İNTERNET ve DEMOKRASİ Proje No: 105K175 Doç.Dr. Dilek Cindoglu Temmuz 2007 ANKARA TÜBİTAK PROJE ÖZET BİLGİ FORMU Proje No: 105K175 Proje Başlığı: Internet ve Demokrasi: İnternetin Türkiyede Kamusal ve Özel Alana İlişkin Sunduğu Açılımlara Kıyaslamalı Bir Bakış Proje Yürütücüsü ve Araştırmacılar: Doç. Dr. Dilek Cindoglu Projenin Yürütüldüğü Kuruluş ve Adresi: Bilkent Üniversitesi Destekleyen Kuruluş(ların) Adı ve Adresi: Projenin Başlangıç ve Bitiş Tarihleri: Mayıs 2006-Temmuz 2007 Öz (en çok 70 kelime) Bu çalışma, demokrasinin gündelik hayattaki tezahürleri üzerinde yoğunlaşarak bu pratiği internet kullanımı sürecinde nasıl yeniden şekillendiğini kıyaslamalı olarak anlamayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede kamusal ve özel alandaki internet kullanımı batı ve batı dışı toplumlardaki seçilmiş internet toplulukları bir yıl süre ile izlenerek karşılaştırmalı bir araştırma yürütülmüştür. Anahtar Kelimeler: internet, demokrasi, kamusal-özel alan, e-demokrasi, sosyal hareketler, cinsellik ve spor Projeden Yapılan Yayınlar: İNTERNET ve DEMOKRASİ; İNTERNETİN TÜRKİYE’DE KAMUSAL ve ÖZEL ALANA İLİŞKİN SUNDUĞU AÇILIMLARA KIYASLAMALI BİR BAKIŞ 1. Proje Özeti Bu çalışma, demokrasinin gündelik hayattaki tezahürleri üzerinde yoğunlaşarak bu pratiğin internet kullanımı sürecinde nasıl yeniden şekillendiğini kıyaslamalı olarak anlamayı amaçlamaktadır. İnternet iletişim ve bilgi alışveriş olanaklarını hiç olmadığı kadar genişletmekte, sınırları açık ve hiyerarşik olmayan bir yapıya sahip, herkesin her an ulaşabildiği gerçek olanın yanı sıra var olan yeni bir alandır. Bu hali ile internet, demokrasinin ayrılmaz bir parçası olan katılım meselesinin sınırlarını genişleten yeni teknolojik olanaklar sunmaktadır. Bu amaçla Batılı ve Batı dışı toplumların internetle olan ilişkileri, farklı iletişim pratikleri, bu süreçteki kimlik oluşumları ve demokrasiye ilişkin yeni olanaklar çerçevesinde karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Bu çalışmada kamusal ve özel alanlardaki (e-demokrasi, sosyal hareketler, spor, cinsel kimlikler gibi) internet sitelerinin Batıdaki benzerlerleri ile sürekli ve düzenli olarak (8 ay boyunca, hergün, 4 ayrı doktora öğrencisi tarafından) izlenerek karşılaştırmalı (cross cultural) bir araştırma 12 ay süresince yürütülmüştür. Internet kullanımı konusunda akademik çalışmalar uluslararası literatürde oldukça zengin olup konu ile ilgili Türkiye’de bu kapsamda bir araştırma olmadığı için, aştırma sonuçları hem Türkiye’deki internet kullanımının yapısına, demokrasinin gelişmesi konusunda oluşacak olası açılımlara ışık tutmakta, hem de kıyaslamalı bir araştırma olacağı için internet literatürüne batı dışı bir örnekten (Türkiye) yola çıkarak analitik ve teorik bir katkı sağlamaktadır. Anahtar sözcükler; İnternet, demokrasi, özel alan, kamusal alan, e- demokrasi, sosyal hareketler, spor, cinsellik ABSTRACT INTERNET AND DEMOCRACY: A COMPARATIVE RESEARCH ON THE PROSPECTS OF DEMOCRACY IN CONTEMPORARY TURKEY This project focuses on the manifestations of democratic practices in the everyday life through Internet via a cross-cultural, comparative research. Internet enlarges and creates new channels of communication and knowledge transfer. With these advantages, it provides us a de-centralized, open, democratic structure. Internet, in this sense, opens up a different set of opportunities for democracy. It is immediate, fast, and interactive; it has an international audience and reduces the cost for communication. Internet, thus, solves some key problems of democracy like participation, communication and organization. This study aims to analyze the Internet, its relation with, and different communication practices in, the Western and non-Western societies within the process of identity formation and the framework of new democratic opportunities. In this study, four Phd students regularly (everyday within 8 months) traced some of the Western and non-Western Internet sites located in the public and private spaces (such as e-democracy, social movements, sports, gender identities) and pursued a comparative, cross-cultural and an ethnographic research within 12 months. Although the worldwide literature regarding Internet studies is quite rich, there has not been any comprehensive comparative study on Turkey yet. The results of the project shed light on the pattern of Internet utilization and new prospects on the development of democracy in contemporary Turkey. Moreover, this study also provides us with a theoretical and analytical contribution to the literature on Internet from a non-Western context. Key Words: Internet, democracy, private sphere, public sphere, e- democracy, social movements, sports, gender Internet ve Demokrasi Dilek Cindoğlu (editör), Erkan Doğan, İbrahim Saylan, Seçkin Özdamar ve Gizem Zencirci İÇİNDEKİLER 1. Türkiye’ de Internet Üzerine Araştırma Yapmak, Dilek Cindoglu 2. İnternet ve Kamusal Alandaki İz Düşümleri 2.1 “Yeni Sosyal Hareketler, Demokrasi ve İnternet”, Erkan Doğan 2.2 “Türkiye ve İtalya Örnekleri Çerçevesinde e-devlet Uygulamaları ile e- demokrasi İlişkisi Üzerine Karşılaştırmalı Bir Analiz”, İbrahim Saylan 3 İnternet ve Özel Alandaki İz Düşümleri 3.1 “İnternet ve Sanal Topluluklar Ekseninde Futbol Taraftarlığı”, Seçkin Özdamar 3.2 “Açılmak ya da İnternet’te Açılmak: Cinsel Azınlıkların İnternet Kullanımına Dair Karşılaştırmalı bir Analiz” Gizem Zencirci 4 Sonuç Olarak 5 Kaynakçalar 1 INTERNET ve DEMOKRASİ Türkiye’de İnternet Üzerine Çalışma Yapmak Dilek Cindoglu I. Başlarken Her araştırmanın bir tarihi vardır. Bu araştırmanın da tarihi 2003 yılına uzanmaktadır. 2000 li yıllar Türkiyedeki birçok bilgisayar kullanıcısı “computer literate” araştırmacı gibi benim de internet ile yakınlaşmamı ve bu mecrayı hem iş, hem de özel hayatımda bir yandan yoğun olarak kullanırken, bir yandan da gittikçe daha fazla merak etmemi, sonunda da bu merakımı akademik bir merak haline dönüştürmeme rastlar. Internetin özel alanda kullanımını nasıl anlamlandırmak gerekir sorusu ile başladığım ilk araştırmalarım da bu zamana rastlar. 1 Ancak, 2003 yazında Bilkent Üniversitesinden aldığım bir proje geliştirme desteği ile NYU, NewYork Üniversitesinde geçirdiğim altı hafta olmasaydı, herhalde böyle bir proje ortaya çıkmazdı. New York Üniversitesinin kütüphanesinde kızımla birlikte geçirdiğim o yaz internetin hayatımızı ne kadar çok boyutlu etkilediğini keşfetme ve yeni yeni ortaya çıkan araştırmalara ulaşma şansım oldu. O sıralar başladığım “ Cyberspace Encounters: The Prospects for Intimacy in the 21st century” başlıklı makalemi ilk kez, The Center for the Study of Gender and Sexuality, Fall 2003 Lunch Series, September 16 2003 de New York da sundum. Aldığım geri bildirimler, batı dışı toplumların modernite ile ilişkisini sorgulamam gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Ben, Türkiye örneğinden yola çıkarak internetin özel alana, aşka ve cinselliğe dair getirdiği açılımları ortaya koyuyordum, dinleyiciler ise beni, varsayımlarım konusunda uyarıyorlardı. Kuşkusuz varsayımlarım Türkiye coğrafyasındaki aşk, namus, cinsellik temalarındaki, coğunu benim yürütttüğüm araştırma sonuçlarından 1 Cindoglu, Dilek “Cyberspace Encounters: Intimacy and Internet", Sabanci University, Faculty of Arts and Social Sciences, Social and Political Science Seminars, December 2004. Istanbul, Turkey. Cindoglu, Dilek “New Forms of Love: Love in the Age of Fragmentations [Askin yeni Halleri: Parcalanmalar Cagindan Internet Ortaminda Ask” to be presented in COLLOQUE INTERNATIONALE DE SOCIOLOGIE NOUVELLES SOCIALITES A L'ERE DES FRAGMENTATIONS, May 12-14 2005, Istanbul. 2 kaynaklanıyordu. Ancak batılı akademisyenler, internet üzerinden kurulan ilişkilerin anlamı ve fonksiyonu üzerinde ikna olmamışlardı. Aksine onların çekincelerini düşündüğümde, itirazlarının içinde yaşadıkları toplumsal ortamın (context) dinamiklerinden kaynaklandığını ve internet gibi nötr ve yersiz-yurtsuz düşünmelerinden kaynaklanıyordu. Tıpkı benim gözlemlerim ve önermelerim gibi onlar da kendi gözlem ve deneyimlerinden (context) yola çıkıyorlardı. Bu farkındalıkla, internet çalışmalarında da “text” kadar “context” in ne kadar önemli olduğunu, yani neyin yazıldığı, konuşulduğu kadar, nerede ve kim tarafından okunduğu ve dinlendiğinin araştırılması gerektiği sonucuna vardım. İnternetin NewYork kentindeki bir kadının ya da erkeğin yaptığı “chat” ile, Adıyaman da yapılan “chat” ve muhtemel sonuçları birbirinden çok farklı idi. Her iki kentteki ilişkiler, beklentiler, aşk ve evliliğe ilişkin beklentilerin farklılığı bu farkı belirleyen en temel unsurdu. Yani yer, “context” çok önemli idi. New York daki bu deneyim, beni Bilkent e döndüğümde 2004 ilkbaharında “Sociology of Internet” dersimi açmaya heveslendirdi. Bölüm başkanım Prof. Metin Heper den de aldığım destekle yeni bir doktora seçmeli dersi açtım. Burada çalışmalarını gördüğünüz dört doktora öğrencimle bu ders vasıtası ile tanıştık ve birlikte uzun soluklu bir çalışma başlamış oldu. 2006 yılında, ders sınırlarını aşarak, çok yakında meslektaşım olacak bu doktora öğrencilerimle birlikte “Internet ve Demokrasi” başlıklı araştırma projemizi hazırladık. Kısaca, bugün elinizdeki bu çalışma Internet Sosyolojisi dersinden başlayan serüvenin ürünü. Kuşkusuz TÜBİTAK tan aldığımız destek olmasaydı, bu araştırma da ortaya çıkamazdı. Başladığımızda internet kullanımı konusunda akademik çalışmalar uluslararası literatürde oldukça zengin olup konu ile ilgili Türkiyede bu kapsamda bir araştırma mevcut değildi. Hala da oldukça kısır olan internet literatürüne batı dışı bir örnekten (Türkiye) yola çıkarak kıyaslamalı bir çerçevede sunduğumuz için alana analitik ve teorik bir katkı sağlayacağını umuyoruz. Sonuçları dört ayrı bölümden oluşan bütünlüklü bir araştırma raporu olarak sunuyoruz. Dileyen okur, her bir makaleyi ayrı ayrı da okuyabilsin diye kaynakçalarını ve dipnotlarını dört ayrı makale şeklinde hazırladık. 3 II. Internet Çalışmalarındaki Boşluk Günümüzde bilgi ve iletişim teknolojileri (BİT) gözle görülür bir şekilde toplumsal yaşama ilişkin bilgi, algı ve pratiklerimizi şekillendirmektedir. Toplumsal yaşama sanal bir boyut ekleyen BİT küreselleşmenin itici güçlerinden birini oluştururken, BİT’in toplumsal yaşam üzerindeki etkileri o denli geniş kapsamlı olmaktadır ki ‘bilgi toplumu’ çağını yaşamakta olduğumuz yaygın bir sav haline gelmiştir. Doğaldır ki toplumsal yaşamın bir parçası olan, siyasal alan da bu dönüşümden belirgin bir şekilde etkilenmektedir. BİT içerisinde özellikle görsel ve işitsel medya ile internet bireyler, gruplar, kurumlar ve devlet ile yurttaş arasındaki karşılıklı ilişkileri yeniden şekillendirmektedir. Bu araştırma çerçevesinde bu şekillendirmenin sınırları ve sınırlılıkları tartışılacaktır. Yirminci yüzyıl insanlık tarihinde belirgin iki kutbu simgeler. Bir yanda yaşanmış iki dünya savaşı, doğal dengenin bozulması, göç ve nüfus sorunları; diğer yanda ise kitle iletişim araçlarının yaygınlığı, demokrasilerin ağırlığınının arttığı, teknolojik gelişmelerin yaygınlık kazandığı gerçekliği. Bütün bu iki kutup arasında, özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısında insanların yaşam biçimlerini, davranış kalıplarını, alışkanlıklarını ve iletişim tarzlarını yoğun bir şekilde etkileyen olguların öne çıktığını, bunun da ötesinde, ortaya çıkan bu olguların hem etkilendiği hem de etkilediği sosyal, ekonomik ve politik koşulların çok boyutlu analizler ve interdisipliner çalışmalara konu olduğunu söyleyebiliriz. Bu olgular arasında sadece zaman ve mekan algımızı değiştirdiği için değil; bilgiye ulaşma ve iletişim kurma biçimimizi etkilediği ve kendine özgü bir kültür yarattığı için de interneti farklı bir alana alabiliriz. Bu alan dahilinde, internet, -her ne kadar iletişim alanındaki teknonolojik gelişmelerin, toplumları derin bir şekilde etkilemesi ilk defa karşılaşılan bir durum olmasa da- iletişim araçlarının bilgisayar sistemleriyle bütünleştirmesi, veri, görüntü ve metin değiş-tokuşu sağlaması yanında, bir güç aracı oluşturması bakımından da önemli bir değişime işaret etmektedir. İnternetin dünyadaki yaygın kullanımı son 30 yılın meselesidir, Türkiyede ise 1990 sonrasında yaygın internet kullanımı söz konusudur. Dolayısıyla bu mecra üzerindeki çalışmalar da en fazla bu kadar eski. Ancak tüm sosyal bilim alanlarının ilk başlarındaki zaaf burada da var; internet kullanımının sanki sadece batı toplumlarında rastlanan bir 4 olgu olduğu, ya da batı dışı toplumların deneyimlerinin de çok benzer olacağı yolunda. Oysa, internet başka bir dünya ve batı toplumlar için de, batı dışı toplumlar için de yeni bir olgu ve tüm diğer yeni teknolojik gelişmeler gibi, bu toplumlarda nasıl kabul bulacağı, nasıl kullanılacağı, toplumsal yapıları nasıl etkileyeceği özel olarak çalışılması gereken bir alan. Muhtemelen de internet, farklı toplum yapılarını farklı biçimlerde etkileyecek bir olgu. Bu çalışma işte bu “text-context” farkındalığı ile başladı. Söz konusu argümanımızı sınayabilmek için mutlaka kıyaslamalı çalışmalar grubuna ihtiyacımız vardı. Üstelik sadece kamusal alandaki internet kullanımı açısından değil, özel alandaki internet kullanımlarının da karşılaştırılması gerekiyordu. Elinizdeki çalışma siyaset alanına ilişkin iki çalışma ile, özel alanda internet kullanımına ilişkin iki çalışmayı içermektedir. Kamusal alanda internet kullanımı ile özel alanda internet kullanımının farklı olacağını varsaydığımız için, iki adet kamusal alana ilişkin, iki adet de özel alana ilişkin araştırma yürütüldü. Böylece bu çalışma ile (1) farklı toplumsal yapıları kıyaslamalı [cross cultural and cross sectional] ve (2) etnografik bir çalışma olarak yola çıkıldı. Sonuç olarak farklı toplumlarda benzer meselelerin nasıl tartışıldığı, sunulduğu, ortaya konulduğunun bir yıllık zaman içinde izini sürdü dört ayrı araştırmacı. Bu çalışmanın içinde onların izlerini sürdükleri alanların hikayelerini bulacaksınız. İnternetin kamusal ve özel alanda farklı toplumsal yapılarda hangi anlamlara geldiğinin tartışması olacak bu alanlar. Bu çalışma, demokrasinin gündelik hayattaki tezahürleri üzerinde yoğunlaşarak bu pratiğin internet kullanımı sürecinde nasıl ortaya çıktığını kıyaslamalı olarak anlamayı amaçlamakta. İnternet iletişim ve bilgi alışveriş olanaklarını hiç olmadığı kadar genişletmekte, sınırları açık ve hiyerarşik olmayan bir yapıya sahip, herkesin her an ulaşabildiği gerçek olanın yanı sıra oluşan yeni bir alandır. Bu hali ile demokrasinin ayrılmaz bir parçası olan katılım meselesini sınırlarını genişleten yeni teknolojik olanaklar sunmaktadır. Kuşkusuz internete herkesin ve her kesimin eşit uzaklıkla olduğunu savunmak mümkün değildir. Tüm sosyal grupların internete ulaşımda eşit şartları olduğunu var saymak, 21 yüzyılda sosyal sınıf, eğitim ve toplumsal cinsiyetten kaynaklanan eşitsizliklerin olmadığını savlamak anlamına gelir. Burada sözü edilen katılım olanaklarının ancak belli bir kesim için (Türkiyede internet kullanıcılarının 5 sayısının 2005 yılında 14 milyon olduğu ve bu sayının katlanarak artacağı hesaplanmaktadır) var olduğu unutulmamakla birlikte, internet oldukça yaygın kullanılan bir teknolojidir. III. Metodoloji Demokrasi ve internet ilişkisini anlamak amacı ile batılı ve batı dışı toplumların internetle olan ilişkileri, farklı iletişim pratikleri, bu süreçteki kimlik oluşumları ve demokrasiye ilişkin yeni olanaklar çerçevesinde karşılaştırmalı olarak analiz edildi. Bu çalışmada kamusal ve özel alanlardaki (e-demokrasi, sosyal hareketler, spor, cinsel kimlikler gibi) internet sitelerinin batıdaki benzerlerleri ile sürekli ve düzenli olarak (8 ay boyunca, hergün, 4 ayrı doktora öğrencisi araştırmacı) izlenerek, karşılaştırmalı (cross cultural) ve etnografik bir araştırma 12 ay süresince yürütüldü. Bu araştırma temel olarak kalitatif yöntemlerin, teorik okumaların ve ikincil (DIE verileri gibi) kantitatif dataların analizinden oluştu. Temel olarak bu çalışmada eserlerini okuyacağınız araştırmacılar, araştırma yürütücüsünün rehberliğinde her hafta toplanıp tartışarak bulgularına ulaştılar ve argümanlarını tartışarak geliştirdiler. Kısaca 8 ayrı internet sitesi, 8 ay boyunca, ayrıntılı olarak izlendi ve incelendi. V. Bulgular Bu dört farklı ve emek yoğun çalışmanın bulgularını kısaca özetlemek gerekirse; “Yeni Sosyal Hareketler, Demokrasi ve İnternet” başlıklı makalesinde Erkan Dogan temel olarak, günümüzün yeni sosyal hareketleri ve internet arasındaki ilişki üzerinde yoğunlaşmakta ve 1990’ların başında şekillenmeye başlayan ve 1990’ların sonlarından itibaren varlığını dünya çapında hissettirmeye başlayan yeni sosyal hareketlerin (asıl olarak küreselleşme karşıtı hareketler ve savaş karşıtı hareketler) en ayırt edici özelliklerinden biri internet ile kurmuş oldukları ilişkileri incelemektedir. İnternetin akışkan, hiyerarşik olmayan yapısı, son on yılın yeni sosyal hareketlerinin merkezi olmayan, anti-otoriter, açık ve demokratik yapısıyla ilginç bir benzerlik göstermektedir. Tarihsel olarak bakıldığında, sosyal hareketler gazete, radyo, televizyon gibi yeni 6 iletişim teknolojilerini repertuvarlarına katma konusunda oldukça ilgili olmuşlardır. Fakat, internet, diğer iletişim teknolojileriyle karşılaştırıldığında, sosyal hareketlere daha geniş olanaklar sunmaktadır. İnternet, global niteliği olan, hızlı, ve interaktif bir iletişim ortamı sağlamaktadır. Ulaşımı görece kolay ve ucuzdur. Bu özellikleriyle sosyal hareketlerin iletişim, organizasyon ve mobilizasyon kapasitelerini hiç olmadığı kadar arttırmaktadır. Temel olarak sosyal hareketler ve internet üzerine yazılan uluslarası literatürü kullanan olan bu çalışmanın ana eksenini, internetin sağladığı iletişim olanaklarının yeni sosyal hareketler üzerindeki etkileri ve sonuçları oluşturmaktadır. İnternet ve sosyal hareketler arasındaki ilişkiye, Batılı ülkelerde ve Türkiye’de ortaya çıkan deneyimler karşılaştırılarak bakılmış ve bu amaçla iki farklı ülkeden iki farklı savaş karşıtı hareket (İngiltere’den Stop the War Coalition ve Türkiye’den Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu) iletişim, organizasyon ve mobilizasyon olanaklarını geliştirmek amacıyla internet ile kurmuş oldukları ilişki açısından karşılaştırmıştır. Karşılaştırma, bu iki savaş karşıtı hareketin internetin sunduğu olanakları kampanyalar başlatırken, savaş karşıtı hareketi örgütleyip harekete geçirirken ne düzeyde ve nasıl kullanmış oldukları sorusu etrafında şekillerek, şu araştırma soruları ile uğraşmıştır: (1) Bu iki sosyal hareket arasında internet kullanımı açısından farklılıklar var mıdır? (2) Farklı sosyo-politik özelliklere sahip toplumlarda internet kullanımının demokrasiye katkısı nasıl farklılıklar gösteriyor mu? (3) İnternet, gerçek hayatta sürdürülen aktivizmi desteklemek için mi kullanılıyor? (4) İnternetin sağladığı olanaklarla tamamen siber (on-line) bir sosyal aktivizim oluşturmak mümkün mü? Erkan Doğan ın makalesinde bu araştırma soruları çerçevesinde gelişen tartışmayı bulacaksınız. İnternetin yeni sosyal hareketlerin oluşmasında ve gelişmesinde nasıl bir etkiye sahip olduğunu “context” in bu etkileşimi nasıl etkilediğinin izlerini süreceksiniz. Kamusal alandaki internet ve toplum ilişkisinin ikinci makalesi İbrahim Saylan ın “Türkiye ve İtalya Örnekleri Çerçevesinde e-devlet Uygulamaları ile e-demokrasi İlişkisi Üzerine 7 Karşılaştırmalı Bir Analiz”. Bu çalışmada Saylan, karar alma süreçlerine etkin yurttaş katılımını demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından biri olarak görerek, siyasal etkinliğin hizmetine yeni araçlar ve kanallar yoluyla yeni olanaklar sunan Bilgi ve İletişim Teknolojileri’nin (BİT) yönetsel alanda kullanımını, e-devlet uygulamaları ile e-demokrasi ilişkisi çerçevesinde inceliyor. E-devlet uygulamaları ile e-demokrasiyi bütünleşik olarak kavrayan ve hayata geçirmeyi amaçlayan e-yönetişim modelini temel alan bu çalışma, e- devlet ile e-demokrasi ilişkisi üzerine kuramsal bir tartışmadan sonra, karşılaştırmalı içerik analizi yöntemi ile Türk ve İtalyan devletlerinin internet kullanımını ele almaktadır. 