve devlet dışı aktörlerin birbirleriyle etkileşimini inceleyen bir sosyal bilim disiplini olarak tanımlanabilir” (Gürcan, 2023: 149). Eğitim, araştırma ve topluma katkı ise toplumu ilgilendiren akademik konularda ne ölçüde ilerleme kaydedildiğini değerlendirmek için dikkate alınması gereken en temel alanlar arasında yer alır. Zira Yükseköğretim Kalite Kurulu’nun (YÖKAK) da belirttiği üzere, bu üç alan üniversitelerin temel işlevlerini yansıtmaktadır (Kavak, 2019). Eğitim-Öğretim alanı, üniversite içindeki öğretim faaliyetlerini kapsarken; Araştırma-Geliştirme, üniversite bünyesinde gerçekleştirilen bilimsel yayınlar ve çalışma tasarılarını içermektedir. Topluma Katkı veya hizmet ise akademik bilgi üreten kurumların toplum eğitimi, sivil toplum ve kamu kuruluşlarıyla iş birliği, sosyal sorumluluk, kariyer geliştirme, kapsayıcılık ve çevresel sürdürülebilirlik gibi faaliyet alanlarını kapsamaktadır (Koçak & Günay, 2020: 6-7, 112). İnternet, akademik araştırma ve düşünce kuruluşlarının faaliyetleri hakkında en kapsamlı bilgiye ulaşma imkânını sunar. Bu nedenle, mevcut çalışma nitel ve nicel yaklaşımlardan yararlanılarak büyük ölçüde internet araştırmasına dayanmaktadır. İlgili internet siteleri, tematik içerik analizi yöntemi ile nitel bir bakış açısıyla incelenmiştir (Popping, 2016: 331). Örneğin, topluma hizmet sunan kuruluşların internet sitelerinin yanı sıra çeşitli üniversitelerin ders katalogları ve ders planları; uluslararası ilişkiler ve iklim değişikliği temaları çerçevesinde analiz edilmiştir. Araştırmanın nicel ayağında ise bağlamsal ve betimsel bilgi sağlayan internet kaynaklı veri tabanlarına başvurulmuştur (Corti & Wathan, 2017: 491). Bu bağlamda, Quacquarelli Symonds (QS) Dünya Üniversite Sıralaması verileri, Teaching, Research & International Policy (Eğitim, Araştırma ve Uluslararası Siyasa veya TRIP) anket sonuçları ve Google Akademik veri tabanı incelenmiştir. Bütün bu veriler üç ana başlık altında tartışılmaktadır: İlk bölüm eğitim-öğretim, ikinci bölüm Ar-Ge ve yenilik (inovasyon), üçüncü bölüm ise topluma katkı boyutlarına odaklanmaktadır. 1. EĞİTİM-ÖĞRETİMDE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER QS Dünya Üniversiteleri Sıralaması dünyada en fazla başvurulan üniversite sıralaması olarak bilinir. Dolayısıyla uluslararası ilişkilerde iklim değişikliği eğitimini kapsam bakımından değerlendirmek için bu sıralamaya başvurulabilir (Dobrota vd., 2016: 202; Ibrahim & Fadhli, 2021: 34). Mevcut 216 İklim Değişikliği ve Uluslararası İlişkiler çalışmanın kapsamı dahilinde, bu sıralamanın en büyük avantajlarından biri, genel bir sıralama sağlamasına ek olarak, üniversiteleri farklı bilim dallarında ayrı kategorilerde değerlendirmesidir (Gürcan, 2023). Sıralama hesapları; akademisyenlerle ve mezunları işe alan işverenlerle yapılan anket sonuçlarına, fakülte büyüklüğü ve öğrenci sayısına, fakülte üyesi başına düşen atıf sayısına ve uluslararası öğrenci ve idari çalışan sayısına göre belirlenir. 2024 yılı QS Dünya Üniversiteleri Sıralaması’na göre uluslararası ilişkileri de kapsayan “siyaset” disiplini altında dünyanın ilk üç üniversitesi şu şekildedir: Harvard Üniversitesi (ABD), Sciences Po Üniversitesi (Fransa), Oxford Üniversitesi (University of Oxford) (Birleşik Krallık). Siyaset alanında 2024 yılı QS Dünya Üniversiteleri Sıralaması’nda yer alan tek Türk üniversitesi ise Koç Üniversitesi’dir (QS World University Rankings, 2024). Bu sıralamaya göre en iyi sayılan üniversiteler, dünyada ve ülkemizde uluslararası ilişkiler eğitiminde iklim değişikliğinin yerini değerlendirmede birer mihenk taşı olarak kabul edilebilir. Örneğin Koç Üniversitesi’nin ilgili müfredatının çevrim içi kataloğunda iklim başlıklı bir ders yer almamaktadır ki bu durum, ülkemizde uluslararası ilişkiler eğitimi alanında iklim değişikliği konusunun gelişime açık bir konu olduğuna işaret etmektedir (Koç University, 2024). Oxford Üniversitesi Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Bölümü, uluslararası ilişkiler ile ilgili sadece yüksek lisans ve doktora programlarına sahiptir. Ancak bu programlarda, başlığında iklim geçen hiçbir ders mevcut değildir (University of Oxford, 2024). Benzer şekilde uluslararası ilişkiler eğitimini içeren Harvard Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde, iklim değişikliği temalı herhangi bir ders sunmamaktadır. Ancak bölümün çevrim içi tanıtımında iklim değişikliği ana çalışma başlığı olarak sunulmuştur ve sunduğu dersler arasında yer alan GOV1783 - ‘Küresel Siyasette Orta Asya Central Asia in Global Politics’, GOV 1318 - ‘Büyük Gıda Dönüşümü - The Great Food Transformation’, GOV1041 - ‘Demokrasi Vasıtasıyla Adalet - Justice by Means of Democracy’, GOV 94EK - ‘Küreselleşme ve Özel Yönetişim Globalization and Private Governance’, GHHP 70 - ‘Çatışma ve Afetlere İnsani Yanıt - Humanitarian Response to Conflict and Disasters’ gibi dersler iklim değişikliği sorununa değinmektedir (Harvard University, 2024). Böylelikle hem ülkemizde hem de Batı dünyasındaki uluslararası ilişkiler eğitiminde iklim değişimi bilinci ve uzmanlığının yeteri kadar ağır basmadığı düşünülebilir. Akademik Disiplinlerde Sürdürülebilirlik kitabında da ele alındığı üzere söz konusu bilinç ve uzmanlık, genel çevre ve sürdürülebilirlik konularında görece daha ileri bir niteliğe sahiptir (Gürcan, 2023). Siyaset biliminde uzmanlaşan Sciences Po Üniversitesi, belki de diğer üniversitelere göre daha özel bir alanda faaliyet göstermesinden ötürü iklim 217 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü değişikliği ve uluslararası ilişkiler alanında geniş bir ders yelpazesi sunmaktadır (Sciences Po University, 2024). Bu dersler beş ana tematik grupta toplanabilir. İlk olarak “İklim Politikası” temalı dersler, küresel iklim krizinin yönetimi, iklim yönetişimi ve AB-ABD iklim politikaları gibi karşılaştırmalı yaklaşımlara yoğunlaşmaktadır. Bu kapsamda sunulan dersler arasında DAFF 25A44 - ‘Küresel İklim Politikası: Karşılaştırmalı AB-ABD Görüş Açıları - Global Climate Politics: Comparative EU-US Perspectives’, OADD 2290 - ‘İklim Değişikliği ve Uluslararası Düzen: Tarihsel Miras ve Güncel Zorluklar - Climate Change and the International Order: Historical Legacies and Contemporary Challenges’, OAFP 9055 - ‘İklim Krizini Yönetmek - Managing the Climate Crisis’, KDEC 6005 ‘İklim Değişikliği Hukuku ve Yönetişiminde Güncel Konular - Contemporary Issues in Climate Change Law and Governance’, OADD2285 - ‘Kutupları Yönetmek: İklim Değişikliği Çağında Arktik ve Antarktika - Governing the Poles: The Arctic and the Antarctic in the Era of Climate Change’ ile KDEC 4010 ‘İklim Değişikliğinin Küresel Yönetişimi - Global Governance of Climate Change’ yer almaktadır. Bu derslerin, Harvard Üniversitesi'nin müfredatındaki GOV 94EK ve GOV 1041 derslerindeki temalarla kesiştiği söylenebilir. İklim değişikliğine yönelik “Avrupa bakış açısı”na sahip ikinci temada ise Avrupa Yeşil Mutabakatı, AB’nin iklim politikaları ve Avrupa’da enerji geçişi gibi konular öne çıkar. Bu kapsamda OAFP 8060 - ‘Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Ötesi: Avrupa'nın İklim ve Enerji Dönüşümünü Anlamak - European Green Deal and Beyond: Understanding Europe's Climate and Energy Transition’, OAFP 5030 ‘AB İklim Değişikliği Politikası ve Hukuku - EU Climate Change Policy and Law’ , KINT 7965 - ‘Küresel Bağlamda Avrupa İklim Değişikliği ve Enerji Politikaları European Climate Change and Energy Policies in Global Context’, KAFP 4225 ‘Avrupa Yeşil Mutabakatı: Avrupa'nın İklim ve Enerji Dönüşümünü Anlamak European Green Deal: Understanding Europe's Climate and Energy Transition’ ve DSPO 25A02 - ‘Avro, Göç ve İklim Değişikliği: Avrupa'nın Zorluk ve Fırsatları The Euro, Migration and Climate Change: European Challenges and Opportunities’ dersleri sunulmaktadır. Üçüncü tema olan “Enerji, Güvenlik ve Jeopolitik” başlığı altında iklim değişikliğinin uluslararası güvenlik üzerindeki etkileri ve enerji politikalarının güncel jeopolitik dinamikleri gibi konular ele alınmaktadır. Bu grupta F1IS 4250 - ‘Antroposen Çağında İklim Değişikliği ve Uluslararası Güvenlik - Climate Change & International Security in the Anthropocene’, F1IS 4270 - ‘İklim Değişikliği ve Güvenlik: Jeopolitik ve Çok Ölçekli Bir Bakış Açısı - Climate Change and Security: A Geopolitical and Multiscale Perspective’, OADD 2165 218 İklim Değişikliği ve Uluslararası İlişkiler ‘İklim Jeopolitiği: Isınan Dünyada Uluslararası İlişkiler- Climate Geopolitics: International Relations in a Warming World’, DSPO 27A52 - ‘İklim Güvenliği Tartışmaları: Küresel Politika, Yerel Mücadeleler - Disputing Climate Security: Global Politics, Local Struggles’ , DCUL 27A02 - ‘Enerji, İklim ve Jeopolitik: Güncel Zorluklar - Energy, Climate and Geopolitics: Contemporary Challenges’, KINT 7840 - ‘Gelişen Küçük Ada Devletlerinde İklim Değişikliğine Uyum Adaptation to Climate Change in Small Island Developing States’ ve DAFF 27A31 - ‘İklim Değişikliği, Barış ve Güvenlik - Climate Change, Peace and Security’ dersleri bulunmaktadır. Dördüncü olarak “Diplomasi ve Uluslararası Müzakereler” olarak adlandırılabilecek tema altında uluslararası iklim müzakerelerine, COP süreçlerine ve iklim diplomasisinin temel ilkelerine odaklanılmaktadır. Bu tema kapsamındaki dersler ORIN 2150 - ‘Uluslararası İklim Müzakereleri - International Climate Negotiations’, KETU 3575 - ‘Küresel İklim Değişikliği Rejiminde COP Müzakereleri - The COP Negotiations in the Global Climate Change Regime’, F1ES 4340 - ‘İklim Müzakerelerine Müdahale - Tackling Climate Negotiations’, OADI 2295 - ‘İklim Değişikliği Politikası ve Diplomasisi - Climate Change Policy & Diplomacy’ ve DAFF 25A83 - ‘İklim Diplomasisine Giriş - Introduction to Climate Diplomacy’ olarak sıralanabilir. Bu derslerin, Harvard Üniversitesi'nin müfredatında yer alan GHHP 70 dersinin temasıyla kesiştiği söylenebilir. Beşinci ve son olarak “Sosyal/Kamu Politika(sı) ve Sağlık” teması, iklim değişikliğinin halk sağlığı üzerindeki etkilerini, Covid-19 dönemiyle ilişkisini ve küresel yönetişimdeki sosyal politika girişimlerini ele almaktadır. Bu kapsamda sunulan dersler arasında OAFP 7025 - ‘İklim Değişikliği, Küresel Halk Sağlığı ve Danışmanlık Araçları - Climate Change, Global Public Health & The Consulting Toolbox’ ve OAFP 4205 - ‘Covid-19 ve İklim Değişikliği Çağında Küresel Sosyal Politikaya Giriş - Global Social Policy in a Covid-19 and Climate Change Era: An Introduction’ yer almaktadır (Sciences Po University, 2024). Bu derslerin, Harvard Üniversitesi'nin müfredatında yer alan GOV 1318 dersinin temasıyla kesiştiği söylenebilir. Bununla birlikte eklemek gerekir ki öğrencilerin karmaşık, birbirine bağlı küresel sorunlarla başa çıkmalarını sağlayan çapraz disiplinli sosyal bilim dersleri, günümüz akademik müfredatının vazgeçilmez bir parçası olmalıdır. Bu bağlamda çapraz disiplinlilik, hem disiplinlerarasılığı hem de çok disiplinliği kapsayan daha geniş bir kategoriye tekabül eder (Adams vd., 2009). Geleneksel disiplin sınırları; iklim değişikliği, ekonomik eşitsizlik, siyasi istikrarsızlık ve sosyal adalet gibi acil konuları ele almak için gereken bütüncül anlayışı sunmakta genellikle yetersiz 219 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü kalır. Sosyoloji, politik ekonomi, siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler ve tarih gibi alanlardan sağlanan içgörülerin birleşimiyle çapraz disiplinli dersler, öğrencilere kapsamlı, uyarlanabilir ve eleştirel bir problem çözme yaklaşımı kazandırır. Böyle bir müfredat, öğrencilerin analitik çerçevelerini zenginleştirmenin yanı sıra, farklı bilgi alanları arasındaki bağlantıları kurmalarını sağlar ve onları giderek karmaşıklaşan bir dünyaya hazırlamaya katkıda bulunur. Dolayısıyla sosyal bilimlerde çapraz disiplinli bir yaklaşım, öğrencilerin sorunları çok yönlü olarak ele alabilmelerini ve güncel konuları şekillendiren temel yapıların derinlemesine incelenmesini sağlar. Örneğin, iklim değişikliğinin anlaşılması sadece çevre bilimiyle sınırlı değildir; küresel ekonomik sistemlerin, sosyo-politik güç dinamiklerinin ve çevresel bozulmaya yol açan tarihsel gelişim modellerinin incelenmesini gerektirir. ‘Küresel Güç Dinamikleri Işığında İklim Değişikliğinin Politik Ekonomisi’ gibi bir ders, politik ekonomi, çevre sosyolojisi ve uluslararası ilişkileri bir araya getirerek küresel güç dinamiklerinin iklim politikalarını nasıl şekillendirdiğini irdeleyebilir. Benzer şekilde, küresel eşitsizliği analiz etmek, sadece ekonomiyle değil; sosyoloji ve uluslararası politik ekonomi içgörüleriyle de desteklenerek, ülkeler arasındaki yapısal eşitsizliklerin anlaşılmasını sağlar. ‘İklim ve Sosyo-Ekonomik Eşitsizlikler’ ile ‘Küresel Eşitsizlikler ve Gelişen Dünyada İklim Mücadeleleri’ gibi dersler böyle bir işlevi sağlayabilir. Ayrıca, insan hakları ve göçü kapsamlı bir şekilde anlamak, siyasi, sosyal ve hukuki sistemlerin etkilerini ele alacak çapraz disiplinli bir yaklaşıma ihtiyaç duyar. ‘İklim Değişikliği, Göç ve İnsan Haklarının Evrimi’ gibi bir ders, göçün karmaşık yönlerini ele alarak bu ikili dinamiğin insan hakları kavrayışımızı nasıl dönüştürdüğünü irdeleyebilir. ‘Ulus Aşırı Toplumsal Hareketler ve Küresel İklim Adaleti’ başlıklı bir ders de benzer bağlamda öğrencilere çok yönlü ve eleştirel bir içerik sağlayabilir. Böyle bir ders, öğrencilerin dünya genelindeki toplumsal hareketleri sosyolojik, siyasi ve tarihsel içgörülerle analiz etmelerini sağlar ve gıda egemenliği ile ekolojik adalet gibi hareketlerin politik sistemler ve politikalar üzerindeki etkisini incelemelerine imkân tanır. Aynı şekilde, ‘Küresel Kapitalizm ve İklim Krizi’ başlığıyla kapitalizmin çevresel etkilerine dair daha geniş ve eleştirel bir bakış açısı sunan bir ders tasavvur etmek de mümkündür. Bununla birlikte sadece verilen dersler bağlamında değil, aynı zamanda iklim değişikliğinin derslerde ne şekilde ele alınabileceğine dair eğitim-öğretim sistemlerinin de geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Çünkü burada önemli olan konuyla ilgili farkındalığın tüm öğrencilerde yaratılmasıdır. 2022 yılında İngiltere’de farklı alanlarda çalışan akademisyenlerce gerçekleştirilen panelde, üniversitelerdeki eğitimde iklim değişikliğinin ele alınmasında hâlâ zorlukların bulunduğunu ileri 220 İklim Değişikliği ve Uluslararası İlişkiler sürülmüştür. Sadece mühendislik disiplinlerinden değil, yönetim ve siyaset disiplinlerinden de gelen akademisyenler bu panelde ‘Öğretim personelinin iklim değişikliği hakkındaki bilgileri ve öğretime 'iklim değişikliği' konularını dahil etme yöntemleri’ ve ‘Günümüz öğrencilerini iklim değişikliği konusunda eğitmede hangi stratejilerin etkin olduğu’ (örneğin, eğitimciler nasıl öğretmeli ve lisans/lisansüstü öğrencileri iklim değişikliği ve iklim değişikliğini hafifletmek ve iklim değişikliğine uyum sağlamak için alınabilecek önlemler hakkında nasıl bilgilendirilebilir?) gibi konuları ele almıştır (ISCN, 2022). Bu noktada eğitimcilerin de konuya nasıl baktığının değerlendirilmesi önemlidir. Uluslararası ilişkilerdeki iklim değişikliği eğitiminin özelinde bakacak olursak, eğitimcilerin iklim değişikliğine ilgisini genel itibariyle değerlendirmek adına TRIP anketine başvurulabilir. TRIP, bu boyuta yönelik belki de en kapsamlı anket verilerine sahiptir. ABD’de uluslararası ilişkiler alanında faaliyet gösteren akademisyenler ile 2022 yılında gerçekleştirilen en güncel TRIP anketine göre bu disiplindeki akademisyenlerin %67,83’lük bir kısmı iklim değişikliğinin ABD’deki en önemli üç dış siyaset başlığı arasında yer aldığına inanmaktadır. İklim değişikliğini %63 ve %52,14 oranlarıyla Çin'in yükselişi ve ABD'deki siyasal istikrarsızlık konuları takip etmektedir (TRIP, 2022). İklim değişikliğini ABD’deki en önemli üç dış siyaset başlığı arasında değerlendiren akademisyenler, ağırlıklı olarak uluslararası ilişkiler tarihi, uluslararası sağlık ve uluslararası çevre siyaseti, uluslararası örgütler ve uluslararası kalkınma alanlarında faaliyet göstermektedir. Söz konusu değerlendirmeyi gerçekleştiren akademisyenlerin bu alanlardaki oranı, sırasıyla %100, %100, %96,8, %87,5 ve %85,71 olarak kayda geçmiştir. Bu değerlendirmede bulunanların başında açık ara %85,71 ile Marksistler ve %84,62 ile feministler gelmektedir (TRIP, 2022). 2022 yılında düzenlenen TRIP anketi ABD özeline yoğunlaşmaktadır. Bu yıla ait küresel TRIP anketi, bu bölümün yazım aşamasında henüz yayımlanmamıştır. 2017 yılına ait en güncel küresel TRIP anketinde ise dünyadaki uluslararası ilişkiler akademisyenlerinin %46,37’si iklim değişikliğini kendi ülkeleri için en önemli dış siyaset başlığı olarak değerlendirmektedir. Bu kesim, ayrıca en kalabalık kesimi temsil etmektedir (TRIP, 2017). İklim değişikliğini takiben Çin’in yükselişi (%35,07) ve ABD iç siyasetinin istikrarsızlaşması (%33,36), dünyadaki uluslararası ilişkiler akademisyenleri arasında sırasıyla en önemli ikinci ve üçüncü dış siyaset başlığıdır. İklim değişikliğine birincil önem atfedenler arasında en kalabalık kesimi, ağırlıklı olarak insan hakları ve insan güvenliği (%66,67), uluslararası örgütler (%58,82) ve uluslararası politik ekonomi (%56,86) konularını çalışan akademisyenler 221 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü temsil etmektedir. Ne var ki iklim değişikliğine dünyada atfedilen önemin Türkiye’de karşılığını neredeyse hiç bulamadığı anlaşılmaktadır. İklim değişikliği, Türkiye üzerine ankette ortaya çıkan konu başlıkları arasında en son sıradadır. Ancak Türkiye özelinde öne çıkan en önemli üç başlık, iklim değişikliği ile doğrudan bağlantılıdır. Bu konular sırasıyla; Suriye çatışması (%63,77), uluslararası terörizm (%57,97) ve uluslararası göçtür (%57,97) (TRIP, 2017). Suriye krizinin iklim dinamikleri ve bu dinamiklerin göç ve terörizm olgularıyla ilişkisi, jeopolitik etkenler kadar öne çıkarılmasa da son derece önemlidir (Gürcan, 2019). Bununla birlikte, Türkiye’den katılımcıların salt %4,35’i iklim değişikliğinin Türkiye’deki en önemli üç dış siyaset başlığı arasında yer aldığına inanmaktadır. Uluslararası politik ekonomi çalışan Türk akademisyenler, uluslararası ilişkiler dahilinde iklim değişikliğine birincil önem atfeden en geniş kesimdir (TRIP, 2017). Bu çerçevede iklim değişikliğinin eğitim-öğretimle bütünleştirilmesi, aynı zamanda yönetimsel bir düşünce sistemini de gerektirir. Bu nedenle yönetimsel süreçlerde belirli prosedür ve haritaların varlığı da önemlidir. Örneğin İsveç’te üniversiteler, yüksekokullar ve yükseköğretim kurumlarının iklim değişikliğiyle mücadele çabalarında merkezi bir role sahip olduğu bilinciyle bireysel iklim stratejilerine temel teşkil etmek üzere birleşik bir ‘İklim Çerçevesi’ oluşturmuştur (KTH, 2024). Birleşik Krallık’taki yükseköğretim kurumları ise personel ve öğrencileri, iklim krizine yönelik çözümlerin geliştirilmesi, toplumla paylaşılması ve uygulanması becerileriyle meşgul ederek net sıfır emisyon geçişine hazırlığı teşvik etmeye çabalamaktadır. Bu amaca yönelik olarak Birleşik Krallık’ta, iklim değişikliği eğitimini kuvvetlendirmek için bir çalışma belgesi hazırlanmıştır. Bu çalışma belgesi, iklim değişikliğini yerel, ulusal ve küresel ölçeklerde ele almak için gereken mezun niteliklerinin ve gelecekteki liderlik becerilerinin nasıl teşvik edilebileceğini tartışmaktadır (UUCN, 2021). 2. ARAŞTIRMA-GELİŞTİRMEDE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER 2.1. İklim Değişikliğinin Uluslararası İlişkiler Boyutunda Ar-Ge ve Yenilik İklim değişikliği sadece çevre alanında değil, diğer disiplinleri de içine alacak şekilde çapraz disiplinli araştırmaların geliştirilmesine açıktır. Örneğin; Norveç Arktik Üniversitesi’nde (The Arctic University of Norway) çalışan bir akademisyen tarafından yürütülen CloudEARTHi çalışma tasarısı, yükseköğretim 222 İklim Değişikliği ve Uluslararası İlişkiler kurumları ve bu kurumların girişimcilik ekosistemleri dahilindeki çevre bilimleri, sürdürülebilirlik ve döngüsel ekonomi alanlarında büyük veri kullanarak yenilik kapasitesi oluşturmayı ve bu sayede iklim krizini ve daha geniş sürdürülebilirlik sorunlarını toplumun kavraması, bunlara uyum sağlaması ve bunların etkilerinin hafifletilebilmesini amaçlamaktadır (EIT, 2024a). Avrupa’da 11 üniversitenin dahil olduğu 'Civic Üniversitesi Ağı (The Civic University Network)’; yükseköğretim kurumlarının iklim eylemi gündemindeki rolünü ele almak üzere üniversitelerin “net sıfır” sorununa nasıl yanıt verdiklerini, toplulukları iklim etkilerinden nasıl koruyup hazırladıklarını ve diğer yerel çapta kurumlar ve yerel topluluklarla ortaklaşa çalışan bir “yurttaşlık” yaklaşımını nasıl genişletebileceklerini araştıran bir bildirge yayınlamıştır (Civic University Network, 2024). Bildirgenin belirtilen dört temel amacı; yerel ekonomilerin net sıfır geçişe dayanıklı hale gelmesini desteklemek; yerel endüstri ve tedarik zincirlerinin yeşil ekonominin fırsatlarına uyum sağlayabilmesi ve bunları karşılamak için yenilikçi niteliklerin desteklenmesi; yerel biyoçeşitliliği ve yeşil kampüs girişimlerini artırmak; okulları, öğrencileri ve halkı sürdürülebilir bir toplum adına bir araya getiren yeşil eğitim girişimleri geliştirmektir. Uluslararası ilişkilerin araştırma boyutunda ise literatürdeki iklim değişikliğiyle ilgili tartışma alanları beş ana başlıkta ele alınabilir: İklim değişikliğinin egemenlik anlayışını dönüştürmesi, iklim değişikliğinin uluslararası güvenliğe etkileri, iklim değişikliği altında enerji jeopolitiğinin dönüşümü, iklim değişikliğinin uluslararası aktörlerin statü ve itibarına etkileri ile iklim değişikliğinin küresel normları ve koalisyon oluşumu dinamiklerini şekillendirmesi (Sending & Øverland & Hornburg, 2020). İlk olarak iklim değişikliği, egemenlik kavramının toprak bütünlüğü açısından yeniden sorgulanmasına yol açmaktadır ve söz konusu olgu bu yönde birçok çalışmayı tetiklemiştir (Sending vd., 2020). Deniz seviyesinin yükselmesiyle birlikte bazı ada devletlerinin ve kıyı bölgelerinin yok olma riski, kara ve deniz sınırlarının değişmesine yol açabilir. Bu durum, toprak kontrolüne dayalı geleneksel egemenlik anlayışını zayıflatacaktır ve özellikle uluslararası hukuk alanında bu değişikliklere nasıl yanıt verileceği tartışmasını gündeme taşımıştır (örn. Dalby, 2016; Vidas vd., 2015; Wainwright & Mann, 2018; Zürn & Schäfer, 2013). İkinci olarak uluslararası güvenlik konusunda iklim değişikliği, devletlerin güvenlik anlayışlarını genişletirken, kaynak kıtlığı ve insan güvenliği gibi konuları öne çıkarmaktadır (Sending vd., 2020). İklim değişikliği, özellikle gelişen ülkelerde kaynaklar üzerindeki küresel rekabeti artırarak çatışmaları tetikleyebilir. 223 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Hindistan ve Pakistan arasındaki su hakları gerilimi gibi örneklerde olduğu gibi, iklimin etkileri literatürdeki güvenlik tartışmalarında daha geniş bir yer bulmaktadır (örn. Barnett & Adger, 2007; Bernauer & Siegfried, 2012; Busby, 2018; Scheffran vd., 2012; Theisen vd., 2013). Üçüncü olarak enerji jeopolitiği, fosil yakıtların önemini yitirip yenilenebilir enerji kaynaklarının öne çıktığı bir dönüşümden geçmektedir (Sending vd., 2020). Bu dönüşüm, özellikle petrol gelirine bağımlı ekonomiler için önemli stratejik yenilikler gerektirirken, yenilenebilir enerji teknolojilerine sahip ülkelerin küresel arenada güç kazanmasına neden olacaktır. Dolayısıyla, bugüne kadar geleneksel enerji politikalarının hakim olduğu jeopolitik denge yeniden şekillenmektedir (örn. Overland, 2019b; Overland vd., 2019). Dördüncü olarak, iklim değişikliğinin devletlerin uluslararası statü ve itibarı üzerindeki etkileri de önemlidir (Sending vd., 2020). Norveç ve Kanada gibi petrol ihracatçısı ülkeler, karbon emisyonlarının eleştirildiği bir dünyada itibarlarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabilir. Karbon ayak izi, devletlerin uluslararası alandaki konumlarını belirleyici bir unsur haline gelirken, itibar kaybı geleneksel güç yapıları üzerinde yeni baskılar oluşturacaktır (örn. Schia & Sending, 2015). Beşinci ve son olarak iklim değişikliği, yeni küresel normların ve koalisyonların doğmasına yol açmıştır (Sending vd., 2020). Bu konudaki çalışmalar, Cartagena Diyaloğu ve Kömür Sonrası İttifakı gibi gönüllü koalisyonlar ile birlikte iklimle mücadelede devlet dışı aktörlerin ve özel girişimlerin artan rolünü vurgulamaktadır. Bu tür ittifakların, iklim hedeflerine uymayan devletlere yaptırım uygulayabilen “iklim kulüpleri”ne dönüşme potansiyeli ise dikkat çekicidir. Bu bağlamda, karşı ittifakların ortaya çıkma olasılığı ve bu ittifakların olası etkileri de uluslararası ilişkilerde önemli bir tartışma konusu haline gelmiştir (örn. Nordhaus, 2015; Overland, 2019a). Genel iklim bilimi çalışmalarına ek olarak siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler gibi alanlarda küresel iklim değişikliğinin nasıl ele alındığını inceleyen İpek Didem Göçoğlu, Nilüfer Negiz ve Volkan Göçoğlu (2023); Sending, Øverland ve Hornburg’un değerlendirmelerine benzer bir literatür araştırması sunarlar. Yazarlar, iklim değişikliğinin uluslararası ilişkiler dahilindeki hukukî mevcudiyetinin tarihsel gelişimini özetleyerek başlarlar. İklim değişikliğiyle ilgili küresel iş birliği çabaları, 1970’lerde Greenpeace’in kuruluşu ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP, United Nations Environment Programme) gibi girişimlerle ivme kazanmıştır. UNEP, 1972 Stockholm Çevre Konferansı’ndan 224 İklim Değişikliği ve Uluslararası İlişkiler sonra kurulmuştur ve ozon tabakasını koruma amacıyla Viyana Sözleşmesi ve Montreal Protokolü gibi önemli sonuçlar doğurmuştur. 1979’da Dünya Meteoroloji Örgütü, Birinci Dünya İklim Konferansı’nı düzenlemiştir; ardından 1990’da ‘Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli (Intergovernmental Panel on Climate Change - IPCC)’ kurulmuştur ve iklim değişikliğinin çevresel, ekonomik ve toplumsal yönlerini ele alan bildirgeleriyle önemli bir yetke haline gelmiştir. 1992 Rio Zirvesi, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ni (BMİDÇS) ortaya koyarak kurumsal temelleri güçlendirmiştir. 1997’deki Kyoto Protokolü ise bu çabaları somutlaştırarak 2005’te yürürlüğe girmiştir. 2015’te imzalanan Paris Anlaşması ise, ana kirletici ülkelerin emisyon azaltımına yönelik taahhütleriyle iklim eyleminde kritik bir dönüm noktası olmuştur ve 195 ülkenin desteğiyle küresel bir çerçeve sunmuştur (Göçoğlu vd., 2023). İpek Didem Göçoğlu, Nilüfer Negiz ve Volkan Göçoğlu (2023), uluslararası literatürü değerlendirirken Web of Science dizinindeki iklim değişikliği üzerine yapılmış ve en fazla atıf almış çalışmaları temel almanın akademik nitelik açısından daha sağlıklı bir yaklaşım olduğunu belirtirler. Bu çerçevede en çok atıf alan çalışmaların genellikle 2000-2010 yılları arasında yayımlandığı saptanmıştır. Uluslararası alandaki çalışmaların, özellikle kamu yönetimi, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler pencerelerinden ele alındığında, iklim değişikliğiyle mücadelede “yönetişim” kavramına odaklandığı görülmektedir. Nitekim, bu konuda en çok atıf alan ilk yirmi çalışmadan yedisinin iklim politikalarında yönetişimi merkeze aldığı anlaşılmaktadır (Göçoğlu vd., 2023). Örneğin Few, Brown ve Tompkins (2007), iklim değişikliğinin çok boyutlu ve çok aktörlü yapısının, katılımcı politika geliştirme ve yönetişim açısından karmaşık bir örnek teşkil ettiğini vurgulamaktadır. Amundsen, Berglund ve Westkog (2010), Norveç belediyelerinde proaktif, çok kademeli bir yönetişimin şiddetli doğa olaylarına karşı önemli olduğunu ortaya koyarken; Rabe (2007), uluslararası yönetişimden önce ulusal ve yerel düzeyde çok kademeli yönetişim sistemlerinin daha somut politikalar üretebileceğine işaret eder. Pidgeon (2012) ise yönetişimin bazen sorumluluğu diğer aktörlere yükleme mekanizması olarak kullanılabileceğini belirtir. Abbott (2012) da, iklim yönetişiminde mevcut modellerin parçalı ve eşgüdümsüz doğasına dikkat çekerek, hiyerarşik olmayan uluslar ötesi planlamalarla daha etkin bir yapı önerir. Bulkeley (2000) ile Gustavsson, Elander ve Lundmark (2009) ise kamu politikası üretim süreçlerinde savunma koalisyonları ve siyaset ağlarının katkı potansiyeline vurgu yaparlar. 225 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü İpek Didem Göçoğlu, Nilüfer Negiz ve Volkan Göçoğlu’na (2023) göre güvenilir Türk akademik dergilerin önemli kısmını kapsayan Dergipark, Türkiye’deki literatürü değerlendirmek için en uygun platformdur. İklim değişikliğinin genel çerçevesi dışında, kamu yönetimi penceresinden incelenebilecek kimi alt başlıklar dikkat çekmektedir (Göçoğlu vd., 2023). Bu bağlamda, Tuğaç (2022), iklim değişikliği ile şehirler arasındaki çift yönlü ilişkiye odaklanır. Şehirlerin hem iklim değişikliğine katkı sunduğunu hem de bu değişiklikten etkilendiğini ifade eder. Çakır Sümer (2021) ise kıyı başkentlerinin iklim değişikliğinden daha fazla etkilenme potansiyeline sahip olduğunu ve bu şehirlerde ilerleyen süreçte yer değiştirme ihtiyacının doğabileceğini vurgular. Uysal Oğuz (2010) Seattle örneğinden hareketle yerel yönetimlerin iklim değişikliğiyle mücadeledeki önemini ortaya koyarken, Demirci (2015) yönetişim uygulamalarına, Konak (2011) gençlerin katılımının sağlanması gibi etkenlerin önemine dikkat çekerler. Bu çalışmalar genel olarak, iklim değişikliğinin çok katmanlı yapısının siyasa geliştirme süreçlerinde nasıl ele alınabileceğini ve farklı yönetişim düzeylerinde hangi stratejilerin uygulanabileceğini irdelemektedir (Göçoğlu vd., 2023). Bununla birlikte eklemek gerekir ki uluslararası ilişkiler ile sosyoloji, politik ekonomi ve tarih gibi alanları birleştiren çapraz disiplinli araştırmalar, günümüzün karmaşık küresel sorunlarını anlamak ve ele almak için son derece önemlidir. Şüphesiz geleneksel uluslararası ilişkilere ait bakış açıları kendi başına büyük değere sahiptir. Ancak bu bakış açıları, küresel dinamikleri şekillendiren toplumsal yapılara, ekonomik sistemlere ve tarihsel gelişmelere ilişkin içgörülerle zenginleştirilebilir. Bu disiplinlerin bütünleştirilmesi, göç, çevre krizleri ve küresel eşitsizlik gibi olguların kökenlerini ve etkilerini daha etkili bir şekilde incelemeyi sağlar. Örneğin, iklim göçünün sosyo-politik dinamikleri, sömürgeciliğin günümüz iklim politikalarını şekillendirmedeki tarihsel mirası, yeşil kapitalizm, ekolojik emperyalizm, adil geçişler ile küresel yönetişim ve işçi haklarını etkileyen çokuluslu şirketlerin rolü gibi konular irdelenmelidir. Bu tür araştırmalar yalnızca derinlemesine bir anlayış sunmakla kalmaz, aynı zamanda günümüzün birbirine bağlı zorluklarına yanıt veren daha bütünsel, eleştirel ve adil politika çözümlerine katkıda bulunur. 3. TOPLUMA KATKI ÇALIŞMALARINDA İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER Uluslararası ilişkiler ve iklim değişikliğinin topluma katkı boyutunda düşünce kuruluşları, araştırma merkezleri ve enstitüler öne çıkmaktadır (Gürcan, 226 İklim Değişikliği ve Uluslararası İlişkiler 2023). Burada topluma katkı boyutu, Ar-Ge faaliyetlerinin ötesinde söz konusu kurum ve birimlerin kamu kuruluşlarıyla iş birliği ve siyaset yapıcılar ile sivil topluma yönelik siyasa önerileri ve eğitim faaliyetleri noktasında ortaya çıkar. Örneğin Sciences Po Üniversitesi’nin ‘Center for International Studies’in Uluslararası Çalışmalar Merkezi’ bünyesinde 2013 yılından beri faaliyet gösteren bir ‘Çevre ve Uluslararası İlişkiler Araştırma Topluluğu’ bulunmaktadır. Bu topluluğun en önemli faaliyetleri arasında çevre ve uluslararası ilişkiler konulu seminerler düzenlemek yer alır (Center for International Studies, 2024). Böyle bir merkezin, QS sıralamasına göre siyaset biliminde dünyanın en önemli üç üniversitesinden biri ve disiplin dahilinde iklim değişimi eğitimine açık ara en büyük ilgiyi gösteren bir üniversite olarak Sciences Po’da yer alması şaşırtıcı değildir. Bundan başka, ‘Royal Institute of International Affairs - Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’ olarak da bilinen Chatham House adlı İngiliz düşünce kuruluşu, ‘Çevre ve Toplum Merkezi - Environment and Society Centre’a ev sahipliği yapmaktadır. İklim ve enerji geçişleri, doğal kaynakların yönetiminde sürdürülebilirlik ve finansal sürdürülebilirlik konularına yoğunlaşan bu merkez, akademik dünyanın da ötesinde topluma katkı çerçevesinde araştırma çıktılarını siyaset yapıcıları ve siyasetçilere aktarmayı amaçlar (Chatham House, 2024). Benzer şekilde Alman devletine yakın 'Alman Dış İlişkiler Konseyi - German Council on Foreign Relations’ iklim değişikliğinin toplumsal ve jeopolitik etkilerini anlamaya odaklanan ‘İklim ve Dış Politika Merkezi - Center for Climate and Foreign Policy’e ev sahipliği yapmaktadır (German Council on Foreign Relations, 2024). Emekli asker ve güvenlik çevrelerine mensup kişilerin yönetimindeki ‘İklim ve Güvenlik Merkezi - The Center for Climate and Security’ adlı Amerikan düşünce kuruluşu ise akademik dünyanın ötesinde siyaset yapıcılara yönelik etkinlikler düzenleme misyonunu benimsemiştir ve faaliyetlerini güvenlik çevrelerinin profesyonel gelişimine adamaktadır (The Center for Climate & Security, 2024). Bununla birlikte, çapraz disiplinli yaklaşımlara sahip kurum ve birimlerin katkısı da son derece önemlidir. Örneğin Harvard Üniversitesi (Harvard University Center for the Environment), Yale Üniversitesi (Yale School of the Environment) vb. birçok merkez yıllık çevresel bildirgeler yayınlamaktadır. Türkiye’de ise iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak ve doğal kaynakları korumak amacıyla iş dünyasının işleyiş şeklini değiştirmek üzere çalışan Karbon Saydamlık Çalışma Tasarısı’nın (Carbon Disclosure Project - CDP) Türkiye’deki ortağı 2010 yılından beri Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu’dur. 227 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü İklim değişikliğiyle mücadele çalışmalarında üniversiteler arası kurulacak ağlar da çalışmaların desteklenmesi ve daha geniş bir alana yayılması için önemlidir. Örneğin Birleşik Krallık’ta üniversitelerin oluşturduğu bir iklim ağı bulunmaktadır. Bu ağ, yükseköğretim kurumlarının iklim çalışmalarına dair bir çalışma tasarısı geliştirmiş ve bu tasarıyı bildirge olarak bir yol haritası niteliğinde diğer üniversitelere sunmuştur (UK Universities Climate Network, 2024). Aynı şekilde, bu alanda gerçekleştirilen araştırma tasarıları da yine topluma katkı boyutunun destekleyicisidir. ‘UCCRN_edu’, iklim değişikliğinin azaltılması ve iklim değişikliğine uyum konularında çok disiplinli bilgiye dayalı sektörler arası eylemi teşvik etmeye adanmış uluslararası bir konsorsiyum olan ve ‘Yükseköğretim için Kentsel İklim Değişikliği Araştırma Ağı (UCCRN - Urban Climate Change Research Network for Higher Education)’ üyelerini içeren bir Erasmus + iş birliği ortaklığıdır. Bu çalışma tasarısı; kentlerde iklim eylemini kolaylaştırmak için önde gelen araştırma ve öğretim kurumları, yerel yönetimler, topluluklar, AB kurumları ve ulus aşırı aktörler arasında siyasa ve yönetişim diyaloğu sağlayarak iklime dirençli kentsel planlama, tasarım ve yönetişim eğitimindeki mevcut boşlukların üstesinden gelinmesini amaçlamaktadır. Bu sayede öğrenciler de iklime dirençli kentsel tasarım, planlama ve yönetişim alanında uzmanlık kazanmaktadır (UCCRN, 2024). Avrupa Yenilikçilik ve Teknoloji Enstitüsü'nün (EIT - European Institute of Innovation and Technology) yeni stratejisi EIT Stratejik İnovasyon Gündemi 2021-2027'nin bir parçası olan ‘Yükseköğretim Kurumları Girişimi’; yükseköğretim kurumlarına uzmanlık ve koçluk sağlayarak ve EIT yenilik ekosistemine erişim ve finansmanı destekleyerek, ihtiyaçlara yönelik eylem planları geliştirilmesini sağlamayı amaçlar (EIT, 2024b). Bu çalışmalar, hem Ar-Ge ve yeniliği geliştirmeye yöneliktir hem de topluma katkı boyutunu vurgulamaktadır. Bu alanda yapılan konferanslar, zirveler vb. etkinlikler de topluma katkı çalışmalarının destekleyicisidir. Örneğin Türkiye'deki İngiliz Ticaret Odası’nın (British Chamber of Commerce in Türkiye), ‘ESG (Çevresel, Sosyal ve Kurumsal Yönetim) ve Sürdürülebilir Yatırım (ESG & Sustainable Investment Forum Türkiye 2024), bu yılın Ekim ayında İstanbul’da düzenlenecektir (ELL Events, 2024). Geniş bir yelpazede sürdürülebilirlik ve çevresel trendlere odaklanan ve konuyla ilgili ileri gelen yöneticilerin katıldığı bu konferansa üniversite yöneticileri ve akademisyenlerin de katılması üniversitelerin topluma katkı aşamasında diğer paydaşlarıyla iş birliği içinde olduğunu göstermektedir. HESI bu alanda ‘Rio’dan Paris’e: İklim Değişikliği Eylemi için Yükseköğretim’ (From Rio to Paris: Higher Education for Climate Change Action) ismiyle Pariste bir konferans düzenlemiş ve konunun yükseköğretimdeki rolüne dikkat çekmiştir (SDG Knowledge Platform, 228 İklim Değişikliği ve Uluslararası İlişkiler 2015). Bu kapsamda, Sabancı Üniversitesi CDP Türkiye İklim Değişikliği ve Doğa Konferansı 2023 Sonuçları ve Ödül Töreni en son 2023 yılında gerçekleşmiştir (Sabancı Üniversitesi, 2023). Bu alanda yapılabilecek sosyal sorumluluk çalışma tasarıları; akademikidari personelin yer aldığı gönüllülük programları, iklim değişikliğiyle ilgili mücadelede farkındalık yaratmaya yönelik öğrenci çalışma tasarıları, bu alanlarda yürütülen en iyi çalışma tasarısı uygulamalarının yaygınlaştırması açılarından önemlidir. Türkmenistan’da gerçekleştirilen ‘İklim Kutusu’ (Climate Box) çalışma tasarısı, bölgedeki okul öğrencilerine iklim değişikliği konusunda eğitim sağlamayı ve farkındalık yaratmayı, hatta konuyla ilgili bir ders kitabı hazırlamayı amaçlamaktadır (UNDP Türkmenistan, 2024). Zürih Üniversitesi, daha az uçuş gerektiren bilimsel iş birliği biçimlerini savunan “Bilim yap, mil değil” adlı bir girişim başlatarak gereksiz seyahatleri engellemeye yönelik bir çalışma tasarısı oluşturmuştur. 2020 CANiE Avrupa Zirvesi'nde University College Dublin, eski öğrencilerden kalan mobilya, yemek pişirme ekipmanı ve daha fazlasını öğrenci yurtlarına taşınan yeni öğrencilere nasıl bağışladığını aktarmıştır (European University Foundation, 2024). Son olarak, üniversitelerin iklim değişikliğiyle mücadele ve çevresel sorumluluklar kapsamında yayınladıkları bildirgeler de topluma katkı bağlamında önemlidir. Örneğin Rotterdam Erasmus Üniversitesi her yıl, CO2 kaynağı başına emisyonlar hakkında bilgi içeren bir CO2 ayak izi bildirgesi yayınlamaktadır (European University Foundation, 2024). Bu ve benzeri örnekler çoğaltılsa da yukarıda belirtildiği üzere yükseköğretim kurumlarında iklim değişikliği üzerinde gerçekleştirilmesi gereken birçok çalışma tasarısı bulunmaktadır. SONUÇ Şüphesiz iklim krizi, insanlığın varoluşunu tehdit eden büyük bir sorun teşkil eder. Uluslararası ilişkiler disiplininin ise bu bilinçten yoksun kaldığı veya bu konuya ilişkin tartışmalardan uzak durduğu kesinlikle söylenemez. Her ne kadar bu konu disiplin dahilinde henüz merkezi bir unsur haline gelmemiş olsa da iklim değişikliğine yönelik artan bir araştırma gövdesinin varlığı dikkat çekmektedir. Uluslararası ilişkiler disiplini içinde iklim değişikliği üzerine yürütülen araştırma ve eğitim çabalarının ‘iklim siyaseti ve yönetişimi’, ‘bölgesel çalışmalar’ (örn. Avrupa Çalışmaları), ‘enerji, jeopolitik ve uluslararası güvenlik’, ‘iklim diplomasisi ve müzakereler’ ve ‘siyasa çalışmaları ve sağlık’ gibi belirli tematik alanlarda yoğunlaştığı gözlemlenmektedir. 229 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Toplumsal etki boyutuyla ilgili olarak, iklim değişikliğini uluslararası ilişkiler penceresinden ele alan araştırma merkezleri ve düşünce kuruluşlarının sayısı artmakla birlikte, hâlâ sınırlı sayıdadır. Öte yandan, Almanya ve Birleşik Krallık gibi önde gelen Batılı devletler bu konuyu ciddiye almaktadır ve toplumsal etki için özel birimler oluşturmuş durumdadır. Üniversite eğitimi kapsamında çevresel sürdürülebilirlik göz ardı edilmemekle birlikte, uluslararası ilişkiler disiplininde iklim değişikliğine daha fazla odaklanan derslere ve uzmanlığa ihtiyaç duyulmaktadır. Bu bağlamda, Sciences Po gibi belirli bilim dallarında uzmanlaşmış üniversiteler, iklim değişikliğine güçlü vurgu yapan daha geniş bir ders yelpazesi sunma avantajına sahiptir. Dolayısıyla iklim değişikliği eğitiminin geliştirilmesi adına, uzmanlaşmış üniversitelerin desteklenmesi bir çözüm yolu olarak öne çıkarılabilir. Benzer şekilde TRIP verileri; Marksizm, feminizm, uluslararası politik ekonomi, insan güvenliği ve uluslararası örgütler gibi alanlarda uzmanlaşmış araştırmacıların, uluslararası ilişkiler alanı dahilinde iklim değişikliğinin incelenmesi ve eğitimi konusunda daha güçlü bir farkındalık ve uzmanlığa sahip olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, iklim değişikliği eğitimini teşvik etmenin bir diğer yolu, bu grupların fakültelerdeki ve düşünce kuruluşlarındaki temsilinin artırılması olabilir. Ancak hem devlet destekli düşünce kuruluşları hem de eğitim ve araştırma teşvikiyle ilgili potansiyel çözümlerin kapsamlı ve çapraz disiplinli bir kamu planlaması gerektirdiği de vurgulanmalıdır. Son olarak, uluslararası ilişkiler alanının da ötesinde üniversite yönetimini ilgilendiren iklim dostu uygulamaların burada yinelenmesinde yarar vardır. Su kullanım oranını azaltmak ve sensörlü musluklar kullanmak; atık suları bahçe sulamalarında kullanmak; gereksiz açık duran elektriklerin görevliler tarafından kontrol edilmesi; personel ile öğrencilere sorumlu tüketim alışkanlıklarının aktarılması; LEED sertifikalı binaların tercih edilmesi; kampüs operasyonlarında bisiklet kullanımının özendirilmesi; seyahatlerin azaltılması; bahçe yeşillendirmesi; atıkların ayrıştırılması; elektronik, kağıt, pil vb. tüm atıkların geri dönüştürülmesi için anlaşmaların ve çalışma tasarılarının yaygınlaştırılması; emisyonların azaltılmasına yönelik operasyonel çalışmalar ile birlikte eğitim-öğretimde tüm disiplinlerin müfredatlarına iklim değişikliği ile ilgili farkındalık yaratabilecek temel derslerin eklenmesi; Ar-Ge ve yenilikçi çalışmalarda bu alanların iyileştirilmesine yönelik çalışmaların desteklenmesi, teşviklerin ve bursların artırılması; ödüllendirme sistemlerinin geliştirilmesi; öğrencilerin olumlu yönde alışkanlıklarını değiştirmeleri için gerekli sosyo-psikolojik araştırmaların artırılması; hem öğrencileri hem akademik-idari personeli kapsayan sosyal sorumluluk çalışma tasarılarının geliştirilmesi; STK ortaklıklarıyla yapılabilecek 230 İklim Değişikliği ve Uluslararası İlişkiler gönüllülük programlarının artırılması önemlidir. Sonuç olarak tüm bu önerilerin başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesi; eğitim, Ar-Ge ve operasyonel süreçleri içine alan kapsamlı bir çevresel sorumluluk anlayışına sahip ve iklime duyarlı bir yönetim anlayışını gerekli kılar. Bu nedenle rektörlük düzeyinde kurulan sürdürülebilirlik koordinatörlüğüne bağlı iklim değişikliği ya da çevre komisyonlarının hazırlayacağı üniversite politikaları, stratejiler, hedefler ve bunlara koşut oluşturulacak kısa-uzun dönem faaliyet tasarıları; üniversitede iklim değişikliğiyle mücadelenin lâyıkıyla yerine getirilmesi açısından önemlidir. KAYNAKÇA Abbott, K. W. (2012). "The Transnational Regime Complex for Climate Change”, Environment and Planning C: Government and Policy, 30(4), 571-590. Adams, R. & Mann, L. & Jordan, S. & Daly, S. (2009). “Exploring the Boundaries: Language, Roles and Structures in Cross-Disciplinary Design Teams”, içinde About Designing: Analysing Design Meetings, (Ed. J. McDonnell & P. Lloyd). CRC Press. Ss. 339-358. Amundsen, H. & Berglund, F. & Westskog, H. (2010). “Overcoming Barriers to Climate Change Adaptation – A Question of Multilevel Governance?”, Environment and Planning C: Government and Policy, 28(2), 276-289. Barnett, J. & Adger, W. N. (2007). “Climate Change, Human Security and Violent Conflict”, Political Geography, 26(6), 639-655. Bernauer, T. & Siegfried, T. (2012). “Climate Change and International Water Conflict in Central Asia”, Journal of Peace Research, 49(1), 227-239. Brunet, P. & Meulewaeter, C. & Ortega, P. (2021). “Climate Crisis, Armed Forces and Environmental Peace”. Centre Delàs d’Estudis per la Pau, Report No. 49. https://centredelas.org/wpcontent/uploads/2021/11/informe49_ClimateCrisisArmedFo rcesEnvironmentalPeace_ENG.pdf, Erişim Tarihi: 07.09.2024. Bulkeley, H. (2000). “Discourse Coalitions and the Australian Climate Change Policy Network”, Environment and Planning C: Government and Policy, 18(6), 727-748. Busby, J. (2018). “Warming World: Why Climate Change Matters More than Anything Else”, Foreign Affairs, 97(49), 1-15. Çakır Sümer, G. (2021). “İklim Değişikliği Bağlamında Kıyı Başkentlerinin Durumu ve Yer Değişikliklerine Yönelik Etkileri Üzerine Bir İnceleme”, Çankırı Karatekin Üniversitesi İİBF Dergisi, 11(1), 243-266. Center for International Studies. (2024). “Research Group on the Environemnt and International Relations”. https://www.sciencespo.fr/ceri/en/content/environnement-etrelations-internationales, Erişim Tarihi: 07.09.2024. Chatham House. (2024). “Environment and Society Centre”. https://ww w.chathamhouse.org/aboutus/ourdepartments/environment-and-society-centre, Erişim Tarihi: 07.09.2024. 231 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Civic University Network. (2024). “The Role of HEIs in the Climate Action Agenda”. https://eprints.icstudies.org.uk/id/eprint/392/1/CUN%20REPORT%20V6a.pdf, Erişim Tarihi: 03.09.2024. Corti, L. & Wathan, J. (2017). “Online Access to Quantitative Data Resources”, içinde SAGE Handbook of Online Research Methods. SAGE. Ss. 489-508. Dalby, S. (2016). “Framing the Anthropocene: The Good, the Bad and the Ugly”, The Anthropocene Review, 3(1), 33-51. Demirci, M. (2015). “Kentsel İklim Değişikliği Yönetişimi”, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 46(1), 75-100. Dobrota, M. & Bulajic, M. & Bornmann, L. & Jeremic, V. (2016). “A New Approach to the QS University Ranking Using the Composite I-distance Indicator: Uncertainty and Sensitivity Analyses”, Journal of the Association for Information Science and Technology, 67(1), 200-211. Doctors Without Borders. (2024). “Refugees and Displaced People”. https://msf.org.uk/issues/refugeesanddisplacedpeople#:~:text=An%20unprecedented% 20108.4%20million%20people,to%20stay%20where%20you%20are, Erişim Tarihi: 05.09.2024. EIT. (2024a). “EIT HEI Initiative Project Spotlight: CloudEARTHi”. https://eit.europa.eu/newsevents/successstories/eit-hei-initiative-project-spotlightcloudearthi, ErişimTarihi: 05.09.2024. EIT. (2024b). “EIT HEI Initiative”. https://eit-hei.eu/about/about-eit-hei-initiative/, ErişimTarihi: 05.09.2024. ELL Events. (2024). “ESG & Sustainable Investment Forum Türkiye”. https://eelevents.co.uk/upcomingevents/esg-sustainable-investment-forum-turkey2024/, Erişim Tarihi: 05.09.2024. European Commissions. (2018). “New World Atlas of Desertification Shows Unprecedented Pressure on the Planet’s Natural Resources”. https://ec.europa.eu/ commission/presscorner/detail/en/ip_18_4202, Erişim Tarihi: 01.09.2024. European University Foundation. (2024). “10 Ways to Make Your HEIs Internationalisation Practices More Sustainable”. https://uni-foundation. eu/2021/12/08/hei-internationalisation-sustainable/, Erişim Tarihi: 01.09.2024. Few, R. & Brown, K. & Tompkins, E. L. (2007). “Public Participation and Climate Change Adaptation: Avoiding the Illusion of Inclusion”, Climate Policy, 7(1), 46-59. FOA. (2024). “Global Report on Food Crises: Acute Hunger Remains Persistently High in 59 Countries with 1 in 5 People Assessed in Need of Critical Urgent Action”. https://www.fao.org/newsroom/detail/global-report-on-food-crises---acute-hungerremains-persistently-high-in-59-countries-with-1-in-5-people-assessed-in-need-ofcritical-urgent-action/en, Erişim Tarihi: 09.09.2024. German Council on Foreign Relations. (2024). “Center for Climate and Foreign Policy”. https://dgap.org/en/research/programs/center-climate-and-foreign-policy, Erişim Tarihi: 07.09.2024. 232 İklim Değişikliği ve Uluslararası İlişkiler Göçoğlu, İ. D. & Negı̇ z, N. & Göçoğlu, V. (2023). “Türkiye’nin İklim Değişikliği ile Mücadele Serüveni: Akademik Yazın Üzerine Bir Araştırma”, Süleyman Demirel Üniversitesi Vizyoner Dergisi, 14(38), 626-648. Gürcan, E. C. (2019). “Extractivism, Neoliberalism, and the Environment: Revisiting the Syrian Conflict from an Ecological Justice Perspective”, Capitalism Nature Socialism, 30(3), 91-109. Gürcan, E. C. (2023). “Uluslararası İlişkiler Disiplininde Sürdürülebilirlik”, içinde Akademik Disiplinlerde Sürdürülebilirlik, (Ed. E. Bayhantopçu & P. G. Özuyar). Nobel Akademik. Ss. 147-170. Gustavsson, E. & Elander, I. & Lundmark, M. (2009). “Multilevel Governance, Networking Cities, and The Geography of Climate-Change Mitigation: Two Swedish Examples”, Environment and Planning C: Government and Policy, 27(1), 59-74. Harvard University. (2024). “Faculty of Arts and Sciences: Course Catalog Preview”. https://courses.my.harvard.edu/dw_course/fas_crse_cat.pdf, Erişim Tarihi: 07.09.2024. Ibrahim, C. & Fadhli, R. (2021). “Performance of Indonesia’s World-Class University Efficiency with Bibliometrics (Scientific Strength) Approach and Data Envelopment Analysis”, Webology, 18(1), 32-50. ISCN (International Sustainable Campus Network). (2022). https://internationalsustainable-campusnetwork.org/embedding-climate-change-education-within-heis/, Erişim Tarihi: 02.09.2024. Kavak, Y. (2019). “Toplumsal Katkı Politikası”, Yükseköğretim Kalite Kurulu. https://portal.yokak.gov.tr/makale/kurumun-toplumsal-katki-politikasi/, Erişim Tarihi: 08.11.2021. Koç University. (2024). “Department of Political Science and International Relations, Courses”. https://gsssh.ku.edu.tr/en/departments/political-science-andinternationalrelations/ courses/, Erişim Tarihi: 04.09.2024. Koçak, K. & Günay, A. (2020). Üniversite İzleme ve Değerlendirme Genel Raporu 2020. Ankara Üniversitesi Basımevi. Konak, N. (2011). “Küresel İklim Değişikliği Ve Gençlerin Katılımı”, Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, 3(1), 77-86. KTH. (2024). “Climate Framework for Higher Education Institutions”. https://www.kth.se/polopoly_fs/1.929788.1600773247!/191001_A4_Klimatramverket _ENGFramework_anpassad.pdf, Erişim Tarihi: 01.09.2024. Menga, M. (2024). “Unprecedented Weather Events: The Path Ahead”. https://www.climateforesight.eu/articles/unprecedented-weather-events-the-pathahead/, Erişim Tarihi: 01.09.2024. Nordhaus, W. (2015). “Climate Clubs: Overcoming Free-riding in International Climate Policy”, American Economic Review, 105(4), 1339-1370. Overland, I. (2019a). “EU Climate and Energy Policy: New Challenges for Old Energy Suppliers”, içinde New Political Economy of Energy in Europe. Palgrave Macmillan. Ss. 73-102. 233 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Overland, I. (2019b). “The Geopolitics of Renewable Energy: Debunking Four Emerging Myths”, Energy Research & Social Science, 49, 36-40. Overland, I. & Bazilian, M. & Ilimbek Uulu, T. & Vakulchuk, R. & Westphal, K. (2019). “The GeGaLo Index: Geopolitical Gains and Losses After Energy Transition”, Energy Strategy Reviews, 26, 100406. Pidgeon, N. (2012). “Public Understanding of, and Attitudes to, Climate Change: UK and Iinternational Perspectives and Policy”, Climate Policy, 12(sup01), S85-S106. Popping, R. (2016). “Online Tools for Content Analysis”, içinde The SAGE Handbook of Online Research Methods. SAGE. Ss. 329-350. QS World University Rankings. (2024). “2024 Rankings”. https://www. topuniversities.com, Erişim Tarihi: 04.09.2024. Rabe, B. G. (2007). “Beyond Kyoto: Climate Change Policy in Multilevel Governance Systems”, Governance, 20(3), 423-444. Reuters. (2023). “World Food Prices Hit Record High in 2022”. https://www.reuters. com/markets/world-foodprices-hit-record-high-2022-despite-decemberfall-2023-0106/, Erişim Tarihi: 04.09.2024. Sabancı Üniversitesi. (2023). “CDP, Türkiye 14, İklim & Doğa Konferansı 2023”. https://cdpturkey.sabanciuniv.edu/tr/content/cdp-turkiye-14-iklim-doga-konferansi2023, Erişim Tarihi: 09.09.2024. Scheffran, J. & Brzoska, M. & Kominek, J. & Link, P. M. & Schilling, J. (2012). “Climate Change and Violent Conflict”, Science, 336(6083), 869-871. Schia, N. N. & Sending, O. J. (2015) . “Status and Sovereign Equality Small States in Multilateral Settings”, içinde Small States and Status Seeking: Norway’s Quest for International Standing, (Ed. B. de Carvalho). Routledge. Ss.1-13. Sciences Po University. (2024). “Répertoire des Enseignements”. https://syllabus. sciencespo.fr/fr/index.html, Erişim Tarihi: 05.09.2024. Sending, O. J. & Øverland, I. & Hornburg, B. (2020). “Climate Change and International Relations: A Five Pronged Research Agenda”, Journal of International Affairs, 73(1), 183-194. SDG Knowledge Platform. (2015). https://sustainabledevelopment.un.org/ sdinaction/hesi/climatechangeaction, Erişim Tarihi: 03.09.2024. Shamsudduha, M. (2024). “Mapping the World’s Largest Hidden Resource”. https://blogs.ucl.ac.uk/irdr/2024/02/15/mapping-the-worlds-largest-hidden-resource/, Erişim Tarihi: 03.09.2024. The Center for Climate & Security. (2024). “Official Website”. https://climateandsecurity.org, Erişim Tarihi: 03.09.2024. Theisen, O. M. & Gleditsch, N. P. & Buhaug, H . (2013). “Is Climate Change a Driver of Armed Conflict?”, Climatic Change, 117(3), 613-625. Trading Economics. (2024). “World Food Price Index”. https:// tradingeconomics.com/world/foodpriceindex#:~:text=Food%20Price%20Index%20in %20World%20averaged%2087.37%20Index%20Points%20from,for%20World%20F ood%20Price%20Index., Erişim Tarihi: 03.09.2024. 234 İklim Değişikliği ve Uluslararası İlişkiler TRIP. (2017). “2017 Faculty Survey”. https://trip.wm.edu/dashboard/faculty-surveys, Erişim Tarihi: 05.09.2024. TRIP. (2022). “2024 Faculty Survey”. https://trip.wm.edu/dashboard/faculty-surveys, Erişim Tarihi: 05.09.2024. Tuğaç, Ç. (2022). “İklim Değişikliği Krizi ve Şehirler”, Çevre, Şehir ve İklim Dergisi, 1(1), 38-60. UCCRN. (2024). https://www.uccrn.education/uccrn-edu-project/, Erişim Tarihi: 02.09.2024. UNDP Türkmenistan. (2024). “Climate Change Education and Awareness Project "Climate Box". https://www.undp.org/turkmenistan/projects/climate-changeeducation-and-awareness-project-climate-box, Erişim Tarihi: 08.09.2024. UUCN (UK Universities Climate Network). (2021). COP26 Universities Network Working Paper. “OCTOber 2021. Mainstreaming Climate Change Education in UK Higher Education Institutions”. https://uucn.ac.uk/wp-content/uploads/2022/07/ Mainstreaming-Climate-Change-Education.pdf, Erişim Tarihi: 08.09.2024. United Nations. (2019). “UN Report: Nature’s Dangerous Decline ‘Unprecedented’; Species Extinction Rates Accelerating”. https://www.un.org/sustainabledevelopment /blog/2019/05/nature-decline-unprecedented-report/, Erişim Tarihi: 03.09.2024. University of Oxford. (2024). “A-Z of Courses”. https://www.ox.ac.uk/admissions/ graduate/courses/courseslisting?term_node_tid_depth=752, Erişim Tarihi: 03.09.2024. Uysal Oğuz, C. (2010). “İklim Değişikliği ile Mücadelede Yerel Yönetimlerin Rolü: Seattle Örneği”, Yönetim ve Ekonomi, 17(2), 25-41. Vaughan, J. (2023). “Rise in Ocean Plastic Pollution “Unprecedented” Since 2005”. https://phys.org/news/202303-ocean-plastic-pollution-unprecedented.html, Erişim Tarihi: 03.09.2024. Vidas, D. & Fauchald, O. K. & Jensen, Ø. & Tvedt, M. W. (2015). “International Law for the Anthropocene? Shifting Perspectives in Regulation of the Oceans, Environment and Genetic Resources”, Anthropocene, 9, 1-13. Wainwright, J. & Mann, G. (2018). Climate Leviathan: A Political Theory of Our Planetary Future. Verso. World Meteorological Organization. (2023). “The Global Climate 2011-2020: A Decade of Accelerating Climate Change”. WMO. https://library.wmo.int/records/item/68585the-global-climate-2011-2020, Erişim Tarihi: 03.09.2024. World Meteorological Organization. (2024). “Climate Change Indicators Reached Record Levels in 2023: WMO.” https://wmo.int/news/media-centre/climate-changeindicators-reached-record-levels-2023-wmo, Erişim Tarihi: 03.09.2024. World Weather Attribution. (2023). “Climate Change Fuelled Extreme Weather in 2023; Expect More Records in 2024”. https://www.worldweatherattribution.org/climatechange-fuelled-extreme-weather-in-2023-expect-more-records-in-2024/, Erişim Tarihi: 03.09.2024. Zürn, M. & Schäfer, S. (2013). “The Paradox of Climate Engineering”, Global Policy, 4(3), 266-277. 235 BÖLÜM 9 TEMİZ SU, SU KAYNAKLARI VE SORUMLU SU TÜKETİMİ Gökşen Çapar * & Çiğdem Coşkun Dilcan † ÖZET Suyun zamansal ve mekânsal olarak eşit dağılmaması, iklim değişikliği, nüfus artışı ve tüketim baskısı, sanayileşme, su kalitesi sorunları ve kullanım farklılıkları gibi etkenler; suya erişim ve su kaynakları yönetiminde sürdürülebilirlik kavramını ön plana çıkarmaktadır. Temiz suya erişim, halk sağlığı, yoksulluğun azaltılması ve sürdürülebilir kalkınma üzerinde derin etkileri olan küresel bir endişe kaynağıdır. Disiplinlerarası bir yaklaşım gerektiren su yönetiminde sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi için; karmaşık su problemlerini, bütünleştirici su araştırmaları ile çözmek gerekmektedir. Birleşmiş Milletler’in ortaya koyduğu Sürdürülebilirlik Kalkınma Amaçları’nın altıncısı olan temiz su ve sanitasyon amacı doğrultusunda; sürdürülebilir su yönetimi konusunda farklı araştırma ekiplerini bir araya getirmek ve disiplinlerarası boyutta su araştırmaları yürütmek; politika yapıcıların ve su idarecilerinin üniversite öğretim üyeleri ve öğrencilerle iş birliği yapması oldukça önemlidir. Bu çalışmada, Türkiye ve dünyadan çeşitli üniversitelerin su yönetimi ile ilgili eğitim-öğretim alanındaki müfredatı incelenmiş ve ilgili program ve dersler hakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca, sürdürülebilir su yönetiminde ihtiyaç duyulan ve gerçekleştirilen Ar-Ge faaliyetleri ve toplumsal katkı çalışmalarının öneminden bahsedilmiştir. Özetle su yönetiminde; eğitim-öğretim, Ar-Ge faaliyetleri ve toplumsal katkı temellerine oturtulmuş bir yaklaşım ile sürdürülebilirliğin sağlanabileceği; bu üç unsurun birleşiminin, suyun korunması ve geleceğe güvenle taşınmasında temel rol oynayacağı vurgulanmıştır. Anahtar Kelime: Su Kaynakları, Su Yönetimi, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, Temiz Suya Erişim, Yükseköğretim * Prof. Dr.; Ankara Üniversitesi, Su Yönetimi Enstitüsü;
[email protected]; Orcid: 0000-0002-4636-9343 † Dr. Öğr. Gör.; Ankara Üniversitesi, Su Yönetimi Enstitüsü;
[email protected]; Orcid: 0000-0002-4718-0227 237 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü CLEAN WATER, WATER RESOURCES, AND RESPONSIBLE WATER CONSUMPTION ABSTRACT The uneven temporal and spatial distribution of water, climate change, population growth and consumption pressure, industrialization, water quality problems, and usage differences highlight the concept of sustainability in access to clean water and it’s management. Access to clean water is a global concern with profound impacts on public health, poverty reduction, and sustainable development. Achieving sustainability in water management requires an interdisciplinary approach to solve complex water problems through integrative water research. In line with the United Nations' Sustainable Development Goals, particularly the sixth goal of clean water and sanitation, it is crucial to bring together different research teams and conduct interdisciplinary water studies. Therefore, collaboration between policymakers, water managers, researchers and students is essential. In this study, the curricula related to water management education at various universities in Türkiye and around the world have been examined, providing information on relevant programs and courses. Additionally, the importance of necessary and ongoing research and development activities and community contributions in sustainable water management is discussed. In summary, the study emphasizes that sustainability in water management can be achieved through an approach based on education, research and development activities, and community involvement. The combination of these three elements plays a fundamental role in preserving water and securing it for the future. Keywords: Water Resources, Water Management, Sustainable Development Goals, Access to Clean Water, Higher Education 238 Temiz Su, Su Kaynakları ve Sorumlu Su Tüketimi GİRİŞ Su, canlıların yaşamı için hayati bir rol oynarken; sürdürülebilir kalkınma için de kritik bir kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır. Yerkürenin dörtte üçü suyla kaplı olmasına rağmen, bunun yalnızca yaklaşık %2,5'i tatlı su kaynaklarından oluşmaktadır. Bu miktarın da büyük bir kısmı buzullarda bulunmaktadır. İnsanların içme ve kullanma suyu olarak temin edebildikleri yüzey suları (göl, nehir, vb.) ve yer altı suları yer yüzünde, miktar ve kalite açısından değişiklik gösterir. Tatlı su kaynaklarının bu kadar sınırlı olması, bu kaynakların korunması, geri kazanılması ve geliştirilmesi gerekliliğini açıkça ortaya koymaktadır. Su döngüsü, diğer adıyla hidrolik döngü, buharlaşma, yoğuşma, yağış ve yüzey akışı gibi çeşitli süreçler aracılığıyla suyun sürekli dolaşım halinde olması ile dünyadaki yaşamın sürdürülmesinde hayati bir öneme sahiptir. Bu döngü, suyun atmosfer, kara ve okyanuslar arasında hareketini içerir ve çeşitli kullanımlar için tatlı suyun bulunabilirliğini sağlar (Han vd., 2022). Su döngüsünün etkisi, doğal ekosistemlerin ötesinde insan faaliyetlerine ve ekonomilere kadar uzanır. Küresel olarak, mevcut tatlı su kaynaklarının %1'den az oluşu ve tatlı suyun yeryüzündeki dağılımının kıtalar ve ülkeler arasında önemli ölçüde farklılık gösterdiği gözlemlenmektedir. Ayrıca, nüfus artışı ve tüketim baskısı, sanayileşme, iklim değişikliğinin su döngüsü üzerindeki olumsuz etkileri, su kalitesi sorunları ve kullanım farklılıkları gibi faktörler; suya erişime engel olabilecek küresel su sorunları arasında yer almaktadır (Tercini vd., 2021). Temiz suya erişim, halk sağlığı, yoksulluğun azaltılması ve sürdürülebilir kalkınma üzerinde derin etkileri olan küresel bir endişe kaynağıdır. Maalesef, dünya genelinde milyonlarca insan hâlâ güvenli içme suyuna erişimden yoksundur ve bu durum, su kaynaklı hastalıklara ve yaşam kaybına yol açmaktadır. Yaklaşık 4 milyar insan, yani dünya nüfusunun neredeyse üçte ikisi, her yıl en az bir ay boyunca ciddi su kıtlığı yaşamaktadır (Mekonnen & Hoekstra, 2016). 2015 yılında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, yerkürenin korunması, yoksulluğun ortadan kaldırılarak eşitsizlik ve adaletsizlikle mücadele edilebilmesi amacıyla, 2030 yılına kadar tamamlanacak bir yol haritası oluşturmuş ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarını (SKA) ilan etmiştir. Tüm ulusları kapsayarak kimseyi geride bırakmayacak şekilde tasarlanan bu amaçların temelinde, yaşanılabilir bir dünyayı tanımlayan 17 SKA yer almaktadır (BM, 2024). Bu 17 amaç arasında 6. sırada yer alan “Temiz Su ve Sanitasyon” amacı ile herkes için suyun ve sıhhi koşulların erişilebilirliği ve sürdürülebilir yönetimin güvence altına alınması hedeflenmiştir. En temel insanlık haklarından olan temiz suya ve hijyenik koşullara erişim konusu; 239 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü toplum sağlığının sağlanması ile yoksulluk ve açlığın ortadan kaldırılması açısından kritik öneme sahiptir (BM, 2024). BM’nin 2023 yılı Amacı 6: Temiz Su ve Sanitasyon raporuna göre; 2015 yılından bu yana, güvenli yönetilen içme suyu hizmetlerine erişimi olan küresel nüfusun 687 milyon kişilik bir artış gösterdiği; ancak buna rağmen, 2022 yılında dünya genelinde hâlâ 2,2 milyar insanın güvenli yönetilen içme suyu hizmetine erişemediği bildirilmiştir. 703 milyonluk bir nüfusun temel su hizmetine sahip olmadığı vurgulanmıştır. 2015 ve 2022 yılları arasında, güvenli yönetilen içme suyuna erişimi olmayan kırsal nüfus; 1,5 milyardan 1,3 milyara düşerken, kentsel alanlarda bu sayının 784 milyondan 857 milyona yükseldiği belirtilmiştir. Raporda ayrıca ilerlemelere rağmen, dünya genelinde hâlâ 1,9 milyar insanın evde sabun ve su ile temel el yıkama imkânına sahip olmadığı; bunların arasında hiç el yıkama imkânı olmayan 653 milyon kişi bulunduğu belirtilmektedir (BM, 2023). Birleşmiş Milletlerin Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları 2024 yılı raporuna göre; amaçların gerçekleştirilme başarısına bakıldığında Türkiye, 167 ülke arasında 72. sırada yer almaktadır (SKA, 2024a). Temiz Su ve Sanitasyon isimli 6. amaç özelinde ise kısmen ilerleme olduğu belirtilmiştir. Temel sanitasyon hizmetlerini kullanan nüfusun yüzdesi ile güvenli bir şekilde yönetilen sanitasyon hizmetlerini kullanan nüfus yüzdesi, kalkınma amaçları başarısını sürdüren veya başarı yolunda olan başlıklar olurken; temel içme suyu hizmetlerini kullanan nüfus yüzdesi göstergesine göre kısmen ilerleme olduğu belirtilmiştir. İthalatta yer alan kıt su tüketimi (m3 H2O eq/kişi başına) ile ilgili ilerleme olmadığı, insan kaynaklı atık suyun arıtılma oranı ile güvenli bir şekilde yönetilen sanitasyon hizmetlerini kullanan nüfus yüzdesi göstergeleri ile ilgili veriye erişilemediği belirtilirken; tatlı su çekimi (mevcut tatlı su kaynaklarının %'si) ile ilgili ilerleme yerine düşüş yaşandığı rapor edilmiştir (SKA, 2024b). BM SKA 2024 yılı raporunda; SKA’ların başarılı bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için bilim, teknoloji ve yenilik, gençlik ve gelecek nesiller, ve küresel yönetişim konularında yenilikçi yaklaşımların gerekliliğine dikkat çekilmiştir. Bu 17 amaca ulaşmada eğitim, araştırma ve geliştirme bileşenlerine büyük önem verildiği görülmektedir. Özellikle 6. amaç için kaliteli eğitim ile, su koruma ve sanitasyon uygulamaları hakkında farkındalığı artıran kapsayıcı ve eşitlikçi eğitimin sağlanması gerekliliğine vurgu yapılmaktadır. Tüm seviyelerdeki eğitim programları ile su kaynaklarının önemi, su kıtlığının etkileri ve sürdürülebilir su yönetiminin gerekliliği konularında öğretim yapılması gerektiğine dikkat çekilmektedir. Ayrıca, su yönetimi ile ilgili eğitim ve araştırma-geliştirme (Ar-Ge) faaliyetlerinin desteklenmesi, sürdürülebilir su uygulamalarının teşvik 240 Temiz Su, Su Kaynakları ve Sorumlu Su Tüketimi edilerek bireylerin bilgi ve becerilerle donatılması, suyla ilgili zorlukların ele alınarak dünya çapında toplumlar için temiz su ve sanitasyonun sağlanması gerektiği vurgulanmaktadır (SKA, 2024a). Su stresi ölçüsü, ekosistem hizmetleri için çevresel akış gereksinimlerini de içeren toplam tatlı su kaynaklarına göre tüm tatlı su çekilmelerini dikkate alır. Yenilenebilir su kaynaklarının %75'inin üzerinde bir çekilme oranı yüksek su stresini, %100'den fazlası ise kritik seviyede su stresini temsil eder. Yüksek su stresi, çevre üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurabilir ve ekonomik ve sosyal gelişmeyi engelleyebilir veya tersine çevirebilir. Bunun yanı sıra artan şehirleşme, büyüyen dünya nüfusu, şiddetli hava koşulları, iklim değişikliği, kirlilik ve diğer faktörler birleşerek su kaynakları üzerindeki baskıyı gittikçe artırmaktadır (BM, 2023). Küresel olarak, tarım sektörü, 2020'de toplam tatlı su çekilmelerinin %72'sini temsil ederek tatlı su çekiminde baskın sektör olarak yer almakta, bunu %16 ile endüstriyel ve %12 ile evsel kullanım izlemektedir. Bu durum, suyun verimli kullanılmasının, su tasarrufu uygulamalarının yaygınlaştırılmasının ve en son teknolojilerin benimsenmesinin gerekliliğini vurgulamaktadır. Su verimliliği ve koruma sağlanması, en son teknolojilerin uygulanması tüm sektörlerde zorunlu hale gelmiştir (BM, 2023). Tarımsal, kentsel ve endüstriyel su kullanımında sektörler arası entegrasyonun sağlanması ve su kaynaklarının akılcı ve bütüncül bir şekilde planlanması gerekmektedir. Entegre bir su yönetimi yaklaşımı, su kaynaklarını yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda sosyal, ekonomik ve çevresel faktörleri de kapsayacak şekilde ele almayı gerektirir. Bu bağlamda, geleceğin su sorunlarına yönelik çözümler, disiplinlerarası çalışmalar sayesinde akademisyenler ile su yöneticileri arasında kurulacak başarılı iş birlikleri ile sağlanabilir. Dünyada ve ülkemizde su yöneticilerinin karşı karşıya olduğu zorluklar, liderlerin sosyal, çevresel ve teknolojik sınırları aşma, farklı disiplinlere ait bilgileri birleştirme ve teorik bilgileri pratiğe dönüştürme konusunda beceri sahibi olmalarını zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla, su yönetimi konusunda uzmanlaşmış kişileri ve geleceğin liderlerini yetiştirecek kurumlara duyulan ihtiyaç tüm dünyada artmaktadır. Su zengini olmayan ve küresel ısınmanın etkileri açısından riskli ülkeler arasında yer alan ülkemizde, su yönetimi konusunda yapılacak her türlü araştırma, geliştirme ve eğitim faaliyetleri ile politika oluşturma, koordinasyon, mevzuat ve standart geliştirme gibi faaliyetler önem kazanmaktadır. Bu bağlamda, bu çalışmada; Türkiye ve dünyadan çeşitli üniversitelerin su yönetimi ile ilgili eğitim-öğretim alanındaki müfredatı incelenmiş ve ilgili program 241 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü ve dersler hakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca, sürdürülebilir su yönetiminde ihtiyaç duyulan ve gerçekleştirilen Ar-Ge faaliyetleri ve toplumsal katkı çalışmalarının önemine dikkat çekilmiştir. Eğitim-öğretim ile su yönetimi konusunda uzmanlaşmış bireylerin yetiştirilmesiyle bilgi ve farkındalığın artırılacağı, Ar-Ge faaliyetleri ile yenilikçi çözümlerin geliştirilerek su kaynaklarının verimli kullanılmasının sağlanacağı; disiplinlerarası iş birliğiyle gerçekleştirilen araştırmaların, karmaşık su sorunlarına bütüncül yaklaşımlar sunacağı vurgulanmıştır. Toplumun su tasarrufu ve verimli kullanım konularında bilinçlendirilmesinin, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir yönetimi için kritik öneme sahip olduğu belirtilmiştir. 1. EĞİTİM-ÖĞRETİMDE TEMİZ SU, SU KAYNAKLARI VE SORUMLU SU TÜKETİMİ SKA'lar kapsamında 2030 yılı yaklaşırken; SKA 6: Temiz Su ve Sanitasyon tarafından belirlenen amaçlara ulaşmak için kapsamlı su yönetim stratejilerini benimsemede radikal bir hızlanma ihtiyacı vardır. Amacın gerçekleştirilebilmesi için, mevcut uygulamaların köklü bir şekilde değiştirilmesi ve su kaynaklarının adil dağıtımı, sürdürülebilir kullanımı ve korunmasını önceliklendiren yenilikçi çözümlerin benimsenmesini gerektirmektedir. Bu bağlamda eğitim, değişim için güçlü bir katalizör olarak ortaya çıkmaktadır. Eğitimin rolü, geleneksel sınıf sınırlarının çok ötesine uzanır; topluluklara nüfuz eden, tutumları şekillendiren ve anlamlı eylemleri başlatan bir güçtür. Amaca yönelik eğitim müdahaleleri yoluyla, bireyler toplumda olumlu değişiklikler yapmak için gerekli bilgi, beceri ve zihniyete sahip olabilir. Ayrıca, yerel girişimlerden politika savunuculuğuna kadar eğitim, bireylere su yönetiminin karmaşıklıklarını aşma ve sürdürülebilir uygulamaları desteklemelerini sağlayabilir (Cimene & Otterpohl, 2024). Su ve sanitasyon eğitiminin müfredata dahil edilmesiyle temiz su ve sanitasyon hizmetlerine erişimi iyileştirmede somut sonuçlar elde edilebileceği düşünülmektedir. Ayrıca eğitimcilerin, suyun korunması konusundaki tutum ve davranışları oldukça önemli olup sürdürülebilirlik ilkelerini öğretim uygulamalarına etkili bir şekilde dahil etmeleri için gerekli bilgi ve kaynaklarla donatılması gerekmektedir (Cimene & Otterpohl, 2024). Almanya'da Bremen Üniversitesi’nden Dittmar ve Eilks, su ve sanitasyon eğitiminin akademik programlara dahil edilmesinin önemini ve öğrencilerin su kullanımı ve kimyasal süreçleri anlamaya aktif olarak dahil eden yaratıcı öğretim yaklaşımları ile 242 Temiz Su, Su Kaynakları ve Sorumlu Su Tüketimi sürdürülebilir davranışların teşvik edilebileceğini vurgulamaktadır (Dittmar & Eilks, 2022). SKA 6: Temiz Su ve Sanitasyon amacı doğrultusunda, Türkiye’de yükseköğretimde lisans düzeyinde eğitim veren üniversitelerin mühendislik fakülteleri altında Türkçe ve İngilizce olacak şekilde toplamda 29 adet çevre mühendisliği programı bulunmaktadır. Bu programlar bünyesinde SKA 6 amacına katkıda bulunan; ‘Su Arıtımında Temel İşlemler’, ‘Su ve Atıksuyun Biyolojik Arıtımı’, ‘Su ve Atıksuyun Kimyasal Arıtımı’, ‘Su Temini Mühendisliği’, ‘Su Kalitesi’, ‘Su ve Atıksu Çamurlarının Arıtımı ve Bertarafı’ gibi isimleri olan pek çok ders yer almaktadır (Yökatlas, 2024). BM SKA 6: Temiz Su ve Sanitasyon amacı bağlamında 2024'te suyun sürdürülebilirliğine katkısı olan üniversitelerin Times Higher Education (THE) sıralamasında 96 ülkeden toplamda 867 üniversite yer almış; Birleşik Krallık'tan Exeter Üniversitesi birinci sırada yer alırken, ilk 10'da yedi üniversite ile Avustralya yer almıştır. Hindistan'daki Shoolini Biyoteknoloji ve Yönetim Bilimleri Üniversitesi ikinci sırada, Avustralya’daki UNSW Sdyney üçüncü sıradadır. İlk 10'da bulunan üniversiteler arasında Kanada'daki McMaster Üniversitesi ise yedinci sırada yer almıştır. Avustralya, ilk 100'de en fazla üniversiteye sahip ülke olarak 14 üniversite ile öne çıkarken, onu 11 üniversite ile Kanada ve 10 üniversite ile Birleşik Krallık takip etmiştir. Türkiye’den ilk 100’de yer alan üniversiteler arasında 63. sırada Abdullah Gül Üniversitesi ile 92. sırada Özyeğin Üniversitesi bulunmaktadır. 101-200 aralığında Bartın Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi, 201-300 aralığında ise Ege Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi ve Yeditepe Üniversitesi yer almaktadır (THE, 2024). BM SKA 6: Temiz Su ve Sanitasyon amacı kapsamındaki THE sıralamasına göre ilk üçte yer alan üniversitelerin su konusu ile ilgili programlarına bakıldığında; Birleşik Krallık'tan Exeter Üniversitesi bünyesinde ‘Çevre Bilimleri’ (Environmental Sciences) lisans programı, Hindistan'daki Shoolini Biyoteknoloji ve Yönetim Bilimleri Üniversitesi bünyesinde ‘Tarım’ (Agriculture) ve ‘İnşaat Mühendisliği’ (Civil Engineering) lisans programı ve ‘Çevre Bilimleri’ (Environmental Sciences) doktora programı, UNSW Sdyney Üniversitesi bünyesinde ise ‘İnşaat ve Yapı Mühendisliği’ (Civil and Structural Engineering) lisans ve lisansüstü programları olduğu görülmektedir (THE, 2024). Dünyada ve ülkemizde su yöneticilerinin karşı karşıya olduğu zorluklar, liderlerin sosyal, çevresel ve teknolojik sınırları aşma, farklı disiplinlere ait bilgileri 243 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü birleştirme ve teorik bilgileri pratiğe dönüştürme konusunda beceri sahibi olmalarını zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla, su yönetimi konusunda uzmanlaşmış kişileri ve geleceğin liderlerini yetiştirecek kurumlara duyulan ihtiyaç tüm dünyada artmaktadır. Su zengini olmayan Türkiye ise, iklim değişikliği ve küresel ısınmanın etkileri açısından riskli ülkeler arasında yer almaktadır. Bu nedenle, ülkemizde su yönetimi konusunda yapılacak her türlü araştırma, geliştirme ve eğitim faaliyetleri ile politika oluşturma, koordinasyon, mevzuat ve standart geliştirme vb. faaliyetler aciliyet ve önem kazanmıştır. Avrupa Birliği’ne adaylık süreci devam eden ülkemizde Avrupa Birliği Su Çerçeve Direktifi (2000/60/EC)’nin uyumlaştırılması ve uygulanması gerekmektedir. Bu direktif, suyun havza bazında yönetimini esas almakta, suyun hem miktar hem de kalite olarak yönetilmesini gerektirmektedir. Bu bağlamda, ülkemizde su yönetimi ile ilgili faaliyet gösteren tüm kamu kurumları ile iş birliği yapmak, proje geliştirmek, araştırma faaliyetleri yürütmek ve uzman personel yetiştirmek üzere üniversitelere ciddi görevler düşmektedir. Bu direktife uyum süreci aynı zamanda, suyun havza bazında yönetimini esas almakta, suyun hem miktar hem de kalite olarak yönetilmesini gerektirmektedir. Su kaynaklarımızın havza bazında yönetilmesi, sürdürülebilir su yönetimi açısından önemlidir. Ülkemizde bulunan 25 su havzası arasında MeriçErgene Havzası ve Fırat-Dicle Havzası, sınır aşan su kaynakları içermektedir. Türkiye’nin ulusal ve uluslararası su politikalarını geliştirmesi ve su güvenliğini sağlaması, ülkemizin geleceği için büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, ülkemizde sürdürülebilir su yönetimi, su politikaları ve güvenliği konusunda yetişmiş insan gücüne büyük ihtiyaç vardır. Üniversiteler bünyesindeki birimler incelendiğinde; Ankara Üniversitesi Su Yönetimi Enstitüsü (ENSTİTÜSU) ve Süleyman Demirel Üniversitesi’nde bulunan Su Enstitüsü’nün; ülkemizde spesifik olarak su yönetimi konusunda çalışmalar gerçekleştiren enstitüler olduğu görülmektedir. Ankara Üniversitesi Su Yönetimi Enstitüsü’nün önerisi ve hazırladığı programlarla, Fen Bilimleri Enstitüsü bünyesinde Entegre Su Yönetimi Anabilim Dalı ve Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde Su Politikaları ve Güvenliği Anabilim Dalı kurulmuştur (Çapar vd., 2015; Çapar & Coşkun Dilcan & Pilevneli, 2022). Bu anabilim dalları bünyesinde 2017 yılından bu yana Entegre Su Yönetimi Tezli Yüksek Lisans Programı’na ve Water Policy and Security (Su Politikaları ve Güvenliği) Tezli Yüksek Lisans Programı’na, 2015 yılından bu yana ise Su Politikaları ve Güvenliği Tezli Yüksek Lisans Programı’na bilim sınavı ile öğrenci kabul edilmektedir. Bu programlar; disiplinlerarası yapıları nedeniyle, Biyoloji, Gıda Mühendisliği, Kimya Mühendisliği, Jeoloji Mühendisliği, Kimya, Su 244 Temiz Su, Su Kaynakları ve Sorumlu Su Tüketimi Ürünleri, Tarımsal Yapılar ve Sulama, İstatistik, Analitik Kimya, Biyokimya, Çocuk Gelişimi, İç Hastalıkları, Coğrafya, AB ve Uluslararası Ekonomik İlişkiler, Hukuk, Ekonomi, Maliye, İşletme, Çevre Hukuku, Sosyal Çevre Bilimleri, Sosyoloji, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi ve Uluslararası İlişkiler ABD/Programları ile ilişkilidir. Programlar kapsamında; sürdürülebilir su yönetimi konusunda politika yapıcıların yetiştirilmesi, kapasitelerinin geliştirilmesi ve ülkemizde su konusunda faaliyet gösteren kurum ve kuruluşların uzman ihtiyaçlarının karşılanması hedeflenmiştir. Programlar ayrıca, disiplinlerarası bir yaklaşımla öğrencilere yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası boyutta su yönetimi sorunlarına yenilikçi çözümler geliştirme ve uygulama becerileri kazandırmayı da hedeflemektedir. Su Politikaları ve Güvenliği Tezli Yüksek Lisans Programı incelendiğinde; ‘Su Bilimi’, ‘Su Politikaları ve Güvenliği’, ‘AB Su Çerçeve Direktifi ve Türkiye Uygulamaları’, ‘Endüstriyel Su Yönetimi’, ‘Entegre Su Kaynakları Yönetimi’, ‘Gıda Güvenliği’, ‘İklim Değişikliğine Uyum’, ‘Kentsel Su Yönetimi’, ‘Kıyı Bölgeleri Yönetimi’, ‘Ortadoğu’da Su Sorunu’, ‘Politika Analizinde Karar Destek Sistemleri’, ‘Sınıraşan Sular’, ‘Su Ayak İzi ve Sanal Su’, ‘Su Hizmetleri Yönetimi’, ‘Su Kütlelerinde Ekolojik Kalitenin Sınıflandırılması’, ‘Su ve Enerji’, ‘Su Yönetişimi’, ‘Su’, ‘Sağlık ve Hijyen’, ‘Tarımsal Su Yönetimi’, ‘Türkiye Jeopolitiği’, ‘Türkiye’nin Akarsuları ve Gölleri’, ‘Türkiye’nin Sulak Alanları’ isimli derslerin yer aldığı görülmektedir. Entegre Su Yönetimi Tezli Yüksek Lisans Programı’ndan 2023-2024 bahar dönemi sonuna kadar 7 öğrenci mezun olmuştur. Su Politikaları ve Güvenliği Tezli Yüksek Lisans Programı’ndan ise yine bugüne kadar 12 öğrenci mezun olmuştur. Öğrencilerin tamamına yakını su konusunda faaliyet gösteren kamu ve özel sektör kurumlarında çalışan uzmanlardan oluşmaktadır. Bu kurumlar arasında Tarım ve Orman Bakanlığı DSİ Genel Müdürlüğü, Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, İller Bankası, ASKİ ve FAO Türkiye sayılabilir. Programlara Yurtdışı Akraba Toplulukları bursu ile Orta Doğu ve Afrika ülkelerinden de öğrenciler gelmektedir. Mezun olanlar arasında Kenya ve Etiyopya’dan gelen öğrenciler olmuştur. Entegre su yönetimi ve su politikaları alanlarında yurt dışında bulunan lisansüstü program örnekleri de ayrıca incelenmiş ve bulunduğu ülke, üniversiteler ve ilgili program isimleri özet şeklinde Tablo 1’de verilmiştir. 245 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Tablo 1. Yurtdışında Bulunan Lisansüstü Program Örnekleri Üniversite/Enstitü Adı Yer İlgili Lisansüstü Program UNESCO-IHE (Institute for Water Education) Delft, Hollanda Su Yönetimi Yüksek Lisans Programı (MSc Programme in Water Management) Çevre Bilimi (Environmental Science) Kentsel Su ve Altyapı (Municipal Water and Infrastructure) Su Bilimi ve Mühendisliği (Water Science and Engineering) International Water Center (The University of Queensland, Griffith University, Monash University & The University of Western Australia’nın ortak programıdır. Brisbane, Avustralya Entegre Su Yönetimi Yüksek Lisans Programı (Master of Integrated Water Management) University of Florida Water Institute Florida, ABD Su Enstitüsü Lisansüstü Burs Programı (The Water Institute Graduate Fellows Program) Colorado State UniversityColorado Water Institute Kanada Su Kaynakları Disiplinlerarası Çalışmalar Programı (Water Resources Interdisciplinary Studies Program) Oregon State University Portland Oregon, ABD Su Kaynakları Mühendisliği (Water Resources Engineering) Su Kaynakları Bilimi (Water Resources Science) Su Kaynakları Politikası ve Yönetimi (Water Resources Policy and Management) University of Delaware Delaware, ABD Su Bilimi ve Politikası Yüksek Lisans Programı (MSc Water Science and Policy) University of East Anglia İngiltere Su Güvenliği ve Uluslararası Kalkınma Yüksek Lisans Programı (MSc Water Security and International Development) University of Oxford Oxford, İngiltere Su Bilimi, Politikası ve Yönetimi Yüksek Lisans Programı (MSc Water Science, Policy and Management) Kaynak: Yazarlar tarafından oluşturulmuştur. 246 Temiz Su, Su Kaynakları ve Sorumlu Su Tüketimi Süleyman Demirel Üniversitesi Su Enstitüsü’nde gerçekleştirilen eğitim öğretim faaliyetleri kapsamında ise; Fen Bilimleri Enstitüsü bünyesinde kurulan disiplinlerarası Su Bilimleri Anabilim Dalı altında yüksek lisans ve doktora programları yer almaktadır. Sürdürülebilir su kaynakları planlaması, toplumsal gelişim ve refah seviyesinin artırılması amacıyla bilimsel çalışmalar yapmak, su ile ilgili olarak ulusal ve uluslararası düzeyde yasa, yönetmelik ve anlaşmalar gereğince bilimsel önlemlerin alınmasını sağlamak, çok disiplinli alanlarda lisansüstü eğitim-öğretim, tez çalışmaları ve bilimsel araştırma ortamlarını sağlamak, su, toplum, çevre ve ekonomi arasında profesyonel ve anlaşılır, uzlaşmacı bağlar oluşturmak, bilim, mühendislik, yönetim ve hukuk temellerine bağlı su yönetimi metodolojilerinin desteklenmesini ve geliştirilmesini sağlamak, amacıyla Süleyman Demirel Üniversitesi bünyesinde kurulan Su Enstitüsü, Türkiye’de ve öncelikle Göller Bölgesi’nde gelecek nesillere sağlıklı ve yeterli su bırakılabilmesi amacıyla yürütülecek projelerle ve lisansüstü çalışmalarla, kalkınma hedefi doğrultusunda akılcı tanımlamalar yapmayı hedef edinmiş bir enstitüdür (Su Enstitüsü, 2024). Su yönetimi, liderlerin sosyal, çevresel ve teknolojik sınırları aşma, çeşitli disiplinleri bir araya getirme ve teorik bilgileri uygulamaya dönüştürme yeteneklerine ihtiyaç duyar. Bu sebeple, su yönetiminde uzman kişilerin ve geleceğin liderlerinin yetiştirilmesi için eğitim-öğretim kurumlarına olan gereksinim artmaktadır. Ülkemizde, eğitim-öğretim açısından sürdürülebilir su yönetimi konusunda yenilikçi ve disiplinlerarası bir yaklaşımın benimsenmesi büyük önem arz etmektedir. Bu bağlamda; SKA 6: Temiz Su ve Sanitasyon amacı özelinde yükseköğretim kurumları, eğitim-öğretim faaliyetleri açısından özellikle bu alanda açılan enstitüler ve diğer ilgili lisans programları haricinde incelendiğinde; “Sürdürülebilirlik” isimli bir temel lisans dersine ihtiyaç olduğu bu konuda tüm toplumda farkındalığın oluşturulabilmesi için bu içeriğe sahip derslerin zorunlu olarak okutulması gerektiği düşünülmektedir. Bunun yanı sıra, SKA 6 özelinde ilgili bölümlere bakıldığında; ‘sürdürülebilir su yönetimi’, ‘temiz su ve sanitasyon’ konularında disiplinlerarası yaklaşımla oluşturulacak yenilikçi bakış açısına sahip derslerin açılması ile çevre mühendisliği gibi ilgili bölümlerde müfredatın güncellenmesinin de yararlı olacağı düşünülmektedir. 2. ARAŞTIRMA-GELİŞTİRMEDE TEMİZ SU, SU KAYNAKLARI VE SORUMLU SU TÜKETİMİ Disiplinlerarası bir yaklaşım gerektiren su yönetiminde sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi için; karmaşık su problemlerini, bütünleştirici su araştırmaları ile 247 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü çözmek gerekmektedir. Farklı araştırma ekiplerini bir araya getirmek ve disiplinlerarası boyutta su araştırmaları yürütmek; politika yapıcıların ve su idarecilerinin üniversite öğretim üyeleri ve öğrencilerle iş birliği yapması oldukça önemlidir. Su ile ilgili ulusal ve küresel sorunlar üzerinde özgün ve eleştirel düşünmenin yer aldığı, pratik problemlere yenilikçi çözümler üreten, yapay zekâ, veri analizi ve yönetimi, istatistik, bilgi transferi gibi yenilikçi çalışmaların yer aldığı Ar-Ge faaliyetlerinin sonuçları su yönetiminde önemli kazanımlar sağlayacaktır. BM SKA 6: Temiz Su ve Sanitasyon amacının toplamda 8 alt amacı bulunmaktadır (BM, 2024). Bu alt amaçlar aşağıdaki gibi özetlenmiştir: Alt Amaç 1 – 2030'a kadar herkesin güvenilir ve erişilebilir içme suyuna evrensel ve eşit bir şekilde erişimini sağlamak Alt Amaç 2 – 2030'a kadar herkesin yeterli temizlik ve hijyen koşullarına eşit erişimini sağlamak ve özellikle kadınlar, kız çocukları ve kırılgan durumdaki kişilerin ihtiyaçlarına özel önem göstermek Alt Amaç 3 – 2030'a kadar kirliliği azaltarak, atık boşaltımını ortadan kaldırarak, zararlı kimyasalların ve maddelerin salınımını en aza indirerek, arıtılmamış atık su oranını yarıya indirerek ve geri dönüşüm ile güvenli tekrar kullanımını küresel olarak ciddi ölçüde artırarak su kalitesini yükseltmek Alt Amaç 4 – 2030'a kadar tüm sektörlerde su kullanım verimliliğini önemli ölçüde artırmak, su kıtlığı sorununu çözmek için sürdürülebilir tatlı su tedariğini sağlamak ve su kıtlığından etkilenen insan sayısını önemli ölçüde azaltmak Alt Amaç 5 – 2030'a kadar uygun görüldüğünde sınır ötesi iş birliği yoluyla her düzeyde bütünleşik su kaynakları yönetimini uygulamak Alt Amaç 6 – 2020'ye kadar dağlar, ormanlar, sulak alanlar, nehirler, akiferler ve göller gibi su ekosistemlerini korumak ve eski haline getirmek Alt Amaç 7 – 2030'a kadar su hasadı, tuzdan arındırma, su verimliliği, atık su arıtımı, geri dönüşüm ve tekrar kullanım teknolojileri gibi su ve hijyenle ilgili faaliyetler ve programlarda gelişmekte olan ülkelere verilen kapasite geliştirme desteğini artırmak Alt Amaç 8 – Yerel halkların su ve hijyen koşullarının yönetiminin geliştirilmesine katılımlarını desteklemek ve güçlendirmek 248 Temiz Su, Su Kaynakları ve Sorumlu Su Tüketimi SKA 6: Temiz Su ve Sanitasyon’un alt amaçlarından da anlaşılacağı gibi, su kalitesi ve miktarının düzenli izlenmesi, kontrolü ve kirlenen kaynakların ihtiyaç duyacağı arıtma yöntemlerinin tespiti, yeraltı su kaynaklarının izlenmesi ve kontrollü kullanımı, tarımsal, evsel ve endüstriyel amaçlı su kullanan sektörlerde en iyi teknolojilerle su verimliliğinin sağlanması amacıyla yapılacak çalışmaların sonuçları; sürdürülebilir su yönetiminin sağlanmasında oldukça önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra, yağmur suyu hasadı, arıtılmış atık suların yeniden kullanılması ve desalinasyon gibi çözümlerle alternatif su kaynaklarının oluşturulması gerekli çalışmalar arasında yer almaktadır. Bu çalışmalar ışığında; doğal kaynaklarımızın korunarak gelecekte varlığını sürdürmesi, gelecek nesillerin de korunması ve güvence altına alınmasını sağlayacak ve dolayısıyla ülkemizin refah ve gelişmişlik seviyesinin artmasında kilit rol oynayacaktır. Bir önceki bölümde de bahsedildiği gibi, BM SKA 6: Temiz Su ve Sanitasyon amacının bağlamında 2024'te suyun sürdürülebilirliğine katkısı olan üniversitelerin THE sıralamasında toplamda 867 üniversite arasından Birleşik Krallık'tan Exeter Üniversitesi birinci sırada yer alırken, Hindistan'daki Shoolini Biyoteknoloji ve Yönetim Bilimleri Üniversitesi ikinci sırada, Avustralya’daki UNSW Sdyney üçüncü sıradadır. Bu sıralamada üniversitelerin suyun sürdürülebilirliği ve yönetimi üzerindeki etkisini ölçen detaylı göstergeler arasında, %27 oranla en yüksek payın su konusunda yapılan araştırma çalışmaları olduğu görülmektedir. Ayrıca, su kullanımı konusunda üniversite genelinde su kullanım verimliliğini izleyen ve iyileştiren politikalar ve çevresel etkiyi en aza indirmek için sürdürülebilir su yönetimi uygulamaları ve suyun yeniden kullanımı, çevredeki alanlarda su ve sanitasyon hizmetlerini iyileştirmek için yerel hükümetler ve organizasyonlarla yapılan ortak projelerin sayısı gibi faaliyetlerin de dikkate alındığı görülmektedir. En üst sıralarda yer alan bu üniversitelerin, uygun fiyatlı içme suyuna eşit erişimi teşvik etme, atık su arıtımını iyileştirme ve su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimini sağlama konularında öncülük eden üniversiteler olduğu; sürdürülebilirliği tüm faaliyetlerine entegre ederek, sanitasyon hizmetleri ve temiz su sağlamanın yanı sıra sürdürülebilir su yönetimi uygulamalarını destekleyen yenilikler geliştirdikleri görülmektedir (THE, 2024). Su yönetimi konusunun, sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı gereği çevresel, ekonomik ve sosyal boyutu vardır. Dolayısıyla, su yönetimi ile ilgili yapılacak araştırmalar, suyun tarımsal, kentsel ve endüstriyel sektörlerde verimli kullanımının odaklanmasına ihtiyaç vardır. Buna ek olarak, suyun ekonomik ve sosyal değeri de ele alınarak gerçekleştirilecek Ar-Ge faaliyetleri; sürdürülebilir su yönetimine holistik bir bakış açısı sağlayacaktır. Entegre su yönetimi yaklaşımı 249 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü gereğince, suyun doğduğu kaynaktan vardığı son noktaya kadar maruz kaldığı tüm etkiler sistematik olarak çevre, politika, hukuk, bilim, kültür, mühendislik, ekonomi, sağlık ve toplum boyutunda incelenerek yapılacak araştırmalar ile sürdürülebilir su yönetiminin sağlanmasına katkı sunulmuş olacaktır. Sürdürülebilirlik bağlamında su yönetimi alanında yapılan Ar-Ge çalışmalarına baktığımızda; Ankara Üniversitesi Su Yönetimi Enstitüsü yürütücülüğünde gerçekleştirilen toplamda 11 projenin 6’sı Birleşmiş Milletler, İngiltere Hükümeti ve Avrupa Birliği olmak üzere uluslararası fonlardan, 5’i ise başlıca TÜBİTAK, Ankara Üniversitesi BAP Koordinatörlüğü ve İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) olmak üzere ulusal fonlardan desteklenmiştir. Projeler kapsamında Avrupa’nın önde gelen üniversitelerinden Imperial College, London (İngiltere), Newcastle Üniversitesi (İngiltere) ve Twente Üniversitesi (Hollanda)’nin yanı sıra FutureWater (Hollanda), R2Water Research and Consultancy (R2Water Araştırma ve Danışmanlık) (Hollanda), National School of Agriculture (Ulusal Tarım Okulu) (Fas), Sultan Moulay Slimane Üniversitesi (Fas), GTE Karbon (Türkiye), İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) gibi önemli pek çok uluslararası ve ulusal kuruluşla iş birliği yapılmıştır. ENSTİTÜSU (2024) bünyesinde yürütülen uluslararası ve ulusal projelerin listesi aşağıda verilmiştir: • • • Kentsel Su Direnci Yaklaşımıyla Türkiye’deki Şehirlerde İklim Değişikliğine Uyumun Güçlendirilmesi Projesi (An Urban Water Resilience Approach to Enhancing Climate Change Adaptation in Turkish Cities Project), AB IPA II Desteği, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, İklim Değişikliği Başkanlığı, İklime Uyum Hibe Programı, Proje süresi 18 ay (2023- 2025) AB, Türkiye ve Afrika Gıda Sistemlerinin Sınır Ötesi İklim Kırılganlıkları ve Uzaktan Etkileri: Ticaret, İklim Riski ve Adaptasyon (CREATE) Projesi (Cross-Border Climate Vulnerabilities and Remote Impacts of Food Systems of the EU, Turkey, and Africa: Trade, Climate Risk and Adaptation (CREATE) Project), H2020 ERA-NET FOSC Programı, Proje süresi 28 ay (2021-2024) Türkiye’de Tarım Sektörünün İklim Değişikliğine Karşı Hassasiyeti Üzerine Kapasite Geliştirme Projesi (Building Capacity on Vulnerabilities of Agricultural Sector to Climate Change in Turkey Project), AB IPA II Desteği, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, İklim Değişikliği Başkanlığı, İklime Uyum Hibe Programı, Proje süresi 23,5 ay (2017-2019) 250 Temiz Su, Su Kaynakları ve Sorumlu Su Tüketimi • • • • • • • • Ankara ve Isparta Bölgelerinde Yağmur Suyu Hasadı ve Etkin Su Kullanımı ile İklim Değişikliğine Uyumun Sağlanması, UNDP Every Drop Matters Programı, Proje süresi 12 ay (2013-2014) Ankara-Gölbaşı Bölgesinde Etkin Su Kullanımı ve Yağmur Suyu Hasadı ile İklim Değişikliğine Adaptasyonun Sağlanması, UNDP Every Drop Matters Programı, Proje süresi 12 ay (2012-2013) Türkiye’de Tarımsal Su Yönetimi Üzerine Pilot Bir Proje: Gölbaşı Özel Çevre Koruma Bölgesi (A Pilot Project on Agricultural Water Management in Turkey: Gölbasi Special Environmental Protection Area), British Council Science Partnership Programı, Proje Süresi 30 ay (2012-2015) Su Riskleri Ar-Ge Projesi Faz-II, SKD Türkiye Desteği, Proje süresi 8 ay (2023) Su Riskleri Ar-Ge Projesi Faz-I, SKD Türkiye Desteği, Proje süresi 8 ay (2022) Tekstil Endüstrisi-İpek İpliği İşleme Atık Sularından Membran Hibrit Prosesler ile Serisin Proteini Geri Kazanımı ve Prototip Serisin Üretimi (114Y461 kodlu), TÜBİTAK 1003 Programı, Proje süresi 33 ay (2015-2018) Tekstil Atık Sularından Serisin Proteini ve Su Geri Kazanımı, Ankara Üniversitesi BAP Koordinatörlüğü (15A0424001 kodlu), Proje süresi 30 ay (2015-2018) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı ile Ankara Üniversitesi Rektörlüğü Arasında GAP Bölgesi’nde Suyun Verimli Kullanımı Konusunda Kapasite Geliştirme Programı Kapsamında “Suyun Etkin ve Verimli Kullanılması” Projesi ile İlgili İş birliği (2010) Süleyman Demirel Üniversitesi Su Enstitüsü’nde gerçekleştirilen Ar-Ge faaliyetleri arasında TÜBİTAK 1001, 1007-KAMAG ve BAP projeleri yer almaktadır. Su kaynaklarının korunması amacıyla gerçekleştirilen proje çalışmalarının listesi aşağıdaki gibi özetlenmiştir (Su Enstitüsü, 2024): • • • Salda Gölü Sulak Alanı Hidrojeolojisi, Hidrojeokimyasal Özelliklerinin İzlenmesi ve Kirlilik Durumunun Tespiti, TÜBİTAK 1001 Programı İçme Suyu Kaynaklarında ve Şebekelerde Azot Bazlı Dezenfeksiyon Yan Ürünlerinin ve Öncüllerinin Mevsimsel Değişiminin İncelenmesi, TÜBİTAK 1001 Programı Yerüstü, Kıyı ve Geçiş Suları için Çevresel Hedeflerin Belirlenmesine Yönelik Metodolojinin Geliştirilmesi: Büyük Menderes Havzası Pilot Çalışması, TÜBİTAK 1007-KAMAG 251 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü • • • • Modifiye Edilmiş Pomza Kullanılarak Sulu Ortamlardan Adsorpsiyon Prosesi ile Arsenat (v) Giderimi, 4804-YL1-16 BAP (Lisansüstü Öğrenci Projesi) Karacaören Baraj Havzası Üzerindeki Su Kaynaklarında Endokrin Bozucu Kimyasalların Baskı ve Etkilerinin Araştırılması, FDK-2022-8702 BAP (Lisansüstü Öğrenci Projesi) Eğirdir ve Kovada Göllerinin Sürdürülebilir Yönetim Modelinin Geliştirilmesi, FBG-2019-7115 BAP (Güdümlü Proje) SDÜ Yeşil Yaşanabilir ve Sürdürülebilir Yerleşke Modelinin Geliştirilmesi, FBG-2020-8057 BAP (Güdümlü Proje) Sürdürülebilir su yönetiminde Ar-Ge faaliyetlerinin artırılması için; su yönetimi konusu sürdürülebilir kalkınma perspektifinde çevresel, ekonomik ve sosyal boyutlara da sahip olduğundan; yukarıda bahsedilen Ar-Ge faaliyetlerinin yanı sıra, entegre su yönetimi yaklaşımı ile suyun kaynağından son varış noktasına kadar geçtiği tüm aşamalar, çevre, politika, hukuk, bilim, kültür, mühendislik, ekonomi, sağlık ve toplum boyutlarında sistematik olarak incelenmelidir. Yapay zekâ, veri analizi ve yönetimi, istatistik ve bilgi transferi gibi yenilikçi çalışmaların yer aldığı Ar-Ge faaliyetlerinin sonuçları, su yönetiminde önemli kazanımlar sağlayacak; bu tür araştırmalar, sürdürülebilir su yönetiminin sağlanmasına önemli katkılar sunacak ve bütüncül bir bakış açısı kazandıracaktır. 