2 www.turkiye.gov.tr ve www.italia.gov.it sitelerinin tasarım ve işleyiş açısından incelenmesi yoluyla iki devletin e-devlet ve e-demokrasi ilişkisini nasıl kavradığı, bunun etkin yurttaş katılımını ne yönde etkilediği soruları tartışılmaktadır. Karar alma süreçlerinin giderek artan profesyonelleşmeye koşut olarak karmaşıklaştığı tespitinden hareketle, e-demokrasinin en azından bugün orta ve uzun vadeli bir amaç olabileceği düşüncesiyle, internet kullanımı ve demokrasi ilişkisi karar alma süreçlerinin daha az karmaşık olduğu ve bireyleri bire bir ilgilendiren konularla ilgili yerel düzeyde incelenmektedir. Bu amaçla, yerel yönetimlere incelenen iki ülkeden birer örnek olarak, gerek demografik ölçekleri gerekse sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyleri açısından benzerlikler taşıyan Çankaya Belediyesi ile Floransa Komünü’nün internet siteleri (www.cankaya-bld.gov.tr ve www.comune.firenze.it) analiz edilmiştir. Bu çalışmada karşılaştırmalı içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Böylelikle, BİT’in barındırdığı potansiyelin hükümetler ve yerel yönetimlerce hayata geçirilmesi yönünde algı ve pratikler üzerinde yoğunlaşılmıştır. İkinci bölümde internetin özel alandaki demokratikleşme pratiklerine etkileri tartışılmakta. Seçkin Özdamar ın “Internet ve Sanal Topluluklar Ekseninde Futbol Taraftarlığı” araştırmasında, internetin, “internet toplumu” olarak ifade edilen sosyolojik boyutunu açığa çıkarmaktır. Bu çerçevede, çalışmayı oluşturan araştırma sorusu internetin var olan toplumsal pratikleri, davranış biçimlerini, değerleri nasıl etkilediği, değiştirdiği, ürettiği ya da yeniden ürettiği şeklinde ifade edilebilir. Ancak Biri Avrupa Birliği üye adayı, diğeri ise üyesi olan bu iki ülke arasında gerek AB politika ve projeleri bağlamında, gerekse 2 OECD verileri çerçevesinde anlamlı kıyaslamalar yapmak mümkündür (http://ec.europa.eu/idabc). 8 bu kapsamlı amaç ve soru bir odak noktası üzerinden daraltılarak, en az internet kadar kitlelerin ilgisini çeken futbol taraftarlığı üzerinden çalışılmıştır. Daha açık bir ifade etmek gerekirse, futbol taraftarlığının internet ortamında değişip değişmediği, internetin taraftarlık kavramına neler eklediği ve internetin futbol taraftarının demokrasi arayışındaki etkisi bu çalışmanın çerçevesini belirleyen sorulardır. Üç temel bölümden oluşan bu çalışmada yukarıda belirtilen soruların cevapları aranmaktadır. İlk bölüm Internet ve sanal topluluk (virtual community) kavramlarına dair teorik bir çerçeve sunarken, ikinci bölüm futbol kültürü, futbol taraftarlığı ve sanal futbol taraftarlığı kavramlarına odaklanmıştır. Son bölüm ise Türkiye’den Beşiktaş ve İngiltere’den ise Manchester United takımlarının resmi olmayan internet sitelerini ve komünitelerini (besiktask.net ve imusa.org) inceleyerek, demokrasi arayışı ve pratiğinin iki farklı toplumun iki farklı taraftar grubu tarafından nasıl tatbik edildiğini, kurumsal yapıların kararları ve icraatları karşısında internet sitelerinin yaptırım güçlerinin niteliğini, bu sitelerde etki grubu oluşturmak için kullanılan araçların (imza kampanyaları, protesto metinleri gibi) farklılığını ve/veya benzerliğini incelemiştir. Dördüncü çalışma ise, cinselllik alanından. “Açılmak ya da İnternet’te Açılmak: Cinsel Azınlıkların İnternet Kullanımına Dair Karşılaştırmalı bir Analiz” başlıklı çalışmasında Gizem Zencirci, cinsel azınlıkların Internet kullanımı çerçevesinde Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Türkiye’de internetin gündelik hayata girmesiyle ilgilenmektedir. Son 15 yıl içerisinde gündelik hayatın bir parçası haline gelen internet, bir çok alanda hem teknik hem de sosyal gerçekliklerin yeniden tanımlanmasına olanak sağlamaktadır. Bu bağlamda siberkültürlerin oluşumu temelde yaşam kalitesini olumlu yönde değiştiren ve kişisel hak ve özgürlüklerin kullanım alanını genişleten bir gelişme olarak ele alınmaktadır. Dolayısıyla gerçek hayatta yer bulamayan sesler, İnternet sayesinde kendilerini ifade etmenin yollarını bulabilmektedir. Bu durum Internet’in demokratik olanaklar sağlayan bir ortam olarak düşünülmesine yol açmıştır. Ancak, İnternetin küresel olarak olumlu bir gelişme olarak kabul edilmesi, bu etkileri ve çeşitleri oldukça geniş ve birbirinden farklı olan sosyal olgunun içinde yer alan eşitsizliklerin ve farklılıkların göz ardı edilmesine sebep olabilmektedir. Bu çerçevede, bu iki farklı ülkedeki cinsel azınlıklar göz önüne alındığında, Internet kullanımının Türkiye’de ve 9 Amerika Birleşik Devletleri’nde aynı olanakları sunabileceği şüphelidir. Ayrıca bu iki ülkedeki Internet tarihinin birbirinden oldukça farklı olusu bu çalışmayı kısıtlamaktan ziyade daha da ilginç kılmaktadır. Bu bağlamda bu çalışma, her iki ülkedeki cinsel azınlıkların Internet kullanımını karşılaştırmak amacıyla yola çıkmıştır. Internet kullanımının kişisel hak ve özgürlüklerin genişlemesine olan ve/veya olabilecek katkılarını araştırmak amacından hareketle, bu çalışmada asıl olarak bu iki ülkeden seçilen ve eşcinsel bir kitleye seslenen web sitelerine bakılmıştır. Dolayısıyla, bu çalışmanın araştırma sorusu eşcinsel bir kitleye seslenen Internet web sitelerinin içeriklerini incelemek ve Internet’in başlı başına kendine has veya ait olduğu ülkeden farklılaşan bir kültür oluşturup oluşturmadığını cinsel azınlıkların kimlikleri bağlamında anlamaktır. Bu amaçla ilk olarak www. gabile.com ve www.outminds.com adresli web siteleri seçilmişlerdir. Bu çalışma cinsel azınlıkların kendilerini bu web sitelerinde nasıl ifade ettikleri ve daha da önemlisi “aileye açılma” konusundaki tartışmalarındaki farklılıkları incelemiştir. İçerik analizi ve karşılaştırma sonucunda belirlenmiş olan belli başlı paradigmalar Internet kullanımının cinsel azınlıklar için getirdiği/getireceği olanakların tartışılmasında kullanılmıştır. Kısaca, Türkiye’den ve Amerika Birleşik Devletleri’nden seçilen bu iki internet sitesinin incelenmesi yoluyla, cinsel kimliklerin aileye ifşa edilmesine dair olan tutumlar ve yaklaşımlar ele alınacak ve bu iki sitedeki tavır arasındaki farkın önemine değinilecektir. Bu bulgular ışığında, bu çalışma İnternet kullanımının özgürleştirici potansiyeline dair tezler üretirken, ayni zamanda İnternet kullanımının ülkeler arasında karsılaştırmalı incelenmesi yoluyla web sitelerinin ait oldukları toplumun olası kısıtlamalarını asan bir söylem geliştirme potansiyellerini de sorgulamaktadır. 10 2. İnternet ve Kamusal Alandaki İz Düşümleri 2.1 Yeni Sosyal Hareketler, Demokrasi ve İnternet Erkan Doğan I. Giriş: İnterneti, insanları ve bilgiyi, bilgisayar ve diğer dijital aletler yoluyla birbirine bağlayan, elektronik ağlardan oluşan elektronik ağlar olarak tanımlamak mümkün. İnternetin, askeri ve bilimsel amaçlar dışında, gündelik hayatta kullanılmaya başlanması 1980’li yılların başlarına rastlamakta. 1990’ların başında ise internet kullanımı hızlı bir yükselişe geçti. 1995’te Amerika’da 25 milyon kişi internet kullanırken bu sayı 1999’da 83 milyona ulaştı. 2000 yılından bir istatistik Amerika’da yaklaşık 55 milyon kişinin hergün internete girdiğini söylemektedir. İnternet üzerinde ulaşılabilecek bilgi de her geçen gün artmaktadır. 1995’te 20 binden az web sitesi varken bu sayı 2000 yılında 10 milyonun üzerine çıkmıştır. 2000 yılındaki bu sayı yaklaşık olarak, günde 2 milyon sayfanın eklendiği, 2 milyar web sayfasına denk gelmektedir. (DiMaggio et al. 2001: 307- 308) İnternet diğer medya türlerinden ve iletişim araçlarından farklı ve özgündür, çünkü internet hem iletişimin farklı türlerini (karşılıklı etkileşim, yazılı-işitsel-görsel yayıncılık, bireysel referans-tarama, grup tartışmaları, kişi/makina etkileşimi) hem de farklı içerikleri (metin, video, görsel malzemeler, ses) tek bir ortamda biraraya getirebilen bir yapıya sahiptir. (DiMaggio et al. 2001: 308) İnternet yalnızca teknoloji değildir; sosyal değişimin yeni bir lokomotifidir; iş alışkanlıklarını, eğitimi, genel olarak sosyal ilişkileri, belki de en önemlisi umutları ve hayalleri değiştiren bir lokomotiftir. İnternet, var olan sosyal hayatın dışında yeni sosyal alanlar yaratır. İnternetin enformasyon toplumunun ortaya çıkmasına neden olan önemli katalizörlerden biri olduğu söylenir; içinde yaşadığımız toplumun bir enformasyon toplumu olduğu tartışmalı bir konu olsa da internet, var olan toplumdan ayrı, enformasyondan oluşmuş/yapılmış sanal bir sosyal ortam yarattığını söylemek çok yanlış olmasa gerek. Başka türlü söylersek, internetin kendisi aslında bizzat iletişimden yapılmış, iletişimle mümkün olabilen sosyal bir uzamdır, mekandır. (Jones 1999b: 2). 1 Sosyal bilimlerin internet ya da bilişim teknolojilerine ilişkin temel meselelerinden birisi internetin, sosyal bilimcileri sosyal hayatı anlamak için kullandıkları kategorileri değiştirmek zorunda bırakıp bırakmayacağı ile ilişkilidir. İletişim ve enformasyon teknolojilerindeki gelişme hem bildiğimiz haliyle sosyal hayatı etkilemekte ve değiştirmekte hem de bu reel sosyal alanın dışında yeni bir sanal (virtual) sosyal alanın oluşmasına neden olmaktadır. Bu gelişmeler interneti sosyal bilimciler için cazip bir araştırma alanı haline getirmektedir. Post-endüstriyel toplum, enformasyon toplumu, ağ (network) toplumu kavramları etrafında sürdürülen tartışmalar söz konusu cazibenin gücünü göstermektedir. Artık sosyal bilimlerde bir tür “ortodoksi” haline gelmiş görüşe göre enformasyon toplumu, içinden çıktığı endüstri toplumundan farklıdır; yeni zamanlarda enformasyon, hayat biçimimizin asli ve belirleyici unsurlarından biri haline gelmiştir. Bu görüşün erken dönem savunucularından olan Daniel Bell’e göre endüstriyel toplumdan post-endüstriyel topluma geçiş, söz konusu dönüşümü yaşayan toplumların sınıf ve iktidar yapılarında, işin ve mesleklerin doğasında derin değişikliklere yol açmıştır. Endüstriyel meslekler azalmaktadır, servis sektörü güç kazanmaktadır, bilgi mesleklerin asli unsurlarından biri haline gelmiştir. Artık geçerli olan kas kuvveti, kömür ya da elektrik enerjisi değil enformasyondur. Değerin kökeninde artık emek değil bilgi yatmaktadır. Endüstri toplumun geleneksel sınıfları yavaş yavaş gücünü yitirmekte, profesyonel meslek sahibi yeni orta sınıflar güç kazanmaktadır. (Bkz. Webster 2003: 86-102) Enformasyon çağı, enformasyon ya da ağ toplumu kavramlarının yakın tarihlerdeki en önemli ismi ise Manuel Castells’dir. Castells enformasyon (ya da ağ) toplumunun birbirinden bağımsız üç sürecin (1970lerde etkisini iyice hissettirmeye başlayan enformasyon teknolojisi devrimi, küreselleşme ve 1960lar ve 70lerin sosyal hareketleri) ürünü olduğunu söylemektedir. Ağ toplumu tek başına enformasyon teknolojisi devriminin ürünü değildir ama ikincisi olmadan birincisinden bahsetmek de mümkün değildir. Nasıl elektrik endüstri toplumunun motoru ise, internet de ağ toplumunun yeni elektriğidir. Yeni ekonomi bilgiye, enformasyona, onların işlenmesine ve dağıtımına dayalı bir enformasyon ekonomisidir. Bu yeni ekonominin yeni aktörleri ise bilgiyi yaratan, tasarlayan ve dağıtan enformasyonel emeğin (informational labour) 2 sahipleridir. Bu yeni toplumda siyaset ve siyasetin aktörleri ve araçları da benzer dönüşümlerden geçmiştir. Bu yeni siyaset biçimi örneğin Greenpeace gibi medyayı etkili kullanan, enformasyona dayalı kampanyalar düzenleyen, ağsal yapılara sahip örgütlerde vücut bulmaktadır. (Bkz. Webster 2003: 138-164) Literatürde, post-endüstriyel toplum, enformasyon toplumu, ağ toplumu kavramları etrafında şekillenen ortodoksiye karşı çıkan ve söz konusu kavramları sorunsallaştıran alternatif yaklaşımlar da mevcuttur. Örneğin Krishan Kumar, altı özellikle çizilen teknolojik gelişmelerin ve onların yaygınlaşmasının ekonominin yapısını, işin doğasını ya da iktidar yapılarını radikal ya da temel olarak değiştirmediğini savunmaktadır. Enformasyon teknolojisinin artan önemini kabul etmekle; artık yeni bir endüstri devriminin, yeni bir çağın, yeni bir toplumun söz konusu olduğunu iddia etmek farklı bir durumdur. Kumar, endüstriyel toplumda işin Taylorist örgütlenmesinin enformasyon teknolojileri dolayısıyla endüstriyel sayılmayan sektörleri de etkilediğini belirtmektedir. Dolayısıyla ortada bir devrim yoktur, yalnızca var olanın daha da yaygınlaşması ve derinleşmesi söz konusudur. Enformasyon teknolojisinin sunduğu olanakların yanı sıra muhtemel karanlık taraflarını da görmek gerekmektedir. Enformasyon teknolojisi, hem siyasal hem de ekonomik anlamda otoritenin gücünü denetleme, izleme, planlama, verimlilik kapasitelerinin artmasıyla birlikte dizginlenmesi zor bir hale getirebilir. (Bkz. Webster 2003: 104-120) Agger’ın belirttiği gibi teknolojinin kendisine içkin olan sosyal ilişkileri anlamak, teknolojinin sahip olduğu hem özgürleştirici ve hem de özgürlüğü yok edebilecek potansiyellerini görmeyi gerektiriyor. (Agger 2004: 27, 38-39) İnternet ve genel olarak siyaset arasındaki ilişki yukarıda özetlemeye çalıştığımız kurumsal tartışmaların sunduğu çerçeveler içerisinde yürütülmektedir. Bell ya da Castells gibi kimi sosyal bilimcilerin iddia ettiği gibi bir tür post-endüstriyel ya da enformasyon toplumuyla karşı karşıya olmayabiliriz. Fakat internetin toplum ve siyaset üzerindeki dönüştürücü özelliklere sahip etkisini göz ardı etmek bize mümkün görünmemektedir. İnternet ve siyaset arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışan sosyal bilimcilerin üzerinde durdukları konu internetin demokrasi ve kamusal alana ilişkin olarak sunmuş olduğu yeni olanaklardır. İnternet üzerine araştırmalar yapan sosyal bilimcilerin 3 genel kanaati, insanlar tarafından yaygın olarak kullanılmaya başlanan internetin demokratik katılımı ve siyasetin alanını güçlendirip genişletecek olanaklar sunan bir araç olduğu yönündedir. Yerel ve ulusal düzeylerde hayata geçirilebilecek olan e-demokrasi ve e-devlet uygulamaları yurttaşların politik katılım ve gücünü arttırabilir; internet sayesinde siyasal partiler, sivil toplum örgütleri ve sosyal hareketler kamuoyuna daha etkili ve yaygın ulaşabilmenin alternatif ve etkili yollarını bulabilir ve siyasal profillerini yükseltebilirler. Yeni enformasyon ve iletişim teknolojileri bu anlamda insanlara siyasetin yapılabileceği alanları genişletecek, demokratik katılım idealini hayata geçirebilmelerini sağlayacak yeni olanaklar sağlar. (Moore 1999) Sosyal hareketleri demokrasi, kamusal alan, katılım matriksini tamamlayan en önemli dinamiklerden biri olarak görmek mümkündür. Bu aşamada toplumsal olanın sistem eliyle değil de yaşam-dünyası (lifeworld) tarafından koordinasyonunun ancak meşru olabileceğini iddia eden Habermasçı bir yaklaşım internet, yeni sosyal hareketler (YSH) ve demokrasi arasındaki ilişkiyi anlamamızı sağlayacak ipuçları sunabilir. (Habermas, internet, demokrasi, sosyal hareketler arasındaki ilişki için bakınız; Salter 2003: 117- 144; James Bohman 2004: 131-155) . YSH’ler sistem ile yaşam dünyası arasındaki sınırı korurlar, kamusal alanın sistemik saldırılarla (bürokratikleşme ve metalaşma) yara almasını engellemeye çalışırlar. İnternet, sistemin (system) ve araçsal ussallığın (instrumental reason) yaşam- dünyasına (life-world) yönelik saldırılarına karşı durabilecek güçler olan yeni sosyal harketeleri, bu hareketlerin güçlendirmeye çalıştığı iletişimsel ussallığı (communicative reason) ve bu ussallığın genel kabul göreceği kamusal alan fikrini daha etkili hale getirebilecek bir iletişimsel ortam (communicative medium) sunar. Bu çalışma, temel olarak, günümüzün yeni sosyal hareketleri ve internet arasındaki ilişki üzerinde yoğunlaşacaktır. 1990’ların başında şekillenmeye başlayan ve 1990’ların sonlarından itibaren varlığını dünya çapında hissettirmeye başlayan yeni sosyal hareketlerin (asıl olarak küreselleşme karşıtı hareketler ve savaş karşıtı hareketler) en ayırt edici özelliklerinden biri internet ile kurmuş oldukları ilişkidir. İnternetin akışkan, hiyerarşik olmayan yapısı, son on yılın yeni sosyal hareketlerinin merkezi olmayan, anti- otoriter, açık ve demokratik yapısıyla ilginç bir benzerlik göstermektedir. Bu açıdan 4 bakıldığında, hem interneti hem de günümüzün yeni sosyal hareketlerini, yapısal özelliklerine bakarak “ağlardan oluşmuş ağlar” (networks of networks) olarak tanımlamak mümkündür. Bu sunuşta iki farklı ülkeden iki farklı savaş karşıtı hareketi (İngiltere’den Stop the War Coalition ve Türkiye’den Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu) iletişim, organizasyon ve mobilizasyon olanaklarını geliştirmek amacıyla internet ile kurmuş oldukları ilişki açısından karşılaştırmayı amaçlıyorum. Karşılaştırma, bu iki savaş karşıtı hareketin internetin sunduğu olanakları kampanyalar başlatırken, savaş karşıtı hareketi örgütleyip harekete geçirirken ne düzeyde ve nasıl kullanmış oldukları sorusu etrafında şekillenecektir. Bu çalışmadaki araştırma soruları şunlar olacaktır: Bu iki sosyal hareket arasında internet kullanımı açısından farklılıklar var mı? Farklı sosyo-politik özelliklere sahip toplumlarda internet kullanımının demokrasiye katkısı nasıl farklılıklar gösteriyor? İnternet, gerçek hayatta sürdürülen aktivizmi desteklemek için mi kullanılıyor? İnternetin sağladığı olanaklarla tamamen siber (on-line) bir sosyal aktivizim oluşturmak mümkün mü? Bu sorulara geçmeden önce günümüzde tekrar yükselişe geçen savaş karşıtı hareketlerin kökenlerine ve temel özelliklerine bakmaya çalışacağım. Sonra internet ile sosyal hareketler arasındaki ilişkeye odaklanacağım: Bilgisayar ortamlı iletişimin sosyal hareketler üzerinde ne türden etkileri olmaktadır? II. Bugünün savaş karşıtı ve barış hareketlerinin köklerinin izini sürdüğümüzde küreselleşme karşıtı hareketle karşılaşırız. (Bkz. Levidov 2004; Van Aelst, Walgrave 2002; Petras 2002) Küreselleşme karşıtı hareketlerin hedef tahtasında küreselleşme sürecini ören Dünya Ticaret Örgütü, Uluslararası Para Fonu gibi uluslararsı ekonomik kurumlar bulunmaktadır. Bu uluslarası örgütlerin hem biçimlerine (karar verme süreçleri) hem de içeriklerine (neo-liberalizm, çevre problemleri) kuvvetli itirazlar yöneltilmiştir. MAI (Multilateral Agreement on Investment)’ye yönelik protestolarla başlayan hareket, geçen yüzyılın dönemecinde gözle görülür bir yükselişe geçmiştir. DTÖ’nün 1999 yılının sonlarında Seattle’daki toplantısını potesto etmek amacıyla gerçekleştirilen büyük gösteri küreselleşme karşıtı hareketin en bilinen sembolü olmuştur. O zamandan beridir 5 neredeyse her uluslarası ekonomik zirveye küreselleşme karşıtlarının protestoları eşlik etmiştir. Küreselleşme Karşıtı hareketlerle literatürde Yeni sosyal hareketler (YSH) olarak bilinen hareketler arasında