3. TOPLUMA KATKI ÇALIŞMALARINDA TEMİZ SU, SU KAYNAKLARI VE SORUMLU SU TÜKETİMİ Ekonomik gelişmenin, çevreyi korumanın ve toplumun adil bir şekilde suya erişimini sağlamanın yolu, uygun kalitede ve yeterli miktarda suyun var olması ile mümkündür. Su yönetiminde sürdürülebilirlik bağlamında toplumda farkındalığın oluşturulması ve bilinç düzeyinin artırılması, su kaynaklarının uzun vadeli korunması ve verimli kullanımı için oldukça etkin bir rol oynar. Toplumun bu sürece aktif katılımı, su yönetimi stratejilerinin başarısı için kritik öneme sahiptir. Öncelikli olarak, ülkemizde suyun %77’sinin tarımsal su yönetiminde kullanıldığını göz önüne aldığımızda (Su Verimliliği, 2024); toplumun ve özellikle de tarımsal üretim sağlayan tüm kesimin, tarımda suyun kullanımı, su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ve tarımsal verimliliğin artırılması konusunda bilinçlendirilmesi büyük önem taşır. Çiftçilerin ve tarımla uğraşan diğer bireylerin su tasarrufu teknikleri, damla modern sulama sistemleri ve suyun verimli kullanımı konusunda eğitilmesi, su israfını azaltmada kritik bir rol oynar. Eğitim 252 Temiz Su, Su Kaynakları ve Sorumlu Su Tüketimi programları ve bilinçlendirme kampanyaları aracılığıyla, çiftçilerin su kaynaklarının korunmasının yanı sıra, toprak verimliliğini artıran ve bitki gelişimini optimize eden sulama yöntemleri hakkında bilgi sahibi olmaları sağlanır. Bu tür eğitimler, suyun en fazla kullanıldığı tarım sektöründe su tüketimini düşürerek, su kıtlığına karşı dirençli bir tarımsal üretim sistemi oluşturulmasına katkı sağlar. Ayrıca, toplumun genel su yönetimi stratejilerine katılımı, yerel su kaynaklarının daha etkin ve sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesini sağlar, bu da hem ekonomik hem de çevresel faydalar yaratır. Toplumun bilinçlendirilmesi ve eğitilmesi, tarımsal su yönetiminde sürdürülebilirlik için vazgeçilmez bir unsurdur. Tarımsal üretimin yanı sıra endüstriyel su kullanımında da suyun verimli kullanımının sağlanması, mevcut en iyi teknoloji ve tekniklerin kullanımı ve teşviki, atık su arıtma ve geri dönüşüm sistemlerinin yaygınlaştırılması konusu da toplumsal katkının bir diğer önemli yönüdür. Bu konuda üretici ve üniversite iş birliği ile gerçekleştirilecek bilinçlendirilme amaçlı eğitimler ile su verimliliğinin sağlanmasında katkı sağlanmış olacaktır. Tarımsal ve endüstriyel üretimin yanı sıra, toplumda su tasarrufu ve suyun doğru kullanımı gibi evsel su kullanımı konusunda da farkındalık ve bilinçlendirme çalışmalarının yapılması, su kaynaklarının sürdürülebilirliği açısından önemli diğer adımlardan biridir. Eğitim programları ve bilinçlendirme kampanyaları sayesinde bireylerin, günlük yaşamlarında suyu daha verimli kullanmayı öğrenmeleri sayesinde önemli ölçüde su tasarrufu sağlanmış olacaktır. Toplum, atık suyun arıtılarak yeniden kullanılması konusunda teşvik edildiğinde, su kaynakları üzerindeki baskı azalır ve çevre kirliliği önlenir. Bu süreçte, geri dönüştürülmüş suyun tarım, sanayi ve hatta günlük yaşamda kullanımı suyun sürdürülebilir yönetimine büyük katkı sağlar. Toplumsal katılımın bir diğer kritik alanı ise yerel su yönetimi projelerine aktif katılımdır. Yerel halk, su kaynaklarının yönetimi ve korunması konusunda karar alma süreçlerine dahil edildiğinde, bölgesel ihtiyaçlar ve öncelikler daha iyi karşılanır. Bu katılım, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir yönetimi konusunda yerel çözümler üretir ve uygulanabilirliğini artırır. Böylelikle; SKA 6: Temiz Su ve Sanitasyon amacının “Yerel halkların su ve hijyen koşullarının yönetiminin geliştirilmesine katılımlarını desteklemek ve güçlendirmek” başlıklı 8. alt amacının gerçekleştirilmesi de dolaylı olarak sağlanmış olur. Toplumsal katkı, sürdürülebilir su politikalarının geliştirilmesi ve uygulanmasında da önemli bir rol oynar. Toplumun talepleri ve ihtiyaçları göz önünde bulundurularak hazırlanan politikalar, su kaynaklarının adil ve verimli 253 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü dağılımını sağlayacaktır. Bu bağlamda, toplumun bilinçli ve aktif katılımı, su yönetiminde sürdürülebilirliği sağlayacak güçlü ve etkili stratejilerin oluşturulmasında temel bir unsur olarak öne çıkar. Sivil toplum kuruluşları (STK'lar) ile yapılacak iş birlikleri, su yönetiminde önemli bir yere sahiptir. Bu kuruluşlar, toplulukların su kaynaklarını nasıl kullandığına ve koruduğuna dair bilgiyi politika yapıcılara ve halka aktararak farkındalık yaratmada rol oynarlar. STK'larla yapılan iş birlikleri, öğrencilere su yönetimi konusunda uygulamalı deneyim sağlama ve gerçek dünya sorunlarına yönelik çözümler geliştirme fırsatı sunabilir. Öğrenci ve STK’lar ile birlikte gerçeleştirilecek projeler ile, teorik bilgilerin pratiğe dökülmesi sağlanacak; gelecekteki su yöneticilerinin bu alandaki uzmanlıklarının geliştirilmesine katkıda bulunulmuş olacaktır. Aynı zamanda, toplumda su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımının teşvik edilmesi sağlanacaktır. Bu iş birlikleri, öğrencilere hem teknik bilgi hem de toplumsal duyarlılık kazandırarak su yönetimi alanında daha bilinçli ve etkili karar vericiler olmalarına katkıda bulunurken; aynı zamanda STK’lar aracılığı ile toplumsal farkındalık artırılmış olacaktır. Bu bağlamda su yönetimi alanında üniversiteler bünyesinde gerçekleştirilen toplumsal katkı faaliyetlerine ait örnekler incelendiğinde; Ankara Üniversitesi Su Yönetimi Enstitüsü tarafından 2013 yılında TÜBİTAK desteği ile Hollanda-Türkiye Yükseköğretim ve Meslek Eğitimi Vakfı (NIHA), ODTÜ, Hacettepe Üniversitesi ve Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) iş birliğinde ‘21. Yüzyılda Su Yönetimi’ adlı bir yaz okulu düzenlendiği görülmektedir. Eğitmen kadrosunda üniversite (Ankara Üniversitesi, ODTÜ, Hacettepe Üniversitesi, Çukurova Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Su Kirlenmesi Araştırmaları Türk Milli Komitesi), kamu kuruluşları (Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Türkiye Su Enstitüsü, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu), sivil toplum kuruluşları (ORSAM, Türkiye Tabiatını Koruma Derneği) ve özel kuruluşların (GRONTMIJ) yer aldığı toplamda 23 uzman ders vermiştir. Yaz okulunda eğitim alan 43 katılımcının; 27’si üniversitelerden, 16’sı ise kamu kurumlarından olmuştur. Katılımcıların uzmanlık alanları; çevre mühendisliği, biyoloji, su ürünleri mühendisliği, ekonomi, inşaat mühendisliği, kimya, ziraat mühendisliği, hidrojeoloji mühendisliği, şehir bölge planlama, enerji sistemleri mühendisliği, tütün teknolojileri mühendisliği, kamu yönetimi, işletme, hukuk gibi pek çok farklı disiplinden oluşmuştur. Eğitim konuları arasında; Su ve Toplum, Suyun Sektörel Kullanımı, Su ve Kirlilik, Atık Su Yönetimi, Su ve Sağlık, Su Kaynakları Yönetimi, Su ve Gelecek: Suyun Sürdürülebilir Kullanımı, Su Hukuku, Su Politikaları, Su Yönetimi Perspektifinden Türkiye ve Avrupa Birliği, 254 Temiz Su, Su Kaynakları ve Sorumlu Su Tüketimi İklim Değişikliğinin Su Kaynaklarına Etkisi, Projeler ve Teşvik Mekanizmaları, Ülkemizde Su ile İlgili Yasal Mevzuat yer almıştır. ENSTİTÜSU tarafından ayrıca, 2019 yılında Ankara Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (ANKÜSEM) iş birliğinde 18-22 Mart tarihlerinde ‘Bütünleşik Su Yönetimi Eğitimi’ düzenlenmiş; üniversitelerden ve kamu kurumlarından yaklaşık 40 katılımcıya, 20 eğitmen tarafından su yönetimi ile ilgili konularda bilgi aktarılmıştır. 2019 yılında ENSTİTÜSU tarafından, topluma hizmet faaliyetleri kapsamında gerçekleştirmiş olduğu Avrupa Birliği Destekli Türkiye’de Tarım Sektörünün İklim Değişikliğine Karşı Hassasiyeti Üzerine Kapasite Geliştirme (Building Capacity on Vulnerabilities of Agricultural Sector to Climate Change in Turkey) Projesi’ne yönelik Kapanış Toplantısı ve Çalıştay, Çiftçilere Yönelik Sonuç Paylaşım Toplantısı ve Eğitim ve 22 Mart Dünya Su Günü Paneli ‘Bir İnsan Hakkı: Temiz Suya Erişim’ isimli etkinlikler ile sosyal medya dahil olmak üzere yaklaşık 15.000 kişiye ulaşılmıştır. Çiftçi eğitimleri kapsamında; 2022 yılında Kırıkkale Delice ilçesinde buğday ve mısır yetiştiriciliğinde modern sulama yöntemleri denemelerin gerçekleştirildiği İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği Türkiye (SKD Türkiye) iş birliği ile gerçekleştirilen ‘Su Riskleri Ar-Ge Projesi’ ile, toplamda yaklaşık 100 kişilik çiftçi eğitim etkinliği verilmiştir. Çiftçilerin modern sulama yöntemlerinin uygulanabilirliği, verimli sulama ile toprak verimliliğini artıran ve bitki gelişimini optimize eden sulama yöntemleri, doğru zamanda ve miktarda uygun gübre ve tarım ilaçlarının kullanımı gibi konularda eğitim verilmiştir. Çiftçi eğitimlerinin yanı sıra, ASKİ Genel Müdürlüğü’nün daveti ile ‘Sürdürülebilir Kentsel Su Yönetimi’ isimli bir eğitim semineri gerçekleştirilerek, Müdürlük bünyesine bağlı çalışan yaklaşık 50 kişinin, kentsel su yönetiminde farkındalıklarının artırılması amaçlı bir eğitim semineri düzenlenmiştir. ENSTİTÜSU ve Antalya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile birlikte düzenlenen 7-30 Aralık 2022 tarihleri arasında düzenlenen çevrimiçi eğitim etkinliği kapsamında ise, her hafta spesifik bir konunun ele alındığı ‘İklim Değişikliği Akademisi’ gerçekleştirilmiştir. Eğitim kapsamında, iklim değişikliği ve etkileri, iklim değişikliği ve su ilişkisi, iklim değişikliği ile uyumlu su yönetimi, iklim ve değişen göller, iklim değişikliğinin sulak alanlara etkisi, tarımda ekonomik etkileri, iklim değişikliği ile mücadelede tarımsal ve yeraltı suyu yönetimi, su ve enerji ilişkisi, güvenlik ve halk sağlığı gibi pek çok konu ilgili 255 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü uzmanlar ile ele alınmış ve çevrimiçi etkinlik kapsamında yaklaşık 35.000 kişiye ulaşılmıştır. Ayrıca ENSTİTÜSU tarafından 22 Mart Dünya Su Günü kapsamında, Birleşmiş Milletler tarafından her yıl için belirlenen tema ile uyumlu düzenlenen bilgilendirme amaçlı etkinliklere ait panellerin isimleri şu şekildedir (2024): ‘21. Yüzyılda Uluslararası Su Politikaları ve Su Yönetimi, Riskler Fırsatlar Paneli (2015)’, ‘Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile Uyumlu Atıksu Yönetimi Paneli (2017)’, ‘Su ve Sürdürülebilir Yaşam için Doğa’dan Çözümler Paneli (2018)’, ‘Bir İnsan Hakkı: Temiz Suya Erişim Paneli (2019)’, ‘Sürdürülebilir Kalkınma ve Suyun Değeri İsimli Çevrimiçi Panel (2021)’, ‘Ülkemizde Yeraltı Suyu Yönetimi İsimli Çevrimiçi Panel (2022)’, ‘Birleşmiş Milletler 2023 Su Konferansı’na Yan Etkinlik ile Katılım (2023)’, ‘Kentsel Su Direnci Yaklaşımı ile Türkiye’deki Şehirlerde İklim Değişikliğine Uyumun Güçlendirilmesi Projesi Açılış Toplantısı (2024)’. Sürdürülebilir su yönetiminde toplumsal katkı sağlanması amacıyla, yukarıda bahsedilen toplumsal katkı amaçlı düzenlenen etkinliklerin yanı sıra ayrıca, tarımsal, endüstriyel ve evsel kullanımda su tasarrufu ve su verimliliği sağlanabilmesi için yayım materyallerinin oluşturularak toplumla paylaşılması, eğitim ve yayım faaliyetleri için çeşitli uygulamaların hizmete sunulduğu farklı eğitim ve yayın platformlarının oluşturulması, çiftçilerin ve diğer hedef kitlelerin ihtiyaç duydukları bilgilere her zaman erişebilmelerini sağlamak amacıyla çeşitli eğitim videolarının yer aldığı dijital portalların tasarlanmasının fayda sağlayacağı düşünülmektedir. SONUÇ Dünya genelinde mevcut tatlı su kaynaklarının %1'den az olması ve su kaynaklarının kıtalar ve ülkeler arasındaki dağılımının büyük farklılıklar göstermesi, suya erişimi zorlaştıran önemli faktörler arasında yer almaktadır. Nüfus artışı, sanayileşme, iklim değişikliği, su kalitesi sorunları ve kullanım farklılıkları gibi etmenler, suya erişimi daha da karmaşık hale getirmektedir. Temiz suya erişim, halk sağlığı, yoksulluğun azaltılması ve sürdürülebilir kalkınma için hayati bir öneme sahiptir. Birleşmiş Milletler'in 2015 yılında belirlediği 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı arasında "Temiz Su ve Sanitasyon" amacı, herkes için suyun ve sıhhi koşulların erişilebilirliği ve sürdürülebilir yönetimini sağlamayı amaçlamaktadır. Su yönetimi konusunda karşılaşılan zorluklar, liderlerin sosyal, çevresel ve 256 Temiz Su, Su Kaynakları ve Sorumlu Su Tüketimi teknolojik sınırları aşma, farklı disiplinleri birleştirme ve teorik bilgileri pratiğe dönüştürme becerilerini gerektirmektedir. Bu nedenle, su yönetiminde uzmanlaşmış kişileri ve geleceğin liderlerini yetiştirecek kurumlara duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır. Bu bağlamda ülkemizde; eğitim-öğretim, Ar-Ge faaliyetleri ve toplumsal katkı çerçevesinde sürdürülebilir su yönetimi konusunda yenilikçi ve disiplinlerarası bir yaklaşım oluşturulması oldukça önemlidir. Türkiye gibi su zengini olmayan ve küresel ısınmanın etkileri açısından riskli ülkelerde, su yönetimi konusundaki araştırma, geliştirme ve eğitim faaliyetleri büyük önem taşımaktadır. Su yönetimi, çevresel, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla sürdürülebilir kalkınmanın temel bir parçasıdır. Disiplinlerarası bir yaklaşım gerektiren su yönetiminde sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi için; karmaşık su problemlerini bütüncül bir bakış açısı ile ele almak gerekmektedir. Farklı araştırma ekiplerini bir araya getirmek ve disiplinlerarası boyutta su araştırmaları yürütmek; politika yapıcıların ve su idarecilerinin üniversite öğretim üyeleri ve öğrencilerle iş birliği yapması oldukça önemlidir. Su ile ilgili ulusal ve küresel sorunlar üzerinde özgün ve eleştirel düşünmenin yer aldığı, pratik problemlere yenilikçi çözümler üreten, yapay zekâ, veri analizi ve yönetimi, istatistik, bilgi transferi gibi yenilikçi çalışmaların yer aldığı Ar-Ge faaliyetlerinin sonuçları su yönetiminde önemli kazanımlar sağlayacaktır. Bununla birlikte, yükseköğretim kurumlarının THE sıralamasındaki SKA 6: Temiz su ve sanitasyon göstergeleri dikkate alındığında; Türkiye’de üniversitelerin sürdürülebilir su yönetimi bağlamında “yeşil kampüs” olma hedeflerini yükseltmesi, bu konudaki Ar-Ge faaliyetlerini artırması gerektiği açıkça görülmektedir. Ülkemizde yükseköğretim kurumları açısından eğitim-öğretim faaliyetleri incelendiğinde, sürdürülebilir kalkınma amaçları özelinde müfredatta “Sürdürülebilirlik” isimli bir temel lisans dersine ihtiyaç olduğunu; bu konuda tüm toplumda farkındalığın oluşturulabilmesi için bu içeriğe sahip derslerin zorunlu olarak okutulması gerektiğini belirtmek yerinde olacaktır. Bunun yanı sıra, SKA 6 özelinde ilgili bölümlere bakıldığında; sürdürülebilir su yönetimi, temiz su ve sanitasyon konularında disiplinlerarası yaklaşımla oluşturulacak yenilikçi içeriklere sahip derslerin açılması ile çevre mühendisliği gibi ilgili bölümlerde müfredatın güncellenmesi yararlı olacaktır. Ülkemizde su yönetimi konusundaki sorunlara disiplinlerarası bir perspektifle yenilikçi çözümler geliştirmek amacıyla üniversite çatısı altında 2010 yılında kurulan enstitülerin altyapı ve insan gücü bakımından sınırlı imkânlara sahip olduğu açıktır. Özellikle farklı disiplinlerden konusunda uzman genç araştırmacılarla akademik kadronun genişletilememesi önemli bir eksikliktir. 257 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Yeterli sayıda akademik personelin istihdam edilmesi ile su yönetimi araştırmalarını derinleştirmek için doktora programları açmak mümkün olabilecek, uluslararası literatüre daha fazla katkı yapılabilecek, gerek kamu ve özel kuruluşlarda gerekse üniversitelerde ihtiyaç duyulan genç uzmanlar yetiştirilebilecektir. Birleşmiş Milletlerin cinsiyet eşitliği konusundaki yaklaşımı dikkate alındığında, özellikle kırsalda kadının tarımdaki emeği göz önüne alınarak bu konuda bilinçlendirme ve farkındalığın artırılması gerektiği açıkça görülmektedir. Toplumun su yönetimi sürecine aktif katılımı, su kaynaklarının korunması ve verimli kullanılması açısından kritik öneme sahiptir. Tarım sektöründe, suyun %77'sinin sulamada kullanıldığı göz önüne alındığında (Su Verimliliği, 2024), çiftçilerin su tasarrufu teknikleri, modern sulama sistemleri ve suyun verimli kullanımı konusunda eğitilmesi büyük önem taşımaktadır. Eğitim programları ve bilinçlendirme kampanyaları, çiftçilerin su kaynaklarının korunmasının yanı sıra, toprak verimliliğini artıran ve bitki gelişimini optimize eden sulama yöntemleri hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlamaktadır. Bu tür eğitimler, tarım sektöründe su tüketimini azaltarak, su kıtlığına karşı dirençli bir tarımsal üretim sistemi oluşturulmasına katkı sağlayacaktır. Endüstriyel su kullanımında da suyun verimli kullanılması, mevcut en iyi teknoloji ve tekniklerin kullanımı, atık su arıtma ve geri dönüşüm sistemlerinin yaygınlaştırılması toplumsal katkının diğer önemli yönlerindendir. Üretici ve üniversite iş birliğiyle gerçekleştirilecek bilinçlendirme amaçlı eğitimler su verimliliğinin sağlanmasında önemli rol oynayacaktır. Ayrıca, toplumun evsel su kullanımında su tasarrufu ve suyun doğru kullanımı konusunda bilinçlendirilmesi, su kaynaklarının sürdürülebilirliği açısından önemli adımlardan biridir. Eğitim programları ve bilinçlendirme kampanyaları sayesinde bireylerin, günlük yaşamlarında suyu daha verimli kullanmayı öğrenmeleri sağlanarak önemli ölçüde su tasarrufu sağlanabilecektir. Toplum, atık suyun arıtılarak yeniden kullanılması konusunda teşvik edildiğinde, su kaynakları üzerindeki baskı azalacak ve çevre kirliliği önlenecektir. Geri dönüştürülmüş suyun tarım, sanayi ve günlük yaşamda kullanımı suyun sürdürülebilir yönetimine büyük katkı sağlayacaktır. Toplumun yerel su yönetimi projelerine aktif katılımı da kritik öneme sahiptir. Yerel halk, su kaynaklarının yönetimi ve korunması konusunda karar alma süreçlerine dahil edildiğinde, bölgesel ihtiyaçlar ve öncelikler daha iyi karşılanacaktır. Bu katılım, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir yönetimi konusunda yerel çözümler üretir ve uygulanabilirliğini artırır. Böylelikle, 258 Temiz Su, Su Kaynakları ve Sorumlu Su Tüketimi Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'nın 6. sı "Temiz Su ve Sanitasyon" amacının "yerel halkların su ve hijyen koşullarının yönetiminin geliştirilmesine katılımlarını desteklemek ve güçlendirmek" başlıklı 8. alt amacının gerçekleştirilmesi sağlanmış olacaktır. Sonuç olarak su yönetiminde; eğitim-öğretim, Ar-Ge faaliyetleri ve toplumsal katkı temellerine oturtulmuş bir yaklaşım ile sürdürülebilirlik sağlanabilecektir. Eğitim-öğretim ile su yönetimi konusunda uzmanlaşmış bireyler yetiştirilerek bilgi ve farkındalık artırılırken, Ar-Ge faaliyetleri ile yenilikçi çözümler geliştirilerek su kaynaklarının verimli kullanılması sağlanacak; disiplinlerarası iş birliğiyle gerçekleştirilen araştırmalar, karmaşık su sorunlarına bütüncül yaklaşımlar sunacaktır. Toplumun su tasarrufu ve verimli kullanım konularında bilinçlendirilmesi, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir yönetimi için kritik öneme sahiptir. Bu üç unsurun birleşimi, suyun korunması ve geleceğe güvenle taşınmasında temel rol oynamaktadır. KAYNAKÇA BM. (2023). “SDG Extended Report 2022”. https://unstats.un.org/sdgs/ report/2022/extendedreport/, Erişim Tarihi: 03.06.2024. BM. (2024). “Department of Economic and Social Affairs Sustainable Development”. https://sdgs.un.org/, Erişim Tarihi: 03.06.2024. Cimene, FTA. & Otterpohl, R. (2024) “Editorial: Towards 2030: Sustainable Development Goal SDG 6: Clean Water and Sanitation. An Educational Perspective”, Front. Educ., 9:1405207. Çapar, G. & Coşkun, D. Ç. & Benli, B. & Kodal, S. (2015). “A New Integrated Approach for Water Education in Turkey”. 9th EWRA World Congress, Water Resources Management in A Changing World: Challenges and Opportunities, İstanbul, Türkiye. Çapar, G. & Coşkun Dilcan, Ç. & Pilevneli T. (2022). Su Yönetimi Enstitüsü Tarihçesi Kitabı. Ankara Üniversitesi Basımevi Müdürlüğü. Dittmar, J. & Eilks, I. (2022). “Cooperative Learning with and about Internet Forums: A Case Study on A Unit on the Consumption and Chemistry of Mineral Water vs. Tap Wate”, Front. Educ., 6:742497. ENSTİTÜSU. (2024). “Ankara University Water Management Institute”. https://suyonetimi.ankara.edu.tr/en/preface/, Erişim Tarihi: 04.06.2024. Han, X. & Zhao, B. & Lin, Y. & Chen, Q. & Shi, H. & Jiang, Z. & … & Gu, Y. (2022). Type Dependent Impact of Aerosols on Precipitation Associated with Deep Convective Cloud over East Asia”, Journal of Geophysical Research Atmospheres, 127(2). Mekonnen, M. M. & Hoekstra, A. Y. (2016). “Four Billion People Facing Severe Water Scarcity”, Sci. Adv. 2, e1500323. 259 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü SKA (Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları). (2024a). “2024 Yılı Raporu”. https://dashboards.sdgindex.org/rankings, Erişim Tarihi: 08.07.2024. SKA. (2024b). “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları 2024 yılı Türkiye Raporu”. https://dashboards.sdgindex.org/static/profiles/pdfs/SDR-2024-turkiye.pdf, Erişim Tarihi: 08.07.2024. Su Enstitüsü. (2024). “Süleyman Demirel University Water Institute”. https://sue.sdu.edu.tr/tr/tanitim/hakkinda-2104s.html, Erişim Tarihi: 04.06.2024. Su Verimliliği. (2024). “Tarımsal Su Verimliliği”. https://www.suverimliligi.gov.tr/ tarimsalsu-verimliligi/, Erişim Tarihi: 03.06.2024. Tercini, J. & Perez, R. & Schardong, A. & Bonnecarrère, J. (2021). “Potential Impact of Climate Change Analysis on the Management of Water Resources under Stressed Quantity and Quality Scenarios”, Water, 13(21), 2984. THE. (2024). “Top Uuniversities for Enhancing Water Sustainability in 2024, University Impact Rankings for UN SDG 6: Clean Water and Sanitation”. https://www.timeshighereducation.com/impactrankings/clean-water-and-sanitation? page=1#!/length/25/locations/TUR/sort_by/rank/sort_order/asc, Erişim Tarihi: 03.07.2024. Yökatlas. (2024). “Çevre Mühendisliği Programı Bulunan Tüm Üniversiteler”. https://yokatlas.yok.gov.tr/lisans-bolum.php?b=10042, Erişim Tarihi: 03.07.2024. 260 BÖLÜM 10 ÇEVRESEL SORUMLULUKLARIN YAYGINLAŞTIRILMASI VE İŞ BİRLİKLERİ Elif Dikmen Diriöz * & Ali Oğuz Diriöz † ÖZET Küreselleşme, sanayileşme, kentleşme ile birlikte, dünyada çevre kirliliği, doğal kaynakların tahrip edilmesi ve doğal afetler gibi çevre sorunları yaşanmaya başlamıştır. Birleşmiş Milletler (BM) gibi uluslararası kuruluşlar, çevre sorunları ile mücadele edebilmek için çözüm arayışına girmiştir. 2012 yılında Rio de Janeiro'da BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı düzenlenmiş ve daha sürdürülebilir bir dünya için, 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı belirlenmiştir. Avrupa Birliği (AB) gibi bölgesel kuruluşlar da, iklim değişikliği ile mücadele edebilmek ve çevreye karşı duyarlı olan toplumlar için, “Yeşil Mutabakat” (Green Deal) politikasını ön plana almıştır. Bu kapsamda bu araştırmada, uluslararası kuruluşların çevre sorunları ile mücadele edebilmek için geliştirdikleri stratejiler, çevre sorunları ile mücadelede çevre eğitimlerinin rolü ve uluslararası süreçler çerçevesinde çevre eğitimi ele alınmıştır. Bu araştırma iki ana kısımdan oluşmaktadır; ilk bölümde, sürdürülebilir kalkınma ve çevre eğitiminin ilişkisi ve ardından uluslararası süreçler çerçevesinde çevre eğitimi ve önemine değinilmiştir. Diğer bölümde günümüzde Dünya'da ve Avrupa'da geliştirdikleri çevre politikaları ile ödül almış kentlerde uygulanan çevre eğitimleri, Türkiye'de çevre eğitimlerinin boyutu ele alınmıştır. Bu bilgiler doğrultusunda sonuç ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, Sürdürülebilir İş Birlikleri, Kalkınma İçin Ortaklıklar, Çevre Eğitimi, Uluslararası Süreçler, Yeşil Kent Ödülleri * Dr. Öğr. Gör.; Kapadokya Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Araştırma Enstitüsü, Sürdürülebilir Turizm Yönetimi Bölümü;
[email protected]; Orcid: 0000-0001-8674-3347 † Doç. Dr.; TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası Girişimcilik Bölümü;
[email protected]; Orcid: 0000-0001-7110-3849 261 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü DISSEMINATING ENVIRONMENTAL RESPONSIBILITIES AND DEVELOPING PARTNERSHIPS ABSTRACT With globalization, industrialization, and urbanization, environmental problems such as pollution, the destruction of natural resources, and natural disasters have started to emerge worldwide. International organizations like the United Nations (UN) have begun seeking solutions to tackle these environmental issues. In 2012, the UN Sustainable Development Conference was held in Rio de Janeiro, and 17 Sustainable Development Goals were established for a more sustainable world. Regional organizations such as the European Union (EU) have also prioritized policies like the "Green Deal" to combat climate change and promote societies that are sensitive to environmental issues. In this context, this study examines the strategies developed by international organizations to fight environmental problems, the role of environmental education in combating these issues, and environmental education within the framework of international processes. The research consists of two main sections: the first section addresses the relationship between sustainable development and environmental education, and focuses on environmental education and its importance within international processes. The other section discusses environmental education implemented in cities that have won awards for their environmental policies globally and in Europe, as well as the scope of environmental education in Türkiye. Based on these information, conclusions were drawn and recommendations made. Keywords: Sustainability, Sustainability Cooperation, Partnerships for Development Goals, Environmental Education, International Processes, Green Cities Awards 262 Çevresel Sorumlulukların Yaygınlaştırılması ve İş Birlikleri GİRİŞ Sanayileşme, kentleşme ve kentlerde nüfusun artması sonucu çevre kirliliği, hava kirliliği, doğal kaynakların tahrip edilmesi ve doğal afetler gibi çevre sorunları yaşanmaktadır. Yaşanan çevre sorunları ile mücadele edebilmek için uluslararası kuruluşlar, çeşitli çözüm arayışına girmiştir. Bu kapsamda, Birleşmiş Milletler (BM) gibi uluslararası kuruluşlar, gelecek nesillere sürdürülebilir bir dünya bırakabilmek için, 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacını (SKA) belirlemiştir (BM Türkiye, 2023). Günümüzde sürdürülebilir gelişme kavramı, uluslararası düzeyde çevre politikalarının temelini oluşturmaktadır. 1987 yılında kabul edilen ‘Ortak Geleceğimiz’ diğer bilinen adıyla ‘Brundtland Raporu’ "sürdürülebilir kalkınma" kavramı adına önemli bir kilometre taşıdır (World Commission on Environment and Development, 1987). Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı, 2012 yılında Brezilya'nın Rio de Janeiro kentinde düzenlenmiştir. Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı'nın en önemli sonuçlarından biri, daha sürdürülebilir bir dünya için Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının (SKA) belirlenmesidir (United Nations, 2024). Sürdürülebilir kalkınma amaçları doğrultusunda, eğitimde ve öğretimde hem ulusal hem de uluslararası iş birlikleri önem arz etmektedir. İnsanlık tarihi boyunca, tarım devrimi, sanayi devrimi gibi gelişmeler sayesinde toplumlar kalkınmış ve yaşam şartları iyileşmiştir. Ancak bu gelişmeler yaşanırken, insanlığın gezegenimizdeki nüfusunun bir milyar olması, binlerce yıl sürmüştür. 1800 yılından 2024 yılına kadar, yaklaşık olarak 200 yıl gibi kısa bir zaman zarfında, nüfus sekiz kat artarak sekiz milyara ulaşmıştır. Hatta 1987’de dünya nüfusu beş milyarken, 2024 yılında 8 milyarlık nüfusa ulaşması 40 sene dahi sürmemiştir (WEF, 2024). Bu nedenle, Avrupa Birliği (AB) gibi, bölgesel uluslararası kuruluşlar, çevreye karşı duyarlı olan politikalar ve döngüsel ekonomiler yaratabilmek için, “Yeşil Mutabakat” (Green Deal) politikasını ön plana almıştır. AB’nin geliştirdiği Yeşil Mutabakat düzenlemeleri, iklim değişikliği ile mücadele edebilmek için inşa edilen, yeni dönüşümsel ekonomik değişim planı olarak tanımlanabilir (Diriöz, 2021). İklim krizinden kaynaklanan felaketlerden ötürü uluslararası kuruluşlar, çevre sorunlarının farklı disiplinlere olan etkilerini yeniden değerlendirmektedir. Bu bağlamda çevre kaynaklı afetlerin sıklığı ve büyüklükleri de güvenlik kavramlarını etkilemiştir. Çevre ve iklim krizi bağlamında güvenlik çalışmaları ve güvenlik kavramları bu kapsamda yeniden tartışılmaktadır (Dikmen & Alkan, 2023). 263 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Bu araştırmada, uluslararası süreçler çerçevesinde çevre ile ilgili geliştirilen çevre politikaları ve çevre eğitiminin önemi incelenmiştir. Bu bölüm iki ana kısımdan oluşmaktadır. İlk kısımda, sürdürülebilir kalkınma ve çevre eğitiminin ilişkisi incelenmiştir; ikinci kısımda ise, uluslararası süreçler çerçevesinde çevre eğitiminin önemi ele alınmıştır. İlk kısımda, ağırlıklı olarak BM SKA’lar ve bu amaçlar doğrultusunda çevre eğitiminin önemine yer verilmiştir. Bu kapsamda, dünyada verilen çevre eğitimlerinin içeriği, Avrupa Birliği ve Avrupa'da yeşil kent ödülü almış kentlerde verilen çevre eğitimleri ve bu eğitimlerin önemi irdelenmiştir. Ardından, Türkiye'de verilen çevre eğitimlerinin kapsamı ve önemi ele alınmıştır. İkinci kısımda, Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarının çevre ile ilgili programları, bu programlar kapsamında, ulusal ve uluslararası kuruluşlarla nasıl bir işbirliği içerisinde oldukları gibi hususlara değinilmiştir. Aynı şekilde ikinci kısımda, Türkiye'de yer alan bazı programların uluslararası sertifikasyon ve akreditasyon kuruluşlarıyla iş birlikleri, çeşitli burs ve değişim programları gibi uluslararası iş birliklerinin yapıldığı programlar değerlendirilmiştir. Çeşitli üniversitelerin, çevreye karşı duyarlı yaklaşım olan “yeşil kampüs” olma girişimleri ve üniversitelerin çevreye karşı duyarlı olarak geliştirdikleri yaklaşımlar da bu bölüm çerçevesinde ele alınmıştır. Üniversitelerin, sürdürülebilir kalkınma amaçlarına nasıl riayet etmeye çalıştıkları ve halen göze çarpan eksikler de bu kapsamda ele alınmıştır. Bu bilgiler doğrultusunda, genel bir tartışma ve değerlendirmelere dayanarak sonuç ve öneriler sunulmuştur. Bunlara ilaveten, SKA’lar kapsamında amaçlar arası iş birliği ve sürdürülebilir kalkınma için ortaklıklar; yani SKA17 kapsamında çeşitli merkezlerden de bahsedilmiştir. Türkiye’nin farklı yerlerindeki üretici kooperatifleri (kadın üreticiler kooperatifleri gibi), araştırma-geliştirme (Ar-Ge) merkezleri ve yerel yönetimlerle üniversite iş birliğinde oluşturulan sosyal inovasyon merkezlerinden örnekler verilmiştir. 1. EĞİTİM-ÖĞRETİMDE ÇEVRESEL SORUMLULUKLARIN YAYGINLAŞTIRILMASI VE İŞ BİRLİKLERİ 1.1. Çevre Eğitimi Dünyada çevre sorunları ile mücadele edebilmek için uluslararası kuruluşlar çözüm arayışı içine girmiştir. Uluslararası kuruluşların geliştirdiği çevre politikalarının uygulanabilmesi ve sürdürülebilmesinde çevre eğitimi büyük rol oynamaktadır. Çevre sorunları ile mücadele edebilmek için, toplumda çevre bilincinin oluşması ve bu kapsamda gerekli çevre eğitimlerinin verilmesi büyük önem taşımaktadır. İnsanların çevre sorunları hakkında bilgi sahibi olması, çevre 264 Çevresel Sorumlulukların Yaygınlaştırılması ve İş Birlikleri sorunlarına karşı gerekmektedir. sorumluluk hissedip bu sorunlarla mücadele etmesi 1970'lerde çevre eğitimi, uluslararası boyutta ele alınan çevre sorunlarının çözümü olarak görülmüştür. İnsanların çevreye karşı duyarlı olması, çevre eğitimi ile mümkündür. Çevre eğitimi ile ilgili ilk çalışmalar, doğa araştırmaları olarak yapılmıştır. İlk kez 1970 yılında Dünya Günü'nde, çevre eğitimi planlanmaya başlamıştır. O tarihten bu yana, her yıl 22 Nisan tarihinde düzenlenen Dünya Günü (Earth Day), toplumda çevre bilincini artırma bakımından önemli bir harekettir. Earth Day, ABD merkezli bir kâr amacı gütmeyen kuruluştur. Dünya çapında bilinen bir iş birliği ağı olan Earth Day'in, kuruluş amacı toplumda çevre eğitimlerinin verilerek toplumda çevre bilincinin artmasıdır (Earthday, 2024). Günümüzde Earth Day'in yönetim kurulu başkanı Prof. Dr. Gerald Torres, ABD'nin köklü üniversitelerinden biri olan Yale Üniversitesi’nin Çevre Fakültesi’nde (Yale University, 2024) öğretim üyesidir. Uluslararası düzeyde çevrenin korunması ile ilgili yaklaşımlar geliştiren ilk kuruluş Birleşmiş Milletler'dir. BM 1972 yılında, İsveç'in Stockholm kentinde ‘BM İnsan Çevresi Kongresi’ adlı toplantıyı düzenlemiştir. Burada ilk kez uluslararası düzeyde kentsel sürdürülebilirlik kavramı tanımlanmıştır. Konferans sonunda kabul edilen raporda, sürdürülebilir kalkınma stratejilerinin benimsenmesi gerektiği belirtilmiştir. Toplumda çevre bilincinin geliştirilmesinde, eğitimin ve üniversitelerin öneminden ilk defa BM İnsan Çevresi Kongresi'nde bahsedilmiştir. Bu kapsamda, üniversitelerin sürdürülebilir (yeşil) bir kampüse sahip olmaları gerektiği de ilk kez bu konferansta dile getirilmiştir. O tarihte çevre sorunlarına karşı dikkat çekebilmek için, Dünya Çevre Günü ilan edilmiştir ve günümüze kadar, 5 Haziran tüm Dünyada “Dünya Çevre Günü” olarak kutlanmaktadır (United Nations, 1972). Aynı yıl (1972'de) yayınlanan, Meadows vd. tarafından hazırlanan önemli bir akademik çalışma olan 'Büyümenin Sınırları' (The Limits to Growth) başlıklı kitapta, “taşıma kapasitesi” kavramı oluşturulurken, Malthus teoremi yeniden gündeme getirilmiştir. Malthuscu (Malthusian; ya da artık Neo-Malthuscu yani Neo-Malthusian) çevresel teorilerden yola çıkarak, Meadows vd. (1972), gezegenimizin "Taşıma Kapasitesi" kavramını ortaya atarak, insan nüfusunun büyüme ve kaynakları tüketme hızının, gezegenimizin bu kaynakları yeniden oluşturma kapasitesinden çok daha hızlı olduğuna dikkat çekmiştir. Bu bağlamda, mevcut büyüme ve kalkınma hızının da “sürdürülebilir” olmadığı vurgusundan dolayı “sürdürülebilir büyüme ve kalkınma” gibi “sürdürülebilirlik” kavramları ortaya atılmıştır. 265 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Bu kavramların çoğu, nüfus ve demografi ile alakalı 1798'de artan nüfus ve kıt kaynaklar prensibine dayalı bir felaket senaryosu öngören Thomas Malthus'un teorilerine dayanır (Goodin, 1992: 1). Malthus Felaketi (Grafik 1) olarak bilinen senaryoda, normal hızda büyümekte olan gıda üretiminin (aritmetik artış), çok hızlı (geometrik artış) büyüyen nüfus artış hızının altında kalmasından dolayı, zamanla o nüfusu besleyememesinden kaynaklanmaktadır. Toplam nüfusun, üretilen gıda seviyesini ciddi şekilde geçmesi sonrası, kıtlık ve felaket yaşanacağı öngörülmektedir. Temel iktisat sorunu olan “kıt kaynakların yönetimi” meselesinde, Malthus sadece bir kaynak rekabeti senaryosundan öte, açlık ve felaket senaryosuna karşı uyarıda bulunmuştur (Neurath, 1994). Meadows vd. (1972)'nin uyardıkları “taşıma kapasitesi” de tam da gezegenimizin kaynaklarının namütenahi (sınırsız) olmadığından dolayı, bu kaynakların “sürdürülebilir” biçimde değerlendirilmesi ve yönetilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Grafik 1. Malthus Felaketi (orijinal) Kaynak: Orijinal Çizim. Goodin, 1992, Neurath, 1994, ile Meadows vd. 1972, yazılı olarak tasvir etikleri kavramsal durumu, anlatımlarına dayanarak hazırlanmıştır. Sadece gıda üretimi değil, su gibi birçok kaynağın sınırsız olduğunun düşünülmesi ve çevremizdeki hava ve su gibi “ortak varlıkların” fütursuzca tüketilmesi ve kirletilmesi sonucu çevre felaketleri yaşanmıştır. Bilinen bir örnek, bir zamanlar Asya'nın en büyük su kütleleri arasında yer alan Aral Gölü’dür. Pamuk tüketimi için Sovyetler Birliği döneminde aşırı su tüketimi sebebiyle günümüzde büyük ölçüde yok olan Aral Gölü, yaşanan “ortak varlıkların trajedisi” (Tragedy of the Commons) durumunun bilinen bir örneğidir. Küresel ortak varlıkların (Global Commons) aşırı tüketimi veya kirlenmemesine yönelik taşıma kapasitesinin hesaplanması, sürdürülebilir kalkınma çalışmalarının, akademik olarak ilk başta çalışılan alanlarından bazılarıdır. 266 Çevresel Sorumlulukların Yaygınlaştırılması ve İş Birlikleri Günümüzde, sadece bir iktisadi tüketim hesabının çok ötesinde, artık iklim krizi kaynaklı çevre felaketlerini de önlemek adına sürdürülebilir kalkınma yolu, olmazsa olmaz bir yol olarak görülmektedir. İklim krizi günümüzde meteorolojik, küresel ısınma (daha doğrusu küresel kaynama) sebebiyle meydana gelen kuraklık, aşırı yağışlar, buzulların erimesi, ekstrem meteorolojik hadiseler ve sera gazı kaynaklı küresel atmosferik değişimler sonucu çevre felaketlerine, orman yangınlarına ve dolayısıyla flora ve fauna çeşitliliğinin, yani biyolojik çeşitliliğin azalmasına sebep olmaktadır. Bu durum sadece tarım alanlarını değil, genel yaşam alanlarının dirençliliğini azaltmaktadır. Akademik teorilerde, bilhassa uluslararası ilişkiler ve işçi hakları bakımından da Yeşil Teoriler ve Sosyal Yeşil Teoriler de farklı disiplinlerde sürdürülebilirlik kavramlarının ele alındığının örneklerindendir. Örneğin, Uluslararası İlişkiler teorilerine göre, çevresel ve yeşil teorinin ana dayanağı doğayı korumak için çevreci (yeşil) siyasi eylemlerdir. Doğa ve insanlığın kültürü arasındaki ilişkileri ele alan bu teoriler, sadece “antropocentric” yani insan merkezli ve insanların doğaya hükmetmesi üzerine değil, doğanın dengesinin korunması üzerine kurulan bir bilgi temeline dayanmaktadır. Bu dengenin sağlanmasının en önemli sebebi, doğanın dengesinin bozulmasıyla (yani mevcut insan – doğa ilişkisinde) sadece diğer yaşam türleri ve gezegendeki doğal yaşam değil, insanların da ölüyor olmalarıdır (Weber, 2013: 192). Yani, uluslararası ilişkilerde “Yeşil Teoriler”, bütün gezegenin ve gezegende yaşayan bütün insanların çevre krizinden zarar görmelerinden dolayı, bunun bir uluslararası ilişkiler meselesi olarak değerlendirilmektedir. Uluslararası ilişkilerden öte, “Siyasal Yeşil Teoriler” dendiği zaman ilk akla gelen yazarlardan biri Goodin (1992) çevre ile ilgili teorileri, değerler (values) ve aktörler (agency) olarak ayırmaktadır. Değerlerle ilgili teorilerin olması gerekeni tartışırken, aktörlerle ilgili teorilerin neyin nasıl yapılabileceğine odaklandıklarının ayırt etmiştir. İkisinin de gerekli olduğu, “Küresel Düşün, Yerelde Uygula” (Think Globally, Act Locally) kavramından anlaşılabilir (Goodin, 1992: 15-16). Farklı disiplinlerde sosyal-ekoloji ilişkileri de irdelenmektedir. Örneğin, Brand ve Niedermoser (2019), özellikle işçi ve çalışan sendikalarının sosyalekolojik dönüşüm ilişkilerini incelemektedirler. Bu bağlamda bir yandan çevreci ekonomik dönüşümün istihdam üzerindeki etkileri değerlendirilirken, diğer yandan çevre ve insan sağlığı gibi meseleler de incelenmektedir. Daha birçok konuda çevre ile ilişki çok sayıda teorinin buluştuğu düşünülürse, sürdürülebilirlik ile ilgili akademik çalışmaların multidisipliner (disiplinlerarası) teoriler üretmekte oldukları 267 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü söylenebilir. Dolayısıyla, her ne kadar çevreye yönelik duyarlılıklar günümüzde iklim krizi sebebiyle daha belirgin olarak hissediliyor olsa da geçmişten bu yana çevre eğitiminin önemi özellikle de akademisyenler tarafından belirtilmektedir. Günümüzde etkilerini anlamak, meteoroloji dışında multidisipliner olarak etkileri ölçmek ve önleyebilmek adına, 1975 yılında UNESCO ve UNEP, Uluslararası Çevre Eğitimi Programı'nı (The International Environmental Education Program - IEEP) başlatmıştır. Eğitimde sürdürülebilirlik ile ilgili ilk program olan Uluslararası Çevre Eğitimi Programı, üniversitelerin çevre ile ilgili konularda sorumluluk almasını isteyen, 1977 tarihli Tiflis Deklarasyonu'nun temelini oluşturmuştur (Dorn, 2020). 1977 yılında BM, Tiflis'te ilk Çevre Eğitim Konferansı'nı düzenlemiştir. Bu konferans, çevre eğitiminin genel amaçlarının, ilkelerinin belirlendiği ve çevre eğitimine dair genel bir çerçeve sunan önemli bir konferanstır. Bu konferansta, çevre eğitimi ile ilgili uluslararası iş birliğinin önemine işaret edilmiştir. UNEP ve UNESCO'nun girişimlerinin, tüm uluslararası toplumu kapsayacak şekilde genişletilmesine karar verilmiştir. Tiflis Konferansı'nın bildirgesi ve önerileri, ‘çevre eğitimlerine’ eğitim süreçlerinde yer verilmesi açısından bir dönüm noktasıdır. Bu belgelerde, ulusal ve uluslararası düzeyde çevre eğitiminin geniş çerçevesi, niteliği ve amaçları da belirtilmiştir (UNESCO, 1977). Çevre eğitimlerinin etkinliğinin artması için hükümetler gerekli destekleri sağlamalıdır. Gerekli desteklerin sağlanmadığı ülkelerde, çevre eğitiminin yetersiz kaldığı görülmektedir. Yapılan bu toplantılardan sonra, sürdürülebilirlik tartışmalarına üniversite gündemlerinde yoğun bir şekilde yer verilmiştir. Ayrıca, üniversiteler, ilgili uzmanlar ve UNESCO delegasyonları, 1983 Bulgaristan’ın Filibe (Plovdiv) kentindeki Uluslararası Çevre Eğitimi Sempozyumu gibi çeşitli uluslararası seminerler ve faaliyetler yürütmeye başlamışlardır (UNESCO, 1984). Bu alandaki önemli çalışmalardan bir diğeri, ‘Sürdürülebilir Gelecek İçin Üniversite Liderleri Birliği’ tarafından yayınlanan ‘Talloires Deklarasyonu’dur. 1990 yılında, Fransa'nın Talloires kentinde, yirmi iki üniversite yöneticisi, üniversitelerin sürdürülebilir kalkınma ve çevre konularında ne gibi projeler geliştirebileceğini tartışmıştır. Toplantı sonunda kabul edilen Talloires Deklarasyonu, kurumsal olarak üniversitelerin, çevresel sürdürülebilirlik konusunda neler yapılacağının belirlenmesi açısından önem taşımaktadır. Bu açıdan Talloires Deklarasyonu, sürdürülebilir üniversitelerin gelişmesine yol açmıştır (Bilgili & Topal, 2021). Temmuz 2023 itibariyle Türkiye'den bu 268 Çevresel Sorumlulukların Yaygınlaştırılması ve İş Birlikleri deklarasyonu imzalamış olan tek yükseköğretim kurumu, Ankara Üniversitesi’dir (Talloires Declaration, 1990). İklim değişikliği iletişimi ve eğitimi (Climate Change Communication and Education - CCE), Paris İklim Anlaşması ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları tarafından öncelikli bir husus olarak kabul edilmektedir. İklim değişikliği iletişimi ve eğitimi, özellikle iklim değişikliği gerçeğinin inkârına karşı mücadelede, iklim okuryazarlığının artırılması ve iklim eylemlerine destek olmak adına kilit bir husus olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda, iklim değişikliği iletişiminin ve eğitimlerinin hem sayısını hem de niteliğini küresel çapta artırabilmek adına, bu alandaki eğitim kurumları, hükümetler, sivil toplum kuruluşları (STK’lar), iş dünyası, medya ve iletişim sektörleri gibi paydaşlarla iş birliği önemlidir. Örneğin, bu bağlamda SKA’lar ile ilgili yükseköğretim kurumları arası bir iş birliği ağı olan Yükseköğretimde Sürdürülebilirlik Girişimi (Higher Education Sustainability Initiative - HESI) mevcuttur (HESI, 2024). Bu amaçla, UNESCO ve BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (Intergovernmental Panel on Climate Change - IPCC) gibi çok sayıda uluslararası paydaşın yer aldığı MECCE projesi oluşturulmuştur (İklim İletişim ve Eğitimini Gözlemleme ve Değerlendirme Projesi; The Monitoring and Evaluating Climate Communication and Education (MECCE) Project ) (MECCE, 2024). MECCE projesi desteğiyle UNESCO'nun Küresel Eğitim Gözlem Raporu'nun (Global Education Monitoring Report) ülke raporlarında İklim Değişikliği İletişimleri ve Eğitimlerinin durumları değerlendirilmektedir. Özellikle çevre eğitimi konusunda uzmanlaşmış bir kuruluş olarak ise ‘Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı’ (Foundation for Environmental Education FEE) göze çarpmaktadır. FEE, sürdürülebilirlik ve çevre eğitimi konularında uluslararası standartları belirleyen ve yaygınlaştıran, birçok ülkede etkinlikler düzenleyip, sertifika programları düzenleyen bir kuruluştur ve Türkiye’deki önde gelen çevre eğitimiyle ilgili kuruluşlardan biri olan Türkiye Çevre Eğitim Vakfı (TÜRÇEV) FEE’ye üyedir. Türkiye’de olduğu gibi Avrupa’da ve dünyada birçok ülkedeki okul ve yükseköğretim kurumlarındaki temel çevre eğitimleri bakımından FEE kilit bir kurumdur. Avrupa Birliği de, çevre sorunlarıyla mücadele eden önemli kuruluşlara öncülük etmektedir. AB, çevre konusunda sahip olduğu yüksek standartlarla başka ülkeler için örnek teşkil etmektedir. Örneğin, İsveç'in başkenti Stockholm, 2010 yılında geliştirdiği çevre dostu stratejilerle Avrupa Yeşil Başkenti seçilmiştir. Stockholm, geliştirdiği başarılı çevre stratejileriyle dünyanın en temiz kentlerinden 269 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü biri olmuştur. ‘Çevre Eğitimi’, İsveç'in Eğitim Kanunu'nda yer almaktadır. Ayrıca, İsveç'teki okullarda çevre eğitimi müfredatı bulunmaktadır. Okullarda, ekoloji, yaşanan çevreyle ilgili saha gezileriyle yaşadıkları çevrenin gözlemlenmesi, çeşitli drama ve eko-oyunlarla hava kirliliği gibi konular hakkında oyunlar oynanması gibi aktiviteler yapılmakta ve ilgili dersler verilmektedir (Manni, 2023). İsveç'te yerel yönetim, 1977 Tiflis Deklarasyonu, Gündem 21, Rio Deklarasyonu ve İsveç Globe gibi uluslararası antlaşmalara katılmıştır. İsveç'te yerel yönetimler, kendi çevresel faaliyetlerini planlama sorumluluğuna sahiptir. Çevre ile ilgili yapılan faaliyetler, Ulusal Eğitim Ajansı ve İsveç Çevre Koruma Ajansı tarafından desteklenmektedir. Özel şirketler, kendi çalışanlarının çevre eğitiminden sorumludur (UNESCO, 2024). Gerek yeşil kentlerde gerekse çevre eğitiminde, Kuzey Avrupa’nın genelinde olduğu gibi İsveç’in çevreye duyarlı faaliyetleri ve çevre eğitimleri bu alanda iyi örnek olarak kabul edilebilir. Yükseköğretim kurumları da bu bağlamda istisna değildir ve birçok yeşil kampüs endeksinde üst sıralarda yer almaktalar. 1967’de çevre koruma yasasını kabul eden ilk ülkelerden biri olan İsveç, özellikle de ‘Stockholm Üniversitesi Çevre Enstitüsü’ gibi araştırma merkezleriyle çevre ve sürdürülebilirlik alanında öncü kuruluşlar arasındadır (Sweden Sverige, 2024). Ülkemizde de bu alanda çalışmalarda bulunan yükseköğretim kurumları bulunmaktadır. Önceden de belirtildiği üzere, Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı (FEE) sürdürülebilirlik ve çevre eğitimi konularında uluslararası standartları belirleyen, bu alanda öncülük eden ve yaygınlaştıran bir kuruluştur. Türkiye Çevre Eğitim Vakfı, geliştirdiği programlar ve verdiği eğitimlerle, Türkiye'de çevre bilincinin artmasında önemli rol oynayan bir sivil toplum kuruluşudur. Tarihçesi 1992 yılına dayanan TÜRÇEV, toplumda çevre bilincini artırmak, çevre konularına karşı duyarlılık oluşturmak ve sürdürülebilir kalkınmayı desteklemek amacıyla kurulmuştur. TÜRÇEV, FEE ile iş birliği halinde çalışarak, uluslararası standartlara uygun şekilde çevre eğitimleri vermektedir. TÜRÇEV'in öncelikli çalışma alanlarında, çocuk ve gençlere yönelik çevre eğitim projeleri yer almaktadır. Vakfın düzenlediği çevre eğitim programları kapsamında; enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji projeleri, atık yönetim projeleri, doğa koruma projeleri ve farkındalık kampanyaları bulunmaktadır (TÜRÇEV, 2024; Gönençgil, 2024). FEE'nin çevre eğitimine odaklanan ilk programlarından biri, ‘Eko-Okullar Programı'dır. ‘Eko-Okul Programı’ dünyada birçok ülkede, öğrencilere çevre eğitiminin kazandırılması, sürdürülebilir bir gelecek için çevreye duyarlı olan 270 Çevresel Sorumlulukların Yaygınlaştırılması ve İş Birlikleri nesiller yetiştirilmesi için, liseye kadar olan eğitim dönemlerindeki öğrencilere verilen uluslararası bir eğitim programıdır. Eko-Okullar Programı, 1994 yılından itibaren, okul öncesi, ilk ve orta öğretim düzeylerinde çevre yönetimi, çevre bilinci ve sürdürülebilir kalkınma eğitimi vermeyi hedeflemektedir. Program, öğrencilerin STKlar ve yerel yönetimlerle iş birliği yapmalarını desteklemektedir (FEE, 2024). Eko-okullar esasen ilk ve orta öğretim kurumlarını kapsamakta olup, esas yükseköğretim kurumlarından farklıdır; bu bağlamda eko-kampüslere daha yakından bakmakta fayda bulunmaktadır. 1.2. Eko-Kampüs Çevre sorunları ile mücadele edebilmek ve daha sürdürülebilir bir gelecek için, toplumun eğitilmesinde önemli rolü olan üniversitelere önemli sorumluluklar düşmektedir. Çevre sorunları ile mücadelede üniversitelerin öneminin artmasıyla, çevreye karşı duyarlı olan üniversite yaklaşımları ortaya çıkmıştır. Bunun için, ‘Yeşil Üniversite’, ‘Yeşil Kampüs’, ‘Eko-Kampüs’ gibi farklı programlar geliştirilmiştir. ‘Eko-Kampüs’, Eko-Okullar Programı'nın yükseköğretim kurumlarına uygulanmış halidir. Eko-Kampüs Programı, Eko-Okulların çevre eğitimi ve sürdürülebilirlik çalışmalarındaki hedefleri devam ettirebilmek amacıyla geliştirilmiş bir programdır (Eco-Schools, 2024; Eko Okullar, 2024). 2003 yılından beri çeşitli çalışmalar yürüten Eko-Kampüs Programı, resmi olarak 2015 yılında, Eko-Kampüs çalışma grubunun kurulmasıyla, yükseköğretim kurumlarında sürdürülebilirlik ağının gelişmesini sağlamıştır (FEE, 2024). Bu çerçevede; 2007 yılında Zürih'te, küresel bilgi paylaşımını desteklemek amacıyla, Uluslararası Sürdürülebilir Kampüs Ağı (ISCN - International Sustainable Campus Network) adında bir platform oluşturulmuştur. Bu platform, Sürdürülebilir Kampüs Bildirgesi'ni oluşturmuştur (ISCN, 2024). Halihazırda 35 ülkeden 110 üniversitenin temsil edildiği bu platform, kurumların fikir alışverişlerinde bulunabilecekleri ve iyi uygulama örneklerinin deneyimlerini paylaşabilecekleri bir uluslararası ağ niteliği taşımaktadır. Bu platform, ‘Sürdürülebilir Kampüs Bildirgesi'ni oluşturmuştur (ISCN, 2024; Çelik & Öztürk, 2022). Ayrıca, ‘Yükseköğretimde Sürdürülebilirliğin Geliştirilmesi Derneği’ (AASHE - Association for the Advancement of Sustainability in Higher Education) tarafından, ‘Üniversitelerin Sürdürülebilirlik, İzleme, Değerlendirme ve Derecelendirme Sistemi’ (The Sustainability Tracking, Assessment & Rating System - STARS) geliştirilmiştir (AASHE, 2024). Bu sisteme göre, üniversiteler kendi deneyimlerini bildirip raporladıkları bir sistem üzerinden 5 ayrı kategoride 271 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü sınıflandırılmaktalar (rapor eden kurum, bronz, gümüş, altın, ve platin / Reporter, bronze, silver, gold, platinum). Bu kurumlara raporlama için manuel ve araçlar bildirilmektedir (AASHE, 2024; STARS, 2024). Bunların dışında 2010 yılında, UNEP'in çevre eğitimi konusu ile ilgili amiral programı olan ‘Küresel Üniversiteler Çevre ve Sürdürülebilirlik Ortaklığı’ (GUPES - The Global Universities Partnership on Environment for Sustainability) başlamıştır. Birleşmiş Milletler Çevre Programı UNEP’e bağlı Çevre Eğitim ve Öğretim Birimi’nin (UNEP’s Environmental Education and Training Unit – EETU) önde gelen programlarındandır (UNEP-GUPES, 2024). Yükseköğretim kurumları, aslında geleceğin akademisyenlerini, profesyonellerini, özel sektör ve STK ile kamu kurum ve kuruluşlarının uzmanlarını ve yöneticilerini yetiştirmektedir. Ayrıca, mevcut çalışanlar ve yöneticiler kariyerlerinde ilerleme, bilgi düzeylerini geliştirme veya kariyer değişikliği için yüksek lisans veya sürekli eğitim merkezlerinde spesifik eğitimler aldıkları için, üniversitelerin bu bağlamda önemli katkıları olmaya devam etmektedir. Örneğin, Kapadokya Üniversitesi, ‘Sürdürülebilir Turizm Yönetimi Yüksek Lisans Programı’ ve benzer programlarla sürdürülebilir kalkınma yolunda önemli ulusal iş birliği yapan bir yükseköğretim kurumudur. Kapadokya Üniversitesi’nde, yüksek lisans düzeyindeki program ve de Sürekli Eğitim Merkezinde devam eden sürdürülebilirlik eğitimleri, ağırlıklı olarak sektörde çalışanlara eğitim veren yapıdadır. Dolayısıyla, aslında bu vesileyle teori ve uygulama arası bağlantı akademisyenden sektördeki yöneticilere ve müdürlere (ya da yönetici adaylarına) bilgi aktararak kalıcı biçimde sağlanmaktadır. Ayrıca, bu ve benzer programlar kapsamında hem eğitmenler hem de yüksek lisans öğrencileri ve profesyonellerde ‘Küresel Sürdürülebilir Turizm Konseyi’ (GSTC - Global Sustainable Tourism Council) tarafından lisanslı ve sertifikalı eğitimler düzenlenmektedir. Böylece, hem ulusal düzeyde profesyonellerin kendilerini geliştirmelerine destek verilmekte hem de sürdürülebilir kalkınma yolunda, turizm sektörü çalışanları gibi sektör çalışanlarıyla iş birliği artması sağlanmaktadır (Kapadokya Üniversitesi, 2024). Ayrıca, uluslararası bir konsey olan GSTC ile uyumlu eğitimler ve programlar sayesinde, yerelden uluslararası düzeye iş birliği yapılmaktadır. Benzer programlar sayesinde hem ulusal hem de uluslararası iş birliğinin pekiştirilmesi mümkündür. Üniversitelerin müfredatları incelendiğinde ise, çevre ve sürdürülebilirlik ile ilişkili eğitimlerin özellikle lisansüstü düzeyde açıldığı görülmektedir. Hacettepe Üniversitesi’nde, mühendislere yönelik eğitim veren ‘Yeni ve Temiz Enerji Uygulama ve Araştırma Merkezi’ndeki (YETAM) eğitim ve öğrenim faaliyetleri kapsamında 'Temiz Tükenmez Enerjiler' yüksek lisans programı yer almaktadır (YETAM, 2024). 272 Çevresel Sorumlulukların Yaygınlaştırılması ve İş Birlikleri ODTÜ Kuzey Kıbrıs Yerleşkesi'nde, ‘Sürdürülebilir Çevre ve Enerji Sistemleri’ yüksek lisans programı bulunmaktadır (METU Northern Cyprus Campus, 2024). Üniversitedeki bu eğitimler hem nitelikli bireyler ve personel yetiştirmede hem de yeni teknolojilerin geliştirilmesi bakımından topluma ve sürdürülebilir kalkınmaya olumlu katkıda bulunmaktadır. Ayrıca üniversitelerce düzenlenen etkinlik ve eğitimlerden yararlanma imkânları olan halkın ve vatandaşların bilinçlendirilmesinde önemli rol oynar. Bununla birlikte, üniversiteler, bilimsel ve teknolojik Ar-Ge faaliyetleri bakımından da kamu ve özel sektör kurumlarıyla iş birliğinde bulunarak, ortak projeler geliştirerek katma değer yaratırlar. AraştırmaGeliştirmede çevresel bilincin yaygınlaştırılmasına bir sonraki bölümde değinilmiştir. 2. ARAŞTIRMA-GELİŞTİRMEDE ÇEVRESEL SORUMLULUKLARIN YAYGINLAŞTIRILMASI VE İŞ BİRLİKLERİ Üniversitelerin, çevre sorunları ile mücadele edebilmek için, yenilikçi çalışmalar yaparak, yeşil kampüsü teşvik etmesi ve sürdürülebilir gelişme ile ilgili topluma örnek teşkil etmesi gerekmektedir. Dünya'da bazı üniversiteler, sürdürülebilirlik kriterlerini sağlayabilmek için önemli adımlar atmıştır. Örneğin Amerika'da bulunan Harvard Üniversitesi, Arizona State Üniversitesi, Oregon Üniversitesi, Yale Üniversitesi, Washington Üniversitesi, Georgia Teknoloji Enstitüsü gibi üniversiteler, çevreye karşı duyarlı olup, daha az karbon ayak izi bırakabilmek için projeler geliştirmiştir (Yalçıner, 2020: 12) Türkiye'de üniversitelerin, sürdürülebilir kalkınma ile ilgili kendi geliştirdikleri projeler bulunmaktadır. Bazı üniversiteler, sürdürülebilir kalkınma ile ilgili bazı bildirgelere imza atmakta ve çeşitli projelere dahil olmaktadır. Örneğin, Boğaziçi Üniversitesi, Özyeğin Üniversitesi, Piri Reis Üniversitesi ve Konya Tarım ve Gıda Üniversitesi BREEAM ve LEED gibi sürdürülebilir yeşil üniversite alanında sertifikaya sahip olan üniversitelerdir. Sürdürülebilir yerleşke olma yolunda önemli adımlar atan üniversitelerden biri, Boğaziçi Üniversitesidir. Boğaziçi Üniversitesi, Kilyos Sarıtepe Yerleşkesi'nde bulunan rüzgâr enerji santrali ile, kendi elektriğini üretmektedir. Boğaziçi Üniversitesi ‘Rüzgâr Enerji Santrali’ (BÜRES) projesi kapsamında kurulan rüzgâr türbini, 2014 yılında elektrik üretmeye başlamıştır. Boğaziçi Üniversitesi BÜRES projesiyle, dünyada elektrik ihtiyacının tamamını, kendi rüzgâr enerji santralinden karşılayan ilk üniversite yerleşkelerinden birisidir (Boğaziçi Üniversitesi, 2024). 273 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü sürdürülebilir su yönetimi ile ilgili çalışmalar yürütmektedir. ODTÜ'de rektörlük ofisinde, çevre dostu ulaşım sistemleri üzerine bazı çalışmalar yapılmaktadır. Ayrıca Gebze Teknik Üniversitesi’nde UNEP ve ISCN-GULF tarafından hazırlanmış sürdürülebilir kampüs rehberleri dikkate alınarak bir araştırma yapılmıştır. Ülkemizdeki sürdürülebilir üniversite yerleşke uygulamaları puanlamalarında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) pozitif ayrışmaktadır. Ayrıca, pozitif örneklerden bir diğeri de Türk Eğitim Derneği (TED) Ankara Koleji ve TED Üniversitesidir. TED Ankara Koleji’nin Ankara İncek’te bulunan yerleşkesinin çatılarındaki güneş panelleri sayesinde, İncek ilk ve orta eğitim kurumlarında %75 enerji tasarrufu sağlanmıştır (TED Ankara Koleji, 2024). TED Üniversitesi, yerleşkesine yönelik sürdürülebilir ve yeşil kampüs uygulamalarına yönelik bir fikir yarışmasını duyurmuştur. Bu yarışma kurumun önemli ölçüde elektrik üretimini güneş enerjisinden elde etmesini amaçlanmaktan öte, kullanıcıların da fikrinin alındığı bir sürece geçilmesini mümkün kılmıştır (TED Üniversitesi, 2024). Daha kapsamlı ve sürdürülebilir kampüs oluşturulması için Üniversite yönetiminin, bir fikir yarışması marifetiyle farklı görüşleri ve fikirleri kıyaslama yoluna başvurduğu anlaşılmaktadır. Günümüzde üniversitelerin çevre dostu yaklaşımlarını değerlendirmede kullanılan çeşitli sertifika sistemleri bulunmaktadır. Bugün en çok kullanılan sertifika sistemlerinden biri, UI Green Metric'dir. Universitas Indonesia (Endonezya Üniversitesi) tarafından 2010 yılında geliştirilen Green Metric, üniversitelerdeki sürdürülebilirlik çalışmalarını değerlendiren bir sistemdir. Bu değerlendirme yaklaşımının amacı, üniversite ve çevresinde sürdürülebilirlik ile ilgili konularda farkındalığın artmasıdır. Üniversitelerin eylem planlarında, sürdürülebilirliğin üç ana unsuruna (çevre, ekonomi, sosyal) vurgu yapılmaktadır Bu sertifika sisteminin göstergeleri arasında, enerji ve iklim değişikliği, düzenleme ve altyapı, atık yönetimi, su, ulaşım ve eğitim yer almaktadır. Bu sistem sayesinde üniversiteler sürdürülebilirlik ile ilgili konulara daha duyarlı hale gelmektedir (GreenMetric, 2023a). Türkiye'de birçok üniversite Green Metric sıralamalarına katılıp, çevreye karşı duyarlı olan programlara katılmaktadır. Yapılan araştırmalar, Türkiye'deki üniversitelerin yeşil vizyon endeks puanının oldukça düşük olduğunu göstermektedir. Üniversitelerin %90'ının yeşil vizyon endeks puanı 15'in altındadır. Atık yönetimi ve su ile ilgili eğitim ve araştırmaların yeşil vizyon puanı 10 puanın altındadır. Üniversitelerin dörtte üçünün atık yönetimi ve su alanında endeks puanı sıfırdır. Eğitim ve araştırma alanlarında endeks puanı 1’dir. Bu veriler, 274 Çevresel Sorumlulukların Yaygınlaştırılması ve İş Birlikleri Türkiye'deki üniversitelerin yeşil vizyonunun zayıf olduğunu ve bu konularda araştırma ve projelerin artması gerektiğini göstermektedir. Ayrıca dikkat çeken hususlardan biri de üniversitelerde atık yönetimi ve su alanında yapılan çalışmaların diğer alanlara göre daha yetersiz olmasıdır. Üniversitelerde atıklar için geri dönüşüm programlarına yeterli miktarda yer verilmemektedir. Yapılan araştırmalara göre, yeşil vizyon endeks değerlendirmesine göre en yüksek puana sahip olan Türk üniversitesi ise İstanbul Teknik Üniversitesidir. İstanbul Teknik Üniversitesi, bölge iklimine uygun olan 1.200 adet çalı, yer örtücü vb. bitkiler dikerek, yeşil bir kuşak oluşturmuştur (Çelik & Öztürk, 2022). GreencityMetric yeşil kentler sıralaması da Avrupa ve Amerika kıtalarının dışında, hızla gelişen güneydoğu Asya ülkesinin önde gelen üniversitesi Universitas Indonesia (Endonezya Üniversitesi) tarafından hazırlanan bir endekstir. GreenMetric'de üniversite yerleşkelerini değerlendirirken, GreencityMetric'de yeşil kentler kendi ölçütlerini, hangi alanlara ve kriterlere göre değerlendiklerini ve metodolojilerini beyan etmektedirer; ki bunlar içerisinde yeşil alanlar, su kullanımı, aydınlatma gibi çeşitli faktörler bulunmaktadır (GreenMetric, 2023a; GreenMetric, 2024; GreencityMetric, 2024). Greencity Metric üniversiteleri sıralarken, 50 yıldan daha yeni ‘genç’ üniversitelere yönelik ayrı bir sıralaması bulunmaktadır. 50 yaşından daha genç üniversitelerin yer aldığı ‘Ranking Top 50 under 50’ olarak ayrıca listelenmiştir. 50 yaşından daha genç 50 üniversitenin yer aldığı 2023 yılındaki listede Türkiye’den Erciyes Üniversitesi, Özyeğin Üniversitesi ve Yeditepe Üniversitesi yer almaktadır (GreenMetric, 2023b). Türkiye'de sürdürülebilir kampüs yaklaşımına ilgi artmasına rağmen, bu konu kapsamında yapılan araştırmaların sınırlı olduğu görülmektedir. Bazı üniversiteler, çatılarına güneş paneli yerleştirerek veya led ışıklar kullanarak tasarruf sağlama ve sürdürülebilir olma yönünde adım atmış olsalar da henüz uluslararası endekslerde üst sıralarda yer bulamamaktadırlar. Halbuki ülkemizin güneş ve rüzgâr enerjisi gibi yenilenebilir enerji potansiyeli dışında, atık yönetimi, su tüketimi, geri dönüşüm malzemelerinin kullanımı ve kâğıt israfı ile plastik kullanımının azaltılması gibi politikaları bütüncül olarak ele alarak uygulayabilmeleri gerekmektedir. Çevresel gelişimlerin sağlanmasına yönelik üniversitelerin gerçekleştirdikleri bu projeler dışında yapılan akademik araştırmalar ve iş birlikleri de önemlidir. Örneğin, üniversitelerin Tıp, Sanat, Uluslararası İlişkiler gibi farklı akademik branşlardaki sürdürülebilirlik ile ilgili çalışmaları, müfredatları, araştırmalarının derlendiği editörlüğünü Esra Bayhantopçu ve Pınar Gökçin 275 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Özuyar'ın (2023) yaptıkları ‘Akademik Disiplinlerde Sürdürülebilirlik’ kitabında, Harvard ve Science Po başta olmak üzere uluslararası ilişkiler disiplinindeki önde gelen üniversitelerin yanı sıra dünyadaki ve Türkiye'deki çeşitli üniversiteler, uluslararası kuruluşlar ve düşünce kuruluşlarının bu alandaki çalışmaları incelenmiştir (Gürcan, 2023). Bu tür çalışmalar, iş birlikleri ve ortaklıkların geliştirilmesi kapsamında yapılacak Ar-Ge çalışmaları arasında değerlendirilebilir. Uluslararası İlişkiler akademik disiplininde “Sürdürülebilirlik” konularıyla ilgili araştırmalar ele alındığında ise, bu disiplin içerisinde 1980’den 2020’ye kadar olan 40 yıl zarfında, ‘sürdürülebilir/sürdürülebilirlik’ başlığı altında ilk 20 yıl çok düşük sayıda araştırma bulunmaktadır. En yaygın akademik veri tabanlarında dahi 2000’lerin sonuna doğru yaklaşık 30 yıllık süre zarfında eşleşen akademik araştırma sayının son derece düşük olduğu tespit edilmiştir. Ancak 2010’lu yıllar itibariyle Uluslararası İlişkiler disiplininde sürdürülebilirlik konularında belirli bir artış olmaya başlamıştır (Gürcan, 2023: 158). Ayrıca, Türkiye’de Uluslararası İlişkiler bölümlerinde, yakın bir tarihe kadar ‘İklim Değişikliği’ başlığı ve alakalı 15 başlıklı araştırma bulunmaktadır ve derslerin sayısı da sınırlı olup, bu konunun öncelikli olarak değerlendirilmediği düşünülmektedir (Gürcan, 2023: 168). Dolayısıyla, küresel çapta ‘Sürdürülebilirlik ve İklim Değişikliği’ alanında uluslararası iş birliklerinin ve araştırmaların geliştirilmesi bir ihtiyaçtır. Bu amaçla Ar-Ge’yi teşvik etmek için kurulan ağlar da önemlidir. Örneğin, Copernicus ağı (Copernicus, 2024), akademik iş birliği ve Ar-Ge alanında yükseköğretim kurumları arası önde gelen Avrupa çapında bir iletişim ağı ve akademik ittifaktır. Bununla birlikte, Türkiye’deki üniversiteler, çok önemli Ar-Ge merkezlerine ev sahipliği yapmaktadırlar. Çevre konusuna odaklanmış Ar-Ge merkezlerinden biri İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’ne bağlı olarak 2004 yılında ‘Çevre Araştırma Laboratuvarı’ olarak kurulup, 2007 yılından itibaren de daha kapsamlı bir merkez olan ‘Çevre Geliştirme, Uygulama ve Araştırma Merkezi’dir (CEVREARGE, 2024). İYTE-CEVREARGE, özellikle çevre teknolojileri ve projelerine yönelik araştırmalar yürütülmesine destek olmaktadır. Üniversite akademik personel ve öğrencilere ilaveten, kamu, özel sektör ve diğer paydaşların da araştırmalarına bilgi ve uzman görüşü sağlayarak katkıda bulunmaktadır. İstanbul Teknik Üniversitesi’ne (İTÜ) bağlı ‘Çevre ve Şehircilik Uygulama ve Araştırma Merkezi’ de kent ölçeğindeki çevre, mimarlık, şehircilik, peyzaj mimarlığı gibi disiplinler üzerinden çevre araştırmalarına katkı sağlayan bir başka önemli Ar-Ge merkezidir. Çevre ve Şehircilik Araştırma Merkezi, ulusal ve uluslararası çevre iş birlikleri alanında, ortak projelerin yürütülmesini amaçlayan 276 Çevresel Sorumlulukların Yaygınlaştırılması ve İş Birlikleri bir merkezdir (İTÜ CEVSE, 2024). İTÜ Çevre ve Şehircilik Araştırma Merkezi, kamu, özel sektör ve akademi arasındaki üçlü iş birlikleri için de önemli bir merkezdir. Bu merkezler ve benzeri Ar-Ge çalışmaları, bir yandan üniversitelerin araştırma kabiliyetlerini desteklerken, diğer yandan da hem ulusal hem de uluslararası iş birliklerine hem de kamu, özel sektör, toplum ve akademisyenler arası iş birliklerine katkı sağlayabilirler. 3. TOPLUMA KATKI ÇALIŞMALARINDA ÇEVRESEL SORUMLULUKLARIN YAYGINLAŞTIRILMASI VE İŞ BİRLİKLERİ 1992 yılında, Brezilya'nın Rio de Janeiro kentinde düzenlenen BM Çevre ve Kalkınma Konferansı sadece yerel yönetimleri değil, gönüllü kuruluşları, yerel halkı da bir araya getirmesi bakımından önem taşımaktadır. Konferansın önemli bir sonucu da Gündem 21 belgesinin kabul edilmesidir. Gündem 21'in "Sürdürülebilir İnsan Yerleşiminin Geliştirilmesi" konulu programları, sürdürülebilir kalkınma amaçlarını içermektedir. Ayrıca "Gündem 21" çevre eğitimine yeni bir boyut kazandırmıştır. Buna göre, sivil toplum örgütlerinin desteğiyle, okul dışında da yerel halkın eğitilerek sürece dahil edilmeleri için çalışılmıştır (United Nations, 1992). Sürdürülebilir kalkınma yolunda, ulusal ve uluslararası iş birlikleri yapılırken, yükseköğretim kurumlarının rolü, yerel toplumla yönelik iş birliklerinde de önemlidir. Belki yerel toplum eğitimi hususunda ilk akla gelen kurumlar üniversiteler olmayabilir, ancak, üniversitelerin yerel toplumla yapabilecekleri iş birlikleri, sadece uzman akademisyenlerin proje bazında uzmanlık alanlarındaki bilgilerle projeye katkı sağlamlarıyla sınırlı değildir. Yükseköğretim kurumları, bulundukları kentlerdeki seminer, panel, konferans ve diğer akademik etkinliklerle de projelere ilaveten yerel düzeyde de bilgi aktarımı ve birikiminin artmasına katkıda bulunurlar. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının gerçekleşebilmesi bakımından, üniversiteler ve eğitim kurumlarına kilit görev düşmektedir. Üniversiteler başta olmak üzere, eğitim marifetiyle sürdürülebilirlik ve sürdürülebilirliğin eğitimi yaygınlaşabilir (Elmassah, 2022). Filho vd., ağırlıklı olarak sanayileşmiş ülkelerden seçtikleri 22 yükseköğrenim kurumunun çevre eğitimlerine olan etkilerini belirlemektedirler. Bu bağlamda olumlu etki tespit edilen çalışmada, bilhassa üniversitelerin yaptıkları araştırmalara ilaveten önemli ağ ve bağlantılar kurduklarını ve çoğunun yerel 277 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü toplum yönetimleri ile beş yılı aşkın süredir fırsat buldukça çeşitli iş birliklerinde bulunduklarını tespit etmişlerdir (Filho vd., 2019). Dolayısıyla, üniversitelerin oldukları bölgelere, potansiyel olarak uluslararası proje uygulamalarını, İsveç'te olduğu gibi, bilgi birikimini ve yeni araştırma çalışmalarını artırmalarına imkânı sağlamaları ve yerel toplumu da sürdürülebilir kalkınma yolunda desteklemeleri beklenebilir. Avrupa Birliği ve Avrupa'da yeşil kent ödülü almış kentlerde verilen çevre eğitimleri ve bu eğitimlerin önemi büyüktür. Uluslararası projelerin yanı sıra, akademisyenlerin yerel yönetimlerle sürdürülebilir kalkınma ve çevre eğitimlerini vermesi, iklim krizinin olumsuz etkilerine karşı daha dirençli kentler kurulması bakımından önemlidir. Özellikle ‘Avrupa Yeşil Başkent Ödülleri’ (European Green Capital Awards), kapsamında yüksek puan alan, listelere giren veya ödülleri alan kentlerde, yereldeki vatandaşların da programlara dahil edilerek onların da eğitimlerine yönelik çalışmalar önem arz etmektedir. Bu eğitimi verenlerin mutlaka bu alanda uzmanlaşmış, yükseköğretim kurumlarında görevli veya onlarla iş birliği içerisinde eğitimleri geliştirdikleri çoğu örnekte gözlemlenmiştir. Türkiye’den bir örnek verecek olursak, birçok ilçe belediyesi ve büyükşehir belediyelerinin girişimcileri destekleyen, üretici kooperatiflerine yön veren, içerik üretme ve tanıtım konusunda eğitim ve olanak sunan merkezleri vardır. Mesela Konya Büyükşehir Belediyesi ile Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) iş birliği ile oluşturulan ‘Sosyal İnovasyon Ajansı’ (SİA, 2024) bunlara örnektir. Bu ve benzer üniversite toplum özel sektör paydaşlarının yer aldıkları merkezler, SKA 17 “Amaçlar İçin Ortaklıklar” gibi alanlarda iş birliğinin artmasına yardımcı olma potansiyelindedirler. Benzer merkezlerde sadece paydaşlar arası iş birliği değil, yükseköğretim kurumlarının da iş birliğiyle mesleki eğitimler, atölyeler ve çeşitli projelerin sağlanması mümkün olabilir. Ayrıca, benzer kuluçka merkezleri ve teknoloji kuluçka ve Ar-Ge merkezleri destekleriyle çevreye yönelik teknolojilerin üretilmesi de mümkündür. Bu bağlamda öğrenci proje ve fikir yarışmalarının düzenlenmesi marifetiyle daha fazla katkı sağlanabilir. Böylece, SKA17 kapsamında hem ulusal hem de uluslararası iş birliklerini sadece üniversiteler arası araştırma faaliyetleriyle sınırlı kalmayıp, yerel yönetim, özel sektör ve toplumun önemli bölümüyle sağlamak mümkündür. Üniversite Ar-Ge merkezlerine ilaveten, yerel yönetimler ve STK’lar, kadın girişimciler ve üreticiler gibi toplumun birçok kesimine yönelik ortak çalışmalar sağlanması marifetiyle, akademik çalışmalara uygulama imkânı bularak, AB Horizon projeleri gibi çeşitli uluslararası projelerden de fon ve destek almaları mümkün olabilir. Ayrıca, bu vesileyle ve iş birlikleriyle, farklı ‘Kadın, Çevre, 278 Çevresel Sorumlulukların Yaygınlaştırılması ve İş Birlikleri Kültür, Tarım ve İşletme Kooperatifleri’ gibi yapılarla, toplumla ve vatandaşlarla da daha fazla iş birliği yapmak mümkündür. Kooperatifler, genel anlamda Türkiye’de küçük üreticilerin bir araya gelmesiyle oluşan birimler olduğundan dolayı, bilhassa Ar-Ge, kontrol, iyi uygulama, tanıtım, pazarlama gibi pek çok alanda desteğe ihtiyaç duymaktadırlar. Türkiye’de 2011 yılında ‘Kadın, Çevre, Kültür ve İşletme Kooperatifi’ ana sözleşmesi oluşturulmuş, daha sonra, kadın kooperatifleri sözleşmesi hazırlanmıştır. 2013 yılında, Kooperatifler Kanunu’nun (1163 sayılı Kanun) 88. maddesi uyarınca ‘Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi’ ana sözleşmesi hazırlanmıştır (Emiroğlu, 2019). Günümüzde, sanat, üretim, pazarlama, tarım, kalkınma ve çevre gibi birçok alanda faaliyet gösteren kadın kooperatifleri vardır (Adar & Dedeoğlu & Kurtuluş, 2023). Bu tür kooperatif, vakıf vb. ulusal ve uluslararası iş birlikleri ile gerçekleştirilen çalışmalar hem çevresel sorumlulukların yaygınlaştırılması hem de diğer sürdürülebilir kalkınma amaçlarının desteklenmesi açısından yükseköğretim kurumlarının topluma katkı potansiyelini artıracaktır. SONUÇ Bu bölümde, ilk olarak kavramsal olarak çevre eğitimi, tarihsel önemli kilometre taşları ve konunun giderek artan önemine değinilmiştir. Kavramsal olarak sürdürülebilir kalkınma ile eğitim arası bağlantı da bu vesileyle irdelenmiştir. İkinci alt bölümde ise yükseköğretim kurumlarında ulusal ve uluslararası iş birliklerinin nasıl sağlandığına yönelik örnekler verilmiştir. Özellikle bazı programlar ve yeşil kampüs uygulamaları ile bunları derecelendiren ve sertifikalandıran kuruluşlar bu bağlamda ele alınmıştır. Ayrıca, bölüm boyunca, sürdürülebilir kalkınma yolunda yükseköğretim kurumlarının, verdikleri eğitim sayesinde teori ile uygulama arasındaki bağlantıyı ne şekilde kurduğu belirtilmiştir. Yükseköğretim kurumlarının ulusal ve uluslararası standartlar ile değerlere uygun eğitimler vererek yerelde bilgi birikimini artırıp daha doğru uygulamalara geçilmesine yardımcı oldukları da belirtilmiştir. Üniversitelerin, bulundukları bölgeye daha fazla uluslararası proje, uzmanlık, seminer ve çalıştaylar gibi etkinlikler kazandırarak sürdürülebilir kalkınma amaçlarının sağlanmasına katkı sağladıkları ifade edilmiştir. Bu bölümde varılan sonuca göre, Türkiye'de ve dünyada sürdürülebilir kalkınma alanında yükseköğretim kurumlarının önemli çalışmaları olduğu ve bu bağlamda çalışmalara devam ettikleri gözlemlenmiştir. Ancak, mevcut uluslararası 279 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü endekslere bakıldığında, Türkiye'deki yükseköğretim kurumlarının bu alandaki puanlarının nispeten düşük olduğu görülmektedir. Türkiye dışında, dünya çapında halen yaşanmakta olan iklim krizi ve rekor sıcaklıklar da, küresel anlamda daha yapılması gereken çok şey olduğunu ve durumun alarm verici olduğunu göstermektedir. Örneğin; Türkiye'deki iş dünyasının çatı kuruluşlarından birisi olan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve TOBB bünyesindeki yükseköğretim kurumu TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi (TOBB ETÜ)'nin de, mevcutta su tribünü araştırmaları ve elektrikli araçlar gibi alanlarda önemli, başarılı ve örnek sayılacak Ar-Ge çalışmaları bulunmaktadır. TOBB ETÜ ve benzer birçok mühendislik bölümleri güçlü olan üniversitelerin de gelecekte Ar-Ge alanında sürdürülebilirlik bakımında öncü projelerine ilaveten, yeni derecelendirme kriterlerinin oluşturulmasında ve yerel topluma yönelik sürdürülebilir kalkınma yolunda programlarla daha fazla katkıda bulunması da mümkün olabilir. Birini geliştirmek, diğerine mâni değildir, aksine her ikisi için de daha farklı özel sektör ve kamu kaynakları ile uluslararası proje çalışmaları yürütmek mümkündür. Avrupa Yeşil Mutabakat ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmalarıyla AB, Avrupa kıtasını karbon nötr hale getirmeyi hedeflemektedir (Diriöz, 2021). Bu düzenlemelere yükseköğretim kurumları da özel sektör kuruluşları da elbet tabilerdir. Bu bölümde fazla bahsedilmeyen Çevre Sosyal Yönetim (ESG Environment, Social, Governance) süreçleri için uzmanlaşmış Kurumsal Sosyal Sorumluluk (CSR - Corporate and Social Responsibiliy) alanında faaliyet gösteren Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği (KSSD) gibi kuruluşların, bu alandaki bilgi ve birikimleri ile özel sektör ve üniversiteler arası iş birliklerinin de önümüzdeki dönemlerde artırılması elzemdir. Aynı şekilde yükseköğretim kurumlarının kadın kooperatifleri ve diğer kooperatifler ile çevre konusunda iş birliği yapmaları şarttır. SKA’ların ve bilhassa hepsini bir bütün olarak iş birliğini ele alan SKA17 gereği ‘Çevre, Kent, Enerji, Su, Cinsiyet Eşitliği’ gibi pek çok alanda farklı kurumlarla iş birliği yürütülmesi ve ortak projeler oluşturulması gerekmektedir. Topluma hem nitelikli işgücü yetiştiren, hem de bilimsel araştırmalar ve saha incelemeleri yapan akademik kuruluşların da bu çalışmalarda mutlaka hem gözlemleyip analiz edebilmeleri hem de iyi uygulama örnekleri sunabilmeleri, topluma katkı bakımından yer almaları, hatta projelerde eş yürütücü ya da öncülük etmeleri gereklidir. Bu nedenle ulusal ve uluslararası iş birlikleri bakımından Copernicus, HESI gibi çok sayıda iş birliği ağlarının mevcut olduğu bölümde belirtilmiştir. Ancak bu alanda ayrılması gereken bütçeler ile ilgili bu 280 Çevresel Sorumlulukların Yaygınlaştırılması ve İş Birlikleri bölümde çok ayrıntıya girilmemiştir. Gelecek çalışmalarda bu tarz iş birliklerinin ne kadar fonlandıklarını da ölçmekte yarar vardır. Bu bölümde ayrıca bazı araştırma merkezleri, akademik formasyon ve eğitim faaliyetleri örnekleri ve yeşil kampüslere yer verilmiştir. Yükseköğretim kurumlarının yerleşkelerinin özellikle sürdürülebilirliğe önem vermesi gerekmektedir, çünkü üniversite-sanayi ve üniversite-sivil toplum gibi ortak projelerde örnek teşkil edecek uygulamaların araştırmanın ve bilginin üretildiği yer olan üniversitelerde yer almaları doğaldır. Somut bir öneri olarak da, sadece üniversite sanayi ve üniversite özel sektör ya da sivil toplum değil, SKA 17 yani “Amaçlar İçin Ortaklıklar” ruhuna uygun olarak yerel yönetimler, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları ile ortak amaçlar doğrultusunda beraber proje geliştirilmesine üniversitelerin ön ayak olmasıdır. Bilginin edinildiği ve teknolojinin üretildiği yerler olan yükseköğretim kuruluşlarının topluma, yerel yönetimlere ve özel sektöre öncülük ederek projelerde onları yönlendirmeleri mümkündür. Ayrıca, ortak projelerle ve kümeleşmelerle kaynakların da daha verimli kullanılabileceği ve farklı paydaşların yeni yaratıcı çözümler sunmaları mümkündür. Yerel yönetimlere, vatandaşlara, girişimcilere yönelik eğitim ve teknoloji sağlayan kümeleşmelerin de üniversitelerle ortak programlar çerçevesinde geliştirmeleri şarttır. Bu sayede iklim kriziyle mücadele ve çevresel sorumlulukların yaygınlaştırılması bakımından önemli amaçlar için ortak projeler geliştirmek mümkündür. KAYNAKÇA Adar, A. Ş. & Dedeoğlu, S. & Kurtuluş, G. (2023). “Türkiye’de Kadın Kooperatifleri: Mevcut Durum Analizi, Kadın Güçlenmesi ve İstihdam Yaratma Potansiyeli”, Çalışma ve Toplum, 2(77), 1171-1208. AASHE. (2024). “The Association for the Advancement of Sustainability in Higher Education –AASHE”. https://www.aashe.org/, Erişim Tarihi: 10.07.2024. Bayhantopçu, E. & Özuyar, P. G. (2023). "Akademik Disiplinlerde Her Yönüyle Sürdürülebilirlik", içinde Akademik Disiplinlerde Sürdürülebilirlik, (Ed. E. Bayhantopçu & P. G. Özuyar). Nobel Yayınevi. Ss. 1-29. Bilgili, M. Y. & Topal, A. (2021). “Sürdürülebilir Yükseköğretim Kurumları Oluşturulmasında Talloires Deklarasyonunun Rolü ve Önemi”, Yükseköğretim ve Bilim Dergisi / Journal of Higher Education and Science, 11(2), 41-424. Birleşmiş Milletler Türkiye. (2023). “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları”. https://turkiye.un.org/tr/sdgs, Erişim Tarihi: 09.07.2023. 281 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Brand, U. & Niedermoser, M. K. (2019). The Role of Trade Unions in Social-Ecological Transformation: Overcoming the Impasse of the Current Growth Model and the Imperial Mode of Living”, Journal of Cleaner Production, 225, 173-180. Boğaziçi Üniversitesi. (2024). “Rüzgâr Enerji Santrali Projesi BÜRES”. https://bures.bogazici.edu.tr/, Erişim Tarihi: 17.07.2024. CEVREARGE. (2024). “İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Çevre Geliştirme, Uygulama ve Araştırma Merkezi”. https://cevrearge.iyte.edu.tr/, Erişim Tarihi: 09.08.2024. Copernicus. (2024). https://www.copernicus-alliance.org/resources/25-resources/437networks-forsustainbability-in-higher-education, Erişim Tarihi: 11.08.2024. Çelik, Z. & Öztürk, M. (2022). “Sürdürülebilir ve Yeşil Kampüsler: Türkiye’deki Üniversitelerin Yeşil Vizyonu”, İdealkent, 14, 315-346. Dikmen, D. E. & Alkan, A. K. B. (2023). “Zeytin Ağacı: Tarihten Gelen Önemi Işığında Türkiye ve Dünya'da Korunmasının Uluslararası Çevresel Sürdürülebilirlik Kapsamında Önemi”, Bölgesel Araştırmalar Dergisi, 7(2), 545-569. Diriöz, A. O. (2021). “AB Yeşil Mutabakat Kapsamında Yeşil Ekonomiye Dönüşüm Süreci, Türkiye AB İlişkilerine Olası Etkilerinin Değerlendirilmesi”, Uluslararası Suçlar ve Tarih, No: 22, 107-130. Dorn, C. (2020). “A New Global Ethic: A History of the United Nations Environmental Education Program, 1975-1995”, Foro de Educacion, 18(2), 83-108. Earthday. (2024). www.earthday.org, Erişim Tarihi: 08.07.2024. Eco-Schools. (2024). https://www.ecoschools.global/, Erişim Tarihi: 08.07.2024. Eko Okullar. (2024). https://www.ekookullar.org.tr/, Erişim Tarihi: 08.07.2024. Elmassah, S. & Biltagy, M. & Gamal, D. (2022). “Framing the Role of Higher Education in Sustainable Development: A Case Study Analysis”, International Journal of Sustainability in Higher Education, 23(2), 320-355. Emiroğlu, M. (2019) “Kooperatifçilik ve Kadın Kooperatifleri”. T.C. Ticaret Bakanlığı. https://ticaret.gov.tr/data/5d41e48b13b87639ac9e02df/7458fc6b5805cfbbaf4a3f0d76a d0bf5.pdf, Erişim Tarihi: 24.08.2024. FEE (Foundation for Environmental Education). (2024). www.fee.global, Erişim Tarihi: 16.07.2024. Filho, W. L. & Vargas, V. R. & Salvia A. L. vd. (2019). “The Role of Higher Education Institutions in Sustainability Initiatives at the Local Level”, Journal of Cleaner Production, 233, 1004-1015. Goodin, R. E. (1992). Green Political Theory. Polity Press & Blackwell Publishers. Gönençgil, B. (2024). “Uluslararası Sürçler Çerçevesinde Çevre Eğitimi”. http://www.turcev.org.tr/turcevCMS_V2/files/files/8_BarbarosGonencgil_Uluslararas iSureclerCercevesindeCevreEgitimi.pdf, Erişim Tarihi: 21.06.2024. GreencityMetric. (2024). https://greenmetric.ui.ac.id/city/Eng, Erişim Tarihi: 28.06.2024. GreenMetric World University Ranking. (2024). “About Ranking”. https://greenmetric.ui.ac.id/about/welcome, Erişim Tarihi: 28.06.2024. 282 Çevresel Sorumlulukların Yaygınlaştırılması ve İş Birlikleri GreenMetric World University Ranking. (2023a). “Overall Ranking 2023”. https://greenmetric.ui.ac.id/rankings/overall-rankings-2023, Erişim Tarihi: 28.06.2024. GreenMetric World University Ranking. (2023b). “50 under 50”. https://greenmetric.ui.ac.id/rankings/rankingtop-50-under-50-2023, Erişim Tarihi: 28.06.2024. Gürcan, E. C. (2023). "Uluslararası İlişkiler Disiplininde Sürdürülebilirlik", içinde Akademik Disiplinlerde Sürdürülebilirlik, (Ed. E. Bayhantopçu. & P. G. Özuyar). Nobel Yayınları. Ss. 147-170. HESI. (2024). “Higher Education Sustainability Initiative”. https:// sustainabledevelopment.un.org/partnerships/hesi, Erişim Tarihi: 10.09.2024. ISCN (International Sustainable Campus Network). (2024). https://internationalsustainable-campusnetwork.org/, Erişim Tarihi: 28.06.2024. İTÜ CEVSE. (2024). “İstanbul Teknik Üniversitesi, Çevre ve Şehircilik Araştırma Merkezi”. https://cevse.itu.edu.tr/ , Erişim Tarihi: 12.09.2024. Kapadokya Üniversitesi. (2024). “Sürdürülebilir Turizm Yönetimi Yüksek Lisans Programı”. https://lisansustu.kapadokya.edu.tr/orgun-yuksek-lisans-programlari/surdurulebilir -turizm-yonetimi, Erişim Tarihi: 01.07.2024. Manni, A. (2023). “Education ‘through’ Sustainable Development in Swedish School-Age Educare –Exploring How SAEC Is Responding to ESD in Daily Practices”, Education Inquiry, 1-18. Meadows, D. H. & Meadows, D. L. & Randers, J. & Behrens III, W. W. (1972). “The Limits to Growth”, Club of Rome. https://www.clubofrome.org/publication/the-limitsto-growth/, Erişim Tarihi: 01.07.2024. MECCE (The Monitoring and Evaluating Climate Communication and Education). (2024). “About the Project”. https://mecce.ca/about/, Erişim Tarihi: 01.07.2024. METU (Middle East Technical University) Northern Cyprus Campus. (2024). “Master Degree Program in Sustainable Environment and Energy Systems (SEES)”. https://ncc.metu.edu.tr/sees, Erişim Tarihi: 01.07.2024. Neurath, P. (1994). From Malthus to the Club of Rome and Back: Problems of Limits to Growth, Population Control and Migrations. Routledge. Sweden Sverige. (2024). “Lowering Emissions is Key to Saving the Climate. Find out How Sweden Does It”. https://sweden.se/climate/sustainability/sweden-and-sustainability, Erişim Tarihi: 10.07.2024. STARS. (2024). “The Sustainability Tracking, Assessment & Rating System”. https://www.aa.com.tr/tr/sirkethaberleri/egitim/ted-ankara-koleji-cati-gunes-paneliyleyuzde-75-enerji-tasarrufu-sagladi/688031, Erişim Tarihi: 04.06.2024. SİA (Sosyal İnovasyon Ajansı). (2024). https://www.sosyalinovasyonajansi.com/, Erişim Tarihi: 12.08.2024. Talloires Declaration. (1990). “Signatory List”. http://ulsf.org/96-2/, Erişim Tarihi: 07.07.2024. 283 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü TED Ankara Koleji. (2024). “Güneş Enerjisiyle Yeşil Kampüs”. https://www.tedankara. k12.tr/index.php/kampuste-yasam/haberler/item/6066-ted-ankara-koleji-gunesenerjisiyle-dogayi-koruyor, Erişim Tarihi: 07.07.2024. TED Üniversitesi. (2024). “Sürdürülebilir Kampüs Ödül Programı”. https://sustainable.tedu.edu.tr/gundemdeneler-var/surdurulebilir-kampus-odulprogrami-2024-basvurulari-basladi, Erişim Tarihi: 07.07.2024. TÜRÇEV (Türkiye Çevre Eğitim Vakfı). (2024). https://www.turcev.org.tr/ V2/Default.aspx, Erişim Tarihi: 07.07.2024. UNEP-GUPES. (2024). “The Global Universities Partnership on Environment for Sustainability –GUPES”. https://www.unep.org/explore-topics/educationenvironment/why-does-education-and-environment-matter/global-universities, Erişim Tarihi: 07.07.2024. UNESCO. (2024). “Global Education Monitoring Report – (MECCE-Monitoring and Evaluating Climat Communication and Education Project) - Sweden Climate Change Communication and Education”. https://education-profiles.org/europe-and-northernamerica/sweden/~climate-change-communication-and-education, Erişim Tarihi: 07.07.2024. UNESCO. (1984). “Activities of the UNESCO-UNEP International Environmental Education Programme:1975-1983”. UNESCO. (1977). “Intergovernmental Conference on Environmental Education, Tbilisi, USSR”, 14 26 October 1977: Final Report. (i.e. 1977 Tbilisi Declaration). United Nations. (2024). Department of Economic and Social Affairs. “Sustainable Development, The 17 Goals”. https://sdgs.un.org/goals#history, Erişim Tarihi: 24.08.2024. United Nations. (1992). “United Nations Conference on Environment & Development (UNCED)”, Rio de Janeiro, Brazil, 3-14.06.1992. https://www.un.org/en/conferences/ environment/rio1992, Erişim Tarihi: 30.06.2024. United Nations. (1972). “Declaration of the United Nations Conference on the Human Environment”. https://documents.un.org/doc/undoc/gen/nl7/300/05/pdf/nl730005.pdf, Erişim Tarihi: 10.09.2024. Weber, C. (2013). International Relations Theory: A Critical Introduction. Routledge. WEF (World Economic Forum). (2024). “World Population History”. https://www. weforum.org/agenda/2021/12/world-population-history/, Erişim Tarihi: 26.07.2024. World Commission on Environment and Development. (1987). Our Common Future. Oxford University Press. Yalçıner, E. Ö. (2020). "Ekolojik ve Teknolojik Yerleşkelere Dönüşüm”, içinde Yeşil Kampüs: Kapsam, Uygulama, Yönetim, (Ed. M. K. Öktem & A. S. Mutdoğan). Ss. 630. Yale University. (2024). “Yale School of the Environment”. https://environment.yale.edu/, Erişim Tarihi: 23.07.2024. YETAM (Hacettepe Üniversitesi Yeni ve Temiz Enerji Uygulama ve Araştırma Merkezi). (2024). https://yetam.hacettepe.edu.tr/, Erişim Tarihi: 23.07.2024. 284 BÖLÜM 11 GIDA İSRAFI ÜNİVERSİTELERDE GIDA İSRAFINA YÖNELİK YAKLAŞIMLAR, SÜRDÜRÜLEBİLİR ÇÖZÜMLER VE UYGULAMALAR Billur Engin Balın * & H. Dilara Mumcu Akan † ÖZET Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarından on ikincisi olan "Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim" altındaki hedeflerden biri (12.3) 2030 yılına kadar perakende ve tüketici düzeyinde kişi başına düşen küresel gıda israfının yarıya indirilmesi ile üretim ve tedarik zincirlerindeki gıda kayıplarının azaltılmasıdır. Her yıl 783 milyon insanın açlıktan etkilendiği ve beş yaşın altında 150 milyon çocuğun gelişme sorunu yaşadığı gezegenimizde gıda israfı küresel bir trajedidir. Gıda israfı, insani boyutu yanında, çevresel ve iktisadi açıdan da önemli bir sorun olarak karşımıza çıkar. Gıda israfı nedeniyle ortaya çıkan sera gazı emisyonu havacılık sektörünün yarattığı emisyonun neredeyse 5 katıdır. Diğer taraftan israf edilen gıdanın küresel ekonomiye maliyetinin yıllık 1 trilyon ABD dolarından fazla olduğu tahmin edilmektedir. Üniversiteler, büyük öğrenci ve personel sayıları ile önemli miktarda gıda tüketimi ve dolayısıyla gıda israfı potansiyeline sahiptir. Birçoğu binlerce öğrenciyi barındıran bu kurumlar, her gün büyük miktarlarda gıda işleyip servis ederek gıda israfına katkıda bulunurlar. Bu çalışmanın amacı Türkiye’de yer alan üniversitelerin gıda israfına yönelik yaklaşımlarını inceleyerek iyi uygulama örneklerini ortaya koymaktır. Bu bağlamda Türkiye’deki seçilmiş üniversitelerin çevresel sürdürülebilirlik performansları, gıda israfı ile ilgili düzenlemeleri ve gıda israfı üzerine yaptıkları bilimsel çalışmalar incelenerek halihazırda ülkemizdeki durum ortaya koyulmaya çalışılmış ve üniversitelerde gıda israfının azaltılmasına yönelik çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Gıda İsrafı, Gıda Kaybı, Üniversiteler, Sürdürülebilirlik * Doç. Dr.; İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, İktisat Teorisi Anabilim Dalı;
[email protected]; Orcid: 0000-0001-7850-9075 † Doç. Dr.; İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, İktisat Teorisi Anabilim Dalı;