açık benzerlikler ve hatta bir tür süreklilik söz konusudur. YSH’ler merkezi olmayan, anti-otoriter, açık, demokratik yapıları ve yaşam kalitesi, kimlik, katılım, otonomi, kendini gerçekleştirme gibi meselelere yaptıkları vurgular ile yeni dönemlerin sosyal hareketlerine esin kaynağı olmuşlardır. (YSH’ler için bakınız, Habermas 1981; Buechler 1995; Diani 1992; Tucker 1991; Edwards 2004) Küreselleşme karşıtı hareketler yatay ağlar ve ortaklaşmalar (konsensus) üzerine kurulmuşlardır. Hem yerel düzeylerde hem de global ölçekte hareket etmektedirler. Merkezi bir yapıları ya da bir “kumanda” merkezleri yoktur. Yapıları, koalisyonlar koalisyonuna ya da ağlardan oluşan ağlara benzetilebilir. Kısaca, çoğulcu bir yapıya sahip oldukları söylenebilir. Savaş-karşıtı hareketler de küreselleşme karşıtı hareketlerin bu özeliklerini bünyelerinde taşımaktadırlar. Aktivistler, organizasyonel özellikler ve mobilizasyon yöntemleri konusunda bu hareketler arasında benzerlikler ve süreklilikler söz konusudur. Eğer Seattle’ı yeni türden bir sosyal hareketin doğum anı olarak nitelendirirsek savaş karşıtı hareketleri bu sürecin geldiği önemli bir aşama olarak değerlendirebiliriz. Fakat günümüzün küreselleşme karşıtı hareketleriyle savaş karşıtı hareketleri arasında bazı küçük farklar da mevcuttur. Her iki hareket de, hem küresel hem yerel düzeylerde faaliyet göstermektedir. Fakat savaş karşıtı hareketler ulusal ve yerel organizasyona daha fazla ağırlık vermektedirler. Bu halleriyle yerel grupların ve hareketlerin oluşturduğu bir ağ olarak görülebilirler. Fakat aynı zamanda küresel bir karaktere sahiptirler. Örneğin, 15 Subat 2003 tarihinde dünyanın belli başlı başkentlerinde ve şehirlerinde milyonlarca insan Irak’ın işgaline karşı ve barış için yürüdü. Bu organizasyon Avrupa Sosyal Forumu’nda kararlaştırıldı. Forumda, 11 Avrupa ülkesinden savaş karşıtı hareket Irak işgalini protesto etmek amacıyla aynı gün, yani 15 Şubat 2003, protesto yürüyüşleri yapmayı karalaştırdı. Kopenhag’da 15 Aralık’da yapılan bir başka toplantıda kampanyanın Avrupa çapında koordine edilmesine karar verildi. Aralık ayında Kahire’de yapılan başka bir toplantıda bu koordinasyonun dünyanın diğer taraflarına doğru genişletilmesi kararlaştırıldı. Bu küresel organizasyonun bir sonucu 6 olarak 15 Şubat günü tüm dünyada 30 milyondan fazla insan Irak işgaline karşı yürüdü. Bu ve benzeri kampanyalarda ise savaş karşıtı hareket yerel ağların oluşturduğu kürsel bir ağ gibi görünmektedir. (Murray & German 2005) Günümüzdeki sosyal hareketlerin en önemli özeliklerinden biri interneti yaygın olarak kullanıyor olmalarıdır. Yeni yükselişe geçen küreselleşme karşıtı hareketler genellikle tek bir mesele ile değil, çoğunlukla birden fazla sorunla ilgilenen hareketlerdir: çevre sorunlarından, sağlık, insan hakları, işçi hakları, uluslararası ticaret, üçüncü dünya ülkelerinin borçları, genetik yapısı değiştirilmiş gıdalar gibi meselelere kadar uzanan bir yelpazeyi kucaklamaya çalışırlar. Bu anlamda bu hareketler çok-meseleli (multi-issue) hareketlerdir. İnternet, günümüzün bu yeni sosyal hareketlerinin böylesine bir yaygın alanda çalışmasına olanak verecek bir altyapı sunmaktadır. (Bennett, Givens, Willnat 2004: 4) Mario Diani’nin formülasyonu ile sosyal hareketleri ayrı bir kollektif kimliği paylaşan ve çatışmalı konularda kaynaklarını mobilize eden bireyler ve organizasyonlar arasındaki enformal (resmi olmayan) ilişki ağları olarak tanımlamak mümkündür. Bu anlamda bilgisayar ortamlı iletişim sosyal hareketler içindeki aktörlerin, bireylerin ve örgütlerin davranışlarını, tek tek aktivistleri ve örgütleri birbirine bağlayan ilişkileri, kimlik ve dayanışma duygularını etkiler ve şekillendirir. (Diani 2001: 117-118) Zapatistalar ve Internet Öyle görünüyor ki, internetin ve günümüzün sosyal hareketlerinin hiyerarşik olmayan akışkan yapısı biribirleriyle büyük bir uyum göstermektedir. Her iki yapının da “ağlardan oluşan ağlar” olarak tarif edilmesi bir tesadüf değildir. İnternetin sosyal hareketler tarafından başarılı bir şekilde kullanılmasına ilişkin olarak en sık verilen örnek 1990’ların ortasında Meksika’nın Chiapas bölgesinde Zapatistaların başlattığı hareket olmuştur. Castells’e göre Zapatistaların başarısı büyük oranda iletişim stratejilerinden kaynaklanmaktadır. Castells onları ilk enformasyonal gerilla hareketi olarak tanımlamaktadır. (Castells 199 :79) Bilgisayar ortamlı iletişim Zapatistaların repertuvarlarında önemli bir yer işgal eder. Bu yeni iletişim olanakları mesajlarını Chiapas’tan tüm dünyaya duyurabilmelerini ve kendileri ile dayanışma içerisinde bulunan 7 gruplarla aralarında, Meksika hükümetinin kendilerine yönelik baskılarını engeleyecek, bir küresel destek ağının oluşmasını mümkün kılmaktadır. (Castells: 79-80) DTÖ ve İnternet İnternetin sosyal hareketler tarafından kullanılmasının daha görünür bir hale gelmesi özellikle Seattle’da DTÖ’ne karşı başlatılan hareket ile olmuştur. Seattle’daki girişim tamamıyla siber-uzayda organize edilmiş ve gerçekleştirilmiş bir girişim değildir, fakat internet burada çok önemli bir rol üstlenmiştir. İnternet burada önemli bir mobilizasyon aracı işlevi görmüştür. Yerel gruplar Seattle’daki gösterinin asıl pratik ayaklarını inşaa ederken global olarak kendilerini yapılandırmış olan girişimler hareketin global düzeyde de örgütlenmesi ve dünya kamuoyu tarafaından görülebilmesi için ihtiyaç duyulan enformasyon ve haberleri sağlamışlardır. İnternet üzerinden yayıncılık yapan Indymedia ya da Independent Media Centers (Bağımsız Medya Merkezleri-BMM) DTÖ’nün 30 Kasım 1999’da Seattle’da yapmak istediği zirveye karşı düzenlenen gösteriler sırasında doğdu ve burada oldukça önemli bir rol oynadı. Seattle Indymedia yüzyılın son günlerinde Seattle’da DTÖ’yü protesto etmek için biraraya gelen geniş koalisyonun (sosyal adalet grupları, sendikalar, çevre örgütleri, sosyalistler, otonom gruplar ve diğerleri) sesini tüm dünyaya duyurmasına yardım eden bağımsız bir medya girişimi olarak çalıştı. Bu çabasıyla büyük medyanın kamuoyuna haber ulaştırma tekelini kıran başarılı bir sosyal hareket medyası girişimi olarak dünya çapında bir tür cazibe merkezi haline geldi. Seattle’dan sonra Indymedia medya ağı hızla genişledi. Bir tanesi de İstanbul’da olmak üzere onlarca ülkede onlarca sayıda BMM var. (Atton 2003: 7-10; Kidd 2003: 47-70) Seattle’dan sonra internetin sosyal hareketler tarafından sosyal protestolar için yeni bir araç olarak kullanılmaya başlanması yaygın bir hale gelmeye başlamıştır. III. Sosyal Hareketler ve Teknoloji Tarihsel olarak sosyal hareketler gazete, radyo, televizyon, sinema, mobil telefonlar, videolar gibi yeni iletişim teknolojilerini daima kendi repertuvarları arasına 8 katma gayreti içinde olmuşlardır. Bu anlamda, internet bu repertuvara eklenen en son parçadır. Fakat diğer taraftan, internet diğer iletişim teknolojilerinden oldukça farklıdır. İstenildiği anda bağlanılabilen, hızlı ve oldukça interaktif bir ortam sağlamaktadır internet. Ayrıca global bir izleyici kitlesi olan bu ortam iletişim harcamalarını görece azaltan bir medyadır. Katı hiyerarşik bir yapı oluşturmadan büyük bir alana yayılmış olan hareketler ve ağlar arasında yüksek düzeyde bir iletişim olanağı yaratmaktadır. İnternet sunduğu bu avantajlar ile bireyler ve bireylerle organizasyon arasındaki etkileşimi, yerel ve ulusal çaptaki parçalar arasındaki bağları kuvvetlendirirken yerel, ulusal ve global ölçekte işleyen koalisyonları biribirine bağlar ve iletişim, organizasyon, mobilizasyon gibi kritik problemlerin çözümünü kolaylaştırır. İnternet, bu özellikleriyle, daha önce görülmemiş boyutlarda ve hızda kampanyalar inşaa etme olanağını arttırır. İnternet aynı zamanda sosyal hareketlerin, var olan medyanın sundukları dışında ve bazen onlara alternatif kendi medya olanaklarını yaratmalarını mümkün kılar. Hareketler, internet medyasını fikirlerini yaymak, kamuoyunu bilgilendirmek ve üyeler arasında iletişimi sağlamak amacıyla kullanırlar. Bu türden alternatif bilgi kaynakları adem-i merkeziyetçi yapılarıyla büyük medyanın, hükümetlerin ve sansürün etkisinden görece daha fazla uzaklaşabilmektedirler. (Bakınız, Scott & Street 2001: 32-51; Diani 2001: 117-128) “on-line” ya da “off-line” aktivizm Sosyal hareketlerin internet kullanımı farklı düzeylerde ele alınabilir. Örneğin on-line (çevrim içi) aktivizm tamamen internet üzerinden sürdürülen yeni bir tür aktivizimdir. Günümüzdeki hareketler çeşitli türden siber-aktivizimler sergilerler. Fakat hareketler çoğunlukla internetin sunduğu teknoloji ve tekniklerden geleneksel yapılarını koruyarak ve onları güçlendirmek amacıyla yararlanırlar. Günümüzdeki hareketler ya tamamen internet temellidir (yani çevrim içi) ya da diğer araçların yanı sıra internetin olanaklarını da kullanırlar. (Vegh 2003: 71-95; Brunsting & Postmes 2002: 525-554) Birinci durumda internet sanal oturma eylemleri, hedef web sayfasının “hack”lenmesi gibi yanlızca online olarak tasarlanan aktiviteler için kullanılmaktadır. Bu durumda gruplar ve bireyler internet teknolojisini bazı şirketlere ve global ölçekli organizasyonlara karşı 9 kullanabilmektedir. Siber aktivistler çeşitli global ölçekli şirketleri ve iktisadi kurumları, (sanal oturma eylemi olarak da nitelendirilebilecek olan) websitelerini toplu ve yoğun süpriz girişlerle işlemez hale getirip çaresiz bırakmak gibi elektronik sivil itaatsizlik yöntemleriyle protesto edebilirler. Günümüzün modern korsanları sayılabilcek olan “hacker”lar internet teknolojisini alıp “kamusallaştırmak” gibi işlerin yanı sıra bazı tür teknolojilere karşı da “yıkıcı” sayılabilecek faaliyetler içine girebilirler. Onlar yeni bir tür politik aktivizimin, bir tür doğrudan siber aktivizm sayılabilecek “hactivism”in kurucularıdır. (Martha & Ayers 2003) İkinci durumda geleneksel araç ve yöntemlerin gücünü arttırmak için kullanılan internet ek bir iletişim kanalı işlevi görmektedir. İnternet sunduğu bilgiye ulaşım olanakları ile kamusal bilincin yükseltilmesinde artık önemli bir işleve sahiptir. Bu olanakları ile sosyal hareketler için artık vazgeçilemez türden bir medyaya dönüşmüştür. Bu haliyle internet alternatif bir haber ve bilgi kaynağıdır. Bireyler ve bağımsız organizasyonlar internet aracılığıyla büyük medyanın görmediği, az gördüğü ya da yanlış gördüğü olaylar ve meselelerle ilgili kamuouyuna alternatif haber ve bilgi ulaştırabilirler. İlgili web sitelerini ziyaret etmek ya da değişik türde e-posta zincirlerine üye olmak alternatif bilgi kaynaklarına ulaşmanın belli başlı yolları. Bu kaynaklar kendilerine ulaşanlara çok zengin yazılı, işitsel ve aynı zamanda görsel materyaller sunabilmektedir. Sahip olduğu bu özellikler interneti kendisinden önce gelen diğer medya türlerinden ayırmaktadır. İnternet sosyal hareketlere yalnızca alternatif bir haber ve bilgi kaynağı olarak yardım etmez. Aynı zamanda insanları organize etmek ve harekete geçirmek gerektiğinde sıklıkla kullanılan bir araç haline gelmiştir. Örneğin, küreselleşme karşıtı hareketler, interneti eylemlerini koordine etmek için hep kullanmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz gibi çok sayıda insanı içinde barındıran hem global hem de yerel organizasyonlara ucuz ve etkili bir iletişim kanalı sunar. Bir internet düşünürünün belirttiği gibi, protestocular internetten yanlızca etkinlikler organize etmek, bunların koordinasyonunu sağlamak için değil aynı zamanda nerede ucuz yemek yeneceğine, ne türden pasifist, sivil itaatsizlik teknikleri geliştirilebileceğine ilişkin pratik bilgilere ulaşmak ve bunları yaymak için de kullanmaktadırlar. (Vegh 2003) Sosyal hareketler mobilizasyon sorunlarını çözmek için internetin olanaklarından değişik biçimlerde 10 yararlanabilirler. Bu konuda seçilen en bildik yol ziyaretçilere bilgiler veren, onları etkiliyip hareketin içerisinde yer almalarını amaçlayan bir web sitesi kurmak. Web sitesine ek olarak insanların belli konular etrafında tartışmasını sağlayacak, bilgi yayacak ve harekete sempati duyan insanlar arasındaki iletişimi ve kordinasyonu kurmaya yardım edecek bir e-posta zincirini de eklemek gerekebilir. IV. Seçtiğimiz iki savaş karşıtı hareket de, The Stop the War Coalition (SWC) ve Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu (Küresel BAK), repertuvarlarına, harekete geçirdiği kaynaklar arasına interneti etkili bir şekilde katan / katmaya çalışan hareketler. Yukarıdaki satırlarda yaptığımız çevrim-içi (on-line) ve çevrim dışı (off-line) hareketler ayrımı çerçevesinde bakarsak her iki koalisyonun da esasen çevrim-dışı hareketler olduklarını ve interneti de çevrim-dışı aktivitelerini güçlendirmek için kullanmış olduklarını söyleyebiliriz. Bizim seçtiğimiz örneklerde, sosyal hareketler interneti, sahip oldukları geleneksel araçları ve teknikleri zenginleştirmek ve daha etkili hale getirmek için kullanmaktadırlar; örneğin ek bir iletişim ve medya kanalı olarak. SWC, Eylül 20001’de kamuya açık bir toplantıda kuruldu. Koalisyon Irak’da savaşın durdurulması ve sivil hakların korunması çerçevesinde kampanyalarını sürdürüyor. Koalisyon sendikaların, insan hakları savunucularının, Müslüman grupların, öğrencilerin, ırkçılık karşıtı grupların, geleneksel barış gruplarının, siyasal partilerin, akademisyenlerin, aydınların, sanatçıların oluşturduğu geniş temelli görece gevşek bir koalisyon. (Bkz. http://www.stopwar.org.uk) Küresel BAK Haziran 2003’de Adalet Ağaoğlu, Ercan Karakaş, Bedri Baykam, Gencay Gürsoy, Mehmet Ali Aalabora gibi tanınmış sendikacı, siyasetçi, sivil toplum örgütü üyesi, sanatçı, akademisyen, aydın ve gazetecinin imzaladığı bir deklarasyonla oluşturuldu. “Savaşsız bir dünya mümkündür” diyen ve Irak işgaline karşı kampanyalar düzenleyen koalisyon küresel savaş karşıtı hareketin ortak küresel kampanyalarına da katılmaktadır. (Bkz. http://www.kureselbarisveadalet.org ) Bu anlamda her iki koalisyonda küresel ağlara sahiptir. Fakat SWC’nin sahip olduğu uluslarası bağlar ve bunun sağladığı sosyal kapital oldukça yüksektir. Her iki koalisyon aynı zaman da yerel ağların oluşturduğu ulusal çapta 11 ağlar olarak da görülebilir. Bu bağlamda da SWC’nin sahip olduğu üstünlük oldukça çarpıcıdır. SWC 500 yerel oluşuma sahipken (ya da daha doğru bir ifade ile, 500 yerel oluşumla ağsal ilişki içindeyken), bu sayı Küresel Bak’da 34’tür. Küresel BAK kamuoyundan mütevazi bir destek almaktadır ve sınırlı sayıda insanı mobilize edebilmektedir. Diğer taraftan, SWC, kamuoyunda kitlesel bir desteğe sahiptir ve yüzbinlerce kişiyi mobilize edebilmektedir. Örneğin, 15 Şubat 2003 tarhinde SWC, Campaign for Nuclear Disarmament ve The Muslim Association of Britain ile birlikte, Britanya tarihinin en kitlesel barış yürüyüşünü (o gün, 2 milyon kadar insan Londra’da bu yürüyüşe katıldığı söylenmektedir) organize etmiştir. Bu açıdan, sahip olunan kaynaklar ve bunların harekete geçirilmesi konularında iki koalisyon arasında çarpıcı farklar bulunmuş olduğunu akılda tutmak gerekmektedir. (Murray & German 2005) Seçtiğimiz savaş karşıtı hareketlerin karşılaştırılması web siteleri üzerinden yapılmıştır. Esas olarak söz konusu web sitelerinin hareketlere yaptığı katkılar karşılaştırılmıştır. Bu siteler, kollektif bir kimliğin oluşmasına, insanların mobilize edilmesine ve güçlü bir organizasyon ağının kurulmasına ne kadar katkıda bulunmaktadırlar, karşılaştırma bu eksenler etrafında yapılmıştır. Söz konusu çalışma esasen web sitelerine yönelik bir içerik analizi olarak değerlendirilmelidir. Bu açıdan, çalışmada sayısal bir analizden çok niteliksel bir analiz benimsenmiştir. Çalışmada ayrıca web sitelerinin izin verdiği ölçüde etnografik çalışma da yapılmaya çalışılmıştır. (İnternet çalışmaları ve metodoloji okumaları için bakınız, Jones 1999a; Van Aelst, Walgrave 2002) Bu amaçla Küresel Bak’ın ve SWC’nin e-posta zincirine üye olunmuştur. Bu çalışma sırasında 3 ay boyunca her gün iki web sitesine girilmiş, ve her biri sistamatik olarak en az 15’er dakika taranmıştır. Bu süre boyunca web sitelerinin tasarımları, içerikleri, yaşadıkları değişikliklerle birlikte gözlemlenmiştir. Web sitelerinin temel özellikleri bu gözlemler sonucunda karşılaştırılmaya çalışılmıştır. Bu çalışma açısından bakıldığında web siteleri aşağıdaki sorular çerçevesinde incelenmiştir. Bu siteler (1) nasıl organize olmuşlardır? (2) Ne istemektedirler? (3) Hangi meseleleri öne çıkarmaktadırlar? (4) İnsanları harekete ve kampanyalarına katılmaları için aktif ve etkili bir biçimde motive edebiliyorlar mı? (5) Kampanyaları hakkında yeterince ayrıntılı bilgi verebiliyorlar mı? 12 Ayrıca websitelerinin diğer gruplar ve organizasyonlara verdikleri “link”lere bakarak ağ (network) kurma işlevleri hakkında da birşeyler öğrenmek mümkün olabilir. Bu açılardan bakıldığında web siteleri internetin sosyal hareketler üzerindeki etkisini anlamak için internette bakılacak en iyi yerlerdir. Kısaca, websitelerinin sosyal hareketlere yaptıkları katkı sitelerin enformasyon, interaktivite ve mobilizasyon işlevleri açısından anlaşılmaya çalışılacaktır. Enformasyon: Bir sosyal hareketin önemli ön koşullarından bir tanesi kollektif bir kimlik oluşturmaktır. Bu açıdan bakıldığında websiteleri kollektif kimliklerin oluşturulmasına katkı sağlayan araçlardan biri olarak görülebilir. Websiteleri böylesine ortak kollektif bir çerçevenin oluşmasını enformasyon sağlayarak, hareketin temel meselelerini sürekli ve düzenli olarak ele alarak ve onlar etrafında tartışma, bilgi alışverişi gibi interaktif ortamlar yaratarak sağlarlar. Hareketin websitesinde kendisi hakkında çizdiği resim harekete ilişkin önemli bir bilgi kaynağı sunmaktadır. Hem SWC hem de Küresel BAK web sitelerinde kendi tarihleri, amaçları, yapıları ve katılımcıları hakkında tatmin edici bilgiler sunmaktadırlar. Web sitelerinin ana sayfalarına girildiğinde göze çarpan tasarım özellikleri, grupların kendilerini birer sosyal hareket organizasyonu olarak tanımlamış olduklarını göstermektedir. Sayfaların ortalarında Irak’taki işgale karşı yapılan ve yapılacak olan kampanyalara ilişkin duyurular, çağrılar, haberler, bilgiler, açıklamalar yer almaktadır. Açılış sayfalarının üstlerinde web sitelerinin diğer bölümlerine ulaşılabilmesini sağlayacak linkler bulunmaktadır; bu linkler dolayısıyla gruplara ilişkin her tür bilgiden nasıl desteklenebileceklerine, nasıl ilişkiye geçilebileceklerine, en son aktivitelerine, kampanyalarına ve basın açıklamalarına ulaşabilmek mümkündür. Ama tüm bunlar neredeyse bütün sosyal hareket örgütlerinin üyelerinin dikkatini çekmek için web sayfalarında kullandıkları temel elemanlardır. Kendilerine ilişkin bilgiler vermenin yanı sıra her iki web sitesi de grupların savaş karşıtlığı ve barış meselesine ilişkin görüşlerini de tatmin edici ölçülerde sunmaktadır. Küresel BAK’ın web sitesinde Irak işgaline ve sonuçlarına ilişkin çeşitli düzeylerde yorumlara, haberlere, detaylara ulaşmak mümkündür. Ayrıca grup, savaş 13 karşıtlığına ilişkin görüşlerini Küresel BAK Bülteni adında bir yayınla da duyurmaya çalışmaktadır. Sitede bu bültenin eski sayılarına on-line olarak ulaşılabilmektedir. Diğer taraftan, SWC, ziyaretçilerine savaşa ilişkin daha ayrıntılı haber-analizler, yorumlar, genel bilgiler ve istatistikler, bildiriler sunarken hareketin önde gelen isimlerinin yazdığı broşürleri, savaş karşıtı kitapları, müzik, film CD’lerini ve DVD’lerini tanıtmakta, satışlarını yapmaktadır. SWC’nin kullandığı malzemeler yanlızca metinler ya da resim gibi görsel malzemeler değildir. Aynı zamanda ziyeretçilerin on-line olarak ulaşabilecekleri işitsel malzemeler (örneğin savaş karşıtı şarkılar), kısa film, klip ve videolar gibi zengin medya olanakları sunmaktadır. SWC’nin Küresel Bak ile karşılaştırıldığında öne çıkan, fark yaratan çok çeşitli bölümlerinden bazıları ise şunlardır: Irak savaşı ile ilgili ayrıntılı istatistiklerin bulunduğu bir bölüm; önde gelen simaların düzenli olarak konu ve gündem hakkındaki görüşlerini dile getirdikleri köşeler; ulusal ve yerel çaptaki savaş karşıtı sanatsal aktiviteler, filmler, oyunlar ve sergilerin tanıtıldığı ayrı bir bölüm. SWC ayrıca Irak’taki savaşın farklı veçhelerine ve daha spesifik konulara ilişkin zengin bilgiler, haberler içeren, diğer savaş karşıtı sitelere linkler vermektedir. Diğer sitelere linkler konusunda da SWC Küresel BAK’tan daha başarılı gözükmektedir. Kürsel BAK Türkiye’den 16 ve 32 farklı ülkeden 69 web sitesine link vermektedir. SWC Britanya’dan 39 ve 39 farklı ülkeden 77web sitesine link vermektedir. SWC farklı sosyal hareket örgütlerinin, sendikaların, sivil toplum örgütlerinin, partilerin bir koalisyonu olarak varlığını sürdürmektedir. SWC’nin web sitesi koalisyonun içinde yer alan ve destek veren tüm kuruluşların kendi web siteleine de linkler sağlamaktadır. Bu haliyle ağlardan oluşan ağlar görüntüsüne daha çok yakın görünmektedir. Ayrıca, SWC’nin sitesi ülkedeki yerel ve ulusal bütün savaş karşıtı oluşumlara, onların mahalli birimlerine ulaşabilmek için gerekli bütün iletişim bilgilerini içeren bir liste de oluşturmaya çalışmaktadır. Siteyi ziyaret eden kişilerin bulundukları yerdeki savaş karşıtı oluşumlarla ilşkiye geçmeleri teşvik edilmektedir. Site ayrıca listede adı yer almayan oluşumların ve yerel grupların listeye üye olmalarını teşvik etmektedir. Böylelikle tüm ülkede gittikçe büyüyen ve sıkılaşan bir ağ oluşturmaya gayret etmektedir. 14 Mobilizasyon: Web siteleri, aktivistlerin çevrim dışı (off-line) aktivitelerini desteklemek için kullanılan önde gelen çevrim içi (on-line) araçlardan biridir. İnsanları mobilize etmenin çeşitli yollarından bazıları onlara organizasyon ve kampanyalara katılma ve destekleme fırsatları sunmak ve onları bu faaliyetlere katılma konusunda ikna etmektir. Sosyal hareketlerin örgütlerinin tasarladığı web siteleri çoğunlukla ziyaretçilerin organizasyona katılmaları için çevrim içi üyelik formları hazırlarlar; desteklerini sunmaları için ziyaretçilere çevrim içi para bağışlama, ürün alma olanakları sunarlar; çevrim içi kampanyalara somut katılım için ziyaretçilerin imza kanpanyalarına destek vermelerini isterler. Web sitelerinin bir diğer önemli özelliği ise, ziyaretçilerin desteğini almak için, sürdürdülen kampanyaların niçin yapıldığını anlatıp onları ikna edecek argümanları ve haberleri sunan bir medya olarak çalışabilmesi. Bu çerçevede, websiteleri, aktivitelere katılmak isteyen insanları hali hazırda süren ve sürecek olan kampanyalar hakkında bilgilendirebilir, kampanya ve aktivitelerin takvimlerini güncelleyerek yayınlayabilir, aktivistlerin kampanya sırasında kullanabilecekleri bildiri, afiş, imza metinleri gibi araçları da çevrim içi olarak sağlayabilirler. Fakat, eklemek gerekiyor ki, web siteleri asıl olarak ve çoğunlukla hareketin içinde olan ve aktivitelere katılmak isteyen insanları (hem çevrim içi hem de çevrim dışı düzeylerde) mobilize etmeye yaramaktadır. SWC ziyaretçilerini görünür yerlere linkler koyarak koalisyonun üyesi olmaya davet etmektedir. Buna ek olarak, koalisyona somut destek vermek isteyenlere para yardımı yapabileceklerini belirtmektedir. Bu destekler koalisyonun harekete geçirebileceği kaynaklarını ya da sosyal ve kültürel kapitalini arttırabilmesi için oldukça önemlidir. Kaynaklarını arttırabilmek için SWC’nin web sitesinde ziyaretçilerin ilgi gösterebileceği tişört, şapka, kupa, anahtarlık, poster, rozet, kitap, CD, DVD gibi kampanya malzemeleri de satılmaktadır. Bunula birlikte BAK’ın web sitesinde, ziyaretçiler ilişkiye geçmek konusunda teşvik edilirken, üyelik ya da destek için açık bir çağrı bulunmamaktadır. Her iki site de ziyaretçilerine, geçmiş aktivitelerinde anlatıldığı bir aktivite takvimi sunmaktadır. Fakat SWC’nin sitesinde, ek olarak, aktiviteler ve kampanyalar hakkında detaylı bilgiler ve geniş bir katılımın sağlanması için göze çarpan, kapsamlı 15 katılım çağrıları yer almaktadır. Örneğin sitenin girilen her sayfasında en yakın tarihli ulusal kampanyanın çağrısını görmek mümkündür. Ayrıca SWC, BAK’tan farklı olarak, ziyaretçilerine kolaylıkla indirebilecekleri el ilanı, poster, döviz, imza metinleri gibi kampanya malzemesi sunmaktadır. BAK’ın sitesinde ziyaretçilerin birey olarak ya da küçük yerel gruplar olarak savaş karşıtı duyarlılığın arttırılması için neler yapabilecekleri, ne türden katkılar sunabilecekleri anlatılmamaktadır. Fakat SWC sitesinde ziyaretçilerine merkezi ulusal kampanyalar dışında bulundukları yerlerde gündelik hayatlarında yapabilecekleri şeyler konusunda ayrıntılı önerilerde bulunmakta; yerellerde sürdürülen başarılı, örnek gösterilebilecek çalışmalara özel yer ayırmaktadır. SWC websitesinde koalisyonla ilişki içerisinde bulunan tüm ulusal ve yerel savaş karşıtı gruplara ulaşmak için gerekli bütün bilgileri ayrıntılı bir biçimde sağlamaktadır. İnteraktivite: Sosyal hareketlerin web siteleri, e-postalar, e-posta listeleri yoluyla geribildirim, çevrim içi tartışma ve etkileşime geçme olanakları sunmaktadırlar. Her iki sitede de ziyaretçileri e-posta yoluyla ilişkiye geçme, önerilerini sunma ve şikayetlerini iletme konusunda teşvik eder görünmektedirler. Hemen her sayfada ziyaretçilerin kolaylıkla ulaşabilecekleri e-posta sembolleri bulunmaktadır. Her iki sitede de elektronik iletişimin olanaklarını kullanarak e-posta listelerine üye olanlara düzenli olarak genel değerlendirmeler, raporlar, basın açıklamaları, duyurular, haberler gönderebilmektedirler. Fakat her iki koalisyonda ziyaretçilerin siteye yönelik katkılarını sınırlı tutmaktadırlar. Her iki sitede de çevrim içi etkileşim ve tartışma olanakları sınırlıdır. Örneğin söz konusu sitelerde, başka sitelerde sıklıkla görülebilecek olan çeşitli konu başlıkları etrafında on-line tartışma olanakları sunulmamıştır. Ziyaretçilerin websitesine çevrimiçi yollarla katkı sunmaları, zenginleştirmeleri olanağı pek yoktur. Örneğin internette artık çok sık karşılaşılan bloglara bu sitelerde rastlanmamaktadır. Örneğin Küresel BAK grubu ihtiyaç duyduğu tartışma ve karşılıklı etkileşimi web sitesi üzerinden değil e-posta zinciri üzerinden sürdürmektedir. Bu açılardan bakıldığında, internetin genel olarak yapması beklenen en önemli katkı olan karşılıklı etkileşim olanağının yeterince kullanılmadığını görüyoruz. Web siteleri bu açıdan bakıldığında daha 16 çok tek taraflı bilgilendirme işlevi görmekte, birer internet medyası olarak çalışmaktadır. Gruplarla ilişkiye geçmek isteyen web sitesi ziyaretçileri, özellikle SWC’nin sitesinde, çok ve çeşitli olanaklar bulmaktadır. Fakat bunların da sınırları vardır ve kurulan ilişkilerin önemli bir ayağını yüzyüze, çevrim dışı ilişkiler ve bağlar oluşturmaktadır. 17 IV. Sonuç: Bu çalışmada genel olarak internet ve sosyal hareketler arasındaki ilişki üzerinde durulmuş, internetin günümüzün yeni sosyal hareketleri üzerinde ne tür etkileri olduğu anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu genel problem iki ülkeden iki savaş karşıtı hareketin (The Stop the War Coalition ve Kürsel Barış ve Adalet Koalisyonu) web siteleri karşılaştırılarak anlaşılmaya çalışılmıştır. Seçilen organizasyonlar kendi ülkelerinde savaş karşıtı muhalefet içinde belli bir güce sahip ve interneti etkin olarak kullanmaya çalışan organizasyonlardır. Web sitelerinin analizi sırasında kendimizi sosyal hareketler için vazgeçilmez olan üç koşul ya da faktörle sınırlandırdık: üzerinde ortaklaşılmış kollektif bir kimliğin oluşturulması, mobilizasyon meselesi, farklı yerel organizasyonları birbirine bağlayan yatay bir ağ yaratma kapasitesi. Söz konusu genel probleme ilişkin olarak şunlar söylenebilir: bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişme siyasal katılımı güçlendirecek potansiyeller sunmaktadır; internet siyaseti daha kolay, hızlı ve daha evrensel hale getirecek olanaklar sunmakta, harcamaları düşürüp, örgütlenmenin önündeki engelleri azalmaktadır. İnternetin genel olarak siyaset üzerinde bu türden etkileri olduğunu ve olabileceğini söylemek mümkündür. Fakat şunu da eklemek gerekiyor: internet teknolojisinin genel olarak demokrasiyi güçlendirecek potansiyellere sahip olması ile, bu potansiyelin hayata geçirilmesi farklı meselelerdir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde bu potansiyel pek hayata geçirilememektedir. Öncelikle internete erişim konusunda hala önemli ekonomik engeller bulunmaktadır. “Sanal alem”e giriş bu toplumların büyük bir bölümü için hala oldukça pahalı bir servistir. İnternet erişimi, hala dünyanın görece küçük sayılabilecek bir kısmının düzenli olarak ulaşabildiği bir ayrıcalık durumundadır. Diğer bir sorun insanların siyasal sisteme katılımlarıyla ilgili bir sorundur. Siyasal katılımın düşük olduğu demokratik siyasal bir kültürün ve geleneğin yerleşik olmadığı, siyasal aktörlerin ve örgütlerin, sivil toplum örgütlerinin ve sosyal hareketlerin kendilerini yeterince ifade edemedikleri siyasal iklimlerde bir siyasal alan olarak internetin demokrasinin güçlendirilmesine olanak sağlayacak potansiyellerini hayata geçirmek pek mümkün olamamaktadır. Bu anlamda internetin bugünkü demokrasi krizini anında çözebilecek bir teknolojik mucize olduğunu düşünmek doğru değildir. Bir ülkede demokratik bir kültür ve gelenek yoksa tek başına internetin bunu sağlaması mümkün değildir. Bu anlamda sanal 18 alanın sunduğu olanakları hayata geçirmek reel alanda bir dizi koşulun sağlanmasını gerektiyor; yani sanal olan reel olana bağlı ve hala onun mantığı ve belirlediği çerçeve içerisinde anlam kazanmaktadır. (Guedes 2002) Bu açıdan bakıldığında karşılaştırdığımız iki savaş karşıtı hareket arasında reel hayatta kaynakları harekete geçirebilme konusunda var olan fark kendisini sanal düzeyde de göstermektedir. SWC ve Küresel BAK reel hayatta (yani çevrim-dışı olarak) sahip oldukları olanaklar ve bunları harekete geçirebilme kapasiteleri açısından karşılaştırıldığında birincisinin ikincisi üzerinde açık bir üstünlüğü olduğunu belirtmek gerekiyor. Bu eşitsizlik kendisini hareketlerin, internetin sunduğu on-line olanakları kullanabilme kapasiteleri karşılaştırıldığında da ortaya çıkmaktadır. Bu meseleyle ilişkili olarak şu tespiti de yapmak gerekiyor: internet çoğunlukla zaten var olan yapıları, ilişkileri ve hareketleri güçlendirmek için kullanılmaktadırlar. Başta sorduğumuz en temel soruya geri dönecek olursak, sanal ortamda kurulan bağlar, yüzyüze kurulan bağlar kadar gerçek olabilir mi sorusunu tekrar hatırlamamız gerekir? Sanal olan, reel olanın yerini alabilir mi? Sanal alanlarda kurulan bağların gerçek hayatta kurulan bağların yerini almaya başladığını söylemek abartılı olacaktır; fakat birincisi ikincisinin daha da güçlenmesini ve derinleşmesini sağlayabilir. Mario Diani’nin (2001) belirttiği gibi sadece bilgisayar ortamlı iletişime bağlı etkileşim sürekli bir ilişkinin kurulması için gerekli olan güven unsurunun gerçek anlamda oluşmasını sağlayamaz; bu güven son kertede yüzyüze bir etkileşimi gerektirmektedir. Bu anlamda internette yapılan (sanal olan, çevrim içi olan) çoğunlukla gerçek olanın (çevrim dışı olanın) bir uzantısıdır; internetin katkısı daha çok araçsaldır. 19 2.2 “Türkiye ve İtalya Örnekleri Çerçevesinde e-devlet Uygulamaları ile e- demokrasi İlişkisi Üzerine Karşılaştırmalı Bir Analiz” İbrahim Saylan Bilgi İletişim Teknolojileri toplumsal yaşama ilişkin bilgi, algı ve pratiklerimiz üzerinde kökten değişikliklere neden olmaktadır. Bilgi Toplumu’nda toplumsal yaşamın pek çok alanı gibi siyasal alan da gerek bireyler ile devlet, gerek bireyler arası, gerekse kurumlar arası karşılıklı ilişkiler bağlamında bu değişikliklerden gözle görülür bir biçimde etkilenmektedir. BİT içerisinde özellikle internet siyasal etkileşimin hizmetine yeni araçlar ve kanallar sunmaktadır. Hatta öyle ki, siyasal partilerin güç kaybettiği, küreselleşme ve bilgi akışındaki olağanüstü artışla beraber hızla profesyonelleşen siyasette yurttaşların karar alma süreçlerinin giderek dışında kaldığı ve seçmenin sandığa ilgisinin azaldığı günümüzde sunduğu olanaklar nedeniyle internet demokrasinin içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulması için bulunmaz bir fırsat olarak görülmektedir. Gerçekten de, internet genel anlamıyla sanal bir kamusal tartışma alanı yaratarak, yurttaşların karar alma süreçlerinde daha etkin yer almasının önünü açarak katılımcı demokrasinin canlanmasını yönünde önemli bir potansiyeli barındırmaktadır. Örneğin, internet etkileşimli iletişimi olanaklı kılarak, devlet ile yurttaş arasında doğrudan bağ kurabilme, hem de bunu ucuz ve hızlı bir şekilde gerçekleştirme potansiyeline sahip görünmektedir. Ancak, söylem ile gerçekliğin ne denli örtüştüğü, bu potansiyelin ne şekilde kavrandığı ve kullanıldığı bu noktada kritik sorular haline gelmektedir. Çünkü, yeni teknolojiler demokrasinin olmazsa olmaz koşullarından biri olan etkin yurttaş katılımını kendiliklerinden gerçekleştiremezler; önemli olan bunların bu amaçla kullanılmasının önündeki engellerin ortadan kaldırılması ve bu yönde etkin ve kısa ve uzun erimli politikaların geliştirilmesidir. Bu nedenle, başta devletler olmak üzere ulusal ve yerel siyasal kurumların internetin barındırdığı potansiyeli kavrayışı ve internet kullanımı katılımcı demokrasinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi açısından büyük bir önem kazanmaktadır. 20 E-Demokrasi 1980’lerin ortasından bu yana, BİT’in, özellikle internetin, sunduğu olanakların demokrasinin hizmetine sunulmasını ifade etmek üzere sosyal bilimler literatüründe hepsi hemen hemen aynı olguya karşılık gelen elektronik demokrasi, tele-demokrasi ve dijital demokrasi gibi kavramlar üretildi. Bunlardan en yaygın olarak kullanılan e- demokrasi oldu. E-demokrasi, demokrasinin tanımı ve işleyişi itibariyle ayrılmaz parçaları olan hükümetler, halkın temsilcileri, medya, siyasal partiler ve çıkar grupları, sivil toplum örgütleri, uluslararası yönetsel kuruluşlar ve yurttaşlarca BİT’in yerel, bölgesel, ulusal ve küresel ölçeklerde karar alma süreçlerinde kullanılması olarak tanımlanabilir (Clift, 2003: 2). E-demokrasi uygulamada e-posta, e-forum, e-oylama ve bilgisayar destekli telefon görüşmesi gibi araçlar yoluyla işlerlik kazanırken, BİT’in sunduğu olanakların siyasal ve yönetsel olarak tam olarak neler olduğu ve demokrasinin katılımcı yönünün güçlendirilmesi için ne şekilde kullanılması gerektiği tartışma konusudur. Meşruiyetini halktan alan, halkın karar alma sürecini bir seçimden diğerine temsilcilerine terk ettiği bir anlayıştan çok, karar alma süreçlerinde bizatihi yer aldığı, dolayısıyla yönetimde sürekli söz sahibi olduğu bir siyasal yönetim anlayışına karşılık gelen katılımcı demokrasi açısından teknolojik devrimin olası tezahürleri henüz keşif aşamasındadır. Ancak, baş döndürücü bir hızla ilerleyen dijital dönüşümün genel olarak toplumsal yaşama ve siyasete, özel olarak demokrasiye olası etkileri bağlamında temelde iki ayrı kuramsal yaklaşımdan söz edilebilir. ‘Orwell Senaryosu’ denilen birinci senaryo devletlerin, ticari şirketlerin teknolojiyi yurttaşları sürekli gözetim altında tutmak amacıyla kullanacaklarını savları nedeniyle oldukça kötümserdir. Bu senaryo, yeni teknolojilerin bireylerin ‘Big Brother’ tarafından sürekli gözetim altında tutulabileceğini; dolayısıyla, demokrasiden çok otoriter yönetimlerin devamına ya da ortaya çıkmasına hizmet edeceğinin öne sürer. İkinci senaryo ise, diğer uçta yer alır ve son derece iyimser bir tablo çizer. ‘Atina Senaryosu’ da denilen bu teze göre, yeni teknolojiler yurttaşların bir araya gelebilecekleri, kamusal meseleleri serbestçe tartışabilecekleri ve bu yolla hükümetleri 21 üzerinde doğrudan etki yaratabilecekleri bir tür sanal agora (tele-agora) ortamı yaratacaklardır (Rheingold, 1993). Görüldüğü gibi, bu iki senaryo yeni teknolojilerin demokrasi açısından olası etkilerini tamamen farklı kurgulamalarını karşın, temel bir noktada aynı fikre sahiptirler. O da teknolojiden topluma doğru akan tek yönlü bir ilişki öngörmeleridir. Oysa, siberuzay hem toplumun bir üreticisi hem de ürünü olarak görülmelidir (Bell, 2001). Dolayısıyla, BİT ile demokrasi arasında diyalektik bir ilişki olduğunun varsaymak gerekir. Schalken’in deyişiyle, “siyaseti demokratikleştirecek olan yeni teknolojilerin kendisi değil, yeni teknolojilerin potansiyelini bu amaçla kullanacak olan insanlardır” (Schalken, 1998: 161). Bu yüzden, temel sorumuz şu olmalıdır: Yeni teknolojilerin sağladığı ağ çerçevesinde bir toplumun demokrasi potansiyeli nedir? Bilindiği gibi, demokrasinin, onu sadece seçmenlerin belli aralıklarla sandığa gitmesi olarak gören minimalist görüşten, demokrasinin varlığı için hukuk devletini, bazı sosyo-ekonomik hakları ve yurttaşların serbestçe katılıp karar alma süreçlerinde etkin rol aldığı kamusal tartışma alanını şart koşan maksimalist görüşe kadar pek çok tanımı vardır (Manin,1997). Demokrasinin içinde bulunduğu krizi esas olarak, siyasal sürece katılımın önündeki engeller ve/veya katılım eksikliğinden kaynaklandığını kabul edersek, bu çalışmada maksimalist görüşe daha yakın bir demokrasi anlayışı benimsenmiştir. Buradan hareketle, e-demokrasiden beklenen katkı da başta internet olmak üzere yeni teknolojilerin demokrasinin kamusal alanının yeniden canlandırmasına, kamusal alandaki tartışmalara serbestçe ve eşit bir zeminde yurttaş katılımının sağlanmasına yardımcı olmasıdır (Hague and Loader, 1999: 8). Yeni teknolojilere ilişkin egemen retorik bunların daha az hiyerarşik söylemlere, etkin demokratik katılıma ve kamusal alanın yeniden canlandırılmasına olanak tanımasının yanı sıra, kamusallık, açıklık ve görünürlük öğelerinin vurgulanması yönündedir. Ancak, Papacharissi kamusal alan ile kamusal uzam ayrımı yaparak önemli bir noktaya dikkat çeker. Eğer internet sadece tartışma olanağı sunan herhangi bir forum olarak kalıyorsa, ona kamusal uzam demek daha doğru olur. Önemli olan, internetin fikirlerin demokratikçe paylaşılmasını teşvik eden bir tartışma ortamının oluşmasına yardımcı olmasıdır ki bu halde kamusal alanın yeniden canlanmasından söz edebiliriz (Papacharissi, 2004). En az 22 bunun kadar önemli olan bir diğer unsur ise, yurttaşların siyasal gündemin belirlenmesi ve alınan kararlara ilişkin geri bildirimlerini yönetimlere iletebilmeleri bağlamında karar alma süreçlerinde etkin hale gelmelerinin olanaklı kılınmasıdır. Bu bağlamda, BİT’i demokrasinin katılımcı yönünün güçlendirilmesine hizmet edebilecek olanak sağlayıcı bir araç (enabler) olarak görebiliriz. Oysa günümüzde internetin kullanımı yurttaşların katılımıyla sağlanacak etkin bir kamusal tartışma alanı yaratmaktan uzak görünmektedir ki, bu da öncelikle siyasal sistemlerin yetersizliklerinden ve egemen güç ilişkileriden kaynaklanan sorunlar yüzündendir. Öncelikle, kamusal alan özünde herkesin serbestçe ve eşit bir zeminde tartışmaya katılabilmesini gerektirir. Ancak, mevcut sistemlerdeki sınırlı erişim olanakları bunu engellemektedir. 