[email protected]; Orcid: 0000-0002-5698-5748 285 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü FOOD WASTE Perspectives on Food Waste in Universities, Sustainable Solutions and Applications ABSTRACT One of the targets (12.3) under the twelfth of the United Nations Sustainable Development Goals, “Sustainable Production and Consumption”, is to halve global food waste per capita at the retail and consumer level and reduce food losses in production and supply chains by 2030. Food waste is a global tragedy on our planet, where 783 million people are affected by hunger every year, and 150 million children under the age of five suffer from developmental problems. In addition to its social and humanitarian implications, food waste also presents significant environmental and economic challenges. It is estimated that the greenhouse gas emissions caused by food waste are almost five times higher than those generated by the aviation industry. It is also worth noting that the cost of wasted food to the global economy is estimated at more than USD 1 trillion annually. With their large student and staff numbers, universities have the potential for significant food consumption and, therefore, food waste. These institutions, many of which host thousands of students, process and serve large quantities of food every day, contributing to food waste. This study aims to examine universities' approaches in Türkiye towards food waste and identify examples of good practices. In this context, the environmental sustainability performance of selected universities in Türkiye, their regulations on food waste, and their scientific studies on food waste were examined to reveal the current situation in our country, and solutions were proposed to reduce food waste in universities. Keywords: Food Waste, Food Loss, Universities, Sustainability 286 Gıda İsrafı GİRİŞ Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde belirlenen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarından (SKA) on ikincisi “Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim” başlığını taşımaktadır ve 2030 yılına kadar sürdürülebilir üretim ve tüketim kalıplarının sağlanabilmesi için 11 hedef ve 13 gösterge oluşturulmuştur. Bu hedeflerden üçüncüsü (SKA 12.3) 2030 yılına kadar perakende ve tüketici düzeyinde kişi başına düşen küresel gıda israfının yarıya indirilmesi ve hasat sonrası kayıplar da dahil olmak üzere üretim ve tedarik zincirlerindeki gıda kayıplarının azaltılmasıdır. Gıda kaybı, hasat sonrasından perakende satış seviyesine kadar üretim, depolama, işleme ve dağıtım aşamalarındaki sorunların bir sonucu olarak gıda tüketiciye ulaşmadan önce meydana gelirken; gıda israfı, tüketime uygun olduğu halde perakende veya tüketim aşamalarında bilinçli olarak çöpe atılan gıdaları ifade etmektedir. Bu tanımlardan anlaşılacağı üzere, gıda kaybı arz cephesinde oluşan sorunları tanımlarken, gıda israfı ise talep cephesinde ortaya çıkmaktadır. Her yıl 783 milyon insanın açlıktan etkilendiği ve beş yaşın altında 150 milyon çocuğun gelişme sorunu yaşadığı gezegenimizde gıda israfı, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) İcra Direktörü Inger Andersen’in de (2024) ifade ettiği üzere, küresel bir trajedidir. UNEP (2024) tarafından yapılan hesaplamalara göre 2022 yılında küresel anlamda 1,05 milyar ton gıda israf edilmiştir ki, bu da kişi başına yılda 132 kilograma denk gelmektedir. Bu israfın yaklaşık %60'ı hane halkından, %28'i gıda hizmetlerinden ve %12'si perakende satışlardan kaynaklanmaktadır. Türkiye için yapılan tahminlere1 bakıldığında ise, küresel gıda israfının yaklaşık %1,3’ünün ülkemizden kaynaklandığı görülmektedir. 2022 yılında ülkemizde 13,9 milyon ton gıda israf edildiği tahmin edilmektedir. Bu da kişi başına 162 kilogram israf anlamına gelmektedir. Bu israfın %63’ü hane halkından, %18’i gıda hizmetlerinden ve %19’u ise perakende satışlardan kaynaklanmıştır. Gıda israfı, insani boyutu yanında, çevresel ve iktisadi açıdan da önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. İsraf edilen gıdanın gerek üretim ve lojistik 1 Burada Türkiye için kullanılan veriler Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP, 2024) çalışmasında geçen tahmini verilerdir ve ilgili çalışmada bu verilerin güvenilirliği düşük tahminler olduğuna dikkat çekilmektedir. Bunun temel nedeni Türkiye’nin gıda israfı konusundaki veri eksikliğidir. İlgili dokümanda G20 ülkeleri içerisinde gıda israfının hiçbir alt başlığında veri sağlamamış tek ülkenin Türkiye olması dikkat çekicidir (UNEP, 2024: 22). Benzer şekilde Türkiye İstatistik Kurumunun Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları göstergelerini takip ettiği sayfasında SKA 12.3’ü ölçmekte kullanılan gıda kaybı indeksi ve gıda atık indeksi karşısında veri araştırılıyor ibaresi bulunmaktadır (TÜİK, 2024). Bu noktada yönetim bilimci Peter Drucker’ın ünlü sözünü hatırlatmakta fayda vardır: “Ölçemediğiniz hiçbir şeyi kontrol edemez, kontrol edemediğiniz hiçbir şeyi yönetemezsiniz.” 287 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü süreçleri gerekse atık haline geldikten sonra bertaraf edilmesi sera gazı emisyonuna neden olmaktadır. Küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %8-10’unun gıda israfı nedeniyle ortaya çıktığı tahmin edilmektedir ki bu oran havacılık sektörünün yarattığı emisyonun neredeyse beş katıdır. İsraf edilen gıdanın küresel ekonomiye maliyeti ise yıllık 1 trilyon ABD dolarından fazladır (UNEP, 2024). Şekil 1 gıda israfı sorununun boyutlarını ortaya koymaktadır. Şekil 1. Gıda İsrafı Sorununun Boyutları Sebepler Etkenler Etkiler • Planlama yetersizliği • Gereğinden fazla gıda hazırlanması • Gıda koruyuculara getirilen sınırlamalar • Gıda güvenliği politikalarının denetimi • Geniş menü seçenekleri • Atık önleme düzenlemelerindeki eksiklikler • Atık önleme konusunda farkındalık eksikliği • Atık yönetim sisteminin başarısızlığı • Gıda atıklarının geri dönüşümü için fırsatların sınırlı olması • Çevresel etkiler (aşırı üretim ve kirlilik) • İktisadi etkiler (gıda kayıpları) • İklimsel etkiler (gıda israfından kaynaklanan sera gazı emisyonları) • Sosyal etkiler (düzensiz gıda satınalma davranışları) Kaynak: Leal Filho vd., 2024 Üniversiteler, büyük öğrenci ve personel sayıları ile önemli miktarda gıda tüketimi ve dolayısıyla gıda israfı potansiyeline sahiptir. Birçoğu binlerce öğrenciyi barındıran bu kurumlar, her gün büyük miktarlarda gıda işleyip servis ederek gıda israfına katkıda bulunurlar. Üniversitelerdeki gıda israfının başlıca nedenleri arasında, öğrenci ve personelin savurgan davranışları, aşırı miktarda pişirme, aşırı satın alma ve yetersiz gıda planlaması ve yönetimi (örneğin, yetersiz nakliye, eksik envanter yönetimi ve yetersiz gıda depolama) gibi unsurlar bulunmaktadır (Lazell, 2016; Leal Filho vd., 2021). Gıda israfını azaltmak üniversitelerin sosyal sorumlulukları arasında önemli bir yere sahiptir. Araştırmalar, gıda israfını azaltmaya yönelik girişimlerde bulunan ve çevre yönetimini geliştiren üniversitelerin, sürdürülebilirlik ve çevre programlarına ilgi duyan öğrenciler tarafından daha fazla tercih edildiğini göstermektedir (Li vd., 2021). Bu bağlamda, gıda israfı sorununu çözmeye yönelik uygulamalı ve iş birliğine açık yaklaşımlar, öğrencileri sürdürülebilirlik eğitimi sürecine dahil ederek, gelecekteki kariyerlerinden bağımsız olarak eğitimleri üzerinde dönüştürücü bir etki yaratabilir. 288 Gıda İsrafı Üniversiteler, bünyelerindeki kantin ve yemekhaneler aracılığıyla gıda talebinin şekillendiği önemli noktalardan biri olduklarından, gıda israfı bağlamında detaylı bir şekilde incelenmeye değer alanlar arasında yer alırlar. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı, Türkiye’de yer alan üniversitelerin gıda israfına yönelik yaklaşımlarını ve iyi uygulama örneklerini ortaya koymaktır. Bu amaca yönelik olarak genelden özele doğru üç kriter kullanılmıştır: (i) Üniversitelerin uluslararası çevresel sürdürülebilirlik performansları, (ii) Üniversitelerin sürdürülebilirlik çalışmaları ve gıda israfı ile ilgili düzenlemeleri, (iii) Üniversitelerin öğretim üyeleri tarafından gıda israfı ile ilgili yapılan bilimsel çalışmaları. Çalışmanın evrenini Türkiye’de bulunan 208 üniversite oluşturmaktadır. Bu üniversiteler arasından, 2023 yılında Quacquarelli Symonds (QS) Dünya Üniversite Sıralamasında sürdürülebilirlik kategorisinde değerlendirmeye alınan 24 üniversite örneklem olarak seçilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde eğitim ve öğretimde gıda atıkları ele alınırken, üniversitelerde gıda israfı ile ilgili literatür taraması yapılarak dünyada ve ülkemizde üniversitelerde gıda israfı üzerine yapılan çalışmalar değerlendirilmiş, Türkiye’deki seçilmiş üniversitelerin çevresel sürdürülebilirlik performansları ortaya koyulmuş ve ülkemizde ve dünyada üniversite müfredatlarında gıda israfının nasıl ele alındığı incelenmiştir. Araştırma ve geliştirmede gıda atıklarının ele alındığı ikinci bölümde örneklemimiz içindeki üniversitelerin sürdürülebilirlik çalışmaları ve gıda israfı ile ilgili düzenlemeleri özetlenmiş; bu üniversitelerde gıda israfı üzerine yapılan bilimsel çalışmalar incelenerek halihazırda ülkemizdeki durum ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise üniversitelerin topluma katkı fonksiyonları dikkate alınarak gıda israfı ile ilgili yapılmakta olan ve yapılması önerilen çalışmalar yer almaktadır. 1. EĞİTİM-ÖĞRETİMDE GIDA İSRAFI 1.1. Üniversitelerde Gıda İsrafına İlişkin Literatür Üniversitelerde gıda israfına ilişkin literatürün üç temel konu üzerine yoğunlaştığı dikkat çeker: (i) Gıda israfını etkileyen faktörler, (ii) gıda israfının ölçülmesi ve (iii) gıda israfının önüne geçebilmek için izlenebilecek stratejiler. İlk grup çalışmalara yakından bakıldığında çoğunlukla Çin’de yapılan araştırmalar ön plana çıkmaktadır. Zhang vd. (2021), bir öğünde kişi başına düşen gıda israfının (yaş ve cinsiyet gibi) demografik özellikler sergilediğini ve tüketim davranışına bağlı çeşitli ek nedenlerle ilişkili olduğunu belirtmişlerdir. Bu nedenler arasında aşırı satın alma, lezzetsiz yiyecekler, damak tadı tercihlerinin temel gıdalara olan önceliği, istenmeyen eşlikçiler, tek kullanımlık sofra takımlarının tercih edilmesi, ucuz yiyeceklerin tüketimi 289 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü ve büyük boy porsiyonlar yer almaktadır. Bu çalışma, gıda israfının karmaşık yapısını ve bireysel davranışların bu soruna nasıl katkıda bulunduğunu vurgulamaktadır. Deliberador vd. (2021) kampüs yemekhanelerinde gıda israfının nedenlerini tartıştıkları çalışmalarında, yemek kalitesi, porsiyon büyüklüğü, tokluk durumu, zaman kısıtı ve öğrenci tutumlarının ön planda yer aldığı sonucuna varmışlardır. Qian vd. (2022a), 29 üniversiteden 9.192 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirdikleri anket çalışmasında, gıda atığı üretimine ilişkin sosyal, iktisadi ve demografik faktörlerin kapsamlı bir analizini yapmıştır. Bulgularına göre cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, etnik köken, dini inançlar, ailede tek çocuk olma durumu, günlük atık alışkanlıkları, aile kökeni (şehir, küçük kasaba veya kırsal alan), hanehalkı büyüklüğü, aile gelir durumu, zaman baskısı, gıdanın nasıl tüketildiğine ilişkin farklılıklar, servis şekli, gıda harcamaları, yemek maliyetleri, gıda tatmin düzeyi ve farkındalık düzeyi gibi değişkenler gıda atığı üretiminde anlamlı bir etkiye sahiptir. Diğer yandan mekânsal özelliklerin, gıda israfını önemli ölçüde etkilediğine dair çalışmalar da bulunmaktadır. Örneğin, Qian vd. (2022b) tarafından Çin üniversitelerinde yapılan bir araştırma, Çin'deki bölgesel iktisadi kalkınmanın gıda israfı üzerindeki etkilerini ortaya koymuştur. Çalışmaya göre nispeten daha zengin olan Güney Çin’deki üniversitelerde pirinç ve et tüketimi ve bağlantılı olarak atık seviyeleri daha yüksek iken; satın alma gücü nispeten daha düşük olan Kuzeydoğu ve Kuzeybatı Çin'deki üniversitelerde pirinç ve et gibi ürünlerin talebi daha düşük olup, buğday temel gıda maddesi olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda buğday türevi gıda atıkları da daha yoğundur. Bu bulgular, Qian vd. (2022a) tarafından yapılan önceki bir araştırma tarafından da desteklenmektedir. Yoon vd. (2023), ABD'deki büyük bir güneydoğu üniversitesinde cinsiyetin gıda çeşitliliği, tüketim ve sürdürülebilir davranışlar üzerindeki etkilerini incelemişlerdir. Araştırmaya göre, kadın tüketiciler çevre dostu restoranları tercih etme, sürdürülebilir ürünler satın alma, çevre sorunlarına karşı daha güçlü tutumlar sergileme ve sürdürülebilir şekilde üretilmiş gıdalar için daha fazla ödeme yapma eğilimindedir. Bu bulgular, toplumsal cinsiyet farklılıklarının ve sürdürülebilir uygulamalara ilişkin algıların kampüs yemek hizmetleri bağlamında önemli olduğunu ve cinsiyetin, sürdürülebilir gıda tüketimi ve çevre dostu davranışların benimsenmesi üzerindeki belirleyici rolüne dikkat çekmektedir. Gıda israfının etkili bir şekilde azaltılabilmesi için, israf noktalarının ve stratejilerinin doğru bir şekilde belirlenmesi esastır. Bu amaçla, gıda israfının doğru hesaplanması kritik öneme sahiptir. Leal Filho vd. (2021) tarafından gerçekleştirilen uluslararası kapsamlı bir çalışmada, 52 yükseköğretim kurumundan elde edilen verilerle, üniversitelerin %60'ının üretilen gıda israfı miktarını ölçmediği belirlenmiştir. Kasavan vd. (2021) önerdiği yöntemlere göre, temel performans göstergeleri arasında kişi başına düşen gıda israfı (toplam gıda israfı miktarının okul 290 Gıda İsrafı nüfusuna bölünmesi) ve porsiyon başına gıda israfı (tüketim düzeyinde üretilen gıda israfının yüzdesi) yer almaktadır. Bu göstergeler, her bir okulda gıda israfının kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesine ve etkili atık azaltma stratejilerinin geliştirilmesine olanak tanır. Li vd. (2021) Çin'deki bir üniversitenin üç kantininde gerçekleştirdikleri araştırmalarında, çevresel ve maliyet etkilerini değerlendirmişlerdir. Araştırma kapsamında, 22.000 öğrenciye hizmet veren kantinlerde yıllık toplam gıda israfı miktarı 246,75 ton olarak belirlenmiştir. Bu israfın karbon ayak izi 539,28 ton CO2 eşdeğeri olarak hesaplanmış ve yıllık maliyet yaklaşık 647 bin avro olarak tespit edilmiştir. Temel gıda maddeleri, özellikle pişmiş buğday bazlı ürünler ve pirinç, bu örneklemde gıda israfına en yüksek katkıyı (%46,14) sağlarken, sebzeler ve soya ürünleri ise %28,34 oranında katkıda bulunmaktadır. Martihno vd. (2022) tarafından Portekiz'deki bir üniversitede gerçekleştirilen araştırmada, 7.000 öğrenciyle yapılan çalışma süresince 10 gün boyunca servis edilen 4.374 öğün yemeğin %13,4’ünün israf edildiği belirlenmiştir. Bu israfın iktisadi değerinin aylık yaklaşık 3.080 avro olduğu hesaplanmıştır. Ayrıca, çevresel etkiler açısından, yapılan gıda israfının ekolojik ayak izi 2,8 küresel hektar (gha) olarak ölçülmüş ve toplam gıda israfı 417 kg olarak tespit edilmiştir. Türkiye’de yapılan çalışmalara bakıldığında ilk grup çalışmanın üniversite yemekhanelerinde gıda israfının önüne geçilebilmesi için talep tahmini ile ilgili çalışmalar olduğu görülür. Üniversiteler, hastaneler ve benzeri kuruluşlar, toplu yemek ihtiyacını karşılamakla yükümlü olup, bu yemekleri ya kendi mutfaklarında hazırlamakta ya da dışarıdan hizmet alımı yoluyla temin etmektedirler. Yemek tüketim miktarlarının önceden belirlenmesi üniversite yemekhanelerinde gıda israfını azaltma konusunda oldukça etkin bir çözüm olabilse de yemek tüketim miktarının önceden tahmin edilmesi genellikle zordur. Bozkır ve Sezer (2011) karar ağacı algoritmalarını kullanarak menüye dayalı yemek talep tahmini yapan bir çalışma gerçekleştirmiştir. Bu çalışmada, Hacettepe Üniversitesi yemekhane verileri kullanılarak, çeşitli tüketici profillerine göre tüketim talep tahminleri elde edilmiştir. Benzer şeklide, Kılıç (2015), Pamukkale Üniversitesi yemekhane verilerini kullandığı çalışmasında, yemek tüketim miktarlarını doğrusal regresyon ve yapay sinir ağları teknikleriyle tahmin etmiştir. Kılıç vd. (2018) tarafından yapılan bir başka çalışmada, bir üniversitenin yemekhane sisteminden elde edilen veriler, yapay sinir ağları, destek vektör makineleri ve lineer regresyon modelleri kullanılarak analiz edilmiş ve günlük tüketim miktarı tahmin edilmiştir. Araştırma, makine öğrenme sistemlerinin yemek tahmini üzerindeki etkisini göstermesi bakımından önemlidir. Ülkemizde üniversitelerdeki gıda israfı üzerine literatürdeki bir başka grup çalışma da gıda atıklarını enerjiye dönüştürecek stratejiler geliştirilmesi üzerine 291 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü yoğunlaşmaktadır. Örneğin, Tunalı vd. (2023) Boğaziçi Üniversitesi özelinde yaptıkları hipotetik çalışmada, gıda atıklarının biyogaza dönüştürüleceği iki senaryo oluşturmuşlar ve bu senaryoları yaşam döngüsü değerlendirmesine tabi tutmuşlardır. Bu çalışma neticesinde kampüs içerisinde seçilen binaların elektrik talebinin %23’ü ve ısı talebinin %16’sının gıda atıklarından elde edilen biyogazdan sağlanabileceği sonucuna varmışlardır. Maçin vd. (2023) benzeri bir çalışmayı İstanbul Teknik Üniversitesi için yapmışlar; Ayazağa Kampüsü içerisindeki gıda atıklarının dönüştürülmesi için kullanılabilecek dört senaryodan biri olan anaerobik çürütme sisteminin döngüselliği en yüksek ve toksisitesi en düşük yöntem olduğu sonucuna varmışlardır. Dölekoğlu ve Var (2019) Çukurova Üniversitesi yemekhanesinde gıda israfı üzerine yaptıkları araştırmalarında yaklaşık 55 bin öğün yemeği incelemiş ve atıkları değerlendirmişlerdir. Yapılan gözlemler neticesinde, en düşük gıda israfının akademisyenlerin yemekhanelerinde meydana geldiği; öğrenci yemekhanelerindeki gıda ve ekmek atığının ise en yüksek seviyede olduğu saptanmıştır. Araştırmacıların bir hafta boyunca gerçekleştirdiği gözlemler sonucunda, üniversitede hizmet veren üç yemekhane genelinde ekmek israfının toplamda 439 kg olduğu belirtilmektedir. İdare ile yapılan görüşmeler sonucunda, dilimlenmiş ekmek yerine 60 gramlık küçük paketlerde sunulan ekmek seçeneklerinin tercih edilmesini müteakip kişi başına düşen ekmek israfının 6,8 gramdan 2,9 grama gerilemesi bu çalışmanın en önemli sonucudur. Aydın (2021), farklı bölgelerde turizm eğitimi alan 461 öğrenci üzerinde yaptığı çalışmada, katılımcıların yaş ve cinsiyetleri ile gıda israfı tutumları arasında anlamlı farklılıklar olduğunu öne sürmektedir. Ayrıca eğitim düzeyi ve turizm işletmelerinde çalışma durumları ile gıda israfı tutumları arasında anlamlı bir farklılık tespit etmiştir. Kaya (2021) tarafından yapılan ve üniversite öğrencilerinin ekmek tüketim durumları ile israf düzeylerinin belirlendiği çalışmada, 400 öğrenciye uygulanan anket sonucunda, katılımcıların %29,8'inin yarım somun ekmek israf ettiği tespit edilmiştir. Ekmek israf etme durumları ile yaş, sınıf, gelir durumu ve ekmek alma alışkanlığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Tekin vd. (2021) tarafından yapılan çalışmada, 1.000 lisans öğrencisi ile yapılan anket sonucunda, öğrencilerin bölümleri ve kişisel özellikleri ile gıda israfına karşı tutumları arasında anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Koçak vd. (2023) Gümüşhane Üniversitesi öğrenci yemekhanesinde tabak israfının nedenlerini araştırdıkları çalışmalarında, 330 öğrenciden yüz yüze anket tekniği ile veri toplamıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre öğrencilerin tabaklarında artık bırakma nedenleri arasında yemeklerin sık tekrarlanması, uygun sıcaklıkta servis edilmemesi, soğuk olması, tadının ve görünümünün beğenilmemesi gibi faktörler bulunmaktadır. 292 Gıda İsrafı Türkiye'de üniversitelerde gıda israfı ile ilgili yapılan çalışmaların önemli bir kısmı gastronomi ve mutfak sanatları bölümleri üzerine yoğunlaşmaktadır. Üniversite öğrencilerinin gıda israfı konusundaki bilgi, görüş ve davranışlarını inceledikleri çalışmalarında Aksoy ve Şallı (2023), Eskişehir’de bulunan üniversitelerde öğrenim gören öğrenciler arasından seçilen 421 kişiden elde ettikleri bulgulara göre gıda israfına ilişkin davranışlar ile cinsiyet, yaş ve eğitim düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken, gıda israfına ilişkin davranışların, gastronomi veya aşçılık eğitimi alma durumuna göre anlamlı farklılık gösterdiği sonucuna varmışlardır. Gastronomi veya aşçılık eğitimi alan öğrencilerin gıda israfını önlemeye ilişkin davranış puanlarının bu eğitimi almayanlara göre daha yüksek olduğu çalışmanın bulguları arasındadır. Gastronomi ve mutfak sanatları bölümlerindeki gıda israfı eğitimini değerlendirdikleri çalışmalarında Ekincek ve Şenol (2023) öncelikle Türkiye’de bulunan en yüksek puanlı 10 Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümünün müfredatını incelemiş ardından yarı yapılandırılmış mülakatlar ile şef adaylarının gıda israfına yönelik görüşlerini analiz etmişlerdir. Araştırma sonucunda adı geçen bölümlerin ders programlarında gıda israfı, sürdürülebilirlik ve saklama yöntemleri gibi israfa yönelik bilinç oluşturacak derslerin eksik ve yetersiz kaldığı sonucuna varmışlardır. Demir ve Erkan (2024), eğitim mutfaklarındaki gıda israfı sürecini inceledikleri çalışmalarında uygulama dersi veren öğretim elemanları ve eğitmen şefler ile yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirmişlerdir. Yaptıkları analizler sonucunda gıdayı en çok öğrencilerin israf ettiğini tespit ederek, eğitim mutfaklarında gıda israfının önlenmesi için öğrencilerin gıda israfı konusundaki farkındalıklarını artıracak dersler verilmesi gerektiği sonucuna ulaşmışlardır. 1.2. Türkiye’de Üniversitelerin Uluslararası Çevresel Sürdürülebilirlik Performansı Üniversitelerin gıda israfına yönelik yaklaşımlarının incelendiği bu çalışmada, öncelikle üniversitelerin çevresel sürdürülebilirlik performansları genel olarak ele alınmış, ardından spesifik olarak gıda israfı özelinde yapılan çalışmalara odaklanılmıştır. Sürdürülebilirlik ile ilgili çalışmaların artmasıyla birlikte üniversitelerin sürdürülebilirlik performanslarını ölçen çok sayıda kurumun ortaya çıktığı görülmektedir. Bu çalışmada bu sıralamalardan en popüler olan ikisi kullanılacaktır 2. 2 Diğer sıralamalar için şunlara bakılabilir: Times Higher Education (THE) Impact Rankings, STARS (Sustainability Tracking, Assessment and Rating System) ve STARS verilerinden hareketle hesaplanan Sustainable Campus Index. 293 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Hollanda menşeli yayıncılık ve analiz şirketi Elsevier ile ortak çalışan QS, üniversiteleri içerdikleri konular/bölümler, bulundukları şehrin öğrenci dostu olması, lisansüstü programları ve sürdürülebilirlik performansları gibi çeşitli kriterlere göre sıralamaktadır. Sürdürülebilirlik performansı çevresel etki, sosyal etki ve yönetişim ölçütlerine göre hesaplanmakta ve genel sürdürülebilirlik puanı yanında her bir ölçüte göre üniversitelerin puan ve sıralamaları da internet sayfalarında yayımlanmaktadır. Bu çalışmanın konusu bağlamında örneklem içinde bulunan Türk üniversitelerinin çevresel etki puanları ve sıralamaları dikkate alınmıştır. Çevresel etki puanları ise çevresel sürdürülebilirlik, çevre eğitimi ve çevre araştırmaları başlıkları altında yer alan toplam 17 kriter dikkate alınarak hesaplanmaktadır3. Tablo 1. QS 2023 Sürdürülebilirlik Sıralaması - Çevresel Etki Kategorisi Üniversite Adı Puana Sırab Üniversite Adı (devam) Puana Sırab İstanbul Teknik Üniversitesi 70,6 148 Sakarya Üniversitesi 35,8 945 Orta Doğu Teknik Üniversitesi 63,8 245 Ankara Üniversitesi 35,6 954 Yıldız Teknik Üniversitesi 62,5 267 Çukurova Üniversitesi 34,7 993 Boğaziçi Üniversitesi 57,5 345 Abdullah Gül Üniversitesi 31,7 1001+ Dokuz Eylül Üniversitesi 55,7 382 İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 31,7 1001+ Hacettepe Üniversitesi 55,2 394 Marmara Üniversitesi 31,1 1001+ Gebze Teknik Üniversitesi 49,8 514 İstanbul Bilgi Üniversitesi 28,8 1001+ Gazi Üniversitesi 48,2 565 Bilkent Üniversitesi 27,7 1001+ Erciyes Üniversitesi 46,2 627 Ege Üniversitesi 27,4 1001+ Koç Üniversitesi 44,8 656 İstanbul ÜniversitesiCerrahpaşa 27,2 1001+ Selçuk Üniversitesi 39,7 825 İstanbul Üniversitesi 25,6 1001+ Sabancı Üniversitesi 36,7 902 Özyeğin Üniversitesi 15,5 1001+ a Değerlendirme 100 puan üzerinden yapılmaktadır. Sıralama içerisinde 1395 üniversite yer almaktadır. b Kaynak: QS, 2024 3 Bu kriterlere ve ağırlıklarına https://support.qs.com/hc/en-gb/articles/8551503200668-QSSustainability-Rankings bağlantısından ulaşılabilir. 294 Gıda İsrafı Tablo 1, Türkiye'deki üniversitelerin QS 2023 Sürdürülebilirlik Sıralamasında çevresel etki kategorisinde gösterdiği performansı ortaya koymaktadır. İstanbul Teknik Üniversitesi, 70,6 puan ile 148. sırada yer alarak en yüksek puanı alan Türk üniversitesi olmuştur. Onu, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi takip etmektedir. İlginç bir şekilde bu üniversitelerin genel üniversite sıralaması içindeki konumları, sürdürülebilirlik konumlarının gerisinde kalmaktadır. Örneğin, İstanbul Teknik Üniversitesi tüm kriterlerin dikkate alındığı genel sıralamada (1.503 üniversite içerisinde) 326. sırada yer alırken, Orta Doğu Teknik Üniversitesi 285 ve Yıldız Teknik Üniversitesi ise 851-900. sırada yer almaktadır. Buradan yola çıkarak bu üniversitelerin, sürdürülebilirlik alanında yaptıkları yatırım ve projeler ile öne çıktıklarını ileri sürmek yanlış olamayacaktır. Üniversiteleri çevresel performanslarına göre değerlendiren bir başka sıralama da Endonezya Üniversitesi (Universitas Indonesia-UI) tarafından yapılan UI Green Metric’dir. Bu sıralamada ise üniversitelerin performans skorları ve bağlantılı olarak da sıralamaları altyapı, enerji ve iklim değişikliği, atık yönetimi, su yönetimi, ulaşım ve eğitim/araştırma kategorilerindeki çalışmalarına göre hesaplanmaktadır 4. Bu çalışmanın konusu bağlamında örneklem içinde bulunan Türk Üniversitelerinin toplam skorları, atık yönetimi skorları ve genel sıralama içindeki yerleri dikkate alınmıştır. Tablo 2, UI GreenMetric sıralamasında örneklemimizde yer alan Türk üniversitelerinin genel performanslarını ve atık yönetimi puanlarını göstermektedir. QS Sürdürülebilirlik Sıralaması ile karşılaştırıldığında, her iki sıralamada yer alan ilk 10 üniversiteden 6 tanesinin ortak olduğu görülür 5. Bu bağlamda iki kurum tarafından yapılan değerlendirmelerin tutarlı olduğu sonucuna varılabilir. İstanbul Teknik Üniversitesi, GreenMetric sıralamasında da Türkiye’deki üniversiteler arasında birinciliğini korumuş; 8.635 genel puan ve 1.575 atık yönetimi puanı ile dünya sıralamasında 46. sırada yer almıştır. Onu, Yıldız Teknik Üniversitesi ve Erciyes Üniversitesi takip etmektedir. Burada belirtilmesi gereken bir husus bu çalışmada kullanılan her iki sıralamanın da üniversitelerin başvuruları ve beyanları üzerine yapılıyor olduğudur. Bu bağlamda Tablo 2’de sıralaması ve puanları belirtilmemiş üniversiteler 2023 yılında UI GreenMetric sıralamasına dahil olmamıştır. 4 Bahsedilen kriterlerin içerik ve ağırlıklarına https://greenmetric.ui.ac.id/about/methodology bağlantısından ulaşılabilir. 5 İstanbul Teknik Üniversitesi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi. 295 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Tablo 2. UI GreenMetric Sıralaması (2023) Üniversite Adı Genel Puana Atık Yönetimi Sırac Puanıb Üniversite Adı (devam) Genel Puana Atık Yönetimi Sırac Puanıb İstanbul Teknik Üniversitesi 8635 1575 46 Gazi Üniversitesi 6435 975 483 Yıldız Teknik Üniversitesi 8575 1350 63 Selçuk Üniversitesi 6400 750 491 Erciyes Üniversitesi 8460 1425 85 Bilkent Üniversitesi 6225 1275 549 Özyeğin Üniversitesi 8425 1725 89 Marmara Üniversitesi 4810 825 825 Ege Üniversitesi 8400 1650 96 Ankara Üniversitesi 4785 525 829 Orta Doğu Teknik Üniversitesi 8225 1275 123 Gebze Teknik Üniversitesi 4650 675 852 İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 8100 1500 153 Abdullah Gül Üniversitesi - - - Dokuz Eylül Üniversitesi 8075 1200 159 Boğaziçi Üniversitesi - - - Sakarya Üniversitesi 7900 1200 189 İstanbul Bilgi Üniversitesi - - - Hacettepe Üniversitesi 7235 1650 312 İstanbul Üniversitesi - - - Sabancı Üniversitesi 7200 1275 317 İstanbul ÜniversitesiCerrahpaşa - - - Çukurova Üniversitesi 6930 975 375 Koç Üniversitesi - - - a En yüksek skor: 9500 En düşük skor: 560 En yüksek skor: 1800 En düşük skor: 0 c Sıralama içerisinde toplam 1183 üniversite yer almaktadır. b Kaynak: UI GreenMetric, 2024 296 Gıda İsrafı 1.3. Üniversite Müfredatlarında Gıda İsrafı Literatür taramamızdaki çalışmalarda belirtildiği üzere (Ekincek & Şenol, 2023; Demir & Erkan, 2024), üniversitelerde gıda israfının önüne geçilebilmesi için önemli bir adım da müfredatlarda bu konuya daha fazla yer verilmesi gerekliliğidir. Örneklemimiz içerisindeki üniversitelerin sürdürülebilirlikle ilgili internet sayfalarında konuya ilişkin verilen dersler listelenmekle birlikte gıda israfı konusuna özel bir ders ile karşılaşılmamıştır. Bu noktada SKA 12.3’de belirtilen "food waste" ifadesinin Türkçe karşılığının hem gıda israfı hem de gıda atığı olduğu gözden kaçırılmaması gereken bir husustur. Bu bağlamda, Türkiye’deki üniversitelerde doğrudan gıda israfı başlığı ile verilen tek ders Atatürk Üniversitesi Gıda Kalite Kontrolü ve Analizi Önlisans Programında verilmekte olan ‘Gıda İsrafı ve Atık Yönetimi’ dersidir. Tablo 3, gıda atıkları ve gıda israfı konusunda Türkiye üniversitelerinde verilmekte olan dersleri göstermektedir. Tabloda görülen derslerin büyük çoğunluğu, gıda mühendisliği lisans programlarında verilmekte olan teknik derslerdir ve doğrudan gıda israfı konusunu işlememektedir. Türkiye dışındaki duruma bakıldığında ise gıda israfı içerikli derslerin yine teknik bölümlerde bulunması dikkat çekicidir. Tablo 4 Türkiye dışındaki üniversitelerde verilmekte olan gıda israfı içerikli dersleri listelemektedir. Teknik bölümlerde yer almakla birlikte ders içeriklerinin gıda atıklarının yönetiminden ziyade gıda israfı ile mücadele konusuna odaklandığı görülmektedir. Yine de konu ile ilgili üniversite düzeyinde doğrudan verilen ders sayısının oldukça az olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. 297 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Tablo 3. Türkiye’deki Üniversitelerde Verilen Gıda Atıkları ve Gıda İsrafı Dersleri Eğitim Veren Ders Adı Kurum (Ders Kodu) Dersin Verildiği Program Gıda Endüstri Yıldız Teknik Atıkları ve Üniversitesi Değerlendirmesi (GDM3332) Ders, gıda endüstrisinden kaynaklanan atıkların ve yan ürünlerin değerlendirilmesi Gıda üzerine odaklanır. Öğrencilere, bu atıkların Mühendisliği farklı endüstrilerde nasıl kullanılabileceği ve çevreye zarar vermeden nasıl bertaraf edileceği konusunda teorik ve pratik bilgiler kazandırılır. Ders İçeriği Ege Üniversitesi Ders, gıda endüstrisinde ortaya çıkan atıkların yönetimi, geri kazanımı ve sürdürülebilir Gıda Atık kullanımı üzerine odaklanır. Öğrencilere, Gıda Yönetimi ve Çevre atıkların çevresel etkilerini minimize etme ve Mühendisliği (6013002292021) sürdürülebilir gıda üretim süreçlerine entegre etme konusunda teorik ve pratik bilgiler kazandırılır. Sakarya Üniversitesi Gıda Endüstrisinde Ders, gıda endüstrisinde oluşan atıkların ve yan Gıda Atık ve Yan Ürünler ürünlerin çevresel etkilerini ve geri kazanım Mühendisliği (GDM 445) yöntemlerini incelemektedir. Mersin Üniversitesi Gıda Atıklarının Değerlendirilmesi (GMÜ309) Bu ders, gıda atıklarının yönetimi, geri dönüşüm yöntemleri ve çevresel etkilerin Gıda minimize edilmesi gibi konuları Mühendisliği kapsamaktadır. Dersin amacı, öğrencilerin gıda endüstrisinde sürdürülebilir atık yönetimi hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlamaktır. Gıda Teknolojisi ve Çevre İlişkisi (FENG 487) Ders, gıda teknolojilerinin çevresel etkilerini ve bu etkilerin minimize edilmesi üzerine Gıda odaklanır. Dersin amacı, öğrencilere gıda Mühendisliği üretim süreçlerinin çevresel etkilerini anlamalarını sağlamak ve sürdürülebilir çözümler geliştirmelerine yardımcı olmaktır. Gıda Endüstrisi Atıkları (GIT 224) Gıda Teknolojisi Önlisans Programı Ders, gıda üretimi sürecinde ortaya çıkan atıkların yönetimi, geri dönüşümü ve sürdürülebilirlik ilkeleri üzerine odaklanır. Öğrencilere, atık yönetimi konusunda teorik bilgi ve uygulamalı deneyim kazandırmayı amaçlamaktadır. Gıda İsrafı ve Atık Yönetimi Gıda Kalite Kontrolü ve Analizi Önlisans Programı Ders içeriğine ulaşılamamıştır. Pamukkale Üniversitesi Pamukkale Üniversitesi Atatürk Üniversitesi Kaynak: Yazarlar tarafından oluşturulmuştur. 298 Gıda İsrafı Tablo 4. Türkiye Dışındaki Üniversitelerde Verilen Gıda İsrafı Dersleri Eğitim Veren Kurum University of Edinburgh (Birleşik Krallık) University of Florida (Amerika Birleşik Devletleri) Rutgers University (Amerika Birleşik Devletleri) University of Hong Kong (Hong Kong) L'Université Libanaise (Lübnan) Ders Adı (Ders Kodu) Dersin Verildiği Program Food Processing and Veterinary Studies Waste Management (Postgraduate) (VESC11185) Veterinerlik (Gıda İşleme ve Atık Çalışmaları Yönetimi) (Lisansüstü) Biological Sciences Fighting Food Waste ve Interdisciplinary and Loss (IDS 2935) Studies (Gıda İsrafı ve Kaybı ile Mücadele) Sustainability: Tackling Food Waste (11:020:337) (Biyolojik Bilimler ve Disiplinlerarası Çalışmalar) Agriculture and Food Systems Ders İçeriği Ders, gıda üretim süreçlerinde atıkların nasıl yönetileceğini ve azaltılacağını, çevresel etkilerin nasıl minimize edileceğini öğretir. Öğrenciler, sürdürülebilir gıda sistemleri geliştirmek için gerekli olan teorik ve pratik bilgileri kazanır. Bu ders, gıda israfı ve kaybı konularına odaklanır ve sürdürülebilir gıda sistemleri ile çevresel etkiler üzerine kapsamlı bir bakış sunar. Bu ders, gıda israfı ve sürdürülebilirlik üzerine odaklanmakta ve öğrencilerin çeşitli projeler ve saha gezileriyle bu konularda derinlemesine bilgi edinmelerini sağlamaktadır. (Sürdürülebilirlik: Gıda İsrafıyla Mücadele) (Tarım ve Gıda Sistemleri) Food Waste Management (BIOL3216) Bu ders, öğrencilerin gıda israfını azaltma ve yönetme stratejilerini Biological Sciences öğrenmelerini sağlayarak, (Biyolojik Bilimler) çevresel sürdürülebilirliğe katkıda bulunmalarını hedefler. (Gıda Atık Yönetimi) Food Waste Management (Gıda Atık Yönetimi) Doctoral School of Science and Technology (Bilim ve Teknoloji Doktora Okulu) Doktora düzeyindeki ders gıda işleme süreçlerinde atıkların minimize edilmesi, kullanılmayan yan ürünlerin değerlendirilmesi ve kaçınılmaz atıkların yönetimi üzerine odaklanmaktadır. Ders kapsamında, gıda atıklarının azaltılması, gıda işleme yan ürünlerinin geri kazanımı, mikrobiyolojik risk yönetimi ve ayrıştırma teknolojileri gibi konular ele alınmaktadır. Kaynak: Yazarlar tarafından oluşturulmuştur. 299 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Üniversite düzeyinde verilen ders sayısı az olmakla birlikte, gıda israfı konusunda çeşitli sosyal girişimler ve hayır kurumları tarafından genellikle çevrimiçi olmak üzere eğitimler düzenlendiği görülmektedir. Bu eğitimlerin çoğu kısa süreli olup, eğitim sonunda sertifika da verilmektedir. Tablo 5, üniversite dışı kurumlar tarafından verilen gıda israfı eğitimlerini listelemektedir. Tablo 5. Üniversite Dışı Kurumlar Tarafından Verilen Gıda İsrafı Eğitimleri Eğitim Veren Kurum WRAP (Waste and Resources Action Programme) (Atık ve Kaynaklar Eylem Programı) Eğitim Adı Eğitim İçeriği Love Food Hate Waste (LFHW) (Gıdayı Sev Atıktan Nefret Et) Birleşmiş Milletler İklim Food Waste Prevention Değişikliği Öğrenme (Gıda Atıklarının Ortaklığı (UNCC) Önlenmesi) Food Waste Prevention LightBlue Danışmanlık (Gıda Atıklarının Önlenmesi) From Waste to Value How to Tackle Food Waste Avrupa İnovasyon ve Teknoloji Enstitüsü Gıda (İsraftan Değere - Gıda Programı (EIT Food) İsrafıyla Nasıl Mücadele Edilir?) Udemy Birleşik Krallık Menşeli bir hayır kurumu olan WRAP tarafından sağlanan eğitim, gıda israfını azaltma ve evlerde daha bilinçli gıda tüketimi konusunda farkındalık yaratmayı hedefler. Kullanıcıların kendi çalışacakları eğitim materyalleri, sunumlar, posterler ve etkileşimli etkinlikler içerir. Çevrimiçi sağlanan eğitim, gıda zincirinin çeşitli aşamalarında etkili gıda israfı önleme becerilerini geliştirmeyi amaçlar. Özellikle gelişmekte olan ekonomiler için tasarlanmıştır ve katılımcılara eğitimi tamamladıklarında bir sertifika verilmektedir. Sürdürülebilirlik odaklı bir danışmanlık firması olan LightBlue Consulting tarafından çevrimiçi sunulan eğitim, gıda israfı ile ilgili küresel sorunları, döngüsel ekonomi ilkelerini ve endüstride kullanılan mevcut ölçütleri aktarmaktadır. Katılımcılar eğitim sonunda, gıda israfını önlemek için pratik bilgi ve araçlar kazanır ve kursu başarıyla tamamladıklarında profesyonel bir sertifika alırlar. Çevrimiçi olarak sunulan ve kişisel, toplumsal ve ulusal düzeyde gıda israfının nasıl azaltabileceği konusuna yoğunlaşan bir eğitim programıdır. Eğitim sonunda, gıda kaybı ve israfının nedenleri keşfedilir ve döngüsel ekonomi çerçevesinde çözüm yolları bulunur. Çevrimiçi eğitim platformu Udemy tarafından sunulan eğitim, gıda israfı ile ilgili temel bilgileri, israfın nedenlerini ve sürdürülebilirlik bağlamındaki önemini öğretmeyi amaçlar. Food Waste & Sustainability (Gıda Atıkları ve Sürdürülebilirlik) 300 Gıda İsrafı Reducing Food Waste in the Home FoodCloud Academy (Evde Gıda İsrafının Azaltılması) Sustainable Food Surplus Practices (Sürdürülebilir Gıda Fazlası Uygulamaları) DIS (Danish Institute for Food, Taste, and Waste Study Abroad) (Gıda, Lezzet ve İsraf) Hong Kong Productivity Council (HKPC) ESG and Food Waste Academy 101 (Hong Kong Verimlilik Konseyi (HKPC) Akademisi) (ESG ve Gıda Atıkları 101) İrlanda menşeli bir sosyal girişim olan FoodCloud tarafından verilen eğitim, üç hafta sürmekte ve başarıyla tamamlayanlara sertifika verilmektedir. Diğerine göre daha kapsamlı olan bu eğitim bir yıl süren, yarı zamanlı bir programdır İsveç dışından gelen öğrencilere uluslararası bir perspektif kazandırmak amacıyla dersler veren DIS tarafından sağlanan eğitim, gıda tüketimi ve üretimindeki sürdürülebilirlik eğilimlerini, bu eğilimlerin kültürel, ekonomik ve sanatsal etkilerini incelemektedir. Öğrenciler, çiftçiler, şefler ve gıda politikası uzmanlarıyla görüşerek Danimarka’daki gıda sorunlarına yanıt olarak ne yapıldığını öğrenirler. Hong Kong menşeli bir kamu kurumu olan HKPC tarafından çevrimiçi olarak sunulan eğitimde, gıda atığı yönetimi ve çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) uygulamalarına odaklanmaktadır. Eğitimde, şirketlerin gıda atıklarını nasıl yönetebileceği, sürdürülebilir uygulamaları nasıl geliştirebileceği ve ESG performanslarını nasıl artırabilecekleri öğretilmektedir. Kaynak: Yazarlar tarafından oluşturulmuştur. YÖK Atlas verilerine göre 2023-2024 öğretim yılı itibariyle ülkemizde 81 üniversitede 145 adet Gastronomi ve Mutfak Sanatları lisans programı öğrenim vermektedir ve bu programlara kayıtlı öğrenci sayısı 18.767’dir. Bu sayı aynı dönemde lisans programlarına kayıtlı tüm öğrencilerin binde beşine tekabül etmektedir ki bu da hiç de azımsanmayacak bir rakamdır. Literatür taramamızda da işaret edildiği üzere, bu bölümlerin müfredatına ‘Gıda İsrafı ve Sürdürülebilir Mutfak Yönetimi’ başlıklı bir dersin dahil edilmesi son derece önem arz etmektedir. Diğer tüm lisans/önlisans programları için, yalnızca gıda israfını kapsayan 14 haftalık bir dersin müfredata eklenmesi yerine, sürdürülebilirlik içerikli derslerde bir veya iki hafta boyunca gıda israfı yönetimi ve sürdürülebilir tüketim stratejileri konularına odaklanılması daha uygun olacaktır. Ayrıca YÖK kararı ile 2020 yılından bu yana tüm lisans ve önlisans programlarında yer alan 301 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü gönüllülük çalışmaları dersinde öğrenciler gıda israfını konu alan gönüllülük projeleri üretmeye teşvik edilebilir. Bu şekilde, konunun çeşitli disiplinlerde ele alınması sağlanarak daha geniş bir etki yaratılması mümkündür. 2. ARAŞTIRMA-GELİŞTİRMEDE GIDA İSRAFI 2.1. Türkiye’de Üniversitelerin Sürdürülebilirlik Çalışmaları ve Gıda İsrafına Yönelik Düzenlemeleri Çalışmanın bu bölümünde ilk olarak örneklemimiz içerisinde bulunan 24 üniversitenin sürdürülebilirlik ile ilgili çalışmaları ne şekilde yürüttükleri araştırılmıştır. Bu bağlamda üniversitelerin internet ana sayfaları incelenerek sürdürülebilirlik ile ilgili bir uygulama araştırma merkezi ve/veya sürdürülebilirlik çalışmalarının kamuoyu ile paylaşıldığı bir internet sayfası olup olmadığı tespit edilmiştir. Bunun ardından, üniversitenin sürdürülebilirlik ile ilgili çalışmalarını aktardığı internet sayfası içerisinde gıda israfı ile ilgili bir düzenleme olup olmadığı araştırılarak çalışma derinleştirilmiştir. Bu çalışmaya ilişkin sonuçlar Tablo 6’da sunulmaktadır. Tablo 6. Türkiye’de Üniversitelerin Sürdürülebilirlik Çalışmaları ve Gıda İsrafına Yönelik Düzenlemeleri Üniversite Adı Abdullah Gül Üniversitesi Ankara Üniversitesi Sürdürülebilirlik ile İlgili Gıda İsrafına İlişkin Kurumsal Yapılar ve Programlar Düzenlemeler Sustainable Development Goals and Climate Change Research Center (Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ve İklim Değişikliği Araştırma Merkezi) Sürdürülebilir Yerleşkeler Koordinatörlüğü Etik Kaynak Kullanımı Politikası - Sustainable Bilkent Bilkent Üniversitesi (Sürdürülebilir Bilkent-İnternet Sayfası) - Boğaziçi Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma ve Temiz Üretim Araştırma Merkezi Kompost Ünitesi Çukurova Üniversitesi BM Sürdürülebilir Kalkınma Çalışmaları SKA12 ile ilgili niyet beyanı 302 Gıda İsrafı Dokuz Eylül Üniversitesi Sürdürülebilirlik Ofisi Yemekhane Atıklarının Yönetimi Projesi ve Kompost Ünitesi Ege Üniversitesi Sürdürülebilirlik Çalışmaları (İnternet Sayfası) Kompost Ünitesi Erciyes Üniversitesi Sürdürülebilirlik Koordinatörlüğü - Gazi Üniversitesi Sürdürülebilirlik (İnternet Sayfası) - Gebze Teknik Üniversitesi Sürdürülebilirlik Ofisi Kompost Ünitesi Hacettepe Üniversitesi Sürdürülebilir Yerleşkeler Koordinatörlüğü - İstanbul Bilgi Üniversitesi Sürdürülebilirlik (İnternet Sayfası) Kompost Ünitesi İstanbul Teknik Üniversitesi Sürdürülebilirlik Ofisi Sıfır Atık Yemekhane Projesi İstanbul Üniversitesi - - İstanbul ÜniversitesiCerrahpaşa Sürdürülebilirlik (İnternet Sayfası) - İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Sürdürülebilir Yeşil Kampüs Koordinatörlüğü Kompost Ünitesi Koç Üniversitesi Sürdürülebilirlik Komitesi Kompost Ünitesi Marmara Üniversitesi Sürdürülebilirlik Ofisi - Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sürdürülebilir Kampüs (İnternet Sayfası) METU Sustainable Food Policy (ODTÜ Sürdürülebilir Gıda Politikası) Özyeğin Üniversitesi Sürdürülebilirlik Platformu - Sabancı Üniversitesi Sürdürülebilirlik (İnternet Sayfası) - Sakarya Üniversitesi Topluma Katkı ve Sürdürülebilirlik Kompost Ünitesi Platformu Selçuk Üniversitesi Sürdürülebilirlik Komisyonu - Yıldız Teknik Üniversitesi Sürdürülebilirlik (İnternet Sayfası) Kompost Ünitesi Kaynak: Yazarlar tarafından oluşturulmuştur. Tablo 6, örneklemimiz içerisinde bulunan üniversitelerin neredeyse tamamının, sürdürülebilirlik ile ilgili kurumsal düzenlemelere sahip olduğunu ve bu düzenlemeleri takip eden ofisler veya koordinatörlükler oluşturduğunu göstermektedir. Her ne kadar bu internet sayfalarının bazıları sürdürülebilir 303 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü kalkınma amaçlarına atıf yapıp niyet beyanında bulunmakla yetinse de bir üniversitenin sürdürülebilirlik ile ilgili kurumsal bir yapı oluşturmuş olması, sürdürülebilirlik hedeflerini belirleme, çevresel politikaları geliştirme ve uygulama konusunda çalışma isteğinde olduğunun önemli bir göstergesi sayılabilir. Çalışmamızın asıl amacı olan üniversitelerde gıda israfı konusunda atılan adımlar incelendiğinde ise, örneklemimiz içerisinde bulunan dokuz üniversitenin kompost ünitesine sahip olduğu görülmektedir. Yemekhanelerde yemek hazırlanırken ortaya çıkan çiğ haldeki ayıklama atıkları, park ve bahçe atıklarıyla birlikte kompostlanarak toprak düzenleyici olarak kullanılabilmektedir. Bu tür bir uygulama doğrudan gıda israfını azaltmasa da gıda atıklarının geri dönüştürülmesine olanak sağladığı için önem taşır. Ancak, yemekhane atıklarının bir diğer önemli bileşeni olan pişmiş yemek atıkları, kompostlama için uygun değildir. Bu tür pişmiş atıkların anaerobik çürütücüler gibi belirli bir sıcaklıkta ve oksijensiz ortamda alıkonularak metan içeren biyogaza dönüştürülmesi mümkün olmakla birlikte böyle bir tesis oluşturulmasının maliyeti oldukça yüksektir. Bu bakımdan bir üniversite yerleşkesinde pişmiş yiyecek atıkların yönetimine dair izlenebilecek en iyi yolların başında bu atıkların azaltılması gelmektedir. Bir başka yöntem de bu atıkların barınaklarda hayvan yemi olarak kullanılması olabilir ki bu yöntemin de örneklemimiz içinde kompost ünitesi olan pek çok üniversite tarafından kullanıldığı görülmüştür. Gıda israfının önüne geçilmesinde iyi uygulama örneği olarak gösterilebilecek bir çalışma İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından Sıfır Atık Yemekhane Projesi kapsamında 2020 yılında uygulamaya koyulan “Yemekhane Rezervasyon Sistemi”dir (İTÜ-SKSa, 2020; Arı24, 2020). Sistem uyarınca, yemekhaneden rezervasyonlu ve rezervasyonsuz yararlanma arasında bir fiyat farklılaştırması uygulanarak; üniversitenin mobil uygulaması üzerinden, 48 saat önceden yapılan rezervasyonlarda yemekhaneden indirimli olarak yararlanılması sağlanmıştır. Bu şekilde öğünlerde tüketilecek yemek miktarının alınan rezervasyon miktarına göre önceden belirlenmesi ve yemek israfının önüne geçilmesi amaçlanmıştır. 2023 yılında üniversitenin yemekhane faaliyetlerini hizmet alımı sistemine dönüştürmesi (İTÜ-SKSb, 2023) nedeniyle sistem hâlihazırda devam etmiyor olsa da üniversitelerde gıda israfının önüne geçilmesi adına önemli bir adım olarak görülebilir. Benzer sistem halen Anadolu Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Harran Üniversitesi, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi ve Mardin Artuklu Üniversitesi’nde kullanılmaktadır. Diğer bir iyi uygulama örneği de Dokuz Eylül Üniversitesi tarafından 2022 yılında tamamlanmış olan ‘Yemekhane Atıklarının Yönetimi Projesi’dir. Proje 304 Gıda İsrafı kapsamında bir taraftan yemekhanelerde oluşan öğün atıkları proje ekibinin gözlemleri ile miktar olarak belirlenirken, diğer taraftan anketler yolu ile öğrencilerin yemek tercihlerinin değerlendirilmesi yapılmış ve ekmek atığı miktarı belirlenmiştir. Bu şekilde üniversite yemekhanelerinde atık oluşumu incelenmiş ve üretilen veriler detaylı olarak değerlendirilmiştir. Bu tür veriye dayalı çalışmalar atık miktarının azaltılmasına yönelik stratejiler geliştirilmesine katkı sağlayacağı için önem arz etmektedir. 2.2. Türkiye’de Üniversitelerde Gıda İsrafı Konusunda Yapılan Bilimsel Çalışmalar Türkiye’de üniversitelerin gıda israfına yönelik yaklaşımlarına yönelik incelememizde son kriterimiz üniversitelerde gıda israfı (food waste) anahtar kelimesi ile yapılan bilimsel çalışmalardır. Bu bağlamda Yüksek Öğretim Kurulu tarafından yürütülen Yüksek Öğretim Akademik Arama sayfasından yararlanılmıştır (YÖK Akademik, 2024). İlgili sayfada yapılan anahtar kelime araması neticesinde, konu ile ilgili projeler, bildiriler, makaleler, kitaplar, sanatsal faaliyetler ve tezlere ilişkin sonuçlar listelenmektedir. 23.07.2024 tarihinde “food waste” anahtar kelimesi ile (başka herhangi bir filtre kullanmaksızın) yapılan taramada 17 proje, 159 bildiri, 243 makale, 21 kitap (kitap bölümü), 6 sanatsal faaliyet ve 89 tez bilgisine ulaşılmıştır. Aynı tarihte “gıda israfı” anahtar kelimesi ile (başka herhangi bir filtre kullanmaksızın) yapılan taramada ise 58 bildiri, 52 makale, 2 kitap ve 20 tez bilgisine ulaşılmıştır 6. Yüksek Öğretim Akademik Arama sayfasında anahtar kelime taraması çalışmaya katkıda bulunan yazarların üniversitelerine göre filtrelenememektedir. Bu nedenle arama sonucu çıkan her bir çalışmanın içeriğine girilerek yazarların üniversiteleri belirlenmiş, bu esnada birden fazla kez listede bulunan eserler de listeden çıkartılmıştır. Birden fazla yazarı olan çalışmalarda, yazarlar farklı üniversitelerde görev yapıyorsa, bu çalışma her bir yazarın üniversitesi için ayrı ayrı sayılmıştır. Bildiriler, daha sonra makaleye dönüştürülmüş olabileceği için (duplikasyon olmaması bağlamında) bu çalışma kapsamında değerlendirilmeye alınmamıştır. Bu çalışma sonucunda oluşturulan Tablo 7, Türkiye'deki üniversitelerde gıda israfı konusunda yapılan bilimsel çalışmaları özetlemektedir. 6 Söz konusu arama sayfası verileri Yükseköğretim Bilgi Sisteminden (YÖKSİS) sağladığı için yazar girişlerine dayanmaktadır. Bu nedenle aynı eser (ufak noktalama ya da yazım farkları ile) farklı yazarlar tarafından birden fazla kez girilmiş olabilmektedir. Diğer yandan bazı yazarların YÖKSİS’e girişini yapmadığı eserler de bulunabilir. Dolayısıyla bu toplam rakamların, aslında bu konuda üretilen eserleri tam olarak yansıtmadığı dikkatten kaçırılmamalıdır. 305 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Tablo 7. Türkiye’de Üniversitelerde Gıda İsrafı Konusunda Yapılan Bilimsel Çalışmalar Üniversite Adı Makale Kitap Bölümü Proje Lisansüstü Tez İstanbul Teknik Üniversitesi 22 - - 11 Ege Üniversitesi 9 3 2 1 Ankara Üniversitesi 6 - - 3 Çukurova Üniversitesi 6 - - 2 Dokuz Eylül Üniversitesi 6 1 - - İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa 6 - - 2 Gebze Teknik Üniversitesi 5 1 - 2 Orta Doğu Teknik Üniversitesi 5 - 3 5 Yıldız Teknik Üniversitesi 5 - - 6 Hacettepe Üniversitesi 4 - - - Boğaziçi Üniversitesi 3 - - 1 İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 3 1 - 1 Marmara Üniversitesi 2 - 1 2 Erciyes Üniversitesi 1 - - 1 İstanbul Bilgi Üniversitesi 1 - - 1 İstanbul Üniversitesi 1 - - 1 Koç Üniversitesi 1 - - - Sakarya Üniversitesi 1 - - 2 Abdullah Gül Üniversitesi - - - - Bilkent Üniversitesi - - - 1 Gazi Üniversitesi - - - - Özyeğin Üniversitesi - - - - Sabancı Üniversitesi - - - 1 Selçuk Üniversitesi - - - - Toplam 87 6 6 43 Kaynak: Yazarlar tarafından oluşturulmuştur. 306 Gıda İsrafı Tablo 7’den çıkarılabilecek en önemli sonuç İstanbul Teknik Üniversitesi'nin 22 makale ve 11 lisansüstü tez ile Türkiye'deki üniversiteler arasında gıda israfı (ve/veya atıkları) konusunda en fazla araştırma yapan kurum olduğudur. İstanbul Teknik Üniversitesi'nin gıda israfı alanındaki çalışmalarının yoğunluğu, üniversitenin bu konuya akademik ilgisini göstermektedir ve bu bulgu çalışmanın diğer bölümlerinde aynı üniversitenin üniversitelerde sürdürülebilirlik alanındaki lider konumu ile de tutarlılık arz etmektedir. Diğer taraftan, İstanbul Teknik Üniversitesi örneği, üniversitenin bilimsel çalışmalarının, sürdürülebilirlik çalışmalarını da desteklediği ve bu alandaki yenilikçi çözümlerin geliştirilmesine katkı sağladığını gösteren güzel bir örnektir. Bir başka önemli nokta da gıda israfı alanında yapılan çalışmaların büyük oranda mühendislik bilimleri temelli olmasıdır. Bu da mühendislik alanında yoğunlaşan teknik üniversitelerin bu alandaki çalışmalarının daha fazla olmasına neden olmaktadır. Tablo 7’de yer alan 87 makalenin 62 tanesi (%71) mühendislik temel alanında yapılan çalışmalardır. Bu 62 çalışmanın 39 tanesi (%63) örneklemimiz içerisinde bulunan teknik üniversitelerde 7 görevli öğretim üyeleri tarafından yapılmıştır. Benzer şekilde Tablo 7’de yer alan 43 lisansüstü tezin 34 tanesi (%79) mühendislik temel alanında yapılan çalışmalardır. Bu 34 çalışmanın 24 tanesi (%71) örneklemimiz içerisinde bulunan teknik üniversitelerde yer alan lisansüstü programlarda gerçekleştirilmiştir. Mühendislik alanında olmayan çalışmaların ise iktisat, işletme ve sosyoloji alanlarında yoğunlaştığı ve genellikle tüketici davranışlarının analizine yönelik yapıldığı dikkat çekmektedir. Türkiye’de gıda israfı konusunda yapılan bilimsel çalışmaların artan önemi, sürdürülebilirlik alanında faaliyet gösteren uygulama ve araştırma merkezlerinin de daha aktif rol almasını gerektirmektedir. Uygulama ve araştırma merkezleri, gıda israfını azaltmaya yönelik yenilikçi çözümler geliştirmek, mevcut teknolojileri iyileştirmek ve sektöre uygulanabilir projeler üretmek için tüm paydaşlarla iş birliği yapmalıdır. Örneğin, gelişmeye açık bir alan olarak gıda israfının ölçülmesi ve yönetimi konusunda yeni metodolojiler geliştirilmesi, bu merkezlerin öncelikli çalışma alanlarından biri olabilir. Diğer yandan davranış bilimleri temelli çalışmalar yapan araştırma merkezleri, üniversitelerde sürdürülebilir tüketim alışkanlıkları üzerine yaptıkları çalışmaları derinleştirerek, üniversitelerde gıda israfının belirleyicilerini ortaya koyarak, gıda israfını önleyici politikalar önerilmesine katkı sağlayabilirler. İlgili merkezlerinin yürüttüğü projelerin, akademik yayınlar ve raporlar aracılığıyla yaygınlaştırılması ve bu 7 İstanbul Teknik Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü. 307 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü çalışmaların toplumda farkındalık oluşturacak şekilde sunulması da önem taşımaktadır. Sürdürülebilirlik alanında faaliyet gösteren uygulama ve araştırma merkezlerinin desteğiyle, üniversitelerde düzenlenecek seminerler, çalıştaylar ve eğitim programları aracılığıyla hem öğrenciler hem de profesyoneller gıda israfı konusunda daha bilinçli hale getirilebilir. Örneklemimiz içerisinde bulunan birçok üniversitede bu tür çabalar olmakla birlikte, bu ülke çapında yaygınlaştırılması sorunun çözümünde daha fazla katkı sağlayacaktır. 3. TOPLUMA KATKI ÇALIŞMALARINDA GIDA İSRAFI Gıda israfı, çevresel ve iktisadi bir sorun olması dışında, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk alanıdır. Üniversiteler, bu sorunun çözümüne yönelik yürüttükleri çalışmalarla sadece kampüs içinde değil, aynı zamanda topluma da önemli katkılarda bulunabilirler. Bu kapsamda üniversitelerin sanayi ve sivil toplum kuruluşları (STK) ile iş birliği yaparak geliştirebilecekleri projeler, öğrenci odaklı girişimler ve farkındalık programları büyük önem taşır. ABD’de bulunan Purdue Üniversitesi, gıda israfının çevresel ve toplumsal etkilerini anlamaya yönelik ilkokul düzeyinde çeşitli ders materyalleri geliştirmiştir ve bu materyalleri internet sayfasından ücretsiz olarak sunmaktadır. Bu dersler, ‘Gıda İsrafı ve Doğal Kaynaklar’, ‘Gıda İsrafı ve Çevre’, ve ‘Atıkları Azaltma Yöntemleri’ gibi başlıklar altında toplanmıştır. Bu tür dersler, çocukların erken yaşta gıda israfının olumsuz etkileri konusunda bilinçlenmesini sağlar ve onları sürdürülebilir davranışlara yönlendirir. Bu tür uygulamalar, üniversitelerin topluma katkı misyonunun bir parçası olarak, geleceğin yetişkinlerini sorumlu tüketiciler olarak yetiştirmeyi hedefine katkıda bulunmaktadır. Üniversiteler, bu tür eğitim programlarıyla, sadece akademik bilgi üretmekle kalmaz, aynı zamanda sosyal sorumluluklarını yerine getirerek, daha bilinçli ve sürdürülebilir bir toplum oluşturulmasına yardımcı olurlar. Üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ile iş birliği yaparak da gıda israfını önlemeye yönelik projeler geliştirebilirler. Gıda üreticileri ve perakende zincirleri ile yapılacak iş birlikleri, atık yönetim sistemlerini iyileştirmek ve gıda bağışını teşvik etmek için etkili olabilir. Türkiye’de Gıda Kurtarma Derneği'nin çeşitli üniversitelerle birlikte yürüttüğü projeler, bu tür iş birliklerine örnek teşkil eder. Örneğin, adı geçen dernek Sabancı Üniversitesi ile birlikte yürüttüğü Sosyal Etki Merkezi projesi kapsamında, öğrencilerle birlikte gıda bağışını artırma ve gıda israfını önleme üzerine çalışmalar yapılmaktadır. Öğrenciler, gıdaların ayrılması, paketlenmesi ve dağıtılması operasyonlarına destek vermektedirler (Sabancı Üniversitesi, 2024). Ayrıca, İstanbul Teknik Üniversitesi'nde (İTÜ) düzenlenen 308 Gıda İsrafı Dünya Gıda Günü etkinliği kapsamında, Gıda Kurtarma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Berat İnci, gıda israfıyla mücadele ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri üzerine bir konuşma yapmış ve deneyimlerini paylaşmıştır (İTÜ Kimya-Metalurji Fakültesi, 2022). FAO-Gıda ve Tarım Ortaklığı Programı (FTPP II) ortaklığı ile, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Türkiye'de gıda kaybı ve israfını azaltmayı amaçlayan ‘SEC Ülkelerinde Gıda Kaybı ve İsrafının Azaltılması’ projesi kapsamında Mayıs 2020’de Gıdanı Koru Kampanyası başlatılmıştır. Kampanyanın amacı, Türkiye’de gıda kaybı ve israfını azaltmak, bu konuda farkındalığı artırmak ve toplumu bilinçlendirmektir. Kampanya, özellikle gıda tedarik zinciri boyunca meydana gelen kayıpların ve israfın önlenmesini teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Gıdanı Koru Kampanyası, aynı zamanda Türkiye’nin ilk Ulusal Gıda Kayıp ve İsrafı Stratejisi ve Eylem Planı'nın bir parçası olarak yürütülmektedir. Bu plan, kamu, özel sektör, üniversiteler ve STK'lar gibi çeşitli paydaşların katılımıyla geliştirilmiştir. Ulusal Gıda Kayıp ve İsrafı Stratejisi ve Eylem Planı çerçevesinde Türkiye genelinde üniversitelerle çeşitli alanlarda iş birliği yapılması öngörülmektedir. Bu iş birliği uyarınca üniversitelerden, gıda kaybı ve israfının önlenmesi, azaltılması ve yönetilmesine yönelik strateji ve eylem planlarının hazırlanmasında aktif bir rol oynaması, öğrenciler ve akademik personel için farkındalık artırıcı eğitimler düzenlemesi ve gıda israfına dair bilimsel araştırmalar yapması beklenmektedir. Bu sayede, gıda israfı ile ilgili toplumsal farkındalığı artırmak ve üniversitelerde sürdürülebilirlik bilincini yaymak hedeflenmektedir. Öğrencilerin gıda israfını azaltmaya yönelik projelerde aktif rol almaları hem onların bu konuda bilinçlenmelerine hem de toplumsal fayda sağlamalarına katkı sunar. Bu bağlamda üniversitelerin öğrencilerle birlikte yürüttüğü gıda israfını azaltma projeleri, öğrencilere bu alanda liderlik yapma fırsatı verirken, aynı zamanda toplumsal bilinç oluşturur. Örneğin Dokuz Eylül Üniversitesi tarafından yürütülen ‘Sürdürülebilirlik İçin Yemekhane Atıkları Projesi’ ile pişmiş yemek atıkları ve ekmek atıkları gibi bileşenlere odaklanılarak, bu atıkların azaltılması hedeflenmiştir. Proje kapsamında lisans ve lisansüstü öğrencileri veri toplama, anket uygulama, atıkların fotoğraflanması ve video çekimleri gibi çeşitli görevlerde aktif rol almışlardır. Bu tür projeler, öğrencilerin sosyal sorumluluk bilincini artırarak, mezuniyet sonrası hayatlarında da sürdürülebilir davranışlar sergilemelerini teşvik eder. 309 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü SONUÇ Bu çalışmada, Türkiye'deki üniversitelerin gıda israfına yönelik yaklaşımları ve sürdürülebilir çözümleri kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Gıda israfı, küresel düzeyde önemli bir sorun olmasının yanı sıra, Türkiye'de de ciddi boyutlara ulaşmıştır. Her yıl milyonlarca ton gıda israf edilmekte, bu da hem iktisadi hem de çevresel açıdan büyük kayıplara neden olmaktadır. Bu bağlamda, üniversiteler hem yüksek öğrenci ve personel sayılarıyla hem de topluma model oluşturmaları nedeniyle bu sorunun çözümünde kritik bir rol oynamaktadır. Türkiye'de gıda israfı konusundaki en önemli sorunlardan biri veri eksikliğidir. Gıda israfının boyutlarını tam olarak ortaya koymak ve etkin stratejiler geliştirmek için güvenilir ve kapsamlı verilere ihtiyaç vardır. Ancak, mevcut durumda üniversitelerin bu alandaki veri toplama ve analiz kapasitesinin sınırlı kaldığı görülmektedir. Bu nedenle, üniversiteler arasında daha sistematik ve geniş kapsamlı veri toplama girişimlerinin teşvik edilmesi gerekmektedir. Böylelikle, gıda israfının boyutları daha net bir şekilde anlaşılabilir ve buna yönelik çözümler daha etkili bir şekilde geliştirilebilir. Üniversite yemekhanelerinde gıda israfını azaltmak için yapay zekâ destekli talep tahmin modellerinin geliştirilmesi büyük bir potansiyele sahiptir. Bu modeller, geçmiş tüketim verilerini analiz ederek gelecekteki talepleri daha doğru bir şekilde tahmin edebilir. Özellikle öğrenci sayısının ve tüketim alışkanlıklarının dalgalanma gösterdiği dönemlerde yapay zekâ destekli talep tahmin modelleri, yemekhanelerde hazırlanan yemek miktarını optimize ederek gıda israfını minimize edebilir. İstanbul Teknik Üniversitesi, bu konuda öncülük ederek yemekhanelerde rezervasyon sistemi uygulaması gibi yenilikçi çözümler geliştirmiştir. Bu tür uygulamalar, talep tahmini ve yemek israfının önlenmesi açısından önemli adımlar olarak değerlendirilmektedir. Yemekhanede sunulan menülerin, öğrencilerin tercihlerine ve tüketim alışkanlıklarına uygun olarak planlanması gerekmektedir. Yemeklerin porsiyonlarının, israfı en aza indirecek şekilde ayarlanması ve öğrencilere küçük porsiyon alma ve beğendikleri takdirde ek yemek alma imkânı sunulması hayata geçirilebilecek önlemler arasında yer almaktadır. Yemekhanelerde israf edilen gıdaların miktarı düzenli olarak ölçülmeli ve kaydedilmelidir. Bu veriler, israfın sebeplerini anlamak ve çözüm üretmek için önem arz eder. Bu konuda en önemli görev sürdürülebilirlik ve/veya gıda konularında çalışan uygulama ve araştırma merkezlerine düşmektedir. Gelişmeye açık bir alan olarak gıda israfının ölçülmesi ve yönetimi konusunda yeni 310 Gıda İsrafı metodolojiler geliştirilmesi, bu merkezlerin öncelikli çalışma alanlarından biri olabilir. Diğer yandan davranış bilimleri temelli çalışmalar yapan araştırma merkezleri, üniversitelerde sürdürülebilir tüketim alışkanlıkları üzerine yaptıkları çalışmaları derinleştirerek, üniversitelerde gıda israfının belirleyicilerini ortaya koyarak, gıda israfını önleyici politikalar önerilmesine katkı sağlayabilirler. Bunlara ilaveten, daha hızla uygulanabilecek, öğrencilerin yemekler hakkındaki görüşlerini ve önerilerini iletebilecekleri geri bildirim sistemleri oluşturulması, yemekhanelerde ne kadar yemek tüketildiğini ve ne kadarının israf edildiğini takip eden akıllı sistemler kurulması ve öğrencilerin menüleri görüp, yemek rezervasyonu yapabilecekleri ve geri bildirim verebilecekleri mobil uygulamalar geliştirilmesi gıda israfının önüne geçilmesinde izlenebilecek yollar arasındadır. Eğitim ve farkındalık programları da gıda israfını azaltma çabalarında kritik bir rol oynamaktadır. Yemekhane personeline, gıda hazırlama ve sunum süreçlerinde israfı nasıl azaltabileceklerine dair eğitimler verilmelidir. Ayrıca, üniversitelerin müfredatlarında sürdürülebilirlik ve gıda israfı konularına daha fazla yer verilmesi büyük önem taşımaktadır. Özellikle gastronomi ve mutfak sanatları gibi lisans programlarında, gıda israfını önlemeye yönelik ‘Gıda İsrafı ve Sürdürülebilir Mutfak Yönetimi’ gibi derslerin müfredata dahil edilmesi gerekmektedir. Diğer tüm lisans/önlisans programları için ise sürdürülebilirlik içerikli derslerde bir veya iki hafta boyunca gıda israfı yönetimi ve sürdürülebilir tüketim stratejileri konularına odaklanılması daha uygun olacaktır. Öğrencilerin bu konularda bilinçlenmesi ve eğitim alması, sürdürülebilir tüketim alışkanlıklarının geliştirilmesine katkı sağlayacaktır. Sonuç olarak, Türkiye'deki üniversitelerin gıda israfını azaltmaya yönelik daha fazla araştırma yapması, teknolojik çözümler geliştirmesi ve müfredatlarında sürdürülebilirlik konularına daha fazla yer vermesi gerekmektedir. Bu adımlar hem gıda israfının önlenmesi hem de sürdürülebilir bir gelecek inşa edilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Gıda israfının azaltılması, sadece iktisadi ve çevresel faydalar sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda sosyal sorumluluk anlayışının da güçlenmesine katkıda bulunacaktır. Bu bağlamda tüm toplumda gıda israfı ile ilgili farkındalık yaratılmasına öncelik edecek gönüllülük projeleri, sivil toplum kuruluşları ile iş birliklerinin artırılması ve öğrencilerin sadece ders dinleyen pasif konumda değil, mümkün olduğunca süreç içerisinde rol alması önemlidir. Üniversiteler, bu alandaki liderlik rolü ile topluma örnek olmalı ve sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada öncü kurumlar olarak hareket etmelidir. 311 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü KAYNAKÇA Aksoy, M. & Şallı, G. (2023). “Yükseköğretim Öğrencilerinin Gıda İsrafı Konusundaki Bilgi, Görüş ve Davranışları”, Anadolu Strateji Dergisi, 5(2), 11-32. Andersen, Inger [@andersen_inger]. (27 Mart 2024). X.com. “Food Waste is a Global Tragedy”. https://x.com/andersen_inger/status/1772970569618592221, Erişim Tarihi: 21.07.2024. Arı24. (2020). “Rezervasyonlu Yemekhane Sistemi İTÜ-SAY'ın Kullanım Detayları Açıklandı”. https://ari24.com/haber/rezervasyonlu-yemekhane-sistemi-itu-sayin-kullanimdetaylari-aciklandi-2329, Erişim Tarihi: 21.07.2024. Aydın, A. (2021). Turizm Öğrencilerinin Gıda Tüketimi ve İsrafı Konusundaki Algı ve Tutumları. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Batman Üniversitesi: Batman. Bozkır, A. S. & Sezer, E. (2011). “Predicting Food Demand in Food Courts by Decision Tree Approaches”, Procedia Computer Science, 3, 759-763. Deliberador, L. R. & César, A. D. S. & Batalha, M. O. (2021). “How to Fight Food Waste in University Restaurants?”, Gestão & Produção, 28. Demir, Y. & Erkan, M. (2024). “Eğitim Mutfaklarında Gıda İsrafı Sürecinin Belirlenmesine Yönelik Bir Araştırma”, Aydın Gastronomy, 8(1), 109-127. Dokuz Eylül Üniversitesi. (2022). “Yemekhane Atıklarının Yönetimi Projesi: Veriye Dayalı Sonuç Raporu”. https://sifiratik.deu.edu.tr/wp-content/uploads/2022/10/Surdurulebilirlikicin-Yemekhane-Atiklari-Projesi-SONUC-RAPORU.pdf, Erişim Tarihi: 10.07.2024. Dölekoğlu, C. O. & Var, I. (2019). “Analysis of Food Waste in University Halls: A Case Study from Turkey”, Fresenius Environmental Bulletin, 28(1), 156-166. Ekincek, S. & Şenol, G. (2023). “Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümlerindeki Gıda İsrafı Eğitiminin Değerlendirilmesi”, Türk Turizm Araştırmaları Dergisi, 7(3), 501-520. İTÜ-SKSa. (2020). “İTÜ SAY Kullanım Detayları”. https://sks.itu.edu.tr/ docs/librariesprovider73/default-document-library/it%C3%BC-say-sistemikullan%C4%B1m-detaylar%C4%B1.pdf?sfvrsn=0, Erişim Tarihi: 21.07.2024. İTÜ-SKSb. (2023). “İTÜ Yemekhane Hizmetleri Hakkında”. https://sks.itu.edu.tr/haberler/ 2023/09/22/i-t%C3%BC-yemekhane-hizmetleri-hakk%C4%B1nda, Erişim Tarihi: 21.07.2024 Kasavan, S. & Ali, N. I. B. M. & Ali, S. S. B. S. & Masarudin, N. A. B. & Yusof, S. B. (2021). “Quantifcation of Food Waste in School Canteens: A Mass Fow Analysis”, Resources, Conservation and Recycling, 164, 105176. Kaya, M. (2021). Üniversite Öğrencilerinin Ekmek Tüketim Durumları ve İsraflarının Belirlenmesi Üzerine Bir Çalışma. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi: Ankara. Kılıç, F. & Akkaya, M. R. & Memili, N. (2018). “Yemekhane için Yapay Zekâ Teknikleri Kullanımı ile Günlük Talep Tahmini”, Avrupa Bilim ve Teknoloji Dergisi, 13, 65-71. Kılıç, G. (2015). Yapay Sinir Ağları ile Yemekhane Günlük Talep Tahmini. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Pamukkale Üniversitesi: Denizli. 312 Gıda İsrafı Koçak, E. & Arlı, H. & Zengin, D. & Doğan, N. vd. (2023). “Öğrenci Yemekhanesinde Tabak İsrafının Nedenlerinin Araştırılması: Gümüşhane Üniversitesi Örneği”, Gümüşhane Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dergisi, 12(2), 592-598. Lazell, J. (2016). “Consumer Food Waste Behaviour in Universities: Sharing as a Means of Prevention”, Journal of Consumer Behaviour, 15(5), 430-439. Leal Filho, W. & Salvia, A. L. & Davis, B. & Will, M. & Moggi, S. (2021). “Higher Education and Food Waste: Assessing Current Trends”, International Journal of Sustainable Development & World Ecology, 28(5), 440-450. Leal Filho, W. & Ribeiro, P.C.C. & Setti, A.F.F. vd. (2024). “Toward Food Waste Reduction at Universities”, Environment Development and Sustainability, 26, 1658516606. Li, J. & Li, W. & Wang, L. & Jin, B. (2021). “Environmental and Cost Impacts of Food Waste in University Canteen From a Life Cycle Perspective”, Energies, 14(18), 5907. Maçin, K. E. & Arıkan, O. A. & Altınbaş, M. & Damgaard, A. (2023). “Decarbonizing University Campuses: A Business Model for Food Waste Management at Istanbul Technical University (İTÜ) Ayazağa Campus, Turkey”, Environmental Progress and Sustainable Energy, 43(2). Martinho, N. & Cheng, L. & Bentes, I. & Teixeira, C. A. & Sousa Silva, S. & Liz Martins, M. (2022). “Environmental, Economic, and Nutritional Impact of Food Waste in A Portuguese University Canteen”, Sustainability, 14(23), 15608. Qian, L. & Li, F. & Liu, H. & Wang, L. & McCarthy, B. & Jin, S. (2022a). “Rice vs Wheat: Does Staple Food Consumption Pattern Afect Food Waste in Chinese University Canteens?”, Resources Conservation and Recycling, 176, 105902. Qian, L. & Rao, Q. & Liu, H. & McCarthy, B. & Liu, L. X. & Wang, L. (2022b). “Food Waste and Associated Carbon Footprint: Evidence from Chinese Universities”, Ecosystem Health and Sustainability, 8(1), 2130094. QS. (2024). “QS World University Rankings: Sustainability 2024”. https://www.topuniversities.com/sustainability-rankings, Erişim tarihi 18.07.2024. Tekin, Ö. A. & Yüce, S. & Ergürbüz, E. (2021). “Üniversite Öğrencilerinin Gıda İsrafı Tutumları Üzerine Ampirik Bir Araştırma”, MTCON 2021, 120. Tunalı, M. & Çoban, V. & Baban, A. & Cılız, N. K. (2023). “Life Cycle Assessment of Food Waste Management Options: A Case Study at Campus Level to Foster Sustainable Campus”, Energy Sources Part A: Recovery, Utilization, and Environmental Effects, 45(2), 5481-5493. TÜİK. (2024). https://sdg.tuik.gov.tr/12/, Erişim Tarihi 13.07.2024. UI GreenMetric. (2024). “UI GreenMetric World University Rankings 2023”. https://greenmetric.ui.ac.id/rankings/overall-rankings-2023, Erişim Tarihi: 18.07.2024. UNEP. (2024). “Food Waste Index Report 2024”. https://www.unep.org/resources/ publication/food-waste-index-report-2024, Erişim Tarihi 10.07.2024. Yoon, B. & Lee, J. & Lim, H. (2023). “Campus Dining Sustainability: A Perspective from College Students”, Sustainability, 15(3), 2134. 313 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü YÖK Akademik. (2024). https://akademik.yok.gov.tr/AkademikArama/, Erişim Tarihi: 10.07.2024. YÖK Atlas. (2024). https://yokatlas.yok.gov.tr/lisans-anasayfa.php, Erişim Tarihi: 10.07.2024. Zhang, H. & Li, S. & Wei, D. & He, J. & Chen, J. & Sun, C. & Vuppaladadiyam, A. K. & Duan, H. (2021). “Characteristics, Environmental Impact, and Reduction Strategies of Food Waste Generated by Young Adults: A Case Study on University Canteens in Wuhan, China”, Journal of Cleaner Production, 321, 128877. 314 BÖLÜM 12 TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ AKADEMİDE KADIN ÇALIŞMALARI Sezer Ş. Komsuoğlu * ÖZET Kitabın bu bölümünde toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın-erkek fırsat eşitliği kavramlarının ülkelerin sürdürülebilir kalkınma yolundaki rolü, etkisi ve yükseköğretim kurumlarının bu bağlamdaki çalışmalarından ve ilkelerinden söz edilecektir. 2000’li yıllardan bu yana 21. yüzyıl üniversiteleri; küreselleşmenin, dijitalleşmenin ve yüksek teknolojinin de etkisiyle köklü bir değişime uğramaktadırlar. Dünyada ve ülkemizde yükseköğretim kurumları ve akademi camiası, bulundukları ülkenin ve bölgenin kalkınması ve yurttaşların ekonomik, çevresel ve sosyal sorunları ile de ilgilenen kurumlar haline dönüşme süreçleri içerisindedirler. Yükseköğretim kurumları hiç olmadığı kadar sivil toplum ile yakın ilişkiler kurmakta ve gençlerin özellikle sosyal ve kültürel bağlamda daha da iyi yetişerek ülkenin sosyal sorumluluklara duyarlı nesillere sahip olması konusunda önemli rol üstlenmektedirler. Birleşmiş Milletlerin sürdürülebilir kalkınma amaçlarından 5 numaralı amaç olan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği kavramı, kadınların her alanda güçlenmesini ve toplumda cinsiyet ayrımcılığının ortadan kaldırılmasını hedeflemektedir. Bu bölüm, Türk yükseköğretiminde ve dünya üniversitelerinde bu alanda yürütülen çalışmaları, alınan kararları ve bu kararların, çalışmaların siyasal irade ve kamu idaresi üzerinde yarattığı kapsayıcı farkındalık etkilerinin nasıl geliştiğini irdelemektedir. Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine duyarlı ülkelerde, eğitim sisteminin planlanması tüm ögeleri ile her ölçekte toplumsal cinsiyet eşitliğine gerekli önemi atfetmelidir. Süreç, ayrımcı yaklaşımlardan arındırılmalı, ayrımcılık karşıtı düşünce ve tutumların geliştirildiği duyarlı bir sistem haline getirilmelidir. Bu bölümde aynı zamanda akademide ve yükseköğretimde kadın istatistikleri de sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Sürdürülebilir Kalkınma, 21. Yüzyıl Üniversiteleri, Akademide Kadın İstatistikleri, Kadına Şiddetin Önlenmesi * Prof. Dr. Sezer Ş. Komsuoğlu; Kocaeli Üniversitesi, YÖK, Emekli Öğretim Üyesi;
[email protected]; Orcid: 0000-0002-9925-4806 315 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü GENDER EQUALITY Women’s Studies in Higher Education ABSTRACT In this part of the book, the role and impact of some concepts such as gender equality and equal opportunities for women and men on the sustainable development of countries and the works and principles of higher education institutions will be discussed. Since the 2000s, 21st century universities have been undergoing a radical change with the impact of globalisation, digitalisation and high technology. In the world and in our country, higher education institutions and the academic community are transforming into institutions that are interested in the development of the country and the region in which they are located, and in the economic, environmental and social problems of citizens. They have been establishing closer relations with civil society than ever before, and they play an important role in ensuring to have generations that are sensitive to social responsibilities by raising young people better, especially in the social and cultural context. Gender Equality, which is the 5th goal among the sustainable development goals of the United Nations, aims to empower women in all areas and eliminate gender discrimination in society. This chapter analyses the studies carried out in this field in Turkish higher education and universities around the world, the decisions taken and how these decisions and studies have developed the inclusive awareness effects on political will and public administration. In countries that are sensitive to gender equality, the planning of the education system should attach the necessary importance to gender equality at all scales. The process should be purged of discriminatory approaches and turned into a sensitive system where anti-discriminatory thinking and attitudes are developed. This section also presents statistics on women in academia and higher education. Keywords: Gender Equality, Sustainable Development, 21st Century Universities, Statistics on Women in Academia, Prevention of Violence Against Women 316 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği GİRİŞ Birleşmiş Milletlerin (BM) küresel bir eylem çağrısı olarak 2015 yılında kabul ettiği ve ülke liderlerinin 2030 yılına kadar gerçekleştirme sözü verdiği 17 başlıkta ifade edilen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarından, 5 numaralı amaç “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” kavramıdır. Bu madde, kadınlar ve kız çocuklarına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını ve kadınların her alanda güçlenmesini hedeflemektedir. Üniversiteler ve akademi dünyası, genç nesilleri, insan kaynağımızı geleceğin dünyasına hazırlamaktadır. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının (SKA) gerçekleştirilmesinde yükseköğretimin muazzam bir rolü olduğu, dünyada bu konu ile uğraşan tüm kurumlarca kabul görmektedir. 2000’li yıllardan bu yana üniversiteler köklü bir değişime uğramaktadır. Bugün, 21. yüzyıl üniversiteleri, 1852’de Henry Newman’ın yazdığı “Üniversite Fikri” ve Newman’dan hemen 40 yıl önce 1810’da Wilhelm von Humboldt’un Berlin Üniversitesi’ni kurarken yazdığı memorandumda ifade edilen Üniversite tanımlamalarından oldukça farklı bir yerde durmaktadırlar… Tarihsel olarak kısaca baktığımızda; Üniversiteler 1100-1700 yılları arasında orta çağ üniversiteleri olarak değerlendirilmektedir. Orta Çağlarda bu eğitim kurumları için sözcük anlamı ile bütünlük ifade eden “universitas” deyimi kullanılmakta idi. Tarihin bu bölümünde, Avrupa’da İtalya üniversiteleri hukukta, İspanyollar tıpta, Paris Üniversiteleri felsefe ve ilahiyatta öne çıkıyordu. Üniversitelerde ortak dil Latince idi ve akademi her konuda müthiş nüfuz sahibi idi. 15. yüzyıla gelindiğinde dünyanın yeni bir çağın eşiğinde olduğu hissediliyordu. 1453’de İstanbul’un fethedilmesiyle Coğrafi Keşiflere yönelindi. Bu dönemde ilk kez kitap basımının yaygınlaştığını görüyoruz. 16. yüzyılda Avrupa’da ünlü matematikçiler ortaya çıktı. 17. yüzyılda deneysel yöntemlerle bilimsel çalışmalar yaygınlaşıyordu. Bugün ki anlamı ile modern bilimsel yöntem 18. yüzyılda nesnellik bulmaya başladı. Modern bilim, teknolojinin bir başlangıcıydı. 1810’da Berlin Üniversitesi’nin kurucusu olan Wilhelm von Humboldt’un adını taşıyan üniversite “modern kavramlara” göre yapılan araştırmalara odaklandı. Bu yıllarda, araştırmanın ve insan aklının öne geçmesi, deneyler ve saydamlık ve akademik özgürlükler, üniversitenin temel ögeleri idi. Humbolt Üniversitesi’nde uzmanlaşma belirgin olmaya başlamıştı. 19. yüzyılın sonlarında üniversiteler bilim ve teknoloji, endüstri ile ilişkiler kurmaya başladılar (Boulton & Lucas, 2011). Günümüze gelindiğinde; yeni akım üniversiteler küreselleşmenin ve yüksek teknolojinin etkisi ile şekillenmeye başladı ve disiplinlerarası araştırmalar, 317 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü konu bazlı araştırma enstitüleri, ekonomik etkinlikte yer alma, girişimciliğin teşvik edilmesi, inovatif düşünebilme, sosyal ve kültürel düşüncelerin önde olduğu kurumlara dönüştüler. Mobilite, dijitalizasyon, hızla yaygınlaşan uluslararası öğrenciler, 1990 ve özellikle 2000’li yıllara doğru üniversitelerin ana yapılarını oluşturmalarında etkin olmaya başladı. Üniversiteler yapısında çok kültürlü organizasyonlar, araştırma ve kitlesel eğitim öne çıkmaktaydı. Son 15 yıldan bu yana ise yükseköğretime erişim kolaylaştı, üniversitelerin kapıları inovatif çalışmalara açıldı. Üniversiteler bulundukları ülkenin, bölgenin ve de uluslararası arenanın, ekonomik, çevresel ve sosyal sorunları ile de ilgilenen, sivil toplum ile yakın ilişkiler kuran kurumlar haline geldiler. Özetle 21. yüzyıl üniversiteleri; Eğitim, Araştırma, Sosyal Etki ve ticarileşebilecek çıktılar üretme kavramları ile tanımlanmaya başladı. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği kavramına gelince; kavram, bir cinsin diğerine ve çoğunlukla erkeğin kadına hiyerarşik - eşitsiz güç ilişkisi ile baskın olması ve kadını ikincil konuma itmesi olarak tarif edilebilir. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği konusunun kadın üzerinden tarif ediliyor olması 21. yüzyılda bile kadınların küresel ölçekte daha çok şiddete ve cinayete uğradığı, eğitimden, sağlık hizmetlerinden daha az yararlanabildiği gerçeği nedeni iledir. Kız çocuklarının erken yaşta evliliğe zorlanması, erken yaşta doğum ve annelik, anne ölümleri bugün, 2024 yılında halen kadın konusunda en büyük sorunlar olarak görülmektedir. İfade etmeye çalıştığımız bütün bu konular, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Dünya Ekonomik Forumu, Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) gibi kurumların istatistiki verileri ve raporları ile ortaya konmaktadır. Kadının güçlenmesinde önemli ve kritik başlık, eğitim ve toplumun bakış açısının konuyu sahiplenmesidir. Kitabın bu bölümünde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği kavramının, Sürdürülebilir Kalkınma yolundaki rolü ve yükseköğretim kurumlarının bu bağlamdaki görüşleri ve çalışmalarından söz edilecektir. Ayrıca özellikle Türkiye’de yükseköğretim kurumlarımızın bu alandaki çalışmaları, kurumlar arası koordinasyonları, ortaya koyduğu mücadele politikaları ve süreçle ilgili etkin katılımının önemi anlatılmıştır. 1. EĞİTİM-ÖĞRETİMDE TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ Dünyayı yaşanılır bir yer olarak geliştirmek ve gelecek nesillere daha iyi, daha refah bir dünya bırakma düşünceleri ile yerel, ulusal ve küresel düzeyde birçok politikalar ve uygulamalar geliştirilmektedir. Birleşmiş Milletlerin 2030 318 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Sürdürülebilir Kalkınma Gündeminin kabul edilmesi, eşitsizliğin ortadan kaldırması ve daha yüksek refah içinde yaşam koşulları için bir fırsat penceresi açmaktadır. Sürdürülebilirlik kavramı, bu bağlamda, Eğitimde, Ekonomide, Sağlıkta, Ekolojide, Yoksullukla Mücadelede, toplumlar açısından büyük önem taşımaktadır. Ülkelerin kalkınma çabalarının sürdürülebilir ve etkin olabilmesi; toplumda “Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği”, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” kavramlarının yerleşmiş olması, kaynaklara erişim, kişisel haklardan etkin yararlanma, kamusal görünürlük, karar verme mekanizmalarında kadınların yer alması, sosyal, siyasi ve ekonomik haklardan kadınların da eşit bir şekilde yaralanması ülküsünden ödün verilmemesine bağlıdır. Bu konuda etkin çalışmaları aralıksız sürdürmemiz gerekmektedir. 5-8 Temmuz 2009’da Paris’te gerçekleştirilen UNESCO Yükseköğretim Konferansı ‘Yükseköğretimin Yeni Dinamikleri ve Toplumsal Değişim ve Gelişim için Araştırma’ başlığı ile toplandı. Daha sonra da benzeri birçok toplantılar gerçekleştirildi ve deklarasyonlar yayınlandı. Bu alandaki en son çalışma, Mayıs 2022’de UNESCO Dünya Yükseköğretim Konferansı başlığı ile İspanyaBarselona’da yapıldı. Konferansa, 400 konuşmacı ve 2.500 yükseköğretim paydaşı katılım sağladı, 160’tan fazla paralel oturum gerçekleştirildi (THE-UNESCO IESALC, 2022). Tüm ülkelerle birlikte kaliteyi yükseltebilmek ve yükseköğretime erişilebilirliği artırmak için yapılması gerekenler gözden geçirildi. UNESCO Genel Direktörü Audrey Azaulay, 1998 ve 2009’da yapılan UNESCO Dünya Yükseköğretim konferanslarından bu yana yükseköğretimdeki büyük ve önemli değişimlere işaret eden konuşmasında, kadın-erkek fırsat eşitliği açısından kaydedilen ilerlemelerden söz etti. 2020’de Sahra altı Afrika hariç dünyadaki yükseköğretime kayıtlı her 100 erkek öğrenciye karşın 113 kız öğrencinin yükseköğretime kayıtlı olduğunu ifade etti (THE-UNESCO IESALC, 2022). Konferans’ta, Eğitim Fakültesinin hocası ve aynı zamanda Lizbon Üniversitesi’nin rektörü olan Prof. Dr. Antonio Novoa eğitimin geleceğinin eşitlikler üzerinden yeniden tanımlanması gerektiği konusunu dile getirdi. Ve bizce çok önemli olan bir gerçeği ortaya koydu. “17 sürdürülebilir kalkınma amacından hiçbirine yükseköğretim kurumları olmadan ulaşılamayacaktır. Bu hedefler üniversitelerin eğitim seferberliğinde dersler halinde okutulmalı ve geniş kitlelere yayılmalıdır” ifadeleri ile, Sürdürülebilir Kalkınma kavramında üniversitelerin öncü rolüne bir kez daha dikkat çekti. Sürdürülebilirliğin genel kabul gören 3 temel boyutunun (ekonomikçevresel-sosyal sürdürülebilirlik) yanında kültürel ve insani perspektifleri önemseyen boyutları da mevcuttur. Özellikle ekonomik boyutunda sosyal 319 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü sürdürülebilirlik kavramı daha da önem kazanmaktadır. Sosyal sürdürülebilirlik, sosyal hizmetlerin sunumundaki etkinliklerin, yaşam kalitesinin artırılmasını, insanca yaşamanın temel ihtiyaçlarını ve sosyal adaleti gözetmelidir. Burada ana öge, toplumun bu kavrama inanarak katılım sağlaması esasına dayanmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın-erkek fırsat eşitliği ve bu kavramların sürdürülebilir kalkınma amaçlarına entegre edilmesi, bu hedeflere daha hızla ulaşmayı ve anılan konularda daha hızla başarılar elde etmeyi mümkün kılacaktır. Çünkü sürdürebilirlik sadece geçmişi değil hem bugünü hem yarını kapsamaktadır, devinim halindedir ve kendini güncellemektedir, yani dinamik bir kavramdır. Kadın hakları ve herkesin insan haklarından eşit olarak yararlanması ilkesi, 1945 Birleşmiş Milletler Antlaşması, 1948 İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, 1961 Avrupa Sosyal Haklar Sözleşmesi gibi uluslararası belgeler ile koruma altına alınmıştır. T.C. Anayasasının 10. maddesinde “Herkes dil, din, ırk, siyasi düşünce, cinsiyet ve benzeri sebepler ile ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” demektedir. Bütün bunlara rağmen, bugün BM kayıtlarına göre, birçoğu Afrika, Asya Pasifik ve Karayipler’de olan 49 ülkede devlet yönetiminin üst kademelerinde karar alma yetkisine sahip kadrolar kadınlara kapalıdır. 1.1. Dünya Üniversitelerinin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Konusundaki Çalışmalarından Örnekler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği kavramı, 113 yıl önce Dünya Kadınlar Günü’nün kutlanmaya başladığından bu yana çok yol aldı. Üniversiteler ve sivil toplum bu konunun anlamlı bir şekilde incelenmesine ve gelişmesine yardımcı olacak politikalar üretmekte, araştırmalar yapmakta ve faaliyetler gerçekleştirmektedirler. Sonuç olarak üniversiteler, bu yolculukta başarılı olmak ve devamlılık sağlamak için en önemli kurumlardır ve ciddi bir güç unsuru oluşturmaktadırlar. Ancak, akademik araştırmalar halen, dünyanın birçok ülkesinde kız çocuklarına ve kadınlara karşı uygulanan ayrılıkçı politikaların devam ettiğini gösteriyor. Bu nedenledir ki refah toplumu için yol almaya devam etmeliyiz. Times Higher Education (THE), UNESCO, Latin Amerika ve Karayipler Uluslararası Yüksek Öğrenim Enstitüsü (IESALC) tarafından hazırlanan raporda, dünya çapındaki yükseköğretim kurumlarının Toplumsal Cinsiyet Eşitliği konusunda ne kadar ilerlediğini ne kadar yol aldığını, çok iyi performans sergilediğini bize gösteriyor. Bu bağlamda Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini sağlamak, tüm kadınları ve tüm kız çocuklarını güçlendirmek için bir acil eylem çağrısı olan, BM SKA 5’e yönelik, 776 üniversitenin verileri incelenerek yeni bir rapor 320 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği hazırlandı. Raporun önemli bir göstergesi dünya çapında 2019 yılında mezuniyet diploması alan üniversite öğrencilerinin %54’ünün kız öğrencilerden oluştuğunu belirtmektedir. 2024 yılında Türkiye’de de yükseköğretim öğrencilerinin %49’u kız öğrencilerdir (THE-UNESCO IESALC, 2022). Burada en önemli husus; eğitimde, müfredatların öğrencilerin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği konusunda eğitilebilmesini sağlayacak şekilde olmasıdır. Üniversitelerde yapılan araştırmalarda veri setlerinin kadınların bakış açısını içermesi ve kadınları eğitim, istihdam ve güçlendirme konularında destekleyen faaliyetler yapılması bu konuda daha hızlı ilerlemeyi sağlayacaktır. Üniversiteler bizzat kendi akademisyen ve idari personelleri konusunda kadınların ilerlemesini destekleyen politikalar ve hizmetler oluşturmalı, bu çalışmaları belgelemeli ve yayınlamadılar. Böylece birçok sektöre öncü ve örnek olacaklardır. Karar mekanizmalarındaki kadınların, kız öğrencilere mentörlük yapması ve rol model olması gerçek hayattan önemli tecrübeleri sunacağından konuya ciddi destekler sağlayacaktır. Tüm üniversiteler genel yaklaşımları benimseyip kendi kurumlarının misyon ve değerlerine uygun özel girişimler uygularken bu çalışmaları raporlarla, araştırmalarla yayınlarlarsa bu sorunla mücadelede önemli bir örneği oluşturuyor olacaktır. Westren Sidney Üniversitesi (Avusturalya), Bologna Üniversitesi (İtalya), Malaya Üniversitesi (Malezya), Manipal Yükseköğretim Akademisi (Hindistan), Lahor Collage for Women University (LCWU) (Pakistan) örnek gösterilen beş üniversite olarak sürdürülebilir kalkınma amaçları kapsamında ciddi çalışmalar üretmişlerdir. Bu üniversiteler, SKA 5 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği kavramının gelişmesinde ve ilerlemesinde yaptıkları çalışmalarla dünyada ilk 5’te yer almaktadırlar (THE-UNESCO IESALC, 2022). Bu üniversiteler; iş-yaşam dengesi, kariyer gelişiminde fırsat eşitliği, kadın beden ve ruh sağlığı, kadının hukuki hakları, halk sağlığı politikaları gibi konu başlıklarında somut projeleri sistemlerine dahil etmeyi başarmışlardır. İrlanda Dublin Trinity College Rektörü George Salman, rektör olduğu yıllarda “Bu kurumda kadınlar ancak benim ölmüş bedenimi çiğneyerek buraya eğitime girebilir” demişti. Gerçekten de kız öğrencilerinin bu üniversiteye girişi 1904’te George Salman’ın vefatını takiben ancak gerçekleşebildi. Hâlbuki o yıllarda İstanbul’da İmparatorluk Döneminde Tanzimat’ın etkisi ile kızlar için İnes Darülfünunu açılıyordu. İrlanda’da Trinity College’de 1904-1980 arasında Toplumsal Cinsiyet Eşitliği konusunda ciddi adımlar atıldı. 1987’de Trinity, Kadın Çalışmaları konusunda, ilklerden biri olan, ‘Uluslararası Kadın Kongresi’ni düzenledi. 1989’da Trinity Üniversitesi Kadın Çalışmaları bölümünü kurdu. Daha 321 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü sonra, bu üniversitede yetişen Mary Robinson, 1990’da İrlanda Cumhurbaşkanı oldu. 2005’te İrlanda Bilim Vakfı, kadınlar için, Bilimde ve Mühendislik araştırmalarında (WiSER) öncülük edecek bir departman oluşturdu. 2011’de Trinity College, Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine engel çıkaran ve gelişmesini zorlayan yapılar ve yasalarla mücadeleye başladı ve Akademide Kadın-Erkek Fırsat Eşitliğine engel yaratan sorunlar ile her seviyede ilgilenerek Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine destek veren çalışmalar başlattı. Trinitiy’i, University College Cork University of Limerick takip etti. Bu 3 üniversitede Kadın Hakları konusunda inanılmaz başarılar elde ettiler (THE-UNESCO IESALC, 2022). Tablo 1. THE Toplumsal Cinsiyet Raporu: Global Üniversitelerin Performansları Ülke SDG5 Üniversite Ort. Sayısı Skor 14 Türkiye 36 42,50 62.0 15 Pakistan 30 40.2 17 61.7 16 Hindistan 34 39.4 İspanya 31 58.2 17 Rusya Federasyonu 44 39.4 5 A.B.D 27 58.2 18 Fransa 13 39.0 6 İtalya 11 54.2 19 Kolombiya 10 38.9 7 Portekiz 10 54.1 20 Mısır 23 38.5 8 Malatya 10 53.4 21 Tayvan 23 38.1 9 Şili 11 51.8 22 İran 21 34.4 10 Endonezya 15 47.6 23 Ukrayna 10 33.2 11 Brezilya 27 47.4 24 Özbekistan 12 31.4 12 Tayland 14 45.7 25 Irak 30 27.0 13 Meksika 17 44.8 26 Japonya 48 25.2 No Ülke Üniversite Sayısı SDG5 No Ort. Skor 1 Avusturalya 19 71.4 2 Birleşik Krallık 35 3 Kanada 4 Kaynak: THE, 2022 (SDG5 konusundan en az 10 üniversite ile başvuran ülkeler değerlendirmeye alınmıştır.) 322 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği 1.2. Türkiye’de Yükseköğretimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Destek Veren, Eşitlikçi Bakış Açısı Geliştirme Üzerine Politika İlkeleri 1.2.1. YÖK “Akademide Kadın Çalışmaları” Birimi Kuruluşu, Görev ve Faaliyetleri Özellikle son 15 yıldan bu yana Toplumsal Cinsiyet Eşitliği politikaları, kamusal ve sosyal alanlarda alınan birçok kararla desteklenmekte ve alınan kararlar devlet tarafından uygulanmaktadır. Bu konu, bütün dünyada bir ülkenin kalkınmasında ve toplumun refahında en önemli başlıklardan biri olarak değerlendirilmektedir. Bu anlayış, kadın hakları ve herkesin insan haklarından eşit olarak yararlanması ilkesi, Birleşmiş Milletler Antlaşması (1945), İnsani Hakları Evrensel Bildirgesi (1948), Avrupa Sosyal Haklar Sözleşmesi (1961) gibi uluslararası belgeler ile korunma altına alınmıştır. T.C. Anayasası’nın 10. maddesi kadın hakları ve herkesin insan haklarında eşit olarak yararlanması ilkesini güvence altına almıştır. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti, temel hedefi toplumsal yaşamın her alanında kadın-erkek fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla kalıplaşmış kadın-erkek rollerine dayalı, önyargıların ortadan kaldırılmasını sağlayan 1981 CEDAW ve 1985 Nairobi ‘Kadınların Gelişmesi için Geleceğe Yönelik Strateji Belgesi’ gibi birçok uluslararası sözleşmeye imza koymuştur. Nairobi Konferansı’ndan sonra, 1995 yılında, Pekin 4. Dünya Konferansı sonucunda Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu’nun hayata geçirilmesi öngörülmüştür. Türkiye hem Pekin Deklarasyonu’na hem de Eylem Platformu’na hiçbir çekince duymadan imza koymuştur. Bütün bu deklarasyonlar ve platformlar, kadınların özel ve kamusal alana tam ve eşit katımının önündeki engellerin kaldırılması ile ilgili stratejileri içermektedir. Gururla ifade etmemiz gerekir ki, Türkiye Cumhuriyeti, kanunlarının kadınlara tanıdığı haklar yönünden dünyada en önde gelen ülkelerden birisidir. Ülkemizde kadınlar, seçme ve seçilme hakkı başta olmak üzere, birçok hakkı Avrupa ülkelerinden daha önce elde etmişlerdir. 1970’li yıllardan itibaren dünya üniversitelerinde kadın araştırma merkezlerinin kurulduğu görülmektedir. Merkezler ilk önce ABD üniversitelerde daha sonra Avrupa ve diğer ülkelerde kurulmaya ve hızla gelişmeye başlamıştır. Türkiye’de ilk kadın çalışma merkezi Hukuk Sosyolojisi hocası Prof. Dr. Hamide Topçuoğlu tarafından ‘Kadının Sosyal Hayatını Tetkik Kurumu’ adı ile 1953 yılında İstanbul Üniversitesi’nde kurulmuştur. Daha sonra gene İstanbul Üniversitesi’nde 1989 yılında ‘Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi’ olarak yeniden tesis edilmiştir. 323 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Kalkınmanın temel bileşenleri olan bilim ve teknolojinin üretim kalıplarına dönüştürülmesi, akademide, eğitimde, araştırmada, kadın sayısının artırılması ve de akademideki kadının güçlendirilmesi, kadın sağlığı, karar mekanizmalarında kadının daha çok yer alması, kadına yönelik şiddetin önlenmesi, STEM (bilim, teknoloji, mühendislik, matematik) konularında kızların da eğitime daha yoğun katılabilmesi başlıkları göz önüne alınarak Yükseköğretim Kurulu (YÖK) bünyesinde, 2015 yılında doğrudan Başkanlığa bağlı ‘Akademide Kadın Çalışmaları Birimi’ kurulmuş ve 5 kişilik bir komisyonla çalışmalarını sürdürmüştür. 2015 yılında üniversitelerimizdeki ‘Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezleri (KASAUM)’lerinin sayısı 55 idi. Bugün 2024 yılı itibari ile 208 üniversitenin 129’unda çeşitli isimler altında Kadın Çalışmaları Merkezleri kurulmuştur. Bu merkezler bulundukları üniversiteye bağlı olarak o ilin ve bölgenin bürokrasisi ve sivil toplum kuruluşları (STK) ile birlikte, kadın hakları, kadına yönelik şiddet, kadın-erkek fırsat eşitliği, kadın liderliği, toplumsal cinsiyet eşitliği, kadınlar için güvenli kampüsler, aile sağlığı konularında çalışmalar yürütmekte, bu konularda ulusal ve uluslararası kongreler, seminerler düzenlemektedirler. Ayrıca Merkezi Hükümet, İlgili Bakanlıklar ve Sivil Toplum ile koordineli olarak “kadın çalışmaları” konularına dair çalışmalar yürütmektedirler. Gözlemlerimiz o dur ki, üniversitelerimizdeki bu merkezlerin, bugün itibarı ile, üniversitelerimizin sivil toplumla ve bulundukları bölge halkı ile en yakın çalıştığı ve son derece yararlı ilişkiler kurduğu merkezler haline geldiğidir. Merkezler, üniversitelerde kadın çalışmaları konularında yüksek lisans ve doktora programlarının açılabilmesi için ayrıca çaba göstermektedirler. Bu sayede bu alanda, Türkiye’de 20’ye yakın üniversitede mezuniyet sonrası akademik programlar açılmıştır. Yukarıda verilen sayılardan da anlaşılacağı üzere, Türkiye akademisinde bu konuda doktora yapan öğretim elemanlarının sayısı gittikçe artmaktadır. Tablo 2. Türkiye Üniversitelerinde Öğrenci Sayıları (2023 Eğitim Yılı İstatistikleri) Öğrenci Sayısı Toplam Kadın Erkek Lisans ve Ön Lisans 6.950.142 Lisans 3.754.095 1.908.508 1.845.587 Ön Lisans 2.647.054 1.361.251 1.285.803 Yüksek Lisans 434.485 207.304 227.181 Doktora 114.508 56.103 58.405 Kaynak: YÖK İstatistikleri, 2023 324 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Türk Yükseköğretiminde Kadın Çalışmalarına İlişkin Lisansüstü Programlarda; Üniversitelerimizde Mayıs 2022 tarihi ile: 102 Yüksek Lisans; 8 Doktora Programı; Bu programlarda eğitim gören 2.694 lisansüstü öğrencimiz bulunmaktadır. Program konuları ve adları şu şekildedir: ‘Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları’, ‘Evlilik ve Aile Psikolojisi’, ‘Evlilik ve Aile Danışmanlığı’, ‘Kadın Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet’, ‘Kadın ve Aile Araştırmaları’, ‘Aile Hukuku’, ‘Aile Psikolojisi’, ‘Aile ve Evlilik Danışmanlığı’, ‘Aile Ekonomisi ve Beslenme Eğitimi’. 1.2.2. YÖK “Akademide Kadın Çalışmaları” Biriminin Gerçekleştirdiği Çalışmalar ve Projeler YÖK Akademide Kadın Çalışmaları Birimi; AB, Avrupa Kadın Rektörler Birliği (EWORA), (UN Women - Birleşmiş Milletler Kadın Çalışmaları Grubu), UNICEF ile birlikte birçok proje geliştirmiştir. Ayrıca KASAUM’ların bu gruplarla yaptıkları çalışmalarına destek vermektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), Yasama Dönemi 27 - Yasama Yılı 5 - Sıra Sayısı: 31; 5 Mart 2022’de ‘Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Tüm Yönleri ile Araştırılarak Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu’ çalışmalarına YÖK Kadın Çalışmaları Komisyonu olarak bizzat katılım sağlanmış, 03.06.2021 tarihinde dönemin YÖK Başkanı, TBMM’de Komisyona konu ile ilgili bir sunum yapmıştır. YÖK Akademide Kadın Çalışmaları Birimi, bu alanda, hazırladığı, 26.07.2021 tarihli ve 847654 sayılı bilgi notunu TBMM Araştırma Komisyonuna sunmuştur (2022). YÖK Akademide Kadın Çalışmaları Komisyonu, TÜBİTAK süreçlerinde ‘Kadın Araştırmacılar Çalışma Grubu’ ile birlikte projeler yürütmüştür. ‘Meslek Liseleri ve Meslek Yüksekokullarından (MYO) Mezun Olan Kızların İşsizlik Sorunu ve Çözüm Önerileri’ başlığında Aile ve Sosyal Yardım Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı ile birlikte YÖK Kadın Çalışmaları Komisyonu ile seminerler ve çalıştaylar düzenlemiştir. Özellikle kırsal kesimden daha çok kız öğrencinin okutulduğu MYO’lara ayrıca önem atfedilmiştir. T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü’nün hazırlamış olduğu kadına yönelik şiddet ile mücadele Ulusal Eylem Planı 2016-2020 ve 2021-2025 “Mevzuat Düzenlemeleri, Farkındalık Yaratma ve Zihniyet Dönüşümü, Koruyucu ve Önleyici Hizmet Sunumu ve Şiddet Mağdurlarının Güçlendirilmesi, Sağlık Hizmetlerinin Düzenlenmesi ve 325 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Uygulanması, Kurum ve Kuruluşlar arası İş Birliği ve Politika Geliştirme” temel alanlarında yapılan çalışmaların tümünde ve Ulusal Eylem Planı ve İzleme ve Değerlendirme Toplantılarında, YÖK olarak yer alınmıştır. T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile ‘Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı’ 2018-2023 çalışmalarında YÖK Akademide kadın çalışmaları olarak yer alınmıştır. Politika Eksenleri, Eğitim, Sağlık, Ekonomi, Karar Alma Mekanizmaları, Medya olarak belirlenmiş bu 5 alanda hazırlanan planlarda üniversiteler sorumlu kurum veya ilgili kurum olarak yer almıştır (2024). Özellikle eğitim başlığı temel stratejilerinde “2.1/3.1.2.3.6/4.1.2.3/5.1/6.1” numaralı maddelerde yükseköğretim kurumları sorumlu kurum olarak görev üstlenmiştir. YÖK bünyesinde çalışmalarını yürüten ‘Akademide Kadın Çalışmaları Birimi’ ve TÜBİTAK bünyesindeki ‘Kadın Araştırmacıları Destekleme Grubu’ ile birlikte akademide ve sektörde kadın araştırmacıların ve fırsat eşitliğinin desteklenmesi hususunda önemli bir adım atılmıştır. Bu çalışmaların neticesinde 2020 yılı ‘She Figures’ Avrupa Raporu’na da yansımış ve Avrupa araştırma alanında (ERA - European Research Area) “araştırma” ve “bilgi aktarımı” önceliklerinde, kadın araştırmacılara ait verilerin sağlanması ve eşitlikçi bakış açısının geliştirilmesi yönünden ülkemiz üçüncü sırada yer almıştır. Kadın araştırmacıların AB ülkelerinde oranı %33,8 iken Türkiye’de bu oran %37’dir. 2022 yılında bu yana üniversitelerimizin Ufuk (Horizon) 2020 iş birliği çerçevesinde yürütecekleri projelerde bu husus belirleyici parametrelerden biri olmuştur. Devletimize bir yükümlülük olarak yüklenen Anayasanın 10/1 hükmünün, yükseköğretim açısından gereğini oluşturmak üzere ve de ülkemizin önem verdiği meselelerinden birisi olan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği kavramına, YÖK’ün etki alanı içerisinde farkındalık oluşturma sorumluluğunun bilincinde olarak politika ilkeleri oluşturulmuştur: 1. Yükseköğretim kurumları, başta eğitim, araştırma, istihdam ve yönetim olmak üzere amaç ve sorumluluklarının temas ettiği her alanda toplumsal cinsiyet eşitliğine istinaden; a. Yükseköğretim Kurumlarının ön lisans, lisans ve lisansüstü tüm kademelerinde yer alan derslerin içerik ve işleme tarzının kadınlara yönelik olumsuz algılardan uzak olması ve eğitim süreçlerinde kız öğrencilerin kendilerini rahat ifade edebilmelerinin önündeki engellerin kaldırılması hususunda yüksek bir hassasiyet geliştirilir. 326 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği b. Yükseköğretim kurumlarının çeşitli birimlerinde yürütülen araştırma ve yenilik programlarında 24.12.2019 tarihinde yürürlüğe giren “TÜBİTAK Süreçlerinde Kadın Araştırmacıların Katılımının Artırılmasına Yönelik Politika İlkeleri” YÖK tarafından benimsenmektedir. Özellikle “kapsayıcılık” ilkesinin ortak bir değer olarak hayata geçirilmesi amacı ile kadın araştırmacıların katılımı konusunda denge gözetilmesi ve karar almaya yönelik yürütme, danışma kurulları gibi yönetim mekanizmalarında, proje değerlendirme ve izleme sürecinde kadın araştırmacı oranlarının dengeyi sağlayacak şekilde oluşturması öncelikli hedeflerinden birini oluşturur. c. Yükseköğretim, ülkemizde kadın-erkek istihdam oranının birbirine yakın olduğu alanlardan biridir. Burada konu genel sayısal oranların birbirine yaklaştırılması değil, aynı birim ve ortak çalışma alanlarında cinsiyetçi bakış açısından uzun vadede vizyon daralmasını önlemektir. Yükseköğretimde istihdam politikaları tek cinsiyetli bir yığılmanın oluşmasını önleyecek politikaları teşvik eder. d. YÖK, yükseköğretim kurumlarının yönetim organlarının oluşturulmasında, kadın- erkek fırsat eşitliğine uygun hareket edilmesini teşvik eder. 2. Üniversitelerimizin Kadın Çalışmaları Araştırma Merkezleri, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın-erkek fırsat eşitliği amacına destek vermek üzere çalışmalar ve projeler yapılmasını destekler. Ülkemizin 11. Kalkınma Planı’nda (T.C. Cumhurbaşkanlığı, 2023), öngörülebilirliği yüksek kamu politikaları ile fırsat eşitliğine dayalı, kolay erişilebilir ve vatandaş odaklı kamu hizmetleri sunulmasının temel amaçlar arasında yer aldığı vurgulanmaktadır 1. Ayrıca, ERA’nın söz konusu önceliklerinden biri “ERA Priority 4 on Gender Equality and Gender Mainstreaming in Research - Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ana Akım Araştırmaları” olup, TÜBİTAK araştırma süreçlerinde bu konuya titizlikle yaklaşılmıştır. AB tarafından GEP (Gender Equality Plan - Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Planı) başlığı kavramında AB Horizon fonlarının, 2022 yılından itibaren GEP konusunda çalışmalar yapan ve bu konuda önde olan üniversitelere verilmesi kararlaştırılmıştır. YÖK ve TÜBİTAK bu konuya ciddi önem atfetmişler, 1 Bu makalenin yazarı belirtilen başlıkların 11. Kalkınma Planı’nda yer alması konusunda bizzat çalışmalara katılmıştır. 327 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü araştırmacıların katılımı hususunda denge gözetilmesini ve karar almaya yönelik mekanizmalarda kadın araştırmacı oranının dengeyi sağlayacak şekilde önerilmesini hedefleyen politika ilkelerini belirleyen çalışmalar yapılmıştır. Türkiye’de üniversitelerimizde, araştırma üniversiteleri başta olmak üzere GEP kararları dikkate alınmış, kamuya ilan edilmiştir. Ülkemizin ana prensiplerini desteklemekte olduğu Lübliyana Bildirgesi’nde vurgulandığı üzere, üniversitelerimizde GEP’ler aracılığı ile kadınerkek fırsat eşitliği açısından kurumsal değişimi teşvik etmek, araştırmalarda ana akımlarda, kadın araştırmacıları desteklemek amacı ile GEP planlarının hazırlanması gerekmektedir. GEP kadın araştırmacılar konusunda, bir “niyet beyanı” değildir, planlanmış programlananmış teknik ve yönetimsel belgelere dayalı, politikaları net olarak ortaya koyan stratejik bir plandır ve kamuya açık bir belgedir. Üniversitelerimiz bu kararları yol gösterici olarak değerlendirebilir ve doğal olarak çeşitli alanlarda kendi önceliklerini, özellikle hedeflerini ve kültürel kodlarını koruyarak planlar hazırlayabilirler. GEP Planlarında, kuruluşların ve üniversitelerin çalışmalarında dikkate almak isteyebilecekleri önerilen 5 tematik alan şöyledir: İş-yaşam dengesi ve organizasyon kültürü (1); Liderlik ve karar aşamasında cinsiyet dengesi (2); İşe alım ve kariyer ilerlemesinde cinsiyet eşitliği (3); Kadın-Erkek fırsat eşitliği boyutunun araştırma ve öğretim içeriğine entegrasyonu (4); Cinsel taciz dahil olmak üzere toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı önlemler (5). GEP çalışmaları YÖK ve TÜBİTAK tarafından kurulan Kadın Çalışmaları Komisyonu marifeti ile TÜBİTAK Başkanlığınca yürütülmüştür. Ayrıca 19 Kasım 2020’de ‘TÜBİTAK Süreçlerinde Kadın Araştırmacılar Çalışma Grubu’nca düzenlenen toplantıda ‘She Figures 2019’ çalışmalarında tamamlanarak AB komisyonuna sunulmuştur. Yayınlanmaya başladığı 2015’ten itibaren ilk defa bu yıl AB She Figures raporlarına Türkiye de dahil edilmiş ve geniş kapsamlı istatistiki verilerimiz oluşmuştur (She Figures, 2021). Yükseköğretim Kurumlarınca Eğitim Boyutunda Toplumsal Eşitliğinin Sağlanabilmesi için Yapılması Gerekenler ve Öneriler: Cinsiyet Yükseköğretim Kurumlarının eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliği dersine ne şekilde yer verebileceğine dair önerilerimiz şu şekilde sıralanabilir: • Yetkili kurullarınca alınacak kararlar doğrultusunda toplumsal cinsiyet eşitliği dersini zorunlu ders olarak müfredata ekleyebilir. • Yetkili kurullarınca alınacak karar doğrultusunda toplumsal cinsiyet eşitliği dersini seçmeli ders olarak müfredata ekleyebilir. 328 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği • Ders açılamaması durumunda her yarıyıl toplumsal cinsiyet eşitliği ve adaleti konusu ile ilgili her yarıyıl öğrenci katılımlı bilimsel etkinlikler (seminer, çalıştay, konferans, kongre gibi) yapılmasını teşvik edebilir. • Akademik kadrolarında bu uzmanlık dalında öğretim elemanlarının bulunmaması durumunda YÖK’e veya bir başka yükseköğretim kurumundan davetli akademisyen davet edebilir. Bu çalışmalar çevrimiçi olarak da yürütülebilir. 2. ARAŞTIRMA-GELİŞTİRMEDE TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ 21. yüzyılın üniversiteleri küreselleşen dünyanın yükseköğretime yüklediği yeni sorumlulukları değerlendirmek zorundadırlar. Toplum hayatındaki kültürel, etnik, sosyal ve politik sorunları çalışmalıdırlar. Avrupa Parlamentosu vekili ve UNESCO 1987-1999 Genel Direktörlerinden Prof. Federico Mayor yükseköğretimin değişen rolü ile ilgili görüşlerini aşağıdaki maddeler halinde ifade etmektedir: • Üniversite, mezunlarına, çok farklı güncel, ihtisas gerektiren iş ve işlemlerini etkin ve verimli bir şekilde yapabilecek biçimde eğitim vermelidir. • Eğitimi talep eden tüm vatandaşlarına hayat boyu ve yoğun eğitim olanakları sunmalıdır. • Ciddi milli sorunlara çözümler üretmelidir. • Dünyamızı ve insanlığı tehdit eden belli başlı sorunları öncelikle teşhis ve tespit etmeli, daha sonra çözümler önermelidir. • Ülkenin kalkınması için sanayi ile iş birliği yapmalıdır. • Toplum da hoşgörü anlayışının gelişmesine katkı yapmalıdır. • Önemli ve kritik konularda hükümetlere ve karar verme pozisyonlarında olanlara bilimsel ve güvenilir bilgi sunarak rehberlik etmelidir. • Bilgiyi yaymalı, araştırmayı, yeniliği ve icat etmeyi teşvik etmelidir. • Olayları önceden tahmin etmeli ve görebilmelidir. Üniversite, nesnel eleştirinin yapılması gereken yerdir, daha parlak bir gelecek için sürekli arayış içerisindedir. Ayrıca sürdürülebilir demokratik toplumlar oluşturmak da üniversitelerin görevleri arasındadır. Bu bölüm yazısı, sürdürülebilirlik açısından Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin kavram olarak ülkede yerleşmesi için yükseköğretim 329 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü kurumlarının çalışmalarını ve daha da yapılması gerekenleri ifade etmek üzere planlanmıştır. Üniversite ile ilgili dünya kamuoyuna görüşler sunan bir diğer değerli bilim insanı Prof. Dr. Geoferry Boulton’un, benim de bizzat kendisini dinleme fırsatını bulduğum, Prag konuşmasındaki Üniversite ile ilgili düşünce ve görüşlerini bu makale aracılığı ile sizlere ifade etmek isterim: Kendisi İngiltere, Birmingham Üniversitesi mezunudur, 2022’de (Avrupa Akademisi (Academia Europe) üyeliğine seçilmiştir ve “Üniversite nedir ve ne içindir” başlığında birçok çalışmalar yapmış ve yayınlamıştır. Dr. Boulton, 2009’da AB Prag Konferansı’nda; söze “Üniversiteler bilginin evrenselliği ile ilgilenir” diye başlamıştı ve şu şekilde devam etmişti: “Kamu politikası, üniversitelerin, toplumlarının çağdaş kaygılarına ve hedeflerine katılımını ister. Üniversiteler aslında henüz tamamlanmamış bilinmeyen gelecek için önemli bir kaynaktırlar, rollerinden biri öngörülemeyen geleceğin, ihtiyaç duyabileceği bilgiyi hazırlamaktır. İlginç bir şekilde üniversitelerde bugünki uğraşlar kaçınılmaz olarak miyoptur. Yarın için çok az düşünürler. Söylemesi zor ama gerçek budur. Üniversite öğrencileri sorunları ele alma konusunda yetenekli ve cevval ve de belirsiz bir gelecek karşısında cesur, yaratıcı ve ilkeli olmadırlar. Bu özellikler dünyanın bütün ülkelerinde vatandaşlarında ihtiyaç duydukları niteliktirler. Bu nitelikler olmadan toplum yeni entelektüel sermayeyi bulamaz, zorlanır” (Boulton & Lucas, 2011). Bugün üniversitelerden bulundukları bölgelerden sosyal ve kültürel canlılığı teşvik etmelerini istiyoruz, çünkü enerjik üniversiteler gerçekten bu potansiyele sahiptirler. Akademisyenler bilgilerini, görgülerini, ayırt edici bakışlarını, konferans ve toplantılar ile kamusal roller üstlenerek, toplum ile paylaşırlar. Kamusal entelektüel yapının yürüttüğü bu çalışmalar bir üniversitenin “Hale etkisi”nin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Bu tür faaliyetler halkın bir olaya sosyal bakışını ve sosyal hükümleri etkiler. Toplumda kadın haklarına, kadın-erkek fırsat eşitliğine verilen değerler bu yönde alınan destekleyici kararlar ve teşvikler, günümüzde ülkelerin gelişmişlik düzeyini gösteren önemli parametrelerdendir. Bu başlıkta kamu politikaları kilit önem taşır. Kanunlarımızın tanıdığı haklar yönünden Türkiye Cumhuriyeti dünyanın en önde gelen ülkelerinden biridir. 7 Şubat 1914 İstanbul’da Darülfünun’da ilk kez kadınlar için konferansların düzenlendiği tarihtir. Aynı yıl İnas Darülfünunu (Kadın Üniversitesi) açılmıştır. Bu tarih, Türkiye’de kadınların üniversiteye girişlerinin 100. yılı olarak, 2014 yılında büyük bir gururla kutlanmıştır. 330 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği 2.1. Yükseköğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Çalışmaları Tutum Belgesi Bu belge 2015 yılında YÖK Akademide Kadın Çalışmaları Komisyonunca hazırlanmış, YÖK Genel Kurulu’nda kabul edilmiş, gelen öneri ve görüşlere göre revize edilmiş ve üniversitelerimiz ile paylaşılmıştır. YÖK bünyesinde yer alan üniversitelerimiz ve diğer kurumlar çerçevesinde kadınerkek fırsat eşitliği ve adaletine duyarlı davranışı ortaya koymak amacını güden bu belge, ülkemizin 1985 yılında imzalamış olduğu CEDAW, (Kadına Karşı Şiddetin ve Aile içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi) ve Anayasamızın başta 10. maddesi olmak üzere diğer ilgili maddelerine ilgili mevzuata ve YÖK’ün 28.05.2015 tarihli Genel Kurul kararına dayanılarak hazırlanmış olup YÖK’ün bütün bileşenlerinde kadınerkek fırsat eşitliği ve adaletine duyarlı olarak hareket edileceğini taahhüt etmektedir. Belgede, zaman içinde kültürel kodlardaki hassasiyetler dikkate alınarak terminoloji ve adlandırmalarda değişikliğe gidilmiştir. Bu bağlamda yükseköğretim kurumları, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temel bir problem olarak mevcut olduğundan hareket ederek, bünyelerinde bu kavrama ilişkin dersler konulup, bilgilendirme toplantılarının yapılmasına, konunun genel kabul görmesinin sağlanmasına, yöneticiler, idari ve akademik personel ve öğrencilere toplumsal cinsiyet eşitliği anlayışını kazandıracak düzenlenmelerde bulunmasına, güvenli bir yaşam çevresi yaratılmasına, cinsel taciz ve saldırı dahil her türlü taciz ve şiddette hiçbir şekilde müsamaha edilmemesine ilişkin çalışmalar yaparlar. Bu amaçlar çerçevesinde yükseköğretim kurumları; Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramına ilişkin farkındalık yaratmayı; Bu kavram ile ilgili zorunlu ve seçmeli dersler açmayı veya konuya ilişkin bilgilendirici çalışmalar yapmayı; Yerleşkelerde güvenli yaşamın sağlanmasını (ulaşım, aydınlatma ve ulaşılabilir başvuru yerleri); Bu amaçları yerine getirmede iş birliği içinde çalışacak olan KASAUM’lar ve benzeri birimler ile SKS daire başkanlıklarının çalışma biçimleri ve işlevsel olmalarının güçlendirilmesini sağlamayı taahhüt ederler. 2.2. Araştırma ve İnovasyonda Kadın Verileri (SHE Figures, 2021; Avrupa Komisyonu-EU) SHE Figures çalışmaları, 2003 yılında kadınların doktorada, bilim kurullarında, akademik liderlik seviyesinde ve inovatif çalışmalarda düşük oranda yer aldığının fark edilmesiyle, AB Komisyonlarında kadın-erkek fırsat eşitliği kavramının ciddi bir şekilde ele alınması fikrini ortaya koymuştur. She Figures 331 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü daha ziyade karşılaştırmalı istatistikler yayınlamaktadır ve bu verileri her üç yılda bir yenilemektedir. Yapılan bütün bu çalışmalar sonucunda 2020’li yıllara gelindiğinde ülkemiz Türkiye de dahil olmak üzere ERA’da kadınların varlığı %55’e ve değerlendirme kurullarında %45’e ulaşmıştır. ERA, 28 AB ülkesi ve 19 asosiye üye ülkeyi kapsamaktadır. SHE Figures, ERA’da araştırma ve inovasyon sektöründe üç alanda kadın verilerine ilişkin istatistikleri ortaya koymakta ve aşağıdaki üç konu başlığını öncelikli olarak ele almaktadır: 1. Kariyer alanlarında Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini teşvik etmek; 2. Karar mekanizmalarında kadınların dengeli bir şekilde bu pozisyonlarda yer almalarını sağlamak; 3. Araştırma ve İnovasyon programlarında ana akımlarda kadınların varlığını sağlamak. SHE Figures çalışmalarının en son versiyonu olan 2021 basımında yaklaşık 88 gösterge analiz edilmiştir. Ar-Ge’de ise; ‘Doğa Bilimleri’, ‘Mühendislik ve Teknoloji (STEM)’, ‘Tıp ve Sağlık Bilimleri’, ‘Tarım ve Veterinerlik’, ‘Sosyal Bilimler’, ‘Beşerî Bilimler ve Sanat’ olmak üzere altı alan tanımlanmaktadır. Değerlendirmeler, Frascati Manual’i (2015) kullanılarak yapılmakta ve bu sayede yükseköğretim, devlet, iş dünyası, özel sektör değerlendirilmektedir. AB Komisyonu, 2020-a maddesinde, kamu yapısında, yükseköğretimde ve araştırma organizasyonlarında kadın-erkek fırsat eşitliğinin gözetilmesine özellikle önem vermekte ve bu alandaki başarıları öne taşımaktadır. She Figures 2022 verileri, Eurostat, ISCED, UNESCO, OECD, AB Projeleri (FP7 ve Horizon Çerçeve Programları, TUİK-TÜBİTAK-YÖK (Türkiye çalışmaları) kaynaklarından alınarak, karşılaştırılmaları ile elde edilmiştir. SHE Figures-AB çalışmalarında kadınların durumu değerlendirilirken, bakılan ve çalışılan konu başlıkları; Mezun değerlendirmesi, Bilim ve teknoloji gruplarında kadının durumu, İş dünyasında kadın araştırmacılar, Araştırmacıların çalışma koşulları, Karar alma mekanizmalarında ve kariyer yolunda kadınların durumu, Araştırma ve İnovasyon çıktılarında kadınların durumudur. Bu bölümde Türkiye verileri AB’nin diğer ülkeleri ile karşılaştırmalı olarak verilecektir. 332 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tablo 3. Türkiye’nin Güçlü Olduğu Alanlar Göstergeler Türkiye (%) AB Ortalaması (%) Doktora yapan kadınların oranı 46,9 48,1 Akademide kadın profesörlerin oranı 30,46 26,18 Kadın araştırmacıların oranı 37,0 33,8 İş dünyasındaki kadın araştırmacı ortalaması 25,8 21,1 Yükseköğretimde kadın araştırmacı ortalaması 43,3 43,2 2010-2018 arası kadın araştırmacı oranlarındaki artış 8,3 4,0 Yükseköğretimde kadın araştırmacı oranlarındaki artış 7,1 3,0 Yükseköğretimdeki kadın yönetici oranı 28 23 2,20 1,72 Ufuk 2020 (Horizon) projelerinden Türkiye’de kadınların oranı Kaynak: SHE Figures, 2021 Tablo 4. Türkiye’nin Gelişmeye İhtiyacı Olduğu Zayıf Alanlar Göstergeler Türkiye (%) AB Ortalaması (%) Mühendislik ve bilişim (STEM) sektöründe kendi işinde çalışan kadınların oranı 21,86 24,87 Yükseköğretim mezunu kadınların işsizlik oranı 2 17,1 3,2 2015: 1,32 2015: 1,54 2018: 1,24 2018: 1,58 2015-2018 cam tavan indeksi oranları Kaynak: SHE Figures, 2021 İlk defa 1970’lerde ABD’de kullanılmaya başlanan “Cam Tavan” terimi, özellikle kadınların çalışma hayatında bulunduğu konumdan daha üst pozisyonlara daha etkin makamlara ulaşabilmesi için yeteneklerinin yeterince değerlendirilmediğini, erkekler ve toplum tarafından inşa edilmiş, görülmeyen ancak hissedilen engelleri ifade etmektedir. Araştırmalar Cam Tavan sendromunun ülke, sektör, doğu-batı, kuzey-güney, ayırt etmeden her yerde görüldüğünü ve hissedildiğini ortaya koymaktadır. Kadınlar genellikle hissettikleri bu tavan 2 Oranının en yüksek olduğu ülke Türkiye, oranın en düşük olduğu ülke %0,07 Çekya ve %1 ile Almanya’dır. 333 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü sendromu nedeni ile daha üst pozisyonlar için “Nasıl olsa bana vermezler” gerekçesi ile yarışa bile katılmamaktadırlar. Cam Tavan engeli kadınlar için, sadece erkekler tarafından değil, bazen hemcinsleri tarafından bazen de kendilerinin tercih ettiği roller ve yaşam biçimleri nedeni ile gerçeğe dönüşebilmektedir. Ancak 2015 yıllarından itibaren ülkemizde, üniversitemizde ve sivil toplumda, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği çalışmalarına gösterilen ciddi ve yoğun ilgi ve de destekler nedeni ile son on yılda bu Cam Tavan konusunun yavaş da olsa aşılmaya başlandığı görülmektedir. 2.3. Kadınların Akademik Çalışmalarda Fonlama Kuruluşlarından Alınan Destek Programındaki Durumları AB ortalamasına göre akademik yayın yönetiminde kadın- erkek sayısı oranı özellikle yükseköğretim sektörüne giriş yapmış genç akademisyenlerin sayısına nerede ise eşittir. Genç akademisyenler arasında yayın yapan 10 erkeğe karşı 9 kadın bulunmakta iken, daha geç yaşlarda daha kıdemli akademisyenler arasında bu oran 10 erkeğe karşı 7 kadına düşmektedir. Avrupa ortalamasına kıyas ile Türkiye’de kadınların akademik yayın dünyasında aktif rol aldığı görülmektedir. Genç ve kıdemli öğretim üyeleri arasındaki oran farkı AB ile aynıdır. Kadınlar en çok Tıp, Sağlık Bilimleri, Tarım ve Veterinerlik alanlarında yayın yapmaktadırlar (SHE Figures, 2021). 2.4. Yükseköğretim Kurumlarınca Araştırma-Geliştirme Boyutunda Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Sağlanabilmesi için Yapılması Gerekenler ve Öneriler Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bu yana kadınların teknik, tıp ve mühendislik alanlarında yer almalarının önünü açıyor. Sadece Türkiye’de değil, uluslararası eğitim için ABD ve AB ülkelerinde de mühendislik eğitimi alan birçok kız öğrenciye rastlayabilmekteyiz. Buna güzel bir örnek, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Princeton Üniversitesi’nin kapıları kadınların mimarlık eğitimine kapalı iken 1970’te ODTÜ Mimarlık Fakültesinden mezun olan Aliye Pekin Çelik, Princeton Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimini tamamlayan ilk kadın mezun olarak tarihe geçmiştir. Avrupa İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) verilerine göre, Türkiye’de araştırma, teknoloji, sağlık, mühendislik ve Ar-Ge alanlarında faaliyet gösteren bilim kadını oranı %45’lere ulaştı. Bu oran, AB’de %41’lerdedir. Türkiye, bu konuda Almanya, Fransa ve İngiltere’yi geride bıraktı. 2021 SHE Figures Akademide ve Araştırmada 334 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kadın Verilerinde yayınlandığı üzere, araştırmada ve doktorada kadınların başarısı birçok AB ülkesinin önündedir. 2020’de kurulan ve bu makalenin yazarı olarak benim de içinde görev aldığım ‘Yükseköğretim Kurulu ve TÜBİTAK Araştırma Süreçlerinde Kadın Çalışmaları Komisyonu’ ERAC (Avrupa Araştırma ve İnovasyon Alanı) bünyesinde SWG GRI (Standing Working and Gender in Research and Innovation - Araştırma ve İnovasyonda Kadın-Erkek Fırsat Eşitliğini Destekleyen Çalışma Grubu) kararlarını örnek alarak: • Araştırma fonlarının dağılımında, • Projelerin değerlendirme safhasında, • Değerlendirme işlemlerinin şeffaflığı noktasında ve panellerde kadınerkek oranının eşitliği açısından bir dizi tavsiye kararını benimsemiştir. YÖK ve TÜBİTAK Başkanlıkları tarafından araştırma üniversitelerimiz başta olmak üzere bu tavsiye kararları tüm üniversitelerimize iletilmiştir. Üniversitelerimiz bu kararları yol gösterici olarak değerlendirebilir ve doğal olarak çeşitli alanlarda kendi önceliklerini ve özellikle hedeflerini ve kültürel kodlarını koruyarak bu konuda ilerleme planları hazırlayabilirler. Ülkemiz 28 Ekim 2021 itibarı ile 2021-2027 yıllarını kapsayacak olan Ufuk (Horizon) Avrupa Programı’na asosiye ülke olarak resmen katılım sağlamıştır. Programın yeni kurallarına göre, ülkemizdeki tüm yükseköğretim kurumları, araştırma merkezleri ve kamu kurumlarının fon alabilmeleri için kurumsal “GEP - Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Planlarını” hazırlamış ve yayınlanmış olması beklenmektedir. 3. TOPLUMA KATKI ÇALIŞMALARINDA TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ Erkeklerin ve kadınların yükseköğretime katılım oranı son on yılda giderek artmıştır. Ancak 2000-2018 yılları arasında yapılan araştırmalarda (GER - Gross Enrolment Ratio - Total Kayıt Oranları) yükseköğretime erkeklerin katılma oranındaki artış %17’lerde iken (%19’dan %36’ya yükselmiştir), bu artış oranı kadınlarda %22’yi bulmaktadır (%19’dan %42’ye yükselmiştir) (THE, 2024). Bu değerli sonuçlara rağmen kadınlar karar mekanizmaları, akademik idari pozisyonlar ve bazı meslek grupları gibi alanlarda halen erkeklere oranla daha düşük sayılarda yer almaktadırlar. Örneğin, STEM programlarında birçok ülkede kadınların temsiliyetini düşük oranlarda görmekteyiz. Bir diğer örnek liderlik 335 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü pozisyonlarıdır. Latin Amerika ülkelerinde üniversite rektörlerinin sadece %18’i kadınlardan oluşmaktadır. Avrupa ülkelerinde 20 ülkede hiç kadın rektör bulunmamaktadır. 48 Avrupa ülkesinde kadın lider oranı %15’lerdedir. THE, global olarak çalışmalar yürüttüğü 200 üniversitede kadın lider oranını 2022 yılı için %21 olarak belirtmiştir (THE, 2022). 2024 yılı için yayınlanan diğer bir araştırmada, dünya sıralamalarında en üst seviyelerde yer alan 200 üniversitede kadın rektör oranının %48’e ulaştığı görülmektedir. Farkındalık çalışmalarının bir sonucu olarak bu oran 2014’ten bu yana %73 artış göstermiştir. İlginçtir ki 767 yıllık tarihi ile dünyanın en güçlü üniversitelerinden biri olan Oxford Üniversitesi’ne ilk kadın rektör, Prof. Louse Richardson 2016’da atanmıştır. 2024’te bugün için, Oxford, Cambridge, Harvard, MIT Üniversitelerini kadın rektörler yönetmektedir (THE, 2024). Akademide kadın konusunda bütün bu değerli gelişmelere rağmen, ne yazıktır ki 2024’te halen dünyanın bambaşka bölgelerinde, kadınların yaşam akışları ile ilgili korkunç olaylara şahit olmaktayız. BM’nin bu bölgelerde ısrarla sürdürülebilir kalkınma amaçlarını gündeme alması gerekmektedir. 23 Mayıs 2024 tarihinde PassBlue (ABD-New York’ta BM de bağımsız ve kâr amacı gütmeyen yayın kuruluşu) da yayınlanan bir makalede Sudan Darfur’da 2024’te 13 aydır aralıksız süren soykırım savaşlarında dünyada şimdiye kadar en yüksek rakama ulaşan hamile kadın ve anne ölümlerinin gerçekleştiği bildirilmekte ve burada hizmet veren STK’larca ‘BM nerede’ diye sorulmaktadır (Banjo, 2024). Geçmişte 1995’lerde, Avrupa’da 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük insan, kadın ve çocuk katliamı olarak yaşanan Srebrenitsa soykırımı, 2024’te bugün Gazze’de kadın ve çocuklara uygulanan katliam ve Sudan gibi örneklerin ağır gölgesinde, sürdürülebilir kalkınma amaçları, Toplum 5.0 Süper Akıllı Toplumlar ve kadın hakları nasıl gerçekleşecek diye ciddi ciddi düşünmek gerekiyor… Tabii ki inanarak, güvenerek çalışacağız. Ancak BM, UNESCO, UNICEF gibi dünyanın en kapsamlı sosyal yapılarına yeni bakış açıları gerekiyor… İlkokuldan başlayarak yapılarını, görevlerini öğrendiğimiz, dünyada sürdürülebilir barışın, eğitimin en yüksek düzeyde temsiliyet bulduğu bu kuruluşların 21. yüzyılın dinamiklerine uygun bir şekilde, daha kapsamlı stratejilerle yapısal ve işlevsel olarak reforme edilmeye ihtiyaçları olduğu alenidir ve dünya literatüründe de gündemdedir. Projeler Ülkemizin 11. Kalkınma Planı 2019-2023 çalışmalarında 2.3.5/600.604’te yer alan kızların ve kadınların eğitim, istihdam sorunları, kadınların karar 336 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği mekanizmalarında yer almaları karşılıklı tüm çalışmalarında, akademik çalışmalarda yer almıştır (T.C. Cumhurbaşkanlığı, 2023). Sorumlusunun YÖK; ilgili kurumlarının Üniversiteler, Özel Sektör ve STK’lar olduğu projeler şu şekildedir: Üniversite öğrencilerinin kadına yönelik şiddette ilişkin tutum ve algılarını ölçmeye yönelik araştırma: Kadın dostu kampüs anlayışının yaygınlaştırılması; Üniversitelerin kadın çalışmaları merkezlerinde kadına yönelik şiddet konusunda çalışmalar yapılmasının teşvik edilmesi. Sorumlu kurumun Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı (ASHB), ilgili kurumun YÖK olduğu bir diğer proje: İletişim Fakültesi Öğrencilerine ‘Medyada Kadına Yönelik Şiddet ile Mücadele’ konusunda atölye, seminer, toplantı çalışmalarıdır. Sorumlu kurumun ASHB, ilgili kurumun YÖK ve üniversiteler olduğu diğer projeler; Üniversitelerin Grafik Tasarım, Bilgisayar Programcılığı, Bilgisayar - Yazılım Mühendisliği Bölümü öğrencilerine yönelik ‘Dijital Oyunlarda Kadına Yönelik Şiddet’ konusunda farkındalık çalışmaları ve üniversitelerin çizgi film-animasyon bölümü öğrencilerine yönelik ‘Çocuk Yapımlarında Şiddet ile Mücadele’ farkındalık çalışmalarıdır. Kadına Yönelik Şiddetin sebeplerinin tüm yönleri ile araştırılarak, alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacı ile kurulan TBMM Araştırma Komisyonu Çalışmalarında, Yükseköğretim ile ilgili bahse konu alanlarda yapılan çalışmalarda YÖK yer almıştır. Bu rapor TBMM 27. Yasama Dönemi 5. Yasama Yılı ve 315 sıra sayısı ile Mart 2022’de TBMM’ye sunulmuştur. Bu raporda, YÖK’ün “Şiddetin Önlenmesi” konusu ile ilgili çalışma ve görüşlerimiz yer almıştır. 3.1. Üniversitelerimizde Kadına Yönelik Şiddetin Önlemesi Konusunda, Cinsel Taciz ve Saldırılara Karşı Alınan Önlemler Cinsel taciz ve cinsel saldırı kişinin fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne işlenip özellikle cinsel saldırı boyutunda cinsel dokunulmazlık ve vücut bütünlüğü hakkını ihlal etmektedir. Bu anlamda cinsel taciz ve cinsel saldırı bir insan hakkı ihlalidir. Kadınlara yönelik olduğunda aynı zamanda bir ayrımcılık formudur ve kadına yönelik şiddetin bir türüdür. Üniversitelerde ise, kişinin güvenlik hakkı çerçevesinde korunmasıyla ilgilidir, ama aynı zamanda üniversitedeki çalışanlarla ilgili çalışma hakkı ve öğrencilerle ilgili olarak eğitim hakkı ile ilişkisi bulunmaktadır. Türk Ceza Kanunu ve üniversitelerin ilgili mevzuatları bu tür davranışlara izin vermemeyi ve cezalandırmayı gerektirmektedir. Türk Ceza Kanunun cinsel saldırı ile hükmüne göre (2004); cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığı ihlal eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, iki yıldan yedi yıla 337 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü kadar hapis cezası ile cezalandırılır (Madde 102/1). Fiilin, vücuda organ ve sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan on iki yıla hapis cezasına hükmolunur (Madde 102/2). Yükseköğretim Kanunu’nda yer alan disiplin ve ceza işleri ile ilgili 53. maddenin 6. bendinde (1981) kamu görevinden çıkarma cezası gerektiren fiiller arasında “Amire, iş arkadaşlarına, personeline, hizmetten yararlananlara veya öğrencilerine fiili saldırıda veya cinsel tacizde bulunmak” yer almaktadır. YÖK öğrenci yönetmeliğinde de cinsel taciz ve saldırı disiplin suçu olarak düzenlenmiştir (2012, 8. Madde). YÖK hazırladığı ve ardından üniversitelere gönderdiği tutum belgesi ile cinsel taciz ve saldırıdan arınmış bir üniversite ile ilgili yapılması gerekenleri sıralamıştır. Üniversitelerimizde bu alanda gerçekleştirilen etkinlikler, STK’lar ve kamu kurumları ile ilgili iş birliği içerisinde yürütülmektedir. Üniversitelerimiz kendi iletişim organları ile bu çalışmaları olabildiğince kamuoyuna ve yerel halka duyurmaktadırlar. Bu toplantılarda öğrencilere özellikle cinsiyet, kimlik, ırk ve etnik köken ayırt etmeksizin eşit davranışları öğretme modelleri ön planda tutulmaktadır. Son yedi yılda bu amaçla üniversitelerimizde toplam 700’ün üzerinde etkinlik düzenlenmiştir. KASAUM’lar ve bu merkezlerin dışında, programlar dahilinde veya seçmeli ders olarak ‘Kadına Yönelik Şiddet’, ‘Cinsel Taciz ve Saldırıları Önlemeye İlişkin Politikalar’ dersleri çeşitli başlıklarda üniversitelerimizin büyük çoğunluğunda yer almaktadır. 2012 yılından itibaren yılda iki kez olmak üzere ‘Üniversiteler Arası Cinsel Taciz ile Mücadele Çalıştayları’ düzenlenmekte bilgi ve deneyim paylaşımı yapılmaktadır. 35 üniversitemizde “cinsel taciz ve saldırıyı önlemeye ilişkin” politika belgesi ve yönergeler bulunmaktadır. Bu alanda mağdur öğrencilere destek birimleri oluşturulmuştur. 2006/17 sayılı Başbakanlık Genelgesi ve Kadına Yönelik Şiddet ile Mücadele Ulusal Eylem Planı doğrultusunda; Üniversitelerimizin büyük bir çoğunluğunda kampüs içi güvenlik, panik butonları ve ışıklandırma çalışmaları yapılmıştır. Kampüs üniversitelerinde ring servislerinin artırılması önerilmiştir. İl düzeyinde valiliklerin koordinatörlüğünde yapılan İl Eylem Planlarına üniversitelerimiz de katılmaktadır ve kararlaştırılan öneriler uygulamaya konulmaktadır. Hem üniversite kampüsleri içinde hem kamuoyuna açık “farkındalık eğitimleri” verilmektedir. ‘Şiddete Hayır Platformu’, ‘Şiddeti Birlikte Bitirelim’ vb. çalışmalar ile konu gündemde tutulmaktadır. Özellikle merkezi yerleşkelerinden uzak ilçelerde konuşlanmış MYO’lar güvenli kampüs kavramına daha özenli yaklaşmak gerektiğini ve bu konuda çevrenin sosyal yapısı da dikkate 338 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği alınarak kamu kurum ve kuruluşlarından (kaymakamlık, ilçe emniyet müdürlükleri, kadınlar ile ilgili STK’lar, esnaf ve şoför odaları gibi) destek alınması bu okullardaki görevli yöneticilerin, yerel yapının sosyal bakışını mutlaka dikkate alarak bu çalışmaları yürütmeleri YÖK tarafından üniversitelerimize önerilmekte ve yönetilmektedir. Kadına Yönelik Şiddet İle Mücadelede Etkinliğin Artırılması konusunda; üniversitelerde ilk sınıftan itibaren öğrencilere özellikle oryantasyon eğitiminde toplumsal cinsiyet eşitliği algısına ilişkin seminerler, küçük paneller ve odak gruplarla düzenlenmiş eğitimler verilmektedir. KASAUM’lar bulundukları yerel sosyal yapıyı göz önüne alarak (emniyet mensuplarının varsa erbaş ve kolluk kuvvetlerinin) bulunduğu yapılarda seminerler, bilgilendirme ve farkındalık toplantıları yapmaktadırlar. Üniversitelerimizin birçoğunda halen var olan Psikolojik Danışma ve Rehberlik (PDR) merkezlerinin yaygınlaştırılması önerilmektedir. Bu merkezler öğrencilere üniversiteye başladığı ilk günden itibaren bilgilendirici ve sorunlarına destek veren birimler olarak çalışmalar yapmaktadır. Fakülte yönetimi, aralarında hiyerarşik ilişki bulunan kişiler arasında (öğretim üyesi-öğrenci, araştırma görevlisi-öğrenci gibi) rızaya dayalı birlikteliklerin hoş karşılanmayacağı konusunda akademik ve idari personele tavsiyede bulunur. Cinsel taciz ve cinsel saldırıya uğrayanları misilleme ve/veya mobbingden korumak için gerekli tedbirleri (örneğin; yer değiştirme, danışmanın değiştirilmesi, ders veren öğretim elemanının değiştirilmesi gibi) alır. Cinsel taciz ve cinsel saldırıya maruz kalanlara hukuki, psikolojik ve tıbbi destek verilmesini sağlar. Üniversitelerimizde Kadına Şiddet Konusunda Mayıs 2024 itibarı ile, 535 Yüksek Lisans Tezi, 86 Doktora Tezi, 55 Tıpta Uzmanlık Çalışması yapılmıştır (Tez Merkezi, 2024). Üniversitelerimiz, ulusal ve uluslararası iş birlikleri ile Kadına Yönelik Şiddet ve Cinsel Taciz Konusunda Bakanlıklar, Kamu Kurumları ve AB gibi proje ortakları ile geniş kapsamlı çalışmalar yürütmektedirler. SONUÇ Üniversiteler bir ülkenin en değerli kurumları arasındadır. Dünya uygarlığının aydınlanma merkezleridir. Kendilerine ait vizyonları, misyonları ve felsefeleri vardır. Toplumun güç odaklarıdırlar. Tarihten bu yana üniversitelerle ilgili bu genel kavramlar hiç değişmemektedir… Ülkemizde de üniversite rektörleri konuşmalarına veya kitaplara yazdıkları ön sözlerine bu vizyon ve misyonu anlatarak başlarlar. Ancak, Prof. Dr. J.G. Wissema’nın tanımını çok güzel yaptığı “Üçüncü Kuşak Üniversitelere Doğru” adlı muhteşem eserinde de belirttiği üzere, 2000’li yıllardan bu yana üniversiteler artık ürettiği bilgi ile topluma değer 339 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü yaratması gereken, toplumun hizmetinde olması gereken, ulusal olmaktan çok küresel bir bilgi ve inovasyon ağının merkezleri olarak görülmekte, bilginin evrenselliği ile ilgilenmektedirler (2009). Uluslararası rekabetçi pazarda etkinlik göstermektedirler. Teknolojik temelli firmalarla birlikte çalışarak yeni dinamik yapılar geliştirmektedirler. İnsanlık tarihinin, ileri teknolojinin etkisi ile uğradığı inanılmaz değişiklikler, hayata bakışımızı ve günlük yaşamımızı değiştiriyor, bizi şaşırtıyor ve baş döndürüyor. Tam da bu noktada dünya ülkelerinin, 2017 yılında ortaya konulan Toplum 5.0 -süper akıllı toplum- kavramı için, o ülkenin toplumunu oluşturan temel değerleri ve kurumları güçlendirerek, hedeflerini bölge dinamiklerine uygun revize ederek, cinsiyet ayrımcılığı yapmadan, eşitsizlikleri gidererek, programlar ve planlı çalışmalar yapması gerekiyor. Burada ana görev üniversiteler ve sivil toplumda. Buralarda üretilen fikirler bir nevi kamu kararlarını, kamunun olaylara ve taleplere bakış açısını değiştirebiliyor. Sosyal hizmet çalışmaları ve sivil toplum geniş halk kitlelerine yönelik sürekli eğitim programları düzenliyor, güncel gelişmeleri ve sorunları aktarıyor, cinsiyet ayrımcılığına karşı farkındalık oluşturuyor. Bu çalışmalar, yükseköğretim kurumları ile birlikte yürütülerek akademik olarak da desteklendiğinde daha etkin olabiliyor. 8 Mart 2024’te Focus 2030 dünya genelinde toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı açısından bir değerlendirme yaptı. Aslında 2030’a doğru bu konunun tamamlanmış olması gerekiyordu. Ancak yaşadığımız küresel krizler, savaşlar, pandemiler en çok kadınları ve kız çocuklarını etkiledi. 2024’te maalesef toplumsal cinsiyet eşitliği kavramına tam olarak erişmiş bir ülkenin olmadığı raporlarda bildiriliyor (2024). 2015 ile karşılaştırıldığında Venezuela, Afganistan ve Güney Afrika gibi 18 ülkede durum daha da geriye gitti. Bununla birlikte, bu bölümün yazıldığı tarihlerde, 2024 belediye seçimlerinin sonuçları alındı. Büyük şehirlerin 5’inde, 11 ilde ve 922 ilçenin 61’inde liyakatli, çalışkan, güler yüzlü kadınlar belediye başkanı seçildiler. Daha da önemlisi, 2019 yerel seçimlerinde seçilen kadın muhtar sayısı 1.134 iken 2024 yerel seçimlerinde bu sayı %100 artarak 2.150 oldu. Doğrusu bunun gururunu yaşadık. Bu başarıda üniversitelerdeki kadın merkezlerinin ve sivil toplumun düzenlediği kongre, konferans ve seminer gibi çalışmalarda kadınların karar mekanizmalarında ve siyasetin içinde olmasını destekleyici tutumunun önemli rolü olduğunu düşünmekteyim. Bu tip konular topyekûn kitlesel çalışmaları gerektiriyor. Kadınların görünebilir icraatçı görevlere seçilmesini ve karar verme mekanizmalarında yer almasını desteklemeyi, bu konuda farkındalık çalışmalarına ısrarla, yılmadan devam etmeyi, akademide yetiştirdiğimiz genç kızlarımızın bu 340 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği pozisyonlar için teşvik edilmesini çok önemsiyoruz. Aslında 2024 seçimlerinin bu başarılı kadınları ülkemizde gelecek nesiller için birer mentördür. Dünya üniversitelerinde kadın rektörlerin sayılarının artması (2014’ten bu yana %78 oranında artış), dünyanın bilimsel olarak en güçlü 5 üniversitesini kadın rektörlerin yürütmesi topyekûn yürütülen farkındalık çalışmalarının ürünüdür. Özetle, bölümün konu başlığına uygun olarak: Üniversiteler, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (5-Toplumsal Cinsiyet Eşitliği) kavramına yönelik çalışmalara nasıl katkı sağlarlar? 1. Konu ile ilgili araştırmalar yürütürler ve yayınlarlar. 2. Veri toplayarak, istatistiki çalışmalar yaparak raporlar üretirler; Kamuda ve STK’larda konu ile ilgili stratejiler oluşmasına destek verirler. 3. İlgili Bakanlıklar, Kamu Kurumları ve STK’lar ile iş birliği yaparak “Toplumsal Katkı” bağlamında konferanslar, seminerler, paneller düzenlerler. Üniversitelerin her zaman en güvenilir kurumlardan olmaları saiki ile ilgili öğretim elemanları görsel medya ve yazılı basında kadın-erkek fırsat eşitliği konularında, kamuoyunu bilgilendirirler. 4. Kızların eğitimi, kadına yönelik şiddetle mücadele ve kadın-anne sağlığı ve kadının karar mekanizmalarında yer alması konuları başta olmak üzere sürekli olarak farkındalık, kapsayıcılık kampanyaları düzenlerler. KAYNAKÇA Banjo, D. (2024). “Pregnant Women Are Dying at Rapid Rates in Darfur, but Where’s the UN?, a Major Aid Group Asks”, PassBlue. https://www.passblue.com/ 2024/05/23/pregnant-women-are-dying-at-rapid-rates-in-darfur-but-wheres-the-un-amajor-aid-group-asks, Erişim Tarihi: 23.05.2024. Boulton, G. & Lucas, C. (2011). “What Are Universities For?”, Chinese Science Bulletin, 56(23). Focus 2030. (2024). https://focus2030.org/en, Erişim Tarihi: 05.05.2024. SHE Figures. (2021). The Path towards Gender Equality in Research and Innovation. Publications Office of the European Union (EU): Luxembourg. T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı. (2018). “Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı 2018-2023”. T.C. Cumhurbaşkanlığı. (2023). Strateji ve Bütçe Başkanlığı. “On Birinci Kalkınma Planı 20192023.” https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2022/07/On_Birinci_Kalkinma_ Plani-2019-2023.pdf, Erişim Tarihi: 15.04.2024. 341 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Tez Merkezi. (2024). “Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı”. https://tez.yok.gov.tr/ UlusalTezMerkezi/, Erişim Tarihi: 20.04.2024. THE. (2022). “Record Number of World’s Top Universities Led by Women". https://www.timeshighereducation.com/news/record-number-worlds-top-universitiesled-women, Erişim Tarihi: 20.05.2024. THE. (2024). “Quarter of World’s Top 200 Universities Led by Women”. https://www.timeshighereducation.com/world-university-rankings/quarter-worlds-top200-universities-led-women, Erişim Tarihi: 20.05.2024. THE-UNESCO IESALC. (2022). “Gender Equality: How Global Universities are Performing Part 1-2.” https://www.timeshighereducation.com/digital-editions/genderequality-how-global-universities-are-performing-part-1, Erişim Tarihi: 10.05.2024. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM). (2022). “Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Tüm Yönleri ile Araştırılarak Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu”, Yasama Dönemi: 27; Yasama Yılı: 3; Sıra Sayısı: 315. Türk Ceza Kanunu. (2004). “Kanun Numarası: 5237”. https://www.mevzuat.gov.tr/ mevzuat?MevzuatNo=5237&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5, Erişim Tarihi: 30.05.2024. Yükseköğretim Kanunu. (1981). “Kanun Numarası: 2547”. https://www.mevzuat.gov.tr/ mevzuat?MevzuatNo=2547&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5, Erişim Tarihi: 30.05.2024. Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği. (2012). “Sayı: 28388”. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/08/20120818-12.htm, Erişim Tarihi: 30.05.2024. Wissema, J. G. (2009). Üçüncü Kuşak Üniversitelere Doğru: Geçiş Döneminde Üniversiteleri Yönetmek. Özyeğin Yayınları. EK KAYNAKLAR Akkent, M. (2014). “1914-2014: Türkiye’de Kadınların Üniversitede 100. Yılı”, Amargi Dergi. Avrupa Komisyonu. (2010). “Strategy for Equality between Women and Men 2010-2015”. Council of Europe. (2007). “Higher Education and Democratic Culture: Citizenship, Human Rights and Civic Responsibility”. Elçi, D. Ö. (2021). Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Bağlamında “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği”. Artikel Akademi. Göker, Z. G. (2019). “Akademide Kadınlar ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği”, TESEV Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tartışmaları. Komsuoğlu, S. (2023). Türkiye’de Akademide Kadın. YÖMEGA Yayınları. Komsuoğlu, S. (2012). “Eğitim Alanında Fırsat Eşitliği Sorunlar, Öneriler. TBMM KadınErkek Fırsat Eşitliği Komisyonu IV. Kuruluş Yıldönümü”. Special Focus 2030. (2024). “Time to Redefine the Rules: One Campaign ahead of the Summit for a New Global Financing Pact”. 342 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Şen, H. & Kaya, A. & Alpaslan, B. (2018). “Sürdürülebilirlik Üzerine Tarihsel ve Güncel Bir Perspektif”, Ekonomik Yaklaşım, 29(107): 1-47. T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı. (2018). “Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı 2018-2023”. T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. (2021). “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele IV. Ulusal Eylem Planı 2021-2025”. T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. (2024). “Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı (2018-2023)”. https://www.aile.gov.tr/ksgm/ulusal-eylem-planlari/kadininguclenmesi-strateji-belgesi-ve-eylem-plani-2018-2023/, Erişim Tarihi: 04.05.2024. Yükseköğretim Kurulu (YÖK). (2022). “Yükseköğretim Kurulu Akademide Kadın Çalışmaları”. Yükseköğretim Kurulu (YÖK). (2023). “YÖK İstatistikleri”. https://istatistik.yok.gov.tr/, Erişim Tarihi: 27.06.2024. W20 Summit Communique. (2015). http://g20.org.tr/wp-content/uploads/2015/10/W20Summit-Final-Communiqu--.pdf, Erişim Tarihi: 04.05.2024. 343 BÖLÜM 13 EŞİTSİZLİKLERİN AZALTILMASI, ÇEŞİTLİLİK VE KAPSAYICILIK Berkay Orhaner * ÖZET Çok boyutlu ve işlevli kuruluşlar olan yükseköğretim kurumları, toplumsal eşitsizliklerin azaltılması ve çeşitliliğin sağlanması hedeflerinin gerçekleştirilmesine çok yönlü katkılar sağlayabilirler. Tarih içerisinde hukuki düzenlemelerle bağlantılı olarak yükseköğretim kurumları, kurumsal işleyişlerinde, araştırma süreçlerinde ve topluma yönelik katkılarında eşitsizliklerin giderilmesi konusunda toplumsal bilinç düzeyini yükseltmiş ve kapsamlı uygulamalar geliştirmişlerdir. Yükseköğretim kurumlarının ilgili çalışmaları günümüzde çeşitlilik, eşitlikçilik ve kapsayıcılık kavramlarını ön plana çıkaran uygulama çerçeveleri altında ifade edilmektedir. ABD’de daha eski bir geçmişe sahip olan bu uygulamalar, Türkiye’nin de içinde bulunduğu Avrupa Yükseköğretim Alanındaki ülkeler tarafından hızla uluslararası ve ulusal düzenlemelere bağlı olarak uyarlanmaktadır. Toplumsal eşitsizlikler yükseköğretim kurumlarındaki araştırma süreçlerini de etkilemektedir. Başta kadınlar, ayrıcalıklı veya seçkin gruplarda yer almayan sosyo-kültürel gruplar içerisinde yer alanlar, engelliler ve diğer dezavantajlı gruplar, hâlen araştırma süreçlerinde ve bu süreçlerin bir getirisi olarak atama-yükseltmeyle ilgili kararlarda eşitsizliklerle karşılaşmaktadır. Yükseköğretim kurumlarının eşitsizlikleri azaltmaya yönelik toplumsal katkıları iki düzeyde gerçekleşebilmektedir. Buna göre yükseköğretim kurumları kendi kurumsal yapı ve işleyişlerinde eşitsizliklerin giderilmesi için toplumun geneline örnek olabilecek çalışmalar yapabilecekleri gibi, toplumsal eşitsizliklerin giderilmesine yönelik araştırma süreçlerine odaklanabilir ve sorunların çözümü için kamu kurumları, diğer üniversiteler, yerel yönetimler, uluslararası kuruluşlar ve özel şirketlerle iş birlikleri geliştirebilirler. Anahtar Kelimeler: Eşitlik, Toplumsal Adalet, Çeşitlilik, Eşitlikçilik, Kapsayıcılık * Dr. Öğr. Gör.; TED Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Temel Bilimler Bölümü;
[email protected]; Orcid: 0000-0003-0324-2411 345 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü DIVERSITY, INCLUSION AND REDUCING INEQUALITIES ABSTRACT Higher education institutions, which are multi-dimensional and functional organisations, can make versatile contributions to achieving the goals of reducing social inequalities and ensuring diversity. Throughout history, in connection with legal regulations, higher education institutions have increased the level of social awareness and developed comprehensive practices to eliminate inequalities in their institutional operations, research processes and social contribution projects. The relevant studies of higher education institutions are today expressed under application frameworks that highlight the concepts of diversity, equity and inclusion. These practices, which have a relatively older history in the USA, are cordially being adapted by countries in the European Higher Education Area, including Türkiye, in accordance with international and national regulations. Social inequalities also affect research processes in higher education institutions. Particularly women, socio-cultural groups who are not members of privileged or elite groups, disabled people and other disadvantaged groups still face inequalities in research processes and, as a result of these processes, in decisions regarding employment and promotion. The contributions of higher education institutions to society in terms of reducing inequalities can be actualised at two levels. Accordingly, higher education institutions can carry out practices that can set an example for the society in general in order to eliminate inequalities in their institutional structure and functioning, as well as focus on research processes aimed at eliminating social inequalities and develop collaborations with public institutions, other universities, local governments, international organizations and private companies to solve problems. Keywords: Equality, Social Justice, Diversity, Equity, Inclusion 346 Eşitsizliklerin Azaltılması, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık GİRİŞ Türkiye Cumhuriyeti’nin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in ünlü olmuş sözleri arasında şu cümle de bulunmaktadır; “Eğer bana Cumhuriyet nedir, diye sorarsınız. Size cevabım şudur: Cumhuriyet benim işte! İslamköy’den çıkmış bir köylü çocuğunu cumhurbaşkanı yapan, Cumhuriyet’tir.” (Bila, 2015). Bir köy çocuğunun cumhurbaşkanı olabilmesini sağlayan en önemli etken eğitim sisteminin eşitlikçi uygulamalar doğrultusunda yaygınlaşması ve kapsayıcılığının artmasıdır. Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren ailesinde daha önce yükseköğrenim görmemiş pek çok kişi bu sayede üniversiteye erişebilmiştir. Eğitim sisteminin ilköğretimden başlayarak sunduğu ücretsiz yatılı okullar, parasız eğitim imkânı ve yükseköğretim kurumlarına kayıtların başarıya dayalı olması, özellikle üniversite mezuniyetinin önemli bir sosyo-ekonomik seviye ve statü değişimi sağlayabilmesine imkân vermiştir. Köyde doğan yoksul bir çocuğun, devletin sunduğu ücretsiz eğitim sayesinde toplumsal yapılanmada en yüksek seviyelere erişebilmesi, günümüzde belki imkânsız değildir ancak her geçen zaman daha düşük bir olasılık haline gelmektedir. Eğitim sayesinde sosyo-ekonomik düzeyin ve statünün yükselmesi, yeni kurulan veya yeni gelişmeye başlayan ülkelerde ve büyük toplumsal değişimlerin yaşandığı özel zamanlarda görülen geçici bir etki olabilir. Ünlü sosyolog Bourdieu, eğitim sisteminin eşitsizlikleri giderebilecek bir etkiye sahip olmasına büyük bir şüpheyle yaklaşır, hatta okulların toplumsal adaletsizliği teminat altına aldığını ve yeniden ürettiğini iddia eder (Bourdieu, 1990: 130). Sembolik statülere sahip okullar, mezunlarına aynı soylulara verilen unvanlar gibi statüler verirler (Gerhards & Hans & Drewski, 2018). Böylece eğitim sistemi, okullarda sürdürülen toplumsal ilişkiler üzerinden baskınlık (hegemonya) ilişkileri üretir ve bu ilişkileri yeniler. Böylece seçkin toplumsal gruplar varlıklarını okullar üzerinden sürdürülebilir hale getirirler ve sağlama alırlar. Bourdieu’yu haklı çıkarır şekilde, geniş çaplı yapılan araştırmalarda halen en çok üniversite kazanan adayların bulunduğu şehir ve mahallelerin aynı zamanda en fazla gelire sahip yerleşimler oldukları saptanmaktadır (Lee, 2023). Toplumun ‘saygın’ olarak gördüğü geçmişlere sahip olan öğrenciler, ‘saygın’ okulların beklentilerini oluşturan norm ve değerlerle eşleşebildikleri için kendilerine bu okullarda kolaylıkla yer bulabilirler. Böylece toplumsal eşitsizlikler eğitim süreçleriyle yeniden üretilebilir (Wicaksono, 2024). 347 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Üniversiteler ve toplumsal eşitsizlikler arasındaki ilişki günümüzde daha karmaşık ve tartışmalı bir hale gelmiştir ve bu tartışma üniversitelerin aynı anda hem gelenekçi hem ilerlemeci özellikler gösteren kurumsal özellikleriyle de yakından ilişkilidir. Günümüzdeki anlamıyla “üniversite” sözcüğü 1300’lü yıllardan itibaren kullanılmaktadır ve bu terim aslında Latince bir tabir olan universitas magistrorum et scholarium (uzmanların ve bilginlerin bir araya gelerek oluşturdukları topluluk) ifadesinin kısaltılmış halidir. Dolayısıyla tanımı gereği üniversite, bir konuda uzmanlaşmış veya ustalaşmış kimselerin ülküsel (ideal) olarak doğrunun, iyinin ve güzelin arayışında oldukları bir toplumsal yapıdır. Bilgi ve beceri temelli olmaları, üniversitelere meritokratik bir özellik kazandırır. Bu kavramsallaştırma kapsamında üniversiteler, bilginin peşinde olan kişileri, kişisel özelliklerinden bağımsız, diğer bir söylemle “eşit” bir şekilde “kapsar” ve var oluş amacına uygun olarak “çeşitliliği” vurgular. Üniversitelerin amacı, idari yapılanması, yönetim süreçleri, törenleri hatta fiziksel özellikleri tarihsel bir süreklilik içerir. Bir üniversitenin yapısal özelliklerinin birçoğu, örneğin derslikler, üniversite yöneticilerine verilen isimler, sınavlar, konferanslar büyük oranda aynı kalmıştır. Diğer yandan tarihsel bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, üniversitelerdeki gelenekçiliğin tutuculuğa neden olabileceği de görülür; Oxford Üniversitesi’nin kadın öğrencilere diploma vermesi için 800 yıl geçmesi gerekmiştir. Üniversiteler aynı zamanda yeniliklerin ve ilerlemenin sembol kurumlarıdır. Üniversiteler bilimsel yeniliklerin keşfedilmesine olanak tanımasının yanı sıra toplumsal ve siyasal konularda yenilikçi fikirlerin ifade edildiği ve uygulandığı toplumsal yapılar oluşturur. Genellikle üniversite içerisindeki toplumsal yaşantı, toplumun geneline göre daha özgürlükçü ve ilerlemeci özellikler içerir. Bu kapsamda üniversitelerin toplumsal cinsiyet hareketlerinin, ırksal ve dinsel ayrımcılığa karşı özgürleşmeyi savunan düşüncelerin ve siyasal baskıcı rejimleri protesto eden yaklaşımların merkezinde olması şaşırtıcı değildir. Bilgi ve beceriyi vurgulayan yaklaşımı ve özgürlükçü-ilerlemeci karakteri, üniversiteyi eşitsizliklerle mücadele ve kapsayıcılık konusunda önemli ve göz önünde olan bir özne haline getirir. Birleşmiş Milletler (BM) Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarında (SKA) 10. amaç olarak tanımlanmış olan “Eşitsizliklerin Azaltılması”, sürdürülebilir kalkınmaya ilişkin unsurların neredeyse tamamıyla kesişen bir konu başlığı sunar. Eşitsizliklerle mücadele; yoksulluk, açlık, toplumsal cinsiyet eşitliği ve insana yakışır iş gibi toplumsal 348 Eşitsizliklerin Azaltılması, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık sürdürülebilirlik konularıyla ilgili olduğu gibi, iklim değişimi, yenilenebilir enerji ve temiz suya erişim gibi çevresel sürdürülebilirliği ilgilendiren amaçların gerçekleşmesi için de merkezi bir öneme sahiptir. Çok boyutlu ve işlevli kuruluşlar olan üniversiteler, eşitsizliklerin azaltılması ve çeşitlilik konularına çok yönlü katkılar sağlayabilirler. Üniversitelerin temel işlevleri olarak görülen eğitim, araştırma ve toplumsal katkı alanlarının her birinde eşitsizliklerin azaltılması ve çeşitliliğin sağlanmasına yönelik pek çok uygulama alanı ve hedef bulunmaktadır. Bunlara ek olarak üniversiteler, işveren kuruluşlar olarak da eşitsizliklerin azaltılması ve çeşitlilik konusuyla ilgilidir. Bu bölümün öncelikli amacı okuyucuya yükseköğretim kurumları ve toplumsal eşitsizlik ilişkisi hakkındaki tarihsel gelişmeler, mevcut uygulamalar ve güncel tartışmalar hakkında bilgi sunabilmektir. İlerleyen başlıklarda öğretim süreçleri ve akademik araştırmalarda toplumsal eşitsizliklerin kaynaklarına, bu eşitsizliklerin neden olabilecekleri sorunlara ve çözüm önerilerine yer verilmiştir. Yükseköğretim kurumlarının toplumsal eşitsizliklerin giderilmesine yönelik üstlenebilecekleri toplumsal katkılar ayrı bir başlık olarak incelenmiştir. Ayrıca yükseköğretim kurumlarında çeşitlilik, eşitlikçilik ve kapsayıcılıkla ilgili çalışmaların Türkiye’deki durumu değerlendirilmiştir. 1. EĞİTİM-ÖĞRETİMDE EŞİTSİZLİKLERİN AZALTILMASI, ÇEŞİTLİLİK VE KAPSAYICILIK Toplumsal eşitsizliklerin azaltılması hedefine bağlı olarak yükseköğretim kurumlarının ele alabilecekleri çalışmalar öncelikle öğrencilere, dolayısıyla eğitim süreçlerine yöneliktir. Diğer yandan eşitsizliklerin azaltılmasına yönelik geliştirilebilecek politikalar ve uygulamaların etkisi yalnızca eğitim süreçleriyle kısıtlı kalmamaktadır. Öğrenciler için sağlanan toplumsal eşitlik olanakları, yükseköğretim kurumlarının iklimine yayılır; araştırma süreçlerini, topluma yönelik etkinlikleri ve kurumsal işleyişi de etkiler. 1.1. Eğitim Eşitsizliğinin Önlenmesine Yönelik Hukuki Düzenlemeler Batı uygarlığındaki üniversitelerin öğrenciler arasında ayrım gözetmeme ve fırsat eşitliği sağlama konusundaki karneleri 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar oldukça zayıftır. ABD’de ve Batı Avrupa ülkelerinde yükseköğretim kurumları 349 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü yüzyıllar boyunca kadınlara, farklı etnik kökenlerden ve inançlardan gelen kişilere ayrımcılık uygulamıştır. ABD’de kadınların seçme ve seçilme hakkı kazanmaları 1920 yılında anayasaya yapılan eklentiyle hukuki güvence altına alınmıştır. Bu kazanım aynı zamanda kadınların üniversitelere erişimi önündeki engelleri de kaldırmıştır ancak bu özgürlükler nüfusun diğer dezavantajlı grupları için geçerli değildir. ABD’de kölelik 1863 yılında kaldırılmış olmasına rağmen ilerleyen yüzyıl boyunca siyah nüfusa yönelik ayrımcılık uygulamaları devam etmiştir. Uzun yıllar süren toplumsal mücadeleler sonucunda 1964 yılında çıkarılan Yurttaş Hakları Kanunu (Civil Rights Act, 2022) restoranlar, toplu taşıma araçları, oteller gibi kamuya açık mekânlarda ayrımcılık yapılmasını ülke genelinde yasaklamıştır. Bu kanun aynı zamanda beyaz olmayanların üniversitelere erişimini engelleyen ayrımcı kuralların da kaldırılmasını sağlamıştır. Benzer süreçler çeşitli Avrupa ülkelerinde de gözlemlenmiştir. Örneğin Birleşik Krallık’ta ırksal ayrımcılık, 1965 yılına kadar kanunen suç olarak görülmemiştir (UK Parliement, 2024). Almanya, Belçika, Hollanda, Kuzey Avrupa ülkeleri gibi Avrupa’nın birçok bölgesinde belirli toplum gruplarının karşılaştıkları ayrımcı uygulamalar uzun süre varlığını korumuş, bu uygulamalar 1960’lı ve 70’li yıllara kadar hukuki ve siyasi düzenlemelerin konusu olamamıştır (Andersson & Lyngstad & Sleutjes, 2018). Günümüzde ayrımcılığın engellenmesi için en azından hukuki düzenlemeler kapsamında dünya genelinde ortak bir iradenin gösterilmiş olduğu söylenebilir. Uluslararası anlaşmalar ve ulusal düzenlemeler sayesinde dünyanın büyük bir bölümünde ırka veya cinsiyete dayalı ayrımcılığın önlenmesi hukuki olarak güvence altına alınmıştır. Türkiye’de ise eğitim eşitliğine yönelik hukuki düzenlemeler, ABD’den ve birçok Avrupa ülkesinden çok daha önce yürürlüğe girmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasası olan 1924 Anayasası’nın 69. maddesine göre, “Her türlü grup, sınıf, aile ve kişi ayrıcalıkları kaldırılmıştır ve yasaktır” (T.C. Anayasa Mahkemesi, 2024). Dolayısıyla Türkiye’de eğitimde ayrımcılık 1924’ten beri reddedilmiş olduğu için, geçtiğimiz yüzyıl boyunca eğitim eşitliğini dünya genelinde yayınlaştırmaya çalışan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (1948) gibi sözleşmeler ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) gibi uluslararası kuruluşların çalışmaları, ayrımcılığı engellemeye yönelik hukuki altyapının oluşturulması konusunda Türkiye’ye herhangi bir yenilik getirmemiştir (Tunç, 1971: 176, 191). 350 Eşitsizliklerin Azaltılması, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık Eğitim eşitsizliklerine yayınladığı birçok raporda değinen UNESCO, 1999 yılında düzenlenen Dünya Bilim Konferansı Deklarasyonu’nda, bilimsel ortamlarda cinsiyet, engellilik, azınlıklar ve dezavantajlı grupları etkileyen her türlü engelin ortadan kaldırılması çağrısını yapmıştır (UNESCO, 1999). Örgütün 2018 yılında yayınladığı “Bilim ve Bilimsel Araştırmacılar Tavsiyesi” ise bir politika belgesi özelliği taşır. Bu tavsiye karar, UNESCO’ya üye olan tüm ülkelerde eğitim süreçlerinde ve profesyonel bilimsel araştırma ortamlarında ırk, renk, soy, biyolojik ve toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, yaş, ana dil, din, siyasi düşünce, ulusal, etnik veya toplumsal köken, doğuma ilişkin ekonomik veya toplumsal koşullar ve engellilik ile ilgili konularda hiçbir ayrım yapılamayacağı vurgulanır (UNESCO, 2018). Eğitim eşitsizliklerinin engellenmesiyle ilgili hukuki altyapının varlığı tek başına eğitim eşitsizliklerinin ortadan kaldırılması için yeterli değildir. Günümüzde Türkiye de dahil olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde kadınların, göçmenlerin, ekonomik ve kültürel yoksunluk çeken toplumsal grupların eğitime erişimini zorlaştıran engeller tümüyle kaldırılmış değildir. Dolayısıyla 21. yüzyılda eğitim eşitsizliklerinin azaltılmasının temel gündeminin hukuki düzenlemelerden çok eğitimde fırsat eşitliğine yönelik geliştirilen politikalar, programlar ve toplumsal girişimler gibi konunun uygulama yönüne ilişkin alanlarla ilgili olması beklenebilir. 1.2. Çeşitlilik, Eşitlikçilik ve Kapsayıcılık (ÇEK) Uygulamaları Eğitimde toplumsal adaletin sağlanması, eğitime yönelik hakların ve kaynakların daha adil paylaşımı, hükümet düzeyinde ele alınan politikalarla bağlantılı olduğu kadar kurumlar düzeyindeki çerçeve programlarla da ilgilidir. Günümüzde hem ulusal hem kurumsal düzlemlerde, eğitimde eşitsizliklerin giderilmesi ülküsüne, uygulamaya dayalı çerçeve programlarla erişilmek amaçlanmaktadır. Bu çerçeve programlar genellikle vurguladıkları üç temel kavram olan çeşitlilik (diversity), eşitlikçilik (equity) ve kapsayıcılık (inclusion) isimleriyle anılmaktadır. Farklı kaynaklarda bu üç kavramın ve oluşturdukları kısaltmanın (genellikle ‘DEI’) sıralanışı değişebilmekte, ayrıca aidiyet veya erişim gibi ek başlıklar da vurgulanabilmektedir. Çeşitlilik, eşitlikçilik ve kapsayıcılık başlığı henüz Türkçede yeterince yaygınlaşmış ve şekillenmiş bir terim değildir. Bu kitap bölümünde eğitimde eşitsizliklerin giderilmesine yönelik uygulamaları tanımlamak için akademik yazında en çok tercih edilen kullanım olan “çeşitlilik, eşitlikçilik ve kapsayıcılık” başlıklarını ve “ÇEK” kısaltmasını kullanacağız. 351 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü 1.2.1. Çeşitlilik Çeşitlilik, bir toplumsal grup içerisinde yer alan bireylerin arasındaki etnik köken, toplumsal cinsiyet, din, sosyo-ekonomik grup ve diğer kültürel özellikler gibi farklılıkları ifade eder. Çeşitlilik arttıkça bireyler arasındaki farklılıklar benimsenir ve farklı biyolojik, toplumsal ve kültürel özelliklerin bir arada bulunması bir zenginlik olarak görülür. Çeşitlilik, özellikle yükseköğrenim kurumlarında var olması istenilen bir özelliktir. Çünkü çeşitliliğin artması farklı bakış açılarının içerilmesini, eleştirel düşünceye yönelik kazanımların ve kültürler arası farkındalığın artmasını sağlar (Ghosh, 2012; Gurin vd., 2002; Turner, 2013). Ayrıca çeşitlilik, bir bakıma sayılar üzerinden ifade edilebilir ve izlenebilir. En basit anlamda öğrencilerin, öğretim elemanlarının ve idari çalışanların demografik verileri çeşitlilik hakkında bilgi sunabilir (Ford & Patterson, 2019). Çeşitlilik kavramının önem kazandığı bir diğer alan, bireylerin, içinde bulundukları coğrafi ve siyasi sınırların ötesinde dünyanın genelini ilgilendiren toplumsal, siyasi, çevresel ve ekonomik konulara yönelik geliştirebilecekleri farkındalığı ifade eden küresel vatandaşlık kavramıdır (United Nations Academic Impact, 2024). Başta UNESCO olmak üzere, BM kuruluşları küresel vatandaşlıkla ilgili konuların yükseköğretim kurumlarının müfredatlarında yer alması için çaba göstermektedir (UNESCO, 2024). Çeşitliliğin artırılmasıyla sağlanacak farklı bakış açıları ve küresel düşünebilme yetisi küresel vatandaşlık kavramının daha iyi anlaşılmasına katkı sunabilir. 1.2.2. Eşitlikçilik Eşitlikçilik (equity) bir terim olarak eşitlikten (equality) farklı bir vurgu içermektedir. Her iki kavramın amacı toplum içerisindeki eşitsizliklerin giderilmesini sağlamaktır. Eşitlik, bu amaca ulaşabilmek için kişi veya topluluklara aynı kaynak ve fırsatların verilmesidir. Eşitlikçilik ise kişi ve toplulukların kendilerine özgü gereksinimlerine odaklanmaktadır. Dolayısıyla eşitlikçi yaklaşımlar, kişilerin güçlü ve zayıf yönlerini, sosyo-ekonomik geçmişi ve günümüz toplumunun dengelerini gözeterek değerlendirir; kişilerin başarılı olmaları için gerekli özel kaynakları sağlamaya odaklanır. Dolayısıyla eşitlikçilik, eşitliğin adil ve hakkaniyetli sağlanabilmesini amaçlamaktadır. Eğitim dünyası için eşitlikçilik, öğrencilerin başarılı olmalarını ve eşit fırsatlara erişmelerini engelleyen özel engellerin saptanması ve bu engellerin nitelikli yaklaşımlarla aşılmaya çalışılmasıdır (Clancy & Goastellec, 2007). 352 Eşitsizliklerin Azaltılması, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık Örneğin bir üniversite, tüm öğrencilere aynı modelde diz üstü bilgisayar vererek, öğrenciler arasında fırsat eşitliğini sağlamayı amaçlayabilir. Oysa ekonomik durumu iyi öğrenciler, üniversitenin vereceğinden daha gelişmiş bilgisayarlara zaten sahip olabilirler. Ayrıca tasarım ve mühendislikle ilgili bölümlerde okuyan öğrenciler, hukuk bölümündeki öğrencilerden daha farklı özelliklere sahip bilgisayarlara gereksinim duyabilirler. Dolayısıyla herkese eşit davranmak yerine, eşitlikçi bir yaklaşım, mevcut kaynakların daha adil şekilde dağıtılmasını sağlayabilir. Eşitlikçiliğin yükseköğrenim kurumları için en öncelikli konusu öğrencilerin ve çalışanların seçimidir. Yalnızca maddi başarı ölçütlerini değerlendirmek yerine, tarihsel dezavantajları gözeterek öğrencilere kayıt hakkı tanıyan üniversiteler, özellikle ABD tarihi için oldukça önemlidir. Tarihsel olarak siyahlara yükseköğrenim hakkı sağlayan üniversiteler 1, 1863’te ABD’de köleliğin kaldırılmasından günümüze önemli bir toplumsal işlev üstlenmektedir. Benzer bir tarihsel gelişim, kadınlara yükseköğrenim hakkı sağlayan kurumların tarihleri üzerinden de takip edilebilir. Ayrıca çalışanların seçimi ve mesleklerinde ilerlemeleri, yine eşitlikçi yaklaşımlar üzerinden değerlendirebilir. Eğitimde eşitlikçilikle ilgili uygulamaların yalnızca öğrencilere kayıt ve çalışanlara istihdam hakkı verilmesinin ötesinde oldukça geniş bir etki sahası bulunmaktadır. Üniversite yaşamı içerisindeki kültürel ve ırksal sıradüzenlerin çözülmesi eşitlikçi yaklaşımlarla mümkündür (Brennan & Naidoo, 2008; David, 2007). 1.2.3. Kapsayıcılık Kapsayıcılık kavramı, farklı kökenlerden gelen ve farklı özelliklere sahip kişilerin içlerinde yer aldıkları kurumda farklılıklarını duyurabilmelerini amaçlar. Farklı kökenlerden gelen kişilerin bir kurumda fikirlerini ve bakış açılarını özgürce ifade etmeye istekli olmaları kapsayıcılığın sonucudur. Yükseköğretim kurumlarında kapsayıcılık, farklı öğrenme gereksinimleri bulunan öğrencilere saygı duyulması, bu öğrencilerin tanınmaları ve desteklenmeleri anlamında kullanılabilir (Nunan & George & McCausland, 2000; Strnadova & Hajkova & Kvetonova, 2015). Bir yükseköğrenim kurumunda kapsayıcılığın var olması öğrencilerin kuruma yönelik aidiyet duygularını artırır. Etiketlenme, ön yargı ve ayrımcılık korkusu olmaksızın kimsenin içinde yer aldığı kurumda dışlanmış hissetmemesi kapsayıcı uygulamalarla mümkündür (Morgado vd., 2016). Öğretim süreçlerini daha kapsayıcı hale getirebilmek amacıyla 1 Örneğin Oberlin College (Ohio) veya Howard University (Washington). 353 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü yükseköğrenim kurumları, öğrencilerin değişkenlik gösterebilecek gereksinimlerine yanıt verebilecek farklılaşabilen öğretim yöntemlerini benimseyebilir (Mag & Sinfield & Burns, 2017). Tek düze olmayan, farklı kökenlere ve gereksinimlere yanıt verebilen bir eğitim sistemi, üniversitelerin toplumun daha geniş kesimlerine katkı sunabilmesini sağlar. Toplumbilimci ve eleştirmen Ivan Illich’e göre nitelikli bir eğitim sistemi, öğrenim gerçekleştirmek isteyen herkese, yaşantılarının herhangi bir döneminde kaynaklara ulaşmak ve yetenekleri geliştirebilmek amacıyla imkân sağlayabilmelidir (Illich, 2006: 96-97). 1.3. ÇEK Uygulamalarının ABD’deki Tarihsel Gelişimi ÇEK uygulama çerçeveleri, sosyo-kültürel köken açısından heterojen bir nüfus yapısına sahip olan ve geleneksel olarak bir göçmen toplumu olarak görülen ABD’de şekillenmiştir. Köleliğin kaldırılması ve tüm nüfusa eşit hukuki hakların sağlanması, ABD toplumunda ayrımcılığın sistemli bir şekilde yaygınlaşmasına engel olamamıştır. Siyahların, kadınların, çeşitli göçmen grupların adil bir toplumsal yaşam için verdikleri uzun soluklu mücadeleler, özellikle 1960’lı yıllarda yoğunlaşmış, ÇEK ile ilgili düzenlemeler bu dönemde ortaya çıkmaya başlamıştır. İşyerlerindeki ırksal ayrımcılık uygulamalarına yönelik açılan davaların etkisiyle, çeşitli şirketler ırksal ayrımcılığın önüne geçilebilmesi için çeşitli düzenlemeler geliştirmişlerdir. Bu düzenlemeler, genellikle şirket çalışanlarının ayrımcılık konusundaki farkındalıklarının artırılması amacıyla düzenlenen eğitimleri içermiştir. İlerleyen on yıllarda ÇEK çalışmaları yalnızca şirket içi eğitimlerle sınırlı kalmaksızın, işe alım ve iş yerinde yükselme süreçlerini de kapsayacak şekilde gelişmiş, yalnızca ırksal değil toplumsal cinsiyet ayrımcılığını gözeten bir nitelik kazanmıştır. ABD kamuoyunda toplumsal çeşitlilik zamanla kültürel zenginlik olarak algılanmaya başlanmış ve olumlu bir görünüm kazanmıştır. Böylece ÇEK uygulamaları, bir kurumun başarısını artırabilecek, oldukça hassas stratejik öneme sahip ve üst yönetim kurullarında ele alınması gereken bir öncelik haline gelmiştir (Golden, 2024). Bu gelişmelere rağmen, siyah nüfusun ABD toplumu içerisindeki göreceli dezavantajlı durumu 2000’li yıllarda da devam etmiştir. Sosyal medyanın yerel örnekleri görünür kılan ve toplumsal örgütlenmeyi kolaylaştıran etkisiyle 2013 yılında ‘Siyahların Yaşamları Değerlidir’ (Black Lives Matter) hareketi başlatılmıştır. Bu hareket kapsamında adalet sisteminin siyahlara karşı takındığı eşitliksiz tutum ve emniyet güçlerinin siyah nüfusa yönelik önyargısı ve uyguladığı orantısız güç, geniş kitleler tarafından eleştirilmiştir. 2020 yılında beyaz polisler tarafından işlenen George Floyd 354 Eşitsizliklerin Azaltılması, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık cinayeti ‘Siyahların Yaşamları Değerlidir’ hareketini ülke çapında bir olguya dönüştürmüştür. Bu gelişmelere bağlı olarak ÇEK uygulamaları daha görünür olmuş, pek çok kurum ÇEK ile ilgili uygulamalarını güçlendirmiştir. 2019-2022 yılları arasında şirket ve kurumların yönetim kurullarında ÇEK politikalarını yöneten üyelerin sayısında %168’lik bir artış gözlenmiştir (George, 2023). Öncelikle iş dünyasında doğan ve yaygınlaşan ÇEK uygulamaları, zamanla ABD’deki üniversiteler tarafından da içselleştirilmiştir. ABD yükseköğrenim kurumlarındaki öne çıkan ÇEK uygulaması, öğrenci ve çalışan seçiminde çeşitliliğe önem verilmesi, tarihsel olarak yükseköğretim dünyasında daha sınırlı temsil edilen toplumsal grupların yükseköğrenime erişim imkânlarının desteklenmesi olmuştur. Ayrıca yükseköğretim kurumlarının eğitim süreçlerinde ve kurumsal işleyişlerinde kullanılan dilde ve yönetim tercihlerinde farklı toplumsal hassasiyetlere duyarlı olunması için çaba gösterilmiştir. Politik doğruculuk ismiyle de anılan bu tutum, farklı inançlara, dillere, toplumsal cinsiyetlere ve kültürlere sahip kişileri incitmeyecek ve bu kişileri dışlanmış hissettirmeyecek yaklaşımları benimsemeyi amaçlamaktadır. ABD’deki birçok üniversitede ÇEK ile ilgili politikaları izleyen uygulama merkezleri bulunmaktadır. Bu merkezler, ÇEK kapsamında değerlendirebilecek, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, ırksal eşitsizlikler, kültürel azınlıklar, dezavantajlı gruplar gibi konularda belirlenen öncelikleri, öğrenci seçimi, yerleşke yaşantısı, yerleşke içerisindeki etkinlikler gibi alanlarda takip etmektedir. Ayrıca ABD üniversitelerindeki ÇEK uygulamalarının üniversitenin saygınlığı arttıkça daha kapsamlı hâle geldiği gözlenmiştir (Paul & Maranto, 2021). 1.4. ÇEK Uygulamalarının Kuramsal Temelleri ÇEK uygulamalarına yön veren başlıca kuramsal bakış açısı Eleştirel Irk Kuramı (Critical Race Theory) olarak adlandırılan, ırksal ayrımcılığın yalnızca bireysel önyargılarla sınırlı kalmaksızın toplumsal kurumlar tarafından sistemleştirildiğini öne süren düşüncedir. Bu bakış açısına göre hukuki düzenlemeler her türlü toplumsal ayrımcılığı her ne kadar yasaklamış olsa da, eğitim kurumlarında, adalet sisteminde, emniyet güçlerinin uygulamalarında varlığı kolaylıkla hissedilebilen farklı toplumsal gruplara yönelik adaletsiz uygulamalar, tarihsel bir birikimin sonucunda içselleştirilmiş ve olağanlaştırılmış durumdadır. Toplumsal yaşantıda ve hukuki uygulamalarda yer alan ırksal ayrımcılık, toplumsal gücü elinde bulunduran ‘beyaz’lara kendi çıkarlarını ve ayrıcalıklı konumlarını korumak için fayda sağlamaktadır. Bu düzen içerisinde her ne kadar verilen kararların ‘liberal’ ve ‘nötr’ olduğuna dair vurgu yapılıyor olsa da hukuki 355 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü düzenlemelerin ve yönetim yaklaşımlarının içselleştirmiş olduğu ‘renk körü’ işleyişler, ırksal ayrımcılığın sürmesine neden olan sonuçlar doğurmaktadır (Gillborn, 2015; Christian & Seamster & Ray, 2019). Irksal ayrımcılığın toplumun tüm kurumlarında içselleştirilmiş olması nedeniyle, Eleştirel Irk Kuramı’na göre ÇEK gibi uygulama çerçevelerinin yaygınlaşmış olmasına rağmen ırksal ayrımcılık hâlâ sürmekte, ÇEK uygulamalarının amaçları genellikle yalnızca sözde kalmaktadır. Örneğin yapılan bir araştırma, 2010’lu yıllarda ÇEK uygulamaları özellikle ABD’deki üniversitelerde oldukça yaygınlaşmış olmasına rağmen, ABD’deki yükseköğretim kurumlarında 2013-2019 yılları arasında ‘beyaz’ olmayan kadrolu öğretim üyelerinin yalnızca %1’lik bir kesiminin bir üst akademik seviyeye yükselebildiğini göstermiştir (Lewis, 2022). Eleştirel Irk Kuramı için kesişimsellik (intersectionality) terimi oldukça önemlidir. Bu terim, ırksal ayrımcılığa ek olarak toplumsal ayrımcılığın bürünebileceği pek çok farklı biçime dikkat çeker. Bireyler, farklı ayrımcılık türlerinin kesişimlerinde yer aldıkları ölçüde, toplumsal adaletsizliklerin olumsuz etkilerine daha fazla maruz kalırlar. Örneğin, ABD toplumunda siyah, engelli ve Müslüman bir kadın, göreceli olarak siyah bir erkekten daha fazla ayrımcılıkla karşılaşabilir. ABD’deki yükseköğretim kurumları, kapsayıcılık uygulamaları kapsamında farklı ayrımcılık türlerinin kesişimlerinde yer alan bireylerin içerilmesine yönelik hedeflere sahip olmasına rağmen, öğrenci dağılımı ve çalışan kadrosundaki sayılar, bu politikaların gerçekte yeterince uygulanamadığını göstermektedir (Lafferty vd., 2024). 1.5. ÇEK Uygulamalarına Yönelik Eleştiriler ve Tartışmalar ÇEK uygulamaları, özellikle 2010’lu yıllardan itibaren ABD’de hem daha fazla yaygınlaşmış hem de ciddi olumsuz eleştirilerin konusu olmuştur. Olumsuz eleştirilerin odağında ağırlıklı olarak yükseköğretim kurumlarında uygulanan ÇEK politikaları ve üniversitelerin toplumsal rolü üzerine yapılan değerlendirmeler bulunmaktadır. ÇEK uygulamalarını savunanlar, üniversitelerin bir kurum olarak toplumun ilerleyişine öncülük etmesi ve toplumsal adaleti sağlamak konusunda halka örnek olması gerektiğini düşünmektedir. Dolayısıyla üniversite, yalnızca ülküsel olarak iyinin, doğrunun ve güzelin peşinde koşmakla yetinmemeli, aynı zamanda toplumsal eşitsizliklerin giderilmesini sağlamaya çalışmalıdır. Zaten Eleştirel Irk Kuramı’ndan hareketle, ‘iyinin, doğrunun ve güzelin’ peşinde olmak ülküsü, toplumun baskın ve ayrıcalıklı gruplarının çıkarları gözetilerek tanımlanmış olmalıdır. Böylece ÇEK uygulamaları, 356 Eşitsizliklerin Azaltılması, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık üniversitelerin yalnızca işleyişini daha eşitlikçi hale getirmekle kalmayacak, ayrıca üniversitelerin var oluş amaçlarını etkisi altına alan içselleştirilmiş baskıların ayırt edilmesini ve giderilmesini sağlayacaktır. ÇEK karşıtları ise ÇEK uygulamalarının -özellikle yükseköğretim kurumlarında- siyasi bir amaca hizmet ettiğini öne sürmektedir. Örneğin kamu kaynaklarını kullanan bir devlet üniversitesi, ÇEK programları kapsamında belirli toplumsal gruplara öğrenci veya çalışan olarak öncelik tanıdığında, vatandaşların ödediği vergiler kısıtlı bir siyasi ideolojiye göre kullanılmış olacaktır. Çeşitli kanaât önderlerine göre bu uygulamalar, tarihsel olarak dezavantajlı olduğu düşünülmeyen toplumsal grupları bilinçli ve sistemli bir şekilde dezavantajlı duruma getirebilecek, dolayısıyla ÇEK uygulamaları ‘tersine ırkçılık’ olarak görülebilecektir. Ayrıca ÇEK uygulamalarının ifade özgürlüğüne zarar verdiği, ideolojik çeşitliliği azalttığı ve meritokratik yaklaşımlardan uzaklaşarak akademik kadroları niteliksizleştirdiği eleştirilmektedir (Paul & Maranto, 2021). ABD kamuoyunda ÇEK uygulamalarına karşı olanlar 1967’de üniversitelerin toplumsal ve siyasal rolleri hakkında hazırlanan Kalven Raporu ilkelerinin günümüz üniversitelerine halen rehber olması gerektiğini düşünmektedir (Rufo, 2023). Kalven Raporu (1967), üniversitelerin güncel siyasi tartışmalardan uzak kalmasını öğütlemektedir. Raporun bakış açısına göre güncel siyasi ve toplumsal konular hakkında görüş bildirmeye çalışmak, üniversite yöneticileri üzerinde gereksiz bir baskıya ve üniversitelerin birer lobi kuruluşu gibi çalışmalarına neden olacaktır. Üniversiteler siyasi, toplumsal ve kültürel konularda eleştirilerin öznesi değil, himaye edicisi olmalıdır. Tüm bu gelişmeler sonucunda ÇEK, ABD kamuoyu için tümüyle siyasallaşmış bir konu hâline gelmiştir. Temelde ABD’deki siyasi sağ (Cumhuriyetçi Parti), ÇEK’in meritokrasi ve bireysel özgürlükler önünde çok büyük bir engel olduğunu düşünmektedir. Siyasi sol (Demokrat Parti) ise ayrımcılığa uğrayan azınlıkların ve toplumsal grupların maruz kaldıkları toplumsal adaletsizliğin ÇEK uygulamalarıyla azaltılabileceğini öngörmektedir (Rufo, 2023). 1.6. Avrupa Yükseköğretim Alanında ÇEK Uygulamaları Avrupa’da ÇEK ile ilgili konuların tartışılması, ABD’ye kıyasla daha yakın tarihlidir. Avrupa genelindeki yükseköğretim kurumları arasındaki kalite ve standartların denkleştirilmesi amacıyla 1999’da başlatılan Bologna Süreci, Avrupa genelinde yükseköğretim ile ilgili konuların daha geniş bir kapsamda ve derinlikli bir yaklaşımla irdelenmesini sağlamıştır. Bologna Sürecine uyum çalışmaları sonucunda 2010 yılında Avrupa Yükseköğretim Alanı (European Higher 357 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Education Area - EHEA) oluşturulmuştur (EHEA, 2024). Bu alanın temel amacı, içerisinde Türkiye’nin de olduğu 49 üye devletin yükseköğretim sistemlerinin karşılaştırılabilir ve geliştirilebilir olmasıdır 2. Bu süreçlere bağlı olarak sosyo-ekonomik ve kültürel farklılıkları nedeniyle Avrupa yükseköğretim kurumlarına yeterince erişim sağlayamayan öğrenci gruplarına ilk defa 2001 Prag Bildirisi’nde ve ilerleyen zamanlarda duyurulan bir dizi diğer bildiri ile değinilmiştir. 2007 Londra Bildirisi ise Avrupa yükseköğretim kurumları için ilk defa ‘toplumsal boyut’ kavramının tanımını yapmıştır. Toplumsal boyut kavramı, yükseköğretim kurumlarında öğrencilerin oluşturduğu toplumsal yapının, erişim, katılım ve tamamlama süreçleri dahil olmak üzere yükseköğretimin tüm seviyelerinde toplumun genel heterojen toplumsal yapısına karşılık gelecek şekilde oluşabilmesi hedefini ifade eder. 2018 Paris Bildirisi ile bu hedef hakkında çalışmak üzere Toplumsal Boyut Danışma Grubu (Advisory Group for Social Dimension) kurulmuştur. Bu grubun amacı, Bologna İzleme Grubu (Bologna Follow-up Group - BFUG) ile birlikte çalışarak, yükseköğretimde toplumsal boyut kavramına ilişkin genel hatların ve toplumsal boyutun geliştirilmesine yönelik ilke ve kılavuzların belirlenmesidir (Schmidt, 2020). 1.6.1. Yükseköğretimde Toplumsal Boyutun Güçlendirilmesi İlkeleri Toplumsal Boyut Danışma Grubunun çalışmalarının sonucunda Avrupa Yükseköğretim Alanında toplumsal boyutun gelişimini sağlamak amacıyla on ilke belirlenmiştir. Yükseköğretimde Toplumsal Boyutun Güçlendirilmesi İlkeleri (The Principles for Strengthening the Social Dimension of Higher Education) isimli bu ilkeler, ilk defa 2020’de Roma Bildirisi’ne bağlı olarak duyurulmuştur. Bu ilkeler ve ilkelere bağlı olarak üye devletlerin üstlenmesi gereken sorumluluklar tam olarak belirlenemediği için, ilgili çalışma hâlen taslak özelliğindedir. Yayınlanan en güncel belgeye göre Yükseköğretimde Toplumsal Boyutun Güçlendirilmesi İlkeleri aşağıdaki maddelerden oluşmaktadır: 2 Daha fazla bilgi için bkz. https://www.ehea.info/ 358 Eşitsizliklerin Azaltılması, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık Tablo 1. Yükseköğretimde Toplumsal Boyutun Güçlendirilmesi İlkeleri 3 1 Toplumsal boyut, sistem ve kurumsal düzeyde, ayrıca EHEA ve AB düzeyinde yükseköğretim stratejilerinin merkezinde yer almalıdır. 2 Yasal düzenlemeler veya politika belgeleri, yükseköğretim kurumlarının, yükseköğretim çalışmalarına erişimi, katılımı ve tamamlamayı genişletme yönündeki kamusal sorumluluklarını yerine getirmek için kendi stratejilerini geliştirmelerine izin vermeli ve mümkün kılmalıdır. 3 Erken çocukluk eğitiminden, okullaşma, yükseköğretim ve yaşam boyu öğrenmeye kadar tutarlı politikalar geliştirilerek tüm eğitim sisteminin kapsayıcılığı iyileştirilmelidir. 4 Güvenilir veriler, yükseköğretimin toplumsal boyutunun kanıta dayalı olarak iyileştirilmesi için gerekli bir önkoşuldur. 5 Kamu otoriteleri, yükseköğretim kurumlarına, potansiyel ve kayıtlı öğrencilerin yükseköğretim çalışmalarına erişimlerini, katılımlarını ve tamamlamalarını genişletmek amacıyla etkili danışmanlık ve rehberlik sağlamalarına olanak tanıyan politikalara sahip olmalıdır. 6 Kamu otoriteleri, yükseköğretim kurumlarına, çeşitliliği benimsemek ve yükseköğretimde eşitlikçilik ve katılıma katkıda bulunmak için yeterli kapasite oluşturmalarını sağlayacak şekilde yeterli ve sürdürülebilir finansman ve mali özerklik sağlamalıdır. 7 Kamu yetkilileri, yükseköğretim kurumlarının daha çeşitli öğrenci ve personel grubunun ihtiyaçlarına cevap verme kapasitelerini güçlendirmelerine ve kapsayıcı öğrenme ortamları ve kapsayıcı kurumsal kültürler yaratmalarına yardımcı olmalıdır. 8 Yükseköğretimde uluslararası hareketlilik programları, çeşitliliği, eşitlikçiliği ve katılımı teşvik edecek şekilde yapılandırılmalı ve uygulanmalı, özellikle savunmasız, dezavantajlı veya yeterince temsil edilmeyen kökenden gelen öğrenci ve personelin katılımını teşvik etmelidir. 9 Yükseköğretim kurumları, yükseköğretime toplum katılımının, çeşitliliği, eşitlikçiliği ve katılımı teşvik etmesini sağlamalıdır. 10 Kamu yetkilileri, yukarıdaki ilke ve yönergelerin hem ulusal sistem hem de kurumsal düzeyde nasıl tercüme edilebileceği ve uygulanabileceği konusunda yükseköğretim kurumları ve diğer ilgili paydaşlarla bir politika diyaloğuna girmelidir. Kaynak: BFUG Working Group on Social Dimension, 2024 3 Yükseköğretimde Toplumsal Boyutun Güçlendirilmesi İlkeleri henüz Türkiye’deki resmi bir belgede Türkçe olarak yayınlanmadığı için çeviri yazara aittir. 359 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Yükseköğretimde Toplumsal Boyutun Güçlendirilmesi İlkelerinin oluşturduğu çerçeve, Avrupa Yükseköğrenim Alanının tümünde eş zamanlı uygulanması gereken hedefler sunmamaktadır. Bunun yerine üye devletler, gerçekleştirmek istedikleri ÇEK uygulamalarını bu ilkelerle eşgüdümlü hale getirmekte ve ulusal önceliklerini istedikleri gibi tayin etmekte özgür bırakılmışlardır (BFUG Working Group on Social Dimension, 2024). Ayrıca ilkelere bağlı olarak somut uygulama planlarının hazırlanması ve bu planların üye devletler tarafından önemli öncelikler olarak benimsenmesi henüz kesin bir takvimle ifade edilememektedir. Avrupa genelinde yükseköğrenim kurumlarının çalışmalarını takip eden Eurydice Ağı, 2022 yılında yayınladığı raporla Yükseköğretimde Toplumsal Boyutun Güçlendirilmesi İlkelerinin farklı ülkelerdeki uygulama düzeylerini karşılaştırmıştır. Rapor kapsamında Avrupa genelindeki ÇEK uygulamalarına yönelik yapılan genel değerlendirmelere göre halen birçok öğrencinin sosyoekonomik durum ve eğitim geçmişi nedeniyle yükseköğrenim kurumlarından dışlandığı ifade edilmekte; farklı öğrenci profillerinin eğitim sistemine dahil edilmesi ve kapsayıcılığın artırılması için destek ve rehberlik hizmetlerinin yetersiz olduğu vurgulanmaktadır (European Commission / EACEA / Eurydice, 2022). Avrupa genelinde yükseköğretim kurumlarının ÇEK uygulamaları hakkında olumsuz gözlemler yapan bir diğer rapor Avrupa Üniversiteler Birliği (European University Association - EUA) tarafından yayınlanmıştır. 36 ülkeden 159 yükseköğrenim kurumunun verilerini içeren rapor, ÇEK ile ilişkili konulara yönelik Avrupa üniversitelerindeki farkındalığın yetersiz olduğunu kaydetmektedir (Claeys-Kulik & Jorgensen & Stöber, 2019). 1.6.2. Birleşik Krallık’ta ÇEK’e Yönelik Uygulamalar Birleşik Krallık’ta yer alan ve kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan Advance HE, 2003 yılında başlattığı bir girişimle ülkedeki üniversiteleri toplumsal cinsiyet ve ırk ayrımcılığıyla mücadele etmeye çağırmıştır (Advance HE, 2024). Aynı kuruluş tarafından 2005 yılında duyurulan Athena Swan bildirgesi ise cinsiyet, engellilik ve dezavantajlı gruplara yönelik engelleri tanımlamakta, yükseköğrenim ve bilimsel araştırma süreçlerinde eşitsizliklerin azaltılmasına yönelik bir çerçeve önermektedir. Her iki girişim üyelik sistemiyle çalışmaktadır; dolayısıyla bu bildirgeleri kabul eden üniversiteler ve bilimsel araştırma kurumları, eşitsizlikle mücadele konusundaki kurumsal gelişimlerini çerçeve programın ilke ve hedefleri kapsamında kamuoyuyla paylaşmaktadır 4. 4 Daha fazla bilgi için bkz. https://www.advance-he.ac.uk 360 Eşitsizliklerin Azaltılması, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık 1.7. Türkiye’de Yükseköğretimde Eşitsizliklerin Giderilmesine Yönelik Çalışmalar Türkiye’de ÇEK ile ilgili uygulamalar, ABD’deki tarihsel sürece benzer şekilde öncelikle özel sektör içerisinde gelişim göstermiştir. Türkiye’nin kamuoyu tarafından iyi bilinen büyük şirketlerinin pek çoğu internet sitelerinde çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık konularındaki kurumsal politikalarını açıklayan belgelere yer vermektedir 5. Halka açık şirketler için gittikçe yaygınlaşmakta olan çevresel, toplumsal ve kurumsal yönetişime (environmental, social and governance - ESG) ilişkin ölçütlere uyum gösterme isteği, ÇEK politikalarının geliştirilmesine neden olabilecek önemli bir etkendir. Dolayısıyla küresel piyasalara uyum sağlama isteğinin ÇEK politikalarının Türkiye’de yaygınlaşmasını sağlayan öncelikli etken olduğu söylenebilir. Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarının internet sitelerinde -özel şirketlerin uygulamalarına benzer şekilde- eşitlik, çeşitlilik, kapsayıcılık gibi konulara yönelik kurumsal politika belgeleri yayınladıkları görülebilmektedir 6. Genel olarak üniversitelerin konuyla ilgili ilkelerini ve resmi görüşlerini tanımlayan bu belgelerin yayımlanması, yükseköğretim dünyasında gittikçe yaygınlaşan ÇEK ile ilgili hassasiyetlere yönelik bir diğer uyum çabası olarak değerlendirilebilir. Uygulama alanında ise Türkiye’deki yükseköğretim kurumları için ÇEK ile ilgili etkinlikler henüz başlangıç düzeyindedir. Avrupa genelinde yükseköğrenim kurumlarının çalışmalarını takip eden Eurydice Ağı çeşitli ülkelerin Yükseköğretimde Toplumsal Boyutun Güçlendirilmesi İlkeleri kapsamındaki performanslarını ölçümlediği bir rapor yayınlanmıştır. Bu rapora göre Türkiye, 12-4 ve 5. ilkelere ilişkin ölçütlerinin birçoğunu, 3 ve 8. ilkelerin ise az sayıdaki ölçütlerini karşılamaktadır. Diğer yandan 6-7-9 ve 10. ilkelerin ölçütlerinin hiçbiri Türkiye tarafından karşılanamamaktadır. Dolayısıyla raporda yapılan değerlendirmelere göre, Türkiye’deki kamu otoritelerinin yükseköğretim kurumlarında çeşitliliğin sağlanması ve artırılması için henüz belirgin bir irade ortaya koymadıkları, konuyla ilgili yeterli finansman desteğinin oluşması için yeterli çaba göstermedikleri ve ulusal düzeyde ÇEK konusunun nasıl ele 5 Global Compact Network Türkiye, Türkiye’de faaliyet gösteren ve ÇEK politikalarına sahip olan şirketlerin yöneticilerinin görüşlerini bir araya getirdiği bir rapor yayınlamıştır (bkz. Global Compact Network Türkiye, 2022). 6 Örneğin internet sitelerinde Akdeniz Üniversitesi “Eşitlik ve Çeşitlilik Eylem Planı ve Politika”, Bilgi Üniversitesi ise “Kapsayıcılık, Eşitlik ve İçerme Politikası” isimli belgelere yer vermektedir. 361 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü alınacağına dair bir politika diyaloğunun başlatılmadığı gözlenmektedir (European Commission / EACEA / Eurydice, 2022). Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarında eşitsizliklerin giderilmesine yönelik çalışmaları inceleyen en önemli kaynak Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından yayınlanan Üniversite İzleme ve Değerlendirme Genel Raporu’dur (Yükseköğretim Kurulu, 2023). Her yıl düzenli olarak yayınlanan bu rapor, 2023 yılından itibaren ‘Sürdürülebilirlik’ isimli bir bölüm içermeye başlamıştır. Sürdürülebilirlik bölümü altında incelenen ve büyük çoğunluğu çevresel sürdürülebilirlik konularıyla ilgili olan 16 başlık arasında ‘Yoksullukla Mücadele Endeksi’ de bulunmaktadır. Bu endeksin içeriği ve ölçümleri, doğrudan dünya genelindeki üniversiteleri çeşitli performans ölçütlerine göre sıralayan Times Higher Education (THE) isimli kuruluşun etki sıralamasından alınmaktadır. Bu doğrultuda THE Etki Sıralamasında, BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının 10.’su olan “Eşitsizliklerin Azaltılması” konusundaki performans ölçütlerine göre Türkiye’den sıralamaya giren üniversitelere yer verilmektedir. YÖK’ün yayınladığı izleme ve değerlendirme genel raporunda ele alınan bir diğer başlık ‘Topluma Hizmet ve Sosyal Sorumluluk’ ile ilgili konuları içermektedir. Bu kapsamda üniversitelerin yıllık faaliyetlerinde takip edilen konular arasında eğitimde eşitsizliklerin azaltılmasına yönelik ölçütler bulunmaktadır. Örneğin üniversitelere bağlı Sürekli Eğitim Merkezlerinin toplum geneline sundukları eğitimler kapsayıcılık kapsamında değerlendirilebilir. Ayrıca ‘sosyal sorumluluk projesi sayısı’, ‘üniversitenin sağladığı eğitim burslarından faydalanan öğrenci oranı’, ‘dezavantajlı gruplara yönelik düzenlenen faaliyet sayısı’, ‘engelsiz üniversite ödülü sayısı’ ve ‘akademik personel içerisinde kadın personel oranı’ ölçütleri üniversitelerdeki eşitlikçi ve kapsayıcı uygulamaların takibini sağlayabilir. YÖK raporlarında yer alan ölçümler büyük oranda üniversitelerin kurumsal beyanlarına bağlı, üçüncü kuruluşlar tarafından onaylanmamış veriler içermektedir ve bu ölçütler yalnızca niceliksel bir değerlendirmeyle toplam sayı üzerinden değerlendirilmektedir. Yükseköğretim kurumlarının toplumsal eşitsizliğe yönelik çalışmaları Türkiye’de henüz ulusal düzeyde değerlendirilmiş ve bir uygulama çerçevesi kapsamında tanımlanmış değildir. Yakın gelecekte bu yönde bir planın Avrupa Yükseköğretim Alanıyla uyum kapsamında, Yükseköğretimde Toplumsal Boyutun Güçlendirilmesi İlkeleri doğrultusunda oluşturulabileceği tahmin edilebilir. Yükseköğretim müfredatlarına eklenecek ÇEK ile ilgili dersler öğrencilerde ve toplumun genelinde konuyla ilgili farkındalığın artmasına katkı 362 Eşitsizliklerin Azaltılması, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık sağlayabilir. Ayrıca bu derslerin öğrencilerin çalışma yaşantılarına katılmalarıyla birlikte sürdürülebilir bir etki üretmeleri hedeflenebilir. Bu etki, ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’, ‘İş Yaşamında Çeşitlilik ve Katılımcılık’ veya ‘Katılımcı Liderlik’ gibi tüm öğrencilere sunulabilecek derslerin yanı sıra ‘Katılımcı Tasarım ve Yenilikçilik’, ‘Eğitim Süreçlerinde Engellilerin İçerilmesi’ veya ‘ÇEK ve Hukuk’ gibi belirli disiplinlere yönelik hazırlanan derslerle elde edilebilir. Mevcut durumda Türkiye’de yükseköğretim kurumlarının eğitim eşitsizliğinin giderilmesine katkı sağlaması hedefinin gündemde olmasını sağlayan en önemli etken THE Etki Sıralamasının üniversitelere sağladığı görünürlüktür. Diğer yandan THE gibi kuruluşların eğitimde eşitsizliklerin azaltılması performansıyla ilgili takip ettikleri uluslararası ölçütler ve Türkiye’deki yükseköğretim sistemi arasında temel bir uyumsuzluk bulunmaktadır. Türkiye’de lisans programlarına kayıt hakkı yalnızca merkezi seçme sınavından elde edilen puan üzerinden kazanılmaktadır. Dolayısıyla en azından lisans programlarına seçilecek öğrenciler için uygulanan ve herkese ‘eşit’ olanaklar sunan bu sistem, ABD ve Batı Avrupa ülkelerindeki ÇEK uygulama çerçevelerinin Türkiye’ye ithal edilmesini zorlaştırmaktadır. Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarında toplumsal eşitsizliklerin azaltılması, çeşitliliğin ve kapsayıcılığın artırılması, ulusal düzeyde Avrupa Yükseköğretim Alanına uyum sağlama, kurum düzeyinde ise çeşitli liste ve raporlarda görünürlüğü artırma amaçlarıyla kısıtlanamayacak kadar önemli bir konudur. İlgili ölçütlerin Türkiye’ye özgü dinamikleri göz önünde bulundurarak belirlenmesi ve incelenmesi gerekir. Örneğin, yükseköğretim kurumları giriş sınavı sonucunda üniversitelere yerleşen öğrencilerin sosyo-ekonomik geçmişlerinin araştırılması farklı toplumsal grupların üniversitelere erişimini gösteren çarpıcı sonuçlar ortaya çıkarabilir. Bu verilere bağlı olarak dezavantajlı grupların yükseköğretime erişimi konusunda daha eşitlikçi yaklaşımların geliştirilmesi sağlanabilir. Ayrıca ÇEK ile ilgili konularda izlenmesi gereken ölçütlerin yalnızca niceliksel ölçütlerle kısıtlı olmayacak ve doğrulanabilir şekilde izlenmesini sağlayacak bir ulusal uygulama-izleme çerçevesinin oluşturulması gerekir. Bu konu aynı zamanda üniversitelerin özerkliğiyle doğrudan ilgilidir. THE gibi kuruluşların metodolojileri, yükseköğretim kurumlarını kendi öğrencilerini seçebilen, müfredat oluşturma, araştırma yapma, kurumsal politika oluşturma ve uygulama gibi süreçlerde özerk yapılar olarak varsaymaktadır. Oysa Türkiye’de, önceki cümlede bahsi geçen konular büyük oranda merkezi kuruluşların (ör. YÖK) düzenlemelerinden etkilenmektedir. Üniversitelerin özerkliği ve Türkiye’deki 363 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü yükseköğretim sistemi hakkındaki tartışmalar bu yazının konusu değildir; yine de bu farklılıkların, ulusal düzeyde oluşturulabilecek ÇEK ile ilgili çerçevelerin ve kurumsal seviyedeki ÇEK ile ilgili uygulamalarının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerekir. 2. ARAŞTIRMA-GELİŞTİRMEDE EŞİTSİZLİKLERİN AZALTILMASI, ÇEŞİTLİLİK VE KAPSAYICILIK Yükseköğretim kurumları için eşitsizliklerin azaltılması konusu, ağırlıklı olarak eğitim süreçleri üzerinden tartışılmaktadır ancak toplumsal eşitsizlikler, araştırmayla ilgili etkinlikler üzerinde de görülebilmektedir. Araştırma süreçlerinde eşitsizliklerin azaltılması, yalnızca ilkesel bir hedef değil aynı zamanda araştırmaların niteliğini ve başarısını artıran bir etki üretebilir. Yükseköğretim kurumlarında çeşitliliğin ve kapsayıcılığın artırılması, araştırma süreçlerine yeni bakış açılarının ve özgür fikirlerin kazandırılmasını sağlayabilir. Böylece çeşitlilik içeren araştırma ortamları daha ilham verici ve ufuk açıcı fikirlerin ortaya çıkmasına imkân tanır ve daha yaratıcı yaklaşımların geliştirilmesine olanak sağlanır. Bu olumlu etkilerin gerçekleştirilebilmesi, yükseköğretim kurumlarının üst yönetimlerinde akademik araştırma süreçlerinde ayrımcılığa uğrama olasılığı olan gruplara ilişkin özelleştirilmiş ve kapsayıcı politikaların düzenlenmesi ve kurum kültüründe içselleştirilebilecek şekilde uygulanmasıyla mümkündür. 2.1. Akademik Araştırmalarda Merkez ve Çevre Ayrımı Yükseköğretim kurumlarının aynı anda gelenekçi ve ilerlemeci özellikler gösterebilen karmaşık yapısı, araştırma süreçlerinde de bazı eşitsizliklerin içselleştirilmesine neden olabilmektedir. Akademik araştırma süreçlerinde mevcut kaynaklara, bilgi birikimlerine (know-how) ve fırsatlara erişim imkânları eşitsizlikler içermektedir. Bu kurumsal eşitsizlikler uluslararası düzlemde farklı ülkelerdeki yükseköğretim kurumları arasında bulunabileceği gibi, aynı ülke içerisindeki farklı bölgelerde de gözlemlenebilir. Dolayısıyla yükseköğretim kurumları arasında uluslararası ve ulusal düzeylerde merkez ve çevre ayrımı yapılabilir (Gerhards vd., 2018; Ralfs, 2024). Merkez ve çevre ülkeler arasındaki araştırma odaklı akademik iş birliklerini artırmaya çalışmak, bu ülkeler arasındaki akademik eşitsizlikleri gidermek için kullanılan en temel ve yaygın stratejidir. Örneğin Avrupa Birliği tarafından akademik araştırma desteklerinde gelir seviyesi yüksek ülkelerin, gelir 364 Eşitsizliklerin Azaltılması, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık seviyesi daha düşük olan ülkelerle bir araya gelmesi başvuru şartı olarak konulabilmektedir. Ayrıca akademik personel değişim programları, müfredat paylaşımları veya akademik kaynakların ücretsiz paylaşımı gibi çabalar, gelişmiş ülkelerin akademik birikiminin daha az gelişmiş ülkelere aktarımını amaçlamaktadır. Merkez ve çevre arasındaki iş birliklerini artırmaya çalışan bu çabaların etkisi somut bir şekilde gözlenebilmektedir. Örneğin 2004 yılından günümüze Erasmus değişim programları sayesinde Türkiye’den 147 binden fazla araştırmacı diğer Avrupa ülkelerinde çalışma yürütebilme olanağı elde etmiştir (Demirci, 2017). Diğer yandan bu iş birlikleri, merkez ve çevre arasındaki ayrımın derinleşmesine neden olarak var olan eşitsizlikleri daha da kalıcı hale getirebileceği için olumsuz eleştirilerin konusu da olabilmektedir (Ralfs, 2024). Merkez ve çevrede yer alan üniversitelerin arasındaki iş birliklerinin geliştirilmesi için yapılan çalışmalara rağmen, genel toplumsal yapıdan daha özgür ve eşitlikçi yaklaşımlara sahip olması beklenebilecek akademik dünya, hâlen önyargılardan ve ayrımcılıktan uzaklaşabilmiş değildir. Almanya’da yapılan bir deneyde kurmaca uluslararası doktora öğrencileri profillerinden Alman profesörlere, doktora araştırmalarına danışman olmaları için e-posta iletileri gönderilmiştir. Hazırlanan iletilerin içeriği tümüyle aynıdır ancak iletilerin bir kısmı ABD’li, bir kısmı Singapurlu bir kısmı ise Vietnamlı öğrenci isimleriyle gönderilmiştir. Profesörler, açık bir şekilde ABD’li olduklarını düşündükleri doktora öğrencileriyle birlikte çalışmaya daha fazla istekli olmuşlardır (Gerhards vd., 2018). ÇEK uygulamalarının kuramsal temellerinde yer alan Eleştirel Irk Kuramı’na göre araştırma süreçleri de ırksal ayrımcılığın ve toplumsal eşitsizliklerin doğrudan etkisi altındadır. Bu kapsamda toplumdaki baskın grupların deneyimlerine öncelik veren akademik araştırmalar ‘düzgün bilim’ olarak görülmektedir. Bilimsel araştırmaların konuları, yöntemleri ve amaçları toplumdaki baskın anlatıyla uyumlu olarak şekillendirilmektedir (Lewis, 2022). Yükseköğretim dünyası için soyut düzeyde bir ‘küresel akademik iş bölümü’ olduğu gözlenmektedir. Bu iş bölümü kapsamında merkez ülkelerdeki akademisyenler dünyanın geneli için bilgi üretebilme ayrıcalığına sahipken çevrede yapılan araştırmalar yalnızca belirli bir alanı kapsayabilir (Alatas, 2003). YÖK, TÜBİTAK ve Milli Eğitim Bakanlığı gibi kurumların akademik araştırmacılara sağladıkları kaynaklar, Türkiye’deki bilimsel araştırmaların ‘merkez’de yer alan akademik kurumlar ve camialarla etkileşimini artırmaya yönelik teşvikler olarak görülebilir. Ayrıca Erasmus+ başta olmak üzere uluslararası değişim programları, üniversitelerin kurdukları ikili anlaşmalar, YÖK 365 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü tarafından sürdürülen Mevlana ve Farabi değişim programları ve lisansüstü eğitim olanakları sınırlı devlet üniversitelerinin öğretim üyesi açıklarını gidermek amacıyla başlatılan Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı gibi girişimler, Türkiye’deki araştırmacıların yurt dışındaki ve içindeki kurumlar ve araştırmacılarla daha fazla iş birliği geliştirmelerine olanak sağlamayı amaçlamaktadır. Çevre’de yer alan yükseköğretim kurumlarının araştırma alanındaki dezavantajlarının giderilmesi aynı zamanda akademik çıktıların niteliğinin geliştirilmesiyle de yakından ilgilidir. Saygın endeksler tarafından taranan Türkiye merkezli akademik dergilerin sayısı oldukça sınırlıdır ve bu dergilerin çoğunluğu tıp bilimleriyle ilgilidir. Özellikle diğer bilim dallarında yapılan araştırmalarda -ve dolayısıyla araştırma çıktılarına bağlı olan akademik atama ve yükseltme koşullarında- yurt dışı kaynaklara bağlılığın azaltılması için akademik yayıncılığın niteliğini artıracak politikaların tasarlanması ve uygulanması gereklidir. 