1 İkinci olarak, ‘evrensel erişim’ kamusal alan açısından yaşamsal öneme sahip olmasına karşın, internet kullanımının gelişimini pazar mekanizmasına terk etme eğilimindedir. Üstelik ‘kamusal çıkar’ adı altında internet kullanımını sınırlamaya yönelik hükümet eğilimleri son derece güçlüdür (Schalken, 1998). Üçüncü olarak, medya kuruluşları siberuzayı belli fikirler etrafında kamuoyu yaratmak amacıyla kullanmayı tercih etmektedirler (Moore, 1999: 44). Diğer bir deyişle, internet yoluyla oluşturulan söylemlerde editörlerin büyük etkileri vardır. Bu hakimiyet ilişkisinin mekanizmaları ise altyapının belli ellerde toplanması, lisanslama bürokrasisi, telif hakları, fiyatlama politikaları ve kamusal çıkara dayandırılan sansür yasalarıdır (Moore, 1999). Dolayısıyla, internetin kamusal alanın yeniden canlandırılmasının önündeki bu engeller internetin katılımcı demokrasi açısından barındırdığı varsayılan potansiyelin yeterince kullanılmadığını göstermektedir. Bu noktada, bireyler ile kıyaslandığında elinde bulundurduğu olağanüstü güç ve sahip olduğu maddi altyapısı ve insan kaynağı ile devletlerin ve ülke genelinde siyaset üretmekle yükümlü hükümetlerin, yurttaşlarla bire bir iletişim kurma olanağına sahip ve onların günlük yaşamlarını doğrudan ilgilendiren hizmetleri sağlamakla sorumlu yerel yönetimlerin internetin potansiyelini kavrayışı, gelişimine ve kullanımına ilişkin politika ve uygulamaları yaşamsal önem kazanmaktadır. Bu nedenle, bundan sonraki bölümlerde e-devlet uygulamaları ile e-demokrasi ilişkisini tartışıp, somut örneklerin karşılaştırmasına yer vereceğiz. 1 Dijital bölünme ya da uçurum BİT’e erişimde eşitsiz dağılımı ifade eder (Pippa, 2001: 41-45). 23 E-Devlet / E-Yönetişim BİT’in yönetsel ve siyasal açıdan sunduğu olanaklar çerçevesinde kullanımına bağlı olarak, çeşitli ülke ve ölçeklerde yaşanan deneyimler ve süregelen tartışmalar ışığında, e-devletin nasıl anlaşılması ve uygulanması gerektiği konusunda zaman içerisinde önemli değişikler olmuştur. Brown ve Brudney, e-devleti teknolojinin, özellikle web- tabanlı uygulamaların, devlete dair bilgi akışına erişimin güçlendirilmesi ve devlet hizmetlerinin daha etkin ve verimli bir biçimde yurttaşlara sunulması amacıyla kullanılması olarak tanımlarlarken, e-devletin temel amaçlarını sistemin verimliliğini artırmak, maliyetleri düşürmek ve yurttaşların aldıkları hizmetten memnun kalmalarını sağlamakla sınırlandırırlar (Brown ve Brudney, 2001). Devletten - Yurttaşa (G2C: Government to Citizen), Devletten – Devlete (G2G: Government to Government) ve Devletten – Özel Sektöre (G2B: Government to Business) olarak üç ayrı kategoride inşa edilen e-devlet uygulamaları temel amaçları içerisinde, dikkat edileceği gibi, karar alma süreçlerine yurttaş katılımının sağlanması yer almamıştır. Ancak, zamanla, e-devletin amaç, işlev ve kavramsal/pratik bağlamı yurttaş katılımını e-devletin başarısı açısından olmazsa olmaz bir unsur olarak kapsayacak şekilde genişlemiştir. Güncel literatürde, e- devlet, e-yönetişim temelinde örgütlenmiş yeni bir kamu yönetim modelinin bir parçası olarak tanımlanmaktadır (Uçkan, 2003). OECD e-devleti, BİT’in, özellikle internetin, daha iyi yönetişim hedefine ulaşılması için kullanılması olarak tanımlar (OECD, 2003). Adı geçen rapora göre, e- devlet, politikalardan daha iyi sonuç alınması, daha yüksek nitelikli kamu hizmetleri sunulması ve yurttaş katılımının artırılmamasına yöneliktir. Sözkonusu raporda, başarılı e-devlet uygulamaları için on temel ilkeden biri olarak, ‘müşteri odaklılık’ başlığı adı altında anılan yurttaş katılımı, daha çok yönetsel sürecin verimli işlemesinin bir şartı olarak anlaşılmaktadır (OECD, 2003). Uçkan ise e-devlet uygulamaları ile e-demokrasi arasında doğrudan bir bağ kurmaktadır: “e-devlet, gayri-merkezi ve yatay eşgüdüme dayalı katılımcı organizasyon modeli olarak “ağ yönetişimi” (e-yönetişim) temelinde örgütlenmiş, tüm kamu yönetim birimlerinin birbirleri arasında bağlantılı ve yurttaşların erişimine açık olduğu, BİT’in etkin kullanımı ile kamu hizmetlerinin en az maliyet ve emek 24 karşılığında en kaliteli biçimde üretilmesini sağlayan; yani, fiyat/kalite performansı ölçütlerine uygun bir biçimde yedi gün/yirmi dört saat hizmet sürekliliğine sahip, nihai hedefi yurttaşların demokratik sürece katılım imkanlarının güçlendirilmesi bakımından e- demokrasi’nin tesisi olan bir kamu yönetimi biçimidir” (Uçkan, 2003: 2). Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi, e-yönetişim devlet-odaklı ve devletten diğerlerine akan tek yönlü bir bilgi ve hizmet akışı şemasını değil, yatay koordinasyon ve etkileşim yapısıyla ilgili tüm tarafların ağ biçimindeki yapılanmalar içerisinde karar alma süreçlerine etkin katılımını öngören, bu yönüyle de kamu yönetimi açısından yeni bir paradigma olarak nitelenebilecek demokratik bir yönetim modelidir. Bir başka deyişle, e-yönetişim, gerek barındırdığı bilgi ve iletişim olanakları gerekse ağ yapısından dolayı adem-i merkezileştirme, şeffaflaştırma, hesap sorma ve verme aracı olarak zengin bir potansiyeli barındıran BİT’in, özellikle internetin (Yıldız, 2002:3), yönetim sürecinde yer alan tüm tarafların uzlaşısı üzerinde temellenmiş kurallar ve yine bu tarafların sürece etkin ve sürekli katılımı çerçevesinde işlerlik kazanabilir (Uçkan, 2003). Eğer, BİT’in sunduğu olanaklar, e-yönetişim modeli çerçevesinde çok yönlü ve etkileşimli bir yönetim modelini inşa etmede kullanılacak ve bunun da nihai hedefi e- demokrasi hedefine ulaşmak olacaksa, BİT ne şekilde tasarlanmalı ve kullanılmalıdır? Macintosh bu soruyu e-katılım (e-engagement) 2 kavramını temel alarak yanıtlamaya çalışır. Ona göre, e-katılım, politika üretme sürecine daha fazla zaman ve kaynak ayrılmasını gerektirecek olmasına karşın, daha meşru ve sorumluluğu daha çok kişiye yayan bir karar alma sürecinin hayata geçirilmesini kolaylaştırabilir. E-katılım, genel anlamıyla, nihai kararlar hükümetten çıksa da yurttaşların gündem belirleme, politika seçenekleri önermede ve politikaları şekillendirmede eşit söz hakkına sahip birer ortak (citizens as partners) olarak düşünüldüğü bir yönetişim modelinin temelini oluşturur. E- katılımın verimli bir işlerlik kazanabilmesi için, iki ayrı demokrasi perspektifinin sentezine dayalı bir modele ihtiyaç vardır. Yukarıdan-aşağıya demokrasi anlayışı, 2 E-katılım modelleri üç gruba ayrılabilir. Bunlardan ilki, devletten yurttaşa tek taraflı bilgi akışı temeline dayanan ‘enformasyon modeli’; ikincisi, oluşturulmuş siyasalara yurttaşların geri bildirimini de içeren ‘danışma (‘consultation’) modelidir. Üçüncüsü ise, siyasa üretme sürecinde yurttaş ile devlet arasında baştan itibaren ortaklık temeline dayalı bir işbirliğini varsayan\hedefleyen ve bu anlamda yurttaşların sürece her daim dahil olduğu e-engagement (e-katılım) modelidir. Metnin bundan sonraki kısmında e-katılım modellerinden sadece birisi olması karşın, dilimize e-iştigal olarak da çevrilebilecek e-engagement teriminin karşılığı olarak e-katılım terimi kullanılmıştır. 25 kullanıcının bilgiye ulaşımı ve hükümetçe oluşturulmuş politikalara verdiği tepki bağlamında tanımlanır. Bu perspektif, bir ortak değil de kullanıcı olarak gördüğü yurttaşı karar alma sürecinin bir parçası olarak görmez. Bu nedenle, bu anlayış tek başına demokrasinin güçlendirilmesine katkı sağlamaktan uzaktır. Aşağıdan-yukarıya demokrasi perspektifi ise yurttaşları politika tüketicileri olarak değil de üreticileri olarak alır. Bu yaklaşım, yurttaşların politika oluşturma sürecini etkilemesini ve sürece katılımını olanaklı kılması nedeniyle vaatkardir. Ancak, Macintosh, karar alma sürecinde zaman ve kaynağın etkin kullanımı kıstasının da göz ardı edilemeyeceği gerçeğinden hareketle, bu iki perspektifin sentezinden yanadır. Bu şekilde, e-demokrasi hedefini yitirmeksizin, e- katılım kavramı çerçevesinde üç ayrı etkileşim tipinden oluşan e-yönetişim modeline ulaşır. Bunlardan ilki, tek-yönlü bilgi sağlama (information provision) eylemidir. İkincisi, iki-yönlü ‘danışma’ (consultation) ilişkisidir. Burada, yurttaşlar politikalar hakkında geri- bildirimde bulunma fırsatına sahiptirler. Son etkileşim tipi ise, e-demokrasi hedefine karşılık gelen ‘etkin yurttaşlık’tır. Ortaklık temelinde tanımlanan bu ilişki çerçevesinde yurttaşlar (kullanıcılar ya da müşteriler değil!) siyaset oluşturma sürecine aktif olarak dahil olurlar (Macintosh, 2003: 32-7) Ancak, e-demokrasi hedefini hayata geçirilmesinin önünde önemli engeller bulunmaktadır. Bilgili ve etkin yurttaş ihtiyacı bunların başında gelirken, bu aynı zamanda devletlere düşen önemli bir görevi işaret etmektedir. Çünkü, karar alma süreçlerine katılacak etkin ve bilgili yurttaşlara sadece BİT’e eşit koşullarda erişimi sağlamakla, dolayısıyla dijital uçurumu gidermekle değil, onların bu yönde teşvik edilmesi ile olanaklıdır. Diğer bir deyişle, herkesin dijital erişimi olsa bile, bunun e-demokrasiyi hayata geçirme garantisi yoktur. Peki, devletler bu noktada neler yapabilirler? İlk olarak, erişimin önündeki fiziksel engellerin kaldırılması, dolayısıyla, dijital uçurumun giderilmesi, en azından makul düzeylere indirilmesi gerekmektedir. Buna koşut olarak, e-devlet uygulamalarının e-yönetişim temelinde yurttaş katılımını teşvik edecek şekilde tasarlanması ile işlemesi gerekmektedir. Bu, hem e-devlet uygulamalarının yurttaş katılımı olmaksızın başarılı olmasının mümkün olmaması gibi pratik bir gereklilikten, hem de yurttaş katılımı olmaksızın demokrasinin temsiliyete dayalı sıradan bir yönetim sistemden ileri gidemeyeceği gibi normatif bir öncülden kaynaklanır. Diğer 26 bir deyişle, hükümetlerin internet kullanımını yalnızca sosyo-ekonomik (dünya koşullarında rekabet edebilecek insan gücünü yetiştirmek) ya da ekonomik (müşteri olarak yurttaşların ekonomik faaliyetlerini artırmak) gerekçelerle değil, siyasal nedenlerle de (devlet ile yurttaşlar arasındaki etkileşiminin katılımcı demokrasi temelinde güçlendirilmesi) teşvik etmesi gerekmektedir. Peki, mevcut durum ve uygulamalar neyi yansıtmaktadır? Eğer devletlerin yeni teknolojileri karar alma süreçlerine yurttaş katılımını sağlama amacıyla kullanmaları, e-demokrasi uygulamalarına katkı sağlayacak ise mevcut web-sitesi tasarımlarının genellikle bu düşünceden uzak ve büyük oranda yukarıda söz edilen üç temel amaca (verimlilik, düşük maliyet ve müşteri memnuniyeti) sahip olduğu söylenen e-devlet tanımı çerçevesinde hazırlandığını iddia edebiliriz. Oysa, internetin barındırdığı potansiyeli demokrasinin katılımcı yönünün güçlendirmek için kullanabilmek için Brown ve Brudney’in e-devlet uygulamaları için geliştirdikleri üçlü sınıflamadaki tek yönlü ilişkiyi etkileşimli olarak yeniden tasarlamak gerekecektir. Mevcut tasarım ve uygulamaları ile ulusal ve yerel düzeydeki resmi internet siteleri devlet-merkezli bir anlayışı yansıtmaktadır. Bir başka deyişle, devletlerin sanal deneyimleri tasarı halindeki ya da uygulanmakta olan politikalara ilişkin yurttaşların geri bildirimini almak ya da tartışmaya katılımını sağlama amacından çok, yurttaşlar için gerekli olduğu düşünülen bilgi akışının sağlanması ve bazı hizmetlerin sanal ortamda verilmesiyle sınırlı kalmaktadır. Üstelik bu anlayış muhatabın yurttaştan çok ‘kullanıcı’ ya da ‘müşteri’ gibi algılandığını da göstermektedir. Kimi zaman sanal anketler yoluyla yurttaşların görüşlerine başvurulsa da, katılımcı tartışmasının özendirilmesinden çok önceden karara bağlanmış birtakım politikalar hakkında halkın nabzını ölçmekten öteye gitmemektedir (Hague ve Loader, 1999: 13). Dolayısıyla, yeni teknolojilerin resmi kurumların halihazırdaki yapı ve işleyişinde ‘Atina Senaryosu’nun öngördüğü biçimde en azından şimdilik devrimci etkiler yarattığını söylemek son derece güç görünmektedir. Schalken buna ‘üstüne-ekle’ stratejisi (‘add-on strategy)’ demektir (Schalken, 1998: 172). Bundan kasıt, yeni teknolojilerin sunduğu olanaklar çerçevesinde geliştirilen uygulamaların mevcut kurumlara, prosedürlere ve alışkanlıklara eklemlenmesidir. Dolayısıyla, devletler internet gibi yeni teknolojilerin sunduğu olanakları demokrasinin katılımcı yönünün 27 güçlendirilmesi yönünde kullanma konusunda oldukça çekimser ve muhafazakar görünmektedirler. Türkiye ve E-Devlet Türkiye’de e-devlet uygulamaları, Maliye Bakanlığı’nın ‘Vergi Dairesi Tam Otomasyon Projesi’ (VEDOP) ve İç İşleri Bakanlığı’na bağlı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün ‘Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi’ (MERNİS) adlı projelerinin başlatıldığı 1998 yılına kadar uzansa da, bu konuda ilk hükümet politikası, e-Avrupa + Girişimi’ne dahil olunmasından sonra, 2002 yılında oluşturulmuştur. 3 Aralık 2002 tarihinde Acil Eylem Planı’nın bir parçası olarak ‘Bilgi Toplumu’ hedefine ulaşmak amacıyla ‘e-dönüşüm Türkiye Projesi’ (e-DTr) başlatılmıştır. e-DTr’nin eşgüdümü, izlenmesi, değerlendirilmesi ve yönlendirilmesi amacıyla Şubat 2003’te Devlet Planlama Teşkilatı çatısı altında Bilgi Toplumu Dairesi kurulmuştur. Kasım 2005’te tüm yurttaşların e-devlet hizmetlerine tek bir erişim noktasından ulaşabilmelerini amaçlayan ‘e-devlet kapısı’ projesinin teknik altyapı çalışmaları OYTEK ile imzalanan sözleşme sonrasında başlatılmıştır. 2006 yılı içerisinde ise yabancı yatırımcıların Türkiye’de yatırım yapmalarını teşvik etme amacıyla bilgilendirici ve yönlendirici bir web sitesi olarak tasarlanan Türkiye Yatırım Portalı (www.investinturkey.gov.tr) hizmete girmiştir. Yine aynı yıl içerisinde, Ulusal Bilgi Toplumu Stratejisi yayınlanmıştır. Gelişmekte olan bir ülke olan Türkiye, e-devlet uygulamaları itibariyle de benzer bir konumdadır. Özellikle e-DTr projesi kapsamında hızlanan e-devlet uygulamaları Batılı pek çok örnek ile kıyaslandığında gelişmeleri geriden takip etmektedir. Türkiye’nin e- devlet konusunda benimsediği yaklaşım merkeziyetçiliktir. Öncelikle güvenilir ve birlikte- işler (interoperable) bir bilgi sistemi yaratılmaya çalışılmakta, bu yöndeki çalışmalar da 3 Avrupa Konseyi’nin 23-24 Mart 2000 tarihinde Lizbon’da gerçekleştirdiği zirvede kararlaştırılan ‘Lizbon Stratejisi’ne göre Avrupa’nın gelecek on yıl içerisinde ‘dünyadaki en rekabetçi ve dinamik bilgi tabanlı ekonomisi’ haline gelmesi hedef olarak belirlenmiştir. Aynı yılın Mayıs’ında Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine e- Avrupa girişimine uyumlu bir girişim başlatmaları çağrısı yapılmış; Şubat 2001 tarihinde ise Avrupa Komisyonu, GKRY ve Malta ile Türkiye’ye ortak eylem planının oluşturulması konusunda diğer aday ülkelerle işbirliği yapmaları için davette bulunmuştur. Türkiye’nin de katkısıyla hazırlanan Eylem Planı 2001 Haziranı’nda yapılan Avrupa Konseyi’nde kabul edilerek ‘e-Avrupa + Girişimi’ adını almıştır. Bilgi temelli rekabetçi ekonomiye ulaşmayı hedefleyen Eylem Planı çerçevesinde dört öncelikli amaç belirlenmiştir: a) Bilgi Toplumu’nun temellerinin oluşturulmasının hızlandırılması b) daha ucuz, daha hızlı, daha güvenli internet c) insan kaynağına yatırım d) internet kullanımının teşvik edilmesi. Daha ayrıntılı bilgi için bakınız:

[email protected]

28 esas olarak DTP bünyesindeki Bilgi Toplumu Dairesi tarafından yürütülmektedir. Merkeziyetçi anlayış nedeniyle, şu ana kadar e-devletin kurulumunda yerel yönetimler kayda değer bir rol üstlenmemişlerdir. 4 Öte yandan, benimsenen merkeziyetçi anlayışa karşın, 27 Şubat 2003 tarihli “e-Dönüşüm Türkiye” Projesi başlıklı Başbakanlık Genelgesi’nde 5 e-Dönüşüm Türkiye Projesi’nin demokratikleştirici etkilerinden söz edilirken, 3 Aralık 2003 tarihli Kısa Dönem Eylem Planı’nda 6 e-devletle ilgili olarak iki temel eylem olarak bir portal yoluyla kamu hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir strateji hazırlanması ve hizmetlerin iyileştirilmesi belirlenmiştir. Bununla da sadece bir partal yoluyla hizmet sağlanması değil, kamu hizmetlerinin kurumsal ihtiyaçlar yerine yurttaş ihtiyaçları temelinde yeniden düzenlenmesi istenmiştir. DPT tarafından hazırlanan ve 28 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren ‘Bilgi Toplumu Stratejisi (2006-2010)’ adlı belgede, e-demokrasi uygulamalarıyla halkın yönetime etkin katılımının sağlanmasının hedeflendiği belirtilmekte (DPT Bilgi Toplumu Strateji Belgesi, 2003: 32), ancak bunun ne şekilde yapılacağı belirtilmemektedir. www.turkiye.gov.tr (Türkiye’nin Portalı) Tamamlandığında tüm kamu hizmetlerine tek bir noktadan erişim olanağı sağlayacak e-devlet kapısı projesinin bir öncülü olarak değerlendirebilecek olan bu web sitesi, kamu internet portalı olması nedeniyle diğer e-devlet siteleri içerisinde temsili bir öneme sahiptir. Halen test yayınında olan söz konusu site, kamu-kamu, kamu-vatandaş ve kamu-özel sektör bilgi paylaşımı modeli üzerine kurulmuştur. Yayınlar kısmında TCMB, TAGEM, TOBB, Rekabet Kurumu gibi kamu ya da kamuya bağlı kurum ve kuruluşların sanal kütüphane hizmetlerine bağlantılar bulunurken, organizasyonlar bölümünde ise BİT ve Bilgi Toplumu konulu konferans, panel, seminer gibi bilimsel toplantı duyuruları yapılmaktadır. Uygulamalar kısmında ise Resmi Gazete’ye ulaşmak olanaklı kılınırken, e-arşiv, e-genelge ve e-mevzuat gibi e-devlet uygulamaları yer almaktadır. Dünyadan kısmında ise BİT’teki güncel gelişmelere ilişkin haberler yer almaktadır. Kamu – Kamu bölümünde yine e-devlet uygulamalarına ilişkin bilgiler 4 Ayrıntılı ülke değerlendirmesi için bakınız: http://ec.europa.eu/idabc/jsps/documents/dsp_showPrinterDocument.jsp?docID=6052 5 Adı geçen genelgenin tam metni için bakınız: www.bilgitoplumu.gov.tr/mevzuat/27_2003_12_eDTR.pdf 6 Adı geçen genelgenin tam metni için bakınız: www.bilgitoplumu.gov.tr/mevzuat/2003_48_eDTr.pdf 29 bulunmaktadır. Kamu – Vatandaş kısmında yurttaşların hangi hizmetlere elektronik yolla ulaşabilecekleri yer alırken, Kamu – Özel Sektör bölümünde ise e-imza, trafik sigortası ve sigorta beyannamelerine ilişkin e-devlet uygulamaları yoluyla getirilen kolaylıklar sıralanmaktadır. e-Türkiye ve Bilgi Paylaşımı bağlantılarında önceki bölümlerde bahsi geçen uygulama ve haberler tekrar edilmektedir. Son olarak, Üniversiteler bağlantısında, üniversitelerin BİT alanında etkinlik ve uygulamalarına yer verilmektedir. Web sitesinin tasarımı kamu – kamu, kamu – vatandaş, kamu – özel sektör modeli çerçevesinde şekillendirilmiştir. Devlet-odaklı anlayışın hakim olduğu tasarımda ve ‘devletten – diğerlerine’ tek-yönlü bir bilgi akışı hedeflenmiştir. İnternetin gayri- merkezi, ağ yönetişimine olanak sağlayan özelliği adeta göz ardı edilerek, yurttaşlar, hatta özel sektör ile etkileşim kurma fırsatı yok sayılmış gözükmektedir. E-yönetişim modelinin kamu yönetimi reformu açısından dönüştürücü fırsatlar içerdiğine yapılan vurgular daha çok söylemsel düzeyde kalırken, hakim merkeziyetçi yapının, Bilgi Toplumu hedefine rağmen, sürdürülmek istendiği sonucu çıkmaktadır. Macintosh’un önerdiği e- katılım modeli bağlamındaki üç etkileşim türünden sadece ‘bilgi akışı’nın gerçekleştirildiği, ‘danışma’ ve ‘etkin katılım’ unsurlarının ise en azından bu aşamada dışlandığı anlaşılmaktadır. Bu haliyle, söz konusu sitenin e-Avrupa + Girişimi’nin en önemli önceliklerinden olan rekabetçi bir ekonomiye ulaşma konusunda dahi gerilerde olduğu anlaşılmaktadır. Ayrı bir web sitesi olarak, yabancı yatırımcılara yönelik kurulan ‘Türkiye Yatırım Portalı’ genel iktisadi politika önceliklerinden kaynaklanabilir, ancak, ilginç olan, aynı kolaylığın yerli özel sektör için henüz hayata geçirilmemiş olmasıdır. Konumuz ekseninde, en önemli eksiklik elbette, karar alma süreçlerinde yurttaş katılımının tasarım ve içerikte dışlanmış olmasıdır, hatta kararlara geri-bildirimde bulunma olanağının dahi bulunmamasıdır. Söz konusu sitede, Uçkan’ın belirttiği e-devletin nihai hedefi e-demokrasiye ulaşmaktır idealine kapı aralayacak herhangi bir uygulama bulunmamaktadır. İtalya ve E-Devlet İtalya BİT’in kamu yönetimi açısından sunduğu olanakları erken dönemde kavrayan örneklerden biridir. Kamu Yönetimi’nde Bilgi Teknolojisi Müdürlüğü’nü (AIPA) 30 1993’te kuran İtalya, ilk Bilgi Toplumu politikasını da 1995 yılında oluşturmuştur. 