2.2. Araştırmaya Bağlı Kurumsal Süreçlerde Cinsiyet Eşitliği ve Dezavantajlı Gruplar Ülkeler ve kurumlar arasındaki karşılaştırmalara ek olarak, araştırma süreçlerine etki eden ayrımcılık ve eşitsizlikler kurum içi düzeyde de gözlenebilmektedir. Bu ayrımcılık biçimleri en yaygın şekilde kadın akademisyenleri etkilemektedir. Bu eşitsizliklerin görülebileceği temel konu akademik yükselme süreçleriyle ilgilidir. Araştırma performansı akademik yükselmeyi sağlayabilen temel ölçüttür ancak araştırma süreçlerine ilişkin kaynaklar ve ödüller, ağırlıklı olarak algıya ve tanınırlığa bağlı olduğu için araştırma performansları yeterli olsa dahi kadın akademisyenlerin kurumlar içerisindeki yükselişleri kısıtlanmaktadır (Ralfs, 2024). Dünyanın farklı bölgelerinde yapılan yakın tarihli araştırmalar, bu gözlemi doğrulayan bulgular ortaya koymakta, ayrıca yükseköğretim kurumlarındaki yönetim yaklaşımlarının kadınların eşitsiz konumlarına çözüm üretmekten uzak olduğunu kaydetmektedir (Avouac & Harari-Kermedec, 2020; Thamrin vd., 2023; Zaimakis & Kokkinou, 2023; Aslan, Yeşiltepe & Tunçdemir, 2024). Kadınların doktora derecesine sahip olma oranları dünya genelinde artarken, profesör kadrosuna yükselebilen kadınların sayısı aynı oranda artmamaktadır. ABD ve Kanada’daki üniversitelere yönelik 2017 yılında yapılan bir araştırmaya göre doktora derecelerinin %46’sı kadınlar tarafından elde edilmektedir ancak doçentlerin yalnızca %36’sı, profesörlerin ise yalnızca %21’i kadındır. Bu durum yükseköğretim kurumlarındaki toplumsal cinsiyet 366 Eşitsizliklerin Azaltılması, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık eşitsizliğini gösteren çarpıcı bir bulgudur (Social Sciences Feminist Network Research Interest Group, 2017). İngiltere için yapılan benzer bir gözlem, diploma alan kadınların sayısındaki artışın, üniversite yönetiminde doğru orantılı olarak gözlenemediğini kaydetmektedir. Ayrıca maaş miktarı yüksek olan bölümlerde kadın akademisyenlerin oranı düşmektedir. Dolayısıyla kadın akademisyenler hem dikey hem düşey eksende cinsiyete dayalı bir ayrımcılığa uğramaktadır (Heward, 1996: 12). Dünyanın farklı bölgelerinde yapılacak benzer araştırmaların kadınların dezavantajlı konumlarını belgeleyen daha çarpıcı sonuçlar göstereceği tahmin edilebilir. Dolayısıyla kadın akademisyenlerin kariyer yolculuklarında, akademik performans ile ilgili ölçütlerle açıklanamayan engel ve eşitsizlikler vardır. Yukarıda değinilen eşitsizliklerin, birden fazla ayrımcılık türünün kesişiminde yer alan akademisyenler üzerindeki olumsuz etkisi katlanarak artabilir. Örneğin toplumun ayrıcalıklı ve baskın grupları içerisinde yer almayan kültürel gruplara mensup akademisyenler için kadro bulmak, araştırmalarına destek ve kaynak sağlayabilmek ve kurum içerisinde yükselebilmek oldukça zordur. Bir bakıma ayrıcalıklı veya seçkin topluluklara dahil olmadıkları için bu akademisyenlere bir bedel veya bir başka söylemle bir ‘kültürel vergi’ ödetilmektedir (Padilla, 1994; Gonzalez, 2022). Bu soyut kültürel vergiyi ödemek zorunda kalan bireylerin kariyer yolculukları kolaylıkla sekteye uğrayabilmekte veya bu kişiler aynı başarıyı yakalayabilmek için başkalarından daha fazla çalışmak zorunda kalabilmektedir. Cinsiyet ve kültürel kökenlere yönelik eşitsizlikler kadar gündeme gelmeyen bir diğer ayrımcılığa maruz kalan grup, engelli akademisyenlerdir. Yükseköğretim kurumlarında engellilere yönelik çalışmalar çoğunlukla yerleşke imkânlarının fiziksel engelli bireyleri kapsayacak şekilde düzenlenmesiyle sınırlıdır. Oysa engelli akademisyenlerin deneyimledikleri ayrımcılık, fiziksel erişimin yanı sıra toplumsal katılımla da ilgilidir. Engelli akademisyenler, araştırma süreçlerinden dışlanabilmekte, yönetim süreçlerine yeterince dahil edilmeyebilmektedir. Bu ayrımcılığın temelinde fiziksel engelli akademisyenlerin, zihinsel açıdan da engelli olabileceklerine dair bir önyargı bulunabilmektedir (Gibson, 1996: 71-72). Bu dışlanma biçimleri, engelli akademisyenlerin akademik katılım, atama ve yükseltme süreçlerini sekteye uğratabilmektedir (Wolbring & Lillywhite, 2021). Cinsiyete veya dezavantajlı gruplara yönelik yükseköğretim kurumlarında gözlenebilecek eşitsizliklerin önlenmesi ve giderilmesi, kurum içerisindeki yönetici ve çalışanlara ÇEK ile ilgili farkındalık kazandırılmasına 367 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü bağlıdır. Ulusal düzeyde hazırlanacak kavramsal ve uygulama çerçeveleri bu farkındalığın gelişmesini doğrudan ve dolaylı etkilerle teşvik edebilir ancak oluşturulacak yaklaşımların yalnızca uluslararası gündemlere uyum amacı taşımaktan ziyade Türkiye’nin kendisine özgü demografik, sosyo-ekonomik ve kültürel özelliklerini gözetmesi gereklidir. 3. TOPLUMA KATKI ÇALIŞMALARINDA EŞİTSİZLİKLERİN AZALTILMASI, ÇEŞİTLİLİK VE KAPSAYICILIK Günümüzde toplumsal katkı konusu eğitim ve araştırmaya ek olarak üniversitenin temel görevleri arasında görülmektedir. Bir diğer görüş ise toplumsal katkı hedefinin eğitim ve araştırma süreçlerinde içselleştirilmesi gerektiğini, dolayısıyla topluma yönelik katkıların üçüncü ve ayrık bir işlev olarak kabul edilmemesi gerektiğini savunmaktadır (Jonsson & Perez & Politis, 2024). Eğitimde eşitsizliğin giderilmesi, bu tartışmayı derinleştiren bir konudur çünkü üniversiteler toplumsal eşitsizliklerin üretildiği ve uygulandığı, aynı zamanda bu eşitsizliklerin giderilmesi için çözüm üretebilecek kurumlardır. Bu doğrultuda yükseköğretim kurumları, toplumsal eşitsizliklerin giderilmesi amacıyla topluma yönelik katkılarını iki uygulama düzeyinde sunabilir: (I) Kurumsal uygulamalarla topluma örnek olmak, (II) toplumsal eşitsizliklerin giderilmesine yönelik araştırma ve iş birlikleri geliştirmek. Birinci uygulama düzeyi, yükseköğretim kurumlarının eğitim ve araştırma süreçlerinde eşitsizliği azaltmaya ve çeşitliliği artırmaya yönelik kapsayıcı yaklaşımlar geliştirmeleri ölçüsünde, bir kurumsal yapı olarak topluma örnek olabileceği uygulamaları içerir. ÇEK uygulama çerçeveleri doğrultusunda eşitsizlikleri azaltmaya çalışan kurumsal yaklaşımlar, bir anlamda toplumun eşitsizlikleri azaltma konusunda yükseköğretim kurumlarından ilham almasını sağlayabilir. İkinci uygulama düzeyinde, yükseköğretim kurumları toplumsal eşitsizliklerle ilgili sorunları araştırma süreçlerinde bir tema olarak belirleyerek bu sorunlara akademik bilgi üretiminden beslenen çözümler üretmeyi amaçlar. Bu yöndeki çalışmalar, üniversitelerin artan toplumsal sorunlara çözüm üretmelerine yönelik genel beklentiye de yanıt vermelerini sağlar. Ayrıca bu çalışmalar kapsamında kamu kurumları, özel şirketler, yerel yönetimler ve uluslararası kuruluşlarla iş birlikleri geliştirilebilir. Böylece toplumsal eşitsizlik 368 Eşitsizliklerin Azaltılması, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık konusuna odaklanarak üniversiteler iş birliklerini artırabilir ve topluma yönelik katkılarını zenginleştirebilir. Dünya genelinde yükseköğretim kurumlarını farklı başarı ölçütlerine göre sıralayan THE, BM SKA’lara yapılan katkıları temel aldığı ‘Etki Sıralaması’nda, her iki uygulama düzeyini de kapsayan performans ölçütlerine yer vermektedir. Bu ölçütler eşitsizliklerin azaltılmasına yönelik çalışmalar üzerinden yükseköğretim kurumlarının topluma katkı sunabilmeleri için kavramsal bir çerçeve oluşturabilir. Tablo 2. THE Etki Sıralaması Metodolojisinde Eşitsizliklerin Azaltılmasına Yönelik Uygulama Başlıkları Uygulamaların Kapsamı Uygulama Başlıkları ‘İlk nesil’ (daha önce ailesinde üniversite mezunu olmayan) öğrencilerin sayısı Gelişmekte olan ülkelerden gelen öğrenci sayısı Engelli öğrencilerin ve çalışanların oranı Topluma örnek olabilecek kurumsal uygulamalar Ayrımcılığa karşı alınan önlemler (ÇEK uygulama çerçeveleri) Çeşitlilik konusunda çalışan bir üst yöneticinin veya komitenin varlığı Yeterince temsil edilemeyen gruplara sağlanan destekler Yerleşkenin erişilebilirliği Toplumsal eşitsizliklerin giderilmesine yönelik araştırma ve iş birlikleri Ekonomik, sağlıkla ilgili ve/veya uluslararası eşitsizliklerin azaltılmasına yönelik yapılan araştırma çıktıları (makale, proje sayısı, vb.) Kaynak: THE, 2023 Yükseköğretim kurumlarının kurumsal uygulamalarıyla toplumsal eşitsizliklerin giderilmesi konusunda toplumun geneline örnek olabilmeleri, (1.7. başlıkta da değinildiği gibi) üniversitelerin özgür bir yapıya sahip olabilmeleriyle doğrudan ilişkilidir. ÇEK ile ilgili yaratıcı girişimlerin oluşturulabilmesi ve uygulanabilmesinin ön koşulu demokratik, özgürlükçü ve meritokratik bir yükseköğretim sisteminin kurgulanabilmesi ve kurum kültürü olarak benimsenebilmesidir. 369 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Yükseköğretim kurumlarının toplumsal eşitsizliklere gidermek amacıyla araştırma ve iş birlikleri geliştirmesi için ise çeşitli teşvikler sunulabilir. Bu kapsamda araştırma projelerine ve projelere sağlanan kaynaklar, toplumsal eşitsizliklere neden olan süreçlerin araştırılması ve bu eşitsizliklerin neden olduğu sorunlara çözüm yolları bulunması amacıyla kurgulanabilir. SONUÇ Bu kitap bölümünde yükseköğretim kurumları ve toplumsal eşitsizlikler arasındaki ilişkiler incelenmeye çalışılmış, konuyla ilgili tarihsel birikim ve güncel tartışmalar eğitim süreçleri, akademik araştırmalar ve yükseköğretim kurumlarının topluma yönelik katkıları üzerinden değerlendirilmiştir. Eğitim eşitsizliklerinin giderilmesine yönelik gerekli hukuki düzenlemeler geçtiğimiz yüzyılda büyük oranda tamamlanmıştır ancak toplumsal ayrımcılığın birçok türü yükseköğretim kurumlarında halen görülebilmektedir. Dolayısıyla hukuki düzenlemelerin yanı sıra eğitim eşitliğini sağlayacak uygulama çerçevelerinin belirlenmesi ve hayata geçirilmesi gereklidir. Bu konuya yönelik yaklaşımlar genellikle çeşitlilik, eşitlikçilik ve kapsayıcılık (ÇEK) başlıklarını ön plana çıkarmaktadır. ÇEK uygulamaları özellikle ABD’de Avrupa’ya oranla daha eski ve siyasileşmiş bir geçmişe sahiptir fakat Avrupa Yükseköğretim Alanıyla ilgili düzenlemeler, ÇEK ile ilgili konuları ‘Yükseköğretimde Toplumsal Boyutun Güçlendirilmesi İlkeleri’ üzerinden Avrupa ülkelerinde hızla yaygınlaştırmayı hedeflemektedir. Türkiye’de ÇEK ile ilgili konulara YÖK raporlarında yer verilmeye başlanmıştır ancak izlenen performans ölçütleri henüz oldukça kısıtlıdır. Ayrıca Türkiye yükseköğretim kurumları için uygulanan merkezi yerleştirme sınavı, Batı’daki ÇEK ile ilgili çalışmaların önemli bir bölümünü geçersiz kılmaktadır. Toplumsal eşitsizlikler, yükseköğretim kurumlarındaki araştırma süreçlerini ve araştırmaya bağımlı olan atama-yükseltme gibi konuları da etkilemektedir. Gelişmiş ve gelişmekte olan yükseköğretim kurumları arasındaki eşitsizlikleri azaltmanın bir yolu olarak ikili iş birliği programları uygulanmaktadır. Bu çalışmalar, ‘merkez’deki üniversitelerin, ‘çevre’dekilere bilgi ve deneyim aktarabilmelerini sağlayabilecekleri gibi, merkez ve çevre ayrımının derinleşmesine de neden olabilmektedir. Ayrıca akademik araştırmaların kapsam ve içeriklerinin belirlenmesi konusunda baskın anlatıyı belirleyen merkezdeki kurumlara göre çevredekiler daha dezavantajlıdır. Kurum içi düzeyde başta kadınlar, ayrıcalıklı veya seçkin gruplarda yer almayan sosyo-kültürel gruplar içerisinde yer alanlar, engelliler ve diğer dezavantajlı gruplar, hâlen araştırma 370 Eşitsizliklerin Azaltılması, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık süreçlerinde ve bu süreçlerin bir getirisi olarak atama-yükseltmeyle ilgili kararlarda eşitsizliklerle karşılamaktadır. Birden fazla ayrımcılık türünün kesişimlerinde yer alan bireyler eşitsizliklerin getirdiği olumsuz deneyimlerden daha fazla etkilenmektedir. Yükseköğretim kurumlarının eşitsizliklere yönelik toplumsal katkıları iki uygulama düzeyinde gerçekleşebilir. Üniversiteler kendi kurumsal yapı ve işleyişlerinde eşitsizliklerin giderilmesi için toplumun geneline örnek olabilecek çalışmalar yapabilirler. Ayrıca toplumsal eşitsizliklerin giderilmesine yönelik araştırma süreçlerine odaklanabilir ve sorunların çözümü için kamu kurumları, diğer üniversiteler, yerel yönetimler, uluslararası kuruluşlar ve özel şirketlerle iş birlikleri geliştirebilirler. Yükseköğretim kurumlarına dünya genelinde görünürlük kazandıran sıralama kuruluşları bu konuda üniversiteleri teşvik etmekte ve gerçekleştirilebilecek çalışmalar için kavramsal çerçeveler önermektedir. Geçtiğimiz yüzyılda eğitim sisteminin toplumsal işlevine yönelik görüşler büyük bir değişime uğramıştır. Eğitim sistemi uzun süre boyunca Batı ülkelerine göç eden yeni toplulukların asimilasyonunu hızlandırmakla görevlendirilmiştir. Okullar, farklı kökenlerden gelen ve farklı yönelimlere sahip olan öğrencilerin ‘istenilen’ tipe dönüşümünü sağlayan aracı kurumlar olarak işlev görmüştür. Günümüzde ise asimilasyon yerine öne çıkarılan kavram içselleştirmedir. Bir toplumsal kurum olarak eğitim, asimilasyondan ziyade kültürel çoğulculuğuçeşitliliği vurgulamakta, politik doğruculuğa dikkat ederek kapsayıcı ve eşitlikçi yaklaşımlar geliştirmeye çalışmaktadır. Yükseköğretim dünyası küreselleşmenin en yoğun hissedildiği alanlardan birisi olarak eğitim sisteminin çeşitliliğe, eşitlikçiliğe ve kapsayıcılığa ilişkin hedeflerini dünya genelinde yaygınlaştıracaktır. Bu doğrultuda hazırlanacak uygulama çerçeveleri alışılmış bir nitelik-nicelik sorununu beraberinde getirebilir. Örneğin YÖK Üniversite İzleme ve Değerlendirme Genel Raporu’na göre, Türkiye dünyada en fazla uluslararası öğrenciye sahip 10 ülke arasında yer almaktadır. Acaba bu çarpıcı bulgunun gerçekleşmesini sağlayan etken Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarının kapsayıcı ve çeşitliliğe önem veren yapısı mı, Türkiye’deki yükseköğretimin Avrupa’ya göre çok daha ucuz olması mı, uluslararası eğitim pazarından daha fazla pay kapabilmek mi (Buckner & Chan & Kim, 2022), yoksa bölgesel siyasi-ekonomik koşullar mıdır? Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarının toplumsal eşitsizliklerle ilgili çalışmalar yapmaları ve bu çalışmaları kamuoyuna duyurmaları, genel bir farkındalığın sonucu mu, yoksa uluslararası sıralamalarda görünürlük kazanma çabası mıdır? 371 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Bu soruların işaret ettiği tüm yanıtların doğruluk payı vardır. Birden fazla etkenin yükseköğretim kurumlarında toplumsal eşitsizlikleri gündeme getirmiş olması, bu eşitsizliklerin görünür kılınması ve neden olabilecekleri sorunlara çözüm yolu bulunması için fırsat yaratan olumlu bir gelişme olarak yorumlanabilir. Bu teşvik edici başlangıcın gerçek bir toplumsal ilerleme sağlaması ise zamanla ilgili konuların çok boyutluluğunun kavranmasına, bu konulara yönelik daha nitelikli, kapsamlı ve ithal edilmenin ötesinde Türkiye’ye özgü sorunları kavrayabilen yaratıcı çalışmaların yapılmasına bağlıdır. KAYNAKÇA AdvanceHE. (2024). www.advance-he.ac.uk, Erişim Tarihi: 14.06.2024. Alatas, S. F. (2003). “Academic Dependency and the Global Division of Labour in the Social Sciences”, Current Sociology, 51(6), 599-613. Andersson, E. K. & Lyngstad, T. H. & Sleutjes, B. (2018). “Comparing Patterns of Segregation in North-Western Europe: A Multiscalar Approach”, European Journal of Population, 34, 151-168. Aslan, S. & Yeşı̇ ltepe, A. & Tunçdemı̇ r, A. (2024). “Prejudice Determination of Glass Ceiling Barriers in Academicians”, Balıkesir Sağlık Bilimleri Dergisi, 13(1), 151-159. Avouac, R. & Harari-Kermadec, H. (2021). “French Universities - A Melting Pot or A Hotbed of Social Segregation? A Measure of Polarisation within the French University System (2007-2015)”, Economie et Statistique / Economics and Statistics, Institut National de la Statistique et des Etudes Economiques (INSEE), 528-529. BFUG Working Group on Social Dimension. (2024). “Principles, Guidelines and Indicators of the Social Dimension of Higher Education: European Higher Education Area Framework to Strengthen the Social Dimension of Higher Education”. Tirana: Bologna Follow-up Group. https://www.ehea.info/Upload/BFUG_ES_GA_86_6_4_ 1_WG_SD_Principles_Guidelines_Indicators.pdf, Erişim Tarihi: 12.05.2024. Bila, F. (2015). “Cumhuriyet Benim İşte!” 17.06.2015. Milliyet Gazetesi https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/fikret-bila/cumhuriyet-benim-iste-2075504, Erişim Tarihi: 24.05.2024. Brennan, J. & Naidoo, R. (2008). “Higher Education and the Achievement (and/or prevention) of Equity and Social Justice”, Higher Education, 56(3), 287-302. Bourdieu, P. (1990). The Logic of Practice. (Çev. R. Nice). Standford University Press. Buckner, E. & Chan, E. & Kim E. G. (2022). “Equity, Diversity, and Inclusion on Canadian Universities: Where Do International Students Fit in?”, Comparative & International Education, 51, 39-56. Christian, M. & Seamster, L. & Ray, V. (2019). “New Directions in Critical Race Theory and Sociology: Racism, White Supremacy, and Resistance”, American Behavioral Scientist, 63(13), 1731-1740. 372 Eşitsizliklerin Azaltılması, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık Civil Rights Act. (2022). “National Archives Milestone Documents”.https:// www.archives.gov/milestone-documents/civilrightsact#:~:text=This%20act%2C% 20signed%20into%20law,civil%20rights%20legislation %20since%20Reconstruction, Erişim Tarihi: 12.05.2024. Clancy, P. & Goastellec, G. (2007). “Exploring Access and Equity in Higher Education: Policy and Performance in A Comparative Perspective”, Higher Education Quarterly, 61(2), 136-154. Claeys-Kulik, A. & Jorgensen, T. E. & Stöber, H. (2019). “Diversity, Equity and Inclusion in European Higher Education Institutions. Results from the INVITED Project”. European University Association. https://www.eua.eu/publications/reports/diversityequity-and-inclusion-in-european-higher-education-institutions-results-from-theinvited-project.html, Erişim Tarihi: 19.05.2024. David, M. (2007). “Equity and Diversity: Towards a Sociology of Higher Education for the Twenty‐first Century?”, British Journal of Sociology of Education, 28(5), 675-690. Demirci, Y. (2017). “Türkiye'de Erasmus'tan 13 Yılda 450 Bin Kişi Faydalandı.” 28.02.2017. Anadolu Ajansı. https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/turkiyede-erasmustan13-yilda-450-bin-kisi-faydalandi/760636, Erişim Tarihi: 24.05.2024. European Commission/EACEA/Eurydice. (2022). “Towards Equity and Inclusion in Higher Education in Europe”. Publications Office of the European Union. https://data.europa.eu/doi/10.2797/631280, Erişim Tarihi: 18.05.2024. EHEA. (2024). www.ehea.info/, Erişim Tarihi: 10.06.2024. Ford, K. S. & Patterson, A. N. (2019). “Cosmetic Diversity: University Websites and the Transformation of Race Categories”, Journal of Diversity in Higher Education, 12(2), 99-114. Gerhards, J. & Hans, S. & Drewski, D. (2018). “Global Inequality in the Academic System: Effects of National and University Symbolic Capital on International Academic Mobility”, Higher Education, 76(4), 669-685. George, A. (2023). “Who's Vaulting into the C-suite? Trends Changed Fast in 2022”. 02.022023. LinkedIn. https://www.linkedin.com/pulse/whos-vaulting-c-suite-trendschanged-fast-2022-george-anders/?trackingId=jOiiEvmfQI6sMbG%2BKwpCIQ%3D %3D, Erişim Tarihi: 15.06.2024. Ghosh, R. (2012). “Diversity and Excellence in Higher Education: Is There a Conflict?”, Comparative Education Review, 56, 349-365. Gibson, R. E. (1996). “Deaf Women Academics in Higher Education”, içinde Breaking Boundaries: Women in Higher Education, (Ed. L. M. Val Walsh). Taylor Francis. Gillborn, D. (2015). “Intersectionality, Critical Race Theory, and the Primacy of Racism: Race, Class, Gender, and Disability in Education”, Qualitative Inquiry, 21(3), 277287. Global Compact Network Türkiye. (2022). İş Dünyasında Çeşitlilik ve Kapsayıcılık Uygulamaları. https://www.globalcompactturkiye.org/wp-content/uploads/2022/04/ UN-GLOBAL-COMPACT-CESITLILIK-VE-KAPSAYICILIK-2021-v5.pdf, Erişim Tarihi: 15.06.2024. 373 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Golden, H. (2024). “History of DEI: The Evolution of Diversity Training Programs”. https://www.ndnu.edu/history-of-dei-the-evolution-of-diversity-trainingprograms/#:~ :text=The%20origins%20of%20DEI%20(Diversitybeginning%20of%20workplace%2 0diversity%20training, Erişim Tarihi: 08.06.2024. Gonzalez, J. Z. (2022). “Critical Race Theory and Cultural Taxation as Frameworks for Analyzing the Lack of Faculty Diversity in Academic Allied Health Professions Programs”, Journal of Allied Health, 51(4), 256–260. Gurin, P. & Dey, E. & Hurtado, S. & Gurin, G. (2002). “Diversity and Higher Education: Theory and Impact on Educational Outcomes”, Harvard Educational Review, 72(3), 330-367. Heward, C. (1996). “Women and Careers in Higher Education: What is the Problem?”, içinde Breaking Boundaries: Women in Higher Education, (Ed. Louise Maroley Val Walsh). Taylor Francis. Illich, I. (2006). “Okulsuz Toplum”. (Çev. M. Özay). Şule Yayınları. Jonsson, A. & Perez Vico, E. & Politis, D. (2024). “Engaging in Societal Collaboration through Reflexivity: Experiences from A Cross-Disciplinary Pilot Course for Faculty”, içinde Making Universities Matter: Collaboration, Engagement Impact, (Ed. P. Mattsson & E. Perez Vico & L. Salö). (Innovation, Technology, and Knowledge Management). Springer. Ss. 11-32. Lafferty, D. J. R. & McKenney, E. A. & Hubbard, T. & Trujillo, S. & Beasley, D. E. (2024). “A Path Forward: Creating an Academic Culture of Justice, Equity, Diversity, and Inclusion”, Bulletin of the Ecological Society of America, 105(1), 1-11. Lee, S. (2023). “Does University Level the Playing Field? Impacts of Spatial Inequalities on the Gap in the Earnings of Similar Graduates: Evidence from the UK”, High Educ. Policy, 36, 84-870. Lewis, N. A. (2022). “What Universities Say Versus Do About Diversity, Equity and Inclusion”, Nat. Hum. Behav., 6, 610. Mag, A. G. & Sinfield, S. & Burns, T. (2017). “The Benefits of Inclusive Education: New Challenges for University Teachers”, MATEC Web of Conferences, 121, 12011. Morgado, B. & Cortes-Vega, M. D. & Lopez-Gavira, R. & Alvarez, E. & Morina, A. (2016). “Inclusive Education in Higher Education”, Journal of Research in Special Educational Needs, 16(1), 639-642. Nunan, T. & George, R. & McCausland, H. (2000). “Inclusive Education in Universities: Why It Is Important and How It Might Be Achieved”, International Journal of Inclusive Education, 4(1), 63-88. Padilla, A. M. (1994). “Ethnic Minority Scholars, Research, and Mentoring: Current and Future Issues”, Educational Researcher, 23(4), 24-27. Paul, J. D. & Maranto, R. (2021). “Other Than Merit: The Prevalence of Diversity, Equity, and Inclusion Statements in University Hiring”. https://www.aei.org/wpcontent/uploads/2021/11/Other-than-merit-The-prevalence-of-diversity-equity-andinclusion-statements-in-university-hiring.pdf, Erişim Tarihi: 05.06.2024. 374 Eşitsizliklerin Azaltılması, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık Ralfs, A. (2024). “Proximity and Inequality in Academia”, içinde Innovation, Technology, and Knowledge Management, Making Universities Matter, (Ed. Mattsson, P. & Perez Vico, E. & Salö, L.). Springer. Rufo, C. (2023). “University DEI Programs Work against Liberal Education”. 27.07.2023. The New York Times. https://www.nytimes.com/2023/07/27/opinion/christopherrufo-diversity-desantis-floriduniversity.html, Erişim Tarihi: 26.04.2024. Schmidt, N. S. (2020). “Principles and Guidelines to Strengthen the Social Dimension of Higher Education in the EHEA”, SIHO Webinar I., 10.12.2020. https://www.siho.be/sites/default/files/2020-12/Nino%20Schmidt%20Webinar%201. pdf, Erişim Tarihi: 10.06.2024. Social Sciences Feminist Network Research Interest Group. (2017). “The Burden of Invisible Work in Academia: Social Inequalities and Time Use in Five University Departments”, Humboldt Journal of Social Relations, 39, 228-245. Strnadova, I. & Hajkova, V. & Kvetonova, L. (2015). “Voices of University Students with Disabilities: Inclusive Education on the Tertiary Level-A Reality or A Distant Dream?”, International Journal of Inclusive Education, 19(10), 1080-1095. T.C. Anayasa Mahkemesi. (2024). Önceki Anayasalar 1924 Anayasası. https://www.anayasa.gov.tr/tr/mevzuat/onceki-anayasalar/1924-anayasasi/, Erişim Tarihi: 14.06.2024. Thamrin, H. & Gaus, N. & Ritonga, F. U. & Baa, S. (2023). "New Public Management and Gendered Universities: Understanding the Persistence of Gender Inequality in Academia", Journal of Applied Research in Higher Education, 15(5), 1236-1252. THE. (2023). “Times Higher Education Impact Rankings Methodology Version 1.2”. https://the-ranking.s3.euwest1.amazonaws.com/IMPACT/IMPACT2023/THE. ImpactRankings.METHODOLOGY.2023_v1.2.pdf, Erişim Tarihi: 04.05.2024. Tunç, S. (1971). “Türkiye’de Eğitim Eşitliği”, içinde Eğitim Sosyolojisi, (Haz. H. Topçuoğlu & M. Tezcan & Y. Akyüz & M. Göğüş & İ. Sandıkçıoğlu). Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yayınları. Turner, C. S. (2013). “Advancing Diversity in Higher Education”, Journal of Diversity in Higher Education, 6(3), 155-157. UK Parliement. (2024). “Race Relations Act 1965”. https://www.parliament. uk/about/living-heritage/transformingsociety/private-lives/relationships/collections1/ race-relations-act-1965/, Erişim Tarihi: 20.05.2024. UNESCO. (1999). “Declaration of the 1999 UNESCO World Conference On Science: Declaration on Science and The Use of Scientific Knowledge”. https://worldscienceforum.org/contents/declaration-of-the-1999-unesco-worldconference-on-science-110056, Erişim Tarihi: 17.05.2024. UNESCO. (2018). “Recommendation on Science and Scientific Researchers”. https://unesdoc.unesco.org/ark:/48223/pf0000263618, Erişim Tarihi: 20.05.2024. UNESCO. (2024). “What You Need to Know about Global Citizenship Education”. https://www.unesco.org/en/global-citizenship-peace-education/need-know, Erişim Tarihi: 22.07.2024. 375 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü United Nations Academic Impact. (2024). Global Citizenship. https://www.un.org/ en/academic-impact/global-citizenship, Erişim Tarihi: 12.06.2024. Wicaksono, H. H. (2024). “Social Reproduction in Schools of Excellence from the Perspective of Pierre Bourdieu”, Didaktika: Jurnal Kependidikan, 13(1). Wolbring, G. & Lillywhite. A. (2021). “Equity/Equality, Diversity, and Inclusion (EDI) in Universities: The Case of Disabled People”, Societies, 11(2), 49. Yükseköğretim Kurulu. (2023). “Üniversite İzleme ve Değerlendirme Genel Raporu”. https://www.yok.gov.tr/Documents/Yayinlar/Yayinlarimiz/2023/2023-universiteizleme-ve degerlendirme-genel-raporu.pdf, Erişim Tarihi: 16.06.2024. Zaimakis, Y. & Kokkinou, C. (2023) “Digital and Social Inequalities and the Post-Coronial University: A Greek Case”, Urbanities, 13(1), 19-36. 376 BÖLÜM 14 ETİK VE ETİK SORUMLULUKLAR İnayet Aydın * ÖZET Sürdürülebilirlik bütün gezegeni kapsayan çok temel bir etik değer olarak görülmelidir. Etik, belli durum, olay, eylem ya da kararlar hakkında, evrensel değer, ilke ve kurallar çerçevesinde bilinçli değerlendirmeler yapma sürecidir. İnsanın ötekini düşünerek yaşamayı öğrenmesi, hayatta kalmasını ve uygarlıklar yaratmasını sağlamıştır. Akıl ve vicdan sahibi rasyonel bir varlık olarak insan, uzayı da içine alan tüm kozmosistemi düşünerek davranma sorumluluğuna sahiptir. Eğitim, insanın ve insanlığın yücelmesini amaçlayan bir kamu hizmeti olarak en temel insan haklarından biridir. Eğitime erişim hakkı ise Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen sürdürülebilirliğin 17 temel amacından biridir. Bu kapsamda sürdürülebilir bir dünya için yükseköğretim sistemi ve üniversitelerin araştırma, eğitimöğretim ve topluma hizmet boyutlarında etik değerlere uygun bir sürdürülebilirlik yaklaşımını benimsemesi ve uygulaması beklenmektedir. Üniversitelerde sürdürülebilirlik faaliyetleri kampüsleri yeşillendirmenin ötesinde, eğitim müfredatına, politikalara ve programlara dahil edilmesi gereken çok boyutlu bir konudur. Dünya çapında pek çok üniversite, yükseköğretim alanında uluslararası anlaşma ve sözleşmeleri imzalayarak sürdürülebilirliği bir misyon olarak benimsemişlerdir. Üniversitelerin gelecek nesillere yaşanabilir ve gelişen bir dünya bırakmak için mevcut nesilleri sürdürülebilirlik alanında eğiterek, sorumluluk alabilen donanımlı kişiler olarak yetiştirmesi geleceğin sorunlarının çözülebilmesi açısından çok önemlidir. Üniversitelerde sürdürülebilirlik konusunda yapılacak araştırmalar desteklenmeli ve bu araştırmalarda bilim ve araştırma etiğine uygun bir süreç izlenmelidir. Ayrıca sürdürülebilirlik konusu bütün eğitim programlarında müfredata eklenmeli ve yükseköğretim kurumları öğrencilerin eğitim haklarına erişimi kolaylaştıracak düzenlemeler yaparak, öğrenci dostu bir öğrenme çevresi yaratmalıdır. Diğer yandan sürdürülebilir bir yaşam için sosyal sorumluluk çalışmaları ile topluma katkı sunmak ve etik farkındalık yaratılması üniversitelerin politika ve stratejilerinin ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, Etik, Yükseköğretimde Üniversitelerde Sürdürülebilirlik, Etik ve Sürdürülebilirlik * Sürdürülebilirlik, Prof. Dr.; Ankara Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi Anabilim Dalı;
[email protected]; Orcid: 0000-0002-7522-8961 377 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü ETHICS AND ETHICAL RESPONSIBILITIES ABSTRACT Sustainability should be seen as a fundamental ethical value that covers the entire planet. Ethics is the process of making conscious evaluations about certain situations, events, actions or decisions within the framework of universal values, principles and rules. Learning to live by considering the other has enabled humans to survive and create civilizations. As a rational being with reason and conscience, human beings have the responsibility to act by considering the entire cosmosystem, including space, in their actions and decisions. The right to access education is one of the most fundamental human rights and one of the 17 key goals of sustainability identified by the United Nations. In this context, for a sustainable world, the higher education system and universities are expected to adopt and implement a sustainability approach in accordance with ethical values in the dimensions of research, education, and service to society. Sustainability activities in universities are a multidimensional issue that should be included in educational curricula, policies and programs, beyond greening campuses. Many universities around the world have adopted sustainability as a mission by signing international agreements. In order to leave a livable and developing world for future generations, it is very important for universities to educate current generations in the field of sustainability and to raise them as well-equipped individuals who can take responsibility in order to solve the problems of the future. All universities should support research on sustainability and follow a process in accordance with science and research ethics. In addition, sustainability should be included in the curriculum of all education programs and higher education institutions should create a student-friendly learning environment by making arrangements to facilitate access to students' educational rights. On the other hand, contributing to society through social responsibility activities for a sustainable life and raising ethical awareness should be an integral part of the policies and strategies of universities. Keywords: Sustainability, Ethics, Sustainability in Higher Education, Sustainability in Universities, Ethics and Sustainability 378 Etik ve Etik Sorumluluklar GİRİŞ Üniversiteler yaklaşık bin yıldır var olan, bugünün ve geleceğin yaratıldığı, araştırma ve öğrenme merkezleri olarak toplumun kalbinde yer alan çok önemli kurumlardır. Üniversiteler her alanda ekonominin ihtiyaç duyduğu profesyonelleri yetiştirirken anı zamanda onlara bireysel ve mesleki etik değerleri kazandırma sorumluluğuna da sahiptirler. Diğer yandan üniversiteler araştırma ve geliştirme çalışmalarında gerek bilim etiği ve gerekse araştırma etiğine ilişkin temel değer ve ilkelerin uygulayıcısı ve aktarıcısı olan kurumlardır. Toplumun her boyuttaki gelişimine çok yönlü katkı sağlayan üniversitelerin, sürdürülebilirlik açısından da çok önemli rol ve işlevleri bulunmaktadır. Üniversiteler geliştirdikleri ileri teknolojiler, bilimsel araştırmalar, sundukları kaliteli eğitim ve çığır açan yeniliklerle sürdürülebilir gelişim açısından vazgeçilmez kurumlardır. Yeni uygulamalara öncülük etmeleri ve gelecek nesilleri eğitmeleri, sürdürülebilir üniversitelere değişim yaratma ve etkileme konusunda özel bir yetenek kazandırmaktadır. Bir süreci “zaman içinde sürdürme veya destekleme yeteneği” olarak tanımlanan sürdürülebilirlik kavramı ilk kez 1987 yılında yayınlanan Brundtland Raporu’nda kullanılmıştır. Birleşmiş Milletler (BM) tarafından “Ortak Geleceğimiz” olarak da adlandırılan bu rapor ile ekonomik kalkınma ve küreselleşmenin olumsuz çevresel sonuçları konusunda ilk kez uyarıda bulunulmuş, sanayileşme ve nüfus artışından kaynaklanan sorunlara çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır. Bu rapordaki BM Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu'nun (WCED) tanımına göre "Sürdürülebilir kalkınma, gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme yeteneğini tehlikeye atmadan bugünün ihtiyaçlarını karşılayan kalkınmadır" (UN, 1987: 15). Bu tanıma göre sürdürülebilirlik, dünya üzerindeki yaşamı tehlikeye atmadan veya kimseyi geride bırakmadan, gezegeni korumak, iklim değişikliğini durdurmak ve sosyal kalkınmayı desteklemekle ilgilidir. Ayrıca sürdürülebilirlik bilinci, gelecek nesillerin kaynaklarını tehlikeye atmadan ve onların haklarını da gözeterek mevcut ihtiyaçlarımızı karşılamayı amaçlamaktadır. Sadece günümüzü değil, geleceği de düşünmeyi öngören sürdürebilirlik kavramı amaç ve kapsamı bakımından herkesin koruması gereken “etik” bir değerdir. Sürdürebilirlik kavramı bize toplumların çevreyi önemseyerek, sosyal adaleti arayarak ve ekonomik değer yaratarak ilerleyebileceğini hatırlatmakta ve etiğin en önemli gereği olan “ötekini de düşünerek yaşama” sorumluluğunu yüklemektedir. BM üyeleri tarafından 2015 yılında New York’ta ‘Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi’ kabul edilmiştir. Bu gündem 2030 yılına kadar gezegeni ve dünya çapında insan yaşam kalitesini iyileştirmeyi amaçlayan 17 küresel 379 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü sürdürülebilirlik amacı ve 169 hedeften oluşmaktadır. Yoksulluğu sona erdirmek, açlığı önlemek, herkes için refah ve sağlığı teşvik etmek, kaliteli eğitim, cinsiyet eşitliği, temiz su ve hijyen, karşılanabilir ve temiz enerji, düzenli iş ve ekonomik büyüme, sanayileşme, inovasyon ve altyapı, eşitsizliklerin azaltılması, sürdürülebilir şehirler ve toplumlar, sorumlu tüketim ve üretim, iklim eylemi, su altındaki yaşam; yeryüzünde yaşam; barış, adalet ve güçlü kurumlar, amaçlar için iş birliği gibi ana amaçlara ulaşmak için bir rota ve çerçeve belirlenmiştir (UN, 2015). 2019 yılında toplanan 40. UNESCO Dünya Konferansı'nda ‘Sürdürülebilir Kalkınma İçin Eğitim: Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına (2030'a kadar ESD) Ulaşılmasına Doğru’ başlıklı komisyon raporunda sürdürülebilir kalkınmaya giden yeni bir yol haritası ortaya konmuştur. Belirlenen bu küresel sürdürülebilirlik amaçlarına ulaşılabilmek için kurumların, karar vericilerin ve tüm bireylerin adalet, eşitlik, saygı, tarafsızlık gibi etik ilkelere uyulması, ayrımcılıktan kaçınılması, insan onurunun korunması, insan dışı tüm varlıkların değerine saygı gösterilmesi ve korunması gibi evrensel etik değerlerin benimsemesi ve tavizsiz şekilde uygulanması ile mümkün görünmektedir. İklim değişikliği, su kıtlığı, yoksulluk, eğitim eşitsizliği gibi insanların karşılaştığı zorlukların çoğu, yalnızca küresel düzeyde ele alınan sürdürülebilir kalkınmanın teşvik edilmesiyle çözülebilir. Bu amaçla kaynakların kullanılması, yatırımların yönlendirilmesi, teknolojik gelişmenin sağlanması ve kurumsal değişim, şimdiki ihtiyaçlarla olduğu kadar gelecekteki ihtiyaçlarla da tutarlı hale getirilirse sürdürülebilir bir dünya kurulabilir. İnsanlık, günümüzün ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde kalkınmayı sürdürülebilir kılma yeteneğine sahiptir ve bu farkındalıkla hareket etmesi etik bir sorumluluktur. Bir yandan bugünün ihtiyaçlarını karşılarken bir yandan da gelecek nesillerin yaşam ve gelişim haklarını koruyabilmek için birçok işletme, kurum, kuruluş ve hükümetler, çevresel ayak izlerini azaltmak ve kaynakları korumak gibi sürdürülebilir hedefler belirlemek ve bunları koruma sorumluluğuna sahiptir. Sürdürülebilir bir gelecek idealinin gerçekleşmesi için bir yandan bireylerin etik farkındalıklarının artırılması için çaba gösterilmeli, diğer yandan hükümetlerin politika ve kararlarının sürdürülebilirliği destekleyen bir yol izlemesi için bilinçli yurttaşlık hareketinin yaratılması sağlanmalıdır. Sürdürülebilirliğin en büyük zorluklarından biri, gelişmiş dünyadaki tüketimi azaltırken aynı zamanda gelişmekte olan dünyanın yaşam standardını yükseltmektir. Bunun başarılabilmesi ise bireysel ve toplumsal yaşamlarında her gün bilinçli etik seçimler yapabilecek, sorumlu küresel vatandaşların yetiştirilmesi ile olanaklıdır. Özellikle yükseköğretim aşamasında eğitim, araştırma ve topluma hizmet çalışmalarında etik değer ve ilkeleri benimseyen ve uyan bireylerin yetiştirilmesi sürdürülebilirliğin anahtarıdır. 380 Etik ve Etik Sorumluluklar İnsanların yiyecek ve barınak gibi kaynaklar için rekabet etmek zorunda kaldığı ilk çağlardan bu yana, rekabet her zaman insan doğasının ayrılmaz bir parçası olmuş ve yalnızca kendi çevresel ortamlarında en iyi rekabet edebilen bireyler ve toplumlar hayatta kalabilmiştir (Baker, 2015). Ancak her bireyin kendisi için yaşadığı, hiç kimsenin başkalarının çıkarlarını göz önünde bulundurmadığı ve herkesin istediği şeyi yapmakta serbest olduğu bir durumda insanlar sürekli korku, şiddet ve ölüm tehlikesi içinde yaşamak zorunda kalmıştır. Hobbes, “doğa durumu” dediği bu halin insanlar için korkunç ve dayanılmaz bir durum olduğunu ifade eder. Hobbes'a göre, doğa durumundan kaçmanın en iyi yolu, bireylerin malların üretimi ve dağıtımında birbirleriyle iş birliği yapmaları; saldırı, hırsızlık veya ihanet korkusu olmadan birlikte çalışmaları ve birbirlerine güvenmeleridir. Bu güvenceler ancak sosyal bir sözleşme çerçevesinde mümkün olur (Akt. Satyanarayana, 2010). Doğada daha güçlü olabilmek ve hayatta kalabilmek için insan aynı zamanda iş birliği yapma, bir araya gelme ve örgütlenme becerilerini geliştirmiştir. İnsanın ötekini düşünerek yaşaması, onun hem kendisi hem de başkaları açısından sürdürülebilir bir yaşama sahip olması anlamına gelmektedir. İnsanın yaptığı her şey bu gezegendeki tüm yaşam formlarının geleceğini etkilemektedir. 18. yüzyıldan günümüze doğal kaynakların tükenmesi ve kirlilik büyük bir çevre etiği sorunu haline gelmiştir. Büyük bir hevesle teknoloji üreten insanın yarattığı “Kıyamet Teknolojileri” giderek dünyanın altıncı yok oluşuna mı yol açacaktır? Dünyanın bugüne kadar, %80’den fazla canlı türünün soyunun tükenmesine yol açan ve Ordovisyen, Devoniyen, Permiyen, Triyas ve Kretase adı verilen beş büyük kitlesel yok oluş evresinden geçtiği bilinmektedir. Endüstri devriminden bu yana ise insanın yıkıcı faaliyetleri nedeniyle “6. Büyük Kitlesel Yok Oluşun” çoktan başlamış olduğu iddia edilmektedir (Kolbert, 2016). Bu korkunç gerçek karşısında insan zekâsının ve yaratıcılığının yol açtığı felaketleri, yine insan zekâsının ve erdemli yaklaşımlarının aşacağını ummaktan başka bir çare görünmemektedir (Aydın, 2023a). Bu da sürdürülebilirlik felsefesinin herkes tarafından benimsenmesi ve öncelikli bir politika olarak uygulanması ile mümkün olabilecektir. Hızlı nüfus artışı, kontrol edilemeyen kirlilik, nükleer enerjinin ve tehlikelerinin anlaşılmaması, çevre felaketleri, salgınlar, doğal kaynakların sorumsuzca tüketilmesi küresel sorunlardır ve küresel bir etik bakış açısı ile ele alınmaları her geçen gün daha da önemli hale gelmektedir. Ötekini düşünerek yaşamak, tüm insanların onuru ve haklarına saygı göstermek, sorunları ve meşru çıkarlarıyla ilgilenmek ve kişisel gelişimlerini desteklemek anlamına gelmektedir. Bencil ve düşüncesizce yaşamak ise gücün kötüye kullanılması, adaletsiz davranmak, 381 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü saygısız ve kayıtsız kalmak, insanların kişiliğinin ve haklarının tanınmaması, kişilerin temel hak ve çıkarlarına saygısızlık, doğal kaynaklardan ve insani gelişim araçlarından eşit yararlanma fırsatının sağlanmamasıdır (Melé, 2014: 457). Sürdürülebilir bir dünya, sürdürülebilir bir yaşan felsefesini ve bunu motive eden etik değerlere sahip olmayı gerektirmektedir. Bu çalışmada öncelikle etik kavramı, değer, ilke ve kurallar temel alınarak nasıl etik değerlendirmeler yapılacağı ele alınmıştır. Daha sonra etik teoriler, etik sorun ve etik ikilem farkı, örgütsel, yönetsel ve mesleki etiğin sürdürülebilirlikteki önemi irdelenmiştir. Sürdürülebilir bir dünyada iyi yönetişim ve kamu etiğinin nasıl bir işleve sahip olduğu, kamuda yolsuzluğun etik yozlaşma ve sürdürülebilirliğe olan olumsuz etkileri dile getirilmiştir. Genel anlamda yükseköğretim ve özel olarak da üniversitelerin sürdürülebilirlik ve etik değerlerin gelişimindeki rolleri irdelenmiş ve eğitim-öğretim, araştırma ve topluma katkı alanlarında üniversitelerin etik sorumlulukları tartışılmıştır. 1. ETİK KAVRAMI, DEĞERLER, İLKELER, KURALLAR VE BAŞLICA ETİK KURAMLAR Etik, insan denilen varlığa değerlere değer verme, üstün olan değerleri koruyarak yaşama, doğru ile yanlışı ayırt edebilme ve buna göre davranabilme sorumluluğunu yüklemiştir. Bu kapsamda etik, insana özgü bir kavramdır ve insanın etik ilke ve değerlerin rehberliğinde karar verebilmesi ve davranabilmesi için sahip olması gereken önemli bir farkındalık ve değerlendirme yükümlülüğü vardır. Bu kapsamda etik kavramını ve etik yaklaşımları kısaca ele almak yararlı olacaktır. 1.1. Etik, Metaetik, Normatif Etik ve Uygulamalı Etik En genel anlamda etik, insan tutum ve davranışlarının iyi- kötü, doğruyanlış açısından değerlendirilmesi ve bu değerlendirmeyi yaparken başvurulan evrensel etik değerler, ilkeler ve kurallar bütünüdür (Aydın, 2023b: 46; Aydın, 2024). Etiği meta etik, normatif etik ve uygulamalı etik olarak ele almak mümkündür. Meta etik, ahlaki temellendirmeler ve etik değerlerin felsefi analizini yapmaya çalışır (Tepe, 1992: 83) ve ahlâki gerekçelendirmeler hakkında yorumlar yapar (Aydın, 2023c: 34). Normatif etik ise belli durumları ya da davranışları etik açıdan değerlendirirken onları desteklememizi ya da karşı çıkmamızı gerekçelendirebilecek, eylemlerimize rehberlik edebilecek ilkeler, idealler ve kavramları tanımlar (Darwall, 2003: 18). İnsanın kendinden başka varlıklara karşı sorumlulukları, sürdürülebilir bir yaşam üzerinde düşünmesi meta etiğin kapsamına 382 Etik ve Etik Sorumluluklar girerken, teknoloji üretirken ve kullanırken uyulması gereken etik kurallar; hayvan hakları ilkeleri gibi insanın eylemlerine temel alabileceği etik normların oluşturulması ve uygulanması ise normatif etiğin konusudur. Diğer yandan özellikle tıp, hukuk, mühendislik, eğitim, işletme gibi alanlarda ortaya çıkan güncel etik sorunların ele alınıp incelenmesi ihtiyacı nedeniyle uygulamalı etik, etiğin en önemli alanlarından biri haline gelmiştir. Uygulamalı etik, genel etik teorilerin ve genel etik normların günlük pratik sorunların çözümü için kullanılması ve uygulanması anlamına gelmektedir. Özellikle çeşitli mesleki uygulamalarda, ülke yönetiminde ve teknoloji alanındaki etik sorunların çözümlenmesinde felsefi yöntemlerin kullanılması uygulamalı etiğin kapsamına girmektedir (Beauchamp, 2003: 2). 1.2. Etik Değerlendirmelerde Etik Değer, İlke ve Kuralların Yeri Etik, belli durum, olay, eylem ya da kararlar hakkında, evrensel değer, ilke ve kurallar çerçevesinde bilinçli değerlendirmeler yapma sürecidir. Günlük yaşamda ya da mesleki uygulamalarda insanlar bir davranışın doğru ya da yanlış olduğuna “bana göre bu doğru ya da yanlış” diyerek karar verebilirler. Bu bir etik değerlendirmedir ancak ezbere bir değerlendirmedir. Oysa etik değerlendirmelerin bilinçli bir değerlendirme üzerinde temellendirmesi gereklidir. Etik, bireylerin niyet, eylem, değer, karar ve inançlarının iyi-kötü, doğru-yanlış açısından dikkatle ve eleştirel olarak incelenmesini talep eder (Aydın, 2023a). Bu da ancak etik bilgisi ile yapılabilir. Etik, bir davranışın doğru ya da yanlış sayılma nedenleri üzerinde odaklanır. Etik insanların, kendi düşüncelerine ve eylemlerini tutarlı önermelerle sorgulamalarını ve temellendirmelerini ister (Lo, 1995: 5). Etik değer, ilke ve kurallara göre sorgulamanın amacı, belirli bir durumda en iyi nasıl hareket edileceğini belirlemektir. Bir davranış ya da kararın hangi evrensel etik değer, ilke ya da kurala uygun olduğu ya da onları ihlal ettiği açıklanabilmelidir. İşte bu nedenlerle etik, kuram, kavram, değer, ilke ve kuralları tanımayı, farkındalık geliştirmeyi ve bilinçli etik değerlendirmeler yapabilmeyi gerektirir. Böylece etik bilgisi ile yapılan bir değerlendirme ile etik bir eylem, etik sorumluluk ve etik sonuçlara ulaşmak mümkün olur. Bir eylem ya da kararın etik olup olmadığına karar vermede başvurulan en önemli dayanaklar evrensel etik değer, ilke, kural ve standartlardır. Etik değerler, nihai olarak arzu edilen amaç, hedef ve ideallerdir. Burada arzu edilen kavramının anlamı kısa vadede, günlük olarak değil, uzun vadede kalıcı olacak arzu edilen idealler ve amaçlardır. Bu kapsamda etik değerler, evrensel 383 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü olarak arzu edilen, önem atfedilen ve insanların uğruna çabaladığı amaçlar veya hedeflerdir. Değerler, bizi biz yapan her şeyi ifade eder ve insanların nasıl yaşaması ve hangi amaçlara ulaşması gerektiğine dair temel fikirlerdir (Aydın, 2024). Değerlerimizi düşündüğümüzde, başarı, güvenlik, yardımseverlik vb. gibi kavramlar arasından hayatta bizim için neyin önemli olduğuna karar veririz. Adalet ve yardımseverlik gibi değerler bireyleri bu amaç ve davranışları göstermeye ve bu hedeflere ulaşmaya motive eden önemli unsurlardır (Schwartz, 2012). Değerler, karar ve eylemlerimiz için geçerli kılavuzlarımızdır. Sürdürülebilirlik, ancak etik değerlerin eşlik etmesi ile politika ve uygulamalara konu edilebilir. Etik ilkeler ise davranışların etik yönden haklı/doğru bulunmasına destek olan ve değerlerin eyleme geçmesini sağlayan, onları yönlendiren kılavuzlar olarak hizmet ederler. Böylelikle karar ve eylemlerimizin niçin doğru, iyi ve uygun olduğunu değerlendirmemize olanak sağlamakta ve ilkeler eylemlerimizde bize yol göstererek rehberlik etmektedir (Aydın, 2023c). Örneğin sorumluluk ilkesi, doğal kaynakların özenli kullanımı ve çevreyi kirletmemek için üzerine düşeni yapmak anlamına gelmektedir. En genel anlamda kural, belirli bir durumda neyin yapılabileceği ya da yapılması gerektiğine dair bir dizi açık ve anlaşılır düzenlemeler olarak tanımlanabilir (Oxford Learner Dictionaries, 2024). Diğer bir anlamıyla kurallar işlerin nasıl yapıldığını veya yapılması gerektiğini belirten ve size ne yapmanıza izin verildiğini veya neye izin verilmediğini söyleyen kabul edilmiş açıklama ya da talimatlardır. Kurallar bize yap ya da yapma der. Örneğin, sürdürülebilirlik amaçlarından birisi de toplumsal cinsiyet eşitliğidir. Bu amacın hayata geçirilmesi için ‘Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW)’ gibi bazı etik kurallar ve kısıtlamalar içeren düzenlemeler yapılmıştır. Sürdürülebilirlik için bireysel, kurumsal, yönetsel ve küresel düzeyde tüm karar vericilerin ve bireylerin eylemlerinde evrensel etik değer, ilke ve kuralları temel alarak tutum ve davranışlarını değerlendirmeleri ve üstün olan değerleri koruyarak yaşama geçirmeleri önemlidir. Daha iyi bir gezegen için, daha gelişmiş bir etik farkındalık ve etik davranışlara ihtiyaç duyulmaktadır. 1.3. Etik Sorun ve Etik İkilemler Burada etik sorun ve etik ikilem kavramlarını da açıklamakta yarar vardır. Etik sorunlar kişilerin kendileriyle ve başkalarıyla olan ilişkilerinde ya da yaşadıkları durumlarda karar alırken ve eylemlerde bulunurken karşı karşıya kaldıkları değer sorunlarıdır (Kuçuradi, 2007). Etik ikilemler ise bir karar verirken 384 Etik ve Etik Sorumluluklar iki ya da daha fazla değerin yarışma halinde olmasıdır. Her etik sorun bir ikilem içermeyebilir. Ancak her ikilem bir etik sorun içerir. Başka seçenekler varken "nesli tükenmekte olan" ağaç türlerini içeren ürünlerin satın alınması bir etik sorundur. Ancak kâğıt ya da plastik ambalajdan hangisini kullanacağınız bir etik ikilemdir. Sürdürülebilirlik yaklaşımları da kendi içinde etik ikilemler barındırmaktadır. Sürdürülebilirlik yaklaşımınız insan merkezli olmayan bir etik anlayışına dayanıyorsa, tüm ekosistemlerin yaşamını korumak ve sağlıklı bir şekilde varlığını sürdürebilmesini desteklemek temel amaç olacaktır. Ancak sürdürülebilirlik anlayışınız öncelikle insan merkezli bir etik anlayışa dayanıyorsa, insan ihtiyaçlarını daha verimli bir şekilde karşılamanın yollarını bulmak için çeşitli yöntemler aramak daha baskın gelen bir yaklaşım olacaktır. Bu açıdan sürdürülebilirlik pek çok önemli etik ikilemleri bünyesinde barındıran ve bu etik ikilemlerin, etik bilgisi ve etik değerlendirmelerle çözümlenmesine ihtiyaç duyulan bir alandır. Hem ekosistemin korunması hem de ekonomik kalkınmanın ve insan ihtiyaçlarının en etkili şekilde karşılanması için nasıl bir etik yaklaşım benimsenmesi gerektiği önemli felsefi tartışmaları gerektirmektedir. Özellikle çevre değerlendirmelerinde verilen kararlarda sürdürülebilirlik açısından ekosisteme zarar vermemek ile ekonomik değer yaratma arasında ortaya çıkan ikilemlerin çok iyi bir şekilde yönetilmesine ihtiyaç bulunmaktadır. 1.4. Etik Teoriler ve Sürdürülebilirlik Açısından Değerlendirilmesi Sürdürülebilirlik açısından etik değerlendirmeler yaparken dayanak olacak bir diğer önemli ölçüt de etik teorilerdir. Çok farklı yaklaşımlar olmakla birlikte en önde gelen etik teoriler arasında faydacılık, ödev etiği ve erdem etiği sayılabilir. Jeremy Bentham ve John Stuart Mill’in öncülüğünü yaptığı faydacılık etiği, bir eylemin sonucuna bakan, teleolojik (sonuççu) bir teoridir. Faydacılık iki temel ilke üzerinde şekillenir: a) Sonuç ilkesine göre, bir eylemin iyiliği veya kötülüğü o eylemden kaynaklanan sonuçların doğruluğu veya yanlışlığı tarafından belirlenir. b) En büyük mutluluk ilkesine göre ise bir eylemin doğruluğu, ondan etkilenen herkesin mutluluğuna yaptığı katkıyla belirlenir (Quinton, 1974). Doğayı insanlardan farklı ve yalnızca insan amaçlarına yönelik bir araç olarak gördüğümüz bir yaklaşımla ele alırsak faydacı bir etik yaklaşımı benimsemiş oluruz. İnsanı merkez alan bu etik yaklaşım (Antropocentric) insan olmayan doğal çevredeki her şeyin (hayvanlar da dahil) insana fayda sağlamasına dayalı bir anlayışa sahiptir (Mappes & Zembaty, 2002). Bu yaklaşım tüm çevre varlıklarının insana hizmet için var olduğunu savunur ve insanı doğanın efendisi olarak görür. Böyle bir 385 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü yaklaşımda insan dışındaki her şeyin kendisi bir amaç ya da bir değer olmaktan çok, insana fayda sağladığı için araçsal bir değeri vardır (Aydın, 2017: 265). Diğer yandan Immanuel Kant’ın “ödev etiği” teorisi ise sonuçla ilgilenmez ve ödevden kaynaklanan eylemlerle ilgilenir. Kant, eylemlerin doğru veya yanlış olup olmadığını, eylemin kendisinin değil, eylemin ardındaki niyetin belirlediğini savunur. Bu nedenle eylemden doğabilecek sonuçları değil, ödev ve niyeti ölçü olarak alır (Kant, 2007). Canlı merkezli etik yaklaşım (Biyocentric) doğadaki tek canlının insan olmadığını; algılayan ve hisseden diğer canlıların da kendi haklarından dolayı değerli ve önemli olduğunu savunan bir etik yaklaşımdır. Canlı merkezli yaklaşımda ayrıca “bitki ve hayvanların hatta tüm canlıların önemli ve hak sahibi olduğu; insan ihtiyaç ve taleplerinin karşılanmasının ötesinde kendinden menkul değerlerinin olduğu kabul edilir” (Wilkinson, 2002). Diğer yandan insan ve hayvanların ötesinde gezegeni bir bütün olarak gören, ekosistem merkezli etik yaklaşıma göre ise insan doğanın sadece bir parçasıdır, onun yöneticisi değildir (Pratima, 2015). Bu nedenle ödev etiği yaklaşımına göre akıl ve vicdan sahibi bir varlık olan insanın ödevi, çevrenin bir parçası ve bütünleyicisi olarak diğer bütün biyotik unsurlar ve ekolojik dengenin devamını sağlamaktır. Rasyonel bir varlık olarak insan eylem ve kararlarında tüm ekosistemi, hatta uzayı da içine alan tüm kozmosistemi düşünerek davranmalıdır. Kant’a göre başka kişiler, hiçbir zaman sadece kendi amacımıza ulaşmak için bir araç olarak görülmemelidir. Bu nedenle ödevimiz diğer insanlara araç olarak değil, eşit ve onurlu davranmayı hak eden kişiler olarak yani bir amaç olarak davranmaktır (Tavani, 2013). Bu amaçsal yaklaşıma göre tüm doğaya karşı olan sorumlulukların yerine getirilmesinin etik bir ödev olarak görülmesi, doğanın insan dışındaki unsurlarının sadece insana hizmet eden bir araç olarak görülmemesi de ödev etiğinin bir gereği olarak düşünülmelidir. Üçüncü etik teori ise “erdem etiği” yaklaşımıdır. Erdem etiği eylemlerden çok eyleyeni konu edinir. Nasıl bir insan olunması ve hangi tür karakter niteliklerine sahip olunması gerektiğiyle ilgili temel sorular, erdem etiğinin özünü oluşturur (Timmons, 2013: 269). Erdem etiği erdemli bireylerin eylemlerinden çok, bireylerin erdemleriyle ve karakteriyle ilgilenir. Çünkü erdemli olmadan, erdemli davranışta bulunulamaz. Burada önemli olan erdeme uygun olarak eylemek değil, erdemli bir karakterden dolayı bir eylemi yapmaktır (Kart Tepe, 2022: 18,25,26). Erdem etiğinin sürdürülebilirlik yaklaşımı, doğayı kirletecek eylemler yapmamaktan çok, doğaya karşı sorumlu, dürüst ve erdemli bir insan olmakla ilgilidir. Teknoloji, çevreyi kullanma yeteneğimizi ve kullanım verimliliğini artırır, ancak bu yeteneği ve verimliliği nasıl kullanmamız gerektiğini belirlemez. İşte bu noktada ancak erdemli kişiler, teknolojiyi doğaya karşı değil doğayı koruyacak 386 Etik ve Etik Sorumluluklar şekilde kullanabilme sorumluluğunu üstlenirler. Doğadaki her şey insanın mutluluğu ve refahı için midir? Verimli tarım topraklarına inşaat yapılması doğru mudur? İnsanın enerji, beslenme, üretim hammaddesi sağlamak gibi ihtiyaçlarının karşılanması, çevrenin korunmasından daha önemli midir? Bütün canlı ve cansız varlıklar insandan bağımsız olarak bir değere sahip midir? Gibi sürdürülebilirliğin temelini oluşturan soruların cevaplanmasında etik teoriler ışığında değerlendirmeler yapmak çok önemlidir. 2. ÖRGÜTSEL, YÖNETSEL VE MESLEKİ ETİK, KAMUDA İYİ YÖNETİŞİM VE KAMU ETİĞİ İLKELERİ Bireysel etik değerler kadar, örgütsel, yönetsel ve mesleki etik değerlerin korunması da sürdürülebilir bir dünya için zorunludur. Örgütsel etik, bir kurumun ya da işletmenin çalışanlarda aynı tür davranışların yerleştirilmesini sağlayan, o kuruluştaki kişilerin bireysel ve grup davranışlarına rehberlik eden değerler, ilkeler ve standartlar dizisidir (Aydın, 2023d: 4). Örgütsel etik ilkeler çalışanların etik dışı davranışlarının proaktif olarak önlenmesi amacıyla iş süreçlerini yönlendirmek ve yönetmek için oluşturulmuştur. Ayrıca örgütsel etik ilkeler bir kurumda etik ve değerleri merkeze alan bir yaklaşımın da göstergesi ve sürdürülebilirliğin de garantisidir. Bir bankanın çevreye zarar veren kuruluşlara kredi vermemesi, hayvan haklarını ihlal eden ya da çocuk işçi çalıştıran kuruluşlardan mal alıp satılmaması gibi ilkeler örgütsel etiğin örneklerindendir. Üniversitelerin de köklü kurumlar olarak örgütsel etik ilkelerini belirleyerek sayfalarında ilan etmeleri önemlidir. Diğer yandan yönetsel etik ise yöneticilerinin eylem ve kararlarına yön veren etik ilkeleri ifade eder. Yönetsel etik, kararların verilmesinde tutarlı, tarafsız ve gerçeklere dayalı olmayı; bireylerin varlık ve bütünlüğüne saygıyı, herkes için en iyi olacak eylemlerin seçilmesini ve eylemlerde adalet, eşitlik, tarafsızlık, dürüstlük, sorumluluk, saygı, açıklık, sevgi, demokrasi, hoşgörü vb. gibi evrensel değerleri temel almayı sağlayan, yöneticilere eylemlerinde yol gösteren davranış ilkeleridir (Aydın, 2023d: 4). Yönetsel etik, yöneticilerin hem kurum dışı paydaşlara ve topluma hem de kurum içi paydaşlara karşı görevlerini dürüst, adil ve tarafsız bir şekilde yerine getirmelerini sağlamak açısından önemlidir. Etik liderlik, günümüzün en önemli değerlerinden biri haline gelmiştir. Etik liderler, başkalarını ilgilendiren kararların uzun vadeli sonuçları, sakıncaları ve yararları hakkında derinlemesine bir şekilde düşünürler. Alçakgönüllü bir tavır içinde adalet için çalışırlar, sorumluluk alırlar ve her bireye saygı duyarlar. Etik liderler yüksek etik standartlar koyar ve bunlara uygun davranırlar (Mihelič & Lipičnik & Tekavčič, 2010). Akademik yönetim süreçlerinde yönetsel etik ilkelere uygun 387 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü davranmak üniversiteler tarafından benimsenmeli, adil, şeffaf ve tarafsız yönetim ilkeleri uygulanmalıdır. Kurumlarda çalışan profesyoneller, kendi “meslek etiği” kurallarına uygun davranmalıdır. Meslek etiği, doktor, öğretmen, polis, mühendis gibi profesyonel meslekleri yerine getiren bireylerin iş ortamındaki ve hizmet sunduğu kişi ve kurumlarla olan ilişkilerindeki davranışlarını yöneten ilkelerdir. Bu kapsamda meslek etiği, “belirli bir meslek grubunun, mesleğe ilişkin olarak oluşturup, koruduğu; meslek üyelerine emreden, onları belli bir şekilde davranmaya zorlayan; kişisel eğilimlerini sınırlayan, yetersiz ve ilkesiz üyeleri meslekten dışlayan; meslek içi rekabeti düzenleyen ve hizmet ideallerini korumayı amaçlayan mesleki ilkeler bütünüdür” (Aydın, 2023d: 4). Öğrencilere gelecekte icra edecekleri meslek etiği ilkelerini öğretmek, bütün üniversitelerin en temel görevlerinden biridir. Sürdürülebilir bir dünya için önemli olan iki unsur da özel sektör için “iş etiği”, kamu kurum ve kuruluşları içinse “kamu etiği” değer ve ilkeleridir. İş etiği, şirketlerin ve bireylerin mal ve hizmetlerin üretimi, dağıtımı, pazarlanması, satışı ve tüketimi gibi ticari faaliyetlerde uymaları gereken etik ilkeler, politikalar ve değerlerdir (Moriarty, 2021). Kamu etiği ise kamu görevlilerinin, kamu hizmetini yerine getirirken ve vatandaşlarla ilişkilerinde dikkat etmeleri gereken ilke ve kuralları içermektedir (Öktem & Ömürgönülşen, 2005: 232). Kamu yönetiminde etiğin amacı, bir yandan kamuda ekonomik olma, etkililik ve verimlilik gibi bürokratik idealleri başarmak için kamu kaynaklarını etik bir şekilde yönetmek; diğer yandan da etik değerlere bağlı kalarak demokratik ideallere ulaşılmasını sağlamaktır. Kamuda iyi yönetişim ve yüksek etik standartların korunması, toplumun bütünü için önemlidir ve kamu kaynaklarının kamu hizmetlerine veya kamu işlevlerine harcanması etik kurallara uyulması ile mümkündür. Kamu yararına bağlılık, kamuya hesapverebilirlik, yasaların üstünlüğüne bağlılık, insan onuru ve değerine saygı, kapsayıcılık ve sosyal adalet, farklılıklara saygı, şeffaflık, dürüstlük ve doğruluk, kaynakların sorumlu şekilde yönetimi ve kamu güvenini sürdürme gibi kamu etiği değerleri, etkin ve verimli bir kamu hizmetinde son derece etkili bir rol oynamaktadır (Lewis & Gilman, 2005: 37). Kamu sektöründe etik değer ve ilkelerin ihlal edilmesinin en görünür şekli yolsuzluklardır. En genel anlamıyla yolsuzluk, bir çıkar karşılığında, kamu yetkilerinin yasa dışı kullanımı olarak tanımlanabilir. Bu açıdan yolsuzluk kamu görevlilerinin konumlarından kaynaklanan kamusal yetkilerini kişisel çıkarları ya da özel amaçları için yasal düzenlemelere aykırı olarak kullanmaları anlamına gelmektedir (Berkman, 1983: 10). Yolsuzluğun çok yüksek ekonomik, sosyal ve siyasal maliyeti vardır. Bu nedenle yolsuzluğun önlenmesi için çok güçlü ve etkili 388 Etik ve Etik Sorumluluklar mekanizmaların uygulanması, sadece bu yüksek maliyetin önlenmesi değil, aynı zamanda kamu görevlilerinin kendi bencil çıkarlarına değil kamu hizmetlerinin misyon ve amacına odaklanmasını sağlamaktadır (Sherman, 2002: 6). Kamu kaynaklarının sürdürülebilir şekilde kullanılması, kamu hizmetlerinin ayrımcılık ve kayırma yapmadan tüm vatandaşlara ulaştırılması için özel ya da kamu olsun tüm sektörlerde etik değer ve ilkelere uygun bir yönetim ve çalışma anlayışının hakim olması vazgeçilmezdir. 3. SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR DÜNYA İÇİN YÜKSEKÖĞRETİM SİSTEMİ VE ÜNİVERSİTELERİN ROLÜ “Devlet neden vardır?” Sorusunun en önemli cevabı, yurttaşlara kamu hizmetlerinin etkin ve hızlı biçimde sunulmasıdır. Bu anlamda kamu hizmetleri, devletin yerine getirme sorumluluğu taşıdığı bir faaliyettir (Giritli & Akgüner, 2001: 27). Kamu hizmeti, bir ülkenin sürdürülebilir kalkınması için zorunlu olan ve onun hareket edebilmesini sağlayan belkemiği gibidir. Altın (2013: 103) kamu hizmetini “tatmininde kamu yararı olan ve toplumsal ihtiyacı karşılayan faaliyetler” olarak tanımlamıştır. Eğitim hizmeti de devletin sunmayı üstlendiği en önemli kamu hizmetlerinden biridir. Okulöncesi, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim düzeylerinde verilen eğitim, bir yandan toplumun bireylerinin gelişiminin, diğer yandan da toplumların ilerlemesinin anahtarıdır. Yüksek öğrenim, ortaöğretim sonrası öğretim kurumlarında verilen ve genellikle ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora derecelerini kapsayan, sistemli eğitim programlarının sonunda belirli bir derece, diploma veya yüksek öğrenim sertifikası veren bir eğitim sürecini kapsamaktadır (Britannica, 2024). Yükseköğretim kurumları sadece üniversite ve yüksek okulları değil aynı zamanda araştırma enstitüleri, araştırma merkezleri gibi kurumları da içine alan geniş kapsamlı bir sistemdir. Kamu ve iş dünyasında olduğu gibi yükseköğretimde de sürdürülebilirlik çok önemli bir sorumluluk olarak görülmelidir. Yükseköğretim sistemi bir yandan toplumsal ilerlemeye katkıda bulunurken diğer yandan da eğitim-öğretim, bilimsel araştırmalar ve içinde bulunduğu topluma katkı yaparak dünya çapında yaşam kalitesinin artmasında birincil bir sorumluluğa sahiptir. Ayrıca yükseköğretim, araştırma, topluma hizmet ve öğrencilerin bilgi, beceri ve niteliklerini geliştirerek ekoloji ve iklim krizinin farkında olmalarını sağlayarak toplumu sürdürülebilir bir geleceğe yönlendirmede önemli bir role sahiptir. 389 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Yükseköğretim sistemi ve üniversitelerin sürdürülebilirlikteki rol ve işlevi her geçen gün daha da önemli hale gelmektedir. Toplumun lokomotif kurumları olan üniversiteler sürdürülebilirlik konusunda üzerine düşen görevleri çeşitli ortamlarda bilimsel toplantılarda tartışmış ve önemli aşamalar kaydetmişlerdir. Stockholm Deklarasyonu (1972), Talloires Bildirgesi (1990), Kopernik Üniversite Sözleşmesi (1993), Sürdürülebilir Kalkınma için Yükseköğretim Lüneburg Deklarasyonu (2001), Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Eğitimi On Yılı (2005), Bonn Deklarasyonu (2009), Torino Açık Eğitim ve Araştırma için Sürdürülebilir ve Sorumlu Kalkınma Deklarasyonu (2009), Nagoya Deklarasyonu (2014) bu konuda önemli çalışmalardır. Bu belgeler ile sürdürülebilirliğin yalnızca doğa bilimlerini devreye sokmakla sağlanamayacağı aynı zamanda yaşam bilimleri, sosyal bilimler ve beşerî bilimlerle de ilgilenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Ayrıca katılımcı üniversite yöneticileri, sürdürülebilirlik stratejilerinin kendi üniversitelerinde benimsenmesi ve bu stratejilerin diğer üniversitelerde yaygınlaştırılmasını da kabul etmişlerdir. Torino Deklarasyonu’nun ikinci ilkesi “sürdürülebilir kalkınmaya etik yaklaşımlar” başlığını taşımaktadır ve üniversitelerden eğitim, araştırma ve sosyal yardım programlarında güven, dağıtım adaleti, kültürel çeşitlilik ve nesiller arası bakış gibi etik değerleri taahhüt etmelerinin beklendiği görülmektedir (G8 Tourin Declaration, 2009). BM’nin üyeleri tarafından kabul edilen 17 küresel sürdürülebilirlik amacı ve 169 hedefinin tüm yükseköğretim sistemi ve üniversiteler tarafından benimsenmesi ve uygulanması önemlidir. Yükseköğretim sistemi ve üniversiteler, gerçek işlevlerinin yanı sıra sorumlu örgütler ve sosyal sorumluluk sahibi kurumlar olarak gezegeni ve dünya çapında insan yaşam kalitesini iyileştirmek amacıyla aşağıdaki konularda sürdürülebilirliğe katkıda bulunabilirler: a. Üniversite yönetim organları tarafından sürdürülebilir kalkınma hedeflerine yönelik politikalar benimsenmesi ve stratejik eylemlerin uygulanması: Bu politikalar, eğitim ve araştırmada kalitenin yanı sıra cinsiyet eşitliğini, kampüste uygun çevre yönetimini, karbon nötr bir üniversiteye doğru ilerlemeyi, sürdürülebilir hedefleri teşvik etmek için yerel topluluklarla iş birliği yapmayı, sorumlu tüketim ve üretim için bir kültür oluşturmayı hedeflemelidir (Watson & Wolfe, 2024). b. Üniversite kampüslerinin sürdürülebilir yerleşkeler olması: Talloires Deklarasyonu’nda ortaya konulduğu gibi, üniversite kampüslerinin sürdürülebilirliğin tüm hedeflerine uygun yerleşkeler olması için gerekli önlemler alınmalıdır (Bilgili & Topal, 2021). 390 Etik ve Etik Sorumluluklar c. Sürdürülebilirlik konusunda topluma örnek olmak ve liderlik yapmak: Üniversitelerin misyonu, topluma bilgi aktarmak ve kendi uygulamaları ile yol göstermektir. Sürdürülebilirlik konusunda da üniversiteler toplumun diğer kişi ve kurumlarına liderlik yapmalıdırlar. Üniversiteler, uzmanlıklarını ve spesifik teknik bilgilerini sunarak ve bölgesel kalkınmaya katkıda bulunarak sürdürülebilirlik alanında önemli aktörler haline gelmektedirler. Özellikle yerel yönetimler, diğer kurum ve kuruluşlar ile sivil toplum örgütleri ile sürdürülebilirlik alanında yapacakları iş birliği ve farkındalık çalışmaları dönüştürücü bir nitelik taşımaktadır (Sedlacek, 2013). d. Sürdürülebilirlik konusunda yapılan ölçümler ve sıralamalara önem verilmesi: Yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilirlik alanındaki çalışma ve eylemlerini değerlendirmek ve sıralamak için çok sayıda araç kullanılmaktadır. Örneğin QS Dünya Üniversite Derecelendirmesi (QS World University Rankings), THE Dünya Üniversite Derecelendirmesi (Times Higher Education World University Ranking) gibi endeksler artık üniversitelerin sürdürülebilirlik performansını da ölçmektedir (Bayhantopçu & Özuyar, 2023: 1). Bu ölçümler, üniversitelerin sürdürülebilirliğe yönelik kendi çalışmalarını başka üniversitelerle karşılaştırmalarına olanak tanımaktadır. Ayrıca Ekolojik Ayak İzi veya ISO14001 çevre yönetim sistemi temel gereklilikleri gibi araçların uyarlamaları ya da kampüsleri (CSAF) veya müfredatı (STAUNCH, CSAF) değerlendiren araçlar da mevcuttur (Bautista & Elba Mauleón & Sanz Casado, 2019). Bu tür ölçümler ve sıralamalara açık davranmak yükseköğretim kurumlarının etik, şeffaf ve güven veren bir sürdürülebilirlik politikasının en önemli kanıtı olmaktadır. e. Karbon ayak izinin azaltılması: Üniversiteler karbon salınımını azaltarak iklim üzerindeki olumsuz etkilerini gidermek için önlemler alabilirler. Büyük ve kalabalık insan gruplarına hizmet sunan üniversiteler ve araştırma kurumları enerji kullanımı, savurganlığın azaltılması, yeşil çevre yaratılması, çevre kirliliğinin önlenmesi gibi önlemler alabilirler. f. Etik tüketicilik: Bir ürünün üretilmesi sürecinde işçilere zarar vermeyen veya onları sömürmeyen ürünlerin satın alınması; çevreye zararlı etkisi olan ürünlerin satın alınmaması ve kullanılmaması, tüm ahşap ve kâğıt ürünlerinin "sorumlu satın alma” ilkesi uyarınca tedarik edilmesi gibi duyarlılıklar üniversitelerin etik davranışlarını ve sürdürülebilirlik motivasyonunu artırmaktadır. Bu nedenle üniversiteler hem 391 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü çalışanlarında hem de öğrencilerinde farkındalık geliştirerek “etik tüketiciler” olmalarına katkıda bulunabilirler. g. Enerji tüketicisi olmak yerine enerji üreticisi haline gelmek ve enerji kullanım yoğunluğunun azaltılması: Üniversite kampüslerinde ya da araştırma merkezlerinde yeşil enerji üretim fırsatları yaratılmalıdır. Binanın büyüklüğüne göre tüketilen enerji miktarının dengeli tutulması, tüm üniversite araçlarının elektrikli olması, tüm binaların yüksek enerji verimliliği sağlayacak şekilde yenilenmesi gibi politikalar benimsenmelidir. h. Küresel ısınmayı etkileyecek faaliyetlerden kaçınılması: Yükseköğretim kurumları insan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonunun azaltılması ve gezegenin ısınmasına katkıda bulunan gazların üretilmesinin azaltılması gibi konularda özenli davranmalıdır. i. Yeşil yıkama (greenwashing) ve göz boyamadan kaçınılması: Yeşil yıkama, bir ürünün, politikanın, faaliyetin vb. gerçekte olduğundan daha çevre dostu veya çevreye daha az zarar verici görünmesini sağlama eylemi veya uygulamasıdır (Merriam-Webster, 2024). Diğer bir ifade ile yeşil yıkama, bir kurumun halk üzerinde çevreci olduğu imajını yaratmak için yaptığı yanıltıcı açıklamalar ve girişimlerdir. Çevreci bir yaklaşımı teşvik ederek, çevre sorunlarına yönelik artan toplumsal ilgi ve farkındalığın avantajlarından yararlanırlar, halkın tüketim tercihlerini kendilerine çekmek ya da kazanmak için kullanabilirler. Doğayı korumanın değil, kâr odaklı bir amacın peşindedirler. Yükseköğretim kurumları da göstermelik çabalar yerine gerçek anlamda etik bir sürdürülebilirlik politikasını benimsemeli ve uygulamalıdırlar. Üniversitelerin etik rollerini en temel üç işlevleri kapsamında ele almak yararlı olacaktır. 3.1. Eğitim-Öğretimde Etik ve Etik Sorumluluklar Üniversite çatısı altında gerçekleştirilen eğitim-öğretim etkinlikleri iki açıdan büyük önem taşımaktadır. İlk olarak eğitim, üretilen bilimsel bilginin yayılmasının en temel aracı ve yöntemidir. Bu anlamda üniversitelerin mevcut bilgi birikimini aktarma işlevini yerine getirebilmelerinin en etkili yolu, sağladıkları eğitim ve öğretim hizmetidir. İkinci olarak, genç yetenekleri eğitmek ve geliştirmek konusunda toplumların üniversitelerden yüksek beklentileri bulunmaktadır (Aydın, 2023c: 95). Üniversiteler, bireylerin yükseköğretim düzeyinde eğitim aldıkları kurumlardır ve sürdürülebilirlik için belirlenen 392 Etik ve Etik Sorumluluklar hedeflerden biri de “kaliteli eğitime erişim” hakkıdır. Üniversitelerin eğitim işlevi, sürdürülebilir bir yaşamın anahtarıdır. Sürdürülebilirlik üniversite eğitimi olmadan kolay kolay gerçekleştirilebilecek bir görev değildir. Üniversiteler eğitim öğretim etiği kapsamında öğrencilerin kaliteli eğitim alma, saygı görme, üniversite etkinliklerine katılma, objektif şekilde değerlendirilme, akademik kadroya ulaşma ve görüşme, etkili bir akademik danışmanlık alma gibi temel haklarını yerine getirmelidirler. Bunun dışında üniversitelerin sürdürülebilirliğe eğitim boyutunda sağlayacakları katkılar ve etik sorumluluklar aşağıda ele alınmıştır. a. Adil ve kapsayıcı eğitim fırsatları ve olanaklarının yaratılması: Sürdürülebilirliğin temel ilkelerinde birisi olan sosyal adalet, tüm bireylerin potansiyellerini gerçekleştirme fırsatına sahip olduğu adil ve kapsayıcı bir toplum yaratmayı amaçlamaktadır (Watson & Wolfe, 2024). Öğrenci haklarına saygı duymak ve desteklemek, sosyal eşitliğin önemli bir bileşenidir. Buna, dışlanmış grupların haklarının korunması, toplumsal cinsiyet eşitliğinin savunulması ve kanun önünde adil muamelenin sağlanması da dahildir. Sürdürülebilirlik girişimleri, tarihsel adaletsizlikleri düzeltmeyi ve tüm bireylere değer verildiği ve saygı duyulduğu bir toplumu teşvik etmeyi amaçlamaktadır. b. Sürdürülebilirliğe ilişkin yeni programların açılması: Yeni bir mühendislik disiplini olan sürdürülebilirlik mühendisliğine yönelik müfredatlar geliştirmeli, başka alanlarla entegre edilmeli ve uygulanmalıdır. Ayrıca bütün bölüm ve programlar sürdürülebilirlik konusunda içeriklerini zenginleştirmelidir. c. Üniversitelerin, her fakültesinde sürdürülebilir kalkınmayı vurgulayarak, öğrencileri kapsayan sürdürülebilirlik projeleri geliştirmesi: Tıp, mühendislik, hukuk, eğitim, hemşirelik, iletişim, spor gibi tüm alanlarda fakülteler eğitim kalitesini yükseltmek için birlikte çalışmalı ve öğrencilerin sürdürülebilir bir dünya yaratmak için kendi uzmanlık alanlarını toplum yararına nasıl kullanacaklarını öğrendikleri, temel etik değerleri uygulayacakları projeler üretmelidir. d. Sürdürülebilirlik eğitimi ve farkındalık kazandırılması: Üniversite eğitimi öğrencilerin sürdürülebilir kalkınma için bireysel sorumluluklarının da farkına vardıkları bir dönemdir. Çevre bilincinin geliştirilmesi ve sürdürülebilirlik ilkeleri konusunda eğitim verilmesi nesiller arası eşitlik açısından büyük önem taşımaktadır. Eğitim süreçlerinde sürdürülebilirliğe ilişkin bilgilerini artırarak ve tutumlarını geliştirerek öğrencileri sürdürülebilirlik faaliyetlerine katılmaya teşvik etmek, sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin tüm yönlerinin üniversite 393 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü müfredatına dahil edilmesi, böylece öğrencilere kariyerleri boyunca bir vatandaş ve bir mesleğin profesyoneli olarak sürdürülebilir kalkınmanın sorumluluklarını üstlenmeleri için gerekli bilgi, beceri ve bilimsel kültürün sağlanması, üniversitelerin önemli bir etik sorumluğudur. e. Sürdürülebilirlik alanında uzmanlık kazanmış mezunlar yetiştirerek kurumların sürdürülebilirlik alanında ihtiyaç duyduğu insan gücünün yetiştirilmesi: Üniversiteler her öğrenciye, uzmanlıklarına bakılmaksızın, sürdürülebilirlik konusunda eğitim fırsatları vermeli ve onları temel becerilerle donatmalıdır. Unutulmamalıdır ki profesyonel dünya giderek bu alanda bilgi ve beceriye sahip mezunlar aramakta ve bu alanda danışmanlık alabileceği kişileri istihdam etmektedir (Di Gerio vd., 2020). Üniversitelerin eğitim öğretim süreçlerinde ‘Etiğe Giriş’, ‘Etik Farkındalık Örnek Olay Çalışmaları’, ‘Meslek Etiği’, ‘Sürdürülebilirlik ve Etik Değerler’, ‘Çevre Etiği’, ‘Teknoloji Etiği’, ‘Sürdürülebilir Kalkınma ve Etik’, ‘Çevre Etiği Teorileri ve Uygulamaları’, ‘Etik Tüketicilik Alışkanlıkları’, ‘Sürdürülebilir Çevre’ gibi derslerin lisans, yüksek lisans ve doktora düzeylerinde tüm programlarda yer alması önemli bir farkındalık ve etik bilinç yaratacaktır. 3.2. Araştırma-Geliştirmede Etik ve Etik Sorumluluklar İnsanın yaşadığı dünyayı anlamak için kullandığı yollar deneyim, akıl yürütme ve araştırma olmuştur. Araştırmanın başlıca amacı bilgiyi çoğaltmaktır (Aydın, 2023b: 77). Humbolt tipi üniversite ile birlikte üniversiteler araştırma işlevini benimsemiş ve üniversite çatısı altında üretilen araştırmalarla insanlığın ilerlemesine çok önemli katkılar sağlanmıştır. Araştırmalarda dürüstlük, bilimin ve araştırmanın güvencesidir. Araştırmaların güvenilirliği, veri ya da ulaşılan sonuçların çarpıtılmadan, yoktan var edilen verilere dayanmadan ve doğru biçimde sunulmasına bağlıdır. Bu nedenle bilimsel araştırma sürecinin her aşamasında dürüstlük ilkesinin bilerek ya da bilmeyerek ihlal edilmesi “bilimsel yanıltma” olarak isimlendirilir (Blunt & Wells, 2003: 79). Üniversiteler, bilim ve araştırma süreçlerinde akademik etik ve akademik dürüstlüğe özel bir önem vermek ve tüm araştırmacıların da bu etik değerlere uygun hareket etmesini teşvik etmek zorundadırlar. Sürdürülebilir bir kalkınmanın sağlanmasında en önemli ilkelerden biri de etik bir araştırma ve yayın sürecinin işletilmesidir. Özellikle çocuklar, engelliler, hastalar, mahkûmlar, askerler, öğrenciler gibi riskli gruplar üzerinde yapılacak araştırmalarda etik ilkelere özen gösterilmesi daha da önemli bir durumdur. Sürdürülebilirlik açısından 394 Etik ve Etik Sorumluluklar bir başka önemli konu da hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalardır. Bu tür araştırmalarda hayvan yerine başka bir şey kullanmak (replacement); kullanılacak hayvan sayısını azaltmak (reduction), kullanılan hayvanların acı ve ıstıraplarını en aza indirmek (refinement) biçiminde ifade edilen 3R kuralının uygulanmasına büyük bir özen gösterilmelidir (Aydın, 2006: 88). Üniversitelerin araştırma ve yayın işlevi kapsamında sürdürülebilirliğe hizmet ve etik değerlerin korunması için aşağıdaki faaliyetler teşvik edilebilir. a. Araştırma ve proje çalışmalarında “Nesiller Arası Eşitlik İlkesinin” gözetilmesi: Nesiller arası eşitlik ilkesi, gelecek nesiller için doğal kaynakları koruma ihtiyacını vurgulamakta ve bunun gelecek nesillere yaşanabilir ve gelişen bir dünya bırakmak için mevcut nesillerin sorumluluğu olduğunu ifade etmektedir (Watson & Wolfe, 2024). Bu nedenle üniversite çatısı altındaki tüm araştırmalarda gelecek nesillerin haklarının korunmasına yönelik bir etik yaklaşım benimsenmeli ve araştırma etiği ilkelerine uyulmalıdır. Gelecek nesillerin en azından mevcut nesillerin sahip olduğu ekonomik ve ekolojik kaynaklardan aynı ölçüde sahip olma hakkı tanınmalı ve korumalıdır (Padilla, 2002: 81). b. Sürdürülebilir kullanım ilkesinin gözetilmesi: Araştırma, inovasyon ve teknoloji geliştirme çalışmalarında doğal kaynakların duyarlı ve sorumlu bir şekilde, kabul edilebilir en az düzeyde veya doğa üzerindeki etkisini en aza indirecek şekilde kullanılması da üniversitelerin araştırma işlevi kapsamında sürdürülebilir bir dünya için uyulması gereken bir etik ilke olarak kabul edilmelidir. c. Sürdürülebilir kalkınma hedefine yönelik disiplinlerarası araştırmaların teşvik edilmesi: Üniversiteler sürdürülebilir kalkınma konusundaki misyonlarını yeniden düşünmeli ve bilimsel ve akademik çalışmalarında sürdürülebilirliği ön planda tutmalıdırlar. Sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkıda bulunacak disiplinlerarası araştırmalar, yenilikçi uygulamalar, girişimler ve pilot projeler yapılması bu alandaki en önemli görevlerden biri olarak ortaya çıkmaktadır (Di Gerio vd., 2020). Üniversiteler tarafından yenilenebilir enerji, sürdürülebilir bina tasarımı, ekolojik ekonomi, nüfus ve kalkınma, çevresel adalet, kadınlar ve yoksulluk vb. konulardaki araştırmalar desteklenmelidir (COPERNICUS, 2005). d. Yeşil teknolojiler ve inovasyonun geliştirilmesi: Sürdürülebilir teknolojilerin ve uygulamaların endüstrilere dahil edilmesi ekonomik verimlilik için şarttır. Buna yenilenebilir enerji kaynakları, enerji 395 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü verimli teknolojiler ve sürdürülebilir tarım yöntemleri dahildir (Watson & Wolfe, 2024). e. Maliyet fayda analizlerinin dürüst şekilde yapılması: Sürdürülebilirlik, eylemlerin uzun vadeli maliyet ve faydalarının değerlendirilmesini gerektirir. Bu nedenle araştırmaların planlanmasında ve üniversitelerin sürdürülebilirliği ilgilendiren konulardaki bilirkişilik ya da uzman hakemlik raporlarında sadece anlık ekonomik kazanımları değil aynı zamanda potansiyel çevresel ve sosyal etkileri de dikkate alması gereklidir. Akademisyenlerden beklenen önemli görevlerden biri de çeşitli kurumlardan ve özellikle mahkemelerden gelen teknik konularda bilirkişilik hizmeti sunulmasıdır. Yansız, nesnel, bilimsel ve sadece gerçekleri yansıtan değerlendirmeler ile mahkemelere görüş sunmak, adaletin yerine gelmesi ve haksızlıkların telafi edilmesi açısından son derece önemlidir (Aydın, 2023c: 163). Üniversiteler ve akademisyenler sürdürülebilirlik konularındaki bilirkişilik ve hakemlik görevlerinde de etik ilkelere uygun davranmalıdırlar. f. Ekolojik bütünlüğün ve biyolojik çeşitliliğin korunmasını sağlayacak araştırma çalışmaları yapılması: Ekolojik bütünlük sürdürülebilirliğin temel taşını oluşturur. Doğal sistemlerin korunmasını ve onarılmasını, bunların çalışmaya devam edebilmelerini ve tüm yaşamın bağlı olduğu temel hizmetleri sağlayabilmelerini vurgular. Diğer yandan biyoçeşitlilik, yani Dünya üzerindeki yaşamın çeşitliliği, ekosistemlerin istikrarı ve dayanıklılığı için hayati öneme sahiptir. Ekolojik bütünlüğü ve biyoçeşitliliği korumaya yönelik araştırmalar ile ekosistemlerin korunması güvence alınabilir (Watson & Wolfe, 2024). 3.3. Topluma Katkı Çalışmalarında Etik ve Etik Sorumluluklar Üniversitelerin en temel işlevlerinden biri de içinde bulunduğu toplumun iyiliği ve gelişimi için fark yaratmaktır. Her kurum, faaliyet gösterdiği ve hizmet verdiği topluma karşı sorumludur. Yükseköğretim kurumları da topluma karşı yenilikçi uygulamalar ve eğitim çalışmalarına katkı; dezavantajlı kesimlerin desteklenmesi ve ayrımcılığın önlenmesi, çalışanların işten mutluluğunun ve yönetime katılmasının sağlanması, hizmet içi eğitim ve gelişme olanaklarının sunulması, çevre koruma ve atık yönetimi, hizmet kalitesinin artırılması, hizmetten yararlananların haklarına saygı gibi önemli sosyal sorumluklara sahiptir (Eskin, 1999). Üniversiteler kendi birincil hizmet alanları yanında BM tarafından kabul edilmiş olan 17 sürdürülebilirlik amacının tamamına topluma hizmet çalışmaları ile 396 Etik ve Etik Sorumluluklar destek olabilecek kapasite ve kaynağa sahip kurumlardır. Daha sağlıklı bir çevre, geri dönüşüme katkı gibi sosyal sorumluluk projelerinde de toplumu harekete geçirmeli; toplumsal kalkınma ve gelişme için öncü olmalıdırlar. Üniversiteler düzenleyecekleri topluma katkı çalışmalarında farklı dezavantajlı kesimlere katkıda bulunmayı da hedefleyebilirler. Yaşlılar, engelliler, kadınlar, eğitime erişemeyen çocuklar, yoksul halk kesimleri gibi gruplar bu çalışmalar için en önemli hedef kitlelerdir (Aydın, 2023b: 234). Üniversitelerden topluma katkı boyutunda çok önemli bir etik sorumluluk üstelenmeleri beklenmektedir. Üniversitelerin topluma hizmet işlevi kapsamında yerine getirebilecekleri sürdürülebilirlik etkinlikler ve etik sorumluluklar şunlar olabilir: a. Sivil Toplum Kuruluşları (STK), yerel yönetimler, vb. kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapılarak dezavantajlı kesimlerin sosyo-kültürel, sağlık ve eğitim hizmetlerinden yararlanmalarının sağlanması: Üniversiteler, okul öncesi eğitim alamayan çocuklara ulaşabilmek amacıyla iş birlikleri yapabilir; sosyoekonomik açıdan dezavantajlı çocukların özel ve resmi çocuk tiyatrolarına ve müzelere erişiminin sağlayabilir; dezavantajlı yetişkinlerin katılacağı arkeolojik turlar, kent turları, tiyatrolar gibi etkinlikler planlayabilirler. Çocuk, yaşlı ve kadınlara yönelik okuryazarlık ve dijital okuryazarlık eğitimleri verilmesi, sağlık taramaları yapılması, anne-baba eğitimlerinin planlanması, kurum çalışanlarına hizmet içi eğitimler sağlanması gibi katkılar sağlayabilirler. Öğrenciler için okullarda kütüphane ve okuma saati, etkileşimli okuma saatleri planlaması, ücretsiz sanat çalışmaları, festivaller ve yazar buluşmaları düzenlenmesi, müze gezileri planlanması, okullarda dijital okuryazarlık çalışmalarına destek sağlanması, öğrenciler için kariyer seçimi ve mentorluk çalışmaları yapılması, yabancı dil çalışmalarına destek olunması gibi katkılar da üniversitelerin kolaylıkla sağlayabileceği sosyal sorumluluk etkinlikleri arasında sayılabilir. Okul kütüphaneleri kurulması, sivil toplum örgütleri ile sağlık, eğitim, kültür ve çevre projeleri geliştirilmesi, göçmenler için projeler planlanması, öğretim elemanlarının uzmanlık alanları doğrultusunda toplumun ihtiyaçlarına ve gelişimine yönelik seminer, konferans, medya programları düzenlemesi; kamu kurumları ve özel sektör kuruluşlarına sürdürülebilirlik konusunda danışmanlık verilmesi gibi etkinlikler toplumun farklı kesimlerinin sürdürülebilirlik bilinci kazanmasında ve sürdürülebilir kalkınma sürecinin hızlanmasında önemli bir fark yaratacak çalışmalardır. 397 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü b. Öğrencilerin sosyal sorumluluk projesi geliştirme ve uygulamalarının teşvik edilmesi ve tanınması: Üniversite öğrencileri, ilköğretim ve lise düzeyinde okul sonrası ödev yardımı, etüt, bireysel ders verme, spor takımları çalıştırma, enstrüman kursları açma, çeşitli yardım hizmetlerinde çalışma gibi sosyal sorumluluk çalışmalarını üstlenebilirler. Arama kurtarma, ağaç dikme, ilkyardım, yardım toplama ve dağıtma, yaşlılara ve engellilere hizmet, atık toplama gibi gönüllü hizmetler yolu ile topluma katkı sağlayabilirler. Yalnız yaşayan yaşlıların haftada bir sosyalleştirilmesi için destek sağlanması, ikinci el kıyafet pazarı, etik tüketim alışkanlıkları gibi sürdürülebilir yaşam felsefesine yönelik ve sokak hayvanlarına destek olmak için projeler üretilmesi de öğrenciler için etik sorumluluklarla tanışma ve sürdürülebilir bir yaşam için toplumu harekete geçirme bakımından önemli girişimlerdir. c. Üniversitelerin fiziksel ve diğer olanaklarının toplumun çeşitli kesimlerine açılması: Çocuk kütüphanesi, genel kütüphaneler, spor salonu, yüzme havuzu ve çeşitli rekreasyon alanları gibi üniversite tesis ve olanaklarının belli günlerde halka açılması da üniversitelerin topluma katkısı, fildişi kulelerden çıkıp hakla bütünleşmesi açısından önemli etik sorumluluklar olarak görülebilir. SONUÇ İnsanların ve doğanın üretken bir uyum içinde var olabileceği düşüncesinden yola çıkılarak, şimdiki ve gelecek nesillerin ihtiyaçlarının karşılanmasına izin veren bir anlayış olan sürdürülebilirliğe bir etik sorumluluk olarak bakmak çok önemli bir gerekliliktir. Dünyayı bulduğumuzdan daha iyi bırakmak, ihtiyacından fazlasını tüketmemek, çevreye ve doğal hayata zarar vermemek, zarar vermek zorunluluğu varsa da bu zararı telafi etmeye çalışmak, bilinçli, akıllı ve vicdanlı tek varlık olan insanın üstlenmesi gereken etik bir yükümlülüktür. İnsanlık, şimdiki neslin dünyayı gelecek nesillerden yalnızca “ödünç aldığını” unutmadan tüm eylem ve etkinliklerini bu ilkeye göre şekillendirmelidir. Etik değerlerimiz, bizim için neyin kabul edilebilir olduğuna dair ölçülerimizdir. İnsanın bu etik farkındalık ve iyiyi kötüyü ayırt edebilme becerisinin gelişmesinde eğitim çok önemli bir rol oynamaktadır. Okulöncesi, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim aşamalarının tümünde, sürdürülebilir bir dünya için, ötekini de düşünme, kendinden başka canlı-cansız tüm ekosisteme 398 Etik ve Etik Sorumluluklar saygılı olma ve onu bir bütün olarak korumanın önemi konusunda temel etik değerlerin kazandırılması tüm eğitim sisteminin temel işlevlerinden biri olarak görülmelidir. Değer, bireyin yüksek düzeyde saygı duyduğu ve önemli gördüğü bir özellik veya nitelik olduğu için kişinin tutum ve davranışını şekillendirir, karar ve eylemlerini etkiler. Doğaya saygı değerine sahip bir kişi, tüm ekosistemin korunmasına yönelik davranışlar gösterecektir. Diğer yandan eşitlik, adalet, saygı, sorumluluk, şeffaflık, hesapverebilirlik gibi örgütsel ve yönetsel etik ilkeler tüm özel ve kamu kuruluşlarının iş ve işlemlerinde esas almaları gereken unsurlardır. Yükseköğretim kurumlarının da bu kapsamda çevreyi koruyan, kimyasalları azaltan, etik tüketiciliğin gereklerini yerine getiren kurumlar olarak topluma rol modellik ve liderlik yapması beklenmektedir. Diğer yandan üniversiteler araştırma, eğitim-öğretim ve topluma katkı işlevlerini yerine getirirken sürdürülebilir bir dünya yaratılmasında büyük sorumluluklara sahiptir. Eğitim öğretim hizmeti veren kurumlar olarak üniversiteler, öğrencilerine sürdürülebilirlik eğitimi vermek, tüm programlarına sürdürülebilirlikle ilgili ders, seminer ve kursları dahil etmek, bütün meslek alanlarında öğrencilere bir meslek elemanı olarak “meslek etiği” ilke ve kurallarını öğreterek çevre ve sürdürülebilirlik konusunda yüksek bir sorumluluk bilinci kazandırmakla yükümlüdür. Böylece sürdürülebilirlik misyonu ve çabalarının sürdürülebilir kılınmasında büyük bir katkı sağlamış olacaklardır. Diğer yandan eğitime erişimi kolaylaştırmak için öğrenci haklarına saygılı ve engelsiz kurumlar olmak konusunda da üniversiteler önemli çabalar göstermelidirler. En temel işlevlerinden biri, bilimsel araştırmalar yaparak bilgi üretmek ve bu bilgiyi yayınlarla bütün dünyanın hizmetine sunmak olan üniversiteler, tüm araştırma süreçlerinde dürüstlük, yasallık, güvenlik, zarar vermeme, tarafsızlık gibi temel akademik etik ilkelerine uygun davranmalıdır. Araştırmacıların ve öğrencilerin yaptıkları araştırmalarda insan ve hayvan deneklere, hassas gruplara, doğaya ve çevreye saygılı olmaları için gerekli eğitim ve denetim faaliyetlerini özenle yerine getirmelidirler. Üniversiteler ve araştırma merkezleri çevrenin korunması, yenilenebilir enerjiye bağlılık, su tasarrufu, sürdürülebilir moda, inşaatta yenilik ve sürdürülebilir mimari gibi çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması için gerekli araştırmaları öncelikleri arasına almalıdır. Üniversiteler, bünyesinde pek çok alandan uzmanları barındıran çok zengin kurumlardır. Yoksulluğu sona erdirmek, açlığı önlemek, herkes için refah ve sağlığı teşvik etmek, kaliteli eğitim, cinsiyet eşitliği, temiz su ve hijyen, karşılanabilir ve temiz enerji, düzenli iş ve ekonomik büyüme, sanayileşme, inovasyon ve altyapı, eşitsizliklerin azaltılması, sürdürülebilir şehirler ve 399 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü toplumlar, sorumlu tüketim ve üretim, iklim eylemi, su altındaki yaşam; yeryüzünde yaşam; barış, adalet ve güçlü kurumlar, amaçlar için iş birliği gibi ana amaçlara ulaşmak için tüm çalışanları ve öğrencileri ile geliştirilebilecek sosyal sorumluluk çalışmaları, sürdürülebilir bir toplum yaratılmasında büyük katkılar sağlamaktadır. Bu kapsamda dezavantajlı kesimler için eğitim, kültür, sanat, spor, rekreasyon fırsatları sağlanması; halka açık eğitim, toplantı ve konferanslar düzenlenmesi; üniversitelerin kütüphane, yüzme havuzu, spor salonu gibi alanlarının halka açılması gibi toplumsal katkı çalışmaları, üniversitelerin içinde yaşadığı toplumdan aldıklarının bir kısmını yine topluma sunmasını gerektiren etik bir sorumluluğudur. KAYNAKÇA Altın, A. (2013). “Kamu Hizmeti Anlayışında Değişim”, ANEMON, Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,1(2), 101-118. Aydın, E. (2006). Tıp Etiği. Güneş Kitabevi. Aydın, İ. (2017). “Çocuk ve Çevre(si)”, içinde Çocukların Çevre Etiği Algısı, (Ed. E. G. Türk). Ankara Üniversitesi Çocuk Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayınları No: 26. Ss. 265-284. Aydın, İ. (2023a). “Teknoloji Etiği: Teknolojinin Karanlık Yüzü Üzerine Tartışmalar”, Felsefe Dünyası Dergisi, (77-Ek), 5-37. Aydın, İ. (2023 b). Eğitim ve Öğretimde Etik. (13. Baskı). PEGEM-A Yayıncılık. Aydın, İ. (2023c). Akademik Etik. (5. Baskı). PEGEM-A Yayıncılık. Aydın, İ. (2023d). Yönetsel, Mesleki ve Örgütsel Etik. (11.Baskı). PEGEM-A Yayıncılık. Aydın, İ. (2024). Kamu Etiği. PEGEM-A Yayıncılık: Ankara. (Baskıda). Baker, K. (2015). “What Does It Take To Be Competitive?”. https://demosphere.com/what-does-it-take-to-becompetitive/#:~:text=In%20order% 20to%20achieve%20attention, Competitiveness%20can%20also%20be%20learned, Erişim Tarihi: 14.05.2024. Bautista, N. & Elba Mauleón, P. & Sanz Casado, E. (2019). “Higher Education and Sustainability”, içinde The Role of Universities in Sustainable Development (SD), (Ed. U. M. de Miranda Azeiteiro & J. P. Davim). CRC Press. Ss.92-113. Beauchamp, T. L. (2003). “A Companion to Applied Ethics”, içinde The Nature of Applied Ethics, (Ed. R. G. Frey & C. Heath Wellman). Blackwell Publishing. Ss.1-16. Bayhantopçu, E. & Özuyar, P. G. (2023). “Akademik Disiplinlerde Sürdürülebilirlik”, içinde Akademik Disiplinlerde Her Yönüyle Sürdürülebilirlik, (Ed. E. Bayhantopçu & P. G. Özuyar). Nobel Yayıncılık. Ss. 1-11. Berkman, Ü. (1983). Az Gelişmiş Ülkelerde Kamu Yönetiminde Yolsuzluk ve Rüşvet. Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü, Yayın No: 203: Ankara. 400 Etik ve Etik Sorumluluklar Bilgili, M. & Topal A. (2021). “Sürdürülebilir Yükseköğretim Kurumları Oluşturulmasında Talloires Deklarasyonunun Rolü ve Önemi”, Yükseköğretim ve Bilim Dergisi/Journal of Higher Education and Science, 11(2), 417-424. Blunt, J. & Wells, F. (2003). “Manual for Research Ethics Committees”, içinde The Prevention and Management of Fraud and Misconduct: The Role of the Lrec, (Ed. S. Eckstein). Cambridge University Press. Britannica. (2024). “Higher Education”. https://www.britannica.com/topic/highereducation, Erişim Tarihi: 13.06.2024. COPERNICUS. (2005). “Guidelines for Sustainable Development in the European Higher Education Area”, COPERNICUS-CAMPUS Sustainability Center at the Carl von Ossietzky University Oldenburg (Hans-Peter Winkelmann, Chairman) and the Copernicus-Campus University Alliance for Sustainability. https://unece.org/ fileadmin/DAM/env/esd/information/COPERNICUS%20Guidelines.pdf, Erişim Tarihi: 12.06.2024. Darwall, S. L. (2003). “A Companion to Applied Ethics”, içinde Theories of Ethics, (Ed. R. G. Frey & C. H. Wellman). Blackwell Publishing. Ss. 17-38. Di Gerio, C. & Fiorani, G, & Paciullo, G. (2020). “Fostering Sustainable Development and Social Responsibility in Higher Education: The Case of the Tor Vergata University of Rome”, Management Dynamic in the Knowledge Economy. 8(1), 31-44. Eskin, J. (1999). “Just What Does It Take for A Business to Be Considered Social Responsible?”, San Antonia Business Journal. https://www.bizjournals.com/ sanantonio/stories/1999/01/25/editorial2.html, Erişim Tarihi: 12.03.2020. G8 Torino Declaration on Education and Research for Sustainable and Responsible Development (Turin Declaration). (2009). https://www.iau-hesd.net/sites/default/ files/media_files/g8torino_declaration.pdf, Erişim Tarihi: 18.05.2024. Giritli, İ. & Pertev, B. & Akgüner, T. (2001). İdare Hukuku. Der Yayınları. Kant, I. (2007). Ethica: Etik Üzerine Dersler. (Çev. Oğuz Özügül). Pencere Yayınları. Kart Tepe, B. (2022). Erdem Etiği: Aristotelesçi Kökenlerinden Günümüze. Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,15. Kolbert, E. (2016). Altıncı Yokoluş. (Çev. Nalan Tümay). Okyanus Yayınları. Kuçuradi, I. (2007). “Etiğe Yaklaşımlar, Etikte Yaklaşımlar ve Bir Evrensel Etik Düşüncesi”, II. Ulusal Uygulamalı Etik Kongresi Bildiriler Kitabı, 18-20.10.2006, Ankara, ODTÜ Felsefe Bölümü, Ss. 25-38. Lewis, C. W. & Gilman, S. C. (2005). The Ethics Challenge in Public Service: A ProblemSolving Guide. John Wiley & Sons, Inc. Lo, B. (1995). Resolving Ethical Dilemmas: A Guide for Clinicians. Williams & Wilkins. Mappes, T. A. & Zembaty, J. S. (2002). Social Ethics: Morality and Social Policy. 6th Ed. McGraw-Hill. Melé, D. (2014). “Human Quality Treatment: Five Organizational Levels”, Journal of Business Ethics, 120(4), 457-471. Mihelič, K. K. & Lipičnik, B. & Tekavčič, M. (2010). “Ethical Leadership”, International Journal of Management & Information Systems,14(5), 31-42. 401 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Moriarty, J. (2021). “The Stanford Encyclopedia of Philosophy”, içinde Business Ethics, (Ed. E. N. Zalta). https://plato.stanford.edu/archives/fall2021/entries/ethics-business/, Erişim Tarihi: 22.05.2024. Öktem, M. K & Ömürgönülşen, U. (2005). “Kamu Yönetiminde Etik Çalışmalarına Yönelik Genel Bir Çerçeve Arayışı”, Sakarya Üniversitesi, Siyasette ve Kamu Yönetiminde Etik Sempozyumu, Sakarya, Türkiye, 18 -19.11.2005. Oxford Learner’s Dictionaries. (2024). https://www.oxfordlearnersdictionaries. com/definition/english/rule_1, Erişim Tarihi: 01.06.2024. Padilla, E. (2002). “Intergenerational Equity and Sustainability”, Ecological Economics, 41, 69-83. Pratima, H. (2015). “Environmental Sensitivity among Students and Teachers for Global Sustainable Development”, Shiv Shakti International Journal of in Multidisciplinary and Academic Research (SSIJMAR), 4(1), 1-11. Quinton, A. (1974). “New Studies in Ethics. Volume Two Modern Theories”, içinde Utilitarian Ethics, (Ed. W.D. Hudson). The Macmillan Press Ltd. Ss. 1-116. Satyanarayana, Y. V. (2010). Ethics: Theory and Practices. Pearson. Schwartz, S. H. (2012). “An Overview of the Schwartz Theory of Basic Values”, Online Readings in Psychology and Culture, 2(1). https://scholarworks. gvsu.edu/cgi/viewcontent.cgi?article=1116&context=orpc, Erişim Tarihi: 18.04.2024. Sedlacek, S. (2013). “The Role of Universities in Fostering Sustainable Development at the Regional Level”, Journal of Cleaner Production, 48, 74-84. Sherman, T. (2002). “Public Sector Ethics: Finding and Implementing Values”, içinde Public Sector Ethics: Prospects and Challenges, (Ed. C. Sampford & N. Preston with C-A Bois). Routledge. Tavani, H. T. (2013). Ethics and Technology: Controversies, Questions, and Strategies for Ethical Computing. 4th Edition. Wiley.Com. Tepe, H. (1992). Etik ve Metaetik. Türkiye Felsefe Kurumu. Timmons, M. (2013). Moral Theory: An Introduction. Rowman & Littlefield. UN (United Nations). (1987). “World Commission on Environment and Development. Report of the World Commission on Environment and Development: Our Common Future”. https://sustainabledevelopment.un.org/content/documents/5987our-commonfuture.pdf, Erişim Tarihi: 25.04.2024. UN. (2015). “United Nation Sustainable Development Goals. Transforming Our World: The 2030 Agenda for Sustainable Development”. https://sdgs.un.org/2030agenda, Erişim Tarihi: 25.04.2024. Watson & Wolfe. (2024). “The Four Principles of Sustainability”. https://www.watsonwolfe.com/2023/09/09/the-four-principles-of-sustainability/, Erişim Tarihi: 15.05.2024. Wilkinson, D. (2002). Environment and Law. Routledge. 402 BÖLÜM 15 YAŞANABİLİR VE SÜRDÜRÜLEBİLİR KENTLER Ruşen Keleş * ÖZET Bir kentin yaşanabilir seviyede olması toplumsal, sosyokültürel ve sosyoekonomik açıdan yaşanmaya değer özelliklere sahip olmasını gerektirir. Bahsi geçen özelliklere sahip kentlerdeki yaşamın sürdürülebilir kılınması ise günümüzün temel meselelerinden biridir. Kentlerdeki yaşam kalitesini düşürmeden gelecek kuşaklara aktarılabilmesi, bir yandan tüketimdeki savurganlığın durdurulması öte yandan doğal kaynak ve enerji üretiminde etkinliği artırmakla mümkündür. Bu bakış açısıyla kısa ve uzun erimli hedefler arasında denge sağlanırken aynı zamanda adalet ve yaşam kalitesi arasında da bir denge gözetilmesinde zorunluluk vardır. Kentlerdeki yaşam kalitesinin azalacağı endişesi toplumların bütünsellik ilkesi çerçevesinde tüm coğrafyalardaki kentler için geçerli olduğu gibi çözüm arayışları da aynı ilke çerçevesinde yöneticilerin, yurttaşların ve ilgili tüm aktörlerin çabasını gerektirir. Bu çabaların itici güçlerinden biri ise muhakkak ki geleceğin mühendislerini, mimarlarını ve sundukları eleştirel düşünme yeteneği ile diğer genç nesli yetiştiren yükseköğretim kurumlarıdır. Bu kitap bölümünde, sürdürülebilirliğin kentsel boyutu ele alınarak küresel ısınma, iklim değişikliği, biyolojik çeşitliliğin azalması, doğal afetler, kentsel kamu hizmetleri, yoksulluk ve sürdürülebilir kalkınma gibi konularla iç içe olan dirençli kent kavramı üzerinde durulmuştur. Meselenin ulusal ve uluslararası boyutu belgeler üzerinden detaylandırılırken ilgili diğer sürdürülebilirlik çalışmalarından da örnekler verilmiştir. Bu çerçevedeki tüm bilgilerde eğitim ve öğretimin temel değerlerinin önemine vurgu yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yaşanabilirlik, Dirençli Kentler, Sürdürülebilirlik, Kent Yaşamı, Yaşam Kalitesi * Prof. Dr.; Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi & Kapadokya Üniversitesi;
[email protected]403 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü LIVABLE AND SUSTAINABLE CITIES ABSTRACT The livability of a city requires that it has social, sociocultural and socioeconomic characteristics that make it worth living in. Making life in cities with these characteristics sustainable is one of the main issues of our time. To pass on the quality of life in cities to future generations without diminishing it, it is essential to stop wasteful consumption while simultaneously increasing efficiency in the production of natural resources and energy. From this perspective, it is necessary to balance short- and long-term goals while also maintaining equilibrium between justice and quality of life. The concern that the quality of life in cities will decrease is valid for cities in all geographies within the framework of the principle of holism of societies, and the search for solutions requires the efforts of administrators, citizens and all relevant actors within the framework of the same principle. One of the driving forces behind these efforts is undoubtedly higher education institutions, which train the engineers and architects of the future, as well as other young generations, equipped with critical thinking skills. This chapter focuses on the urban dimension of sustainability, addressing concepts related to resilient cities intertwined with issues such as global warming, climate change, loss of biodiversity, natural disasters, urban public services, poverty, and sustainable development. While the national and international dimension of the issue is detailed through documents, examples from other relevant sustainability studies are also given. Throughout this framework, the importance of the fundamental values of education and teaching is emphasized. Keywords: Livability, Resilient Cities, Sustainability, Urban Life, Quality of Life 404 Yaşanabilir ve Sürdürülebilir Kentler GİRİŞ Bir kentin yaşanabilir olmasının ne gibi özelliklere sahip olmasını gerekli kıldığı sorusu öncelikle yanıtlanması gereken bir sorudur. Türkçe Bilim Terimleri Sözlüğü’nün Sosyal Bilimler ile ilgili cildinde, bu başlık altında benim yapmış olduğum tanım şöyledir: “Bir konutun ya da bir kentin niteliklerinin insanların yaşamını sürdürebilmelerine elverişli olması” (TÜBA, 2011). İnsanların yaşamını sürdürebilmesine elverişli olan bir kentin, ya da daha genel bir anlatımla, yaşam ortamının, hiç kuşku yok ki, hem özdeksel (maddi), hem de toplumsal, ekonomik ve kültürel açılardan yaşamayı olanaklı ve yaşanmaya değer kılabilecek özelliklere sahip bulunması gerekir. Özdeksel niteliklerin başında yağmurdan, fırtınadan korunmuş, kentin altyapı hizmetlerinin gereği gibi sağlanmış olduğu, ulaşım ve çevre koşullarının yaşamı kolaylaştırıcı bir düzeye yükseltilmiş bulunduğu kentler akla gelir. Ne var ki, yaşanabilir kentin taşıması gereken sosyo-kültürel ve ekonomik özelliklerin de yaşanabilirlik bağlamında gözden uzak tutulmamasında zorunluluk vardır. Yeterli çalışma koşulları ve gelir düzeyi bunların başında gelir. Kişi başına düşen ulusal gelirin insanca yaşamayı olanaklı kılacağı bir düzeye ulaşmış olmadığı ve gelir dağılımı dengesizliklerinin çarpıcı boyutlarda olduğu bir ülkede, kentsel yerleşim yerlerinin yaşanabilirliğinden söz etmek elbette olanaksızdır. Öte yandan, yarım yüzyıldan bu yana “sürdürülebilirlik” çok sık kullanılan bir kavram durumuna gelmiştir. Daha önceleri belki kavramın içeriğini oluşturan başlıca öğeler konusunda belli bir farkındalığın var olduğu söylenebilirdi, ama kavramı bugünkü biçimiyle sık kullanılabilir duruma gelmesi çok yenidir. Bilindiği gibi, 1968 yılında, kimi iş insanları ve bilim insanları tarafından kurulan Roma Kulübü, 1972’de yayımlanan Büyümenin Sınırları (Limits to Growth) adını taşıyan raporuyla (Meadows vd., 1972), dünya kamuoyunun dikkatini, ekosistemin gelecekte karşılaşması olası tehlikelere çekti. 29 dilde yayımlanan ve bütün dünyada 9 milyondan fazla satış yapan Büyümenin Sınırları adlı kitapta savunulan tez şuydu: O tarihteki büyüme eğilimleri olduğu gibi devam edecek olursa, 100 yıl sonra, yeryüzünde fiziksel büyümenin sınırlarına ulaşılmış olacaktır. Dolayısıyla, insanlığı ayakta tutabilmek için hem nüfusun hem de ekonomik büyümenin yavaşlatılması, hatta tümüyle durdurulması, ki buna “sıfır büyüme” (zero growth) adı da verilmiştir, ısrarla savunulmuştur. Kuşkusuz bu tez çerçevesinde, insanların yaşanabilir ortamlarda yaşayabilmesi savunulan temel amaçlardandı. Ama, adı açıkça konmuş bir sürdürülebilirlikten söz etmek olanağı yoktu. Aradan 20 yıl geçtikten sonra, Rio de Janeiro’da yapılan Dünya Çevre Doruğu’nda da benzer görüşler sıklıkla dile getirilmiştir. Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma 405 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Komisyonu’nca 1987’de yayımlanan Ortak Geleceğimiz (Our Common Future) başlıklı raporda da benzer kaygıların ışığı altında “sürdürülebilirlik” kavramının tanımı yapılmıştır. Buna göre, sürdürülebilirlik “Bugün yaşamakta olan kuşakların, yeryüzünün sahip bulunduğu doğal değerlerden yararlanarak gereksinmelerini karşılayabilme haklarını, yalnız bir koşulla, yani gelecek kuşakların da bu kaynaklardan yararlanarak gereksinmelerini karşılama haklarını yok etmeksizin kullanabilecekleri” anlamına geliyordu. Dilimizin yapısı açısından sürdürülebilirlik kavramı sorunlu ve dolayısıyla eleştirilere açık olsa bile, bu kavramla varılmak istenen amaç belliydi. Ben, Kentbilim Terimleri Sözlüğü başlığını taşıyan kitabımda, “sürdürülebilir gelişme” yerine “sürekli ve dengeli gelişme” kavramının kullanılmasının daha doğru olduğunu belirtmiş ve kavram karşılığında şöyle bir tanım yapılmasını önermiştim (Keleş, 2021): “Çevre değerlerinin ve doğal kaynakların, savurganlığa yol açmayacak bir biçimde, akılcı yöntemlerle, bugünkü ve gelecek kuşakların hak ve yararları göz önünde bulundurularak kullanılması ilkesinden özveride bulunmaksızın ekonomik gelişmenin sağlanmasını amaçlayan çevreci dünya görüşü.” Büyümenin Sınırları başlıklı raporun yazarları, Rio Doruğu’nun üzerinden 20 yıl geçtikten sonra (Meadows vd., 1993), kitabın, ‘Sınırların Ötesi: Sürdürülebilir Geleceği Hesaba Katarak Küresel Çöküşü Karşılamak’ (Beyond the Limits: Confronting Global Collapse Envisioning Sustainable Future) başlığıyla yeni bir baskısını yaptılar. Kitapta savunulan tez aynen şöyledir: Yeryüzü, fizik büyümesinin sınırlarına çoktan varmış bulunuyor. Bu gidiş böyle devam ederse, küresel bir ekonomik çöküntü kaçınılmazdır. Bu kitapta dünyanın ve yerleşim yerlerinin yaşanabilirliği konusunda karamsar olmayı gerektiren gözlemler vardır. Yazarlar, eski büyümenin artık bir hayal olduğunu, geri gelmeyeceğini, maliyet duvarına çarpacağını, enerji tüketimi düzeyinin de kaçınılmaz olarak alçalacağını ısrarla belirtmektedirler. Bu durum, açıkça, kapitalizmin kendisini yeniden üretme ve ayakta tutabilme bunalımının ta kendisidir. Hem doğal kaynakların kullanımı açısından hem de doğanın kirletilmesi yönünden “sürdürülebilir” ölçüler çoktan aşılmış bulunmaktadır. Enerji kaynaklarının ve doğal kaynakların kullanımında önemli azaltmalar yapılamadığı takdirde, insanlık aleminin gıda maddeleri üretiminde, enerji tüketiminde ve sınai üretiminde denetim altına alınması olanaksız bir düşüş ile karşılaşması kaçınılmaz olacaktır. Bu düşüşü önleyebilmek için, tüketimde ve nüfustaki hızlı artışın, bir başka deyişle savurganlığın durdurulmasına koşut olarak, doğal kaynak ve enerji üretiminde etkinliği artırmak gerekir. Sürdürülebilir bir toplum, teknik yönden de 406 Yaşanabilir ve Sürdürülebilir Kentler ekonomik açıdan da kuramsal olarak olanaklıdır. Bu sürdürülebilir toplum aşamasına geçişte, hem kısa ve uzun erimli hedefler arasında bir denge sağlanmasında hem de adalet ve yaşam kalitesi arasında bir denge gözetilmesinde zorunluluk vardır. Toplum bilimlerinin bütünsellik ilkesinin bir gereği olarak, genel nitelikteki kimi çevresel ve ekolojik gelişmeler kentsel yerleşim yerlerinde karşılaşılan sorunların ortaya çıkışını ve çözüm yollarını da büyük ölçüde etkilemektedir. Bir başka deyişle, yerkürenin, ülkenin, türlü coğrafi bölgelerin ve kentlerin “sürdürülebilirlik” özellikleri arasında çok yakın ilişkiler vardır. Benzeri bütünsellik ilişkileri, toprak, su, enerji, ulaşım, çevre, demografi, mimarlık, kent planlaması, sanat ve kültür gibi değişik sektörler ve disiplinlerarasında da vardır. Kentlerdeki yaşam kalitesinin azalacağı endişesi toplumların bütünsellik ilkesi çerçevesinde tüm coğrafyalardaki şehirler için geçerli olduğu gibi çözüm arayışları da aynı ilke çerçevesinde yöneticilerin, yurttaşların ve ilgili tüm aktörlerin çabasını gerektirir. Bu çabaların itici güçlerinden biri ise muhakkak ki geleceğin mühendislerini, mimarlarını ve sundukları eleştirel düşünme yeteneği ile diğer genç nesli yetiştiren yükseköğretim kurumlarıdır. Bu kitap bölümünde, sürdürülebilirliğin kentsel boyutu ele alınarak, bu çerçevedeki tüm bilgilerde eğitim ve öğretimin temel değerlerinin önemine vurgu yapılmıştır. 1. EĞİTİM-ÖĞRETİMDE YAŞANABİLİR VE SÜRDÜRÜLEBİLİR KENTLER 1.1. Uluslararası Belgelerde Yaşanabilirlik Büyümenin Sınırları’na imza atmış olanların kitabın ilk baskısı üzerinden 30 yıl geçtikten sonra ortaya koymuş oldukları veriler, kentsel alanların yaşanabilirliği yönünden önem taşımaktadır. Örneğin, denizlerdeki su düzeyi, son yüzyıl içinde 10-20 santimetre yükselmiştir. Kutuplara yakın buzlar erimekte, Arktik Denizi’ndeki buz kalınlığı yaz aylarında incelmektedir. 1998 yılında, dünya nüfusunun yarısına yakınının günlük geliri 2 doların altında bulunuyordu. Dünya nüfusunun en varlıklı beşte biri toplam Gayri Safi Gelirin %85’ine sahip durumdaydı. Yoksul aileler ile varlıklı olanlar arasındaki gelir uçurumu giderek büyümektedir. 2002 yılında, Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) yaptığı kestirimlere göre, okyanuslarda avlanan balıkların dörtte üçü balık stoku kapasitesinin sınırlarını aşmıştır. Halen tarımsal amaçlarla kullanılan toprakların %38’i değer kaybına uğramıştır. 1990 ve 2001 arasını kapsayan 10 yıl içinde 200 407 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü devletten 54’ünde (dörtte birden çok) kişi başına düşen Gayri Safi Ulusal Hasıla azalmıştır. Bu ve benzeri saptamalar, özellikle yeni teknolojiler, yeni kurumlar ve çevre duyarlılığı gibi konularda kimi olumlu gelişmeler görülmesine karşın, Büyümenin Sınırları’na 30 yıl sonra yeniden bakan yazarların, 1972 yılına oranla çok daha karamsar olduklarını ortaya koymaktadır. Ormansızlaşma, verimli tarım topraklarının tüketilmesi, küresel iklim değişikliği, biyolojik çeşitliliğin azalması yazarların başlıca karamsarlık nedenleri arasındadır. Kentsel yaşam ortamlarının gerçekten yaşanabilir kılınması ve sürdürülebilir yaşam koşullarının sağlanması konularına başta Birleşmiş Milletler Örgütü olmak üzere, Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Konseyi gibi kimi uluslararası kuruluşlar da yakın ilgi göstermişlerdir. Örneğin, ‘Sürdürülebilirlik Yolunda Avrupa Kentler ve Kasabalar Şartı’ başlığını taşıyan 1994 tarihli belge (Aalborg Charter, 1994), sürdürülebilirlik kavramının yerel düzeydeki tüm karar verme süreçlerinde doğal dengenin temel bir faktör olarak hesaba katılmasını öngörmüştür. Avrupa Konseyi tarafından 1992 yılında kabul edilen ve 2008’de ‘Yeni Bir Kentlilik İçin Manifesto’ adıyla gözden geçirilmiş olan Avrupa Kentsel Şartı’nda çevre, doğa ve kültür varlıkları, ulaşım, konut, sağlık ve katılım gibi önemli başlıklar dikkat çekmektedir (Council of Europe, 2008). Kentsel Şart, kentsel yaşam ortamlarına sürdürülebilir bir nitelik kazandırabilmek için, seçimle ya da atamayla göreve gelmiş bulunan tüm yöneticileri, yurttaşları ve ilgili tüm aktörleri kentsel yerleşimleri “yaşanabilir ve sürdürülebilir” yapma çabalarına destek vermeye davet etmiştir. Karşı karşıya bulunduğumuz bunalımın, doğal değil, “insan elinden çıkmış” bir bunalım olduğuna dikkat çekilen Şart metninde, kentin ekolojisini, sürdürülebilirlik amacı doğrultusunda geliştirebilmek için değişik kent formu modellerinin ve ulaşım sistemlerinin denenmesi önerisi de yer almış bulunmaktadır. Kentlerin ve kasabaların düzensiz ve plansız bir biçimde yayılmasının, “çevresel sermayenin” küçülmesiyle sonuçlanacağına, enerji savurganlığına yol açtığına da dikkat çekildikten sonra, nüfus ve yapı yoğunluğu ölçümlerinin (standartlarının) yükseltilmesi, kentsel gelişmenin “bitişik gelişme” (compact development) kuralına uygun olarak geliştirilmesi önerilmektedir. Toprağın kullanılış biçiminin sıkıca denetim altında tutulması gereğine de yer verilen Şart metninde, böylece hem daha az kaynak kullanılmış olacağı, hem de kentlilerin gereksinme duydukları kamusal hizmetlere daha kolay ulaşabileceği ifade edilmektedir. Belki bundan daha da önemli olan bir nokta, ekolojiye saygılı bir kentsel gelişme modelinin, özel oto sahipliğine almaşık oluşturabilecek yöntemlerin arayıp bulunmasıdır. Hava ve gürültü kirlenmesi, yol güvenliği sorunlarının artması, 408 Yaşanabilir ve Sürdürülebilir Kentler kentsel altyapının gereksiz parçalara bölünmesi ve kentsel peyzaj değerlerinin tahrip edilmesi gibi sorunların varlığına yer verilen Şart metninde, özellikle sürdürülebilir ulaşım politikalarını yaşama geçirebilmek için, yaya ulaşımına, bisiklete ve kamusal ulaşıma dayanan “yumuşak” (zorunlu olmayan ve sınırlı) dolaşım araçlarının ön planda tutulması önerilmektedir. Birleşmiş Milletler Örgütü’nce HABITAT II’nin (1996, İstanbul) ardından düzenlenen bütün uluslararası toplantılarda benzer konulara önemle dikkat çekilmiştir. Nairobi (2002), Barcelona (2004), Vancouver (2006), Nanjing (2008), Brasilia (2010), Medellin (2014), Quito, Ecuador (2016) bunların başında gelmektedir. Özellikle Quito toplantısında dünya kamuoyuna açıklanan bildiride, kentsel yaşam koşulları da dahil olmak üzere kentleşme sorunlarının önlenebilmesi için kesin çözümün “yoksulluğun ortadan kaldırılması” olduğuna önemle vurgu yapılmıştır. Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) her zaman önemle üzerinde durduğu “sağlıklı kent planlaması” ilkeleri, yukarıda sözü edilen ilkelerle büyük ölçüde örtüşmektedir. Kent planlarının dayandığı verilerin “sağlıklı ve güvenilir” olması kadar, halkın planlama süreçlerine katılımının düzeyi ve niteliği, uygulama araçlarının yeterliliği ve planın yöneldiği amaçların neler olduğu gibi konular bunlar arasındadır. Bu bağlamda değinilmesinde yarar gördüğüm bir nokta da, yeni liberal dönemin temel dayanağı olan “plan karşıtlığının” sürdürülebilir şehirciliğe ve yaşanabilir kent kavramına geniş ölçüde zarar verme potansiyeline sahip bulunduğu gerçeğidir. Kimi kuramcılar, kent planlamasının ilkelerini küreselleşmenin istemleri doğrultusunda evirmek üzere çaba harcamaktadırlar. Ülkemizde de başka ülkelerde de bunların sayısı az değildir. Bunlardan biri olan Fransız Kentbilimci François Ascher (2010), Çağdaş Şehirciliğin (L’Urbanisme Moderne) yanı sıra, Yeni Şehircilik (Le Néo-Urbanisme) adını verdiği disiplinin, “amaçsal genel yarar” (Intéret général substantiel) yerine “araçsal genel yarar” (intéret général procédural) kavramının konmasının daha gerçekçi olduğunu öne sürmektedir (Les Nouveaux Principes d’Urbanisme). Ortaya koyduğu yeni Şehircilik ilkelerinin doğrultusu, Kentsel Planlama’dan kentler için stratejik yönetsel kararlara, uyulması zorunlu kurallardan “performans düzeyini yükseltmeyi amaçlayan” kurallara, mekânsal uzmanlaşmadan karmaşık kentsel yapılara, toplu kentsel ekipmanlardan giderek bireyselleşen kamusal hizmetlere, basit mekânlardan toplumsal ve işlevsel boyutları çok çeşitli mekânlara, amaçsal kamu yararından, araçsal kamu yararına, yönetimden düzenlemeye ve yönetişime, işlevsel mimarlıktan farklılaşmış uygulamalara ve zevklere hitap eden bir kentsel tasarıma ve kent yönetiminden anakent yönetimine doğrudur. Küreselleşen 409 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü sermayenin ülke ve bölge sınırı tanımaksızın yayılmasını kolaylaştırmaya yardımcı olabilecek nitelikteki bu özelliklerin, hızla kentleşen az gelişmiş ülkelerde toprak, doğa, rant ve çıkar açlığını toplum yararıyla ve sürdürülebilirlikle dengelemekte ne denli etkili olabileceği çok kuşkuludur. Ne yazık ki, kimi üniversitelerimizde bile açıkça dile getirilen ve Şehirciliğin artık “gerçekçi” bir niteliğe kavuşturulmasını önerenlerin görüşleriyle François Ascher’in görüşleri arasındaki yakın benzerlik dikkat çekmektedir. Küreselleşmenin ve Yeni Liberal Dünya düzeninin kentleşme politikalarımız ve kentsel yaşam koşullarımız üzerindeki etkileri sürdürülebilir kentler açısından önemli sonuçlar doğurmaktadır. Uluslararası finans kuruluşlarının plansızlığı açıkça desteklemekte olmaları işimizi daha da zorlaştırmaktadır. Dünya Bankası, 1990’ların sonlarına doğru yayımladığı yıllık raporlarından birine (1997), “Planı Bırak, Piyasaya Bak” (From Plan to Market) başlığını koymuştur. Adam Smith’in 200 yıl kadar önce sözünü etmiş olduğu “gizli el”, günümüzde artık gizli olmaktan çıkmış görünmektedir. Gerçekten, küreselleşme, insanların tavır ve davranışlarında, temel değer sistemlerinde de değişmelere yol açmaktan geri kalmamaktadır. İnsanlar kısa yoldan zengin olmak, “köşeyi dönmek” için çaba harcamakta, bunun da bir sonucu olarak, çevre, kültür, tarih, doğa ve mimarlık değerlerine verilen önem giderek azalmaktadır. Bu gidişten, kentlerimizin yalnız kimlikleri değil, aynı zamanda yaşanabilirlik özellikleri de alabildiğine zarar görmektedir. 1.2. Sürdürülebilirlikte Eğitim, Toplumsal Davranışlar ve Temel Değerlerin Önemi Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yüksek Öğretim Kurumlarının Rolü denildiğinde, akla gelen kuşkusuz, bu kurumların birer örgün eğitim kurumu olarak çevre ve kentsel tasarıma ilişkin eğitimlerinde üzerlerine düşen önemli sorumluluktur. Geleceğin her alandaki yöneticilerinin yetişmesinde sorumluluk taşıyan bu kurumlarda, Sürdürülebilir Kalkınma başta olmak üzere insanların yaşam ortamlarında insanca yaşamayı olanaklı kılan ve kolaylaştıran biçim vermeye yarayacak bilgilerle donatılmış gençlerin yetiştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Üniversite ders programlarında genel olarak çevreye ilişkin dersler, her üniversitenin ve fakültenin uzmanlaşma özellikleri dikkate alınarak belirlenir. Hukuk Fakültelerinde ‘Çevre Hukuku’ dersleri, Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümlerinde ‘Çevre Siyaseti’ gibi dersler okutulsa da Çevre Mühendisliği Fakülte ve bölümleri elbette daha teknik konular içeren programlara yer vereceklerdir. 410 Yaşanabilir ve Sürdürülebilir Kentler Çevrenin, çok sayıda disiplini yakından ilgilendirmekte olması, disiplinlerarası niteliği, yükseköğretim kurumları da dahil olmak üzere, çevreyle ilgili ders programlarında yeknesaklıktan uzaklaşmayı zorunlu kılmaktadır. Üniversitelerimizde kentsel direnç ve sürdürülebilirlik alanının gelişimine hizmet eden pek çok ders bulunmaktadır. Bununla birlikte özellikle ‘Kentlerde Sürdürülebilirlik’ ismine vurgu yapan dersler de açılmaya başlanmıştır. Bugün özellikle Amerika ve Avrupa’daki pek çok üniversitede ‘Kentsel Sürdürülebilirlik’, ‘Sürdürülebilir Kentler ve Toplumlar Uzmanlığı’ gibi dersler bulunmaktadır. Hatta konuyla ilgili yüksek lisans programları açılmaya başlanmıştır. Kent algısının nasıl değiştiğine, karşılaştığımız zorluklara ve sürdürülebilir yapılı bir çevre için günümüz çözümlerine odaklanarak modern kentin nasıl olması gerektiğine, yeşil altyapı, ekosistem hizmetleri, ulaşım, enerji çözümleri ve su yönetiminin entegrasyonu gibi alanlara değinilen güncel konular bu derslerin kapsamını oluşturmaktadır. Bu derslerde: “Kentler: kültürel ve sosyal dönüşüm; Kentsel sistemleri anlamak; Kentlerde yoksulluğun azaltılması; Kentsel hassasiyetler; Kentlerde insani gelişimin iyileştirilmesi; Kentlerde yükseköğrenim; Kentlerde toplumsal cinsiyet; Sürdürülebilir ulaşım planlaması; Sürdürülebilir kentler için kentsel ağlar; İklim etkileri, uyum ve azaltım; Kentsel dayanıklılık oluşturma; Sürdürülebilir kentlerin yönetimi; Atık yönetimi; Su; Enerji” gibi konu başlıkları ele alınmaktadır. Mimarlık faküllerindeki dersler; mimarlık da dahil olmak üzere teknoloji, ekoloji ve sanat biliminden perspektiflerle ve özellikle teknik ve yeşil altyapıya odaklanarak kentin gelişimi ve sürdürülebilirliği hakkında temel bir anlayış sağlamaya yönelik tasarlanmaktadır. Genellikle mühendislik ve mimarlık fakültelerinde bulunan bu derslerin diğer fakültelerde uygun olan derslerin içeriğine belirli ölçülerde entegre edilmesi de mümkündür. 2. ARAŞTIRMA-GELİŞTİRMEDE YAŞANABİLİR VE SÜRDÜRÜLEBİLİR KENTLER 2.1. Birleşmiş Milletler Örgütü ve Sürdürülebilirlik Yaşanabilir ve sürdürülebilir kentsel yaşam ortamları açısından önem taşıdığını sandığım önemli bir kavram da “dirençli kent” kavramıdır. Son yıllarda çok sık duymaya başladığımız dirençli kent kavramının, küresel ısınma, iklim değişikliği, biyolojik çeşitliliğin azalması, doğal afetler, kentsel kamu hizmetleri, yoksulluk ve sürdürülebilir kalkınma gibi konularla iç içe olduğu çok açıktır. Hızlı, dengesiz ve çarpık kentleşme bütün dünyada ve Türkiye’de sorunların boyutlarını kat kat büyütmektedir. Dünyada nüfusu 1 milyonu geçen kent sayısı 1980’lerde 411 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü 213 iken, bu sayı 21. yüzyılın başlarında 400’ü geçmiştir. Bu kentlerin üçte ikisinin az gelişmiş ülkelerde bulunduğu unutulmamalıdır. Kentlerde yaşanan sorunların boyutlarını özellikle az gelişmiş ülkeler açısından alabildiğine büyüten nedenlerin başında yoksulluk gelmektedir. Birleşmiş Milletler Örgütü’nün verilerine göre, az gelişmiş ülkelerde yoksulluk koşulları içinde yaşamakta olanların oranı %35’tir. Bunlar arasında, temiz içme suyundan yararlanabilenlerin oranı %87’yi, çağdaş sağlık hizmetlerinden yararlanabilenlerin oranıysa %75’i geçmemektedir. Bu koşullarda, kent yoksullarının sürdürülebilir kentsel yaşam koşullarından yararlanmakta olduklarını söylemek elbette olanaksızdır. Çarpık kentleşmenin genel sağlık üzerindeki etkisi dar bir çağrışım yapabilir. Ne var ki “sağlıklı” olmayı “hasta olmamak” biçiminde anlamak, doğru görünmekle birlikte, eksiktir. Sağlıklı kentleşme ve kentsel yaşam ortamları, sağlık sözcüğünün dar anlamının kapsamına sığdırılamayacak kadar geniş ve derin bir öze sahiptir. Elverişli bir gelir düzeyi, barınma, çalışma, eğitim, dinlenme, ulaşım, beslenme, çevre, kültür ve san’at olanaklarından yoksun olmanın da sağlıksız bir kentsel yaşam ortamını niteliklerini oluşturduğu rahatlıkla söylenebilir. İdeal anlamda yaşanabilir kentlerimizin geleceğini güvence altına alabilmemize imkân verebilecek olan ve gerçek anlamda sağlıklı ve yaşanabilir kentlerin sahip olmaları gereken başlıca nitelikler, başta Birleşmiş Milletler Örgütü olmak üzere, kimi uluslararası kuruluşların benimsemiş oldukları normları yansıtan uluslararası hukuk belgelerinde ve sözleşmelerde yer almıştır. Bunlardan kimilerine kısaca göz atmakta yarar vardır. 1. 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirisi (m.25) ve onun kurallarını devletler için hukuken bağlayıcı duruma getirmek amacıyla 1966 yılında kabul edilen Kültürel, Ekonomik ve Toplumsal Haklar Sözleşmesi (m.11). Bu Sözleşmeye Türkiye aradan 37 yıl geçtikten sonra 2003 yılında taraf olmuştur. 2. Paris Şartı (1990). 3. Stockholm Bildirisi (1972). 4. Rio de Janeiro Bildirisi (1992). Dünya Çevre ve Kalkınma Konferanslarında benimsenen belgeler, insan, halk ve çevre sağlığını bir bütünsellik içinde ele alan kurallardan oluşmaktadır. Devletlerin bu konuda uluslararası yükümlülükler üstlenmesi açısından önem taşıyan bu tür belgelere aşağıdakiler de eklenmelidir: 1. Avrupa Kentli Hakları Şartı (1994, 2008). 2. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Sağlıklı Kent Planlama İlkeleri. 412 Yaşanabilir ve Sürdürülebilir Kentler 3. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı (1985). (Türkiye tarafından 1992 de 3723 sayılı yasayla onaylanmıştır). 4. Birleşmiş Milletler Örgütü’nün İnsan Yerleşimleri (HABITAT I, II ve III) toplantılarıyla, 2004 yılından itibaren dünyanın çeşitli yerlerinde toplanan Dünya Kentsel Forumlarında (Barcelona 2004, Vancouver 2006, Nanjing 2008, Brasilia 2010, Napoli 2012, Medellin 2014, Quito 2016) alınan kararlar. Avrupa Birliği’nin kurucu antlaşmalarının sonuncusu olan Lizbon Antlaşması’nın (2009) da sayılan bu belgelere eklenmesi gerekir. Bu Antlaşma’nın ‘Temel Haklar’ bölümünün 37. maddesinde yer alan ‘Sağlıklı Çevre Hakkı’ konusunda: “Çevrenin üst düzeyde korunması ve çevre kalitesinin iyileştirilmesi Birlik (AB) politikalarının kapsamına sokulmalı ve sürdürülebilir kalkınma ilkesiyle uyumlu olarak güvence altına alınmalıdır” denilmektedir (European Parliament, 2009). Avrupa Birliği Çevre Politikası başlıklı belgenin 191. maddesinde de AB Çevre Politikası’nın amaçları şöyle özetlenmiştir: a. Çevre kalitesinin korunması ve iyileştirilmesi, b. İnsan sağlığının korunması, c. Doğal kaynakların özenle ve rasyonel olarak kullanılması, d. İklim değişikliğiyle mücadele edilebilmesi için gerekli önlemlerin alınması. Bu bağlamda, Avrupa Konseyi’nce kabul edilmiş olan ve Aalborg Şart (1994, 2004) diye bilinen Sürdürülebilirlik Yolunda Avrupa Kentler ve Kasabalar Şartı’nda, karşı karşıya bulunduğumuz bunalımın “insan elinden çıkmış bir bunalım” olduğuna önemle dikkat çekilmiştir. Nüfus ve yapı yoğunluğunun, betonlaşmanın, gereksiz dikey ve yatay büyümenin, bitişik gelişme (compact development) kuralına uygun olarak yönlendirilmesi önerilmektedir. Hava ve gürültü kirlenmesinin, kentsel altyapının, toprağın gereksiz parçalara bölünmesinin, kentsel peyzaj değerlerinin tahribinin önlenebilmesi için, özellikle sürdürülebilir ulaşım politikalarının yeğlenmesi gereği üzerinde durulmaktadır. Yaya ulaşımına, bisiklet kullanımına, toplu ve kamusal ulaşıma dayalı bu yeni modelden yumuşak dolaşım (zorunlu olmayan ve sınırlı dolaşım) diye de söz edilmektedir. Kentsel dirençlilik ya da dayanıklılık (urban resilience) kentlerin karşı karşıya bulunduğu sorunlara, afetlere ve risklere karşı her yönden hazırlıklı olmayı, bunlara yeterli bir biçimde yanıt verebilecek güce erişmeyi ve değişen koşullara uyum sağlama gücünü artırmayı anlatmaktadır. Kaynağını Biyoloji ve Ekoloji gibi bilim dallarından alan dirençlilik, sürdürülebilirlik, iklim değişikliği, risk yönetimi gibi çeşitli alanlarla çok yakından ilgilidir. Sabit (değişmeyen) bir özellik olmanın çok ötesinde, değişen koşullara uyum sağlayabilmeyi de içermektedir. Dünya Bankası’nın dirençlilik özellikleri listesine soktuğu başlıklar arasında şunlar dikkat 413 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü çekmektedir: a. Uyum sağlama, b. Sağlamlık, c. Esneklik, d. Yedeği bulunma, e. Kaynak yeterliliğine sahip olma, d. Kapsayıcılık, g. Bütünsellik. Dirençliliğin sağlanmasını zorunlu kılan ve çoğunlukla kentsel yaşam ortamlarında karşılaşılan riskler, çoğu iklim değişikliğiyle bağlantılı olmak üzere; a. Depremler, b. Fırtınalar, c. Sel baskınları, d. Aşırı sıcaklık, e. Kuraklık, f. Tsunami, g. Yangınlar, h. Salgınlar, i. Böcek istilası gibi olgulardır. 2.2. Dirençli Kentler için Üniversitelerde Araştırma-Geliştirmenin Önemi Son zamanlarda değişik sıfatlar eklenerek, kentlerin sağlıklı, dirençli, yaşanabilir, bağışık, sakin, hatta akıllı olabileceklerinden ve olmaları gereğinden söz edilmektedir. Hiç kuşku yok ki, çağdaş teknolojik yeniliklerin sunduğu fırsatlardan da yararlanarak kentlerimizin bugününe ve yarınına insan onuruna yaraşır bir nitelik kazandırmak yabana atılamayacak bir düşüncedir. Ama, unutmamak gerekir ki, kentlerin kendileri akıllı ya da akılsız olamazlar. Akıllı ya da akılsız olabilecek olanlar, her düzeyde kentlerin yönetiminde görev almış olanlarla onları işbaşına getiren halkın kendisidir. Kentlerden ve kentlerin geleceğinden neler beklemekte olduğumuzu, toplum ve kamu yararı düşüncelerinin ışığında açıkça belirlemeliyiz. Kent toprağının da aralarında yer aldığı doğal ve çevresel kaynakları ve değerleri rant yaratıp paylaştırma gibi kısa erimli hedeflerden uzaklaştırmak zorundayız. Eğitim kurumlarının halk eğitimine de katkıda bulunması beklenilen ve istenilen bir durumdur. Bu nedenledir ki, 1970’li yıllarda çevre değerlerinin korunmasına, canlı ve cansız çevre değerlerine kamuoyunda ilginin hızla artmasının bir sonucu olarak, ülkede birçok üniversitede ‘Çevre Politikası’, ‘Çevre Hukuku’ gibi dersler ders programlarına sokulmuş, aynı zamanda da başta Ankara Üniversitesi olmak üzere Çevre Araştırma Merkezleri kurulmuştur. 1970’lerin sonunda Ankara Üniversitesi Çevre Araştırmaları Merkezi’nin ilk Müdürü olarak, ülke içinde ve dışında toplantılar düzenlediğimizi ve Anadolu’nun uzak köşelerinde konferanslar verdiğimizi anımsıyorum. Aradan geçen yarım yüzyıla yakın sürede konular çeşitlenmiş, üniversitelerin temas halinde bulunabileceği sivil toplum örgütlerinin sayısı artmış, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları seslerini daha çok duyurmaya başlamışlardır. Özellikle son zamanlarda, kimi göller için tehlike oluşturabilecek adımlar atılırken ve ormanlık alanların daraltılması yolunda mevzuat değişiklikleri 414 Yaşanabilir ve Sürdürülebilir Kentler gerçekleştirilirken, aralarında üniversite temsilcilerinin de yer aldığı tepkilere tanık olmaktayız. Bu aşamadaki en önemli görevlerden biri de en değerli araştırma kurumları olan yükseköğretim kurumlarında konuyla ilgili araştırmalar yapılması, daha yaşanabilir kentler için çözüm önerileri getirebilecek yol haritaları sunulması ve projelerin gerçekleştirilmesidir. Yukarıda belirtilen her bir konuda araştırmaların yapılması ve çözüm önerilerinin sunulması, akademik yayınların çoğaltılması önemlidir. Bu alandaki araştırmaları teşvik etmek için dünyadaki bazı üniversitelerde ‘Sürdürülebilir Kentler Merkezi’, ‘Sürdürülebilir Akıllı Kentler Araştırma Merkezi’ gibi isimlerle Araştırma-Geliştirme merkezleri bulunmaktadır. Bu merkezler kent merkezlerinin ekonomik, sosyal, çevresel ve kültürel gelişimine yönelik yenilikçi çözümler için araştırma temeli sağlamaya adanmış disiplinlerarası araştırmaları teşvik etme ve bu araştırmalar sayesinde verimli ulaşım, enerji tasarruflu binalar, akıllı şebeke altyapısı, teknolojik gelişmeler ve daha sağlıklı kent altyapıları için en son teknolojileri kullanarak yapılı ve doğal ortamların sürdürülebilirliğine öneri sunma amacıyla varlık göstermektedir. Bunun dışında çeşitli akademik projelerle de konu hakkında gelişim sağlanabilir. Örneğin Dünya Bankası öncülüğünde yürütülen Sürdürülebilir Kentler Girişimi (SCI), Avrupa ve Orta Asya (ECA) genelinde kentlerin sürdürülebilirliğini artıran bir gündemin takip edilmesinde kentleri ve ulusal düzeydeki hükümet programlarını desteklemek üzere tasarlanmış çok yıllı bir programdır. Bu tür girişimlerin üniversiteler nezdinde geliştirilmesi ya bu alandaki araştırmaların artırılması mümkündür. 3. TOPLUMA KATKI ÇALIŞMALARINDA YAŞANABİLİR VE SÜRDÜRÜLEBİLİR KENTLER Bilindiği gibi, BM Örgütü, sürdürülebilir gelişmeyi ilgi odağına yerleştirebilmek amacıyla, 2015 yılında, Genel Kurulundan, o yıl sona ermekte olan Bin Yıl Kalkınma Amaçları (The Millennium Development Goals) adlı belgenin yerini alacak olan yeni bir belgeyle ilgili, Gündem 2030 adını taşıyan karar geçirmiştir. Karar, 2017 Temmuz ayında da uygulamaya daha elverişli bir duruma getirilmiştir. Bir başka deyişle, her hedef için ulaşılması zorunlu noktalar ile hedef doğrultusunda atılacak adımların ölçülebilmesine olanak verecek ölçütler belirlenmiştir. Hedeflerden çoğu için 2023 yılı son ulaşma tarihi olarak belirlenmiş olduğu halde, kimi hedefler için böyle bir tarih verilmemiştir. BM Genel Kurulu’nda, 25 Eylül 2015 tarihinde 193 üye devletin oylarıyla, adı ‘Dünyayı Dönüştürmek: Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi’ başlığını 415 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü taşıyan 2030 Kalkınma Gündemi kabul edilmiştir. 92 paragraftan oluşan bu belgenin 59. paragrafında ‘Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’ özetlenmekte ve 17 amaç ile atılması gereken 169 noktaya ve 232 tane de göstergeye yer verilmiş bulunmaktadır. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, Birleşmiş Milletler tarafından 2012’de toplanan Rio+20 Konferansı’nın sonucu olarak daha önce kabul edilmiş bulunan ‘İstediğimiz Gelecek (The Future We Want)’ başlıklı hukuken bağlayıcı olmayan karara dayanılarak kabul edilmiştir. Amaçlarla ilgili kuralların uygulanmasına tüm dünyada 2016 yılında başlanmıştır. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ‘Eylem On Yılı (Decade of Action)’ adına bir çağrı yaparak 2020’den 2030’a kadar sürecek olan dönemde yapılması gerekenleri dünya kamuoyu ile paylaşmıştır. Genel Sekreter aynı zamanda her yıl bu konuda bir toplantı düzenleme kararı da almıştır. Uygulamada atılacak adımlar, devletlerce yapılacak olanlarla, kamusal nitelikte olmayan kuruluşlar tarafından yapılacaklar biçiminde iki kategoriye ayrılmıştır. Kamu, merkezi ve yerel yönetimleri içine almakta, devlet dışı kuruluşlardan, şirketlerden ve sivil toplum örgütlerinden oluşmaktadır. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının aralarında ortak özellikler ve etkileşim fırsatları olduğu dikkat çekmektedir. Bu tür bir ilişki iklim değişikliği, sağlık, temiz enerji, kentler ve yerleşmeler, bilinçli üretim ve tüketim ve açık denizler gibi konular arasında açıkça göze çarpmaktadır. Bununla birlikte, açlığın ve yoksulluğun ortadan kaldırılması ile çevresel sürdürülebilirlik arasında yakın bir ilişki bulunduğu çok açıktır. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına ulaşma çabaları, BM Sürdürülebilir Yüksek Siyasal Forumu adını taşıyan ve BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi’ne bağlı olarak görev yapan bir kurul (UN High-Level Political Forum on Sustainable Development) tarafından değerlendirilmektedir. Ne var ki, bu mekanizmanın çalışması, ulus devletlerin farklı çıkarlarının çatışması yüzünden güçleşmektedir. Atılan adımların hedeflere ne ölçüde yaklaştırmakta olduğu kısa aralıklarla değerlendirmeye konu yapılmaktadır. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları arasında şu başlıklar dikkat çekmektedir: Yoksulluğa Hayır, Sıfır Açlık, Sağlıklı ve Gönenç İçinde Yaşam, Kaliteli Eğitim, Cinsiyet Eşitliği, Temiz Su ve Sağlık Hizmetleri, Erişilebilir ve Temiz Enerji, Elverişli Çalışma Ortamı ve Ekonomik Büyüme, Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı, Eşitsizliklerin Azaltılması, Sürdürülebilir Kentler ve Yaşam Ortamları, Sorumlu Tüketim ve Üretim, İklim Eylemi, Su Altında Yaşam, Toprak Üzerinde Yaşam, Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar, Amaca Ulaşmada İş birliği. Görüldüğü üzere, bu amaçlardan hemen hemen hepsi, yaşanabilir ve sürdürülebilir kentsel yaşam ortamlarının sahip bulunduğu özelliklerle doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak ilgili bulunan konulardır. 416 Yaşanabilir ve Sürdürülebilir Kentler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının eleştirisini yapan kimi bilim insanları, yeryüzüne, insanlara ve gönence (refaha) ilişkin tüm konuların bir bütün olduğunu, bu bütünlüğü korumanın kendi başına bir amaç oluşturduğunu ve bir başka amaca varmanın aracı olarak değerlendirilemeyeceğine işaret etmişlerdir. Etik açıdan da insancıl yaklaşımların çevreye üstünlüğü yaklaşımının hareket noktası olarak alınmasının, yani insan merkezci (antroposantrik) bir yaklaşımın benimsenmesinin doğru olamayacağına değinenler olmuştur. Görev ve sorumluluklardan çok hakların, kolektif gönençten çok bireysel çıkarların öncelik alması eleştiri konusu yapılmıştır. Bu kapsamda yükseköğretim kurumları gerek belediyeler gerek sivil toplum kuruluşları gerekse özel sektör ile iş birliklerine giderek kentsel yaşamın iyileştirilmesi için projeler yürütebilir. Yukarıda bahsedilen konu başlıklarına dair öğrenci sosyal sorumluluk projelerinin özendirilmesi de bu noktada önem taşıyacaktır. 3.1. Ülkemizden Sürdürülebilirliğe Ters Düşen Örnekler Bu bağlamda atılan yanlış adımlardan birkaçına burada kısaca değinmekte yarar vardır. 1. Örneğin, İstanbul için bugüne değin hazırlanmış olan imar planlarının ve çevre düzeni planlarının hepsinde, kentin kuzey doğrultusunda gelişmesini engelleyici kurallar yer almıştır. Çünkü Henri Prost tarafından hazırlanan plandan bu yana, kentsel gelişmenin, kentin ve bölgenin su havzaları ve yeşil alanlar açısından tehlikeler yaratmasına izin verilmek istenmemiştir. 2010 yılından sonra ise, “Kanal İstanbul” gibi bazı projeler planlama ilkelerine bağlı kalma geleneğinin artık terk edilmekte olduğu anlamına gelebilir. Nitekim bazı kurum ve kuruluşlar, 3. havalimanı ve 3. köprünün İstanbul ve çevresinin yeşilliği, ormanlık alanların ve su havzalarının geleceği için ciddi bir tehdit oluşturabileceği görüşünü beyan etmektedirler. Bu nedenle, bölge içinde yer alan meraların bu niteliğinin kaldırılması yolunu açacak, söz konusu risklerin boyutlarını daha da büyütecek çalışmaların yapılmaması kent ve yaşam alanları için önemlidir. 2. Bursa Ovası’na yapılan Doğanbey gökdelenleri, ekolojik kaygı gözetilmeksizin, Uludağ ile yükseklik yarışına girmiş gibidirler. 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Yasası’nda yapılan bir değişiklikle Bursa Ovası’nda bir Amerikan firmasının sanayi tesisi kurması yolu açılmıştır. Bu türlü adımlardan Bursa kent kimliğinin ağır 417 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü yaralar aldığını görmek güç değildir. Konut gereksinmesi karşılanacak gerekçesiyle, kente değer yitirten bu türlü düzenlemeler hiçbir surette savunulmamalıdır. 3. 2B diye bilinen ve 2012 yılında yürürlüğe giren 6292 sayılı yasayla güdülen amaç, bilim ve fen bakımından orman niteliğini yitirmiş olan ormanlık alanlardaki yapılaşmaların bazılarını yasallaştırmaktır. Söz konusu düzenlemede biçimsel olarak bir yasallaştırma vardır; ama bir meşrulaştırmadan söz etmek olanağı yoktur. Çünkü, söz konusu olan, yapılaşma izinleriyle kamu ormanlarını işgal etmiş olanların affa uğratılmasıdır. Anayasanın 56. maddesinde sözü edilen çevre hakkının gerekleriyle bağdaştırılması kolay olmayan bu gibi düzenlemelerin gelecek kuşakların da zararına olacağı kuşkusuzdur. 4. Turizmin Özendirilmesine İlişkin Yasanın (2534) uygulanması amacıyla Orman Yasasında da gündeme getirilen değişiklikler, Hazine’ye ait taşınmaz mallarla ormanlık alanların turizmin geliştirilmesi amacına tahsis edilmesine olanak sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Danıştay, bu konulara ilişkin kararlarında şu önemli görüşü savunagelmişlerdir: “Her ne kadar orman arazilerinin turizm yatırımlarına tahsisinde kamu yararı varsa da ormanların orman olarak korunmalarındaki kamu yararı üstün nitelikte bir kamu yararıdır. Hiç kuşku yok ki, sürdürülebilir gelişme kavramına ters düşen bu tür uygulamalar koruma-kullanma dengesini koruma amacının aleyhine bozmakla kalmamakta, kentsel yaşam ortamlarının yaşanabilirlik niteliklerini de olumsuz yönde etkilemektedir. Bu koşullarda sürdürülebilirlik sürdürülemez. 5. Ankara’nın tam merkezindeki Kızılay binası Erken Cumhuriyet Dönemi’nin en çarpıcı örneklerinden biri olarak 25-30 yıl öncesine kadar ayaktaydı. Bununla birlikte bir plan değişikliğiyle Kızılay binasının yer aldığı alanın kullanım biçimini, alışveriş merkezi yapılmasına olanak verecek tarzda değiştirilmiştir. Bu kapsamda, tarihi yapının üzerine “Kızılay rant tesisleri” başlığını taşıyan büyük bir pankart asılarak bu değişiklik kamuoyuna duyurulmuştur. Daha sonra da kent kimliği açısından ne değer taşıdığı her zaman sorgulanmakta olan Kızılay AVM binasının yapımı tamamlanarak alan bugünkü biçimini almıştır. Bilindiği gibi, “rant” sözcüğü, övünülerek kullanılacak bir kavram değildir. Daha çok, “sıkılma” duyguları içinde ve çekinilerek telaffuz edilir. Çünkü, rantın tanımında, onun “kazanılmamış” (unearned), “hak edilmemiş”, “emek ürünü olmayan”, 418 Yaşanabilir ve Sürdürülebilir Kentler bir başka deyişle “havadan para kazanmayı anlatan” bir kavrama karşılık olduğu düşüncesi vardır. Bu nedenle yaptırdıkları lüks rezidansların rantıyla övünen iş insanlarının ve onlara destek sağlayan bazı yöneticilerin tavır ve davranışlarını anlamakta gerçekten güçlük çekiyoruz. David Harvey, sürdürülebilir şehircilik ile bağdaştırılması olanaksız bu tür uygulamaların “kent hakkını” geçerli kılmakla hiçbir ilgisi bulunmadığını; gördüklerimizin, kapitalist sistemi ayakta kalabilmesi için kullanılmakta olan araçlardan başka bir şey olmadığını söylemektedir. Sonuç, hiç kuşkusuz, kentsel yaşam ortamlarının yaşanabilirlik niteliklerini hızla yitirmesi olmaktadır. 6. Afet Riski Taşıyan Alanlarda Kentsel Dönüşüm Yasası adıyla 2012 yılında yürürlüğe sokulan 6306 sayılı yasa, inşaat sektörünü ve taşınmaz mal sektörünü ayakta tutmak amacını gütmektedir. Bu bağlamda gerçekleştirilmek istenen projelerin güzel duyusal (estetik) ve ekolojik kaygılardan hiç etkilenmediğini gösteren sayısız örnekler vardır. Örneğin, Ankara’da Esenboğa Havaalanı’ndan kente gelen bulvarın iki yanındaki devasa bloklardan oluşan semtlerde geceleri sabahlara kadar rengarenk ışıklarla aydınlatılan yapıların hem enerji kaybı, hem de sağlık yönünden yarattığı tehlikelere ilişkin değerlendirmeler bizzat bu projeyi gerçekleştirmiş olan kurumlar dahil olmak üzere bazı yayınlarda eleştiri konusu yapılmıştır. Bütün ilgili yasalar, sürdürülebilir şehirciliğin, yaşanabilir kentsel yaşam ortamıyla, sürdürülebilir bir şehircilik ve sağlıklı ve dengeli bir çevrenin olmazsa olmaz ön koşulları niteliğinde olan düzenlemelerdir. Bu nedenledir ki, Anayasa Mahkemesi’nin sözü edilen yasa kuralını 2014 yılında Anayasaya aykırı bularak iptal etmiş olması, sürdürülebilir bir şehircilik ve çevre açışımdan çok yerindedir. 7. Anakent (Büyükşehir) belediyelerinin salt sayılarında değil, aynı zamanda görev, yetki ve sorumluluk alanlarında da 2012 yılında 6360 sayılı yasayla gerçekleştirilen değişikliklerin de sürdürülebilir kentsel yaşam ortamları açısından önemli sonuçlar yaratabileceği söylenebilir. 30 anakent belediyesinde bütün köylerin tüzel kişilikleri kaldırılmış ve kentleşme oranı birdenbire %100’e yükselmiştir. Ne var ki, böylece bir ekonomik ve toplumsal olgu olarak köyün varlığı birden sona ermiş olamazdı. Köy ve tarım iç içe olan kavramlardır. Bu düzenlemeden tarımsal etkinliklerin olumsuz olarak etkilenmesi olasılığı çok yüksektir. 15 yıla yakın bir süre içindeki uygulama da bunu açıkça ortaya koymuştur. Ayrıca, bu yerlerde İl Özel Yönetimlerinin varlığına son 419 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü verilmiş olması bugüne değin bu yönetimlerce belediye sınırları dışındaki yerleşim yerlerine götürülen kamu hizmetlerinin bundan böyle nasıl üretilip sunulacağı sorusunu da gündeme getirmiş bulunmaktadır. Kentlerin hizmet alanlarının belli bir büyüklük sınırı aşıldıktan sonra kazanım kayıplarına (diseconomies) yol açabileceğine ilişkin işletmecilik kuralı hesaba katılmadan genişletilmesinin kamu hizmetlerinin kalitesini olumsuz yönde etkilenebileceğini belirtmek abartma olmaz. 8. Atatürk Orman Çiftliği (A.O.Ç.), Cumhuriyetimizi kuran, gerçek devlet adamı olmalarıyla birlikte, aynı zamanda güçlü karakter sahibi olan büyük insanların her alandaki çağdaşlaşma özlemlerinin bir anlatımıdır. A.O.Ç., kentlerin düzenli, planlı, sağlıklı ve sürdürülebilir gelişmesi; kentlerin kamusal, açık ve yeşil alanlara sahip olması, Atatürk’ün ve yakın çalışma arkadaşlarının baş öncelikleri arasındaydı. Ankara’da Gençlik Parkı, Hipodrom, Ziraat Enstitüsü Yerleşkesi ve A.O.Ç. bu yakın ilginin ürünü olan eserlerdir. A.O.Ç. aynı zamanda, çağdaş tarım tekniklerinin ve kentsel tarım uygulamalarının geçekleştirilebilmesi için bir laboratuvar ortamı sunmuştur. Yaşamı boyunca kişisel maddi çıkarlara hiç ilgi duymamış olan Atatürk, sahip olduğu bütün çiftlikleri 1937 yılında ulusuna bağışlamıştır. Bu çiftlikler 1938 yılında 3308 sayılı yasayla Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu’na bağlanmış, 1950 yılında çıkarılan 5659 sayılı yasayla da, Çiftlik arazisinden yapılacak olan her türlü “devir ve temlik” özel yasa çıkarılmasına bağlı duruma getirilmiş, ve o dönemde, 6000, 6238 sayılı ve benzeri yasalarla Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu’na, Çimento Sanayii Genel Müdürlüğü’ne, kömür depolarına, fabrika ve spor tesisleriyle konut kooperatiflerine geniş çapta arazi tahsisleri yapılmıştır. 1970 yılında, 12 Mart askeri müdahalesinin ardından 176.5 hektarlık bir alan “hal” yeri olarak ayrılmak istenmiştir. 44 yıl içinde, A.O.Ç.’den 22 bin dekar arazi daha çıkarılmıştır. 2006 yılında çıkarılan 5524 sayılı yasayla A.O.Ç. sınırlı olarak Ankara Belediyesi’nin kullanımına açılmıştır. Bunun üzerine, Belediyece hazırlanan 1/1.000 ölçekli Koru(ma) Amaçlı Nazım İmar Planı ile A.O.Ç. yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmıştır. Bu uzunca öykü, kentlerin yaşanabilirlik ve sürdürülebilirlik niteliklerinin dar değil, fakat geniş açılardan ele alınıp bütün yönleriyle değerlendirilmesinin daha doğru olduğu görüşünden yola çıkılarak anlatılmıştır. Bu nedenledir ki tarih, kültürel miras, doğal mirasın yüzyıllar boyu beraberinde getirdiği değerlerin üzerine inşa edilen Cumhuriyet, kamusal alanlara sahip çıkan, insan odaklı 420 Yaşanabilir ve Sürdürülebilir Kentler kentleşme planlarının uygulanması, güçlü ekonomi ve insanlar ve yaşamların sürdürülebilir kılınmasının güvencesi olarak değerlidir. SONUÇ Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü denildiğinde, akla gelen kuşkusuz, bu kurumların birer örgün eğitim kurumu olarak çevre eğitiminde üzerlerine düşen önemli sorumluluktur. Geleceğin her alandaki yöneticilerinin yetişmesinde sorumluluk taşıyan bu kurumlarda, Sürdürülebilir Kalkınma başta olmak üzere, yaşam alanlarında insanca yaşamayı olanaklı kılmaya ve kolaylaştırmaya yarayacak bilgilerle donatılmış kimselerin yetiştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu sorumluluğun gereğinin başka düzeylerdeki öğretim kurumlarınca ve halk eğitimi diye bilinen yaygın eğitim örgütlerince de üstlenilmesinde zorunluluk vardır. Bu çerçevede yükseköğretim kurumlarının sadece Mühendislik, Mimarlık değil Siyasi Bilimler ve diğer ilgili bölümlerin müfredatlarına da ‘Kentsel Sürdürülebilirlik’, ‘Sürdürülebilir Kentler ve Toplumlar Uzmanlığı’ gibi dersleri eklemesi sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşılmasında önem arz edecektir. Bu derslerin müfredatlara eklenmesi, kentsel politik ekolojiye ilişkin eleştirel bir anlayış geliştirmek; daha refah ve yaşanabilir kentler için sosyal adalet ve eşitlik üzerine mimari ve mühendislik ve yönetime ilişkin bilinç yaratmak; kentsel gelişimin çevresel süreçleri nasıl etkilediğini açıklamak; enerji ve kaynak akışlarını ve bunların ölçümünü anladığını göstermek; şehirler ve iklim değişikliği arasındaki etkileşimi tanımlamak; kentlerin çevresel etkilerini ele almaya yönelik tedbirleri eleştirel bir şekilde incelemek konularında gelişim sağlayacaktır. AraştırmaGeliştirme alanında; göç, iklim değişikliği ve kentler, kadın-çocuklar ve kentler, atık yönetimi ve çevre yönetimi, mimari tasarımda dirençli kentler, sürdürülebilir ulaşım, sağlık yaşam ve kent gibi konularda araştırmalar yapılabilir. Araştırmaların zenginleştirilmesi için sadece bu konuya odaklı araştırma merkezleri üniversitelerde kurulabilir. Bu kapsamda yükseköğretim kurumları gerek belediyeler gerek sivil toplum kuruluşları gerekse özel sektör ile iş birliklerine giderek kentsel yaşamın iyileştirilmesi için projeler yürütebilir, öğrenci sosyal sorumluluk projelerini özendirebilir. Kuşku yok ki, ahlâk bireysel bir konu olduğu kadar, toplumsaldır da. Nasıl insanlar kurumları yaratıp biçimlendiriyorlarsa, toplumsal kurumlar da insanların tavır, inanç, değer ve davranışlarını biçimlendirmekten geri kalmazlar. Bu açıdan, Yükseköğretim Kurumlarının rolünün önemi yadsınamaz. 421 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Fransa’da Çevre Bakanlığı görevinde de bulunmuş olan arkadaşım Corinne Lepage’ın da çok haklı olarak belirttiği gibi, “kent ve çevre sorunlarını kısa yoldan çözebilmenin anahtarı, yaşama ve tüketim alışkanlarımızı değiştirerek, aşırı tüketim sevdasından vazgeçip başka türlü yaşamak” (Vivre Autrement) olmalıdır. Her alanda olduğu gibi, kentsel yaşam kalitesi bağlamında da ister bugünün, ister yarının kentleri olsun, ideal dirençlilik ve insanca yaşanabilir ortamların yaratılabilmesi, yağmur duasına çıkmak gibi hurafelere dayanan akıl dışı ve ilkel yöntemlerle değil, akla ve çağdaş bilime öncelik tanımakla sağlanabilir. Bu nedenle de kesin çözümün, “Yaşamda en gerçek yol göstericinin bilim olduğunu” hiçbir zaman unutmamak gerekir. KAYNAKÇA Aalborg Charter. (1994). “Charter of European Cities & Towns Towards Sustainability”. https://conferences.sustainablecities.eu/fileadmin/user_upload/Materials/Aalborg_Cha rter_English.pdf, Erişim Tarihi: 20.07.2024. Ascher, F. (2010). Les Nouveaux Principes d’Urbanisme, L’Aube, Poche Essai. Council of Europe. (2008). “European Urban Charter II. Manifesto for a New Urbanity. Local Regional”. https://rm.coe.int/european-urban-charter-ii-manifesto-for-a-newurbanity/168071a1b5, Erişim Tarihi: 20.07.2024. European Parliament. (2009). “The Treaty of Lisbon”. https://www.europarl.europa. eu/factsheets/en/sheet/5/the-treaty-of-lisbon, Erişim Tarihi: 20.07.2024. Keleş. R. (2021). Kentbilim Terimleri Sözlüğü. İmge Kitapevi. Meadows, D. H. & Meadows, D. L. & Randers, J. & Behrens III, W. (1972). The Limits to Growth. Potomac Associates Books. Meadows, D. H. & Meadows, D. L. & Randers, J. (1993) Beyond the Limits: Confronting Global Collapse Envisioning Sustainable Future. Chelsea Green Publishing Company. TÜBA. (2011). Türkçe Bilim Terimleri Sözlüğü. Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA). UN. (1987). “Report of the World Commission on Environment and Development: Our Common Future”. https://sustainabledevelopment.un.org/content/documents/5987ourcommon-future.pdf, Erişim Tarihi: 01.08.2024. EK KAYNAKÇA Alıca, S. S. (2011). Kent, Çevre ve Hukuk. Seçkin Yayınları: Ankara. Alıca, S. S. & Basa, N. (2014). Çevre ve Hukuk. Türkiye Barolar Birliği: Ankara. Duru, B. (2007). Avrupa Birliği Çevre Politikası, içinde Avrupa Birliği Bölge Politikası, (Der. Ç. Erhan & D. Senemoğlu). İmaj Yayınları: Ankara. Ss. 169-188. Mimar Sinan Fine Arts University. (2010). Green Age, 1st International Symposium, İstanbul, 6-8 Aralık, 2010. Jonas, H. (1993). Une Ethique pour la Nature. Desclée de Brouver: Paris. 422 Yaşanabilir ve Sürdürülebilir Kentler Keleş, R. & Hamamcı, C. (2009). Çevre Politikası. İmge Yay.: Ankara. (6 .Basım). Keleş, R. (2013). “Urban Planning and Sustainable Land Management in Turkish Municipalities”, Local Land and Soil News, Zurich, No:44-45, 1/13. Keleş, R. (2015). Kent, Kentsel Siyaset ve Çevre Yazıları (1993-2014). Arkeoloji ve Sanat Yayınları: İstanbul. Keleş, R. (Der.). (2017). İnsan, Çevre, Toplum. İmge Yayınları: Ankara. (3. Basım). Keleş, R. (2019). 100 Soruda Çevre, Çevre Sorunları ve Çevre Politikası. Yakın Kitabevi: İzmir. (3. Basım). Keleş, R. & Gençkaya, Ö. F. (2022). Yerel Yönetimlerde Etik Mevzuatı ve Uygulaması. Marmara Belediyeler Birliği: İstanbul. Keleş, R. (2022). Territorial Governance and Environmental Protection: Vol I: Urban Sprawl and Sustainable Urbanization, Cappadocia University Press, Ürgüp, 2022. Vol.II: Writings on Urban and Environmental Issues (Ecological Concerns and Sustainable Development, European Union and Turkey, Urban Transformation, Disaster Management, Smart Cities, Cooperative Law, Protection of Cultural Values, İstanbul, Coastal Management, Ethical Duties). Keleş, R. (2023). Kentleşme Politikası. İmge Yayınları: Ankara. (20. Basım). Keleş, R. & Erbay, Y. & Görmez, K. (2023). Yeşil Yeni Düzen. İmge Yayınları: Ankara. Keleş, R. & Erbay, Y. & Akgün, H. (2024). 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ve Yerel Yönetimler. İmge Yayınları: Ankara. Lepage, C. (2012). Vivre Autrement. Grasset: Paris. Mengi, A. & Algan, N. (2003). Küreselleşme ve Yerelleşme Çağında Bölgesel Sürdürülebilir Gelişme. Siyasal Kitabevi: Ankara. Mengi, A. (Ed.). (2007). Çevre ve Politika: Başka Bir Dünya Özlemi (Ruşen Keleş’e Armağan Dizisi, C.5). İmge Yayınları: Ankara. Oktay, D. (2001). Planning Housing Environments for Sustainability: Evaluations in Cypriot Settlements. Yapı Endüstri Merkezi: İstanbul. Öz, B. (2022). Şehir Planlama Kararları Karşısında Mülkiyet Hakkının Korunması. Adalet Yayınları: Ankara. Paquot, T. & Younes, C. (Ed.). (2010). Philosophie de l’Environnement et Milieux Urbains. La Découverte: Paris. Rémond Gouilloud, M. (1989). Du Droit de Détruire: Essais sur le Droit de l’Environnement. Presses Universitaires de France: Paris. Talu, N. (2015). Türkiye’de İklim Değişikliği Siyaseti. Phoenix: Ankara. 423 BÖLÜM 16 DİJİTALLEŞME Ilgın Gökaşar * ÖZET Üniversiteler, bir ülkenin sürdürülebilir kalkınmasında temel bir rol oynar. Eğitimöğretim, araştırma-inovasyon ve topluma katkı gibi üç temel sütun üzerine dayanarak, medeniyete öncülük ederler. Eğitim-öğretim faaliyetleri, genç nesilleri donatarak bilgi ve beceri kazandırır, böylece toplumun niteliğini artırır ve iş gücünü güçlendirir. Araştırma ve inovasyon ise yeni bilgilerin keşfedilmesini, teknolojik ilerlemelerin sağlanmasını ve ekonomik büyümenin teşvik edilmesini sağlar. Üniversiteler aynı zamanda topluma sağladıkları katkılarla da önemlidir; bu katkılar sosyal hizmetler, kültürel etkinlikler, sağlık hizmetleri ve çevresel sürdürülebilirlik gibi alanlar da olabilir. Dolayısıyla, üniversiteler sadece bilgi üreten ve aktaran kurumlar olmanın ötesine geçerek, bir ülkenin ilerlemesinde ve medeniyetin gelişmesinde kritik bir rol oynarlar. Bu temel sütunlar üzerinde yükselen üniversiteler, toplumsal ve ekonomik dönüşümün öncüleri olarak kabul edilirler. Bu temel rolü etkin bir şekilde yerine getirebilmek için üniversitelerle ilgili politikaların düzenlenmesi önem arz etmektedir. Bu politikalar, eğitim kalitesinin artırılması, araştırma ve inovasyonun teşvik edilmesi, üniversite-sanayi iş birliklerinin desteklenmesi ve topluma yönelik etkilerin optimize edilmesi gibi alanlarda odaklanmalıdır. Ayrıca, çevresel sürdürülebilirlik ve sosyal adalet gibi küresel sorunlara duyarlı politikalar da üniversitelerin katkılarını artırmak için gereklidir. Modern dünyada dijitalleşme, üniversitelerin bu kritik rolünü başarıyla üstlenerek sürdürülebilirliğin anahtarı olma yeteneğine büyük katkılar sağlama potansiyeline sahiptir. Anahtar Kelimeler: Eğitim, Araştırma ve Geliştirme, Topluma Katkı, Üniversiteler, Sürdürülebilirlik, Dijitalleşme * Prof. Dr.; Boğaziçi Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü;
[email protected]; Orcid: 0000-0001-9896-9220 425 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü DIGITALIZATION ABSTRACT Universities play a fundamental role in the sustainable development of a country. They lead civilization based on three pillars such as education-training, researchinnovation, and contribution to society. Educational activities equip young generations and provide them with knowledge and skills, thus increasing the quality of society and strengthening the workforce. Research and innovation enable the discovery of new knowledge, technological advances, and the promotion of economic growth. Universities are also important for their contributions to society, which can be in areas such as social services, cultural events, healthcare, and environmental sustainability. Therefore, universities go beyond being institutions that merely produce and transfer knowledge and play a critical role in the progress of a country and the development of civilization. Universities built on these basic pillars are considered the pioneers of social and economic transformation. To effectively fulfill this fundamental role, it is important to regulate policies related to universities. These policies should focus on areas such as improving the quality of education, encouraging research and innovation, supporting university-industry collaborations, and optimizing impacts on society. Additionally, policies that are sensitive to global issues such as environmental sustainability and social justice are also necessary to maximize the contributions of universities. In the modern world, digitalization has the potential to contribute greatly to the ability of universities to be the key to sustainability by successfully assuming this critical role. Keywords: Education, Research and Development, Contribution to Society, Universities, Sustainability, Digitalization 426 Dijitalleşme GİRİŞ Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amacı 4'te belirtildiği gibi kapsayıcı ve eşitlikçi, kaliteli eğitimin sağlanması ve herkes için yaşam boyu öğrenme fırsatlarının teşvik edilmesi ülkeler için çok önemlidir (United Nations Department of Economic and Social Affairs, 2024). Sürdürülebilir eğitim bağlamında bir ulus, ülkenin geleceği olan gençlerinin refahını ve gelişimini her zaman göz önünde bulundurarak, son trendleri ve teknolojileri takip etmelidir. Bu noktada, bir ülkenin sürdürülebilir kalkınmasında öncü rol oynayan üniversiteler sistemin en kritik parçasıdır. Üniversiteler, yeni bilgi oluşturma ve topluma iletme merkezleri olarak hizmet eder, gelişmeyi teşvik eder ve en ileri düzeydeki araştırma projeleriyle küresel problemlerin çözümlerini ele alır. Böylece bu kurumlar, eğitim ve araştırma faaliyetleri yoluyla topluma çok değerli katkılar sağlar. Bunun yanında dünyanın en değerli kaynakları olan parlak genç beyinlerini ve ileri eğitimli insanlarını yaratan bilgi çeşmeleri olarak görülürler (Breznitz, 2014). Üniversiteler, akademik özgürlük ilkesine dayanarak, öğrencilere eleştirel düşünme, problem çözme ve yaratıcılık gibi beceriler kazandırırken, aynı zamanda etik ve sosyal sorumluluk bilinci de aşılarlar. Ayrıca, üniversitelerin topluma sağladığı katkıların önemli bir kısmını sosyal sorumluluk projeleri ile gerçekleştirir. Bunlar sadece akademik öğrenme merkezleri değil, aynı zamanda dijitalleşme ile daha da önem kazanan sosyal değişimin temsilcileridir. Toplum katılımı, hizmet öğrenimi ve sosyal yardım programları aracılığıyla üniversiteler toplumsal sorunları doğrudan ele alabilir, sosyal adaleti ve öğrenciler arasında bir sivil sorumluluk kültürünü teşvik edebilir. Bu katılım, akademi ile toplum arasındaki uçurumun kapatılmasına yardımcı olarak eğitimdeki ilerlemelerin daha geniş toplum için somut faydalara dönüşmesini sağlar. Üniversiteler ayrıca sürdürülebilirliği ve sosyal eşitliği destekleyen politikaların savunulmasında ve dolayısıyla daha geniş toplumsal değişimi etkilemede önemli bir rol oynamaktadır. Dijitalleşme, çok fazla alanda ön plana çıkan ve her konsept için farklı tanımlara sahip olan bir kavramdır. Reis vd. (2020) için dijitalleşme, analog verileri dijital dile dönüştürme işlemidir. Hayatın bireyler gibi mikro ölçeğinden toplumsal yaşantı gibi makro ölçeğine kadar her yerinde dijitalleşmenin etkisini görmek mümkündür. Mikro ölçekte örnek olarak akıllı telefonların hayatın içine girmesi ile dijital iletişimin artması verilebilirken bunun makro ölçekteki etkisi yüz yüze iletişimin azalması olabilir. 109 kişiyle yapılan bir çalışmada, belirli bir günde, insanlar akıllı telefonlarıyla iletişim kurmaya çok zaman ayırırlarsa, yüz yüze konuşmaların daha az olacağı ortaya koyulmuştur (Verduyn vd., 2021). 427 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Eğitim, bir toplumun uygarlık düzeyini etkileyen en önemli faktörlerden biridir; öğretme ise, öğrenmeye elverişli bir ortamı teşvik ederek bu süreci organize eden ve yöneten eylemlerden oluşur (Ciarko & Paluch-Dybe, 2021). Bu bağlamda dijitalleşmenin sağladığı en büyük avantajlardan biri olan eğitime ulaşma kolaylığı sayesinde toplumsal eğitim seviyesinin ilerlemesi hızlanabilir. Bununla birlikte üniversitelerin toplumsal değişimdeki rolünü yerine getirme ve sürdürülebilirliğin anahtarı olma noktasında dijitalleşmenin potansiyeli yüksektir. Üniversiteler dijital teknolojileri benimseyerek eğitim olanaklarını geliştirebilir, öğrenmeyi daha erişilebilir ve esnek hale getirebilirler. Çevrimiçi kurslar, sanal sınıflar ve dijital kaynaklar, farklı geçmişlere ve konumlara sahip öğrencilerin kaliteli eğitime erişmesine olanak tanıyarak kapsayıcılığı ve eşitliği sağlama konusunda gözle görülür bir gelişmeye neden olmuştur. Bu bölüm kapsamında amaç “eğitim-öğretim”, “araştırma-geliştirme” ve “topluma katkı” olarak değerlendirilen üç temel faaliyet kapsamında sürdürülebilir kalkınma amacına hizmet eden temel alanlarda üniversitelerin rolünü teknolojik gelişmeler ışığında ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda dijitalleşmenin önemi ve sahip olduğu potansiyele yer verilecektir. Çünkü dijitalleşme, üniversitelerin eğitim ve öğretim süreçlerini daha erişilebilir ve etkili hale getirirken, araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde veri analizi ve iş birliği fırsatlarını genişletmektedir. Ayrıca, dijital teknolojiler topluma katkı sağlama yollarını yenilikçi yöntemlerle çeşitlendirerek, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmada önemli bir rol oynamaktadır. 1. EĞİTİM-ÖĞRETİMDE DİJİTALLEŞME Eğitim ve öğretim süreçleri, öğrencilere hem teorik bilgi hem de pratik beceriler kazandırarak, onları iş hayatına ve topluma hazırlamayı amaçlamaktadır. Bu süreçlerin etkin bir şekilde yürütülmesi, ülkenin bilimsel, teknolojik ve kültürel alanlarda gelişimi için büyük önem taşımaktadır. Bu bölümde, dijitalleşme alanında üniversitelerde eğitim-öğretim konusunun kapsamı, Türkiye ve dünyadan örneklerle mevcut durumu, eğitim-öğretim yapısı ve müfredatlarla bağlantısı, ilgili ders isimleri ve konunun nasıl ele alınabileceğine yönelik öneriler, üniversitelerdeki politikalar ve yaklaşımlar ele alınacaktır. Dünya genelinde üniversitelerdeki eğitim-öğretim yapıları, ülkelerin eğitim politikalarına, kültürel değerlerine ve ekonomik koşullarına göre farklılık göstermektedir. Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD), üniversiteler genellikle geniş bir yelpazede seçmeli dersler sunarak öğrencilere kendi eğitim yollarını 428 Dijitalleşme belirleme imkânı tanır. Özellikle son 20 yılda STEM (Bilim, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik) eğitimi olarak adlandırılan eğitim metodu ile öğrencilerin araştırma ve inovasyon faaliyetlerine katılımı teşvik edilir, bu da bilimsel ve teknolojik ilerlemeyi hızlandırır. STEM eğitimi sayesinde öğrenme daha "gerçek" hale gelir ve öğrenciler, üzerinde çalıştıkları materyalin gerçek dünya uygulamalarıyla nasıl anlamlı ve özgün bir şekilde ilişkili olduğunu görebilir. Bilgi ve becerilerin uygulanması, deneyimsel bir öğrenme yaklaşımı olan STEM eğitiminde kritik üniversite ve kariyer hazırlığı yeterliliklerinin geliştirilmesiyle bağlantılı öğrenme hedeflerine odaklanan bağlam içi projeler veya konular aracılığıyla entegre edilir (National Science Teaching Association, 2024). Bunun yanı sıra ISO 9001 standardı ile sertifikalaşmış bir şekilde yükseköğretim programlarının akreditesinden sorumlu olan ABET (Mühendislik ve Teknoloji Akreditasyon Kurulu) ABD merkezli kâr amacı gütmeyen bir kuruluştur ve amacı STEM disiplinlerindeki eğitimlerin kalitesini yüksek seviyede tutarak dünyanın daha güvenli, verimli, kapsayıcı ve sürdürülebilir olmasını sağlayacak insanlar yetiştirmesini sağlamaktır (ABET, 2024). Avrupa'da, 1999 yılında imzalanan ve şu anda 48 ülke ve birçok kuruluşun üye olduğu bir yükseköğrenim reform süreci olarak tanımlanabilecek Bologna Süreci kapsamında yükseköğretim sistemlerine daha fazla tutarlılık getirmeyi amaçlanmıştır (European University Association, 2024). Bu bağlamda, öğrenci ve personel hareketliliğini kolaylaştırmak, yüksek öğrenimi daha kapsayıcı ve erişilebilir kılmak ve Avrupa'daki yüksek öğrenimi dünya çapında daha çekici ve rekabetçi kılmak için 2010 yılında Avrupa Yüksek Öğrenim Alanı kurulmuştur. Avrupa Yüksek Öğretim Alanı’nın kurulması ile beraber Bologna Süreci’ne dahil olan ülkeler lisans, yüksek lisans ve doktora çalışmalarından oluşan üç aşamalı bir yüksek öğretim sisteminin tanıtılması, yurt dışında diğer üniversitelerde tamamlanan yeterliliklerin ve öğrenim sürelerinin karşılıklı tanınmasını sağlanması ile öğrenme ve öğretme kalitesini ve uygunluğunu güçlendirmek için bir kalite güvence sistemi uygulanması maddelerini kabul etmiş sayılmaktadır (European Commission, 2024a). Avrupa Kredi Transferi ve Biriktirme Sistemi (AKTS/ECTS) de bu sürecin kapsamında kullanılan ve Avrupa’daki üniversitelerin uyumunu artıran bir sistem olarak karşımıza çıkar. Bu sistem yıllık 60 AKTS kredilik (dönem başına 30) tam yüke dayanmaktadır (InCred & PlayNAIA, 2021). Türkiye'nin yükseköğretim sistemi, 1981 yılında 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'na uyum sağlamak amacıyla tamamen elden geçirilmiştir. Bunun sonucunda sistem merkezileştirilmiş ve tüm yükseköğretim kurumları Yükseköğretim Kurulu'na (YÖK) bağlanmıştır. Bu yeniden yapılanmanın ardından yükseköğrenim kurumlarının hepsi üniversite olarak tanımlanmaya başlanmıştır. Bununla beraber ülkede yükseköğretimin kullanımında bir artış görüldüğünden, 429 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü kabul için başvurular kolaylaştırılmış ve merkezi bir üniversiteye yerleştirme ve sınav sistemi başlatılmıştır (Study in Türkiye, 2024). Bu düzenlemeden sonra Türkiye’deki eğitim sistemi Şekil 1’deki gibi sistematik bir düzen halini almıştır. Şekil 1. Türk Eğitim Sisteminin Genel Yapısı Kaynak: YÖK, 2019 Türkiye özellikle Bologna Süreci reformları bağlamında Mayıs 2009’da oluşturduğu Türkiye Yükseköğretim Yeterlilikler Çerçevesi (TYYÇ) ile yükseköğretimdeki kalitesini artırmayı hedeflemektedir (Aközer, 2013). Buna rağmen Türk üniversiteleri belirli bir kalite standardı tutturamamış olup dünya üzerinde adını duyurmuş ve ABET tarafından akredite edilmiş bölümler haricinde üniversitelerin eğitim-öğretim yapısı genellikle teorik dersler üzerine kuruludur. Yine de son yıllarda, uygulamalı derslerin ve proje tabanlı öğrenmenin önemi artmaktadır. Türkiye'deki üniversiteler, Avrupa ve Amerika'daki iyi uygulamalardan örnek alarak, kendi eğitim-öğretim yapılarını güncellemeye çalışmaktadır. Özellikle, mühendislik ve sağlık bilimleri gibi alanlarda uygulamalı eğitimlerin artırılması amaçlanmaktadır. 430 Dijitalleşme Üniversitelerde eğitim-öğretim yapısı, müfredatın belirlenmesi ve uygulanması sürecinde kritik bir rol oynar. Müfredat, bir okulun veya eğitim kurumunun programlanmış öğrenme deneyimlerinin tümü olarak tanımlanabilir (Prideaux, 2003). Bu nedenle, müfredatın güncel, bilimsel ve pratik bilgilerle donatılmış olması önemlidir. Türkiye'deki üniversiteler, kendi bünyelerinde farklılaşan ve ihtiyaçlara yönelik dersler ve programlar geliştirir. Bu noktada, müfredatın sürekli olarak gözden geçirilmesi ve güncellenmesi gereklidir. Eğer bir müfredat hızla değişen modern dünyanın zorluklarına hitap edecekse, sürekli bir zaman ve çaba yatırımı gerektireceği açıktır (Swift, 1961). Özellikle, teknoloji ve bilim alanındaki hızlı gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, müfredatın bu gelişmelere uyum sağlaması büyük önem taşır. Üniversitelerde eğitim-öğretim süreçlerinin etkin bir şekilde yürütülmesi için belirli politikaların ve yaklaşımların önceliklendirilmesi gerekmektedir. Bu politikalar, öğrenci merkezli öğrenme, eleştirel düşünme ve problem çözme becerilerini geliştiren yaklaşımlar üzerine kurulmalıdır. Öğrenci merkezli bir öğrenim modelinde çok sayıda öğretim yöntemi yaygın olarak kullanılır, öğrencilerin çevreleriyle etkileşime girerek ve tüm duyularını kullanarak öğrenmeleri sağlanır (Tuckman, 1969). Eleştirel düşünme ve problem çözme becerileri, öğrencilerin analitik düşünme ve yaratıcı çözümler üretme yeteneklerini geliştirir. Üniversite mezununu diğer insanlardan ayıran en önemli özelliklerden biri eleştirel düşünme yeteneğidir (Phillips & Bond, 2004). Üniversitelerde bu becerileri geliştiren programlar ve atölye çalışmaları düzenlenmelidir. Bu politikalara ek olarak dijitalleşme, üniversitelerdeki eğitim-öğretim süreçlerinde devrim niteliğinde değişiklikler getirmiştir. Dijital araçlar ve platformlar, eğitimde yenilikçi yaklaşımlar benimsemeyi ve öğrencilere daha esnek öğrenme fırsatları sunmayı mümkün kılar. Bu kapsamda, dijitalleşme ile ilgili politikalar ve yaklaşımlar da üniversitelerin gündeminde önemli bir yer tutmalıdır. Örnek olarak Avrupa Birliği’nin üzerinde çalıştığı ‘Dijital Eğitim Eylem Planı 2021-2027’ çerçevesinde AB ülkeleri genelinde yüksek kaliteli dijital eğitimi hedeflemektedir. Bu bağlamda altyapıyı iyileştirerek ve hibrit öğrenmeye kapsayıcı erişimi teşvik ederek üniversitelerdeki dijital kapasitenin artırılması gerekmektedir. Bunun yanında hem eğitimciler hem de öğrenciler için dijital becerilerin geliştirilmesini teşvik ederek, veri kullanımı ve yapay zekâ gibi etik standartları ele alırken teknolojinin öğretimde etkili kullanımı sağlanmalıdır. Ayrıca sürekli inovasyon ve araştırmaya önem vererek, kaliteli içerik ve güvenli platformlarla güvenilir bir dijital ekosistemin oluşturulması desteklenmelidir (European Commission, 2020, 2024b). 431 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Tablo 1. Sürdürülebilir Eğitim için Dijitalleşme ile İlgili Bazı Dersler Üniversite Bölüm Ders Kodu Ders Adı Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim CET 102 Eğitim ve Bilgi Tasarımında Lisans Teknolojileri Eğitimi Bilgi Sistemleri Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim CET 224 Eğitimde Görselleştirme Teknolojileri Eğitimi Lisans Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim CET 341 Öğretim Tasarımı Teknolojileri Eğitimi Lisans Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim CET 372 Multimedya Tasarımı ve Geliştirilmesi Teknolojileri Eğitimi Lisans Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim CET 441 Uzaktan Eğitimin Esasları Teknolojileri Eğitimi Lisans Orta Doğu Teknik Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim BÖTE Teknolojileri Eğitimi 224 Bilgi ve İletişim Teknolojilerinde Etik ve Güvenlik Lisans Orta Doğu Teknik Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim BÖTE Teknolojileri Eğitimi 301 Eğitimde Modelleme ve Tasarım Lisans Orta Doğu Teknik Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim BÖTE Teknolojileri Eğitimi 422 Eğitsel Teknoloji ve Yeni Ortamlar Lisans Orta Doğu Teknik Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim BÖTE Teknolojileri Eğitimi 472 Eğitim ve Araştırmada Bilgi Yönetimi Lisans Orta Doğu Teknik Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim BÖTE Teknolojileri Eğitimi 521 Uzaktan Eğitim: Teori, Araştırma ve Uygulama Yüksek Lisans Orta Doğu Teknik Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim BÖTE Teknolojileri Eğitimi 555 Mobil Öğrenme: Temeller ve Yüksek Uygulamalar Lisans Orta Doğu Teknik Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim BÖTE Teknolojileri Eğitimi 652 Öğrenme ve Öğretim Teorileri Yüksek Lisans Orta Doğu Teknik Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim BÖTE Teknolojileri Eğitimi 705 Açık Öğrenme Ortamlarının Tasarımı ve Geliştirilmesi Doktora Kaynak: Yazar tarafından oluşturulmuştur. 432 Program Dijitalleşme Dijitalleşmenin en belirgin etkilerinden biri, uzaktan eğitim ve e-öğrenme platformlarının yaygınlaşmasıdır. Öğrenciler, coğrafi sınırlamalardan bağımsız olarak derslere katılabilir ve kendi hızlarında öğrenebilirler. Üniversiteler, bu tür dijital platformları benimseyerek, öğrencilere daha erişilebilir ve esnek öğrenme seçenekleri sunmalıdır. Bu amaçla dünyanın önde gelen üniversitelerinden biri olan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT), Youtube platformunda ‘MIT OpenCourseWare’ adı altında kodlamadan ekonomiye, psikolojiden biyolojiye ücretsiz eğitim vermektedir (MIT OpenCourseWare, 2024). Buna benzer olarak ülkemizde de Boğaziçi Üniversitesi tarafından da 2017 yılından 2021 yılına kadar ‘BU+ Açık Ders’ kapsamında toplumun her kesimine hitap edecek şekilde birçok farklı konuda ders verilmiştir (BU+ Açık Ders, 2024). Ayrıca, üniversitelerde eğitim-öğretim süreçlerinin sürekli olarak değerlendirilmesi ve iyileştirilmesi gereklidir. Yükseköğretimde öğrenci değerlendirmeleri temel olarak gelecekteki performansı artırmak için geçmiş performansı gözden geçiren biçimlendirici dijital araçlar olarak hizmet eder ve bu sistem öğrenciler tarafından benimsenir (Arreola, 2007). Üniversiteler, bu veriler doğrultusunda dijital araçları kullanarak müfredatlarını ve eğitim-öğretim yöntemlerini sürekli olarak güncellemeli ve iyileştirmelidir. Sürdürülebilir eğitim yolunda hali hazırda verilen ve yaygınlaşması önemli derslerden birkaçı Tablo 1’de belirtilmiştir. 2. ARAŞTIRMA-GELİŞTİRMEDE DİJİTALLEŞME Üniversitelerde Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge) ve inovasyon faaliyetleri, ülkenin bilimsel ve teknolojik ilerlemesini sağlayan temel gücüdür. Ar-Ge ve inovasyon, üniversitelerin bilgi üretme, yeni teknolojiler geliştirme ve toplumsal sorunlara çözümler bulma işlevlerini yerine getirmesini sağlar. Bu bölümde, üniversitelerde Ar-Ge ve inovasyonun kapsamı, Türkiye ve dünyadan örneklerle mevcut durumu, Ar-Ge ve inovasyon çalışmaları ile bağlantısı, ele alınabilecek araştırma konuları ve inovasyon çalışmalarına dair öneriler, üniversitelerde ilgili politikalar ve yaklaşımların varlığı veya olması gereken yapı dijitalleşmenin önemi vurgulanarak ele alınacaktır. Dünya genelinde üniversiteler, Ar-Ge ve inovasyon alanında söz sahibi olan önemli merkezler olarak konumlanmaktadır. Teknoloji alanlarında boy gösteren önemli firmaların Ar-Ge ekiplerini hatta yönetimlerini yetiştirme konusunda önemli bir payı bulunmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ülkeleri, Uzak Doğu ülkeleri üniversitelerinde yürütülen ileri düzeydeki Ar-Ge ve inovasyon çalışmaları ile dikkat çekmektedir. Bu ülkelerde, üniversiteler sadece 433 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü araştırmacıların yetiştirildiği eğitim kurumları olarak değil, aynı zamanda teknoloji ve bilgi üreten merkezler olarak da önemli bir rol oynamaktadır. MIT ve Stanford Üniversitesi, Ar-Ge ve inovasyon konusundaki lider üniversiteler arasındadır. Bu üniversiteler, büyük ölçekli araştırma projeleri ve güçlü sanayi iş birlikleri ile tanınır. Örneğin, MIT'nin Media Lab, temeli akademik titizliğe dayanan, yüzlerce projede iş birliği yapan çok sayıda araştırma grubuna, girişime, merkeze ev sahipliği yapan ve 25 çalışma grubundan oluşan disiplinlerarası bir yaratıcı atölyedir (MIT Media Lab, 2024c). Bu çalışma gruplarından biri olan “Biyomekatronik” insanların fiziksel kapasitesini artırmaya yönelik çalışmalar yaparak bireyler arasındaki eşitliği sağlamaya çalışmaktadır (MIT Media Lab, 2024a). Bu hedefle üzerine çalışılan ‘Ampütasyondan Sonra Biyomimetik Yürüyüşü Yeniden Sağlamak için Biyonik Uzvun Tam Sinirsel Kontrolü’ adlı projede insan ile cihaz arasındaki sinirsel iletişim güçlendirilerek insan beyninin protez bacak üzerinde tam kontrolü sağlanmıştır. Bu sayede normal bir bacaktan farksız şekilde hiçbir engel olmadan yürüme fonksiyonu başarılmıştır (MIT Media Lab, 2024b). Avrupa’nın en büyük ekonomisine sahip olan Almanya'da (CEOWORLD Magazine, 2024) Fraunhofer-Gesellschaft (Fraunhofer Topluluğu) uygulamalı araştırma alanında önde gelen bir kurumdur. 1949 yılında kurulan bu topluluk bugün içinde barındırdığı 76 enstitü ve 32.000’e yakın çalışanı ile 3,4 milyar £ iş hacmine sahiptir. Geleceğin önemli teknolojilerinde araştırmaya öncelik vererek ve keşiflerini sanayiye taşıyarak, inovasyon sürecinde kritik bir rol oynamakta ve topluma katkı sağlamaya çalışmaktadır (Fraunhofer-Gesellschaft, 2024a). Geçmişten günümüze çokça teknolojiye öncülük eden Fraunhofer-Gesellschaft’ın en bilinen icadı akıllı telefonlarda, bilgisayarlarda ve arabalarda şarkı dinlememize olanak sağlayan ve müzik endüstrisini baştan sona değiştiren “mp3” olarak bildiğimiz müzik formatıdır (Fraunhofer Audio Blog, 2015). Bunun yanı sıra son dönemde çalışmaların hız kazandığı yeşil hidrojen teknolojisine büyük yatırımlar yapmaktadır. Küresel iklim değişikliği ile savaşma yolunda yenilenebilir enerjinin üstünde bir temiz enerji kaynağı olarak görülen hidrojeni verimli bir şekilde kullanabilmek için çalışmalar devam etmektedir. Bu amaçla “H2Wind” ismi verilen proje kapsamında rüzgârın bol olduğu denizlerde hidrojen üretimi gerçekleştirebilen elektrolizler geliştirilebilmektedir. Bu teknolojinin ileride içme suyuna erişimin kısıtlı olduğu bölgelerde de kritik bir çözüm olarak kullanılması ihtimaller dahilindedir (Fraunhofer-Gesellschaft, 2024b). Türkiye'de, üniversitelerin Ar-Ge ve inovasyon kapasiteleri son yıllarda önemli ölçüde artmıştır. Özellikle Boğaziçi Üniversitesi, Orta Doğu Teknik 434 Dijitalleşme Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi gibi üniversiteler, uluslararası düzeyde tanınan araştırma merkezleri ve teknoloji transfer ofisleri ile dikkat çekmektedir. Şekil 2’de 2019-2024 arasında ülkelerin araştırmaya ayırdıkları bütçelere yer verilmiştir. Grafiğe bakıldığında Türkiye’de özellikle 2022 yılından sonra araştırmaya ayırdığı bütçenin gelire oranında bir artış yaşandığı görülmektedir. Şekil 2. Dünya Ülkelerinde Gelirin Araştırmaya Harcanan Oranı Kaynak: Times Higher Education, 2023 Bu yükselen grafiğe rağmen Türkiye’de üniversitelere ayrılan bütçeler dünya ile kıyasla çok düşük kalmaktadır. 2023 yılında TBMM’e sunulan bütçe teklifine göre YÖK ve 129 üniversite için ayrılan bütçe 427,9 milyar TL, bütçe teklifi verildiği günün kuruyla 15 milyar Dolardır (Yurtsever, 2023). Bu miktar 2021 yılı için ABD’de 702 milyar Dolar olarak karşımıza çıkmaktadır (National Center for Education Statistics, 2023). Bu bağlamda aradaki fark çok büyüktür. Üniversitelerde Ar-Ge çalışmalarına özellikle yeni teknolojilerin (büyük veri, yapay zekâ teknolojileri, metaverse, otomasyon, robotlaşma, uzaktan eğitim tasarımı ve yönetimi, algoritmalar, nesnelerin interneti, vb.) entegre edilebilmesi için bu konuya ayrılan bütçenin buna paralel olarak artırılması gerekmektedir. Bu, özellikle yeni araştırmacıların yetiştirilmesi, lisans ve lisansüstü düzeyindeki öğrencilerin aldığı eğitimin günümüzdeki ve gelecekte tasarlanan teknolojik ortama uygun bir hale gelmesi için faydalı olacaktır. Ar-Ge çalışmalarının en önemli diğer bir unsuru, projenin başında bulunan deneyimli ve donanımlı bir öğretim üyesinin 435 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü oluşturduğu araştırma ekibidir. Tüm çalışmalar bu liderlik altında geleceğin araştırmacılarının yetiştirilmesini, deneyim kazanmasını sağlar. Üniversitelerde ArGe çalışmalarının bir üst boyuta geçebilmesi ve devamlılığının sağlanabilmesi için özellikle insan gücüne gereken her türlü desteğin sağlanması şarttır. Türkiye'de akademik ve endüstriyel Ar-Ge çalışmalarını ve yenilikleri desteklemekten sorumlu kurum TÜBİTAK’tır (Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu). Burada amaç, toplumun yaşam kalitesini artıran ve Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınmasına hizmet eden, bilim ve teknoloji alanlarında yenilikçi, yol gösterici, katılımcı ve paylaşımcı bir kurum olmaktır. Bunlarla birlikte, kurum Türkiye’nin bilim ve teknoloji politikasına da karar verir ve bu konularda toplum genelinde farkındalığı artırmak için kitap ve dergiler üretir (TÜBİTAK, 2024a). Üniversitelerde Ar-Ge ve inovasyon çalışmaları, eğitim ile doğrudan bağlantılıdır. Üniversiteler, Ar-Ge çalışmaları yoluyla bilimsel veri üretme yeteneklerini geliştirirken, inovasyon çalışmaları yoluyla bu verilerin pratik uygulamalara dönüştürülmesini sağlar. Bu süreçler, öğrencilere ve akademisyenlere araştırma yapma, sorun çözme ve yeni teknolojiler yaratma fırsatı verir. Üniversitelerin müfredatı ve ders içerikleri, araştırma ve inovasyon çalışmalarının bir sonucudur. Projeler ve laboratuvar çalışmaları, öğrencilerin teorik bilgilerini pratik uygulamala dönüştürmelerini sağlar. Ar-Ge faaliyetleri, özellikle mühendislik, fen bilimleri ve sağlık bilimleri gibi alanlarda öğrencilere uygulamalı eğitim fırsatları sunar. Hem akademik bilgiyi artırmak hem de toplumsal sorunları çözmek için üniversiteler çok sayıda araştırma konusu ve inovasyon çalışmasını mevcut içerikleri teknolojik gelişmelere uyum sağlayacak şekilde tasarlanmalıdır. Günümüzde makine öğrenimi ve yapay zekâ, en popüler ve etkili araştırma alanlarından biridir. Üniversiteler, bu alanlarda yaptıkları araştırmalarla yeni algoritmalar, veri analitiği teknikleri ve çeşitli sektörlerde uygulamalar oluşturabilirler. Araştırmacılar, kentsel yaşam kalitesini iyileştirmek ve kaynakları daha verimli kullanmak için akıllı şehir teknolojilerini incelemektedir. Akıllı şehir uygulamaları, veri analitiği ve sensör ağları gibi teknolojilerden yararlanmaktadır. Ayrıca, yenilenebilir enerji kaynakları ve sürdürülebilir enerji teknolojileri de bu konu dahilinde üniversitelerde araştırılmaktadır. Güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi ve biyokütle enerji teknolojileri gibi alanlarda yapılan araştırmalar, enerji verimliliğini artırmaya ve çevresel etkilerini azaltmaya yönelik yenilikçi çözümler sunmaktadır. Büyük veri, yapay zekâ teknolojileri ile desteklenmiş bir eğitim-öğretim ile, genetik mühendislik ve biyoteknoloji, tarım ve sağlık gibi alanlarda (örneğin, 436 Dijitalleşme genetik hastalıkların tedavisi ve bitki ve hayvan genetik modifikasyonu) önemli araştırmalar gerçekleştirilebilir. Üniversitelerde Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerinin etkili bir şekilde yürütülmesi için belirli politikalar ve yaklaşımlar uygulanmalıdır. Bu politikalar, üniversitelerin bilimsel ve teknolojik yeteneklerini geliştirmeyi ve sanayi ile iş birliklerini güçlendirmeyi amaçlamalıdır. Üniversitelerde, belirli araştırma alanlarına odaklanan merkezler bulunmaktadır. Bu merkezler, akademisyenlerin ve öğrencilerin belirli bir konuda derinlemesine araştırma yapmalarını ve yeni teknolojiler geliştirmelerini sağlar. Ayrıca, sanayi ile iş birlikleri için önemli bir altyapı sunar. Bu merkezlere örnek olarak ‘Orta Doğu Teknik Üniversitesi Dijital İnovasyon Merkezi’ gösterilebilir. Bu proje kapsamında kurulan merkezin öncelikli hedefi özellikle otomotiv ve makine sektörü başta olmak üzere sanayideki dijital dönüşüm konularında Ar-Ge projeleri geliştirerek ülkeye bu alanda insan kaynağı yetiştirmektir. Ayrıca, kuruşların dijital dönüşüm süreçlerinde eğitim, mentörlük ve danışmanlık hizmetleri de sağlanmaktadır (Orta Doğu Teknik Üniversitesi, 2024). Buna ek olarak ‘Boğaziçi Üniversitesi İnovasyon ve Rekabet Odaklı Kalkınma Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’ de 2011 yılından beri çalışmalarını sürdürmektedir. Bu kapsamda işin geleceği; veri ve inovasyon; e-ticaret; teknoloji, çevre ve toplum ile ileri teknolojiler başlıkları altında araştırma yapmak ve politika oluşturma süreçlerine kanıta dayalı girdiler sunarak dijital ekonominin toplumun tüm kesimlerine faydalı olmasını sağlamak amacıyla BOUNDijital kurulmuştur (BOUNDijital, 2024). Bu merkezlerin yanı sıra üniversitelerde geliştirilen yenilikçi teknolojilerin sanayiye transfer edilmesini sağlayacak Teknoloji Transfer Ofisleri (TTO) bulunur. TTO’ların hedefleri bu kapsamda devir işlemlerini yönetmek ve kurumun diğer haklarını ve fikri mülkiyet haklarını korumaktır. TTO’lar aynı zamanda ticarileştirmeye nasıl devam edileceğine de karar verir (TÜBİTAK, 2024b). Üniversitelerdeki bu altyapı için, Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarının hızını ve etkinliğini artırmada büyük bir potansiyele sahip olan dijitalleşme çok önemlidir. Uzmanlar, eğitim sürecinin "dijitalleştirilmesinin", yükseköğretimde devam eden ve gelecekte gerçekleştirilmesi muhtemel reformlar arasında en umut verici ve öncü olduğunu belirtmektedir (Efimov & Laptevа, 2020). Bu kapsamda, üniversitelerde dijitalleşme stratejileri benimsenmeli ve uygulanmalıdır. Bunun yanı sıra günümüzde üniversiteler çeşitli nedenlerle birbirleriyle bağlantı kurmaktadır (Chan, 2004). Globalleşen dünyanın bir kazanımı olarak üniversiteler, uluslararası iş birlikleri yoluyla bilgi ve teknoloji transferini artırabilirler. Ortak araştırma projeleri, öğrenci ve akademisyen değişim programları ve uluslararası konferanslar, üniversitelerin 437 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü küresel bilgi ağına entegre olmasını sağlar. Bu iş birlikleri, üniversitelerin bilimsel ve teknolojik kapasitesini artırmak için önemli fırsatlar sunar. Dijitalleşme ile konferans konularına örnekler Tablo 2’de belirtilmiştir. Tablo 2. Dijitalleşme ile İlgili Konferans Konusu Örnekleri Bölüm Konu Girişimcilik ve İşletme Dijital Platformlar ve Girişimciliğin Küreselleşmesi Mühendislik Mühendislikte Dijital Dönüşüm: Akıllı Sistemler ve Endüstri 4.0 Sağlık Teknolojileri Dijital Sağlık Teknolojileri: Telemedisin ve Sağlık Hizmetlerinin Geleceği Eğitim ve Sürdürülebilirlik Eğitimde Dijitalleşme ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri İşgücü ve İstihdam Geleceğin İşgücü: Dijital Beceriler ve Dijitalleşmenin Meslekleri Yeniden Şekillendirmesi Toplum ve Sosyoloji Toplum 5.0: Dijitalleşmenin Sosyal Hayat Üzerindeki Uzun Vadeli Etkileri Kaynak: Yazar tarafından oluşturulmuştur. Ayrıca, üniversitelerdeki Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerinin sürdürülebilirliği için yeterli finansman ve destek programları sağlanmalıdır. Avrupa'daki mevcut araştırma ve yüksek öğretim politikaları, daha faydalı ve mali açıdan başarılı araştırma ve öğretim sonuçlarına duyulan ihtiyaç, üniversiteler arasında ve üniversiteler içinde rekabet ve kurumların dış finansmanına odaklanılması şeklinde özetlenebilir (Tammi, 2009). Bu bağlamda hükümetler, özel sektör ve uluslararası kuruluşlar tarafından sağlanan fonlar, üniversitelerin araştırma kapasitelerini artırmak için kritik öneme sahiptir. Bu kapsamda, dijitalleşmenin geliştirilmesine yönelik Ar-Ge projeleri için özel fonlar, hibe programları ve vergi teşvikleri gibi finansman araçları kullanılmalıdır. 