2000 yılında eAvrupa Girişimi’ne uygun olarak e-Devlet 2000-2002 Eylem Planı hazırlanmış ve Bilgi Toplumu’na ulaşmada e-devlet uygulamalarının geliştirilmesi öncelikli politika ilan edilmiştir. Temmuz 2001’de kurumsal olarak yeniden yapılanmaya gidilmiş ve ülkenin e- politikalarına liderlik etmek üzere ‘Yenilik ve Teknoloji Bakanlığı’ kurulmuştur. Aynı yılın Aralık ayında ilgili bakanlık tarafından kamu yönetiminin sanal ortama taşınması için bir rehber hazırlanmış ve bakan e-devlet uygulamalarını değerlendirmek ve tartışmak üzere bölgesel ve yerel yönetimleri kapsayan bir ülke turuna çıkmıştır. Dolayısıyla, Türkiye’nin benimsediği merkeziyetçi anlayışın aksine, bölgesel ve yerel yönetimler adem-i merkeziyetçi bir yaklaşımla e-devletin yapılandırılmasına baştan dahil edilmiştir. Haziran 2002 tarihinde ulusal e-devlet portalı olan www.italia.gov.tr hizmete sunulmuştur. 2003 yılı içerisinde e-hizmetlerin dijital-TV aracılığıyla sunulmasının planlandığı duyurulmuş, Yenilik ve Teknoloji Bakanlığı da 2006 yılından itibaren kamu kurumları arasında kağıtsız iletişime geçileceğini açıklamıştır. Mart 2005 tarihinde ise e-devlet uygulamalarının geliştirilmesi ve verimli ve kullanıcı dostu bir kamu yönetimi amaçlarına yönelik olarak açık ve anlaşılır bir yasal çerçeve oluşturmak amacıyla ‘Dijital Yönetim Yasası’ benimsenmiştir. Aynı tarihte, iş portalı www.impresa.gov.it kurulmuştur. Hemen hemen aynı tarihlerde Türkiye’de yabancı yatırımcılara yönelik olarak kurulan www.investinturkey.gov.tr ‘den farklı olarak, bu portal İtalyan iş dünyasına yerel, bölgesel ve ulusal düzeylerde kamu hizmeti sunmayı amaçlar. Bu arada, gerek ulusal otoritelerin maddi desteği, gerekse bölgesel ve yerel yönetimlerin inisiyatifleriyle e- devlet hizmetleri ülke geneline yaygınlaştırılmıştır. 7 İtalya’nın benimsediği e-devlet stratejisi esas olarak e-Avrupa Girişimi’nin ilkelerine ve OECD önerilerine uygundur. O da, e-devlet uygulamaları yoluyla kamu yönetiminin kullanıcı ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırılmasıdır. Bunun hizmet üretim ve sunumunda etkinlik ve şeffaflığı sağlaması amaçlanırken, kurulacak altyapı sayesinde yurttaşların karar alma sürecine katılımlarını kamçılayacağı ve e-demokrasiye olanaklı hale geleceği düşünülmektedir. 7 Daha ayrıntılı bilgi için Avrupa Komisyonu’na bağlı olarak çalışan ‘e-Devlet Gözlemevi’ne bakılabilir: http://ec.europa.eu/idabc/jsps/documents/dsp_showPrinterDocument.jsp?docID=5868 31 www.italia.gov.it (Il Portale Nazionale del Cittadino) İtalyan yurttaşlarının kamu hizmetlerine erişmesi, bunları tanıması ve kullanması amacıyla oluşturulan bu portal pek çok açıdan gelişmiş bir e-devlet uygulamasıdır. Kılavuzda portalın yurttaşların merkezi ve yerel yönetimlere ilişkin bilgi ve hizmetlere tek bir noktadan hızlı bir şekilde ulaşmaları amacıyla sanal bir meydan olarak tasarlandığı belirtilirken, toplumsal çoğulculuk ve ihtiyaçlardaki çeşitlilik göz önüne alınarak farklı yaş, cinsiyet, meslek, roller esas alınarak sosyal gruplara göre bilgi ve hizmetler sınıflandırılmıştır. Örneğin ‘Ben’ (Io Sono) kısmında bilgi ve hizmet sunumu kadın, erkek, ebeveyn, bebek, genç, yaşlı, öğrenci ve toplumsal olarak dezavantajlı gruplar (yoksullar, engelliler, mahkumlar) esas alınarak düzenlenmiştir. ‘Yaşamın Olayları’ (Eventi della Vita) bölümünde ise doğumdan, emekliliğe kadar günlük yaşam deneyimleri esas alınmıştır. ‘Konulara Göre Alanlar’ (Aree Tematiche) dizini ise çevreden vergiye, kültürden spora kadar toplumsal yaşama ilişkin tüm konular esas alınarak oluşturulmuştur. ‘Çevrimiçi Modüller’ (Moduli on line) ve Çevrimiçi Hizmetler’ (Servizi on line) aracılığıyla ise merkezi, bölgesel ve yerel yönetimler tarafından sunulmakta olan hizmetlere ulaşmak mümkündür. Portal kılavuzunun dışında, ayrıca site haritasından ya da arama motoru yoluyla istenen bilgi ve hizmetlere daha hızlı ulaşmak mümkündür. ‘A’dan Z’ye Yönetim’ kısmından tüm kamu yönetimi sitelerine, telefon üzerinden ücretsiz kamu danışma hizmeti veren ‘Yeşil Numaralar’ ile tüm il, bölge ve komün sitelerine bağlanmak olasıdır. Dört alt başlığa ayrılmış ‘Haberler’ bölümünde ise hükümet etkinliklerine, İtalya’daki başlıca sanatsal etkinliklere, siyaset ve sanat dünyasının tanınmış kişileriyle yapılan söyleşilere ulaşılabilmektedir. Ayrıca, ‘Katkılar ve Kolaylaştırmalar’ (Contributi e Agevolazioni) bağlatısı yoluyla da bölgesel ve yerel yönetimlerce geliştirilen ya da uygulanmakta olan e-devlet projelerine ve yeniliklere erişilebilmektedir. Portalda ayrıca yurttaşların kamu hizmetlerine yönelik istek, dilek ve şikayetlerini telefon, e-posta yoluyla iletmeleri mümkün iken, kişiye özgü soru ve sorunlar için ayrıca uzman hizmeti sunulmaktadır. Sivil toplum inisiyatiflerinin yanı sıra, devlet de dijital uçurumu gidermek amacıyla ‘İnternetle Uçun’ (‘Vola con Internet’) kampanyası yürütmektedir. Bu kampanya ile gençlerin (15-16 yaş) bilgisayar sahibi olabilmeleri için kişi başı 150 ila 175 avroluk sübvansiyon uygulanmaktadır. Dahası, 32 bilgisayar okur yazarlığını ilerletmek ve yabancı dil öğrenimine yardımcı olmak amacıyla çevrimiçi kurslar düzenlenmektedir. Tüm kamu hizmetlerine ulaşım konusunda İtalya’da yaşayan yabancıların ve yurtdışında yaşayan İtalyan’ların da unutulmadığı bu portal öncelikle renkli tasarımı, zengin içeriği, bilgi ve hizmetlere erişim konusunda farklı seçenekler sunması itibariyle kullanıcı dostu bir tasarıma sahip. Gençlere özel tasarlanan ‘Web dei Ragazzi’ sitesine bağlantısı nedeniyle de gençlerin ve çocukların Bilgi Toplumu’nun bir parçası olarak yetiştirilmesini önemseyen bir anlayışı yansıtıyor. Portal klasik kamudan kamuya, yurttaşa ve özel sektöre şemasından farklı olarak tamamen yurttaş odaklı. Kamu kurum ve kuruluşları arasındaki bilgi ve işlem akışı 2000’den bu yana ‘Birleşik Kamu Yönetimi Ağı’ (La Rete Unitaria per la Pubblica Amministrazione) yoluyla yapılırken, aynı amaçla 2007 yılında ‘Kamu Bağlantı Sistemi’ (Il Sistema Pubblico della Connetivita’) devreye girecektir. Özel sektör için www.impresa.gov.it sitesi devrededir. Dolayısıyla, kamudan kamuya ve kamudan özel sektöre bağlantıları başka siteler üzerine kaydırılarak, www.italia.gov.tr tamamen yurttaşlara özel bir portal olarak tasarlanmıştır. Yurttaşların portal üzerinden telefon ve e-posta yoluyla yönetime ulaşabilmeleri mümkündür. Ayrıca, yurttaşların hizmetler konusunda geri-bildirimde bulunma olanakları da bulunmaktadır. Bu yönüyle kamudan yurttaşa tek yönlü bilgi akışı üzerine kurulu bulunan www.turkiye.gov.tr örneğinden farklı olarak etkileşim olanaklı kılınmıştır. Üstelik, etkinlikler ve yenilikler konusunda portal abonelerini sürekli bilgilendirilmekte, zengin bağlantı olanakları sayesinde her türlü toplumsal konu ve soruna ilişkin kamu ve sivil inisiyatiflerin sitelerine erişim sağlanmakta ve portal sıklıkla yenilenmektedir. Ancak, saydığımız tüm olumlu özelliklerine karşın yurttaşların portal aracılığıyla karar alma süreçlerine katılımı mümkün değildir. Dolayısıyla, Macintosh’un e-yönetişim modeli içerisinde yer alan ve e-demokrasi açısından hayati öneme sahip ‘etkin katılım’ etkileşimi gerçekleştirmek mümkün değildir. Yurttaşların kamu yönetimine ilişkin bilgi ve hizmetlere kolayca erişimi için portalın tasarım ve içeriğinde gerekli kolaylıklar sağlanmıştır; ne var ki, yurttaşlar karar alma süreçlerinin bir parçası olarak düşünülmemiştir. 33 Dolayısıyla, etkin, şeffaf, hesap verebilir, daha az maliyetli bir kamu yönetimi hedefiyle yola çıkan hem Türkiye hem de İtalya örneklerinde Uçkan’ın e-yönetişim modelinin nihai hedefi olarak gördüğü e-demokrasi bileşeni ya yoktur ya da çok zayıftır. Bunu yönetimlerin karar alma süreçlerine yeni bir ortak katarak güçlerini paylaşmak istememesinden, dijital uçurum nedeniyle farklı oranlarda da olsa internete erişimi olanağının hala pek çok yurttaşa kapalı olmasından, son derece karmaşık hale gelmesi nedeniyle uzmanlaşma gerektiren mevcut karar alma süreçlerine yurtttaşların kayıtsız kalmasına kadar bir dizi nedene bağlayabiliriz. Yerel Yönetimler ve Web Siteleri Peki, e-demokrasi açısından pek de vaatkar olmayan ulusal düzeydeki bu manzarayla yerel yönetim düzeyindeki uygulamaları karşılaştırırsak ortaya nasıl bir sonuç çıkar? Eğer sorunların karmaşıklığı ve profesyonelleşme gerektirmesi etkin katılım yönünde engelse, yurttaşları bire bir ilgilendiren, günlük etkinliklerle ilgili ve demografik ölçek itibariyle de daha makul görünen yerel yönetim ölçeğinde e-devlet uygulamaları ile e-demokrasi ilişki nasıl algılanmakta ve hayat bulmaktadır? Bu amaçla, ulusal düzeyde incelenen Türkiye ve İtalya örneklerinden yola çıkılmışıtr. Gerek sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyleri, gerekse demografik ölçeklerinin benzerliği nedeniyle Çankaya Belediyesi ile Floransa Komünü’nün web siteleri incelenmiştir. www.cankaya-bld.gov.tr Çankaya Belediyesi web sitesi temel olarak ilçe sakinlerinin ve üçüncü kişilerin belediye hizmetleri hakkında bilgilendirilmesi amacıyla Çankaya Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü tarafından tasarlanmıştır. Gözlem sürecini oluşturan altı aylık dönemde söz konusu site yeniden tasarlanarak bazı küçük değişiklikler sonucu yeniden hizmete sunulmuştur. Sitede evlendirmeden, sağlık hizmetlerine kadar belediye yetkisindeki hizmetlerin niteliği ve yurttaşların bunlardan yararlanmak için izlemesi gereken prosedürlere ilişkin kısa ve anlaşılır bilgiler edinmek mümkündür. Ancak, sadece bilgi sunumu modeline göre tasarlanmış sitede, çevrimiçi gerçekleştirilebilen e-devlet 34 hizmeti son yenilemeyle devreye sokulan kredi kartıyla vergi borcu ödeme olanağı ile sınırlıdır. Yurttaşların yönetimle telefon ya da e-posta yoluyla etkileşmeleri sağlanmıştır. 458 90 90 nolu Çağrı Merkezi’ni arayarak ya da belediye başkanı ile siteyi hazırlayan müdürlüğe e-posta yoluyla dilek, şikayet ve öneriler iletilebilmektedir. Sitede ayrıca, forum modülü bulunmaktaysa da, büyük bir kavram karmaşası sonucu, forumdan sadece belediye başkanına e-posta gönderebilmek anlaşılmaktadır. Zaten bu kısım da son yenilemeyle beraber kaldırılmıştır. Çankaya Belediyesi 2006 yılında 2006-2010 Stratejik Planı’nı açıklamıştır. Burada kaliteli hizmet sunan, hesap verebilir ve katılımcı bir yönetim anlayışının benimsendiği belirtilmektedir. İç ve dış olmak üzere 194 adet paydaşın görüş ve önerisi alınarak hazırlanan bu belgede, bilişim teknolojilerinden etkin ve verimli yararlanma stratejik hedef olarak belirlenmiş, e-belediye hizmetleri sunmak üzere Çankaya Portalı kurulmasına karar verilmiştir (Çankaya Belediyesi Stratejik Planı 2006-2010, 2006: 92- 93). Stratejik Plan’a dahil edilmesine karşın, en azından bu aşamada BİT’ten etkin şekilde yararlanıldığı söylenemez. E-belediye yoluyla yerel yönetim hizmetlerinin sanal ortamdan sunulması hedeflense de BİT’in katılımcı demokrasi açısından sunduğu olanaklara yönelik projelere ilişkin herhangi bir bahis yoktur. Mevcut haliyle, daha çok yönetimden yurttaşa modelini benimseyen sitede, hizmetlere ilişkin etkileşim olanakları sınırlı, sanal ortamda karar alma süreçlerine katılma olanağı ise yoktur. Bu yönüyle, ulusal ölçekteki uygulamanın yerel düzeyde daha da donanımsız bir devamı ile karşı karşıya olduğumuz sonucu çıkarılabilir. www.comune.firenze.it (La Rete Civica di Firenze) Floransa kent ağı adını taşıyan bu site, Floransalıların kent yönetimine ve belediye hizmetlerine ilişkin her türlü bilgiye kolayca erişebilmeleri ve uygulanmakta olan projeler bazında geniş bir bağlantı ağı temelinde tasarlanmıştır. e-devlet hizmetleri merkezi hükümetçe finanse edilmekte olan, 13 bölgeden 58 yerel yönetimin dahil olduğu PEOPLE (Progetto Enti On-line Portali Locali E-Government) çerçevesinde 35 yürütülmektedir. Yerel hizmetleri daha hızlı, daha az maliyetli, daha kaliteli hale getirmek için yenilikçilik ve yurttaş katılımı temelinde e-yönetişim modelinin benimsendiği projede karar alma sürecinin ana ekseni forumlardır. Gerek yerel yönetimler, gerekse yönetimlerle yurttaşlar arasında diyalog ve işbirliğini güçlendiren bu yöntem sayesinde, hem hizmetlerin tasarım ve sunumu konusunda genel ortak bir çerçeve geliştirilmekte, hem de yurttaşların karar alma süreçlerinde seslerini duyurmalarına olanak tanınmaktadır. 2004 yılında iş başına gelen belediye yönetimi görevde bulunacağı 2004-2009 arasında uygulanacak politikaları belirlemek amacıyla iki ay süren bir tartışma süreci (‘Firenze Insieme’) başlatmıştır. Kent yönetimi, mahalle meclisleri, yabancılar meclisi ve gönüllü katılımcıların birlikte yürüttüğü çalışmalar sonucu politika öncelikleri belirlenmiştir. Buna koşut olarak, sitede düzenlenen foruma katılarak da görüş belirtmek mümkün olmuştur. Böylelikle, katılımcı demokratik bir anlayışla kent yönetiminin hedefleri belirlenirken, oluşturulan yeni projeler ile dayanışma, ortak sorumluluk ve etkinlik bilinciyle yönetimin sürdürülmesi sağlanmıştır. Bunun yanı sıra, sitede kent meclis ve encümeninin haftalık ve aylık gündemlere erişmek mümkün olduğu gibi, geçmiş karar ve tartışmaların bulunduğu arşiv de yer almaktadır. ‘Dayanışma, paylaşım ve sorumluluk bilincine dayanan kent kültürü’nden yola çıkan site, kent sakinlerini yönetim ve sivil inisiyatiflerle buluşturma amacına da hizmet etmektedir. Floransa’da bulunan tüm sivil toplum örgütlerinin (öğrenci, kadın, azınlık, yaşlı, kültür, spor, kent dernek ve kulüpleri) sitelerine bu site üzerinden bağlanmak olanaklıdır. Sitenin sunduğu bir diğer hizmet ise sürekli bilgilendirmedir. Elektronik abonelik yoluyla yerel çevrimiçi resmi gazete (‘Ufficio Stampa on line’) tarafından yönetim karar ve etkinlikleri, ‘Fiori e Api’ tarafından kentteki her türlü sosyal, kültürel ve siyasal etkinlikten düzenli olarak haberdar edilmek mümkündür. Kent yönetimi ile yurttaşlar arasındaki bir diğer etkileşim kanalı ise 055.055 nolu Linea Comune Çağrı Merkezi’dir. Bu numaradan hizmetlere ilişkin bilgi ve karşılaşılan sorunlara yönelik destek alınabilmektedir. Sitede Floransa’da yaşayan yabancıların yönetime katılımı, toplumsal bütünleşmeleri ve sağlıklı çalışma ve yaşam koşullarına sahip olabilmeleri için geliştirilen projelere ilişkin bağlantılar yer alırken, Fas’ın Draa Bölgesi’nde 11-14 yaş grubu 36 öğrencilerinin okula devam edebilmelerini desteklemek amacıyla yürütülen ve toplumsal duyarlılık yaratarak bağış toplama amacı taşıyan ‘Ben de Okuyorum’ (Studio Anch’io) projesi sosyal sorumluluğun sadece yerel düzeyle sınırlı kalmaması gerektiği fikrinden hareket etmiştir. Kent yönetimi ayrıca site aracılığıyla yetişkin ve gençlere yönelik bilgisayar okuryazarlığını geliştirmek amacıyla sanal kurslar düzenlemektedir. Ulusal ölçekteki www.italia.gov.it portalı ile karşılaştırıldığında, Floransa Komünü’nün sitesinin e-devlet uygulamalarında sunduğu yerel hizmetler demeti çerçevesinde yolun ortasında olduğu söylenebilir. Belediyenin yetkisinde olup da sanal ortamda sunulan hizmetler hala geliştirilme aşamasındadır. Ancak, burada önemli olan, e-yönetişim modelinin gerek PEOPLE’a dahil yerel yönetimler arasında gerekse yönetim ile yurttaşlar arasında etkileşimi sağlamak için temel alınmış olmasıdır. Bu modelin büyük oranda başarıyla yürütüldüğü söylenebilir. Kentlilik bilincinin hayli yüksek olduğu Floransa’da dernekleşme oranı ileri düzeydedir. Siteden bu derneklere bağlantı kurmak mümkündür; kent yönetiminde karar alma sürecine dernekler ve derneklerin katılımıyla kent yönetimince yürütülen projeler aracılığıyla katılım oranı yüksektir. Ancak, karar alma sürecine yönelik geliştirilmiş e-demokrasi araçları sınırlıdır. Var olan araçlardan, örneğin, forum da sürekli olarak kullanılmamaktadır. İnternet yoluyla etkileşim daha çok alınan kararlara ve bunların uygulamasına ilişkin geri bildirimler yoluyla olmaktadır. Bu anlamda, Floransa yüz yüze etkileşim ve gerçek ortamda karar alma süreçlerine etkin yurttaş katılımı anlamında gelişmiş bir örnek iken, e-demokrasi uygulamaları halen gelişim aşamasındadır. Ya da, diğer bir bakış açısıyla, gerçek ortamda etkileşimi sanal ortama tamamen devretmeyi tercih etmemektedir. Bu anlamda, sanal ortam uygulamaları e- devlet etrafında yoğunlaşırken, demokratik katılım burada gündeme gelmekte, ancak kent yönetimine katılım ağırlıklı olarak gerçek ortamda sürdürülmektedir. Siteye de bu süreçte oluşturulan karar ve uygulamalar yansımaktadır. Bir başka deyişle, Floransa Komünü açısından sanal ortamda bir agora yaratma en azından şu an için bir hedef/ideal değildir; sanal ortam uygulamaları karar alma süreçlerine katılım noktasında daha çok destekleyici bir unsur olarak anlaşılmaktadır. 37 Sonuç Türkiye’deki e-devlet uygulamalarının gelişim aşamasında olduğu, yurttaşların internete erişimi konusunda da önemli sıkıntılar olduğu doğrudur. Türkiye’de 2005 yılı itibariyle internet kullanan bireylerin toplam nüfusa oranı % 13,9, geniş bant abone sayısının toplam nüfusa oranı % 2 iken, bu oranlar, 2004 yılı itibariyle, AB-25 ortalaması olan % 47 ve % 6,5’in çok altındadır. Üstelik bu oranlar, sosyal gruplar arasında da eğitimli ve gelir düzeyi yüksek gruplar lehine dağılım göstermektedir. Erişim mekanları içerisinde ise internet kafeler ve işyerleri en yaygın yerler iken, evden internete erişim oranı % 5,9 ile sınırlıdır. Öte yandan, ülkemizde BİT konusunda hiç eğitim almayanların oranı % 92’dir. Üstelik, toplumun % 62’si internetin ne olduğu konusunda bir fikre sahip değildir (DPT Bilgi Toplumu Stratejisi Belgesi 2000-2006, 2006: 7-9). 8 İnternetin özellikle bilgilenme, iletişim ve oyun oynama amacıyla kullanımı internetin yaygın olarak ne amaçlarla kullanıldığını göstermektedir. İnternetin kamu yönetimleri ile etkileşmek için kullanımı içerisinde ise bilgi edinme %38 ile ilk sırada yer alırken, bunu % 11 ile form indirme ve %6’sı ise doldurulan formların geri gönderilmesi izlemektedir. 9 OECD üyesi ve AB üye adayı Türkiye ile kıyaslandığında her iki örgütün de tam üyesi olan İtalya’nın gerek dijital uçurumun azaltılması gerekse e-devlet uygulamaları açısından daha gelişmiş örnek olduğu ortaya çıkar. Aslında, Finlandiya ya da Danimarka gibi ileri örneklere nazaran İtalya e-devlete hazır olma kıstasına göre üst-orta grupta yer alır. Söz konusu ülkede, 2005 yılı istatistiklerine göre, hane halkının internete erişimi % 39, geçen hafta içinde en az bir kez internet kullanan bireylerin toplam nüfusa oranı % 28 ve geniş bant erişimine sahip hane halkı oranı ıse % 13 düzeyindedir. 