3. TOPLUMA KATKI ÇALIŞMALARINDA DİJİTALLEŞME Üniversiteler, yalnızca eğitim ve araştırma faaliyetleriyle değil, topluma sağladıkları katkılarla da ön plandadır. Topluma katkı, üniversitelerin bilgi, beceri ve kaynaklarını kullanarak toplumsal sorunlara çözümler üretmesini, sosyal sorumluluk projeleri geliştirmesini ve sürdürülebilir kalkınma amaçlarına katkı sağlaması konularını kapsar. Bu bölümde, üniversitelerde topluma katkının 438 Dijitalleşme kapsamı, Türkiye ve dünyadan örneklerle mevcut durumu, topluma katkı kapsamındaki bağlantı, ele alınabilecek projeler ile ilgili öneriler, üniversitelerde ilgili politikalar ve yaklaşımların varlığı veya olması gereken yapı ele alınacaktır. Dünya genelinde birçok üniversite, topluma katkı sağlamak amacıyla çeşitli sosyal sorumluluk projeleri yürütmektedir. Amerika Birleşik Devletleri'nde Harvard Üniversitesi’nin ‘Kamu Hizmeti ve Katılımlı Burs Merkezi’ adlı kurumu öğrencilere toplum hizmeti yapma fırsatları sunar. Mindich Programı aracılığıyla öğrencilerin mesleki gelişimini, liderlik gelişimini ve akademik katılımın yanı sıra Büyük Boston topluluğunda gönüllü çalışma yoluyla aktif vatandaşlık girişimlerini destekler. Bununla beraber merkez aynı zamanda Harvard Üniversitesi’nin öğrencileri tarafından işletilen, toplum temelli, kâr amacı gütmeyen en büyük kamu hizmeti kuruluşu olan ‘Phillips Brooks House Association’ı da desteklemektedir (Harvard University, 2024; Phillips Brooks House Association, 2024). Yine ABD’de MIT Media Lab kapsamındaki çalışma gruplarından biri olan ‘Kişisel Robotlar’ insanlarla iyi iletişim kurabilen ve bir araçtan öte bir arkadaş gibi destekleyen akıllı kişiselleştirilmiş teknolojiler ortaya çıkarabilmek için psikoloji ve ileri bilgi işlem teknolojisi gibi insanla bağdaşan konuları kapsayan interdisipliner bir oluşumdur (MIT Media Lab, 2024d). Bu çalışma grubunun projelerinden biri olan ‘Çocukların Sosyal Robotlarla İlişkilerinin Değerlendirilmesi’ kapsamında Boston şehrindeki 3 farklı okuldan gelen 5-6 yaşlarındaki 44 çocuğun sosyal robotlarla iletişimi incelenmiştir. Araştırma sonucunda cinsiyet ve nüfus farklılıkları olması halinde dahi genel anlamda çocukların araştırma kapsamında hazırlanan değerlendirmelere yüksek bir iç güvenilirlikle cevap verdiği anlaşılmıştır. Bu sayede çocukların gelişimi ve pedagoji alanı için sosyal robotların gelecekte önemli bir pay sahibi olacağı söylenebilir (Westlund vd., 2018). İngiltere'de, Oxford Üniversitesi’ndeki bir grup öğrenci tarafından 2007 yılında kurulan ‘Oxford Hub’ adlı girişim, öğrencileri ve personeli sosyal değişim projelerinde yer almaya teşvik eder. Oxford Hub, çeşitli sosyal girişimler ve toplum hizmeti projeleri ile üniversite topluluğunu daha geniş bir sosyal etki yaratmak için bir araya getirir. Örnek olarak Oxford Hub Leys, OX4'teki Windale İlkokulu’nda Windale Topluluk Merkezi’ni açmıştır. Topluluk merkezi sağlık, eğitim ve fırsat eşitsizlikleriyle mücadele etmek için çalışan yerel grupları bir araya getirmektedir (Lake Macquarie City Council, 2024; Oxford Hub, 2024). Türkiye'de ise, Sabancı Üniversitesi’nin ‘Toplumsal Duyarlılık Projeleri (TDP)’ dersi, öğrencilerin topluma hizmet etmelerini teşvik eden ve 1999 yılından beri tüm öğrencilerin almakla yükümlü olduğu bir derstir. TDP, öğrencilerin sosyal 439 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü sorumluluk projelerinde aktif rol almalarını ve toplumsal sorunlara duyarlılık kazanmalarını sağlar. Bu program kapsamında öğrenciler, eğitim, çevre, sağlık ve toplumsal kalkınma gibi alanlarda çeşitli projeler yürütmektedir (Sabancı Üniversitesi, 2024). Boğaziçi Üniversitesi´nde ders programlarında sosyal sorumluluk için farklı bölümlerde (Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü, Eğitim Bilimleri Bölümü, İlköğretim Bölümü, Yabancı Diller Eğitimi Bölümü) bazı dersler (Eğitim Teknolojilerinde Topluma Hizmet Uygulamaları, Topluma Katılım, Toplum ve Danışmanlık, Toplum Hizmeti, Yabancı Dil Eğitiminde Toplum Hizmet Uygulamaları) önermektedir. Boğaziçi Üniversitesi sosyal sorumluluk araştırma merkezleri, toplumsal sorunları takip ederek çözümler üretmektedir. ‘Boğaziçi Üniversitesi İnsani Gelişme Uygulama ve Araştırma Merkezi’, insani yaşam koşullarının geliştirilmesi ve azınlık haklarını ele alır. Bunun yanı sıra ‘Barış Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi’ empati, hoşgörü, sosyal adalet ve insan haklarına saygının artırılması için barış eğitimi ve çatışma ve uzlaşmazlık çözümleri için araştırma ve uygulama yapmaktadır (Boğaziçi Üniversitesi, 2024a). Boğaziçi Üniversitesi’nin amacı, engelli bireylerin de dahil olduğu herkesin üniversiteye kolayca erişebileceği bir topluluk oluşturmaktır. Aynı zamanda öğrencilerin en yüksek düzeyde katılımını teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Üniversite, engelli öğrencilerin tüm programlara ve aktivitelere erişebilmesi için gereken çabayı göstermektedir. ‘Boğaziçi Üniversitesi Engelliler Komisyonu’, üniversitede engellilik konusunda duyarlılığı artırmak için engelli öğrencilere, öğretmenlere ve çalışanlara eşit erişim ve destek sağlamak için imkânlar oluşturmayı amaçlamıştır (Boğaziçi Üniversitesi, 2024b). ‘Boğaziçi Üniversitesi Görme Engelliler Teknoloji Merkezi (GETEM)’, 2006 yılından bu yana üniversitede hizmet veren bir elektronik kütüphanedir. GETEM, eserlere erişimi artırmak için gönüllü okuma çalışmaları yürütmektedir (GETEM, 2024). Boğaziçi Üniversitesi’nin savunuculuk ilkesi doğrultusunda 2014 yılından 2019 yılına kadar altı kere olmak üzere Beyaz Baston ve Erişim Festivali düzenlenmiştir. "Eşit, erişilebilir, engelsiz" sloganıyla başlayan festival kapsamında, engellilere yönelik farkındalığı artırmak ve erişilebilirliğin önemini vurgulamak için kampüslerde bir dizi etkinlik düzenlenmektedir (Boğaziçi Üniversitesi, 2019). Yukarıda bahsedilen ve diğer birçok üniversitenin topluma katkı çalışmaları, eğitim-öğretim süreçlerinin ve araştırma faaliyetlerinin doğal bir uzantısıdır. Üniversiteler, sahip oldukları bilgi ve kaynakları kullanarak toplumsal sorunlara çözümler üretirler. 440 Dijitalleşme Bu kapsamda, öğrenci projeleri ve akademik araştırmalar, topluma katkı sağlamanın önemli araçlarıdır. Örneğin, mühendislik fakültelerinde yürütülen projeler, yerel toplulukların altyapı sorunlarını çözmeye yönelik çağrılar neticesinde şekillendirilmiş olabilir. Sağlık bilimleri fakültelerinde yapılan araştırmalar ve projeler, halk sağlığını iyileştirmeye yönelik çözümler sunabilir. Sosyal bilimler fakültelerinde yürütülen çalışmalar ise, sosyal adalet ve eşitlik konularında farkındalık yaratmayı ve politika önerileri geliştirmeyi hedefleyebilir. Günümüzde teknolojinin ileri seviyede uygulamaları insanlığın kullanımına sunulmuş ve artık hayatımızın bir parçası haline gelmiştir. Büyük veri, yapay zekâ teknolojileri, metaverse, otomasyon, nesnelerin interneti ve robotlaşma gibi unsurlar üniversitelerdeki eğitim ve araştırma çalışmalarına ders içerikleri, araştırma konuları gibi alanlarda hızlı bir şekilde entegre olmaya devam etmektedir. Bu entegrasyonun toplumun her kesimine yayılabilmesi için üniversiteler, özel sektör ve STK’lar ile iş birliği yaparak daha geniş bir etki yaratabilmektedir. Üniversiteler, özel sektör ile iş birliği yaparak sosyal sorumluluk projeleri yürütebilir. Örneğin, bir teknoloji şirketi ile iş birliği içinde yürütülen bir proje, dezavantajlı gruplara dijital okuryazarlık eğitimi vererek teknolojiye erişimi artırabilir. Sosyal hizmet projeleri, STK'larla iş birliği yaparak yürütülebilir. Örneğin, sağlık alanında bir STK ile ortaklaşa yürütülen bir proje, yerel topluluklarda sağlık taramaları ve bilinçlendirme kampanyalarını çevrimiçi olarak düzenleyebilir. Üniversiteler, yerel yönetimlerle iş birliği yaparak çevre koruma ve kentsel dönüşüm için metaverse benzeri teknolojik oluşumlar içinde projeler geliştirebilir. Bu tür projeler, sürdürülebilir şehirleşmeyi ve çevresel sürdürülebilirliği önemli ölçüde destekleyebilir. Uluslararası üniversiteler ve kuruluşlar ile iş birliği yaparak projeler geliştirerek küresel sorunları dijital olanakların uygulanması ile çözebilirler. Üniversitelerin topluma katkı örnekleri ve bu konuda iyileştirme önerilerinden görüldüğü gibi dijitalleşme bu süreçlerin daha verimli bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamaktadır. Dijital araçlar ve dijital dönüşüm için geliştirilmiş platformlar, üniversitelerin daha geniş kitlelere ulaşmasını ve etkili projeler yürütmesinde etkin rol oynamaktadır. Üniversitelerde dijital platformlar aracılığıyla geniş kitlelere eğitim ve bilinçlendirme kampanyaları, çevrimiçi kurslar, web seminerleri ve sosyal medya kampanyaları, toplumsal sorunlara yönelik farkındalık yaratmak ve çözüm önerileri sunmak için etkili araçlar teknolojiye toplumun her kesiminin uyum sağlaması için faydalı olacaktır. Bunların yanı sıra, çevrimiçi gönüllülük platformları, öğrencilerin ve akademisyenlerin çeşitli projelerde yer alması sayesinde, dijital dönüşümün yaygınlaştırılmasını hızlandıracaktır. 441 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Üniversitelerde toplumun dijitalleşmeye uyum sağlamasına katkı sağlayacak projelerin etkin bir şekilde yürütülmesi için belirli politikaların ve yaklaşımların benimsenmesi gereklidir. Bu politikalar, üniversitelerin sosyal sorumluluk ve sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmasını sağlar. Bu bağlamda üniversitelerde topluma katkı projelerini koordine eden özel koordinatörlükler özellikle teknolojik gelişmeleri bu çalışmalara güncel olarak dahil etmeyi amaçlamalıdır. Ek olarak, üniversiteler sürdürülebilirlik politikaları benimseyerek ekonomik yönün yanı sıra toplumsal ve çevresel sorunlara yönelik çözümleri yapay zekâ teknolojilerini kullanarak geliştirebilirler. Bu politikalar, enerji verimliliği, atık yönetimi ve sürdürülebilir kampüs uygulamaları gibi alanlarda yenilikçi ve teknolojik çözümler oluşturabilir. SONUÇ Modern toplumun temel yapı taşlarından biri olan üniversiteler, eğitimöğretim, araştırma-geliştirme ve inovasyon yoluyla topluma katkıda bulunma sorumluluğundadır. Bireylerin entelektüel gelişimini destekleyerek, onları eleştirel düşünme ve yaratıcı problem çözme becerileri ile donatır. Ayrıca, öğrencilere toplumsal sorumluluk bilinci kazandırarak, onları aktif ve bilinçli vatandaşlar olarak yetiştirmeyi hedefler. Bu sayede, toplumun her kesimine gerekli bilgi ve becerileri kazandırıp, toplumun geleceğe ayak uydurmasını sağlar. Eğitim-öğretim faaliyetleri, öğrencileri geleceğe hazırlanmak için gerekli bilgi ve becerileri sağlar. Araştırma-geliştirme ve inovasyon programları, bilimsel ve teknolojik ilerlemeyi teşvik ederken, üniversitelerin bilgi üretme ve uygulama kapasitelerini artırır. Üniversiteler, topluma katkı faaliyetleri yoluyla sosyal sorumluluklarını yerine getirebilir ve toplumsal sorunları çözebilir. Eğitim-öğretim faaliyetleri, üniversitelerin temelini oluşturur. Üniversiteler, öğrencilere teorik bilgi sunup, farklı uygulamalarla eleştirel düşünme, problem çözme ve yenilikçi düşünme becerilerini kazandırır. Ayrıca, bu faaliyetler öğrencilerin mesleki ve kişisel gelişimlerini destekleyerek, onları dinamik ve değişen iş dünyasına hazırlamada önemli bir rol oynar. Üniversitelerin eğitim yaklaşımları, sürekli olarak güncellenen müfredatlar ve çeşitli pedagojik yöntemlerle, öğrencilere en güncel bilgi ve becerileri kazandırmayı hedefler. Dünya genelinde, üniversiteler bazı yaklaşımlar benimseyerek eğitim-öğretim süreçlerini daha etkili ve belli standartlara uygun hale getirmeye çalışmaktadır. Örneğin, ABD’de STEM eğitimi olarak adlandırılan eğitim metodu ile öğrencilerin araştırma ve inovasyon faaliyetlerine katılımı teşvik edilir. Avrupa’da ise 1999 yılında başlayan Bologna Süreci kapsamında üniversitelerin uyumluluğu ve birlikte 442 Dijitalleşme çalışabilirlikleri artırılmıştır. Türkiye, 1981 yılında kurulan YÖK çatısı altında üniversitelerin koordinasyonunu ve yönetimini sağlamış, eğitimde belli standartlar oluşturulmuştur. Üniversitelerde Ar-Ge ve inovasyon faaliyetleri, ülkenin bilimsel ve teknolojik ilerlemesini destekler. Araştırma merkezleri ve laboratuvarlar, akademisyenlerin ve öğrencilerin belirli konularda gerçek projelerde yer almasına olanak tanır. TTO’lar, üniversitelerde geliştirilen yenilikçi teknolojilerin sanayiye transfer edilmesini sağlar. Bu ofisler, patent başvuruları, lisans anlaşmaları ve girişimcilik destekleri gibi konularda üniversitelere destek verir. Dijitalleşme, araştırma ve inovasyon süreçlerinin hızını ve etkinliğini artırır. Dijital araçlar ve platformlar, araştırma süreçlerini daha verimli hale getirir ve öğrencilere daha esnek öğrenme fırsatları sunar. Uluslararası iş birlikleri, üniversitelerin bilgi ve teknoloji transferini artırarak projelerin bilimsel ve teknolojik kapasitesini geliştirir. Ortak araştırma projeleri, öğrenci ve akademisyen değişim programları ve uluslararası konferanslar, üniversitelerin küresel bilgi ağına entegre olmasını sağlar. Üniversiteler, topluma katkı sağlama misyonlarını sosyal sorumluluk projeleri aracılığıyla yerine getirir. Bu projeler, öğrencilerin toplumsal farkındalıklarını artırarak toplumsal sorunlara çözüm üretmelerini sağlar. Eğitimde fırsat eşitliği sağlama, sağlık hizmetleri sunma ve çevre koruma gibi çeşitli alanlarda faaliyet gösterirler. Ayrıca, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği yaparak projelerini daha etkili hale getirirler. Bu iş birlikleri, toplumsal sorunlara yenilikçi ve sürdürülebilir çözümler sunar, toplumsal kalkınmayı destekler ve toplumun genel refahını artırır. Üniversiteler, böylece hem eğitim misyonlarını hem de toplumsal sorumluluklarını başarıyla gerçekleştirir, toplumsal sorunlara kapsamlı çözümler üretirler. Sonuç olarak, üniversitelerin bu temel işlevleri daha etkili bir şekilde yerine getirebilmesi için belirli politikaların ve yaklaşımların benimsenmesi gereklidir. Öğrenci merkezli eğitim yaklaşımları, eğitim-öğretim süreçlerinin etkinliğini artırır. Dijitalleşme stratejileri, üniversitelerin tüm faaliyet alanlarında verimliliği ve erişilebilirliği artırır. Araştırma merkezleri ve laboratuvarlar, akademisyenlerin ve öğrencilerin bilimsel çalışmalara odaklanmalarını sağlar. TTO’lar, yenilikçi teknolojilerin sanayiye transferini kolaylaştırır. Uluslararası iş birlikleri, bilgi ve deneyim paylaşımını artırarak üniversitelerin bilimsel ve teknolojik kapasitesini geliştirir. Bu çerçevede, üniversiteler teknolojik gelişimin ivmelenmesiyle, bireylerin ve toplumların gelişimine katkıda bulunmaya devam edecek ve sürdürülebilir bir gelecek için önemli bir rol oynamaya devam edecektir. 443 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü KAYNAKÇA ABET. (2024). “Home”. https://www.abet.org/, Erişim Tarihi: 13.07.2024. Aközer, E. (2013). “Türkiye Yükseköğretim Yeterlilikler Çerçevesi ve Mimarlık Eğitimi: Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Güçlükler”, Yükseköğretim ve Bilim Dergisi, 3(1), 27-37. Arreola, R. A. (2007). Developing a Comprehensive Faculty Evaluation System: A Guide to Designing, Building, and Operating Large-Scale Faculty Evaluation Systems. Wiley. Boğaziçi Üniversitesi. (2019). “6. Beyaz Baston ve Erişilebilirlik Festivali: “Ne Sınıflandır Ne Sınırlandır”/Haberler”. https://haberler.bogazici.edu.tr/tr/haber/6-beyaz-bastonve-erisilebilirlik-festivali-ne-siniflandir-ne-sinirlandir, Erişim Tarihi: 01.08.2024. Boğaziçi Üniversitesi. (2024a). “Barış Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi”. https://arastirma.bogazici.edu.tr/tr/baris-egitimi-uygulama-ve-arastirma-merkezi2007, Erişim Tarihi: 01.08.2024. Boğaziçi Üniversitesi. (2024b). “Boğaziçi Üniversitesi Engelliler Komisyonu”. https://bogazici.edu.tr/tr_TR/Content/Genel/Yonetim/Kurul_ve_Komisyonlar/Bogazic i_Universitesi_Engelliler_Komisyonu, Erişim Tarihi: 01.08.2024. BOUNDijital. (2024). “BOUNDijital”. https://boundijital.net/, Erişim Tarihi: 14.07.2024. Breznitz, S. M. (2014). The Fountain of Knowledge: The Role of Universities in Economic Development. Stanford University Press. BU+ Açık Ders. (2024). “BU+ Açık Ders – YouTube”. https://www.youtube. com/playlist?list=PL2bUT1oM1LkpKOknRWhh_M1Nxj7Fy7PDB, Erişim Tarihi: 13.07.2024. CEOWORLD Magazine. (2024). “Countries with the Biggest Economy in Europe, 2024”. https://ceoworld.biz/2024/04/01/countries-with-the-biggest-economy-in-europe-2024/, Erişim Tarihi: 01.08.2024. Chan, W. W. Y. (2004). “International Cooperation in Higher Education: Theory and Practice”, Journal of Studies in International Education, 8(32). Ciarko, M. & Paluch-Dybe, A. (2021). “The Importance of Digitalization in the Education Process”, E3S Web of Conferences, 307, 06002. Efimov, V. S. & Laptevа, A. V. (2020). “The Future of Universities: Is Digitalization the Priority? (Expert View)”, Journal of Siberian Federal University - Humanities and Social Sciences, 11(12), 1925-1946. European Commission. (2024a). “The Bologna Process and the European Higher Education Area – European Education Area”. https://education.ec.europa.eu/education-levels/higher-education/inclusive-andconnected-higher-education/bologna-process, Erişim Tarihi: 13.07.2024. European Commission. (2024b). “Digital Education Action Plan (2021-2027)”. https://education.ec.europa.eu/focus-topics/digital-education/action-plan, Erişim Tarihi: 13.07.2024. 444 Dijitalleşme European Commission. (2020). “Digital Education Action Plan (update)”. https://ec.europa.eu/info/law/betterregulation/have-your-say/initiatives/12453-Digitaleducation-action-plan-update-_en, Erişim Tarihi: 13.07.2024. European University Association. (2024). “Bologna Process”. https://www.eua.eu/ourwork/topics/bolognaprocess.html, Erişim Tarihi: 13.07.2024. Fraunhofer Audio Blog. (2015). “Die mp3-Story. Das Buch zum größten Erfolg der Fraunhofer Gesellschaft”. https://www.audioblog.iis.fraunhofer.com/de/mp3-storybuchi, Erişim Tarihi: 13.07.2024. Fraunhofer-Gesellschaft. (2024a). “About Fraunhofer”. https://www.fraunhofer.de/ en/aboutfraunhofer.html, Erişim Tarihi: 13.07.2024. Fraunhofer-Gesellschaft. (2024b). “Green Hydrogen”. https://www.fraunhofer.de/ en/research/currentresearch/green-hydrogen.html, Erişim Tarihi: 13.07.2024. GETEM. (2024). “Ana Sayfa”. https://getem.boun.edu.tr/, Erişim Tarihi: 01.08.2024. Harvard University. (2024). “Public Service at Harvard College”. https:// publicservice.fas.harvard.edu/, Erişim Tarihi: 14.07.2024. InCred & PlayNAIA. (2021). European Higher Education System (The Bologna Process and ECTS Credits) Overview Credit Conversion. Lake Macquarie City Council. (2024). “Windale Hub, Bilyabayi”. https://www.lakemac.com.au/Projects/WindaleHub-bilyabayi, Erişim Tarihi: 14.07.2024. MIT Media Lab. (2024a). “Biomechatronics”. https://www.media.mit.edu/ groups/biomechatronics/overview/, Erişim Tarihi: 10.07.2024. MIT Media Lab. (2024b). “Full Neural Control of a Bionic Limb to Restore Biomimetic Gait after Amputation”. https://www.media.mit.edu/projects/full-neural-control-of-abionic-limb-to-restore-biomimetic-gait-after-amputation/overview/, Erişim Tarihi: 10.07.2024. MIT Media Lab. (2024c). “Imagine What We Can Become”. https://www.media.mit. edu/about/overview/, Erişim Tarihi: 10.07.2024. MIT Media Lab. (2024d). “Personal Robots”. https://www.media.mit.edu/groups/personal robots/overview/, Erişim Tarihi: 10.07.2024. MIT OpenCourseWare. (2024). “MIT OpenCourseWare-YouTube”. https://www.youtube.com/@mitocw, Erişim Tarihi: 13.07.2024. National Center for Education Statistics. (2023). “Fast Facts: Expenditures (75)”. https://nces.ed.gov/fastfacts/display.asp?id=75#fn2, Erişim Tarihi: 20.07.2024. National Science Teaching Association. (2024). “STEM Education Teaching and Learning”. https://www.nsta.org/nstas-official-positions/stem-education-teaching-andlearning, Erişim Tarihi: 13.07.2024. Orta Doğu Teknik Üniversitesi. (2024). “Orta Doğu Teknik Üniversitesi Dijital İnovasyon Merkezi”. https://avesis.metu.edu.tr/proje/c68e94f4-4131-4402-b35f-b3d5811b84bb/ orta-dogu-teknik-universitesi-dijital-inovasyon-merkezi, Erişim Tarihi: 17.07.2024. Oxford Hub. (2024). “Oxford Hub”. https://www.oxfordhub.org/, Erişim Tarihi: 12.06.2024. 445 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Phillips Brooks House Association. (2024). “Mission and Impact”. https://www.pbha.org/mission-and-impact, Erişim Tarihi: 02.07.2024. Phillips, V. & Bond, C. (2004). “Undergraduates’ Experiences of Critical Thinking”, Higher Education Research & Amp; Development, 23(3), 277-294. Prideaux, D. (2003). “Curriculum Design”, BMJ, 326(7383), 268-270. Reis, J. & Amorim, M. & Melão, N. & Cohen, Y. & Rodrigues, M. (2020). “Digitalization: A Literature Review and Research Agenda”, Lecture Notes on Multidisciplinary Industrial Engineering, Part F201. Sabancı Üniversitesi. (2024). “Toplumsal Duyarlılık Projeleri (TDP)”. https://www.sabanciuniv.edu/tr/akademik/egitim-ve-kariyere-destek/toplumsalduyarlilik-projeleri-tdp, Erişim Tarihi: 24.06.2024. Study in Türkiye. (2024). “Türkiye’de Yükseköğretim Sistemi”. https://www.studyinturkiye.gov.tr/StudyinTurkey/ShowDetail?rID=i7OVutpiDyU=& &cId=PE4Nr0mMoY4=, Erişim Tarihi: 24.06.2024. Swift, E. H. (1961). “Keeping the Curriculum Up to Date”. https://calteches. library.caltech.edu/2101/1/swift.pdf, Erişim Tarihi: 28.06.2024. Tammi, T. (2009). “The Competitive Funding of University Research: The Case of Finnish Science Universities”, Higher Education, 57(5), 657-679. Times Higher Education. (2023). “WUR 2024: Results Announced”. https://www. timeshighereducation.com/news/world-university-rankings-2024-results-announced, Erişim Tarihi: 18.07.2024. Tuckman, B. W. (1969). “The Student-Centered Curriculum: A Concept in Curriculum Innovation on JSTOR”, Educational Technology, 9, 26-29. TÜBİTAK. (2024a). “Biz Kimiz”. https://tubitak.gov.tr/tr/kurumsal/hakkimizda/biz-kimiz, Erişim Tarihi: 14.07.2024. TÜBİTAK. (2024b). “Teknoloji Transfer Ofisi”. https://tubitak.gov.tr/tr/kurumsal/ teknoloji-transfer-ofisi, Erişim Tarihi: 14.07.2024. United Nations Department of Economic and Social Affairs. (2024). “Goal 4”. https://sdgs.un.org/goals/goal4#targets_and_indicators, Erişim Tarihi: 11.07.2024. Verduyn, P. & Schulte-Strathaus, J. C. C. & Kross, E. & Hülsheger, U. R. (2021). “When Do Smartphones Displace Face-to-Face Interactions and What to Do about It?”, Computers in Human Behavior, 114. Westlund, J. M. K. & Park, H. W. & Williams, R. & Breazeal, C. (2018). “Measuring Young Children’s Long Term Relationships with Social Robots”, IDC 2018 Proceedings of the 2018 ACM Conference on Interaction Design and Children, 207218. YÖK. (2019). “Türkiye Yükseköğretim Sistemi”. https://www.yok.gov.tr/Documents/ Yayinlar/Yayinlarimiz/2019Higher_Education_in_Turke_2019_tr.pdf, Erişim Tarihi: 10.07.2024. Yurtsever. (2023). “Türkiye’deki Üniversitelerin Toplam Bütçesi Stanford’un 266’da 1’i”. https://yurtsever.org.tr/2023/turkiyedeki-universitelerin-toplam-butcesi-stanfordun266da-1i517771/, Erişim Tarihi: 20.07.7024. 446 BÖLÜM 17 KÜLTÜR-SANAT İpek Yeğinsü * ÖZET Sürdürülebilirlik kavramı, sanat alanında giderek önem kazanmaktadır. Öte yandan eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme ve topluma katkı işlevlerini bir arada yürüten yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilirlik çalışmalarında da kayda değer bir artış olmuştur. Sanat, eğitim ve sürdürülebilir kalkınma arasındaki sinerji son yıllarda yaygın olarak kabul gören bir olgudur. Ancak yükseköğretim kurumları, sürdürülebilirlikle ilgili stratejik hedeflerini uygulamalarına yansıtmakta zaman zaman zorluk çekebilmektedir. Bu zorluğun aşılması bütüncül bir perspektif gerektirmekte; disiplinlerötesi ve katılımcı sanat pratiklerinin, bu yaklaşımın hayata geçmesini kolaylaştırma potansiyeli taşıdığı görülmektedir. Bu çalışmada, gelişmiş ülkelerde ve Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilirlik eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme ve topluma katkı etkinlikleri kapsamında sanat temelli yöntemlerden nasıl yararlandığına dair örnekler incelenmiş; özellikle de sanat ve tasarım fakültelerinin uygulamalarına odaklanılmıştır. Sonuçta Türkiye’de yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilirlik çalışmalarının, gelişmiş ülkelerdeki muadillerine kıyasla dağınık ve yetersiz olduğu ve sanat temelli yöntemlerden yeterince yararlanmadıkları anlaşılmıştır. Çözüm olarak eğitim-öğretim, Ar-Ge ve topluma katkı bileşenlerini entegre eden kurumsal politikaların geliştirilmesi; öğrencilerin bizzat inisiyatif alabilecekleri platformların sayısının artırılması ve müfredatın sanat temelli yöntemler içerecek şekilde güncellenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sanat, Sürdürülebilirlik, Yükseköğretim, Disiplinlerötesilik, Çevrebilim * Dr. Misafir Öğretim Üyesi; Kadir Has Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Görsel İletişim Tasarımı Bölümü;
[email protected]; Orcid: 0000-0003-1388-2949 447 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü ARTS AND CULTURE ABSTRACT The concept of sustainability has a growing importance in the field of arts. Meanwhile, there has also been a considerable increase in the sustainability activities of higher education institutions that simultaneously assume the functions of educationteaching, research-development and contribution to society. In recent years, the synergy between art, education and sustainable development has become a widely recognized phenomenon. Yet, higher education institutions often experience difficulties in transforming their strategic sustainability goals into practice. Overcoming this challenge demands a holistic perspective, and transdisciplinary and participatory art practices have the potential to facilitate the application of this approach in real life. This study overviews examples of how higher education institutions in developed countries and in Türkiye employ art-based methods in their sustainability education-teaching, research-development and social responsibility activities, with a particular focus on the faculties of art and design. The study finds that the sustainability activities of higher education institutions in Türkiye are scattered and scarce compared to their counterparts in developed countries, and they do not make sufficient use of the art-based methods. Developing institutional policies integrating the components of education-teaching, research-development and contribution to society; increasing the number of platforms enabling the students to take initiative, and updating the curriculum to include art-based methods have been suggested as solutions. Keywords: Art, Sustainability, Higher Education, Transdisciplinarity, Ecology 448 Kültür-Sanat GİRİŞ Siyaset, ekonomi ve üretim alanlarında günümüzde en çok tartışılan konuların başında gelen sürdürülebilirlik, sanat alanında da giderek önem kazanmaktadır. Sürdürülebilirlik genel hatlarıyla “doğanın olanakları dahilinde ve gelecek kuşakları tehlikeye atmadan ekolojik ve sosyal adaletin olduğu bir dünya yaratmak” ve bu yaratım için benimsenen stratejilerin bütünü olarak tanımlanabilir (Moore, 2005: 78). Son yıllarda sanatçılar sürdürülebilirlik, doğainsan birlikteliği gibi konularla yakından ilgilenmeye; müzeler, bienaller ve sanat kurumları sürdürülebilirlik üzerine sergi, seminer ve atölye çalışmalarına ağırlık vermeye başlamışlardır. Öte yandan iklim krizinin derinleştiği ve dünyanın küresel bir salgın deneyiminden geçtiği bir dönemde, eğitim-öğretim, araştırmageliştirme (Ar-Ge) ve topluma katkı işlevlerini bir arada yürüten yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilirlik çalışmalarında da kayda değer bir artış olmuştur. Birçok üniversite sürdürülebilirlik ofisleri açmış ve ayrıntılı vizyon metinleri yayımlamış; sürdürülebilirlik bileşenli ders programları tasarlamış ya da sempozyum, çalıştay ve sergi etkinlikleri düzenlemiştir. 2002 Johannesburg Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’ne katılan liderlerin birbirinden saygın üniversitelerden mezun olmalarına karşın çözüm üretmekteki başarısızlıkları (Martin & Jucker, 2005: 21) ve buna benzer nice sonuçsuz girişim, yükseköğretimde sürdürülebilirlik bilincinin güçlendirilmesinde yeni bir bakış açısının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Deneysel çalışmalar için ideal bir ortam olmakla birlikte yükseköğretim kurumları, sürdürülebilirlikle ilgili stratejik hedeflerini uygulamalarına yansıtmakta zaman zaman zorluk çekebilmektedir. Bu zorluğun aşılması, kurum kültüründen operasyonel süreçlere, eğitim içeriğinden öğrenci katılımına uzanan bütüncül bir perspektif gerektirmekte; disiplinlerötesi ve katılımcı sanat pratiklerinin, bu bütüncül yaklaşımın hayata geçmesini kolaylaştırma potansiyeli taşıdığı görülmektedir (Christou vd., 2024). Nitekim Culture Action Europe, 2019 raporunda Birleşmiş Milletler’i (BM), sanatın da temel bileşenlerinden biri olduğu kültürü 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları kapsamında ekonomik, çevresel ve sosyal hedeflere ek olarak dördüncü bir başlık şeklinde ele almaya davet etmiş; Avrupa Birliği’ne kültüre ayrılmış bir sürdürülebilirlik fonu oluşturma çağrısı yapmıştır. Sanat, eğitim ve sürdürülebilir kalkınma arasındaki sinerji de son yıllarda yaygın olarak kabul gören bir olgudur. UNESCO’nun 2006’da hayata geçirdiği “Sanat Eğitimi Yol Haritası” inisiyatifi (Road Map for Arts Education), 2010’da Seoul’de belirlenen “Sanat Eğitimi Gelişim Hedefleri” (The Seoul Agenda: Goals for the Development of Arts Education) ve Uluslararası Sanat Eğitimi Haftası, bu üç bileşenin ilişkisinin önemini vurgulamıştır (Wall vd., 2019: 43-44). 2030 amaçları kapsamında 449 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü “Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitim” (Education for Sustainable DevelopmentESD) hareketini de başlatan UNESCO, internet sitesinde sürdürülebilir kalkınma eğitiminde sanat, dışavurum ve kültürün rolünü özel olarak vurgulamaktadır (2023). Bu çalışmada, gelişmiş ülkelerde ve Türkiye’de yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilirlik eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme ve topluma katkı faaliyetleri kapsamında sanat temelli yöntemlerden nasıl yararlandığına dair örnekler incelenmiş; özellikle de sanat ve tasarım fakültelerinin uygulamalarına odaklanılmıştır. Bunun başlıca nedeni sürdürülebilir sanat kavramının, sanatın bir insan etkinliği olarak mevcut ekolojik koşullar altındaki sürdürülebilirliği sorunsalını da içermesidir. İkinci nedeni ise sanat ve tasarım fakülte ve bölümlerinde yapılan etkinliklerin diğer fakülte ve bölümler için de kullanışlı bir model oluşturmasıdır. Diğer yandan gelişmiş ülkelere odaklanılması, gelişmekte olan ülkelerde benzer örneklere erişmenin görece çok daha zor ve örneklerin sayıca az olmasından kaynaklıdır. Eğitim-öğretimi konu alan birinci bölümde, Sürdürülebilir Sanat’ın kökenleri ve tarihçesiyle ilgili özet bilginin ardından dünyada ve Türkiye’de yükseköğretim kurumlarının eğitim-öğretim alanında yaptığı çalışmalar anlatılmıştır. İkinci bölümde araştırma-geliştirme, üçüncü bölümde ise topluma katkı bağlamında yapılan çalışmalardan örneklere yer verilmiştir. Bu arada her ne kadar konu bu ana başlıklar altında ele alınmış olsa da, bu üç bileşen arasında geçişkenlik olduğu; eğitim-öğretim ve araştırma etkinliklerinin topluma katkı yaratan sonuçları doğurduğu; araştırma projelerinin sıklıkla eğitim-öğretim işlevinin bulunduğu; topluma katkı etkinliklerinin de ArGe için veri üretebildiği unutulmamalıdır. Her üç bölümün sonunda örneklerin ışığında elde edilen çıkarımlar paylaşılmış; sonuç bölümünde ise genel durum özetlenerek çözüm önerileri sunulmuş ve geleceğe yönelik beklentiler dile getirilmiştir. 1. EĞİTİM-ÖĞRETİMDE KÜLTÜR-SANAT 1.1. Sürdürülebilir Sanatın Tanımı ve Kökenleri “Eko Sanat” ve “Çevre Sanatı” olarak da anılan “Sürdürülebilir Sanat”, sanat yapıtının hem içeriği hem üretim süreçlerini ilgilendiren bir tür etik değerler sistemidir (Kagan, 2008: 17-18). Sürdürülebilir Sanat’ın kökenlerini oluşturan sanat pratiklerinde öne çıkan özellikler doğal, geri ya da ileri dönüştürülmüş malzeme kullanımı, disiplinlerötesilik, etkileşim, katılımcılık ve performatif süreçler olarak özetlenebilir. Bu yaklaşımın temellerini, Batı’da 1960’lı ve 70’li yıllarda ortaya çıkan, ABD’de Hans Haacke, Newton Harrison, 450 Kültür-Sanat Alan Sonfist gibi sanatçıların içinde olduğu ve merkezine doğal çevreyi alan yeni eğilimler oluşturur. Aynı dönemde Arazi Sanatı’nın yükselişiyle birlikte, bu akımın öncülerinden Dennis Oppenheim ve Robert Morris gibi isimlerin de katıldığı birçok Ekolojik Sanat sergisi düzenlenmiştir (Tate, 2024.). Sanat dünyasının konuya ilgisindeki bu artışın, dönemin siyasi iklimiyle de ilişkisi vardır; savaşa, ırkçılığa ve cinsiyetçiliğe hayır diyen gençlik hareketleri, kapitalizmin yarattığı çevre katliamına da tepki göstermiştir (Demos, 2009: 19). Sürdürülebilirlik ile ilişkilendirilen bir diğer sanat akımı, 1960’larda İtalya’da ortaya çıkan Arte Povera’dır (Tate, 2024). Arte Povera sanatçıları, seçkin sanatla özdeşleştirdikleri yağlıboya, tuval ve bronz gibi malzemeleri reddederek taş, toprak, tahta gibi doğal ve gündelik malzemeler kullanmış; Minimalizm’in endüstriyel estetik anlayışını insani duygulardan yoksun olduğu iddiasıyla eleştirmiştir (National Galleries Scotland). Farklı teknik ve malzemelerden yararlanarak performanslar üreten Fluxus hareketinin de Sürdürülebilir Sanat ile örtüşen bir boyutu vardır. Ekolojik bir hareket olarak tanımlanmamakla birlikte, insanın maddesel çevresiyle kurduğu ilişkiyi irdeleyen eylemlerinden ötürü ekolojik perspektifle ilişkilendirilmektedir (Matheron, 2018: 106). Örneğin 1962’de Alison Knowles’ın salata malzemelerini doğrayıp atarak gerçekleştirdiği Make a Salad (Bir Salata Yap) başlıklı performans, izleyicilerin dikkatini sanat nesnesinden “yapma” ve “atma” eylemlerine yönelterek tüketimciliğe başkaldırıda bulunmuştur (Matheron, 2018: 102-103). Söz konusu yıllar, katılımcı sanat pratiklerinin yükselişe geçtiği bir dönem olmuştur ve Fluxus da bu yaklaşımı benimsemiştir. Zira yine bir Fluxus sanatçısı olan Joseph Beuys, kamuya açık tartışma ve ders etkinliklerini sanatın önemli bir bileşeni olarak görmüştür (Lineberry & Wiek, 2016: 313). 1970’lerden itibaren kullanılmaya başlanan “ekolojik estetik” kavramı, doğal süreçlerin karmaşık yapısına ve bunların insan müdahalesiyle olan ilişkisine odaklanan bir anlayış olarak Ekolojik Sanat’ın temel ilkelerini oluşturmuştur (Kagan, 2011: 222). Helen Mayer Harrison ve Newton Harrison’ın sergi mekanlarında ekosistemler yaratmaya dayalı çalışmaları Survival Pieces (1971-1973) ve bilimsel araştırma yöntemlerinden yararlanarak uyguladıkları Lagoon Cycle, döneminin dikkat çekici örneklerindendir (Kagan, 2011: 283284). 1980’ler ve 90’larda ise Mel Chin ve Mierle Laderman Ukeles gibi sanatçılar, çevresel sorunlarla sosyal, politik ve ekonomik sistemler arasındaki ilişkileri sorgulayan çalışmalara imza atmıştır (Lineberry & Wiek, 2016: 314). 1980’lerden başlayarak gerçekleştirdiği kamusal sanat projeleriyle Patricia Johanson da alanda etkili bir isim olmuştur (Kagan, 2011: 291). 1990’lardan itibaren iş birlikçi sanat pratiklerine olan ilgi artmış; birçok sanatçı, izleyicileri 451 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü sürdürülebilirlik üzerine düşünmeye davet eden katılımcı çalışmalara ağırlık vermiştir (Lineberry & Wiek, 2016: 311-312). Öte yandan sürdürülebilir üretim pratiklerine dayanmayan, ancak ekoloji konusuna dikkati çeken sanat çalışmaları genellikle Çevre Sanatı olarak anılmaktadır. Günümüzde bu akımın önemli isimleri arasında Chris Jordan, Agnes Denes, Edith Meusnier, Nils-Udo, Andy Goldsworthy, Red Earth Environmental Art Group sayılabilir (Pereira, 2016). Bu alanda en tanınmış sanatçılardan biri de, İstanbul Modern’de sergisi açılan Ólafur Elíasson’dur. 1999’da başladığı The Glacier Melt Series 1999/2019 çalışmasında sanatçı, İzlanda’nın kırk beş farklı noktasındaki buzulları yirmi yıl arayla fotoğraflamış; bunları yan yana sergileyerek küresel ısınmanın etkilerini ortaya koymuştur (Tate, 2020). Sürdürülebilirlik ve sanat kavramları yan yana düşünülmeye, özellikle 2000’lerden itibaren başlanmıştır. 1996’da Paris’te yapılan ‘Villette-Amazone’ sergisi bu anlamda önemlidir. Fransa Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Komitesi tarafından düzenlenen sergi, teknoloji, mimari ve sanat çalışmalarını aynı düzlemde buluşturmuş; Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand’ın ekoloji danışmanı Bettina Laville ve filozof Jacques Leenhardt, sergi kapsamında “21. Yüzyılda Çevre için Manifesto” başlıklı bir metin yayımlamıştır. Yazarlar, kültürün çevreyle kurduğumuz ilişki üzerindeki etkilerinin altını çizmiş; bazı 20. yüzyıl sanatçılarını örnek göstererek ekoloji ile hayal gücünün birbirinden ayrı düşünülmediği yeni bir anlayışın gerekliliğine işaret etmişlerdir (Kagan, 2011: 13-14). Sürdürülebilir Sanat böyle bir kavramsal çerçeve içinde değerlendirildiğinde yol, ister istemez disiplinlerötesi araştırmalar ve deneysel uygulamalar için uygun bir ortam oluşturan yükseköğretim kurumlarına çıkmaktadır ve günümüzde bu kurumların başlıca işlevlerinden biri, kuşkusuz eğitim-öğretimdir. 1.2. Sanat Temelli Eğitim-Öğretim ve Sürdürülebilirlik Sanat eğitiminin, eleştirel düşünme ve problem çözme becerilerini geliştirdiği bilinmektedir (Bamford, 2006). Üretilen işler, bireylerin içsel deneyimlerini anlamlandırmalarını ve olgular arasında ilk bakışta fark edemedikleri bağlantıları algılayabilmelerini sağlar. Böylece gelişmiş gözlem becerileri kazanarak doğa olaylarına duyarlılık geliştirirler. Sanat temelli eğitim akıl yürütmeye olduğu kadar estetik deneyime ve duyusal bilgiye de dayandığından, insanın doğayla kurduğu ilişkide eksik olan “tutku” bileşenini ortaya çıkarır ve sürdürülebilirlik konusunun gerektirdiği bütüncül yaklaşımlar için elverişli bir alan yaratır (Wall vd., 2019: 44-45). Üstelik bireylerin 452 Kültür-Sanat kendilerini ifade etme ve eyleme geçme kapasitelerinin farkına varmalarına yardımcı olur (Clammer, 2014: 66). Hatta Bertaux ve Skeirik’e göre (2018), tam bu nedenlerle geleceğin yöneticilerinin eğitiminde sanattan yararlanılan bir sürdürülebilirlik pedagojisi benimsenmelidir. Buna ek olarak girişte de değinildiği üzere, günümüzde sürdürülebilirlik eğitiminin disiplinlerötesi bir yaklaşımdan yola çıkması gerektiği görüşü yaygın olarak kabul edilmektedir. Sanat ve sürdürülebilir kalkınma eğitiminin entegrasyonunu savunan Sacha Kagan, 2009 Dünya Sanat Eğitimi Birliği Zirvesi’nde (Summit of The World Alliance for Arts Education), “karmaşıklık okuryazarlığı” (literacy of complexity) kavramını ortaya atmıştır (2011: 267-268). Yazara göre indirgeyici modernist düşünce sistemleri, karmaşık süreçlerin etkileşimine dayalı sürdürülebilirlik gibi bir konuyu anlamak için yetersiz kalmış ve disiplinlerötesi yeni bir paradigmaya ihtiyaç doğmuştur (Kagan, 2011: 153-154). Bu paradigmanın yükseköğretim kurumlarında bütüncül bir yaklaşıma dönüşmesi ise, sanat bileşeninin eğitim-öğretim süreçlerine dahil edilmesiyle mümkün olabilmektedir. Bu bağlamda sanat ve tasarım eğitim-öğretimi veren üniversitelerin uygulamaları, diğer yükseköğretim kurumları için de ufuk açıcı örnekler sunmaktadır. Dünyada sürdürülebilirliğe eğitim-öğretim içeriğinde yer verirken, bunu müfredat harici etkinliklerle, en önemlisi kendisi için de bağlayıcı politikalarla destekleyen yükseköğretim kurumları mevcuttur. Örneğin Birleşik Krallık’ta Leeds Sanat Üniversitesi, öğrencilerin ve çalışanların temsil edildiği bir Sürdürülebilirlik Komitesi oluşturmuş; 2015’te “sürdürülebilirlik pratiklerini saptamak ve üniversitenin mensuplarına bunları nasıl uygulayıp geliştirebilecekleri konusunda rehberlik etmek” amacıyla Sürdürülebilirlik Çerçevesi’ni hayata geçirmiştir. ‘Eğitimde Sürdürülebilirlik Liderliği Birliği’ (The Alliance for Sustainability Leadership in Education-EAUC) üyesi ve ‘Üniversite ve Kolej Sektörünün Küresel Hedeflere Toplu Yanıt Antlaşması’ (The University and College Sector’s Collective Response to the Global GoalsSDG Accord) imzacısı olan üniversite, her yıl sürdürülebilir kalkınma hedefleri raporu yayımlamaktadır. Sürdürülebilirlik, ders içeriklerine “canlı bilgilendirme toplantıları, konuk profesyoneller, topluluklarla iş birlikleri, saha gezileri ve sürdürülebilir malzeme ve tekniklerin incelenmesi” gibi yöntemlerle entegre edilmektedir. Öğrencilerin çevresel, toplumsal ve etik sürdürülebilirliği gözeterek ürettikleri işlerle başvurabildikleri ‘Öğrenci Sürdürülebilirlik Ödülü’ ise her yıl verilmektedir. Leeds Arts öğrenci birliği bu çalışmalarda aktif rol almakta; öğrencilerin kendi aralarından seçtikleri temsilcilerin öncülüğünde etkinlikler düzenlenmektedir. Kısacası kurum, müfredattaki sürdürülebilirlik içeriği ile 453 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü üniversitenin kurumsal ilkeleri ve günlük yaşam pratikleri arasında güçlü bir bağ kurmuş ve öğrencilere konuyla ilgili sorumluluk alabilecekleri bir katılım platformu sunmuştur. Ünlü sanat ve tasarım okulu Central Saint-Martins’in de içinde olduğu University of The Arts London (UAL) ise, Birleşik Krallık’ın en yeşil beş üniversitesinden biridir. Kurumun ‘Akademik Söylem ve Eylem Öğrenim’ (Academic Discourse and Action Learning-ADAL) çalışma grubu, 2026’ya kadar müfredatın tümünü sürdürülebilir kalkınmaya uyumlu hale getirmeyi hedeflemektedir. Grup, 160 eğitim-öğretim çalışanının karbon okuryazarlığı eğitimi almasını sağlamış; çevresel ve toplumsal adalet ilkelerinin derslere entegrasyonu amacıyla bir “İklim Savunma Planı” hazırlamıştır. Ayrıca öğrenciler, UAL’ye bağlı her okulu temsilen “iklim savunucusu” olarak görev alabilmekte; liderlerinin rehberliğinde sürdürülebilirlik ilkelerinin derslere girmesi konusunda ders yürütücülerine ve program koordinatörlerine destek verebilmektedir. Güney İngiltere’deki Yaratıcı Sanatlar Üniversitesi’nin (University for The Creative Arts-UCA) çalışmaları da bütüncül sürdürülebilirlik politikalarına iyi bir örnektir. Kurum, sürdürülebilirlik çalışmalarını sekiz başlık altında toplamıştır. Derslerin, sürdürülebilir kalkınmaya yönelik eğitim bileşenleri içerecek şekilde hazırlanması zorunlu hale getirilmiştir. 2019’da üniversite, Britanya Film ve Televizyon Sanatları Akademisi’nin (British Academy of Film and Television Arts-BAFTA) ulusal televizyon yapımcılığının çevresel etkilerini azaltmayı amaçlayan inisiyatifinin kurucu ortakları arasında yer almış; hareketli görüntü üreten öğrenci ve çalışanlarının sürdürülebilirliğe uygun işler yapabilmeleri için çeşitli eğitim modüllerine erişmelerini sağlamıştır. Bu arada İsviçre’de Zürih Sanat Üniversitesi, sürdürülebilirlik kültürünü üniversite geneline yaymak adına ‘Growing Sustainability in the Arts’ başlıklı, kurum içerisinde yapılan tüm ilgili etkinliklerin içeriklerine göre taranabildiği bir web platformu kurmuştur. Bu bağlamda en yaratıcı uygulamalardan bir diğerini de ABD’de Tufts Üniversitesi Güzel Sanatlar Müzesi Okulu gerçekleştirmiş; kurum, sanat üretiminden çıkan atık miktarını azaltmak ve sürdürülebilir malzemeleri öğrencilere ücretsiz olarak sağlamak amacıyla “CArte Util” uygulamasını başlatmıştır. Bu sayede öğrencilerin ihtiyaç duymadıkları kullanılmış sanat malzemelerini başka öğrenciler alıp kullanabilmekte; tasarımcılar, malzeme üreticileri ve mezunlar da bu sisteme katkıda bulunabilmektedir. Ayrıca 2019’da okulda “Sağlık, Güvenlik ve Sürdürülebilirlik Günü” düzenlenmiş; 2021’de etkinlik, tüm haftayı kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Burada mezun, öğrenci ve öğretim görevlilerinin düzenlediği çalıştaylar, ilgili oldukları derslerin programına entegre edilmiştir. 454 Kültür-Sanat Bazı üniversiteler, tamamen sürdürülebilirlik ve sanata ayrılmış dersler de tasarlamaktadır. Örneğin İtalya’da Bologna Üniversitesi, 2023 bahar döneminde 'Sürdürülebilirlik ve Sanat: Kolektif Eylemler ve Kültür Endüstrileri Arasında’ başlıklı bir ders açmıştır. Sanat bölümünden çeşitli akademisyenlerin birlikte verdiği dersin amacı “sürdürülebilirlik konularını görsel bir perspektiften analiz etmek” olarak sunulmuş; “imgelerin, sorunu kavrayışımızdaki rolü; aktivistlerin ve sosyal hareketlerin, jeopolitik ölçekte güç meselelerinin altını çizmeye yönelik tepkileri; kültür endüstrilerinde sürdürülebilirlik stratejilerinin geliştirilmesi; ve son olarak daha eşitlikçi ve adil bir toplum için uygulamalı ya da spekülatif düşünce biçimlerinin ürettiği çözüm önerilerinin yapılması” şeklinde detaylandırılmıştır. Ayrıca İsveç’te Stockholm Üniversitesi Asya ve Ortadoğu Çalışmaları Bölümü’nde, ‘Doğu Asya’da Sanat, Çevre ve Sürdürülebilirlik’ adı altında, Japonya, Çin ve Kore’ye odaklanan özgün bir ders bulunmaktadır. ABD’de Columbia Üniversitesi’nde ise Sürdürülebilirlik Yönetimi Yüksek Lisans programı altında ‘Sanat ve Sürdürülebilirlik’ başlıklı bir ders mevcuttur. Dersin yürütücüsü Dr. Julie Reiss, sanatın iklim bilincini artırmadaki rolünü araştırmaktadır ve aynı dersi İtalya’nın Trento Bilim Müzesi’nde (MUSE) bir master class olarak da sunmuştur. Eğitim-öğretim faaliyetleri kısa program ya da yüksek lisans programı biçiminde de olabilmektedir. Portekiz’de Universidade AbERTA, ‘ARDES’ (20222024) başlıklı Erasmus+ projesi kapsamında ‘Çevre ve İklim Değişikliği Odaklı Sanat, Tasarım ve Sürdürülebilirlik’ kısa öğrenme programını başlatmıştır. Yazılım şirketi MyDocumenta, Barcelona Tasarım ve Sanat Üniversitesi (EINA) ve Sanat, Tasarım ve Yeni Medya Okulu LABA Valencia ile Kıbrıs Avrupa Üniversitesi, projenin ortakları olmuştur. Programın amacı, “sanat etkinlikleri, tasarım teknikleri ve dijital çözümler aracılığıyla öğrencileri sürdürülebilirlik ve iklim değişikliğiyle ilgili değerler ve yeteneklerle donatmak” olarak tanımlanmaktadır. Program, konuyla ilgilenen herkese açık olmakla birlikte öncelikli hedef kitlesi sanat ve tasarım eğitimi görmekte olan yükseköğretim öğrencileridir. Müfredat, sürdürülebilirlik ve iklim değişikliğinin tarihsel sürecini ve bunun sanatla kurduğu ilişkiyi; sanatın sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği üzerine diyalog kurmayı nasıl kolaylaştırdığını; sanat ve tasarım araçlarının kitlelerin katılımını nasıl destekleyebileceğini konu almaktadır. İrlanda’da Ulusal Sanat ve Tasarım Üniversitesi (NCAD) ise 2023’te ‘Sürdürülebilir Sergi Yapımcılığı’ sertifika programını açmıştır. Kültür üreticilerine yönelik eğitimde karbon okur-yazarlığı, stüdyo pratiğinde malzemelerin çevresel etkileri, dijital kültür gibi konularda ders, seminer ve çalıştaylar yer almaktadır. Lisansüstü düzeyde en ilginç örneklerden biri de Finlandiya’da Aalto Üniversitesi’nin başlattığı ‘Yaratıcı Sürdürülebilirlik’ 455 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü programıdır. İçeriği Tasarım, İşletme, Malzeme ve Kimya Mühendisliği gibi alanlarda çok-disiplinli öğrenme modeline dayanmakla birlikte Sanat ve Tasarım diploması vermektedir. Yine Finlandiya’da Laponya Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi ‘Sürdürülebilir Sanat ve Tasarım’ yüksek lisans programını hayata geçirmiştir. Programın odağında disiplinlerarası, topluluk ve çevre odaklı çalışmalar yer almaktadır. Sürdürülebilirlik ilkelerinin öğrencilerce benimsenmesinde, eğitimöğretim bileşeninin başlıca aktörleri olan akademisyenlerin tutum ve yetkinliklerinin de önemli rolü olduğu görülmektedir. Purcell vd. (2019) öğrencilerin, akademisyenlerin kendi yaşamlarında uyguladıkları sürdürülebilirlik alışkanlıklarını örnek alma eğiliminde olduğunu saptamıştır. Yetkinlik bağlamında ise akademisyenlerin yararlanabileceği birçok kaynak vardır. Örneğin Erasmus+ kapsamında kurulan Europass Öğretmen Akademisi, ‘Sanat ve Doğa: Tüm Öğretmenler için Sürdürülebilir Bir Yaklaşım’ başlıklı bir haftalık bir eğitim programı açacağını duyurmuştur. Program, sürdürülebilir sanatın tarihine dair kuramsal çerçeve verirken, öğrenme deneyimini iç ve dış mekânda sanat etkinlikleriyle desteklemektedir. Böylece katılımcıların sürdürülebilir sanat projeleri tasarlama yetkinliği kazanmaları öngörülmektedir. Ancak Kang vd. (2024), yetkin akademisyenlerin öğrenciyi eyleme sevk etmekte yeterli olamayabildiğini de görmüştür. Yazarlar, ABD’de dokuz üniversitenin sanat ve tasarım fakültelerindeki akademisyenlerin, ülkenin yükseköğretim kurumlarında verilen sürdürülebilirlik eğitimiyle ilgili görüşlerini incelemiştir. Anket çalışmasında, katılımcıların hemen hepsinin derslerinde sürdürülebilirlik eğitimi verdikleri; çoğunluğunun eğitim becerileri konusunda kendilerine güvendikleri; ancak öğrencilerinde eylem motivasyonu yaratmakla ilgili kuşkuları olduğunu saptamışlardır. Bulguların ışığında, eğitime öğrencileri eyleme geçirecek yeni yöntemler eklenmesi gerektiği sonucuna varılmış; eğitimcilerin ortak strateji geliştirmesini sağlayacak kurum içi programların yapılandırılması ve öğrencilere gerçek hayat deneyimleri sunabilecek kurumlarla iş birlikleri geliştirilmesi salık verilmiştir. Yukarıdaki veriler sürdürülebilirlik konusunun, gelişmiş ülkelerde sanat eğitimi veren yükseköğretim kurumlarının eğitim-öğretim faaliyetlerinde gerek lisans ve lisansüstü, gerek kısa eğitim programları düzeyinde ve ağırlıklı olarak disiplinlerötesi bir yaklaşımla yaygın biçimde yer bulmaya başladığını göstermektedir. Örneklerin büyük bölümünde kurumların eğitim-öğretim stratejilerinin münferit dersler açmanın ötesine geçtiği; çerçevesi kurumsal politikalarla belirlenmiş, öğrencileri sorumluluk almaya teşvik eden, 456 Kültür-Sanat akademisyenlerin yetkinliklerini geliştiren ve bu süreçleri katılım motivasyonunu artırıcı etkinliklerle destekleyen bütüncül stratejiler uyguladıkları görülmüştür. Ayrıca ders içeriklerinde konunun çevresel, sosyal ve kültürel boyutlarını birlikte ele almanın, yalnızca ekolojik sürdürülebilirliğe odaklanmaktan daha yaygın bir pratik olduğu anlaşılmaktadır. Tüm bu uygulamalar, sanat dışındaki alanlarda eğitim-öğretim faaliyeti yürüten yükseköğretim kurumları için de yararlı birer model niteliğindedir. 1.3. Türkiye’deki Üniversitelerde Sanat ve Sürdürülebilirlik Eğitim-Öğretimi Türkiye’deki üniversiteler de, son yıllarda sürdürülebilirlik etkinliklerini artırmışlardır. 2010 UI GreenMetric Dünya Üniversiteler Sıralaması’nda Türkiye’den yalnızca bir üniversite bulunurken, bu sayı her yıl artarak 2020’de 55’e yükselmiştir. 2022 yılı itibariyle Türkiye'deki üniversitelerin %43'ü sürdürülebilirlik alanında etkinlikler yapmaktadır (Güngör Tanç vd., 2022). Times Yükseköğrenim Etki Sıralaması’nda ise listedeki üniversitelerin sayısı 2019-2020 yılları arasında artmakla birlikte daha alt sıralarda kalmışlardır. Başka bir deyişle konuyla ilgili farkındalıklarında artış olmakla birlikte, performansları yeterli olmamıştır (Gedikkaya Bal vd., 2022). Çünkü Acuner vd.ne göre (2023) etkinliklerin büyük bölümü strateji geliştirme ve idari uygulamalardan ibaret olup, performans değerlendirmesi ve sistem iyileştirmesi aşamaları aksamıştır. Yazarlar, konunun çözümü için üniversitelerin performanslarını yıl içinde takip etmelerini, topluma açık eğitim sayısını artırmalarını, diğer yükseköğretim kurumları ve STK’larla iş birlikleri geliştirmelerini önermektedir. Buradan Türkiye’deki üniversitelerin, bir önceki bölümde örneklenen bazı yükseköğretim kurumları gibi daha bütüncül sürdürülebilirlik politikaları üretmeye ve sanat temelli eğitim-öğretim yöntemlerinden daha etkin şekilde yararlanmaya ihtiyacı olduğu anlaşılmaktadır. Diğer yandan QS Quacquarelli Symonds’ın 2024 dünya üniversiteleri sürdürülebilirlik sıralamasında Türkiye’den 24 üniversite yer almıştır ve en yüksek sıradaki ilk 10 üniversite Tablo 1’de verilmiştir. Bunlardan biri hariç tamamının sanat veya tasarım fakülte ve bölümleri bulunmaktadır. Literatürde konuyla ilgili sistemli bir araştırma olmamakla birlikte söz konusu veri, sanat ve tasarım bileşenine sahip yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilirlik eğitim-öğretimi performanslarının daha yüksek olduğunun beklenebileceğini düşündürmektedir. 457 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Tablo 1. QS Sürdürülebilirlik Dünya Üniversite Sıralaması 2024 Listesinde Türkiye’den Yer Alan İlk On Üniversite, Sıralamadaki Yeri ve Sanat ve Tasarımla İlgili Birimleri Üniversite Sıralama Sanat ve Tasarımla İlgili Birimler İstanbul Teknik Üniversitesi 221 Güzel Sanatlar Bölümü, Moda Tasarımı Bölümü Ortadoğu Teknik Üniversitesi 224 Müzik ve Güzel Sanatlar Bölümü Boğaziçi Üniversitesi 335 Güzel Sanatlar Bölümü Yıldız Teknik Üniversitesi 405 Sanat ve Tasarım Fakültesi Hacettepe Üniversitesi 408 Güzel Sanatlar Fakültesi Koç Üniversitesi 408 Medya ve Görsel Sanatlar Bölümü Gazi Üniversitesi 537 Yok Dokuz Eylül Üniversitesi 556 Güzel Sanatlar Fakültesi Bilkent Üniversitesi 672 Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Erciyes Üniversitesi 711-720 Güzel Sanatlar Fakültesi Kaynak: QS, 2024 Türkiye’nin yükseköğretim kurumlarında sanat ve sürdürülebilirliği birleştiren eğitim-öğretim çalışmaları, genellikle sanat ve tasarım fakülte ya da bölümleri tarafından düzenlenen, öğrencilere ve akademisyenlere yönelik atölye ve seminerlerden ibarettir. Müfredat bağlamında Yeditepe Üniversitesi Sanat ve Kültür Yönetimi yüksek lisans programının açtığı ‘Sanat ve Kültür Yönetiminde Sürdürülebilirlik’ başlıklı ders istisnaidir; bunun dışında sürdürülebilirlik konusu, ağırlıklı olarak tasarım derslerinde yer bulmaktadır. Ders harici etkinliklerin ise çok sayıda örneği mevcuttur. 2021’de Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nün öğrenci ve öğretim üyeleri için düzenlediği çevrimiçi seminer dizisi kapsamında ‘Sanatta Sürdürülebilirlik ve Sürdürülebilir Tekstil Sanatında Denimin Yeri’ başlıklı bir sunum gerçekleştirilmiştir. Aynı yıl Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sürdürülebilir Yeşil Kampüs Koordinatörlüğü’nün düzenlediği webinar serisi kapsamında, ‘Sanat ve Tasarımda Sürdürülebilirlik’ başlıklı bir seminer yapılmıştır. 2022’nin güz döneminde İstanbul Gelişim Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi akademisyenlerine sürdürülebilirlik konulu bir eğitim verilmiş ve fakülte bazında çözümler tartışılmıştır. Aynı dönemde Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarımı Bölümü’nün girişimiyle bir ‘Sürdürülebilir Kolaj Atölyesi’ yapılmıştır. 2022 bahar 458 Kültür-Sanat döneminde Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, üniversitenin Sürdürülebilirlik Ofisi iş birliğiyle 2030 amaçlarından “sürdürülebilir şehir ve yaşam alanları”, “sorumlu tüketim ve üretim” ve “amaçlar için ortaklıklar” başlıkları kapsamında ‘Kampüste Sürdürülebilir Sanat’ çalıştayı gerçekleştirmiş; 2024’te ‘Sürdürülebilir Kampüs’ konulu bir fotoğraf yarışması düzenlemiştir. İstanbul Nişantaşı Üniversitesi ise sürdürülebilir tekstil ve moda etkinlikleriyle dikkati çekmektedir. Meslek Yüksek Okulu, 2021’de Tekstil İhracatçıları ve Çalışanları Derneği iş birliğiyle Sürdürülebilir Tekstil ve Moda Tasarımı Buluşmaları’nı düzenlemiş; etkinliğe öğretim üyeleri ve öğrencilerin hazırladığı ‘Geri Dönüşüm Muhteşem Olacak-Minik Eller Sergisi’ eşlik etmiştir. 2022’de buluşmalar kapsamında tekstil fabrikalarına saha gezileri yapılmış; 2024’te Sanat ve Tasarım Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümü’nün düzenlediği ‘Sürdürülebilir Modaya Alternatif Çözümler’ etkinliğinde öğrenciler, zeytin posasından vegan deri üreten bir firmanın yetkili kişileriyle buluşmuştur. Ayrıca üniversite, 2024’ün güz döneminde İstanbul içindeki üniversitelerin ilgili bölümlerinden lisans öğrencilerine yönelik ‘Denim Atık Yönetiminde İleri Dönüşüm Uygulamaları Eğitimi’ açacağını ilan etmiştir. Örnekler incelendiğinde, Türkiye’de sanat ve tasarım fakülte ya da bölümleri olan yükseköğretim kurumlarında sanat ve sürdürülebilirlik eğitimöğretimine verilen önemin arttığı; ancak çalışmaların genellikle müfredatı destekleyici seminer ve çalıştaylar düzeyinde kaldığı görülmektedir. Ayrıca ülkemizde üniversitelerin sürdürülebilirlik performanslarının dünyaya kıyasla yetersiz kalması, başka bir deyişle bütüncül bir sürdürülebilirlik politikası üretmekte zorlanmaları, sanat temelli eğitim yöntemlerinden yeterince yararlanmamalarının bir sonucu olarak yorumlanabilir. Çözüm olarak, birinci sınıf lisans düzeyinde her fakültenin kendi ‘Sürdürülebilirlik’e Giriş’ dersini açması ve bu derste sanat temelli yöntemlerden de yararlanılması, öğrencilerin kendi mesleki alanlarıyla bağlantılı sürdürülebilirlik bilinci geliştirmelerinin önünü açacaktır. Ayrıca yukarıda örnek gösterilen Aalto Üniversitesi’ndeki ‘Yaratıcı Sürdürülebilirlik’ lisansüstü programının içeriğini model alan, lisans düzeyinde tüm fakülteler için zorunlu bir ortak dersin tasarlanmasında ve bu dersin, her bir öğrencinin kendi disiplininde belli bir yetkinlik düzeyine eriştiği üç ya da dördüncü sınıfta verilmesinde büyük yarar vardır. Böylece farklı disiplinlerden gelen öğrencilerin sanat temelli yöntemler kullanarak sürdürülebilirlik çözümleri üretme yönünde birlikte çalışması mümkün olacak; genellikle ikinci yıldan itibaren alan derslerine odaklanan ve birbirleriyle çok daha az karşılaşan bireylerin, kendi mesleki altyapılarını da almış olarak yeniden 459 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü buluşması ve birikimlerini disiplinlerötesi bir düzlemde harekete geçirmesi mümkün olabilecektir. 2. ARAŞTIRMA-GELİŞTİRMEDE KÜLTÜR-SANAT Araştırma-geliştirme, eğitim-öğretimle birlikte üniversitelerin başlıca sorumluluk alanıdır. Akademik literatürde, yükseköğretim kurumlarının toplumsal değişimdeki rolüne olan ilgi son yıllarda artmış ve bu ilginin büyük kısmı sürdürülebilirlik kavramı üzerinde yoğunlaşmıştır. Konu, özellikle üniversitelerin “müfredat geliştirme, iş birliği ve toplumsal öğrenme mekanizmaları” üzerindeki etkileri açısından ele alınmaktadır (Bayuo vd., 2020: 3). Sanat ve sürdürülebilirlik konusuna olan ilgi ise 2000’li yıllarda artmaya başlamıştır. Nitekim 2000 yılında Erasmus Rotterdam Üniversitesi’nin kurduğu; sanatçıların sürdürülebilirliğe ne tür katkılar yapabileceğini ve sürdürülebilir kalkınma ile sanatın nasıl ilişkilendirilebileceğini irdeleyen ‘Sanat ve Sürdürülebilirlik’ başlıklı araştırma programı, bu anlamda türünün ilk örneklerindendir (Kagan, 2011: 16). Güncel literatürde, sürdürülebilirliğin nasıl bir eğitim modeli gerektirdiğine ve bu model içinde sanatın potansiyel rolüne dair ampirik araştırmalar önemli yer tutmaktadır ve bu araştırmaların çıktıları, disiplinlerötesi yaklaşımı büyük ölçüde desteklemektedir. Örneğin Clark ve Button (2011), ABD Orta Connecticut Devlet Üniversitesi’nde (CCSU) gerçekleştirdikleri pilot uygulamanın ışığında sanat, bilim ve toplumu birleştiren “Sürdürülebilirlik Disiplinlerötesi Eğitim Modeli” (Sustainability Transdisciplinary Education Model-STEM) adını verdikleri sistemi önermiştir. Üniversitenin farklı bileşenlerinin, bölgedeki diğer eğitim kurumlarının, müzelerin, sanat galerilerinin, siyasi liderlerin, STK’ların ve sanatçıların katılımıyla hayata geçirilen STEM, bireylere eylemleriyle fark yaratabileceklerini göstermek için sanat ve bilimin yöntemlerini bir arada kullanmaya dayanmaktadır (2011: 43). Louise Fowler-Smith’in (2017) farklı disiplinlerden üniversite öğrencilerini bir araya getiren saha çalışmasında ise sanat temelli disiplinlerarası eğitimin, sanat ve tasarım dışındaki branşlardan öğrencilerin ortaklaşa bilgi üretimi ve çizgi dışı çözüm üretme becerilerini artırdığı; sanat ve tasarım öğrencilerinin ise farklı alanlardaki birikimlerini geliştirmelerine yardımcı olduğu gözlemlenmiştir. Danimarka Aalborg Üniversitesi’nde Heinrich ve Kørnøv’un (2022) çalıştay yöntemine dayalı araştırmasında, yükseköğretimde sanat ve sürdürülebilirlik bilimleri öğrencilerinin disiplinlerarası iş birliği yapmalarını sağlamanın, her iki grubun tek başına ulaşamayacağı yenilikçi çözüm fikirleri ortaya çıkardığı sonucuna varılmıştır. Yazarlar, çalıştay sonrası katılımcılardan nitel veri toplamış; çalıştayın “bilgi genişlemesi”, “birbirini tamamlama”, “kendi disiplini üzerine 460 Kültür-Sanat derin düşünme”, “değişen pratikler” ve “oyun alanı açma” olmak üzere beş yönde etkisi olduğunu bulmuştur. Buna dayanarak sanat ile bilimin epistemolojilerini aynı anda harekete geçirmenin, her ikisinin de ötesinde, duygulara ve deneyimlere dayalı üçüncü bir alan yarattığını; bu alanın, iki disiplinin söylemleri arasındaki gerilimi potansiyele dönüştürdüğünü savunmuştur. Sürdürülebilirlik eğitim-öğretiminin olduğu gibi, etkili sürdürülebilirlik araştırmalarının da disiplinlerarası ya da ötesi bir yaklaşım içermesi gerektiği anlaşılmaktadır (Adomssent vd., 2007: 393). Zira 2010’larla birlikte literatürde “disiplinlerarası, topluluk-temelli, etkileşimli ve katılımcı araştırma yaklaşımları ile ampirik projelerin” daha geniş bir yere sahip olması rastlantı değildir (Lang vd., 2012: 26). Disiplinlerötesi sürdürülebilirlik araştırmalarına en iyi örneklerden biri Birleşik Krallık’taki Exeter Üniversitesi’nin, Falmouth Üniversitesi iş birliğiyle hayata geçirdiği araştırma programı FX Creative Exchange’dir. Program kapsamında her iki üniversiteden genç araştırmacıların ekoloji, yaratıcılık, sürdürülebilirlik ve çevre konularında geliştirdikleri ortak çalışmalar desteklenmektedir. Diğer yandan Avustralya’da Southern Cross Üniversitesi, 2012’de ‘Eğitimde Sürdürülebilirlik, Çevre ve Sanat Araştırma Merkezi’ni (Sustainability, Environment, and The Arts in Education Research Centre-SEAE) kurmuştur. Merkezin en önemli özelliği, sürdürülebilirlik, çevre ve eğitimde sanat alanlarında çalışan çok sayıda araştırmacıyı bir araya getirmesi ve amacını “iklimsel, çevresel ve toplumsal adalet için radikal eğitim ve sanat temelli araştırma uygulamaları” geliştirmek olarak tanımlamasıdır. Danimarka’da Kopenhag Üniversitesi Bilim Eğitimi bölümü ise, ‘Sanat Temelli Bilim İletişimini Kullanarak Sürdürülebilirliği Ele Almak’ (SUSTAIN-ART-SCI) adlı bir araştırma programı başlatmıştır. Programın amacı doğa bilimleri, sosyal ve insani bilimlerin birikiminden yararlanarak sanat ve bilimi deneysel yöntemlerle birleştirmek; araştırmacıların, iletişim uzmanlarının ve kamuoyunun eyleme yönelik bilgi üretmesini sağlamaktır. Birleşik Krallık’taki Leeds Üniversitesi de her yıl ‘Öğrenci Sürdürülebilirlik Araştırmaları Konferansı’ düzenlemektedir. Her disiplinden ve düzeyden öğrenciye açık olan etkinlikte katılımcılar, sürdürülebilirlik konulu araştırma projelerinin çıktılarını bildiri, enstalasyon ve performans gibi farklı formatlarda paylaşma olanağı bulmaktadır. Sanat ve sürdürülebilirlik araştırmalarında bir diğer egemen yaklaşım, üretilen işlerde ya da üreticilerin söylemlerinde öne çıkan kavramların izini sürmektir. Aaalborg Üniversitesi Sanat ve Teknoloji disiplinlerarası lisans programında yürütülen bir araştırmada, eğitim-öğretimde kullanılan sanat temelli araştırma yöntemlerinin öğrencilerin sürdürülebilirlik algıları üzerindeki etkileri 461 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü incelenmiştir. 2012-2022 yılları arasında öğrencilerin bitirme tezi olarak ürettiği 127 sanat projesinden 33’ünün konusunun sürdürülebilirlikle ilgili olduğu saptanmış ve bunlar tematik analize tabi tutulmuştur. Elde edilen en önemli bulgu, öğrencilerin sürdürülebilirlik sorununu tanımlamakta özgür bırakıldıklarında “empati”, “spekülasyon” ve “deneyim” gibi kavramlara yönelmiş olmalarıdır (Horvath vd., 2023). Bu da, sanat temelli eğitimin daha önce birkaç kez değinilen, bilimsel bilginin tetikleyemediği duygusal süreçleri tetikleyici etkisini doğrulamaktadır. Üniversitelerin sanat temelli öğrenme modellerinden yeterince yararlanmadıklarını düşünen Sanz-Hernandez ve Covaleda (2021) ise, İspanya’da Zaragoza Üniversitesi Circular Society Lab araştırma grubunun inisiyatifi olan CirculArt Projesi kapsamında ‘Mail Me Art’ adlı bir çalışma yapmıştır. Mektup Sanatı (Mail Art) yönteminin kullanıldığı çalışmaya İspanyol üniversitelerinde okuyan ya da mezun olmuş 35 yaş altı gençler davet edilmiş; kendilerinden bir zarfa sığacak büyüklükte, sürdürülebilirlik temalı birer iş üretmeleri istenmiştir. 27’si sanat öğrencisi ve çoğu 20-25 yaş aralığındaki 29 katılımcı, sanat işlerinin yanı sıra işlerinin konusunu ve üretim sürecini anlatan birer metin kaleme almıştır. Elde edilen veri nitel analize tabi tutulmuş; işlerde ve metinlerde “yıkım-yeniden inşa”, “küresele odaklanma”, “sorumluluk”, “geleceğe dönüklük” gibi bazı ortak temaların vurgulandığı görülmüştür. Yükseköğretim kurumlarının Ar-Ge çalışmaları, sanat ve tasarım uygulamalarında sürdürülebilirliği artırıcı çözümlerin üretilmesinde de anahtar bir rol oynamaktadır. Örneğin UCA, 1995’te Sürdürülebilir Tasarım Merkezi’ni kurmuş; merkez, Kuzey Atlantik’te balıkçılık sektörünün plastik atıklarının yeniden değerlendirilmesine yönelik inovasyon çözümleri geliştirmiştir. UAL ise moda ve tekstilde sürdürülebilirlik araştırmalarında öncü sanat üniversitelerinden biridir. ‘Sürdürülebilir Moda Merkezi’, ‘Moda Tekstil ve Teknoloji Enstitüsü’ ve ‘Tekstilin Geleceği Araştırma Merkezi’ gibi oluşumlarıyla hem tekstil sektörünü yönlendirmekte; hem de etik inovasyon üzerine bilimsel bilgi üretmektedir. Sanat alanından bir örnek olarak Kanada’da Concordia Üniversitesi’nin ‘Exploring Sustainability Across the Arts’ (ESA) (Sanatlarda Sürdürülebilirliği Araştırma) inisiyatifi ise, sergilerde duvar metinleri için kullanılan vinil malzemenin yerine çevre dostu alternatifler geliştirmeyi amaçlamış; tasarımcılar için bir alet çantası yayımlamış ve öğrenciler için atölyeler düzenlemiştir. Birleşik Krallık’ta Royal College of Art’ın ‘Yaratıcı Endüstrilerde Karbon Ayak İzi Ölçme Araçları’ (Carbon Measurement Tools in the Creative Industries-CMTCI) projesi sanat alanıyla bağlantılı bir diğer araştırma girişimidir ve kurumun daha önce gerçekleştirdiği ‘Yaratıcı Endüstrilerde Sürdürülebilir Malzemeler’ (Sustainable Materials in the Creative Industries - SMICI) projesinin devamı niteliğindedir. En 462 Kültür-Sanat ilginç örneklerden biri de müzik endüstrisi bağlamında Manchester Üniversitesi’nin 2021 yılında Tyndall İklim Değişikliği Merkezi’nde yürüttüğü projedir. Proje kapsamında kurum, ünlü müzik grubu Massive Attack ile iş birliği yaparak canlı müzikte karbon salınımını azaltma konulu bir araştırma yapmış ve çıktılarını endüstrinin hizmetine sunmuştur. Özetle, gelişmiş ülkelerdeki yükseköğretim kurumlarında sanat ve sürdürülebilirlik ilişkisinin Ar-Ge bileşenine yansımaları, eğitim-öğretim bileşenindeki yansımalarıyla güçlü bir paralellik göstermektedir. Araştırmaların önemli bir kısmı, sanat temelli yöntemlerden yararlanarak eğitim-öğretimde yenilikçi çözümleri üretmeyi amaçlamaktadır. Bu tür çalışmalar hem disiplinlerötesi araştırma ortamları yaratmakta hem de sürdürülebilirlik uygulamalarında bütüncül yaklaşımların yaygınlaşmasını desteklemektedir. Türkiye’deki üniversiteler de sanat ve sürdürülebilirlik üzerine Ar-Ge çalışmaları yapmaktadır; ancak sanat temelli yöntemlerden yararlanan araştırmalar oldukça azdır. Bazı kurumlar, Ar-Ge bazında özellikle öne çıkmaktadır. Örneğin İzmir’de Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, lisansüstü araştırmalarda sürdürülebilirlik konusuna büyük önem vermektedir. Alana yönelik birçok yüksek lisans tezinin yürütüldüğü kurumda, sanat ve sürdürülebilirlik konulu sergi, konferans ve çalıştay etkinlikleri de düzenlenmektedir. 2023’te Başkent Üniversitesi Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi, 5. Uluslararası Sanat ve Tasarım Eğitimi Sempozyumu’nu “Sanat ve Tasarımda Sürdürülebilirlik” konusuna ayırmıştır. Yaratıcı sektörlere yönelik Ar-Ge örneği olarak ise ise Bahçeşehir Üniversitesi’nde İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) dokuzuncu kültür politikaları raporu olarak hazırlanan ‘Ekolojik Dönüşüm için Kültür ve Sanat’ başlıklı araştırma gösterilebilir. Yine de Türkiye’de yükseköğretim kurumlarının, sürdürülebilirlik eğitim-öğretiminde olduğu gibi ArGe çalışmalarında da sanat temelli yöntemlere yeterince önem vermediği; yapılanların daha çok yaratıcı sektörlere sürdürülebilirliği artıran teknik çözümler sunmayı amaçladığı ve eğitimde inovasyon yönelimli araştırmaların yetersiz kaldığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda yükseköğretim kurumlarının, sanat ve tasarım fakülteleri ile eğitim fakültelerinden akademisyenleri bir araya getirerek disiplinlerötesi araştırma projeleri üretmeleri, hatta araştırma merkezleri kurmaları ve bu oluşumları gerek yerel, gerek uluslararası fonlarla ve kurumsal ortaklıklarla desteklemeleri yararlı olacaktır. Ar-Ge çalışmalarının çıktılarının kurum içindeki diğer fakültelerle, Türkiye’de ve dünyadaki diğer üniversitelerle ve eğitim politikalarından sorumlu devlet kurumlarıyla paylaşılması da konuyla ilgili bilincin yaygınlaşmasına önemli ölçüde katkıda bulunacaktır. 463 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü 3. TOPLUMA KATKI ÇALIŞMALARINDA KÜLTÜR-SANAT Sürdürülebilir kalkınma amaçlarının başarıya ulaşabilmesi için bir tür ütopyacı bakış açısı da gereklidir (Laville & Leenhardt, 1996). Doğa ile kültürü birbirine bağlayan örüntülere karşı duyarlılığı geliştiren estetik deneyimler (Kagan, 2011: 267), topluma yayılabilmiş bir sürdürülebilirlik hareketinin başarılmasına (Packalén, 2010) ve bilimsel sürdürülebilirlik anlayışının kültürel dönüşüm yaratmasına destek olur (Clark & Button, 2011: 43). Yükseköğretim kurumları, eğitim-öğretim ve Ar-Ge çalışmalarının yanı sıra toplumda ütopyacı ruhu canlandıran kültürel etkinliklerle ve akademik dünyanın dışından birey, topluluk ve kurumlarla kurdukları iş birlikleriyle bu sürece katkıda bulunma imkânına sahiptir. Nitekim Gedikkaya Bal vd., “üniversitelerin bulundukları bölgelerdeki yerel yönetimler, iş dünyası ve sivil toplum örgütlerinin yanı sıra bölgede yaşayan halkla bir araya gelebileceği” etkinliklerin gerekliliğine işaret etmektedir (2022: 346). Sözü edilen etkinliklerin en önemlileri, öğrencilerin üretimlerinin ya da akademik araştırma çıktılarının sunulduğu ve çoğunlukla kültür üreticileri, STK’lar, özel sektör bileşenleri, yerel yönetimler, hatta yerel halkın iş birliğiyle düzenlenen sergi ve kültürel etkinliklerdir. Bunları da sürdürülebilirlik bilincini sanat aracılığıyla artırmaya yönelik ve sanatın sürdürülebilirliğini artırmaya yönelik olmak üzere iki gruba ayırmak mümkündür. Birinci gruba örnek olarak İtalya’da Venedik Ca’ Foscari Üniversitesi, 2023’te Iuav Venedik Üniversitesi, Padova Üniversitesi, Verona Üniversitesi ve sanatçı Laura Pugno iş birliğiyle hayata geçirilen ‘Mal d’Aria’ başlıklı sanat projesi verilebilir. Hava kirliliği konulu çalışmada, üniversitenin ve kent sakinlerinin katılımıyla çeşitli oturumlar, performans etkinliği ve sergi düzenlenmiştir. Royal College of Art’ın doktora adaylarından Wayne Binitie, Glasgow Bilim Merkezi’nde ‘Polar Zero’ başlıklı bir sergi açmıştır. Sergi, ülkenin güney kutbu araştırmalarından sorumlu British Antarctic Survey (BAS) ve mühendislik şirketi Arup iş birliğiyle gerçekleştirilmiştir. ABD’de Michigan Üniversitesi Çevre ve Sürdürülebilirlik Okulu, 2012’de Sanat ve Çevre Galerisi’ni (Art & Environment Gallery) açmış; burada ulusal ve uluslararası sanatçıların insan-çevre ilişkisine dair çalışmalarını sergilemiştir. Avusturya’da Viyana Güzel Sanatlar Akademisi, kamusal alanda gerçekleştirdiği mimari ve sanatsal müdahaleler aracılığıyla Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın “Nitelikli Eğitim” ve “Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar” maddelerine katkı sunmayı hedeflemektedir. İkinci gruba örnek olarak ise Hollanda’da Delft Teknik Üniversitesi’nde Yeşil Ofis’in, 2019’da Pulchri Studio ve Vereniging Amstelland Kunst sanat dernekleri iş birliğiyle 464 Kültür-Sanat düzenlediği ‘Sürdürülebilir Sanat Sergisi’ örnek verilebilir. Sergideki 22 çalışmadan 6’sının hazırlık sürecine öğrenciler de dahil olmuş; bu sayede sanat sektöründen profesyonellerle birlikte çalışma olanağı bulmuşlardır. Diğer yandan 2024’te Finlandiya’da Helsinki Sanat Üniversitesi, görsel sanatlar profesyonelleri ve kültür kurumları arasında sürdürülebilir pratikler konusunda bilgi-alışverişini geliştirmek için ‘Sürdürülebilir Görsel Sanatlar Günü’ düzenlemiştir. Çalıştay ve toplantıların yer aldığı etkinlik Finlandiya’dan birçok müze, sanat kurumu ve üniversitenin dahil olduğu ‘Next Generation’ Avrupa Birliği projesi kapsamında gerçekleştirilmiştir. Almanya’da Folkwang Sanat Üniversitesi, 2024’te biyo-bazlı malzemeler ve sürdürülebilir üretim süreçleri üzerinde çalışacak iki katılımcıya altı aylık misafir sanatçı ve tasarımcı bursu vereceğini duyurmuştur. Almanya devletinin fonladığı ‘Sustainability by Design’ projesi kapsamındaki bursun amacı, sürdürülebilirlik araştırmalarından elde edilen bilgiyi tasarım aracılığıyla toplumla buluşturmaktır. Programda üretilen çalışmaların Eindhoven’da Dutch Design Week’te sergilenmesi planlanmıştır. Kısacası gelişmiş ülkelerdeki yükseköğretim kurumları sanat ve sürdürülebilirlik bağlamında topluma katkıyı, eğitim-öğretim ve araştırma süreçlerinin sonuçlarını kitlelerle paylaştıkları sergiler başta olmak üzere farklı topluluk ve kurumlarla iş birliği içinde düzenledikleri eğitim ve kültür etkinlikleriyle yapmaktadır. Diyaloğu kolaylaştırarak kolektif iyilik düzeyini artıran katılımcı sanat pratikleri (Wall vd., 2019: 48), kurumun kendi çatısı altında üretilen bilgiyi kitlelerin kullanımına sunmasını ve sorunun tüm paydaşlarının çözüm sürecine katılımını kolaylaştırma potansiyeli taşımaktadır. Türkiye’deki yükseköğretim kurumları da topluma katkı etkinlikleri düzenlemektedir. 2018’de Yeditepe Üniversitesi, Ataşehir Belediyesi iş birliğiyle çocuklar için ‘Atık Malzemelerden Ürün Tasarımı’ başlıklı bir çalıştay düzenlemiştir. Çalıştayda katılımcılar, atıklardan aydınlatma ürünleri yapmayı öğrenmiş; bunlar belediyede ve üniversite yerleşkesinde sergilenmiştir. Özyeğin Üniversitesi, 2018-2022 yılları arasında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) iş birliğiyle ‘Yaklaş 2030’ programı kapsamında dört farklı proje gerçekleştirmiştir. Bunlardan “Co-Art Co-Act | ‘Küresel Sorunlarımız İçin Sanat Ne Yapabilir?’” projesi, sergi, panel ve sanat atölyeleri içermiş; etkinliklerin çıktıları, ‘Yaklaş 2030’ başlıklı e-kitapta kamuoyuyla paylaşılmıştır. 2022’de İstanbul Gelişim Üniversitesi sanat galerisinde, küratörlüğünü Güzel Sanatlar Fakültesi’nden Prof. Dr. İsmet Çavuşoğlu’nun üstlendiği, 14 sanatçı ve akademisyenin çalışmalarını içeren ‘Sanat ve Sürdürülebilirlik Sergisi’ gerçekleştirilmiştir. Aynı yıl Mardin Artuklu Üniversitesi Midyat Sanat ve Tasarım Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nesrin Yeşilmen, ‘AMBER Sürdürülebilir Takı Sergisi’ açarak işlenmiş amber ve kehribardan çıkan atık 465 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü malzemelerden ürettiği takıları sergilemiştir. 2023’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Arkın Yaratıcı Sanatlar ve Tasarım Üniversitesi, bir banyo ve mutfak ürünleri markasının iş birliğiyle ‘Sürdürülebilir Sanat’ yarışması ve sergisi gerçekleştirmiştir. 2024’te Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. S. Tuğba Arabalı Koşar’ın yürüttüğü araştırma kapsamında, ‘III Denim Hikayesi Sürdürülebilir Tekstil Sanatı’ sergisi, Seyhan Belediyesi 100. Yıl Çırçır Sanat Merkezi’nde açılmıştır. Kısacası Türkiye’de üniversitelerin sanat ve sürdürülebilirlik bağlamında topluma katkıyı, ağırlıklı olarak yerel yönetimlerin iş birliğinde düzenledikleri sergi etkinlikleri aracılığıyla yaptığı; farklı paydaşları sürece dahil eden katılımcı sanat pratiklerinden ise nadiren yararlandığı görülmektedir. Bu da bütüncül kurumsal sürdürülebilirlik politikalarının yetersizliğini bir kez daha doğrulamaktadır. Buradan anlaşıldığı üzere yükseköğretim kurumlarının, öncelikle kendi yerleşkelerini çevreleyen mahalle, ilçe ve kent düzeyinde yerel halkları aktif katılımcılara dönüştüren ve sergilemenin ötesinde değişim yönünde bireysel sorumluluk almaya teşvik eden etkinlikler tasarlamaya ağırlık vermesi; akademisyen ve öğrencilerin yerel halk ile doğrudan temas edebileceği ortak üretim platformları yaratması ve böylece kurum içinde üretilen bilgiyi toplumsal sağduyuya dönüştürme yönünde çalışmalarda bulunması elzemdir. SONUÇ Yükseköğretimde sürdürülebilirlik çalışmalarının başarısının, eğitimöğretim, Ar-Ge ve topluma katkı bileşenlerini birbirini destekler şekilde harekete geçirebilen bütüncül kurumsal politikalar gerektirdiği açıktır. Gelişmiş ülkelerdeki üniversitelerin bu yönde kayda değer adımlar attığı; Türkiye’deki uygulamaların ise bunlara kıyasla dağınık ve yetersiz kaldığı görülmektedir. Sürdürülebilirliğe adanmışlığın ifade edildiği kurumsal vizyon metinlerinin, akademisyenleri, çalışanları ve öğrencileri eyleme teşvik eden etkinlik ve uygulamalar olmadan kâğıt üstünde şık duran kelimelerden ibaret olması kaçınılmazdır. Diğer yandan fakülte ve bölümlerin ara ara düzenlediği etkinliklerin, eğitim-öğretim, Ar-Ge ve topluma katkı bileşenlerini birlikte ele alan kurumsal bir stratejinin yokluğunda sürdürülebilir kalkınma amaçlarını uzun vadede desteklemesi mümkün değildir. Yukarıda incelenen örneklerin de gösterdiği gibi sanat temelli eğitim-öğretim ve araştırma yöntemleri bu üç bileşenin birlikte işlemesini kolaylaştırdığından, Türkiye üniversitelerinde daha yoğun ve sistemli şekilde kullanılmaları gerekmektedir. Üniversitelerin eğitim-öğretimde sanat temelli yöntemlere dayalı 466 Kültür-Sanat çeşitli düzeylerdeki sürdürülebilirlik derslerini gerek üniversite, gerek fakülte ölçeğinde ortak ve/veya zorunlu hale getirmesi; Ar-Ge alanında sanat, sürdürülebilirlik ve eğitim ilişkisini irdeleyen disiplinlerötesi projeleri özel olarak desteklemesi; topluma katkı yönünde ise akademisyenlerin rehberliğinde ve öğrencilerin katılımıyla, yerel halkları sürdürülebilirlik süreçlerinde aktif rol almaya teşvik edecek sanatsal etkinliklere ağırlık vermesi, bu yönde önemli bir gelişme kaydetmelerini sağlayacaktır. Buna ek olarak yükseköğretimde sanat ve sürdürülebilirlik çalışmalarının etkilerine yönelik ölçme ve değerlendirme standartları gerek küresel gerek yerel bağlamda tam olarak yerleşmiş değildir. Dolayısıyla her üniversite, bunların kısa, orta ve uzun vadedeki etkilerini ölçen araştırma projeleri geliştirmeli ve bu araştırmalardan elde ettiği bulguları temel alarak stratejisine sürekli yeniden yön vermelidir. Çalışmanın bulguları ışığında disiplinlerötesilik, her üç bileşeni ilgilendiren en önemli kavramlardan biri olarak belirmektedir. Buradan hareketle, üniversitelerin bütüncül bir sürdürülebilirlik yaklaşımı geliştirmelerini zorlaştıran önemli bir faktörün, disiplinlerarası sürdürülebilirlik eğitiminin hâlâ disiplinlere ayrılmış şekilde yönetilen kurumlarda hayata geçirilmeye çalışılması (Wals & Jickling, 2002) olduğunu belirtmekte yarar vardır. Yükseköğretim kurumlarının merkeziyetçi politikalara tabi olduğu Türkiye gibi ülkelerde bu zorluk daha da büyüktür. Türkiye’de üniversitelerin bu alanda dünya standartlarını yakalayabilmesi için, her üç bileşen bağlamında disiplinlerötesi çalışmalara daha açık olması gerekmektedir. Gelecekte sanat temelli eğitim pratiklerinin doğa bilimleri, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarında daha yaygın olarak kullanılmasının beklendiği (Wall vd., 2019: 49) bir dünyada bu yöntemlerden yalnızca sanat ve tasarım bölümlerinde yararlanılması, oluşmakta olan yeni bilgi alanlarının ıskalanması anlamına gelecektir. Bunun için de bu yöntemlere, sanat dışındaki bölümlerin müfredat içerikleri kapsamında da yer verilmesi; sanat ve tasarım fakültelerinin ise, uygulama aşamasında diğer fakültelere destek olması gerekmektedir. Aynı şekilde, diğer fakültelerle kurulan iş birlikleri sanat ve tasarım fakültelerinin sürdürülebilirliğine de katkıda bulunacak ve akademik karar vericileri, müfredatlarına disiplinlerötesi eğitim-öğretim yaklaşımlarını dahil etmek konusunda cesaretlendirecektir. Ayrıca fakülte ve bölümler arası Ar-Ge iş birliklerinin artırılması ve araştırma süreçlerinin yerel yönetim, STK ve özel sektör şirketler gibi ortakların katılımıyla zenginleştirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Gelişmiş ülkelerdeki örneklerin en önemli ortak özelliklerinden biri de öğrencilerin yükseköğretim kurumu içinde, hatta kurumlar arası düzeyde inisiyatif alabilmelerine olanak sağlayan öğrenci birliği, öğrenci temsilciliği gibi özerk 467 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü yapıların varlığıdır. Genç kuşakların, sürdürülebilirliğin uzaklardaki karar mercilerinin değil, bu gezegenin doğal ve kültürel kaynaklarıyla hayatta kalan her bir bireyin ortak sorunu ve sorumluluğu olduğunu algılamaları, yaşıtlarının da içinde olduğu etkinliklerde rol alabilmeleri sayesinde mümkün olabilir. Gençlerin bir araya geldiği yerler olarak yükseköğretim kurumlarının, bu tür çalışmaların yürütülebileceği, akılcılığı elden bırakmadan duyarlılıklara kucak açan bir ortamı onlara sunmakla yükümlü olduğu unutulmamalıdır. KAYNAKÇA Aalto University. (2024). “Creative Sustainability, Master of Arts (Art and Design)”. https://www.aalto.fi/en/study-options/creative-sustainability-master-of-arts-art-anddesign, Erişim Tarihi: 20.06.2024. Academy of Fine Arts Vienna. (2022). “Sustainability Strategy Academy of Fine Arts Vienna”. https://www.akbild.ac.at/en/news/2022/sustainability-strategy-of-the-academyof-fine-arts-vienna, Erişim Tarihi: 11.06.2024. Acuner, E. & Maçin, K. E. & Özcan, F. K. & Karabulut, A. E. & Köse Mutlu, B. & Durak Ata, L. (2023). “Üniversitelerde Sürdürülebilirlik Çalışmaları: İstanbul Teknik Üniversitesi Örneği”, Çevre, İklim ve Sürdürülebilirlik, 24(2), 111-120. Adomssent, M. & Godemann, J. & Michelsen, G. (2007). “Transferability of Approaches to Sustainable Development at Universities as Challenge”, International Journal of Sustainability in Higher Education, 8(4), 385-402. Akgül, A. (2021). “Sanat Eğitimi Veren Yüksek Öğretim Kurumlarında Çalışan Akademisyenlerin Uzaktan Eğitim ile İlgili Görüşlerinin Belirlenmesi”, Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 17(3), 415-432. Arkın Yaratıcı Sanatlar ve Tasarım Üniversitesi. (2023). “ARUCAD ve Bocchi İşbirliğinde ‘Sürdürülebilir Sanat’ Yarışmasının Sergisi ve Ödül Töreni Gerçekleşti”. https://arucad.edu.tr/haberler/arucad-ve-bocchi-isbirliginde-surdurulebilir-sanatyarismasinin-sergisi-ve-odul-toreni-gerceklesti, Erişim Tarihi: 09.06.2024. Ataşehir Belediyesi. (2018). “Atıkları Işığa Dönüştürdüler”. https://atasehir. bel.tr/haber/atiklari-isiga-donusturduler, Erişim Tarihi: 20.06.24. Bamford, A. (2006). The Wow Factor: Global Research Compendium on the Impact of the Arts in Education. Waxmann Verlag. Başkent Üniversitesi. (2023). “5. Uluslararası Sanat ve Tasarım Eğitimi Sempozyumu”. https://www.baskent.edu.tr/tr/etkinlikler/sempozyum/5-uluslararasi-sanat-ve-tasarimegitimi-sempozyumu/599, Erişim Tarihi: 15.05.2024. Bayuo, B. B. & Chaminade, C. & Göransson, B. (2020). “Unpacking the Role of Universities in the Emergence, Development and Impact of Social Innovations-A Systematic Review of the Literature”, Technological Forecasting & Social Change, 155, 120030. 468 Kültür-Sanat Bertaux, N. & Skeirik, K. (2018). “Creating Pegagogy to Integrate Sustainability and the Arts”, Journal of Management for Global Sustainability, 6(2). Ca' Foscari University of Venice. (2024). “Art & Sustainability”. https://www.unive.it/pag/26876/, Erişim Tarihi: 09.06.2024. Caust, J. (2021). “Sustainability of Artists in Precarious Times; How Arts Producers and Individual Artists Have Adapted during a Pandemic”, Sustainability, 13, 13561. Christou, O. & Manou, D. B. & Armenia, S. & Franco, E. & Blouchoutzi, A.& Papathanasiou, J. (2024). “Fostering A Whole-Institution Approach to Sustainability through Systems Thinking: An Analysis of the Stateof-the-Art in Sustainability Integration in Higher Education Institutions”, Sustainability, 16, 2508. Clark, B. & Button, C. (2011). “Sustainability Transdisciplinary Education Model: Interfaces of Arts, Science and Community (STEM)”, International Journal of Sustainability in Higher Education, 12(1), 41-54. Clammer, J. (2014). “Art and the Arts of Sustainability”, Social Alternatives, 33(3), 65-70. Concordia Üniversitesi. (2024). “Sustainability”. https://www.concordia.ca/finearts/ about/galleries-venues/fofa-gallery/sustainability.html, Erişim Tarihi: 20.06.2024. Culture Action Europe (2019). “Implementing Culture within the Sustainable Development Goals: The Role of Culture in Agenda 2030”. https://cultureactioneurope.org/wpcontent/uploads/2019/09/Implementing-Culture-in-Sustainable-Development-GoalsSDGs.pdf, Erişim Tarihi: 10.06.2024. Culture Action Europe (2020). “No Sustainability without Culture and the Arts”. https://cultureactioneurope.org/news/no-sustainability-without-culture-and-the-arts, Erişim Tarihi: 10.06.2024. Curtis, D. (2017). “Building Sustainability with the Arts: Introduction”, içinde Building Sustainability with the Arts: Proceedings of the 2nd National EcoArts Australis Conference, (Ed. David Curtis). Cambridge Scholars Publishing. Ss. 3-18. Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi. (2024). “‘III Denim Hikayesi Sürdürülebilir Tekstil Sanatı’ Sergisi”. https://gsf.cu.edu.tr/haberdetay/118/iii-denimhikayesisurdurulebilir-tekstil-sanati-sergi-si, Erişim Tarihi: 18.05.2024. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. (2021). “Sanatta Sürdürülebilirlik ve Sürdürülebilir Tekstil Sanatında Denimin Yeri”. https://sosyalbilimler.cukurova. edu.tr/cu/Seminerler/2021-2022/Aral%C4%B1k%202021/sanatta-surdurulebilirlik-vesurdurulebilir-tekstil-sanatinda-denimin-yeri, Erişim Tarihi: 18.05.2024. Demos, T. J. (2009). “The Politics of Sustainability: Art and Ecology”, içinde In Radical Nature: Art and Architecture for a Changing Planet 1969-2009, (Ed. F. Manacorda). Barbican Art Gallery. Ss. 16-30. Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü. (2024). “Sürdürülebilirlik”. https://egitimbilimleri.deu.edu.tr/surdurulebilirlik, Erişim Tarihi: 18.06.2024. Erciyes Üniversitesi. (2022). “Kampüste Sürdürülebilir Sanat”. https://www.erciyes. edu.tr/tr/etkinlik-detay/kampuste-surdurulebilir-sanat/7295, Erişim Tarihi: 17.05.2024. 469 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Erciyes Üniversitesi. (2024). “Sürdürülebilirlik Koordinatörlüğü Sürdürülebilir Kampüs Fotoğraf Yarışması”. https://surdurulebilirkampus.erciyes.edu.tr, Erişim Tarihi: 18.06.2024. Europass Teacher Academy. (2024). “Art and Nature: A Sustainable Approach for All Teachers”. https://www.teacheracademy.eu/course/sustainable-art, Erişim Tarihi: 27.06.2024. Folkwang University of the Arts. (2024). “Sustainability by Design Residencies (Germany)”. https://on-the-move.org/news/folkwang-university-arts-sustainabilitydesign-residencies-germany, Erişim Tarihi: 20.06.2024. Fowler-Smith, L. (2017). “Can Interdisciplinary Teaching Led by the Arts Contribute to the Debate on Contemporary Environmental Issues?”, içinde Building Sustainability with the Arts: Proceedings of the 2nd National EcoArts Australis Conference, (Ed. David Curtis). Cambridge Scholars Publishing. Ss. 187-210. Gedikkaya, B. P. & Ayas, M. Ö. & Bozaykut, A. & Yavuz Tiftikçigil, B. & Afacan Fındıklı, M. (2022). “Sürdürülebilir Kalkınma Bağlamında Uluslararası Üniversite Sıralama İndeksleri ve Türkiye’deki Üniversiteler”, Doğuş Üniversitesi Dergisi, 23(1), 331-349. Güngör Tanç, Ş. & Tanç, A. & Çardak, D. & Yağlı, İ. (2022). “Türkiye’deki Üniversitelerin Sürdürülebilirlik Çalışmalarının İncelenmesi”, Muhasebe ve Denetime Bakış, 66(83), 100. Heinrich, F. & Kørnøv, L. (2022). “Art and Higher Education for Environmental Sustainability: A Matter of Emergence?”, International Journal of Sustainability in Higher Education, 23(3), 728-747. Horvath, A. S. & Löchtefeld, M. & Heinrich, F. & Bemman, B. (2023). “STEAM Matters for Sustainability: 10 Years of “Art and Technology” Student Research on Sustainability through Problem-Based Learning”, Journal of Problem Based Learning in Higher Education, 11(2), 1-33. İstanbul Gelişim Üniversitesi. (2022). “Sanat ve Sürdürülebilirlik Sergisi Ziyaretçilerini Bekliyor!”. https://gelisim.edu.tr/tr/gelisim-haber-sanat-ve-surdurulebilirlik-sergisiziyaretcilerini-bekliyor, Erişim Tarihi: 14.05.2024. İstanbul Gelişim Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi. (2022). “Konumuz Sürdürülebilirlik!”. https://gsf.gelisim.edu.tr/tr/akademik-haber-konumuz-surdurulebilirlik, Erişim Tarihi: 14.05.2024. İstanbul Gelişim Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi. (2022). “Sürdürülebilirliğin Sanata Yansıması!”. https://gsf.gelisim.edu.tr/tr/akademik-haber-surdurulebilirligin-sanatayansimasi, Erişim Tarihi: 14.05.2024. İstanbul Külttür Sanat Vakfı. (2021). “Ekolojik Dönüşüm için Kültür ve Sanat”. https://www.iksv.org/tr/raporlar/ekolojik-donusum-icin-kultur-ve-sanat, Erişim Tarihi: 19.06.2024. İstanbul Nişantaşı Üniversitesi. (2024). “Denim Atık Yönetiminde İleri Dönüşün Uygulamaları Eğitimi”. https://surdurulebilirlik.nisantasi.edu.tr/2024/06/ 26/denim-atik-yonetiminde-ileri-donusum-uygulamalari-egitimi-2, Erişim Tarihi: 18.06.2024. 470 Kültür-Sanat İstanbul Nişantaşı Üniversitesi. (2024). “Sürdürülebilir Modaya Alternatif Çözümler”. https://aday.nisantasi.edu.tr/surdurulebilir-modaya-alternatif-cozumler/, Erişim Tarihi: 18.06.2024. İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu. (2022). “III. Tekstil ve Moda Tasarımı Sürdürülebilirlik Buluşmaları”. https://myo.nisantasi.edu.tr/etkinlik/iiitekstil-ve-moda-tasarimi-surdurulebilirlik-bulusmalari-420856, Erişim Tarihi: 18.06.2024. İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi. (2022). “Sürdürülebilir Tekstil ve Moda Tasarımı Buluşma”. https://stf.nisantasi.edu.tr/etkinlik/surdurulebilir-tekstilve-moda-tasarimi-bulusma-713273, Erişim Tarihi: 18.06.2024. İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu. (2021). “Sürdürülebilir Tekstil ve Moda Tasarımı Buluşmaları”. https://myo.nisantasi.edu.tr/etkinlik/surdurulebilirtekstil-ve-moda-tasarimi-bulusmalari-440800, Erişim Tarihi: 18.06.2024. Jeannotte, M. S. (2021). “When the Gigs Are Gone: Valuing Arts, Culture and Media in the COVID-19 Pandemic”, Social Sciences & Humanities Open, 3, 100097. Kagan, S. (2008). “Introduction: Sustainability as A New Frontier for the Arts and Culture”, içinde Sustainability as A New Frontier for the Arts and Cultures, (Ed. S. Kagan & V. Kirchberg). VAS-Verlag für Akademische Schriften. Ss.14-23. Kagan, S. (2011). Art and Sustainability: Connecting Patterns for a Culture of Complexity (2nd amended edition). Verlag. Kang, M. & Cholakis-Kolysko, K. & Dehghan, N. (2024). “Sustainability Teaching in Higher Education: Assessing Arts and Design Faculty Perceptions and Attitudes”, International Journal of Sustainability in Higher Education, (baskı öncesi). Lang, D. J. & Wiek, A. & Bergmann, M. & Stauffacher, M. & Martens, P. & Moll, P. & Swilling, M. & Thomas, C. J. (2012). “Transdisciplinary Research in Sustainability Science: Practice, Principles, and Challenges”, Sustainability Science, 7, 25-43. Laville, B. & Leenhardt, J. (1996). Villette-Amazone: Manifeste pour l’Environnement au XXIe Siècle. Actes Sud: Arles. Leeds Arts Union. (2024). “Sustainability”. https://www.leedsartsunion.org.uk/ sustainability, Erişim Tarihi: 09.06.2024. Leeds Arts University. (2024). “Sustainability”. https://www.leeds-art.ac.uk/aboutus/ sustainability, Erişim Tarihi: 09.06.2024. Leeds Arts University. (2024). “Sustainability Framework”. https://a.storyblok. com/f/219744/x/d47f8ca6c4/lausustainability-framework.pdf, Erişim Tarihi: 09.06.2024. Lineberry, H. S. & Wiek, A. (2016). “Art and Sustainability”, içinde Sustainability Science: An Introduction, (Ed. H. Heinrichs & P. Martens & G. Michelsen & A. Wiek). Springer. Ss. 311 324. Mardin Artuklu Üniversitesi. (2022). “‘AMBER Sürdürülebilir Takı Sergisi Açıldı”. https://www.artuklu.edu.tr/tr/midyat-sanat-tasarim-fakultesi/haberler/amber-surdurulebilirtaki-sergisi-acildi, Erişim Tarihi: 16.05.2024. 471 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Martin, S. & Jucker, R. (2005). “Educating Earth-literate Leaders”, Journal of Geograph in Higher Education, 29(1), 19-29. Matheron, A. (2018). “Performing Waste, Wasting Performance: The Ecology of Fluxus”, Resilience: A Journal of the Environmental Humanities, 6(1), 102-117. Moore, J. (2005). “Is Higher Education Ready for Transformative Learning? A Question Explored in the Study of Sustainability”, Journal of Transformative Education, 3(1), 76-91. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü. (2021). “Sanat ve Tasarımda Sürdürülebilirlik: Prof. Burcu Karabey”. https://seramik. mu.edu.tr/tr/duyuru/sanat-ve-tasarimda-surdurulebilirlik---prof_-burcu-karabey50662, Erişim Tarihi: 17.05.2024. National College of Art and Design (NCAD) Dublin. (2023). “Professional Certificate in Sustainable Exhibition Making AD479PC”. https://www.ncad.ie/professionalcertificate-in-sustainable-exhibition-making, Erişim Tarihi: 20.06.2024. National Galleries Scotland. (2024). “Arte Povera”. https://www.nationalgalleries.org/artand-artists/glossary-terms/arte-povera, Erişim Tarihi: 07.06.2024. Özyeğin Üniversitesi. (2022). “Co-Art Co-Act | ‘Küresel Sorunlarımız için Sanat Ne Yapabilir?’”. https://www.ozyegin.edu.tr/tr/etkinlikler/20432/co-art-co-act-%7C-%E 2%80%98kuresel-sorunlarimiz-icin-sanat-ne-yapabilir, Erişim Tarihi: 20.06.2024. Packalén, S. (2010). “Culture and Sustainability”, Corporate Social Responsibility and Environmental Management, 17, 118-121. Pereira, L. (2016). “7 Environmental Artists Fighting for Change”. https://www. widewalls.ch/magazine/environmental-artists, Erişim Tarihi: 24.06.2024. Purcell, W. M. & Henriksen, H. & Spengler, J. D. (2019). “Universities as the Engine of Transformational Sustainability toward Delivering the Sustainable Development Goals: ‘Living Labs’ for Sustainability”, International Journal of Sustainability in Higher Education, 20(8), 1343-1357. QS Top Universities. (2024). “QS World University Rankings: Sustainability 2024”. https://www.topuniversities.com/sustainability-rankings, Erişim Tarihi: 20.06.2024. Reiss, J. (2023). “Art and Sustainability”, https://sps.columbia.edu/news/art-andsustainability, Erişim Tarihi: 11.06.2024. Royal College of Art. (2024). “Sustainability in Research”. https://www.rca.ac.uk/ more/sustainability/research-innovation-into-sustainability/#see-also, Erişim Tarihi: 24.06.2024. Sanz-Hernandez, A. & Covaleda, I. (2021). “Sustainability and Creativity through Mail Art: A Case Study with Young Artists in Universities”, Journal of Cleaner Production, 318, 128525. Southern Cross University. (2024.). “Sustainability, Environment, and the Arts in Education (SEAE) Research Centre”. https://www.scu.edu.au/education/research/ sustainability-environment-and-the-arts-in-education-seae-research-cluster, Erişim Tarihi: 20.06.2024. 472 Kültür-Sanat Stockholm University. (2024). “Art, Environment and Sustainability in East Asia”. https://www.su.se/english/search-courses-and-programmes/jka915-1.567433?opencollapse-boxes=course-detail, Erişim Tarihi: 22.06.2024. Tate. (2024). “Arte Povera”. https://www.tate.org.uk/art/artterms/a/arte-povera, Erişim Tarihi: 07.06.2024. Tate. (2024). “Environmental Art”. https://www.tate.org.uk/art/art-terms/e/environmentalart, Erişim Tarihi: 07.06.24. Tate. (2020). “Olafur Eliasson: In Real Life”. https://www.tate.org.uk/whatson/tatemodern/olafureliasson, Erişim Tarihi: 22.06.2024. The SDG Accord. (2024). “The SDG Accord: The University and College Sector’s Collective Response to the Global Goals”. https://www.sdgaccord.org, Erişim Tarihi: 10.06.2024. The University of Manchester. (2021). “Massive Attack Publish Tyndall Centre for Climate Change Live Music Roadmap”. https://www.manchester.ac.uk/discover/news/ massive-attack-publish-tyndall-centre-for-climate-change-live-music-roadmap, Erişim Tarihi: 20.06.2024. Teplitzky, A. (2020). “Alternative Models for Artist Sustainability in a COVID Economy and Beyond”. https://creative capital.org/2020/09/23/alternative-models-for-artistsustainability-in-a-covid-economy-and-beyond/, Erişim Tarihi: 10.06.2024. TU Delft Library. (2024). “Sustainability Art”. https://www.tudelft.nl/en/library/ aboutthelibrary/events/sustainability-art, Erişim Tarihi: 09.06.2024. Tufts University School of the Museum of Fine Arts. (2024). “Sustainability at Tufts”. https://smfa.tufts.edu/student-experience/sustainability, Erişim Tarihi: 11.06.2024. UAL. (2024). “Climate Action Plan”. https://www.arts.ac.uk/about-ual/climate-actionplan, Erişim Tarihi: 09.06.2024. UAL: Central Saint-Martins. (2024). “Sustainability and Climate Emergency”. https://www.arts.ac.uk/colleges/central-saint-martins/sustainability, Erişim Tarihi: 09.06.2024. UNESCO. (2024). “Education for Sustainable Development”. https://www.unesco.org/ en/sustainable-development/education, Erişim Tarihi: 15.06.2024. UNESCO. (2023). “Advancing Sustainability Education through Art, Expression and Culture”. https://www.unesco.org/en/articles/advancing-sustainability-educationthrough-art-expression-and-culture, Erişim Tarihi: 15.06.2024. Universidade Aberta. (2024). “ARDES-Short Learning Program Art, Design & Sustainability with a Special Focus on Environment and Climate Change”. https://portal.uab.pt/investigacao/en/projetos/ardes, Erişim Tarihi: 29.05.2024. Universidade Aberta. (2023). “Short Learning Program Art, Design & Sustainability with a Special Focus on Environment and Climate Change”. https://guiadoscursos. uab.pt/wpcontent/uploads/2023/11/ArtDesign-sustainability.pdf, Erişim Tarihi: 29.05.2024. University for the Creative Arts. (2024). “Environment & Sustainability”. https://www.uca.ac. uk/about-us/environment-and-sustainability, Erişim Tarihi: 09.06.2024. 473 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü University of Bologna. (2024). “Sustainability and the Arts: Between Collective Actions and Cultural Industries”. https://book.unibo.it/courses/coursev1:Unibo+ SUSTARTS101+2023_E1/about, Erişim Tarihi: 09.06.2024. University of Copenhagen. (2024). “SUSTAIN-ART-SCI”. https://www.ind.ku.dk/ english/projects/sustain-art-sci/, Erişim Tarihi: 20.06.2024. University of Exeter. (2024). “The Creative Exchange Programme”. https://www.exeter.ac.uk/research/esi/community/creativeexchange, Erişim Tarihi: 20.06.2024. University of Lapland. (2024). “Master's Degree Programme in Sustainable Art and Design”. https://www.ulapland.fi/EN/Units/Faculty-of-Art-and-Design/Studies/SustainableArt-and-Design, Erişim Tarihi: 20.06.2024. University of Leeds. (2024). “Student Sustainability Research Conference”. https://sustainability.leeds.ac.uk/student-sustainability-research-conference, Erişim Tarihi: 16.06.2024. University of Michigan School for Environment and Sustainability. (2024). “Art & Environment Gallery”. https://seas.umich.edu/about/gallery, Erişim Tarihi: 10.06.2024. University of The Arts Helsinki. (2024). “Sustainable Visual Arts Day”. https://www.uniarts.fi/en/events/sustainable-visual-arts-day, Erişim Tarihi: 20.06.2024. Wall, T. & Österlind, E. & Fries, J. (2019). “Art-Based Teaching on Sustainable Development”, içinde Encyclopedia of Sustainability in Higher Education, (Ed. W. Leal Filho). Springer. Ss. 43-50. Wall, T. & Österlind, E. & Fries, J. (2019). “Arts-Based Approaches for Sustainability”, içinde Encyclopedia of Sustainability in Higher Education, (Ed. W. Leal Filho). Springer. Ss. 50-56. Wals, A. E. & Jickling, B. (2002). “Sustainability in Higher Education: From Doublethink and Newspeak to Critical Thinking and Meaningful Learning”, International Journal of Sustainability in Higher Education, 3(3), 221-232. Wuppertal Institut. (2023). “Transform.NRW: Creating Sustainability with Art, Culture and Design Establishment of a Transdisciplinary Transfer and Cooperation Platform”. https://wupperinst.org/en/p/wi/p/s/pd/2178, Erişim Tarihi: 15.06.2024. Yeditepe Üniversitesi. (2024). “Yeditepe ‘Sürdürülebilirlik’ İçin Çocuklarla Elele”. https://yeditepe.edu.tr/tr/yeditepe-surdurulebilirlik-icin-cocuklarla-elele, Erişim Tarihi: 16.05.2024. Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. (2024). “Sanat ve Kültür Yönetiminde Sürdürülebilirlik”. https://sbe.yeditepe.edu.tr/tr/sanat-ve-kultur-yonetimi-yukseklisans-programi/dersler/sanat-ve-kultur-yonetiminde-0, Erişim Tarihi: 16.05.2024. ZHdK. (2024). “Growing Sustainability in the Arts”. https://sustainability.zhdk.ch/ en/projects, Erişim Tarihi: 14.06.2024. 474 BÖLÜM 18 SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK İLETİŞİMİ Esra Bayhantopçu * ÖZET Sürdürülebilir Kalkınma için çevresel, ekonomik ve sosyal alanlardaki konularda bilgi aktarma ve farkındalık yaratma amaçlı yapılan tüm iletişim çalışmaları olarak tanımlayabileceğimiz “Sürdürülebilirlik İletişimi”, dünyanın karşı karşıya olduğu sorunlar hakkında toplumsal bilinç yaratmanın yanı sıra, sürdürülebilirliğe dair tüm konularda temel bilgilerin aktarılmasını, her paydaşın üzerine düşen sorumlulukların tanımlanmasını, kalkınma için gerekli hedeflere ne şekilde varılacağının gösterilmesini de içerir. Sürdürülebilirlik İletişimindeki amaç başta ‘eşitlik’, ‘çevresel sorumluluk’, ‘sorumlu tüketim’ olmak üzere sürdürülebilirliğe dair konuları bilinir kılmak, bilinç ve farkındalık yaratarak olumlu yönde davranış değişikliğini sağlamak ve ortak bir davranışı teşvik edebilmektir. Sürdürülebilirlik İletişimi, kalkınma için iş birliklerinin artırılması ve sorumlulukların yaygınlaştırılması noktasında da kritik bir öneme sahiptir. Yükseköğretim kurumları ise bu iletişimi en etkin ve geniş kapsamda gerçekleştirme gücünü elinde bulunduran yapıların başında gelmektedir. Bu bölümde öncelikle yükseköğretim kurumlarında ilgili yönetim sisteminin nasıl olması gerektiği ele alınacak; daha sonra “Eğitim-Öğretim, Araştırma-Geliştirme, Topluma Katkı” alanlarında Sürdürülebilirlik İletişiminin kapsamına dair bilgiler verilerek, gelişim önerileri sunulacaktır. Anahtar Kelimeler: Yükseköğretim Kurumları, Sürdürülebilirlik İletişimi, Çevre İletişimi, Eşitlik İletişimi, Sorumlulukların Yaygınlaştırılması * Doç. Dr.; İstinye Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü;
[email protected]; Orcid: 0000-0001-6680-8414 475 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü SUSTAINABILITY COMMUNICATION ABSTRACT “Sustainability Communication”, which can be defined as all communication activities aimed at conveying information and raising awareness on environmental, economic and social issues for Sustainable Development, includes not only raising social awareness about the problems the world faces, but also transferring basic information on all aspects of sustainability, defining the responsibilities of each stakeholder, and showing how to achieve the goals for development. The aim of Sustainability Communication is primarily to make sustainability-related issues such as 'equality,' 'environmental responsibility,' and 'responsible consumption' known, create awareness and consciousness, ensure positive behavior changes, and encourage common behavior. Sustainability Communication also has a critical importance in increasing cooperation for development and disseminating responsibilities. Higher Education Institutions (HEIs) are among the institutions capable of effectively conducting this communication on a broad scale. This section will first discuss how the management system in HEIs should be structured, followed by an overview of the scope of sustainability communication across “EducationTeaching, Research &Development, Contribution to Society” with suggestions for further development. Keywords: HEIs, Sustainability Communication, Environmental Communication, Equality Communication, Dissemination of Responsibilities 476 Sürdürülebilirlik İletişimi GİRİŞ Bir bilgi, duygu ya da düşüncenin; yazılı, sözel, beden dili ya da farklı simgeler kullanımı yollarıyla görsel şekilde karşı tarafa aktarılması olarak tanımlayabileceğimiz iletişim sosyal varlık olan insanların birbirini anlama ve etkiletişim kurma yoludur. ‘Etkilemek’, ‘İnandırmak’, ‘İkna Etmek’ temel amaçlarından biri, birkaçı ya da tümü için yapılan iletişimin günümüzün en temel konusu olan sürdürülebilirlik çalışmalarındaki rolüne dünya literatüründe yeni yeni değinilmeye başlanmasıyla birlikte, sürdürülebilirliğe dair konuların ve ilgili çalışmaların herkes tarafından bilinmesi gerekliliği karşımıza ‘Sürdürülebilirlik İletişimi’ kavramını çıkarmıştır. Dünya üzerinde milyonlarca gıda atığı varken, dünyanın bir diğer yanında bazı insanlar açlık çekip, kıtlıklarla mücadele eder; Okula gitmesi gereken çocuklar, fiyatına hiç bakılmadan dahi alınan telefonların, kıyafetlerin vb. üreticisi şirketler tarafından dünyanın bazı bölgelerinde maden ocaklarında, fabrikalarda çalıştırılır; Bazılarımız lüks evlerde yaşarken, diğer bazılarımız o evlerin yapımı için pasaportları ellerinden alınarak zorla çalıştırılır; Büyük petrol şirketleri yaşamlarımızın daha rahat olması için çalışmalar yaparken, okyanuslarda bunlardan habersiz yaşayan balıklar ölür, okyanus ekosistemi yoksullaşır... Tüm bunların iletişimi yapılmazsa dünyanın geri kalanı bunlardan habersiz yaşayabilir... Dünyanın tehlike çanlarının herkes için çaldığını ilan etmesi sonucu, bu meselelerin herkesin sorunu olduğu artık hepimizin kabul ettiği bir gerçektir. Bu nedenledir ki, sürekli iletişimle kalkınma seferberliğine herkesin dahil edilmesi ve tüm bu konulara dair küresel bir bilincin yaratılması gerekmektedir. İletişim, tarafların birbirini anlaması ve fikir ya da tutumların paylaşılması amacıyla uygun mesajların geliştirilmesi için toplum üyeleri ve çeşitli paydaş gruplarıyla etkileşime geçilmesiyle ilgilidir (Burksiene & Dvorak, 2022). Her bilinç yalıtılmıştır, nörofizyolojik, bilişsel, duygusal süreçlerimiz karşılıklı olarak gözlemlenemez ve bir kişinin bir diğerinin düşüncelerine, tutumlarına ve niyetlerine doğrudan erişimi yoktur. İletişim yoluyla 'içsel olan dışsallaştırılır', kişiler birbirini bilgilendirebilir, bu sayede sosyal varlıklar haline gelir. İletişim bu nedenle toplumsal örgütlenmenin ilkesidir (Ziemann, 2011: 90). Toplumsal bir örgütlenme, bireylerin ortak değerler ve amaçlar çerçevesinde düşünmelerini, davranmalarını ve yaşamalarını beraberinde getirir. Günümüzün acil eylem planı gerektiren küresel sorunlarının üstesinden gelmek, yani ‘Sürdürülebilir Kalkınma (SK)’ya bizi ulaştıracak, gelecek nesillerin ihtiyaçlarını sağlayacak kaynaklara zarar vermeden bugünkü ihtiyaçları karşılama sorumluluğu ve bunu yaparken de daha adaletli ve eşitlikçi hareket etme tutumunun kazanılması, ancak toplumsal bir 477 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü bilinç, ortak değerler ve örgütlenme ile mümkün olacaktır. Bu da doğru, eksiksiz ve sürekli bir ‘Sürdürülebilirlik İletişimi (Sür-İl ) 1’ ile mümkündür. Her ne kadar sürdürülebilirlik kavramı günümüzde pek çok yerde ve pek çok kişi tarafından sıklıkla kullanılmaya başlansa da, kavramın içeriği ve temsil ettiği değerler konusunda hâlâ bir belirsizlik bulunmaktadır. Global sorunların karmaşıklığı ve bazı konuların daha çok gündemde olması sürdürülebilirliğin yanlış ya da eksik bilinmesine sebep olabilmektedir. Örneğin günümüzde sürdürülebilirlik denildiğinde hâlâ çevre bilinci öne çıkarılmaktadır. Halbuki sürdürülebilirlik çevre konusunun ötesindedir, yaşam şekillerimize dair tüm konuları içine alır. Bu nedenle konuyla ilgili ortak tanımların bilinmesini sağlamak, ilgili aktörler arasındaki iş birliklerinin etki düzeyini artırmak, karşılıklı anlayış geliştirmek, toplumun tümüne bu bilinci yaymak ve topyekûn bir kalkınmaya ivme kazandırmak için iletişim önemlidir. Bu iletişimin sürdürülebilirlik kapsamına dahil olan tüm konuları içerecek ve karşı tarafa özümsetecek şekilde yapılması kilit noktadır. Bu noktanın herkes tarafından aynı şekilde bilinir olmasını sağlayabilecek kurumların başında ise yükseköğretim kurumları gelmektedir. Yükseköğretim kurumları toplumda temsil ettikleri konum itibariyle, farklı kurumlarla bire bir iletişimde olan, pek çok paydaşa aynı anda ulaşma gücü ve imkânı bulunan önemli kurumlardır. Bu paydaşların arasında, devlet otoriteleri, kamu kurumları, özel sektör temsilcileri, Sivil Toplum Kuruluşları (STK’lar), diğer üniversiteler, meslek odaları, medya, uluslararası ağlar, akademisyenler, idari personel, öğrenciler, mezun öğrenciler, lise öğrencileri, veliler ile doğrudan; bu grupların farklı paydaşları, ilgili kişilerin aileleri ve yakın çevreleri ile dolaylı diyalog kanalları bulunmaktadır. Dolayısıyla yükseköğretim kurumlarının pek çok paydaşa doğrudan ve dolaylı ulaşabilme kapasitesi ve yetkinliği sayesinde SK yolunda yaratılması gereken farkındalık çalışmalarında en önemli rolü üstlenebileceği muhakkaktır. Stratejik iletişim modelinin geliştirilmeye çalışıldığı ve gözlem, görüşme, odak grup, doküman analizi gibi farklı yöntemlerin kullanılarak yapılan bir araştırmada çoğu üniversitenin, sürdürülebilirlik girişimlerini uyguluyor ya da çevreselliği resmi olarak kurumsal beyanlarına (misyon, vizyon vb.) entegre ediyor olsalar da, bu aktivitelerin bilgilendirici ve ikna edici iletişiminde başarısız oldukları saptamıştır (Mazo & Macpherson, 2017: 1). Bu araştırmayı referans alarak iddiada bulunmak her ne kadar mümkün değilse de üniversitelerin 1 Literatürde böyle bir kısaltmakla bulunmamakla birlikte, metinde bundan sonra ‘Sürdürülebilirlik İletişimi’ kavramı kısaltma amaçlı ‘Sür-İl’ olarak geçecektir. 478 Sürdürülebilirlik İletişimi sürdürülebilirlik iletişiminin hâlâ istenilen düzeyde olmadığı öne sürülebilir. 1992 yılında Birleşmiş Milletler (BM) tarafından düzenlenen Rio Zirvesi ve ardından yayınlanan pek çok deklarasyon ile hızlanan iletişim sürecinde sürdürülebilirliğe dair iletişim çalışmalarının önemi bir kez daha gün yüzüne çıkmıştır. Bu nedenle üniversitelerin ‘Eğitim-Öğretim’, ‘Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge)’ ve ‘Topluma Katkı’ alanlarının her birinde ayrı ayrı iletişim stratejileri ve bu üç alandaki çalışmaların iletişimsel entegrasyonuyla Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına (SKA’lar) çok daha hızlı ulaşılması mümkündür. Pierre Bourdieu’nun “kültürel sermaye üretimi” (Cultural Capital Reproduction) kavramı mevcut kültürel değerlerin, uygulamaların ve normların nesilden nesile aktarıldığı ve böylece kültürel deneyimin zaman içinde sürekliliğini sağlayan mekanizmaları tanımlar. Bu üretim sistemi eşitsizlikleri de beraberinde getirir. Bourdieu’ya göre; modern toplumlardaki okullaşma süreçleri kültürel yeniden üretimin ana mekanizmaları arasındadır (2018). Konunun eleştirel sorgulamasını başka çalışmalara bırakmakla birlikte; bu görüşe dayanarak, tam tersi bir etkinin yani okulların eşitsizliklerin tümünü yok etme potansiyelini de kendinde barındırdığını iddia etmek mümkün olabilir mi? Bu noktada, toplumların merkezinde duran; eğitim-öğretim, Ar-Ge faaliyetleri ile gelecek nesli yetiştiren ve aynı zamanda toplumun bilim ve gelişimini sağlayan yükseköğretim kurumlarının SK sürecindeki rolü son derece önemlidir. Bu bölümde henüz literatürde çok fazla ele alınmayan, geliştirilmesi gereken bir konu olan “Sürdürülebilirlik İletişimi” hakkında genel bir bilgi verildikten sonra, söz konusu iletişimin yükseköğretim kurumlarının ‘yönetimi’ ile birlikte ‘Eğitim-Öğretim’, ‘Ar-Ge’ ve ‘Topluma Katkı’ alanlarında ne şekilde gerçekleştirilebileceğine dair bilgiler ve öneriler sunulmaya çalışılacaktır. Sürdürülebilirlik İletişiminin Kuramsal Çerçevesi ve Medya McLuhan’ın (1992) öne sürdüğü gibi dünyamız artık dijital iletişim teknolojileri sayesinde küresel bir köye dönüşmüş durumdadır. Geçmiş zamanlarda kendimize uzak bölgelerdeki açlık, yoksulluk, insan hakları ihlali, çevresel bozulmalarla ilgili bu derece anında, detaylı ve sürekli izleyeceğimiz ve bilgi edinebileceğimiz kaynaklardan yoksunken; günümüzde dünyanın öteki ucunda olan bir olayı saniyeler sonrasında ekranlarımızda izleyebiliyor, öğrenebiliyor ve hatta tepki göstererek orada yaşanan olayın değişimi üzerinde rol sahibi olabiliyoruz. İletişim teknolojilerinin bize sunduğu bu olanaklarla sürdürülebilir gelişimin önündeki engelleri ve fırsatları bilmek çok daha mümkünken, diğer yandan geleneksel medyanın gücünün aslında dijital medyada da devam ettiğini gözden 479 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü kaçırmamak gerekiyor. Belki de McCombs ve Shaw’un gündem belirleme kuramının (1972) hâlâ geçerli olduğunu iddia etmek ve medyanın, aktif (bilinçli) medya kullanıcılarını bu genellemeden hariç tutarak, hâlâ izleyicilere tam olarak ne düşüneceklerini söylemese de onlara ne hakkında düşüneceklerini söylediğini öne sürmek yanlış olmayacaktır. Bu noktada medyanın; gündem belirleme gücünü kullanıp sürdürülebilirliğe dair konuları daha çok gün yüzüne çıkararak topyekûn bir bilinç oluşturma ve kurduğu söylemle kitleleri yapıcı bir şekilde yönlendirme gücü olduğunu söyleyebiliriz. Doğal tehlikelerin ve çevresel risklerin çok azı günlük yaşamda bireyler tarafından doğrudan tecrübe edildiğinden, Kitle İletişim Araçları (KİA’lar) ile bu bilgilerin yayılmaları gerekir. KİA’lar bilinmeyeni bilmeyene duyurur. Sürdürülebilirlik İletişimi; insan ihtiyaçları, israf edilen kaynaklar, potansiyel ekolojik-ekonomik krizler ya da kuşak içi ve kuşaklar arası ihtiyaçları düzenleyen kuralların eksikliği hakkında rapor verene kadar bunlar sosyal olarak anlamlı hale gelmez, sosyal bir rezonans yaratılmaz ve (ideal olarak) iyileştirici eylemler gerçekleşmez (Ziemann, 2011: 92). Bu noktada KİA’ların rolü kritik önemdedir. KİA’lar gündem belirleme güçleri ile kitlelerin ne hakkında konuşabileceğine kolaylıkla yön verebilirler. Bu nedenle, KİA’ların sürdürülebilirliğe dair konulara yapıcı bir şekilde her türlü iletişim sürecinde yer vermesi ilgili konulara dair bilincin daha entegre ve hızlı bir şekilde yayılmasını sağlayacaktır. Ziemann, bir şey bir mesele haline gelir gelmez - ve bireyler bu meseleye bir dizi özel katkıda bulunur bulunmaz - iletişimin kaçınılmaz olduğunu belirtir. O’na göre, ne toplumsallık ne de toplumsal yapılar, ne teknoloji ne de ekoloji, birbiriyle ilişkilendirilebilir durumların iletişiminden bağımsızdır. Bir olay ya da nesne ancak iletişim yoluyla toplumsal bir önem ve anlam kazanır ve bugün iyi bilinen her olay zaten KİA’ların seçme ve üretme mekanizmalarından geçmiştir. Sürdürülebilirlik söylemi de - genel olarak ekolojik söylemde olduğu gibi - her şeyden önce toplum içinde iletişimsel bir süreç olayıdır (Ziemann, 2011: 89). İletişim ya da iletişimsel süreçleri ve özellikle KİA’ları ve izleyici etkisini analiz eden pek çok iletişim kuramı bulunmaktadır. Ancak Sür-İl’in teorilere olanak tanıyacak özgün bir çerçevesinin henüz mevcut olmadığını belirtmek ve hatta söz konusu tanımın literatürde ele alınmasının dahi oldukça yeni olduğunu ve alanla ilgili bilgilerin yeni yeni şekillenmeye başladığını ilave etmek gerekir. Her ne kadar kuramların incelemesi ve değerlendirmesi bu bölümün konusu olmasa da, Sür-İl’e dair bugüne dek yapılan çıkarımların kuramsal çerçevesini kısa bir şekilde özetlemek konunun uygulamaya dönük taraflarını daha net şekillendirmemize olanak sağlayabilir. 480 Sürdürülebilirlik İletişimi Claudia de Witt (2011), Sür-İl söz konusu olduğunda hem medyanın gündem belirleme etkisi hem de kullanımlar doyumlar yaklaşımı bakış açısıyla izleyicinin seçiciliğinin dikkate alınması gerektiğini söyler. Kuşkusuz Sür-İl stratejisinin bir parçası da vizyonun kabulünü destekleyecek öznel bir algı ve deneyimin oluşması için fırsatlar sağlamaktır. Sorunun takdir edilmesi, bireyin sorundan etkilenme derecesiyle yakından ilişkilidir. Bu da söz konusu fırsatların anlam ve öneminin farkına varılmasını gerektirir. Sür-İl, en azından dijital iletişim ağlarıyla giderek küreselleşen bir dünyada evlerinde olan gelecek medya nesillerinin sosyalleşme ve öğrenme koşullarının farkında olmayı gerektirir (de Witt, 2011). Fischer vd. yaptıkları çalışmada (2016) Sür-İl’in üç farklı iletişim modundan oluşan bir tipoloji kullanılarak analiz edilmesini önermektedir: (1) ‘Sürdürülebilirliğin İletişimi’, (2) ‘Sürdürülebilirlik Hakkında İletişim’, (3) ‘Sürdürülebilirlik için İletişim’. Sürdürülebilirliğin İletişimi (Communication of Sustainability, CoS) belirli bir bilgiyi karşı tarafa iletmek amacıyla bilginin bir göndericiden bir alıcıya aktarılmasına odaklanmaktadır; bilgi ve farkındalık sağlar. Bu iletişim gönderici odaklıdır, dolayısıyla hedefe yöneliktir. Bilim insanları, STK'lar, eğitimciler, şirketler ve gazeteciler, sürdürülebilirlikle ilgili olgular hakkında bilgi sağlamak için karar vericilerin veya daha geniş bir kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışırlar. Sürdürülebilirlik Hakkında İletişim (Communication about Sustainability, CaS) SK bağlamında kavramların, çerçevelerin paylaşılmasına, tartışılmasına odaklanır; sürdürülebilirlik meselelerine ilişkin algımızı oluşturur; izlenmesi gereken hedeflere ve kimin harekete geçmesi gerektiğine ilişkin ortak bir anlayış yaratarak meseleleri çerçeveleme ve olguları, argümanları ve iddiaları yapılandırma gibi önemli işlevlere hizmet eder, söylem odaklıdır ve değişimi ölçümlemek ister. (3) Sürdürülebilirlik için İletişim (Communication for Sustainability, CfS) kavramı vurguyu SK’nın normatif yönüne kaydırır ve iletişimin sadece sürdürülebilirlikle ilgili bilgi sağlamak ve farkındalık yaratmakla ilgili olmadığını; iletişimin amacının SK’nın normatif hedeflerine doğru toplumsal dönüşümü kolaylaştırmak olduğunu söyler. CfS, iş birliğine dayalı çözümler geliştirme, siyasi kararlar üzerinde baskıyı artırmak da dahil olmak üzere CoS ve CaS unsurlarını paylaşabilir (Fischer vd., 2016; Godemann & Michelsen, 2011; Newig vd., 2013, Newig vd., 2009). Dolayısıyla Sür-İl’i farklı amaçlar ve hedef kitleler üzerine yapılandırmak mümkündür. Bazı ülkeler SKA’ları devlet planlamalarında öncelikli konu halinde getirmiştir. Örneğin halkı bilgilendirme ve eğitme görevi olduğunu belirten Alman kamu yayıncılığı, ülkenin siyasi gündemi doğrultusunda ağırlıklı olarak sürdürülebilirlik lehine iletişim kurmayı taahhüt etmiştir. Davranışların yeniden düşünülmesine yönelik bir değişim öneren medya 481 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü formatlarıyla bağlantılı olarak, bu tür bir iletişim tarzını CaS olarak değerlendirmek mümkündür. Medya iletişimi tarafından desteklenen söylemsel CaS, sürdürülebilirliğe yönelik temel bir toplumsal dönüşüm sürecini sağlamlaştırmada çok daha merkezi bir rol oynama potansiyeline sahiptir (Newig vd., 2013: 2982). UNDP’nin medya faaliyetlerinden örnekler sunan raporunda; UNDP Asya ve Pasifik, geniş ve çeşitli bir izleyici kitlesi için şiddet içeren aşırıcılığın insani etkilerine odaklanan popüler bir çevrimiçi canlı video dizisi oluşturmuştur. Hayatları şiddet içeren aşırıcılıktan etkilenen kişilerle röportajların yer aldığı canlı çevrimiçi dizi; radikalleşme nedenlerinden şiddete varan aşırıcılığın cinsiyete dayalı etkisine kadar bir dizi konunun tartışılmasını teşvik eden röportajlar ile geniş ve farklı kitleler arasında etkileşimli tartışmaları içermektedir. Hikâye anlatımı tekniğiyle kurgulanan bu iletişim çalışması sonucunda; dizinin ilk sezonunda 12 milyon Facebook kullanıcısına ulaştığı, 3,6 milyondan fazla izlendiği ve yayınlanan röportajlar sayesinde, radikalleşme, toplumsal cinsiyet ve aşırıcılık söylemlerine normal insanların nasıl karşı koyabilecekleri konularında çevrimiçi tartışmaların başlamasına yardımcı olduğu belirtilmiştir (UNDP, 2019: 47). Bunun gibi yöntemler, KİA’ların istenilen farkındalık ve en nihayetinde istenen dönüşümü ne derece hızlı gerçekleştirebileceğine örnektir. İletişim, anlamların çeşitli söylemler ve organizasyonlar aracılığıyla sürekli olarak yeniden müzakere edildiği ve Sür-İl’e dahil olan çeşitli aktörlerin kendi yorumlarını, endişelerini ve değerlerini eklediği çok katmanlı, dinamik bir süreç olarak anlaşılabilir. Değişen iletişim ortamı nedeniyle, başkalarıyla iletişim kurma ve bağlantı kurma fırsatları önem kazanmakta, bununla birlikte birçok zorlukla karşılaşılmaktadır (Godemann, 2021: 20). Bu zorluklardan biri olan, istenilen doğru bilincin yaratılmasına engel oluşturacak iki kavrama dikkat etmek gerekir. İnsanların bir durumla ilgili gerçekleri öğrenmesini engelleme girişimi olarak “whitewashing”den kaynaklanan “greenwashing” bir kuruluşun çevresel etkiler konusunda tüketicileri yanıltması ve kendisini çevre dostu olarak sunmasından ortaya çıkmıştır. SK için bu tür iletişim türlerinin kullanılmaması gerekir. Medya ve iletişim alanı bir toplumsal değişim yaratmak için gerekli olan potansiyele ve güce sahiptir. Üniversitelerin, söz konusu iletişimin hangi yöntemlerle gerçekleştirebileceğini göstermesi ve bu konudaki çalışmalarda merkezi bir rol oynaması, geleceğin iletişim uzmanlarını yetiştiren kurumlar olarak profesyonel yaşamda bu işi çok daha doğru yapacak bir neslin eğitimini verme gücünü elinde bulundurması ve medyadaki söylemi etkileyebilme potansiyeli nedeniyle son derece önemlidir. 482 Sürdürülebilirlik İletişimi 1. SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK İLETİŞİMİ YÖNETİMİ Üniversite yönetimlerinde sürdürülebilirlik komitesi ve ofisi gibi yapıların varlığı sürdürülebilirliğin o üniversitede önceliklendirilme derecesini gösteren başlı başına bir iletişim aracıdır. Bugün dünyanın sürdürülebilirlik alanında önde gelen üniversitelerinde ilgili yapı bulunmaktadır. Üniversitelerin sürdürülebilirlik hedef ve çalışmalarını daha da bilinir hale getirmek, paydaş diyaloglarını kuvvetlendirmek ve Sür-İl’i tek merkezden yönetmek için Sürdürülebilirlik İletişimi Uzmanlarının da bu yapının içine dahil edilmesi gereklidir. Nasıl ki sosyal medyanın önemi ihmal edilemez bir noktaya geldiğinde kurumlar sosyal medya uzmanı istihdam etmeye başladıysa, her kurum ve kuruluşun sorumlu davranmasının beklendiği günümüzde kurumların bünyelerinde çok yakın zamanda sürdürülebilirlik iletişim uzmanı barındırması da elzemdir. Bu noktada geleceğin CSO’larını (Chief Sustainability Officer – Sürdürülebilirlik Direktörü) yetiştiren üniversitelerin kendi iç sistemlerinde de bu yapıya işlerlik kazandırmaları gerektiğini vurgulamak önemlidir. Bu noktada üniversitelerin izleyebilecekleri iletişim strateji ve araçlarının genel çerçevesi aşağıdaki şekilde sunulabilir: 1.1. Sürdürülebilirlik İletişim Stratejisi ve İletişim Araçları İletişim, her sürdürülebilirlik stratejisinde çok önemli bir rol oynar. Bu, dış iletişimde olduğu kadar iç iletişimde de geçerlidir. Üniversitelerde sürdürülebilirlik çalışmalarının etkin yürütülememesinin önünde belirlenen özel sorunlar arasında yönetim ile personel ve üniversite ile öğrenciler arasındaki zayıf iletişim yer almaktadır. Personel ve öğrencilerin sürdürülebilirliği benimsemede ve temel faaliyetlere entegre etmede oynadıkları kilit rol göz önüne alındığında bu durum sorun teşkil etmektedir. İletişimin, etkili değişim yönetimi ve kurumsal öğrenme için elzem olduğu açıktır (Djordjevic & Cotton, 2011: 384). Bir kurumda iç iletişim eksikliği olduğunda, kurumu daha sürdürülebilir hale getirmeye yönelik değişiklikleri uygulamak zor olacaktır. Sürdürülebilirlik mesajları açık, kesin ve tutarlı olmalı, ancak alıcıların farklı bağlamlarına göre uyarlanmalıdır. Yaygın kullanımına rağmen, personel ve öğrencilerin bu kavramı anlamalarını sağlamak için sürdürülebilirliğin genel geçer bir tanımını yapmak gereklidir. Üst yönetim iletişim desteğiyle birlikte katılımcı bir yaklaşım da gereklidir. Üniversite yöneticilerinin mesajlarında, çok çeşitli stratejik gündemleri iletmeye ve yerleştirmeye çalışmak yerine kurumları için ayırt edici bir sürdürülebilirlik söylemi geliştirmesi başarı olasılığını yükseltir (Djordjevic & Cotton, 2011: 392). Belirli dünya görüşlerini kodlayan, dünya hakkında konuşma yolları olan söylemler farklı şekillerde farklı kitleleri motive edecektir. Bu noktada amaç, insanlara 483 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü eyleme geçmeleri için ilham veren dünya görüşlerini kodlayan söylemleri keşfetmektir. En yüksek motivasyona sahip söylemler, insanların en derin kişisel hedeflerini daha sürdürülebilir bir toplum yaratmakla uyumlu hale getirebilenlerdir (Stibbe, 2009). Bu nedenle sürdürülebilirlik yönetim yapısı içinde konunun iletişim boyutunun da sistematik bir şekilde konumlandırılması önemlidir. Burada diğer önemli nokta bu pozisyonları yürüten kişilerin sürdürülebilirlik konusunda tek sorumlu olmadıkları, bu konuda üst yönetimden öğrencilere dek herkesin eşit ve zincirleme bir sorumluluk içinde olduğunu sürekli hatırlamaktır. Bu anlayış üniversitede bulunan her kesimin değişimi taahhüt etmesini ve bunun sonucu olarak değişimi gerçekleştirmesini mümkün kılar. Bu bilinçle hareket eden akademisyenlerin ve idari personelin bulunduğu bir üniversitede eğitim alan öğrencilerin de söz konusu sürdürülebilirlik bilincini doğal olarak içselleştirmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu muhakkak ki uzun bir süreci gerektirir. Bu uzun süreçte kesintisiz bir sürdürülebilirlik iletişimi gerekli kültürün oluşması için zorunludur. Bu noktada sadece çevre vb. konulardaki dış paydaşlara yönelik yapılan iletişim ya da dersler ya da sosyal sorumluluk projeleri ile öğrencilere yönelik yürütülen iletişim çalışmaları değil, tüm idari ve akademik personeli de içine alacak kurum içi Sür-İl çalışmalarının yürütülmesi ve paydaş diyalog platformlarının kurgulanması önemlidir. Birleşik Krallık'taki yeni bir üniversitenin vaka çalışmasını kullanan bir araştırma, sürdürülebilirlik konularının kurum genelinde personele nasıl iletildiğini ve karşılaşılan engelleri incelemiş ve sonucunda sürdürülebilirlikle ilgili mesajların iletilmesinde bazı zorluklar bulunduğunu ve bu zorlukların sürdürülebilirliğin üzerinde uzlaşılmış bir tanımının veya ortak bir anlayışın olmamasıyla ve mesajın algısal filtresi olarak işlev görebilecek değer ve tutumlardaki potansiyel bireysel farklılıklarla ilgili olduğunu bulgulamıştır (Djordjevic & Cotton, 2011). Bu nedenle üniversitelerin öncelikle kendi idari ve akademik personelini çevrimiçi kısa eğitimler, yüz yüze eğitimler/seminerler, raporlar ile bilgilendirmesi ve bu eğitimleri düzenli olarak akademik ve idari personele vermesi son derece önemlidir. Buna ilaveten, tüm ilgili paydaşların görüş ve fikirlerinin toplanması üniversitelerin SK çalışmalarını geliştirmelerine yardımcı olabilir. Bu noktada çalışanların da paylaşımlarını dinleyen bir platform yaratılması önerilebilir. Bu durum ayrıca diğer paydaşlarla olan ilişkilerin daha sağlam ilerlemesini sağlayarak, paydaşların üniversitenin sürdürülebilirlik faaliyetlerini gerek ağızdan ağıza gerekse sosyal medya aracılığıyla yaygınlaştırmasını da mümkün kılabilir. Üniversitelerin Sür-İl çalışmalarını yürütürken kullanılabilecek en etkili araçlardan bazıları aşağıdaki şekilde sıralanabilir: 484 Sürdürülebilirlik İletişimi Sürdürülebilirlik Raporlaması (SR): Kapsamlı ve doğru bir SR, üniversitenin sürdürülebilirlik paylaşımlarını yaygınlaştırması ve akademisyenler başta olmak üzere tüm paydaşlarını ortak bir amaç doğrultusunda bilgilendirmesi ve harekete geçirmesi açısından önemli iletişim araçlarından biridir. Eşitlik Planları/Raporları: Eşitlik iletişimi kapsamındaki önemli bir araç eşitlik planları/raporlarıdır. Eşitlik planlarının sadece Horizon Europe’un şartnamesi gereğine uyarak proje kabulünün ön koşulunu yerine getirmek için değil, gerçekten içselleştirilmiş bir niyet göstergesi olarak hazırlanması; hazırlanma aşamasında akademisyen, idari personel ve öğrencilerin de yer aldığı grupların ortak katılımının sağlanması; yayınlandıktan sonra ilgili gruplara aktarımının düzenli olarak yapılması; gerekirse eğitiminin verilmesi, bu bilincin yaygınlaşması ve eşitlik hedeflerine ulaşılması için kritik öneme sahiptir. Etik Hatlar: Üniversitelerde taciz ve ayrımcılığı önlemeye yönelik kurulan komisyon raporları ve bu komisyonların kontrolünde olan etik bildirim hatları her ne kadar sürdürülebilirlik iletişimi gibi gözükmese de, özünde güçlü iletişim ve farkındalık araçlarıdır ve üniversitenin sürdürülebilirliğe dair eşitlik çalışmalarının destekçisi olduğunun göstergesidir. Sürdürülebilirlik Farkındalık Anketleri: İdari-Akademik personel ile öğrencilere yapılan sürdürülebilirlik farkındalık anketleri hem üniversitelerde yapılan sürdürülebilirlik çalışmalarının bilinip bilinmediğini ölçmek hem de ilgili taraflara konunun önemsendiğini göstermek için kullanılabilecek bir diğer iletişim aracıdır. Dijital Ağlar ve Sosyal Medya: Uluslararası araştırmalar, tüketicilerin firmaların sürdürülebilirlik konusundaki taahhütlerini öğrenmelerinin en yaygın iki yolunun internet arama motorları ve internet (web) siteleri gibi elektronik kaynaklar olduğunu göstermektedir (Fleishman-Hillard, 2006: 21). Örneğin SDSN üniversitelerin internet sitelerinde Sür-İl’i nasıl yürütebileceğine dair öneriler sunmaktadır (2021). Özellikle genç bir öğrenci kitlesinin eğitim ve öğretiminin gerçekleştiği eğitim kurumları olarak üniversiteler, dijital ağları bilgilendirme ve farkındalık yaratma amacıyla etkin kullanarak öğrencileri sürecin içine daha etkin ve hızlı bir şekilde çekebilir. Sosyal medya bu noktada etki alanı oldukça yüksek bir iletişim aracıdır. Facebook, yeni adıyla X eski adıyla Twitter, Instegram, YouTube, gençlerin en çok kullandığı TikTok, LinkedIn, üniversitelerin kendi internet/sürdürülebilirlik siteleri, mesajlaşma ağları, çevrimiçi eğitimlerini yürüttüğü platformlar üzerinden kullanılan ileti kanalları, haber bültenleri vb. araçlar geniş kitlelere ulaşmak için önemli araçlardır. 485 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Takip ve Ölçümleme: Her çalışmada olduğu gibi bir konunun başarısının ortaya çıkarılması, eksikliklerin saptanması, gerekli iyileştirmelerin yapılarak hedefe daha etkin varılmasının sağlanması için takip ve ölçümleme sistemleri gereklidir. Sosyal medyada etkileşimler sosyal paylaşımların aldığı beğeni, paylaşım, yorum ve bahsetme (mention) miktarını ölçtüğünden başarıyı yorumlamak için önemlidir. İçerik ne kadar çok etkileşim alırsa, o kadar çok kullanıcı mesajı görecektir. Tıklamalar, yorumlar, beğeniler, kaç kişiyle paylaşıldığı, konudan bahsetme sayısı ve takipçi sayısı gibi istatistiki rakamlar aslında bu noktada önemlidir (Equinet, 2017). Örneğin Cambridge Üniversitesi, tıklama, yeni takipçi vb. kriterlere göre sosyal medya takibinin yanı sıra etkinliklerdeki katılımcı sayısı, etkinlik saatleri, e-haberlere abone olanların takibi ve e-haberlerin görüntülenmesi/açılması ve tıklanması gibi kriterleri Sür-İl’de ölçüm aracı olarak kullanmaktadır (University of Cambridge, 2021). Diğer İletişim Araçları: Bu iletişim araçlarına ilave olarak diğer iletişim araçları arasında üniversite içindeki ekranlardan yayınlanan ‘videolar’, ‘posterler’, ‘dersler’, ‘eğitimler’, ‘seminerler’, ‘konferanslar’, ‘Ar-Ge faaliyetleri’, ‘paneller’, ‘bildiriler’, ‘toplantılar’, ‘akademik yayınlar’, ‘e-bültenler’, ‘gönüllülük programları’, ‘sosyal sorumluluk projeleri’ sayılabilir. Bu konulara ilerleyen bölümlerde değinilecektir. 1.2. Sorumlulukların Yaygınlaştırılması - Ortaklıklar ve Amaçlar için İş Birlikleri SK için üniversitelerin kendi aralarında ya da diğer paydaşlarıyla yaptıkları ortaklıklar ve kurdukları ağlar (networkler) da başlı başına bir iletişim aracıdır. Yükseköğretim kurumlarında sürdürülebilirliğin gelişimine dair pek çok ağ bulunmaktadır ancak iletişim özelindeki ağlar azdır. Şu anda aktif olmasa da; ‘Sürdürülebilir Kalkınma için İletişimciler İttifakı (Com+)’ SK alanında uzmanlık paylaşımı ve en iyi uygulamaların geliştirilmesi için 2003 yılında kurulan bir iletişim platformudur (UIA, 2024). Platform, belirli dönemlerde SK’yı destekleyen net etkiler ve gerçek değişimlerle ortaya konan iletişim alanındaki mükemmelliği sağlamak için ödül programları düzenlemekteydi. Çin’de bulunan ‘Çevre Bakanlığı Çevresel Eğitim ve İletişim Merkezi’ (Center Environmental Education and Communications of Ministry of Environmental - CEEC) ulusal düzeyde önemli çevresel iletişim faaliyetleri için bir plan hazırlamak ve uygulamayı organize etmek; Çevre eğitimi ve iletişimi, öğretim ve görsel-işitsel materyallerin derlenmesi ve üretiminin organize edilmesi; Çevre koruma eğitimlerinin düzenlenmesi başta olmak üzere çevresel eğitim ve iletişim faaliyetlerini yürütmektedir (CEEC, 2024). ‘Sürdürülebilir İletişim 486 Sürdürülebilirlik İletişimi Enstitüsü’ (ISC - The Institute for Sustainable Communication) ise yeni ve dijital medyanın sürdürülebilirlikle ilgili en iyi uygulamaların yaygınlaştırılmasındaki rolüne dikkat çekme ve yeni nesil iletişim ve medya liderlerini geliştirmeye kendini adamış kâr amacı gütmeyen bir kuruluştur. Türkiye’de de ‘Sürdürülebilir Kalkınma Derneği’ gibi bu alanda çalışan STK’lar bulunmaktadır. Üniversitelerin yönetimsel süreçlerine bu kurumlarla ortaklıkları da dahil ederek, Sür-İl çalışmalarını genişletmeleri mümkün olabilir. 2. EĞİTİM-ÖĞRETİMDE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK İLETİŞİMİ Dersler sürdürülebilirliğe dair konuların en detaylı bilgilendirilmesinin yapıldığı ve farkındalık yaratılan alanlar olarak, her ne kadar amacı iletişim olmasa da, en önemli sürdürülebilirlik iletişimi aracı olarak nitelendirilebilir. Bu nedenle sürdürülebilirlik ile ilgili konuların her disiplinin müfredatına uygun olacak şekilde entegrasyonu önemlidir. Her bölümün sürdürülebilirliğin her alanına eşit derecede yer vermesi ya da ‘Sürdürülebilirlik İletişimi’ dersinin her müfredata eklenmesi tabii ki beklenemez. Ancak mühendislik, mimarlık gibi disiplinlerin, ‘çevresel sorumluluk’, ‘iklim değişikliği’, ‘sürdürülebilir şehirler’, ‘sorumlu teknolojik kullanım’; sosyal bilim alanlarının ‘sürdürülebilir kalkınma’, ‘üretim-tüketim dengesi’, ‘etik sorumluluklar’, ‘insan hakları’, ‘cinsiyet eşitliği’, ‘barış ve adalet’ konularını daha yoğunluklu bir şekilde müfredatlarına alması sürdürülebilirlik iletişimi için önemlidir. İletişim Fakülteleri genelindeki derslerde ise ‘Eşitlik’, ‘Kültürlerarası İletişim’ gibi temel derslerin içine konuyla ilgili SKA’ların entegre edilmesi, bununla birlikte ‘Sürdürülebilirlik İletişimi’ gibi yeni derslerin müfredatlara eklenmesi önerilebilir. Yine ‘Sürdürülebilir Kalkınma’ başta olmak üzere benzer alanlarda yüksek lisans ve doktora programları açılabilir. 31 Avrupa ülkesinden toplam 1.117 lisans ve yüksek lisans programı ve bunlara ait müfredatların içerik analizi yöntemiyle analiz edildiği bir araştırmaya göre; medya ve iletişim teknolojileri konularının sürdürülebilirlik bilimi alanındaki müfredata entegrasyonu henüz yeterli düzeyden çok uzaktadır (%18) (Voci1 & Karmasin, 2021). Bununla birlikte Avrupa ve ABD’de pek çok üniversite ‘Sürdürülebilirlik İletişimi’ adıyla programlar açmaya başlamıştır. European Reform University Alliance (ERUA), Edinburg Üniversitesi, Jyväskylä Üniversitesi, Minnesota Üniversitesi’nde ‘Sürdürülebilirlik İletişimi’ dersleri ve kursları bulunmaktadır. Cambridge Üniversitesi’nde ‘Sürdürülebilirlik İletişimi Stratejileri’ kursu bulunmaktadır. Karmaşık çevresel konuların anlaşılmasını sağlayan, çevresel meseleler ve konularla ilgilenen her türlü iletişim biçimi olarak tanımlanan ‘Çevresel 487 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü İletişim’ (Environmental Communication) dersleri ise daha yaygın olarak verilmektedir. Yale Çevre Okulu’nda ‘Stratejik Çevre İletişimi’, Southern California Üniversitesi’nde ‘Çevre İletişimi’ dersleri verilmektedir. Avusturalya’da bir üniversite ise bilim ve mühendislik alanlarında ilgili dersi (Communicating Sustainability) vermektedir. Türkiye’de İstinye Üniversitesi İletişim Fakültesi bünyesinde ‘Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve İletişim’ dersi 2018 yılından bu yana verilmektedir. Yeditepe Üniversitesi Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölümü’nde ‘Sürdürülebilirlik’ dersi bulunmaktadır. ‘Sürdürülebilirlik İletişimi’ dersi Anadolu Üniversitesi’nin İletişim Fakültesi bölümlerinin bazılarının müfredatında yer almaktadır. London School of Economics’de ‘Sürdürülebilirlik İletişimi Stratejileri’; Antwerp Üniversitesi’nde ‘Sürdürülebilirlik İletişimi ve Raporlama’; Jönköping Üniversitesi’nde ‘Sürdürülebilirlik İletişimi’ yüksek lisansları bulunmaktadır. IATA, Oxford Pazarlama Koleji’nin ‘Sürdürülebilirlik İletişimi Diploma Programı’ bulunmaktadır. Bunun gibi pek çok üniversitenin eğitim programları bulunmaktadır. Türkiye’de de bazı üniversiteler sürekli eğitim merkezleri üzerinden ‘Sürdürülebilirlik İletişimi’ programları açmaya başlamıştır. İstanbul Üniversitesi uzaktan eğitim olarak; Kocaeli Üniversitesi, Kırklareli Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, İTÜ Sürekli Eğitim Merkezleri ‘Sürdürülebilirlik İletişimi Sertifika Programı’ açmıştır. Boğaziçi Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi’nde bu program ‘Kurumsal Sürdürülebilirlik Programı’ ismiyle açılmıştır. Görüldüğü üzere, üniversitelerde sürdürülebilir kalkınma, çevresel sorumluluk, cinsiyet eşitliği gibi ön planda yer alan derslerin ötesinde artık dünyada bu konunun iletişiminin ne şekilde yapılacağına dair programlar oluşturulmaya başlanmıştır. Genellikle iletişim uzmanlarına yönelik olarak verilen bu dersler ve programlar, gerektiğinde SK ile ilgili herkesin bilgisi olması açısından içeriği zenginleştirilerek tüm disiplinlere verilebilir. Bu ders İletişim Fakültelerinin tüm bölümlerine yaygınlaştırılabileceği gibi, diğer yakın disiplinlerin müfredatlarına dahil edilebilir ve ilgili sertifika programlarının açılması alanın gelişimi açısından önerilebilir. Örneğin Bremen Üniversitesi ‘Sürdürülebilirlik İletişimi’ dersini her disiplinden öğrenciler için açmıştır. Burada önemli bir nokta; konuyla ilgili ortak söylemin yaratılması, derslerde eşitlikçi bir dilin kullanılması, SK’ya yönelik konuların daha çok vurgulanması için akademisyenlere düzenli bilgilendirme eğitimlerinin verilmesi ve ilgili eğitimlerin herkesin erişimine açık ortak platformlarda saklanarak gerektiğinde ulaşılabilir olmasıdır. Sürdürülebilirliğe ve iletişimine dair etkinin yüksek olmasının ön koşullarından biri de budur. Avrupa’daki bazı üniversiteler sürdürülebilirliğin eğitim-öğretime entegrasyonuna dair akademisyenlerine eğitim vermekte ve konuyla ilgili akademik araştırmalar yayınlamaktadırlar. 488 Sürdürülebilirlik İletişimi Eğitim-öğretimde SK’ya dair konuların iletişiminin yapılması için farklı yöntemleri kullanmak da mümkündür. Giderek artan sayıda araştırmalar, sosyal medya ağlarının insanları sürdürülebilirlik niyetleri konusunda gerçekten harekete geçmeye teşvik etme ve güçlendirme potansiyeline sahip olduğuna ve başarılı bir Sür-İl için sosyal medyanın kullanılmasının gerekliliğine işaret etmektedir. Bu nedenle geleneksel öğretim yöntemi olan seminerler ve derslerin ötesinde, üniversiteler “sürdürülebilirlikle ilgili kısa-hemen kavranabilir” bilgileri, sürdürülebilirlik kavramları hakkındaki bilgiyi yaymak amacıyla sosyal medya üzerinden yaygınlaştırabilir. Etkileşimi artırmak için anketler yapılabilir ya da test (quiz) gibi yöntemlerle kişilerin sürdürülebilirlik hakkında merak duymaları sağlanabilir ya da var olan merakları giderilmeye çalışılabilir. Öğretim şekillerine eğlence boyutunun entegrasyonu akılda kalmayı hızlandırabilir. Kullanıcıların günlük davranışları hakkında anketler yapılabilir, doğru alışkanlıklar (örneğin atıkların ayrıştırılmasına ilişkin tavsiyeler) önerilebilir. Örneğin ‘Her ay Marmara Denizi’nden ne kadar çöp toplanıyor?’ gibi soruların sosyal medya kanallarından sorulması soruna dikkat çekme, bilgi verme, belki de kişileri harekete geçirme yönünde etkili bir eğitim yöntemi olabilir. Bu yöntemler sürdürülebilirlik alanına ilişkin bilgilerin daha etkili bir şekilde yayılmasını sağlayacağından eğitmek ve öğretmek için kullanılabilir. 3. ARAŞTIRMA-GELİŞTİRMEDE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK İLETİŞİMİ Sürdürülebilirlik Bilimi, beşerî bilimler ile sosyal, doğa, tıp ve mühendislik bilimlerinden araştırmaları, politika yapıcılar, işletmeler, sosyal kuruluşlar ve vatandaşlar gibi akademi dışından ilgili aktörlerden gelen bilgilerle birleştirerek sürdürülebilir bir küresel toplum inşa etmeye yardımcı olmayı amaçlayan, gelişmekte olan disiplinlerötesi bir akademik alan olarak tanımlanmaktadır. Bu alan, insanlığın geleceğini ve gezegenin yaşam destek sistemlerinin bütünlüğünü tehdit eden iklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı, kirlilik ve arazi ve su bozulmasıyla beraber insan hakları ihlalleri, eşitsizlikler gibi karmaşık zorlukları anlamak ve çözümlerine katkıda bulunmak için insan, çevre ve mühendislik sistemleri arasındaki etkileşimleri incelemeye odaklanmıştır (ESG, 2021). Ar-Ge boyutunda sürdürülebilirlik iletişimini özelleştirecek olursak; Dünyada Sür-İl farklı disiplinleri içine alacak şekilde araştırılmaktadır ve akademik yayınlar iletişim bilimleri dışında sosyoloji, bilişim teknolojileri, psikoloji gibi pek çok alana yayılmakta ve her gün sayısı artmaktadır. Türkiye’de ise halihazırda yazılan makalelerin sayısı birkaç tane olmakla birlikte, konu sadece pazarlama ve 489 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü halkla ilişkiler açısından ele alınmaktadır. YÖK Akademik sisteminde, ‘Sürdürülebilirlik İletişimi’ anahtar kelimesiyle yapılan arama sonuçlarına göre; 13 bildiri, 9 makale, 6 kitap bulunmaktadır (YÖK Akademik, 2024). YÖK Tez Merkezinde ise 2024 Temmuz ayı itibariyle konuya dair 3 tane tez bulunmaktadır. Oysa konu tüm disiplinleri içeren bir konudur. Bu nedenle farklı alanlardan disiplinlerarası iş birlikleriyle araştırma alanlarının genişletilmesi mümkündür. Üniversitelerin bu alanda ‘Sorumlu/Etkin Sürdürülebilirlik İletişim Rehberleri’ oluşturması da Ar-Ge kapsamında yapılacak çalışmalar arasında sayılabilir. Örneğin Cambridge Üniversitesi’nin sürdürülebilirlik takımı tarafından hazırlanan, Sür-İl’i yaygınlaştırmaya yönelik örnekler içeren bir iletişim strateji rehberi bulunmaktadır (University of Cambridge, 2021). Yine aynı şekilde bu alanda yapılacak Ar-Ge projelerinin geliştirilmesi de gelişim alanlarından bir tanesidir. Bu projelere örnek olarak; Yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilirlik iletişimini desteklemek amacıyla yapılan bir AB projesi olan ‘COMSUS’ verilebilir. Yükseköğretim kurumlarının akademik ve bilimsel personeli arasında çevre ve iklim sorunları hakkında farkındalık yaratmak; Sürdürülebilir değerlerini teşvik etme aracı olarak sosyal medya pazarlama becerilerini geliştirmek; Yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilirlik iletişimi alanındaki yeteneklerini güçlendirerek, dirençli ve kapsayıcı bir toplumu birlikte yaratmalarını sağlamak; Sürdürülebilir girişimlerin uygulanması için yükseköğretim kurumları arasında iş birliğini teşvik etmek amaçları olan proje farklı ülkelerden üniversitelerin ortaklığıyla yürütülmüştür. Bu ortaklardan bir tanesi de Türkiye’den Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesidir (COMSUS, 2023). Proje kapsamında; ‘Yükseköğretimde Sür-İl sosyal medya aracılığıyla nasıl değişim yaratabilir?’ sorusuna ilişkin bir kılavuz geliştirilmiştir ve bu konuya özel bir e-öğrenme modülü oluşturulmuştur. ‘Yale Üniversitesi Çevresel İletişim Merkezi (YCEC)’, çevresel tutum ve davranışları etkileyen psikolojik, kültürel ve siyasi faktörler üzerine araştırmalar yürütmekte; öğrencilere ve çalışan profesyonellere eğitim vermekte; çevre gazeteciliği yoluyla kamuoyunu bilgilendirmekte; ve çevresel çözümler için kamu ve siyasi irade oluşturmayı amaçlayan küresel bir kuruluş ağını desteklemektedir. ‘Leuphana Üniversitesi Lüneburg Çevre ve Sürdürülebilirlik İletişimi Enstitüsü’ (Almanya) 15 yılı aşkın bir süredir Sür-İl ve eğitimi alanında teori oluşturma ve profesyonelleşmeye uluslararası düzeyde önemli katkılarda bulunmaktadır. Jönköping Üniversitesi’nin (İsveç) ‘Sürdürülebilirlik İletişimi Araştırma Programı’ bulunmaktadır. Programda etnografi, netnografi, katılımcı araştırma, söylem analizi gibi hem nitel hem de nicel yöntemler uygulanarak bu alandaki iletişim çalışmaları analiz edilmektedir. Ülkemizde sürdürülebilirlik, çevre ve iklim değişikliği üzerine 490 Sürdürülebilirlik İletişimi araştırma merkezleri olmakla birlikte sadece sürdürülebilirlik iletişimine odaklanan merkezler bulunmamaktadır. Bu noktada var olan merkezler üzerinden Sür-İl konusunun da planlanan çalışmaların içine dahil edilmesi önerilebilir. Üniversitelerin internet siteleri de ilgili araştırma ve yayınların yaygınlaştırılması açısından önemli iletişim araçlarıdır. Örneğin İtalya’daki üniversitelerin internet siteleri ve sürdürülebilirlik raporlarının analiz edilerek iletişim çalışmalarını nasıl yürüttüklerinin araştırıldığı bir rapora göre; İtalyan üniversitelerinin sürdürülebilirlik taahhüdünün genellikle THE, Green Metric gibi ulusal ve uluslararası kuruluşların listelerinde yer almak için itibarlarını güçlendirdikleri yayınlarla sınırlı olduğu belirtilmektedir (Di Tullio vd., 2021). Dolayısıyla ilgili yayınların ve iletişiminin sadece endeks göstergelerini karşılamak için değil, dünyamızın ve toplumsal refahımızın çok daha iyi bir seviyeye ulaşması için gerekli olan benimsenebilir, etik davranış şekillerini oluşturmak ve sürdürülebilir kılmak için yapılması önemlidir. SK’ya dair tüm çalışmaların yaygınlaştırılması için konferans ve seminerlerde söz konusu çalışmaların daha sık ele alınarak araştırma çıktılarının ve en iyi uygulamaların daha bilinir kılınması; Tüm paydaşları içine alan zirvelerin yapılması; Üniversitelerin Ar-Ge merkezleri ve akademisyenler arasında disiplinlerarası araştırmaların/projelerin gerçekleştirilerek araştırmaların gerçekleştirilmesi, kurum içi sempozyumlarla fakülteler arası paylaşımların sağlanması; Yapılan bazı araştırmaların belgeselleştirilmesi/videolaştırılması yoluyla sosyal medya ve diğer kanallardan yayınlanması, bu şekilde görsel anlatımla çok daha etkin bir şekilde hedef kitlede bilinç ve mümkünse davranış değişikliği oluşturulması; Oluşturulan networkler ve internet siteleri aracılığıyla ilgili araştırmaların duyurulması, ortak veri tabanlarının kullanıma açılması; Bu konudaki araştırmalara, yayınlara, öğrenci projelerine, tezlerine ödüller verilmesi ve ödül törenleri düzenlenmesi Ar-Ge boyutunda uygulanabilecek iletişim yöntemleri olarak kullanılabilir. 3.1. Sürdürülebilirlik İletişimi ile Davranış Değişikliği için Ar-Ge Yükseköğretim kurumları öğrencilere yalnızca bilgi sunmaz, aynı zamanda genç nesle eleştirel düşünmesini, diğer bireylere saygı duymasını, sorumlu ve bilinçli bireyler olmasını, toplumsal refah için yapıcı davranış şekilleri geliştirmesini öğretir. Söz konusu davranış değişikliği sürdürülebilir gelişimin de ön koşullarındandır, bunu da sürekli iletişim çalışmalarıyla desteklemek önemlidir. Sürdürülebilirliğin önemini ve SKA'ların anlamlılığını vurgulamak, sürdürülebilir bir geleceğe doğru değişimi yaratmak için yeterli değildir. 491 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Sürdürülebilirlik iletişiminin görevi, insanlar ve çevre arasındaki ilişki bağlamında bir dünya anlayışını sosyal söyleme dahil etmek, bu ilişkiyle ilgili sorunlara dair eleştirel bir farkındalık geliştirmek ve daha sonra bunları sosyal değerler ve normlarla ilişkilendirmektir. Bununla birlikte, yukarıda da belirtildiği gibi sürdürülebilirlik iletişimi, insanların sürdürülebilirlik anlayışları ve insan-doğa ilişkisine dair varsayımların çeşitliliği, farklı kavramlar ve farklı konuları çevreleyen toplumsal bağlamlar nedeniyle önemli ölçüde değişiklik gösterebilir (Godemann, 2021: 23). SK için olumlu yönde davranış değişikliklerinin gerçekleşmesi gerekir. Ancak, herhangi bir sürdürülebilirlik faaliyeti için var olan engellerin çeşitliliği, bilgilendirme kampanyalarının tek başına davranış değişikliği sağlamayacağı anlamına gelmektedir (McKenzie-Mohr, 2000: 546). Sürdürülebilir yaşam tarzları bir dizi eylem kalıplarıdır. Bu yaşam tarzını benimsemek için öncelikli olarak temel ihtiyaçları karşılamak; daha iyi bir yaşam kalitesi sağlamak; doğal kaynakların kullanımını en aza indirmek ve geleceğin ihtiyaçlarını tehlikeye atmamak gerekir (UNEP & Futerra, 2005: 64). Ancak, çalışmalar bilgi düzeyini artırmanın ve destekleyici tutumlar yaratmanın davranış üzerinde genellikle çok az etkisi olduğunu ya da hiç etkisi olmadığını ortaya koymuştur. Örneğin; evlerinin enerji verimliliğini artırmak isteyen hane halkının konutlarda enerji tasarrufu konusunda bir atölye çalışmasına katıldığı bir çalışmada; bilgi ve tutumlarda önemli değişiklikler olmasına rağmen davranışların değişmediği raporlanmıştır (Geller, 1981’den aktaran McKenzie-Mohr, 2000). Davranış değişikliğinin olumlu yönde olması için belirli standartlara ihtiyaç olabilir. İletişimin kusursuz olması ve istenilen etkiyi yaratması için göndericinin mesajı anlaşılır bir şekilde kodlayarak gürültü faktörlerini en az indirip alıcıya uygun bir araç ile iletmesi gerekir. Hem göndericinin hem de alıcının tutumları, mesajı ve mesajın alımını etkilemede merkezi bir rol oynar ve eğer mesaj alınmaz ya da tam olarak anlaşılmazsa iletişim etkisiz olur. Normal iletişim sürecinde algı faktörünün rolü ise sürdürülebilirlik gibi potansiyel olarak tartışmalı bir alanda daha çok gün yüzüne çıkar. Sürdürülebilirlik alanı gibi iletişimin amacının bilgi verme ve tutum veya davranış değişikliği yaratma olduğu durumlarda, mesajın ortak bir şekilde anlaşılması daha da önemlidir (Corner & Hawthorn, 1993). Sür-İl gönderici odaklı iletişimin daha fazlasını yani diğerlerini ikna etmeyi gerektirir. Bu ‘ikna’nın ise bir davranış değişikliği ile kendisini göstermesi gerekir. Uygun iletişim modelleri ile her bir paydaş grubuna yönelik iletişim politikaları benimsemek ve farkındalık yaratmak, çalışmaların başarı kazanması ve toplumsal gelişimin sağlanması için en önemli basamaklardan biridir. 492 Sürdürülebilirlik İletişimi Bu çerçevede Godeman, proaktif ve harekete geçmeyi sağlayan; diyalog ortamları yaratan, değerleri ve eğilimleri önemseyen, sosyal pratikler ve günlük yaşama dair gerçekleri ele alan bir iletişimin çok daha etkili olacağını savunmaktadır (2021: 25). Bu noktada sosyal pazarlamadan yararlanılabilir. McKenzie-Mohr bize, bu alanda hangi temel konulara odaklanacağına dair yol sunar ve toplum temelli sosyal pazarlamada, hangi davranış(lar)ın teşvik edileceğine ilişkin kararın öncelikle üç sorunun yanıtına dayandığını belirtir. Birincisi, ‘Davranışın potansiyel etkisi nedir? (Örneğin, enerji verimli araçların satın alınması yoluyla sera gazlarında ne düzeyde bir azalma sağlanabilir?).’ İkincisi, ‘Bu faaliyetlere katılmanın önünde ne gibi engeller vardır?’ Üçüncüsü, ‘Belirlenen engellerin üstesinden gelmek için kaynaklar mevcut mudur?’ (2000: 547). SK’ya yönelik düşünüş şekilleri ve davranış kalıplarının gelişmesinin önündeki önemli engellerin başında bilgi eksikliği, konunun net olmaması ve kapsamının genişliği gelmektedir. Konunun öneminin henüz net anlaşılmaması, mesaj bombardımanları ya da insanların yoğun yaşamları nedeniyle sorumluluk almak istememesi gibi engeller de bunlar arasında sayılabilir. Bu sorunların çözümü psikolojik bir varlık olan insanın doğasının anlaşılması ve davranışlarına etki eden duyguların harekete geçirilmesi ile mümkündür. Literatürde, bugüne kadar, genel olarak davranış değişikliği ve özel olarak sürdürülebilir davranışının teşvik edilmesiyle ilgili psikolojik uzmanlığın program planlayıcılarıyla paylaşılmasını sağlamaya çok az dikkat edildiği belirtilmektedir. Araştırmacılara göre; davranış değişikliği sürdürülebilir bir geleceğe geçişin merkezinde yer alabilir, ancak psikolojik bilgi henüz sürdürülebilir davranışı teşvik edecek girişimlerin geliştirilmesinde merkezi bir rol oynamamıştır. McKenzie-Mohr çevre psikologlarının uzmanlıklarını program planlayıcılarıyla en iyi nasıl paylaşabileceğine dair çabaların geliştirilmesi gerektiğini belirtir (2000: 552). Yaşam tarzlarının davranışsal yönüne ilişkin ampirik araştırmalar, hangi temel eylem güdülerinin bireysel yaşam tarzlarının sürdürülebilir tüketime en yakın bağlantıyı sağladığı ve örneğin sürdürülebilir hareketlilik, yaşam veya beslenme için seferberlik kampanyalarının veya siyasi teşvik sistemlerinin bu anlayışlardan nasıl yararlanabileceği sorusuna odaklanmıştır (Brand, 2011: 64). Bu nedenle ilgili konuya ilişkin araştırmaların da geliştirilmesi bu alana katkı sağlayacaktır. Godemann, Sür-İl alanındaki araştırmalarda, sürdürülebilirlikle ilgili bazı konuların neden kamu gündeminde yer aldığının, bazılarınınsa neden sorun olarak algılanmadığının hatta kamu gündemine bile taşınmadığının araştırılması gerektiğini savunmakta ve bu alandaki araştırma projelerinin şu konulara odaklanabileceğini belirtmektedir: (i) insanların sürdürülebilirlikle ilgili ifadeleri nasıl anlamlandırdığı, 493 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü SKA’lar ile ilgili hangi mesajların nüfus tarafından gerçekten benimsendiği ve hangilerinin günlük eylemler açısından anlam ifade ettiği ve nüfusla uyumlu olduğu; (ii) insanların kamusal söylemlere nasıl katıldıkları; (iii) SKA'ların çerçevelerinin ve anlatıların farklı kesimler tarafından nasıl algılandığı. Yazar buna ilaveten, akademisyenlerin kendileri için de ‘bilgi yaratma sürecinde halktan neler öğrenebilirler?’ gibi bazı soruları sormaları gerektiğini söylemektedir; çünkü halkla etkileşim kurmak, belirli bir mesaj oluşturmanın ötesinde bir şeydir ve iletişimciler, sürdürülebilirlik için halkla etkileşim kurma yetkinliklerini geliştirmeye çalışmalıdır (2021: 24). Bu tür araştırmalardan elde edilen bilgi sürdürülebilir davranış biçimlerinin keşfedilmesinde yüksek önem taşımaktadır. Bu araştırmaların genişletilmesi, psikolojik ve sosyolojik faktörlerin de göz önüne alınarak sürdürülebilirlik iletişiminin nasıl görünür bir etki yapabileceğine dair disiplinlerarası araştırmaların teşvik edilmesi son derece gereklidir. 4. TOPLUMA KATKI ÇALIŞMALARINDA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK İLETİŞİMİ Üniversiteler var oluş sebepleri itibariyle halihazırda topluma doğrudan yüksek katkısı bulunan kurumlardır. Yetiştirdikleri insan gücü ile, yarının üretkenliğini sağlayacak, hizmet verecek, ekonomik ve sosyal gelişimin hızlanmasını sağlayacak, edindikleri akademik bilgileri mesleklerinde kullanacak gençleri, mesleki bilgi ve etik değerlerle donatarak, araştırmayı öğreterek, eleştirel düşünme yeteneklerini geliştirerek topluma yüksek katma değer sağlar. Buna ilaveten sürdürülebilirliğin üç sac ayağından biri olan ‘sosyal’ bacağının altında yer alan topluma katkı kısmının bileşenleri çevresel ve ekonomik gelişim ile etik yönetimin dışında, eğitim, sağlık, insan hakları, sosyal adalet, eşitlik gibi konularda topluma yönelik yapılan çalışmaları kapsar. Bu da gönüllülük programları, sosyal sorumluluk projeleri, farkındalık kampanyaları yolu ile gerçekleştirilir. Eğitime ulaşamayan çocuklara destek olmak, bir okula kütüphane yapmak, toplumsal refahı artırmak için yaşlı ve bakıma muhtaç kişilere destek olmak, kız çocuklarının okumasına destek olmak, atıkları geri dönüştürmek, ağaç dikmek ve pek çoğu bu kapsamda yapılabilecek çalışmalar arasındadır. Üniversiteler, bu projeleri de gerçekleştirerek topluma katkı oranını yükseltir. Bugün dünya üzerinde pek çok üniversite kendi bünyesinde ve/veya özel sektör, STK’lar, kamu kurumları ortaklıklarıyla; çevre, kadın-erkek eşitliği, sorumlu tüketim vb. alanlarda farklı farklı sosyal sorumluluk projeleri/kampanyaları geliştirmekte, bu projelere bünyelerindeki akademik personel, idari personel ve öğrencileri dahil etmektedir. Bu projelerin tümü en 494 Sürdürülebilirlik İletişimi güçlü sürdürülebilirlik iletişimidir. Örneğin ‘İstinye Üniversitesi Uluslararası Sürdürülebilirlik Merkezi’, öğrenci gönüllülük programı oluşturarak öğrencilerin “çevre, eşitlik, sağlık ve eğitim” alanlarında farklı sosyal sorumluluk projeleri geliştirmesini ve uygulamasını sağlamıştır. Bu kapsamda öğrenciler çöp toplama, Türkiye tarihindeki önemli kadınları tanıtmaya yönelik sergi açma, kitap toplama ve dezavantajlı okullara kütüphane desteğinde bulunma, çocuklarda okuma sevgisi yaratma gibi pek çok farklı çalışmayı yürütmüştür. Yine İstinye Üniversitesi 2020 yılından bu yana öğrencilere yönelik ‘Sosyal Sorumluluk Proje Yarışması’ düzenleyerek hem öğrencilerin proje geliştirme kapasitelerini artırmakta hem de sosyal sorumluluk bilincini geliştirmektedir. Bu konuda dünyada ve Türkiye’deki diğer üniversitelerde kayda değer son derece önemli pek çok proje olduğu için örnekler vermek yerine bu bölümde söz konusu topluma katkı çalışmalarının iletişiminin ne şekilde yapılması gerektiğine dair bilgi ve öneriler paylaşılacaktır. Üniversitelerin hedef kitlesi sadece öğrenciler değildir. Öğrenciler yarattıkları sosyal sorumluluk projeleri ile farklı hedef kitlelere ulaşır. Bu noktada bu iletişimden ve bilinçlendirme çalışmalarından etkilenen pek çok paydaş grubu oluşur. Bunlardan ilki öğrencilerin kendisidir. Örneğin bir çöp toplama etkinliğine katılan ve böyle bir çevresel sosyal sorumluluk projesinin parçası olan bir üniversite öğrencisi, bilinçli bir genç bile olsa kendi yaptığı bazı yanlış davranışların bizzat yerden çöp toplarken farkına varabilir, çünkü deneyimlemek en iyi öğrenme şekillerinin başında gelir. Bu deneyimi yaşayan öğrencinin bu tecrübesinden sonra yere çöp atmaması, etrafında çöpünü atacağı bir yer olmasa bile onu elinde çöp kovası buluncaya kadar saklaması, herhangi birinin yere fırlattığı bir su şişesini sorumluluk hissederek yerden alarak çöpe atması, çöplerini ayrıştırarak ilgili kutulara atması daha kolay olacaktır. Bu öğrenci; (1) Etrafındaki arkadaşlarını, aile üyelerini bu konuyla ilgili uyaracak ve ağızdan ağıza yakın çevresine bu bilinci yayacaktır, (2) İleride çalışma arkadaşları ve belki yetiştireceği yeni bireylere bu bilincin aktarımını yapacak, sözle söylemese bile davranışlarıyla doğruyu başkalarına gösterecektir, (3) Belki yaptığı sosyal medya paylaşımları ile bu bilincin hiç bilmediği kişilere sıçramasına vesile olacaktır, (4) Öğrencilerle birlikte akademisyenler ve diğer üniversite paydaşları da yapılan sosyal sorumluluk projelerinden etkilenecektir. Bu projeler desteklemeye çalıştıkları bireylere katkı sağlamanın yanı sıra bilinç aktarımının da yapılmasına yardımcı olacaktır. Örneğin, veliler bu tür projelerin yakın tanıkları olarak ilgili konulara ilişkin belki de yeni öngörüler kazanacaktır. Bu basit örneği ‘eşitlik dilinin kullanılması’, ‘çevre ve tüketim sorumlulukları’, ‘insan hakları’, ‘ayrımcılık’ ve diğer ‘eşitlikçi sistem ve bakış açılarının geliştirilmesi’ gibi derin konulara uyarlamak mümkündür. Yöntem aynıdır. Dolayısıyla bu denli geniş bir etkiyi en yüksek oranda gerçekleştirebilecek kurumların başında üniversiteler gelmektedir. 495 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü 4.1. Sosyal Sorumluluk Proje Planlaması ve İletişimi Sosyal sorumluluk projelerinin yükseköğretim kurumlarında uygulanması ve iletişiminin istediği etkiyi yaratabilmesi için iyi planlanmış ve hedef odaklı olması gerekir. İletişim araçlarının yanlış yerleştirildiği bir iletişim çalışması boşa zaman ve kaynak israfına neden olacaktır. Dolayısıyla tıpkı diğer iletişim stratejisi çalışmalarında olduğu gibi Sür-İl’in de doğru kurgulanması gerekmektedir. Bu nedenle ilk etapta yapılması gereken üniversitenin kurum politikasına uygun iletişim stratejisi geliştirmektir. UNEP ve Futerra, Sür-İl kapsamında etkili kamu kampanyaları hazırlanmasına yönelik oluşturdukları rehberde; son araştırmalara göre akşamları televizyon izleyenlerin %80’inin yeni izlemiş oldukları bir programdaki marka ya da ürününün adını söyleyemediğini belirterek; hedef kitleye ulaşılsa bile, iletişimin sınırsız olduğu bu ortamda, hedef kitlenin bırakın davranışlarını değiştirecek denli mesajı özümsemeyi, görmesi ya da duyması için çaba sarf edilmesi gerektiğini belirtir ve bu nedenle bir iletişim kampanyasının ‘farkındalığı artırmak’, ‘tutumları değiştirmek’, ‘davranışları değiştirmek’ olmak üzere üç hedefinin bulunması gerektiğini ifade eder (2005: 12). Bu hedefe ulaşmak için farklı hedef kitlelerin farklı özelliklerinin iyi tanımlanması gerekir. UNEP, sürdürülebilirlik projelerinde iletişim planı geliştirmek için; Durumu Değerlendirmek; Hedef Kitle Araştırması Yapmak; Net Hedefler Belirlemek; Stratejik Yaklaşıma Karar Vermek; Mesajı Geliştirmek; İletişim Kanalını Seçmek; Yönetim ve Uygulama Aşamalarını Planlamak; Ölçümleme ve Değerlendirme Yapmak gerektiğini belirtir (UNEP & Futerra, 2005: 16-19). Aslında UNEP’in bize sunduğu temel noktalar, klasik pazarlama yöntemlerinde yer alan SWOT, PEST analizleri gibi yöntemlerle hedef odaklı iletişim stratejisinin geliştirilmesini öğütler. Bu noktada sosyal pazarlamanın yöntemlerinden yararlanılabilir. Sosyal pazarlama bir strateji geliştirirken, davranış değişikliğinin önündeki engelleri kaldırmayı ve aynı zamanda istenen davranış için teşvikler sunmayı hedefler. Sosyal pazarlamada etkili iletişim için öneriler ise şunlardır: İlgi çekici bilgiler kullanmak; Hedef kitleyi tanımak; Güvenilir bir kaynak kullanmak; Mesajı kolay hatırlanır hale getirmek ve eyleme odaklanmak; Kişisel veya toplumsal amaçlar sağlamak; Kişisel teması vurgulamak; Geri bildirim sağlamak (Djordjevic & Cotton, 2011: 383). Sosyal sorumluluk projelerinde bir diğer önemli nokta konunun karmaşıklığı ve her yandan gelen yoğun mesajlar nedeniyle, yalın ve anlaşılır olma gerekliliğidir. Tutarsız mesajlar insanların kafalarını karıştırıp harekete geçmelerini engelleyebilir. 496 Sürdürülebilirlik İletişimi İşte bu nedenle, mesajın net aktarılması için Sür-İl’in nasıl ve ne şekilde yapıldığı ve hedef kitlesi tüm iletişim yöntemlerinde olduğundan daha önemlidir. Çünkü gerek pazarlama iletişimi gerek siyasal iletişim gerekse diğer iletişim alanlarında fikir ayrılıkları normaldir, bu alanlarda önemli olan başarılabildiği ölçüde en etkileyici şekilde bir tarafı istenilen düşünceye, sava, alıma, kullanıma, harekete vs. doğru çekmektir. Ancak sürdürülebilirlik iletişiminde taraflar yoktur. Burada hitap edilen her kesimin aynı davranışı benimsemesi istenir. Bunun için iletişimin nasıl yapıldığı sorusu en önemli sorudur. Davranış değişikliği ancak söz konusu iletişimin gerçekleşme şeklinin doğruluğuna bağlıdır. Toplumsal katılım projelerinin iletişiminde bir diğer önemli nokta; SKA çalışmalarının hızlanmasıyla birtakım iyileşmeler yaşanıyor olsa da gün geçtikçe farklı tehlikelerin ortaya çıktığı dünyamızda buzulların erimesi, dünyanın çöl olması vb. devam eden karanlık senaryoların ister istemez göz önünde bulunmasıdır. Bu gerçeklerin biliniyor olması, kişileri bu sorunların çözümüne yönelik harekete geçirmek için gerekli olmakla birlikte, sürekli karamsar bir tablo sunulması uzun vadede çözümsüzlük ve eylemsizliği de beraberinde getirme riski taşır ve yapılan araştırmalar da bu düşünceyi destekler niteliktedir. Bu nedenle yapılan topluma katkı projelerinin yapıcı bir iletişim diliyle kurgulanması önemlidir. Yapılan pek çok araştırma korku mesajlarının alışkanlıkları değiştirmediğini ortaya çıkarmaktadır. Eşitlik, insan hakları ve sosyal adalet alanlarında çalışan kişi ve kuruluşları bir araya getirerek eşitlikçiliği herkesin hayatında gerçeğe dönüştürmeyi amaçlayan bir Birleşik Krallık yardım kuruluşu olan ‘Equally Ours’, eşitlikçi davranışların gelişmesi için yapılacak iletişim faaliyetlerine dair yayınladığını rehberde şunları söyler: “İletişimciler olarak çoğu zaman bu eylemsizliğin nereden kaynaklandığını anlayamaz ve halkımızın işlerin ne kadar kötü olduğunu bilmediğini varsayarız. Ancak soruna bu kadar odaklanmak çoğu zaman tam tersi bir etki yaratır; insanların kafalarını kuma gömmelerine ve bu sorunun çözemeyeceğimiz kadar büyük olduğuna her zamankinden daha fazla ikna olmalarına neden olur. Soruna aşırı odaklanmanın yaygın bir örneği iklim değişikliği ile ilgili iletişimde görülmektedir. Birleşik Krallıktaki insanların büyük çoğunluğu bunun gerçek bir sorun olduğuna inanmaktadır, ancak çok az bir kısmı iklim aktivizmine ciddi bir şekilde katılmakta veya karbon ayak izlerini en aza indirmek için davranışlarını değiştirmektedir. Vurgumuzu değiştirmeli ve daha çok umuda ve çözümlere odaklanmalıyız.” (Equally Ours, 2019: 18). Fotoğraflar, çizimler kullanmak ve sürdürülebilirlik gibi son derece soyut bir olguyu görselleştirmek, teorik bir fikir oluşturmak açısından faydalı olabilir; ancak, korkutucu görsellerin izleyicilerde güçlü tepkilere yol açabileceğini ve başlangıçta kamuoyunun dikkatini çekse de, insanları 497 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü güçsüzleştirebileceğini, konudan uzaklaştırabileceğini ve anlamalarını zorlaştırabileceğini unutmamak önemlidir (Godemann, 2021: 25). Bu noktada sosyal sorumluluk projelerinin iletişiminin ne şekilde yapılabileceğine dair aşağıdaki öneriler sunulabilir: Tablo 1. Bilgi Verme - Davranış Değiştirmeye Yönelik Sür-İl Yöntem Önerileri 1 Bilgilendirici Metinler: Üniversitelerdeki ekranlardan, e-postalardan sürdürülebilirlik konuları, tanımı, önemi, vb.ne dair bilgilendirici metinlerin kısa bilgiler şeklinde yayınlanması 2 Doğru-Yanlış Görselleri: Sosyal medya araçlarından sürdürülebilirliğe dair alışkanların (eşitlikçi dil kullanımı, çevresel sorumluluk, vb.) doğru-yanlış şeklinde ikisini bir arada gösteren bilgileri içerecek şekilde görselleştirilmesi 3 Testler (Quizler): Sosyal medya platformlarından ilgili konular üzerinden testler yapılması, (örneğin; Dünyada kaç kız çocuğu ilkokula gidemiyor?), bu sayede farkındalık yaratılmak istenen alanlara ilişkin soruların sorularak bir kitlenin ilgisinin çekilmesi 4 Hikâye Anlatımı: Akılda kalıcılığı ve inandırıcılığı en yüksek oranda sağlayan hikâye anlatımı yöntemiyle, gerçek yaşam hikâyelerinin ilgili kişilerin ağzından paylaşılması 5 Başarı Hikâyeleri: Değişimin sadece mümkün değil, aynı zamanda gerçekleşmekte olduğunu göstermek ve cesaretlendirici olmak için ilham verici iletişim yöntemi olarak başarı öykülerinin (University of Cambridge, 2021) paylaşılması 6 Kutlama: Olumlu davranışların benimsenmesini teşvik etmek için kutlama, ödüllendirme, ödül törenleri, burslar, maddi-maddi olmayan teşvikler gibi önemli araçlarla kutlamaların yapılması 7 Oyunlaştırma: Rekabet yoluyla olumlu davranışları pekiştirme ve teşvik etme yöntemi olan ve Cambridge Üniversitesi’nin de kullandığı bir iletişim yöntemi olan oyunlaştırarak öğretme tekniğinin kullanılması 8 Kısa Videolar: Bilgileri bir dakikadan kısa sürede sunma kapasiteleri sayesinde daha rahat paylaşılabilir ve özellikle üniversitedeki gençler için en ilgi çekici sosyal medya içeriği türü olan kısa videoların hazırlanması (bilgi, hikâye anlatımı, oyun vb. içeriklerle) ve sosyal medyadan sıklıkla paylaşılması 9 Görselleştirme: Sürdürülebilirlik deyince kullanılan görsellerde sadece ağaç, doğa, çevreye dair görsellerin değil; Çocuk, eğitim, sağlık, yaşlı refahı, barış, kadın-erkek eşitliği, fırsat eşitliği vb. konuların tümünü gözler önüne serecek farklı görsellerin kullanılması Kaynak: Yazar tarafından oluşturulmuştur. 498 Sürdürülebilirlik İletişimi Bu iletişim yöntemlerinden bazıları eğitim-öğretim ve Ar-Ge alanında kullanabileceği gibi herhangi bir sosyal sorumluluk projesinde ya da üniversitenin genel sürdürülebilirlik farkındalık çalışmaları kapsamında kullanılabilir. Bunları çoğaltmak tabii ki mümkündür. Örneğin BM SKA’ları anlatırken ünlü bir şarkıcının bu konuya dair bilinç oluşturacak sözlerinden oluşan bir şarkı besteletmiş ve videolaştırmıştır. Burada önemli olan yükseköğretim kurumlarının odaklanılan alandaki farkındalık iletişim çalışmalarını daimi kılmasıdır. SONUÇ Küresel bir eylem planı olan BM 2030 SKA’lara ulaşmaya dair tüm plan ve çabaların etkinliğini ve yaygınlaşmasını sağlamak için etkili bir iletişim gerekmektedir. İletişim, sürdürülebilir kalkınmaya ulaşmayı amaçlayan eylemlerin tamamlayıcısıdır. Sürdürülebilirlik İletişimi; bilgi ve araştırma bulgularının aktarılması, sürdürülebilirliğe yönelik bilincin artırılması, sürdürülebilir yaşam tarzının olumlu sonuçlarının vurgulanmasının yanı sıra, farklı dinleyicilerle iletişim kurmayı, onların endişelerini anlamayı, dikkate almayı ve sürdürülebilirlikle ilgili sorunlara çözüm arayışında onların değerlerini tanımayı amaçlar (Godemann, 2021: 25). Sürdürülebilirliğe dair konular karmaşık olduğundan, net ve tutarlı bir iletişim stratejisinin yanı sıra davranışı/hareketi motive etme gücüne sahip iletişim yöntemlerini kullanmaya ihtiyaç vardır. SK yolundaki bu iletişim ve kişilere ulaşma zorluklarını aşabilecek en önemli yapılar yükseköğretim kurumlarıdır. Yükseköğretim Kurumları, eğitim-öğretim, Ar-Ge ve topluma katkı faaliyetleriyle başta geleceğin mimarı gençler olmak üzere pek çok kişiyi bilgilendirme, eğitme ve harekete geçirme gücüne sahiptir. Tüm bu süreçlerde stratejik Sürdürülebilirlik İletişimi, SKA’lara ulaşmak ve refah düzeyi yüksek, daha güzel, daha eşitlikçi toplumlar ve doğanın daha rahat nefes aldığı bir dünya için değerlidir. Bu kapsamda; (1) ‘Yönetim’ aşamasında; temel bir sürdürülebilirlik sisteminin kurularak buna uygun net bir sürdürülebilirlik ve iletişim stratejisinin belirlenmesi ve sürdürülebilirlik iletişimi çalışmalarının tek bir merkezden herkesi içine alacak şekilde sürekli olarak yürütülmesi, ilgili ağlara üye olunması, (2) ‘Eğitim-Öğretim’ alanında; ‘Sürdürülebilirlik İletişimi’ derslerinin İletişim Fakülteleri dışındaki bölümlerin müfredatlarına da tamamen ya da kısmi olarak entegre edilmesi, ‘Çevresel İletişim’ derslerinin özellikle mühendislik alanlarının müfredatlarına entegre edilmesi, Sür-İl yüksek lisans programlarının açılması, eğitim merkezlerinde dış paydaşlara yönelik Sür-İl sertifika programlarının açılması, farklı ve akılda kalıcı eğitim-öğretim yöntemleri kullanılarak farklı 499 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü kanallardan öğretici bilgilendirmelerin yapılması, (3) ‘Ar-Ge’ kapsamında; merkezlerde sürdürülebilirliğe dair konularda davranış değişikliğini sağlayacak Sür-İl’in sosyo-psikolojik boyutuna dair araştırmaların gerçekleştirilmesi, bu araştırma çıktılarına dair yayınların yaygınlaştırılması, bu alanda disiplinlerarası ortak araştırmaların/projelerin geliştirilmesi, diğer kuruluşları da içine alacak şekilde sürdürülebilirlik odaklı etkinliklerin düzenlenmesi, üniversiteler ve araştırmacı akademisyenler arasında ağların kurulması, sürdürülebilirlik çalışmalarına ait araştırma veri bankalarının oluşturulması, sürdürülebilirlik iletişimi ve kalkınmasına yönelik Ar-Ge bütçelerinin ayrılması, farkındalık anketleri yapılması, ilgili alanlarda yapılan araştırma ve yayınların düzenli olarak internet siteleri, konferanslar, paneller vb. yöntemlerle yaygınlaştırılması önerilerinde bulunulmuş (4) ‘Topluma Katkı’ alanında ise; yapılan sosyal sorumluluk proje ve kampanyalarının iletişim stratejilerinin ne şekilde yapılandırılabileceğine dair bilgiler ve öneriler sunulmuştur. Sürdürülebilirlik İletişiminin öncelikle ‘bilgilendirme’, daha sonra ‘önemine dair ilgi çekerek farkındalık yaratma’, en nihayetinde ise ‘bireyleri motive edecek faktörleri ortaya çıkararak harekete geçmelerini sağlama’ amaçları çerçevesinde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Tüm bunlara dikkat edilirken ilerlemeyi sağlayacak sürekli ve olumlu iletişimle davranış değişikliklerini teşvik edecek mekanizmaların geliştirilmesine ihtiyaç vardır. İşte bu noktada üniversiteler en yüksek itici güce sahiptir. Son olarak bir noktaya daha değinmek gerekebilir. Ziemann’nın belirttiği gibi sürdürülebilir kalkınmanın yaygın bir şekilde kabul görmesi, kavramın normalleşmesine yol açmaktadır. Ziemann ideolojik yüklü mücadelelerin zamanının geçtiğini, hedeflerin hâlâ tartışmalı olduğunu, ancak genel olarak pragmatik bir şekilde gerçekleştirildiğini; bu durumun ise büyük ölçüde çevre sorunlarının ahlâki olmaktan çıkarılmasından kaynaklandığını öne sürer ve bu normalleştirmenin sürdürülebilirlik söylemini paradoksal bir duruma getirdiğini belirterek şunu ekler: “İnsanlar sürdürülebilirlik hakkında ne kadar çok konuşur ve talepte bulunurlarsa, ister bireysel tüketiciler isterse kilit siyasi ve ekonomik aktörler için olsun, sürdürülebilirlik o kadar az dikkat çekebilmekte veya değişim için baskı yaratabilmektedir” (Ziemann, 2011: 94). Ziemann’ın bu düşüncesini etraflıca değerlendirdiğimizde bu fikrin doğruluk payının olduğu düşünülebilir. Özellikle son yirmi yıldır hızla gelişen sürdürülebilirlik çalışmaları, son birkaç yıldır “sürdürülebilirlik” kelimesinin her yerde kullanılmasıyla birlikte herkesin gündemine oturmuştur. Bir taraftan konuyla ilgili farkındalığın yaratılması, bilinç oluşturulması ve amaçlara varılması için ortaklıkların geliştirilmesine zemin hazırlayan bu yaygın 500 Sürdürülebilirlik İletişimi kullanım olumlu bir katkı sunmaktadır. Diğer taraftan bilimsel konferanslardan tutun, gündelik sohbetlere kadar her platformda ve her türden kişinin cümlelerinde kelimenin yerli yersiz kullanılmaya başlanmış olması, kavramın normalleşmesi ve popüler bir ürün haline gelmesine neden olabilecek bir noktaya ulaşma riski taşımaktadır. Kelimenin gündelik hayatın içinde ve medyada bu sıklıkta kullanılmaya başlanması hem fırsat hem tehlikeyi içeren bir noktadır. Bu nedenle, iletişim çalışmalarında “sürdürülebilirlik” kelimesinin kullanılmasından ziyade ifade ettiği anlamın yaşam biçimlerine entegre edilmesi; sürdürülebilirliğe dair konuların ayrı ayrı ele alınarak vurgulanması; bu sorumluluk bilincinin gerek kişiler gerekse kurumlar tarafından içselleştirilmesi; yaratılmak istenen bilincin gerek insan hakları gerek çevresel sorumluluk, gerek etik ve ahlâki davranış/yönetim şekilleri gerekse sorumlu tüketim ve yüksek üretkenlik boyutunda davranış şekillerine dönüştürülebilmesinin sağlanması gerekmektedir. İşte bu noktada yasaların, devletlerin ve özel sektör kuruluşlarının da ötesinde, faaliyet alanları, etki alanlarının genişliği ve gelecek nesilleri yetiştirmeleri nedeniyle en büyük güç yükseköğretim kurumlarının elindedir. Bu nedenledir ki, sürdürülebilirlik iletişimi ile bilgi sağlayıp farkındalık yaratan ve daha iyi bir dünya için davranışların olumlu yönde değiştirilmesine öncülük eden yükseköğretim kurumları topyekûn bir bilinç değişiminde ve bu sayede sağlanan sürdürülebilir kalkınmada itici güç olacaktır. KAYNAKÇA Brand, KW. (2011). “Sociological Perspectives on Sustainability Communication”, içinde Sustainability Communication, (Ed. J. Godemann & G. Michelsen). Springer. Bourdieu, P. (2018). “Cultural Reproduction and Social Reproduction”, içinde Knowledge, Education And Cultural Change, (Ed. R. Brown). Routledge. Ss. 1-112. Burksiene, V. & Dvorak, J. (2022). “E-Communication of ENGO’s for Measurable Improvements for Sustainability”, Administrative Sciences, 12 (70). CEEC. (2024). http://www.chinaeol.net/eg/, Erişim Tarihi: 11.06.2024. Corner, J. & Hawthorn, J. (1993). Communication Studies: An Introductory Reader. Edward Arnold. COMSUS. (2023). “Development of Sustainable Communications of HEI in Social Media”. https://comsus.eu/index.php/about-project/, Erişim Tarihi: 05.07.2024. Di Tullio, P. & La Torre, M. & Antonio R. M. (2021). “Social Media for Engaging and Educating: From Universities’ Sustainability Reporting to Dialogic Communication”, Administrative Sciences, 11(151). de Witt, C. (2011). “Media Theory and Sustainability Communication”, içinde Sustainability Communication, (Ed. J. Godemann & G. Michelsen). Springer. Djordjevic, A. & Cotton, D. R. E. (2011). “Communicating the Sustainability Message in Higher Education Institutions”, International Journal of Sustainability in Higher Education, 12(4), 381-394. 501 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Equinet. (2017). “Communicating Equality through Social Media: A Guide for Equality Bodies”. Equinet, European Network of Equality Bodies. Equally Ours. (2019). “How to Shift Public Attitudes on Equality. A Practical Guide for Campaigners and Communicators”. https://www.equallyours.org.uk/wpcontent/uploads/2019/11/Talking-about-equality-guide.pdf, Erişim Tarihi: 08.06.2024. ESG. (Earth System Governance). (2021). “Sustainability Science”. https://www.earthsystemgovernance.org/what-we-do/, Erişim Tarihi: 30.06.2024. Fischer, D. & Lüdecke, G. & Godemann, J. & Michelsen, G. & Newig, J. & Rieckmann, M. & Schulz, D. (2016). “Sustainability Communication”, içinde Sustainability Science. An Introduction, (Ed. H. Heinrichs & P. Martens & G. Michelsen & A. Wiek). Springer. Fleishman-Hillard Research. (2006). Rethinking Corporate Social Responsibility. National Consumers League Study. Godemann, J. (2021). “Communicating Sustainability. Some Thoughts and Recommendations for Enhancing Sustainability Communication”, içinde The Sustainability Communication Reader, (Ed. F. Weder & L. Krainer & M. Karmasin). Springer. Godemann, J. & Michelsen, G. (2011). “Sustainability Communication - An Introduction”, içinde Sustainability Communication: Interdisciplinary Perspectives and Theoretical Foundation, (Ed. J. Godemann & G. Michelsen). Springer. Mazo, L. & Macpherson, I. (2017). “A Strategic Communication Model for Sustainable Initiatives in Higher Education Institutions”, Athens Journal of Mass Media and Communications, 3(4), 321 342. McCombs, M. E. & Shaw, D. L. (1972). “The Agenda-Setting Function of Mass Media”, Public Opinion Quarterly, 36(2), 176-187. McKenzie-Mohr, D. (2000). “Promoting Sustainable Behavior: An Introduction to Community-Based Social Marketing”, Journal of Social Issues, 56(3), 543-554. McLuhan, M. & Powers, B. R. (1992). The Global Village: Transformations in World Life and Media in the 21st Century. Oxford University Press Inc. Newig, J. & Schulz, D. & Fischer, D. & Hetze, K. & Laws, N. & Lüdecke, G. & Rieckmann, M. (2013). “Communication regarding Sustainability: Conceptual Perspectives and Exploration of Societal Subsystem”, Sustainability, 5(7), 2976-2990. Newig, J. & Voss, J-P. & Monstadt, J. (2009). Governance for Sustainable Development: Coping with Ambivalence, Uncertainty and Distributed Power. Routledge. SDSN. (2021). “How to Communicate Sustainability on University Websites”. https://www.unsdsn-ne.org/en/news/how-to-communicate-sustainability-on-universitywebsites, Erişim Tarihi: 29.06.2024. Stibbe, A. (2009). “The Language of Sustainability: Shouting but not Being Heard”, Conference on 27 April 2009, Institution for Environmental Sciences, London. UNDP (United Nations Development Programme). (2019). “UNDP’s Engagement with the Media for Governance, Sustainable Development and Peace”. Oslo Governance Centre. 502 Sürdürülebilirlik İletişimi UIA. (2024). https://uia.org/s/or/en/1100060010, Erişim Tarihi: 11.06.2024. UNEP & Futerra. (2005). “United Nations Environment Programme. Communicating Sustainability. How to Produce Effective Public Campaigns”. https://www.unep.org/resources/report/communicating-sustainability-how-produceeffective-public-campaigns, Erişim Tarihi: 10.06.2024. University of Cambridge. (2021). “The University of Cambridge Sustainability Team. Communication and Engagement Strategy 2020/21-2023/24”. https://www.environment.admin.cam.ac.uk/files/uoc_comms_engagement_strategy_2 020.pdf, Erişim Tarihi: 01.07.2024. Vocil, D. & Karmasin, M. (2021). “Sustainability and Communication in Higher Education”, 7th International Conference on Higher Education Advances (HEAd’21). Universitat Politècnica de València, Valencia. YÖK Akademik. (2024). https://akademik.yok.gov.tr/AkademikArama/, Erişim Tarihi: 30.07.2024. Ziemann, A. (2011). “Communication Theory and Sustainability Discourse”, içinde Sustainability Communication: Interdisciplinary Perspectives and Theoretical Foundation, (Ed. J. Godemann & G. Michelsen). Springer. 503 EK 1: ÜNİVERSİTELERDE MÜFREDATLARA EKLENMESİ ÖNERİLEN DERS BAŞLIKLARI Akademik Disiplin Öneri Ders İsimleri Yönetim Bilimleri İklim Krizini Yönetmek İşletmelerde Sürdürülebilirlik Yönetimi İyi Yaşam Politikaları İnşa Etmek Katılımcı Liderlik Küreselleşme, Yönetişim ve Hesapverebilirlik Sürdürülebilir Büyüme ve Kalite Yönetimi Sürdürülebilirlik ve Refah için Sosyal Bilimler Sürdürülebilir Kalkınmanın Pratiği: Yaşanabilir Bir Dünya Yaratmak Toplumsal Yenilik: Sürdürülebilir Bir Geçiş için Harekete Geçmek Yeşil Pazarlama Yoksullukla Mücadelede İşletmelerin Rolü Sosyal Bilimler ve Toplum Bilimleri Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Çevre ve Savaş Çevresel Adalet: Eşitlik ve Çevre Dünya Siyasetinde Küreselleşme, Gelişme ve Çevre Güneyde Kamusal Siyasalar ile Tarım ve Gıda Meseleleri Göç ve Kalkınma İklim Jeopolitiği: Uluslararası İlişkiler İklim Değişikliği ve Uluslararası Düzen: Tarihsel Miras ve Güncel Zorluklar İklim Değişikliği, Barış ve Güvenlik İklim Değişikliği Politikası ve Diplomasisi İnsan Hakları ve Uluslararası İlişkiler Küresel Güç Dinamikleri Işığında İklim Değişikliğinin Politik Ekonomisi Küresel Çevre Siyaseti 505 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Akademik Disiplin Öneri Ders İsimleri Küresel Kalkınma Amaçları için İş Birlikleri Küresel Kapitalizm, İklim Krizi ve Politikaları Küresel Bağlamda Enerji Politikaları Küreselleşme ve Özel Yönetişim Siyasal Ekoloji ve Toplum Toplumsal Sınıf ve Hareketlilik, Eşitsizlik ve Toplumsal Politika Ulus Aşırı Toplumsal Hareketler ve Küresel İklim Adaleti Etik Çevre Etiği Teorileri ve Uygulamaları Etik Farkındalık Etik ve Sosyal Sorumluluk Etik Tüketicilik Alışkanlıkları İnsan Hakları ve Etik İş Dünyasında Etik ve Sürdürülebilirlik İşletme Etiği ve Kurumsal Sosyal Sorumluluk Sosyal Bilimler ve Toplum Bilimleri Sürdürülebilirlik ve Etik Değerler Teknoloji Etiği Sosyoloji Eleştirel ve Sosyolojik Düşünce Gıda Sosyolojisi İklim ve Sosyo-Ekonomik Eşitsizlikler İnsan Hakları ve Toplum Sağlık Sosyolojisi ve Antropolojisi Sosyal ve Çevresel Adalet Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Sürdürülebilir Kalkınma Toplumsal Katılım Tüketici Toplumu ve Kültür Yoksulluğun Sosyolojik Boyutu Psikoloji Ekopsikoloji ve Çevre Psikolojisi İklim Krizi Psikolojisi Sürdürülebilirlik ve Çevre Psikolojisi Sürdürülebilir Davranış Motivasyonu Tüketici Davranışları Psikolojisi ve Sorumluluk 506 Ek-1 Akademik Disiplin Öneri Ders İsimleri Finans / Ekonomi Büyüme ve Kalkınma Çevre Ekonomisi Döngüsel Ekonomi / Yaşam Döngüsü Analizi ve Döngüsel Ekonomi Davranışsal Ekonomi Enerji Ekonomisi GastroEkonominin Temel İlkeleri Gelişen Ülkelerde Büyümenin Sürdürülebilirliği Kalkınmada Risk Analizi, Proje Yönetimi ve Değerlendirme Teknikleri Sağlık Ekonomisi ve Politikası Ekonomi Bilimi Sorumlu Üretim ve Tüketim Sosyal Girişimcilik ve Mikrofinans Sosyal Girişimcilik ve Proje Yönetimi Sürdürülebilirlik Ekonomisi Sürdürülebilir Finans ve Risk Yönetimi Uluslararası Çevre Ekonomisi ve Büyüme Yeşil Ekonomi Yeşil Yönetim ve Sürdürülebilirlik Yoksulluk ve Yoksullukla ilgili Temel Kavramlar Yoksulluğun Ekonomik Boyutu Yoksullukla Mücadelede Politika Önerileri Dijital Bilişim Sistemleri ve Sürdürülebilirlik Çevre ve Teknoloji Dijitalleşme: Birey, Organizasyon ve Toplum Bilgi Sistemleri (Sosyal ve Mühendislik Alanları) Eğitimde Fırsat Eşitliği: Uzaktan Eğitimin Esasları Eğitsel Teknoloji ve Yenilikçik Gıda Sisteminde Dijital İnovasyon İnovasyon için Yapay Zekâ ve Veri Bilimi İnovasyon, Büyüme ve Sürdürülebilirlik / Sürdürülebilir Tasarım ve İnovasyon Ekosistemi Kalkınma için Eğitimde Modelleme ve Tasarım Öğrenme, Dijitalleşme ve Sürdürülebilirlik 507 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Akademik Disiplin Öneri Ders İsimleri Teknoloji, Küreselleşme ve Sürdürülebilir Kalkınma Bilgi Sistemleri (Sosyal ve Mühendislik Alanları) Uluslararası Pazarlarda Sürdürülebilirlik için Dijital Stratejiler Yeşil BT 21. Yüzyıl Dikkat Ekonomilerinde Bilgi Sistemlerinin ve Bilişsel Sürdürülebilirliğin Kavramsallaştırılması İletişim Cinsiyetçi Dilin Önlenmesi ve Eşitlikçi Yaklaşımlar Çevresel İletişim Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve İletişim Kurumsal Yönetim ve Sosyal Sorumluluk Sağlıkta İletişim Stratejik Çevre İletişimi Sosyal Sorumluluk Projesi Geliştirme Sosyal İnovasyon ve Girişimcilik İletişim Bilimleri Sürdürülebilir Kalkınma: Anlatı ve Siyasaların Oluşturulması Sürdürülebilirlik İletişimi Yeni Medya ve Tüketim Farkındalığı Toplumsal Cinsiyet Eşitliği / Eşitlik Çevre ve Kadın Çeşitlik, Eşitlik, Kapsayıcılık Eşitlik, Adalet ve Demokrasi İş Yaşamında Çeşitlilik ve Katılımcılık Medyada Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Yoksulluk Toplumsal Cinsiyet ve Sürdürülebilir Kalkınma Eğitim Açık Öğrenme Ortamlarının Tasarımı ve Geliştirilmesi Eğitsel Teknoloji ve Yeni Ortamlar Eğitim Bilimleri Eğitimde Görselleştirme Eğitimde Sürdürülebilirlik Eğitim ve Araştırmada Bilgi Yönetimi Kalkınma Sürecinde Eğitim ve Araştırmada Bilgi Yönetimi Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitim Sürdürülebilir Kalkınma için Öğrenme ve Öğretim Teorileri 508 Ek-1 Akademik Disiplin Öneri Ders İsimleri Mimarlık / İnşaat ve Endüstri Mühendisliği Kentlerde Yoksulluğun Azaltılması Sürdürülebilirlik için Planlama ve Tasarım Sürdürülebilir Ulaşım Planlaması Sürdürülebilir Şehirler için Kentsel Ağlar Sürdürülebilir Şehirler ve Toplumlar Uzmanlığı Sürdürülebilir Şehirlerin Yönetimi Sürdürülebilir Gelişme ve Çevre Yönetimi Sürdürülebilir Çevre ve Ekonomiler; Kültürel Peyzaj; Kimlik, Tarih, Miras, Arşiv ve Koleksiyon Mimarlık ve Güzel Sanatlar Disiplinleri Kültür - Sanat Çevre ve İklim Değişikliği Odaklı Sanat, Tasarım ve Sürdürülebilirlik Ekolojik Sanat Kuram ve Sanat & Ekoloji Sanat ve Sürdürülebilirlik Sanat, Çevre ve Sürdürülebilirlik Sanatsal Araştırma ve Sürdürülebilirlik Sanat Eğitiminde Sürdürülebilirlik Uygulama Alanları Sürdürülebilirlik ve Sanat: Kolektif Eylemler ve Kültür Endüstrileri Sürdürülebilir Kalkınma için Sanat Eğitimi Sürdürülebilir Sergi Yapımcılığı Sürdürülebilir Tasarım Yaratıcı Sürdürülebilirlik Enerji Alternatif ve Yenilenebilir Enerji Sistemleri Enerji Hukuku Enerji ve Çevre Ekonomisi Karbon Denetimi ve Yönetimi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Mühendislikte Sürdürülebilir Sistemler Net Sıfır Enerji Geliştirme: Sürdürülebilir Topluluklar ve Teknoloji Sürdürülebilir Enerji ve Sistemleri Uluslararası Enerji Politikaları ve Sürdürülebilirlik Su Endüstriyel Su Yönetimi Entegre Su Kaynakları Yönetimi 509 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Akademik Disiplin Öneri Ders İsimleri Kentsel Su Yönetimi Su ve Enerji Su Arıtımında Temel İşlemler / Su Kalitesi Su ve Atık Suyun Kimyasal/Biyolojik Arıtımı Su Politikaları ve Güvenliği Su Hizmetleri Yönetimi Su Kütlelerinde Ekolojik Kalitenin Sınıflandırılması Su Kaynaklarının Sürdürülebilirlik Zorlukları Su, Sağlık ve Sürdürülebilir Kalkınma Tarımsal Su Yönetimi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Gıda Ekoloji ve Gıda Üretimi ESG ve Gıda Atıkları Evde Gıda İsrafının Azaltılması Gıda Güvenliği Gıda Atık Yönetimi Gıda Endüstri Atıkları ve Geri Dönüşümü Gıda İsrafı, Gıda İşleme ve Atık Yönetimi Gıda Teknolojisi ve Çevre İlişkisi Gıda-Su-Enerji Bağını Değerlendirmek: Küresel Güvenliğin Temelleri Küresel Gıda Güvenliği ve Sürdürülebilir Tarım Sürdürülebilir Tarımda Felsefe Tarım ve Gıda Sistemlerinin Sürdürülebilir Kalkınması Çevre Çevre ve Sağlık Çevre ve Kadın Çevre ve Uluslararası Çatışma Çevre Çalışmaları ve Sürdürülebilirlik Çevre Bilimleri Çevresel Adalet ve Yoksulluk Çevrenin Ekonomi Politiği Çevre Ekonomisi ve İklim Değişikliği Çevre, İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma Ekolojik Sistem ve Sürdürülebilirlik 510 Ek-1 Akademik Disiplin Öneri Ders İsimleri Ekolojik Bilim ve Doğa Temelli Çözümler: Mesele ve Sorunlar İklim Değişikliği, Adalet ve Fayda İklim Değişikliği ve Çevre Politikaları Çevre Bilimleri İklim Değişikliği, Ekolojik Sistem ve Sürdürülebilirlik Karbonsuzlaşma ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Kentlerde Enerji ve İklim Siyasaları Uluslararası Çevre Politikaları Uluslararası Çevresel Yönetim, Siyasa ve Toplumsal Adalet Sıfır Atık ve Çevre Teknolojileri Tıp ve Sağlık Çevre ve Küresel Sağlık İklim Değişikliğinin Sağlık Üzerindeki Etkisi İnsan ve Gezegen Sağlığı İnsan Sağlığı ve Küresel Çevresel Değişim ve Politikalar Kamu Sağlığı ve Çevresel Adalet Küresel Sağlığın Temelleri Tıp ve Sağlık Bilimleri Küreselleşme ve Sağlık Eşitsizlikleri Sağlık İletişimi Sağlık Okuryazarlığı Sağlığın Sosyal Belirleyicileri Sağlığı Geliştirme ve Yaşam Kalitesi Sağlık Ekonomisi ve Politikası Sağlık Sosyolojisi ve Antropolojisi Sürdürülebilir Klinik Uygulama İlkeleri Sürdürülebilir Sağlık Hizmetleri Eğitimi Tek Sağlık Tıbbın Sosyal ve Bilimsel Bileşenleri Sürdürülebilirlik Genel Sürdürülebilirlik Dersleri Ekonomi ve Sürdürülebilirlik Gastronomi ve Sürdürülebilir Kalkınma İklim Değişikliği ve Gündelik Yaşam Kurumsal Sürdürülebilirlik Uygulamaları Küresel Sağlık ve Sürdürülebilir Gelişim 511 Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Yükseköğretim Kurumlarının Rolü Akademik Disiplin Öneri Ders İsimleri Küresel İnsan Hakları ve Yerel Pratikleri Sürdürülebilir Yaşam Sürdürülebilir Tasarım Sürdürülebilirlik Yönetimi Sürdürülebilir Kalkınma ve Temelleri Genel Sürdürülebilirlik Dersleri Sürdürülebilir Kalkınma ve Diplomasi Sürdürülebilir Kalkınma ve Siyasi Politikalar Sürdürülebilir Büyüme ve Kalite Yönetimi Sürdürülebilir Gelişme ve Çevre Yönetimi Sürdürülebilirlik ve Davranışsal Psikoloji Sürdürülebilirlik Kavramı ve İlkelerine Giriş Sürdürülebilirlik ve Yaratıcı Yaklaşımlar Sürdürülebilir Şehirlerin Yönetimi Tüketim Kültürü ve Sürdürülebilir Kalkınma Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Eşitlikçilik ve Sürdürülebilirlik 512 YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARININ ROLÜ Yükseköğretim Kurumları eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme ve inovasyon faaliyetleriyle, bilimsel bilgiyi üretir ve paylaşır; gelecek neslin düşünsel yeteneklerini şekillendirerek gerekli bilgi ve donanımla yetişmesini sağlar; ekonomik, kültürel ve toplumsal kalkınmaya katkıda bulunur. Üniversitelerin sürdürülebilir kalkınmaya dair konuların çözüme ulaştırılması ve iyileştirilmesi, toplumsal gelişimi teşvik eden yenilikçi fikirlerin ve çözümlerin yayılması, gelecek nesillerin sorumluluk bilinciyle yetiştirilmesi, daha iyi bir dünya için gerekli olan tutum ve Kitap; “Yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilir kalkınma için gerekli olan ‘nitelikli eğitim, eşitsizliklerin azaltılması, etik, ekonomik kalkınma, sorumlu tüketim, çevresel koruma, sağlıklı yaşam, iş birliklerinin geliştirilmesi’ gibi alanların her biri özelindeki rolünü vurgulamayı ve bu alanlarda geliştirilecek politika ve uygulamaları ortaya koymayı” amaçlamaktadır. Bu amaca yönelik olarak; ‘Eğitim-Öğretim’, ‘Araştırma-Geliştirme’ ve ‘Topluma Katkı’ alanlarında güçlü sorumlulukları ve yönlendirme gücü olan üniversitelerin sürdürülebilir gelişim yolundaki rollerini ele alan kitapta, birçok üniversiteden farklı disiplinlere mensup, alanlarında uzman kıymetli akademisyenlerin eserleri yer almaktadır. Ayrıca, kitabımız sürdürülebilir kalkınma çalışmalarının bilimsel yayın alanında üniversiteler arası iş birliğini de temsil etmektedir. EDİTÖRLER DOÇ. DR. ESRA BAYHANTOPÇU DOÇ. DR. ÇİĞDEM GÜRSOY davranışların şekillendirilmesinde son derece önemli rolleri vardır. SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA YOLUNDA YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARININ ROLÜ YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARININ ROLÜ EDİTÖRLER DOÇ. DR. ESRA BAYHANTOPÇU DOÇ. DR. ÇİĞDEM GÜRSOY SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA YOLUNDA SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA YOLUNDA EDİTÖRLER DOÇ. DR. ESRA BAYHANTOPÇU DOÇ. DR. ÇİĞDEM GÜRSOY