10 Türkiye’ye ilişkin ilgili oranlar ise sırasıyla, % 9, % 17 ve % 2’dir. Üst-orta grupta yer alan İtalya’ya göre Türkiye e-devlete hazır olma bazında düşük bir profil sergilemektedir. Çalışmanın ilgili kısmında söz edildiği gibi, İtalya BİT’in sunduğu 8 Adı geçen kaynağa ulaşmak için bakınız: www.bilgitoplumu.gov.tr/btstrateji/BilgiToplumuStratejisi_28072006.doc 9 http://ec.europa.eu/idabc/jsps/documents/dsp_showPrinterDocument.jsp?docID=6057 10 AB üyesi ülkelerin e-devlet profilleri ve politikalarının gelişimi için bakınız: http://ec.europa.eu/idabc 38 olanakları etkin ve verimli bir kamu yönetimi yaratmak amacıyla bir fırsat olarak görmüş, bu amaçla kurumsal ve hukuksal düzenlemelere gitmiştir. Ülke geneli için e-politikalar üretmek ve uygulamak üzere Yenilik ve Teknoloji Bakanlığı kurulmuş, Dijital Yönetim Yasası çıkarılmıştır. İnternetin sunduğu gayri-merkezi ağ yapısını, mevcut yönetim sisteminin de yardımıyla, adem-i merkeziyetçi bir e-devlet modeli geliştirmek için kullanabilmiştir. Ülke istatistikleri ışığında, Türkiye’nin en önemli sorunlarından birinin dijital uçurum olduğu açıktır. E-devlet uygulamalarında karşılaşılan diğer başlıca sorunlar ise yasal, teknik ve yönetsel niteliktedir (Çetin ve diğerleri, 2005: 6). Burada altı çizilmesi gereken nokta ise, bu sorunların önemli bir kısmının esasen hakim zihniyet ve alışkanlıklardan kaynaklanmasıdır (Uçkan, 2003). Üstelik, yenilikçiliğin teşvikinden çok, güvenlik gerekçelerini ön plana alan anlayışın yaygınlığı internetin devletçe daha sıkı denetim altına alınması fikrini güçlendirmektedir. 11 Zaman içerisinde e-yönetişimin gereklerine göre yapılanmanın gerçekleşebileceği iddia edilebilirse de, önemli olan e- yönetişim hedefine demokratik sistemin tüm gereği olarak tüm aktörlerin yer aldığı bir anlayış ve yapılanmayla yola çıkmaktır. Oysa, yakın zamanda tüm kamu hizmetlerine tek bir noktadan erişimi olanaklı kılacak ‘e-Devlet Kapısı’nın adlandırılışı dahi hakim anlayış hakkında fikir vermektedir. Portalın Türkçe karşılığı olan ‘Kapı’ sözcüğü, bir yandan da tarihsel, siyasal ve sosyolojik olarak güçlü devletin varlığını esas alan, yurttaşlar açısından ise daha çok tabiyet ve bağımlılığı yansıtan bir yapının yansımasıdır. E-devlet uygulamalarının en büyük projesi bu şekilde adlandırılırken, yabancılara yönelik olarak kurulan yatırım sitesi içinse ‘Türkiye Yatırım Portalı’ adı konulmuştur. Bu nominalist unsur, tartışmanın ikincil bir öğesi olarak görülebilir, ancak sembolik olarak hakim anlayış hakkında da fikir verir. İki örnekte de, Macintosh’un e-yönetişim modeli içerisinde yer alan ve e- demokrasi açısından hayati öneme sahip ‘etkin katılım’ bileşeni yok denecek kadar belirsizdir. Şirketlere yönelik kamu hizmetlerinden ve kamu kurumları arası iletişimi sağlamaktan bağımsız, sadece yurttaşlara yönelik olarak inşa edilen www.italia.gov.it, 11 Bilkent Üniversitesi Endüstri Mühendisliği öğretim üyesi Doç. Dr. Mustafa Akgül ile söyleşi (23 Eylül 2006). 39 www.turkiye.gov.tr örneğinden bu anlamda ayrılsa da bu örnekte de yurttaşlar karar alma süreçlerinin bir parçası olarak düşünülmemiştir. Dolayısıyla, etkin, şeffaf, hesap verebilir, daha az maliyetli bir kamu yönetimi hedefiyle yola çıkan iki örnekte de, e-yönetişim modelinin nihai hedefi olarak görülebilecek e-demokrasi bileşeni ya yoktur ya da çok zayıftır. Ancak, İtalya örneğinde en azından merkezi hükümetin web-sitesinin tasarlanması ve işleyişinde bölgesel ve yerel yönetimlerle işbirliğine gittiği görülmektedir. Ayrıca, başta ülkenin yönetsel yapısı olmak üzere bir dizi etmene bağlı olarak, bölgesel ve yerel yönetimler e-devlet hizmetlerinde kendi projelerini geliştirebilmekte, bunu yaparken de etkin katılım unsurunu e- yönetişimin vazgeçilmez bir parçası olarak görmektedirler. En son Lombardia Bölgesel Yönetimi, Milan Üniversitesi ve bir dizi sivil toplum kuruluşunun inisiyatifinde başlatılan www.partecipaMi.it girişimi buna bir örnek olarak gösterilebilir. Merkezi hükümetler düzeyinde söylemsel olarak e-demokrasinin e-devlet uygulamaları ile beraber e-yönetişimin bir parçası olarak görüldüğünü, ancak pratikte BİT’in, e-devlet uygulamaları özelinde, Schalken’in söz ettiği üstüne-ekle stratejisi çerçevesinde değerlendirildiğini söyleyebiliriz. Bu durumu etkin yurttaş katılım yönetimlerin karar alma süreçlerine yeni bir ortak katarak güçlerini paylaşmak istememesinden, dijital uçurum nedeniyle farklı oranlarda da olsa internete erişimi olanağının hala pek çok yurttaşa kapalı olmasından, son derece karmaşık hale gelmesi nedeniyle uzmanlaşma gerektiren mevcut karar alma süreçlerine yurtttaşların kayıtsız kalmasına kadar bir dizi nedene bağlayabiliriz. Peki, yerel yönetimler düzeyindeki uygulamalar karşılaştırıldığında ne gibi sonuçlar ortaya çıkmaktadır? Steyaert siyasal katılımın düşmesi ile birlikte yurttaşlar, siyaset ve siyasalar arasında bir bölünme oluştuğuna dikkat çektikten sonra, internetin demokrasiye nasıl katkıda bulunabileceğini sorgular. Bu noktada, e-demokrasinin güçlendirilmesi için sunduğu önerilerden biri de konuların yerel olmasıdır. Böylelikle, halkın e-demokrasiye ilgisinin artırılarak ‘yerelleştirilmiş e-demokrasi’nin geliştirilebileceğini savlar (Steyaert, 2002: 2). Açıktır ki, yerel yönetimlere de bu konuda önemli görevler düşmektedir. İncelenen iki örnek çerçevesinde, Çankaya Belediyesi web sitesinin tasarımı ve işleyişi itibariyle karar alma süreçlerine etkin yurttaş katılımını teşvik etmekten çok, belediye 40 hizmetleri hakkında ilçe sakinlerini ve üçüncü kişileri bilgilendirmeyi amaçladığı söylenebilir. Site, şikayet ve isteklerin belirtilmesi amacıyla sunulan e-posta gönderme ve çağrı merkezi hizmetleri dışında etkileşime kapalıdır. 2006-2010 yılları için belirlenen Stratejik Plan’da e-belediye hizmetlerinin sanal ortamda sunulmasının amaçlandığı belirtilmektedir. Belediye politikalarının belirlenmesi ve karar alma süreçlerinde yurttaş katılımının artırılması bağlamında gerçek ortamda oluşturulmaya çalışılan Kent Konseyi önemli bir girişimdir. Ancak, aynı planda, bu girişimin sanal ortamda nasıl destekleneceği konusundan bahsedilmemektedir. Floransa Komünü, Kent Konseyi’ne hali hazırda sahip bulunmaktadır. Gelişmiş bir demokratik kent kültürü geleneğine sahip kentte, Kent Konseyi aracılığıyla pek çok farklı grup ve örgüt kent yönetimine ilşkin uzun ve kısa erimli politikaların belirlenmesinde söz sahibidir. Komün’ün web sitesi e-belediye hizmetlerini sağlayabilecek şekilde, e- yönetişim modeli esas alınarak tasarlanmıştır. Ancak, burada da karar alma süreçlerine katılımı sağlayabilecek e-demokrasi araçları sınırlıdır. Mevcut araçlardan forum da sürekli bir araç olarak değerlendirilmemektedir. İnternet yoluyla etkileşim daha çok alınan kararlara ve bunların uygulamasına ilişkin geri bildirimler yoluyla olmaktadır. Sanal ortam uygulamaları daha çok e-devlet hizmetleri etrafında yoğunlaşırken, kent yönetimine katılım ağırlıklı olarak gerçek ortamda sürdürülmektedir. Söz konusu web sitesine de bu süreçte oluşturulan karar ve uygulamalar yansımaktadır. Dolayısıyla, e- demokrasi uygulamaları karar alma süreçlerine katılım noktasında daha çok destekleyici bir unsur olarak kullanılmaktadır. Sonuç olarak, Türkiye ve İtalya bilgi toplumuna ulaşmayı hedef olarak seçmiş iki ülkedir. Kuşkusuz, bu hedefe ulaşmada kısa ve uzun erimli bilgi ve teknoloji politikalarına ihtiyaç vardır. Dijital bölünmenin azaltlması yönünde İtalyan devleti özellikle gençlerin bilgisayar sahibi olabilmeleri için sübvansiyonlar uygulamaktadır. İtalya ile kıyaslandığında ülkemizdeki dijital bölünme çok daha ciddi düzeydedir. İki devlet de e- devlet uygulamalarını etkin ve daha az maliyetli bir kamu yönetimi ağı yaratmak için son derece önemsemektedir. Türkiyedekinden ve yaygın uygulamadan farklı olarak İtalyan devleti web sitesini üç farklı sektöre de seslenecek şekilde tasarlamamıştır. Kamu 41 kurumları arasında ayrı bir bilgi, belge paylaşım ağı kurarken, iş dünyasına özel ayrı bir web sitesi kurulmuştur. www.italia.gov.it ise yurttaşlara yönelik hizmetleri kapsayacak şekilde inşa edilmiştir. Söz konusu site karar alma süreçlerine etkin yurttaş katılımı bağlamında e-demokrasi araçları yönünden kısırdır. Dolayısıyla, e-yönetişimden çok e- devlet odaklıdır. Halen, test yayınında olan www.turkiye.gov.tr de aynı anlayışı yansıtmaktadır. Ancak tasarım olarak İtalya’daki muadili kadar kapsamlı değildir. Yerel düzeydeki örneklerde de e-demokrasi araçları açısından olanaklar son derece kısıtlıdır. Bunda internetin sunduğu olanakların değerlendirilmesi konusundaki dijital bölünme gibi maddi engellerin yanı sıra, söz konusu olanakların içselleştirilememiş olmamasının da etkili olduğu düşünebilir. Ancak, Çankaya Belediyesi web sitesinin sanal ortamda yönetime yurttaş katılımını sağlayacak olanaklardan yoksun olması bir yana, henüz e- devlet hizmetlerini sağlayacak bir altyapısı dahi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, merkezi ve yerel düzeylerde incelenen dört örnek de demokrasinin vazgeçilmez koşullarından olan etkin yurttaş katılımını sanal ortamda teşvik etme ve uygulama bağlamında isteksiz ve/veya yetersizdirler. 42 3. Internet ve Özel Alandaki İzdüşümler 3.1 Internet ve Sanal Topluluklar Ekseninde Futbol Taraftarlığı, Seçkin Özdamar 1. GİRİŞ: 1970’lerde Amerikan Savunma Bakanlığı ve üniversiteler işbirliğinde ortaya çıkan internetin aradan geçen yaklaşık 30 yıl içindeki devasa gelişimi şüphesiz o yıllarda öngörülemedi. Browser denilen programlar (Internet Explorer, Netscape gibi ) sayesinde, sadece bir “tık”la metin, görüntü ve sese ulaşmak, internet erişimine sahip ve mouse (fare) kullanabilen herkes için mümkün artık (Yalçın, 2003: 78). İletişim teknolojilerindeki gelişmelerin toplumları derin bir şekilde etkilemesi ilk defa karşılaşılan bir durum olmasa da, internetin ortaya çıkışı ve internet kullanımının yaygınlaşması, iletişim araçlarının bilgisayar sistemleriyle bütünleştirmesi, veri, görüntü ve metin değiş-tokuşu sağlaması bakımından önemli bir değişime işaret etmektedir. Günümüz teknolojisinin ulaştığı bu noktada, bu gelişmenin sadece teknolojik olduğunu iddia etmek, internetin toplumsal ilişkiler üzerindeki etkisini yadsımaya ve gözden kaçırmaya neden olabilir. Öte yandan, her tür bilgiye erişmek bu kadar kolay olunca, internetin devletin ve toplumun bekası adına denetlenmesi ve sansürlenmesi gerektiği tartışmaları da kısa zamanda, özellikle de politik platformlarda kendini gösterdi. Internetin toplumu değiştirici, demokratikleştirici ve özgürleştirici potansiyeline inanlar ve inanmayanlar, faydalarının zararlarından daha fazla olduğunu savunanlar ve bu fikri savunmayanlar da bu tartışmalarda saflarını belirledi. Internet etrafında dönen tartışmalarda bu iki kutupluluğu yaratan unsuru irdelemek bu noktada anlamlı bir başlangıç olacaktır. Bu çalışmanın, internetin bireylerin/toplumların demokrasi arayışı ve deneyimindeki rolünü “taraftarlık” mevhumu üzerinden inceleyeceği hatırlanırsa, internet-demokrasi-sanal topluluk üçgeninin öncelikle iki önemli kenarını anlamak/anlamlandırmak gerekmektedir 53 II. Modern iletişim teknolojilerinin ortaya çıkışıyla farklılaşmaya başlayan günümüz toplumlarının, tarım ve sanayi toplumundan en belirgin farkı bilgiye ulaşma, bilgiyi uyarlama, yorumlama, ilişkilendirme ve görselleştirme biçimlerinde görülebilir (Webster, 2001: 1-2). Bilginin siber alan aracılığıyla tesis edildiği bu toplumda ekonomik, sosyal ve kişisel ilişkiler ağında bir dizi değişim yaşandığı ve internetin tüm bu alanları etkileyen/etkileyecek bir potansiyele sahip olduğu düşüncesi ise uzun yıllardan beri dile getirilmektedir (Dyson et all, 1994). Bu değişimin içeriği ise demokratikleşme, iletişim özgürlüğü, katılım ve ilerleme olarak tanımlanmaktadır (Timisi, 2003: 10). Ancak, internet erişiminin yaygınlaşmasıyla birlikte, bütün bu toplumsal, siyasal ve ekonomik gelişmelerin nasıl yorumlanacağına dair iki ayrı değerlendirme de öne plana çıkmaktadır. Bu yorumlardan ilki interneti, birey, aile, emek, sermaye, iktidar, demokrasi, sosyal hareketler, gündelik hayat gibi birçok kavramı etkilediği, bilgiye ulaşma biçimini zenginleştirdiği ve “bilgi toplumu” ya da “post endüstriyel toplum” olarak adlandırılan yeni bir toplum biçimi yarattığı fikri üzerinden değerlendirirken (Agger: 2004; Bell: 2003; Bkardjieva: 2005; Castells: 2003); diğer yorum iletişim ve bilgi teknolojilerine ve bu alandaki yenilikleri “devrim” olarak tanımlayan diskura “kuşkuyla” yaklaşılması gerektiğini savunur ve bilgi ve iletişim alanında deneyimlenen bu gelişmeleri değerlendirirken bilginin nasıl ve kimler aracılığıyla kontrol edildiğinin gözden kaçırılmaması gerektiğinin altını çizer. (Robins and Webster: 2003). Gene bu görüşe göre, teknoloji, bilgi ve güç arasındaki karmaşık ilişkinin bir nebze olsun aydınlatılması, iletişim ve bilgiye ulaşma biçimlerindeki teknolojik yeniliklerin hem özgürleştirici hem de denetleyici potansiyelini açığa çıkarır (Robins and Webster, 2003: 63-64). Yeni iletişim teknolojileri ve toplumsal değişim arasındaki ilişkiyi demokrasi kavramı üzerinden ele alan bir diğer tartışma ise iki farklı senaryo üzerinden dile getirilmektedir: Kölesiz Atina Senaryosu ve Orwell Senaryosu. İnternetin, katılımcı demokrasi ve kamusal alanın gelişimine katkıda bulunacağı/bulunduğu ve sanal komünitelerin bireylerin demokrasi pratiklerini etkileyeceği varsayımını savunan ilk senaryo, Chicago Okulu’nun teknolojik gelişmelerle ortaya çıkan yeni iletişim biçimleri ve demokrasi arasında kurduğu olumlu ilişkiden etkilenmekte; kamusal meselelerin sanal 54 alanlarda tartışılıyor olmasını “sanal agora”lar olarak yorumlamakta; böylelikle de toplumların etkin katılım odaklı demokratikleşmesinin -internetin küreselleşme hızı ve kapasitesi hesaba katıldığında- yakın gelecekte sağlanacağını savunmaktadır (Cray:1989; Reingold: 1993). Bilgi tekelinin kırıldığı, bilgiye ulaşma özgürlüğünün genişlediği, bireyler arası ve bireyler ve devlet arasında hızlı ve düşük maliyetli bir ilişkinin kurulduğu bu senaryoda internetin payı, toplumların demokratikleşme hamlesinde oldukça büyüktür. Frankfurt Okulu’ndan etkilenen, teknoloji ve birey arasındaki ilişkiyi teknolojik gelişmelerin bireyi pasifleştirdiği ve teknolojinin egemen sınıfların lehine geliştirildiği/geliştiği düşüncesini savunan Orwell Senaryosu’na göre ise, bilgisayar aracılığıyla iletişim (computer mediated communication) politik ve ekonomik güç odaklarına hizmet etmekte, bireylerin devlet tarafından sürekli gözetimini kolaylaştırmakta ve bu yüzden demokratik gelişimi ketlemektedir (Lyon: 2003). Görüldüğü üzere, iletişim teknolojilerinin ulvileştirildiği birinci yaklaşım bir cenahta, iletişim teknolojilerinin toplumsal tutsaklığa neden olacağını savunan ikinci yaklaşım ise diğer cenahta yer almaktadır. Ancak, iletişim teknolojilerinin yakın vadede toplumları nasıl etkileyeceğine dair kehanetlerde bulunan bu iki yaklaşımın yeterince üzerinde durmadığı birkaç nokta var: Toplumların teknolojiyi nasıl kullanacağı ve nasıl etkileyeceği; fiziksel alandaki mevcut koşulların siber uzama etkisi. Başka bir değişle: İnternet batı ve batı dışı toplumların demokratikleşmesinde eşit derecede etkiye sahip bir araç mıdır? Fiziksel alanın gerçekliği, sanal toplulukların pratikleri üzerinde ne kadar etkilidir? Internetin iletişim teknolojilerindeki yenilikler arasında farklı bir alanda değerlendiriliyor olmasının en temel nedeni, toplumsal etkileşimin mekansal ve zamansal sınırlılıklarını değiştirerek, daha katılımcı bir yaşam imkanı yaratma düşüncesine imkan sağlamasıdır (Timisi, 2003: 139). Kablolar ve bilgisayarlar aracılığıyla internet üzerinde kurulan “sanal mekan”, “iletişim sayesinde ve iletişim sonucu ortaya çıkmış yeni bir çevre ve yeni bir sosyal alandır”(Jones, 1999: 2) ve tam da bu nedenle sanal mekan, sadece iletişim ve bilgi transferini sağlayan bir araç değildir. Benedikt’e göre kamusal ilişkilerin gerçekleştiği bir iletişim ortamı da olan sanal mekan, “sadece iyi değil aynı zamanda zorunlu ve kaçınılmaz toplumsal mekanlardır” (aktaran Timisi, 2003: 148). Bu nedenle, 55 internetin sosyolojik boyutuyla ilgilenen araştırmacılar için hem sanal “kamusal” mekan hem de bu mekana hızla eklemlenen bireyler ve bu bireylerin oluşturduğu “sanal topluluklar” önem taşımaktadır. Sanal topluluk (virtual community) internet ortamında bir araya gelen insanlar tarafından oluşturulmuş topluluk olarak tanımlanabilir. Rheingold’a göre sanal topluluk, internet aracılığıyla bir araya gelen bireylerin kamusal tartışmaları sanal ortama taşımaları ve bu alanda beşeri ilişkiler ağları oluşturmaları sonucu ortaya çıkan topluluklardır (1993: 5). Bu noktada, Rheingold’un bir adım daha öteye giderek, sanal ortamda oluşturulmuş toplulukları, iletişim ve bir araya gelme tarzları açısından nihai toplum biçimi olarak görmesi ve “eğer ki bir gün bilgisayar aracılığıyla iletişim herkes için mümkün olursa, insanlar kaçınılmaz olarak bu iletişim biçimini inşa eder” görüşü her ne kadar teknolojik determinizmin bir yansıması olarak yorumlansa da (Jones: 1997), sanal “kamusal” alanın önemini anlamak açısından yerinde bir örnek olabilir. Ancak, Rheingold’un sanal topluluk tanımı sıklıkla atıfta bulunulan bir tanım olsa da, “sanal topluluk” kavramını reel topluluk ile gösterdiği benzerlik üzerinden açıklaması bir dizi çekinceyi de beraberinde getirmiştir. Örneğin Weinreich’un “topluluk (community) kavramı, ortak bir coğrafya ve tarihe sahip insanların kolektif değerler sistemi içinde gene kolektif olarak oluşturduğu ağlar olarak kabul edildiğinde, sanal topluluk ifadesi sorunludur” yorumu, sanal alanda birliktelik esaslı kurulan bu yapıları, topluluk olarak tanımlamamasının başat nedenidir. Weinreich’a göre bilginin internet yoluyla paylaşımı, bu bilgiyi paylaşanların hiçbir koşulda topluluk olmalarını sağlayacak yeterliliğe sahip değildir (1997). Aslında sanal toplukluların nasıl tanımlanacağına ilişkin akademik kafa karışıklığının, internet teknolojisiyle birlikte hem iletişim biçiminin hem de iletişim mekanın değişmesinden kaynaklandığı açıktır. Ve unutmamak gerekir ki, teknolojik değişimlerle yeni bir bileşen kazanan “topluluk” ve “iletişim” kavramına dair tartışmalar, internetin ortaya çıkışından çok daha önce başlamıştır. Telgrafın, radyonun ve televizyonun icadı etrafında kümelenen tartışmalar bu durumun en bilinen örnekleridir. Stone’nun sanal toplulukları açıklarken, bu topluluklarının 20. yüzyılın ikinci yarısında değil de, 17. yüzyılda telgrafın icadıyla var olmaya başladığı ve yeni teknolojilerle 56 büyüdüğü tezi, tam da yukarıda belirtilen sebeple önemli sayılabilir (1991: 87). Ancak, internetin sanal topluluklara eklediği özgün niteliklerin değeri de teslim edilmelidir. Bu çerçevede, sanal toplulukları analiz ederken hareket noktasının, bilgisayar aracılığıyla örülü ağlardan oluşan toplukluların, bir topluluk olup olmadıkları sorusu yerine; şimdiye kadar var olagelen reel topluluklardan farklı olup olmadıkları, eğer faklıysa bu niteliğin neden kaynaklandığı, hatta neden “yeni topluluk biçimleri” olarak adlandırıldığı gibi sorular olması daha açıklayıcı olabilir. Daha farklı ifade etmek gerekirse; sanal topluluklar her şeyden önce internet kullanıcılarının iletişim ve ilişki kurma arayışı sonucu ortaya çıkmıştır ve kurucu unsuru grup bilincidir. İnternet kullanıcısına, kendi gibi olanlarla iletişim imkanı sağlamakla birlikte, kolektif bir ideolojiyi de içinde barındırmaktadır (Fernback, 1997: 45). Bu yüzden, sanal toplulukları analız ederken üzerinde durulması gereken nokta, kurulan ilişki ve iletişimin pratiğinin niteliğinin ne olduğu. (Nelson, Ramsey, Werner: 1960) ve barındığı kolektif ruhun demokratikleşme potansiyeline yapacağı katkıdır. III. Toplumsal ve kültürel bir olgu olarak sporun popüler kültürdeki yeri ve etkisi oldukça büyüktür. Seyirci skalasının farklığı ve genişliği hesaba katıldığında, spordan, sadece “eğlence” ya da “gündelik hayatın içinde sıradan bir aktivite” diye bahsedemeyeceğimiz de aşikar. Popülerliği ve sosyal olanla ayrılamaz ilişkisi, barındırdığı güç, kitlelerin ilgisi, farklı toplumların spora gösterdiği ortak ilgi göz önünde bulundurulursa, sporun “sadece spor olmadığını” da söyleyebiliriz. Ancak sosyal bilimcilerin, sporun toplumsal önemi karşısındaki “miyopluğunun”, sporun sorunlaştırılmasındaki gecikmenin nedeni olduğunu söylemek gerekir (Gökalp, 2005). Sporu, birey tercihleri üstünden kurgulayan liberal-çoğulcu yaklaşım ile toplumsal uyum üzerinden anlamlandıran yapısal-işlevci yaklaşımlar dışında, konuyu teorik açılımlarla değerlendiren çalışmaların sayısı oldukça azdır (Emrence: 2005) “Halbuki, spor, bazı yönlerden toplumsal düzenin benzersiz ifadesidir ve toplumsal anlamın önemli bir kaynağıdır. Farklı bir ifadeyle, spor toplumsal düzenin idealleştirilmiş biçimlerini temsi etme eğilimindedir” (Hargreaves’ten aktaran Gökalp, 2005: 122). Sosyolojik açıdan bakıldığında spor, gerçek yaşamdan yalıtılmış bir alan değildir. Tam tersine, spor 57 toplumsal normların içselleştirildiği, toplumsal eşitsizliklerin yeniden inşa edildiği ve sistemleştiği, eşitsizlik ve farklılıklardan kaynaklı çatışmaların sergilendiği bir mücadele alanıdır. Öte yandan, günümüzde sporun belirgin iki işlevini fark etmek hiç de zor değil. Özellikle sporun, medyada kapladığı alan, dili, gündemi, sorunları düşünüldüğünde bu iki işlevin kapitalist birikim sürecine yaptığı katkı (sporun ekonomi-politiği) ve kamusal alanda sosyal kimlikleri temsil etme potansiyeli (sporun sosyolojisi) olduğu söylenebilir. Bu çalışma kapsamında genelde sporun, özelde futbolun sosyolojini anlamak, futbol taraftarlığının kamusal alan ve demokrasi tartışmalarındaki aracı rolünü kavrayabilmek için önemlidir. Bu nedenle, sporu apolitik bulan yaklaşımlara tepki olarak oluşturulan iki düşünce okulundan bahsetmek gerekir. Yapısalcı Marksist okula göre, modern sporun gelişimi kapitalizmin gelişiminden bağımsız değildir (Rigauer, 1982). Spor, bir yandan toplumdaki ekonomik yapılanmayı yansıtırken, öte yandan diğer üst yapı aygıtlarıyla birlikte (sanat, kültür) ideolojik bir rol oynar. Böylelikle spor, egemen sınıfların değerlerini topluma empoze ederken, kapitalist sistemin de devamlılığına hizmet etmiş olur. Takım ruhu üzerinden vurgulanan birlik ve beraberlik duygusu işçi sınıfının çıkarlarını görmesini engellerken, spordaki bireysel başarı teması sosyal hiyerarşide yukarı doğru hareketin nasıl sağlanabileceğinin altını çizer (Emrence, 2005). Ulus devletlerin inşası sürecindeki rolüyle siyasetin de gündemine girmesi (milli liglerin ve milli takımların oluşturulması) ve ulus kimliğin oluşumundaki katkısı, yapısalcı Marksistlerin altını çizdiği bir diğer unsurdur. Kısaca özetlemek gerekirse, bu yaklaşıma göre spor, toplumsal ve sınıfsal eşitsizliklerin yeniden üretilmesine ve kapitalizmin hiyerarşik yapısını korumasına katkıda bulunur ve kapitalizmin gelişme süreciyle aynı zeminde okunduğu takdirde anlam kazanır. Örgütlenme biçimi, bürokratik yapısı ve gündeminin kapitalizmle olan bağları net ve açıktır. Ancak sporu egemen sınıflar ve ezilen sınıflar arasındaki tansiyonlu ilişki ve iki sınıf arasındaki bölünmüşlük üzerinden okuma eğilimi, spora dair önemli bir noktayı göz ardı etmektedir: Muhalefet ve alt sınıfların tepkileri (Hangreaves, 1982). Spor, egemen sınıfların altsınıfları denetim altına aldığı bir araçtan ziyade, toplumsal muhalefete açık 58 kamusal bir alan yaratma zeminidir. Bourdieu’nun da söylediği gibi “spor hem yönetici sınıflar içindeki farklı grupları hem de farklı sosyal sınıflar arasında olan bir mücadele alanıdır” (1991: 362). Tam da bu nedenle, sporun gelişmesinde sadece yöneten sınıfların değil, yönetilen sınıfların da katkısı vardır. Sporun demokratikleşmesini sağlayan unsurlardan biri de bu çoklu katılımdır. Yapısalcı Marksist yaklaşım, batı dışı deneyimleri anlamlandırmaktaki eksiklikleri, ırk ve cinsiyet gibi diğer eşitsizlik kategorilerini dışlaması ve ampirik çalışmalarının yetersizliği nedeniyle bir dizi eleştiriye maruz kalmıştır. (Emrence, 2005), Ancak, 1990’larda küreselleşme okulunun ortaya çıkışına kadar yapısalcı Marksist okulun eleştirel bir spor sosyolojisi geliştirdiği açıktır. Küreselleşme okulu ise piyasa ekonomisinin spor üzerindeki artan gücüne ve küresel sporcu göçüne vurgu yapmaktadır. Sporun ticarileştirilmesini, taraftarın “müşteriye”, oyuncunun “ürüne” dönüştürülmesini eleştiren küreselleşme okulu, çokuluslu şirketler ve küresel sermayenin tüketim kalıplarını değiştirerek spor endüstrisini devasa ölçülerde genişlettiğini vurgulamakla birlikte, bu sürecin gelişmiş dünya ve diğerleri arasındaki uçurumu giderek derinleştirdiğine işaret eder (Emrence, 2005). Küreselleşme okulu, sporun kitlelerin elinden kayarak çokuluslu şirketlerin kontrolüne geçiyor olmasının altını çizmektedir. Bu iki yaklaşımın bu çalışma bağlamında önemi, sporun/futbolun sosyolojik ve ekonomi-politik boyutunu anlamaktaki yol haritası işlevidir. Her iki ekolün de spor üzerindeki kontrolün altını çiziyor olması (kapitalist sınıflar ve çokuluslu şirketler), seyircinin/taraftarın demokrasi talebini hangi temellere dayandırdığını anlamayı kolaylaştırabilir. Piyasa koşullarına tepki gösteren, eşitsiz rekabeti eleştiren, katılımcı izleyici/taraftar olmaktan bahseden, bunun için mücadele eden, taraftar örgütlenmeleri kuran kitlenin demokratik anlayışa bir dizi katkı sağlayacağı açıktır. Hatta tam da bu nedenle spor, -toplumsal çatışmaların zemini olması nedeniyle- demokratik değişim ve dönüşüme açık bir alandır. İnternet ortamında oluşturulan taraftar sitelerinin sporun demokratikleşmesini ne şekilde etkilediği; ekonomi, sınıf, toplumsal cinsiyet ve ırka dayalı eşitsizliğe karşı alınan tavırda internet teknolojisinin etkisi, izleyicinin ve taraftarın demokratik 59 yollardan spora sahip çıkmasında internetin önemi ve son olarak izleyicinin, yöneticilerin, sporun demokratikleştirilmesi talebinde reel ve sanal alan arasındaki ilişki sonraki bölümlerde irdelenecektir. IV Popüler futbolu ve futbol kültürünü toplumsal/tarihsel süreçlerden, güç/iktidar ilişkilerinden, iktidar hiyerarşilerinden bağımsız bir olgu olarak görmek mümkün değildir. Çünkü futbol, bir taraftan kendine özgü kültürel ve tarihsel özellikler barındırırken, bir yandan da güç ilişkilerinin üretilmesinde rol oynar. Kitlesel paylaşım ve kolektif keyfi aynı anda yaşatmakla birlikte, taraftarlık ekseninde oluşan “hayali bir birlikteliğin” inşasına katkıda bulunur (Gökalp, 2005: 122). Her ülkenin ulusal özelliklerinden beslenerek millileşmesi (Bora&Erdoğan, 2004), milli kimliğin ve milliyetçi söylemin futbol kültürüyle olan dirsek temasının göstergesidir. Bireyin ve toplumun içinde bulunduğu toplumsal ağın ne olduğuna ilişkin ipuçları vermesi, içinde yaşanılan toplumsal /siyasal / ekonomik gerçekliğin temsil biçimlerinden biri olması futbolun anlam haritasının parçalarından sadece bazıları. Bromberger’in stadyuma bakarak bir kentin toplumsal yapısının anlaşabileceğini söylemesi bu önerme için iyi bir örnek olabilir (2004: 43). Bu nedenle, stadyumun gerçekliğini toplumun gerçekliğinin mikro düzeyde temsili olarak ele almak manidardır. Futbol, genellikle ‘kitlelerin afyonu,’ içi boş bir popüler kültür eğlencesi olmakla itham edilse de, “sorunun futbolda değil, ele alınış biçiminde olduğundan yola çıkanların” (Yurdesin, 2005: 108) sayısı da o kadar az değildir. “Futbol sevenlerin” heterojen ve çoklu niteliği akla getirildiğinde, futbolu ‘aşağılayan’ söylemin futbolun kendine has özelliklerini göz ardı ettiği düşünebilir. Bu nedenle, “futbolu incelerken “bu alt-kültürü, suç-terör uzmanlığına malzeme etmek ve ya dolaysız ve yüzeysel politik, sınıfsal atıflar yapmaya girişmektense; tribünlerin ve taraftar camialarının anlam dünyasını kavramak için emek sarf eden bir yaklaşım” geliştirmek gerekmektedir (Bora, 2004: 13). Daha önce de belirtildiği gibi, bu çalışma kapsamında futbol taraftarlığının ve taraftar camiasının anlam dünyası, demokratik anlayışa yaptıkları katkı ve internetin bu katkıdaki rolü çerçevesinde anlaşılmaya çalışılacaktır. 60 Popüler kültür içinde “futbol sadece futbol değildir” söylemin varlığının ardındaki önemli unsurlardan biri taraftarlık ve çeşitli taraftarlık halleridir. Takım tutmanın zahmetsiz ve kolayca sağladığı “mensubiyet” (aidiyet) duygusu (Uztuğ, 2001: 125) ve tutulan takım üzerinden kurulan bir aradalık hissiyatı, taraftar ve futbol takımı arasında bazen sapkın (holiganlık), bazen tutkulu, bazen “ölümüne sevmeli”, bazense mülayim bir ilişki yaratır. Ülkenin, kentin, mahallenin, etnisitenin takımlar aracılığıyla temsil edildiği bu alanda “biz ve diğerleri” söylemi, medyanın bu süreçteki pekiştirici rolü de eklendiğinde, sürekli ve yeniden kurulur. Her takımın “ötekisi” de, sadece rekabet ettikleri diğer takım değildir. Hegemonik “erkeklik” söyleminin futbol tezahüratlarında kolayca dile gelen klişeleri düşünülürse kadınları ve eşcinseller; milliyetçi söylem düşünülürse azınlıklar ve yabancılar medyatik futbol söyleminin “ötekileridir”. Ancak, Yurdesin’in de belirttiği gibi, futbol da, tıpkı popüler kültürün diğer ürünlerinde olduğu gibi, ilerici-gerici, demokratik-antidemokratik, baskıcı-özgürlükçü unsurları bir arada barındırır (2005: 114). Zaman zaman iktidarın aracı olarak kullanılmışsa da (Portekiz’deki Salazar diktasının fiesta, fado ve futbol sayesinde sürdürüldüğü, İtalya’nın 1930’larda üst üste kazandığı iki Dünya Kupası başarısının Mussolini’nin baskıcı iktidarını pekiştirdiği, Güneydoğu sorununu futbol aracılığıyla yatıştırmak gayesiyle 2000-2001 sezonunda Diyarbakırspor’un Süper Lig’e çıkartılmasının devletçe desteklenmesi); futbolun kitleleri egemen ideolojilere karşı harekete geçiren kamusal bir mücadele alanı olduğunun örnekleri de mevcuttur. 1980’lerde İskoçların muhafazakar İngiliz hükümetlerine yönelik tepkilerini milli maçlarda dile getirmeleri, Cezayir’de siyasi hoşnutsuzlukların yayıldığı ve toplumsal muhalefetin büyümesi, Brezilya’da futbol klüplerinin demokrasinin ülkede yayılmasında üstlendikleri etkin rol gibi (Giulianotti’den aktaran Yurdesin, 2005: 113). Futbol ve siyaset arasındaki ve futbolun giderek siyasallaştığı bu ilişkide “futbolun siyaset dışı olduğu” iddiası da geçerli olmaktan çıkar. Siyaseti sadece parlamento ve siyasi partiler ekseninde tanımlamak ne kadar indirgemeci bir tutumsa; futbol ve siyaset arasında bir çizgi olduğunu düşünmek, siyasi iktidar odaklarının futbol üzerinden tahakküm ve güç ilişkilerini yeniden üretme çabalarını gözden kaçırmaya neden olur. İktidar odakları, direnme noktalarını daraltmaya ve kontrol altına almaya çalışsa da, 61 taraftarın edilgenleştirilmesine karşı çıkan ve tepki gösteren oluşumların sayısı da son yıllarda artmaktadır. V. Türkiye’deki futbol taraftarlarının örgütlülük hareketinde son yıllarda gözle görülür bir artış yaşanmaktadır. Tokluca’ya göre (2001:47) bir araya gelme nedenleri faklı da olsa (tribün ve deplasman organizasyonu yapmak, taraftar ve kulüp arasında köprü kurmak, taraftarlıktan gelen sorunları aşmayı amaçlamak) bu artıştaki en büyük neden internet kullanımın yaygınlaşmasıdır. Süper Lig’deki takımların tamamının taraftar sitesi bulunmakta bugün. Bazı taraftar siteleri mevcut taraftar gruplarının internet ortamında bir araya gelmesiyle oluşmuşsa da, bazı taraftar örgütlenmelerinin de internette bir araya gelerek ortaya çıktığını belirtmekte yarar var. Ancak Türkiye’de, futbol klüplerinden bağımsız olarak kurulmuş, her ligi kapsayan bir futbol taraftarları federasyonu hala bulunmamaktadır. Ülke çapında faaliyet gösterecek ve taraftarların ortak seslerini duyurmaya yarayacak böylesi bir yapının eksikliği, Türkiye’deki taraftarların demokratik hak ve taleplerini dağınıklık ve tekilliğine ilişkin önemli bir unsur olmaktadır. Daha öncede belirtildiği gibi, internetin futbol taraftarlarına demokratik anlamda sunduğu açılımlar hali hazırda mevcut olan gerçekliklerle ilişkisi üzerinden değerlendirilirse, sanal taraftar komünitelerinin etkin olma kapasitesi ve potansiyeli daha iyi anlaşılır. UltrAslan, FenerlistAntu, Beşiktaş Çarşı “üç büyüklerin” en bilindik ve en faal internet taraftar grupları. Çıkış noktaları taraftarların örgütlenmesi ve birbiriyle iletişim kurması olsa da, işleyiş veya bakış açılarında bazı farklar bulunmakta. Örneğin 1996 yılında kurulan Fenerbahçe’nin taraftar grubu Fenerlist, sanal ortamda bir araya gelen taraftarların oluşturmuş bir taraftar sitesi. Kurucu üyeler arasında eski Fenerbahçe Başkanı Ali Şen’in oğullarının olması, sitenin yönetimle ilgili eleştiriler konusunda ne kadar tahammül sahibi olduğuna dair soru işaretleri yaratsa da 1 , Fenerlist (antu) sanal ortamda örgütlenen ilk taraftar örgütlerinden bir olduğu için önem 1 Site yöneticilerinden Adnan Şen’in “Biz Fenerlist olarak her zaman bir taraftar topluluğu olduğumuzu, ayaklarımızın yere basması gerektiğini, dünyaları bizlerin yaratmadığını, sadece bir destek unsuru olduğumuzu, hiçbir şekilde yönetimin işine müdahale etmek gibi bir cüretimizin olmadığını biliyoruz” açıklaması, bu gruba yönelik ‘ yönetimle aralarının çok iyi olduğu iddiasını’ güçlendirir niteliktedir (Toklucu, 2001: 57). 62 taşımaktadır. Holiganlık, şiddete ve küfüre karşı aldıkları tavır ve yürüttükleri toplumsal duyarlılık ve imza kampanyaları futbolun demokratikleştirmesi çabalarına örnek teşkil etmektedir. Başka bir örnek olan manifestolu 2 taraftar komünitesi UltAslan’ın (Galatasaray) 2000 yılında sanal alana taşınma hikayesi, taraftarların şikayet ettiği bir dizi sorunla yakından ilgili. 1995 yılında Ali Sami Yen Kapalı tribününde başlatılan kombine bilet uygulamasıyla birlikte, kapalı tribünde maçı izleyen taraftarın değişimi (üst gelir gurubundan, maçı oturarak izleyen ve tezahürat yapmayan), ekonomik nedenlerle kombine bilet alamayanların açık tribünlere gitmeye başlaması ya da maçlara gelmemesi bir dizi taraftarın örgütlü ve organize bit taraftar grubu yaratmasına neden olmuştur (Toklucu, 2001: 49). ‘Taraftarın sesine kulak verilmeli’ ilkesiyle sanal ortamda bir araya gelen taraftarlar hem yönetime yönelik sıkıntılarını dile getirmek hem de taraftarlar 2 Bu manifesto, Türkiye’deki futbol taraftarlarının futbolun demokratikleştirilmesine yönelik talep ve beklentilerine dair genel bir çerçeve sunduğu için önemlidir. “ultrAslan Taraftar Grubu, felsefesinde ve çalışmalarında kendisine rehberlik eden aşağıdaki taleplerin her zaman takipçisi olacağını kamuoyuna duyurur: - Tüm lig maçları, tüm sezon boyunca aynı gün ve aynı zamanda oynanmalıdır. - Tüketimin yaygınlaştırılması amacıyla yayıncı TV kuruluşlarının öngördüğü sistem değiştirilmeli ve eski günlerde olduğu gibi futbolun zevki ve heyecanı, sıradanlaştırılmadan en üst düzeyde keyifle yaşanmalıdır. - Türkiye Kupası kuralarına ilk kademeden itibaren tüm takımlar katılmalıdır. Böylece, büyük takımlarla küçük takımlar eşleşebilecek ve futbol sevgisi, zevki ve heyecanı Türkiye’nin her yerine taşınabilecektir. - Futbol takımı formalarının birer araba markası gibi reklamlaştırılması engellenmelidir. Her takımın kendi klasik forması korunmalı, her sezon abartılı "tasarım" gariplikleriyle semboller zedelenmemelidir. - Takım formalarında, futbolcu isimlerinin yazılması uygulamasına son verilmelidir. Futbolu güzelleştiren en önemli unsur, bir takım oyunu olmasındadır. Taraftar açısından önemli olan, takımının formasının sahaya çıkmasıdır. İsimsiz forma, günümüz futbol endüstrisinin dayattığı ve pohpohladığı yıldız futbolcuların takımlarının önüne geçmelerine karşı duruşun sembolik anlatımıdır. - Aynı şehrin takımları arasındaki maçlarda, ev sahibi takımlar, misafir takım seyircilerine tribünlerinin yarısını, hiç olmazsa tek bir kale arkası tribününü tahsis etmelidir. Stadyumlarda ve İstanbul derbilerinde, yıllarca varolan ve oynanan futbolun heyecanını, zevkini artıran bu uygulamaya geri dönülmelidir. -Bilet fiyatları, Türkiye koşulları göz önüne alınarak saptanmalı, Açık tribün biletleri her zaman ucuz tutulmalıdır. Futbolun sadece varlıklı insanların seyredebileceği bir etkinliğe doğru sürükleyen pahalı bilet uygulamalarına son verilmeli ve bu sporun halkın tek eğlencesi olduğu unutulmamalıdır. - Stad giriş kapıları artırılmalıdır. Taraftarlara bir koyun sürüsü muamelesi yapılırcasına çok az sayıda kapıdan giriş ve çıkış yapılması engellenmeli, stad mimarileri buna uygun olarak hemen değiştirilmelidir. - Stad içinde emniyet görevlisi olmamalıdır. Emniyet güçleri, görevlerini yaparken, taraftarların coşkusunu ve desteğini engellememelidir. - Kombine Bilet Uygulaması'nda taraftarların talepleri mutlaka göz önüne alınmalıdır. Farklı taraftar özellikleri dikkate alınmalı, Taraftar gruplarıyla işbirliği yapılarak, farklı özelliklerin bir arada aynı tribünde yer alması engellenmelidir. Kombine Bilet ücretleri fahiş fiyatlarda tutulmamalı, mutlaka taksitlendirilmelidir. - Kulüplerin bünyesinde "Taraftarlarla İlişkilerden ve Koordinasyondan sorumlu" bir yöneticinin idaresinde bir bölüm oluşturulmalıdır. Özellikle Tribün organizasyonlarının düzenlenmesi konusunda, stadyum içi dahil olmak üzere Taraftar Grupları ve Kulüp arasında resmi ve düzenli bir ilişki ağı oluşturulmalıdır.” http://www.ultraslan.com,Erişilme Tarihi, 2 Mayıs 2007 63 arasında daha hızlı ve kolay iletişim sağlayabilmek amacıyla internet üzerinden örgütlenmeyi önemsemişler. Beşiktaş Çarşı grubu (forzabeşiktas.com) ise taraftar örgütlenmeleri içinde en “muhalif, radikal ve savaşkan” 3 kanadı temsil ettiği için özgün bir örnek. “Çarşı kendine de karşı” diyebilecek kadar anarşist ruhlu bir taraftar grubu olduklarını söylüyorlar (Markaryan, 2005). Irak savaşına, nükleer enerjiye, ırkçılığa karşı açtıkları pankartlarla (Çarşı savaşa karşı, Nükleere karşıyız, Hepimiz zenciyiz gibi) taraftar grupları içinde toplumsal sorunlara en duyarlı olan taraftar örgütlenmesi. Ancak intenet üzerinden tanışan 4 kadın tarafından kurulan ve gene internet sayesinde Almanya, Japonya ve 70 ilde örgütlenen ‘Ladies of Beşiktaş’ grubuna karşı sergiledikleri cinsiyetçi ve kaba tutum, statlara kadın taraftar çekme ve küfür kullanmaya karşı aynı duyarlılığı göstermediklerinin kanıtı olabilmektedir (Yılmaz, 2007). Yukarıdaki internet siteleri yüz yüze ilişkilerden sanal ortama taşınan, resmi taraftar siteleri altında kurumsallaşan, örgütlemenin internet üzerinden sağlandığı yeni taraftarlık hallerine ilişkin genel bir çerçeve çizmek için verilmiştir. Taraftarların internet üzerinden örgütlenmeyi tercih etmelerinin en önemli nedeni; semt ve mahalle örgütlenmesinin zorluğuna karşın, internet yoluyla örgütlenmenin hem daha kolay hem de daha hızlı olmasıdır. Örneklendirilen her taraftar sitesinde olmasa da, bu çalışma kapsamında ziyaret edilen ve takip edilen sanal ortamda oluşturulan taraftar sitelerinde demokratik anlayışı geliştirmeye yönelik unsurlar şunlardır: Taraftarlık anayasası (manifestolar), çokseslilik, küfüre, cinsel ve etnik eşitsizliğe tavır, entelektüel ve 3 Çarşı Grubu kendini şu şekilde tanımlamaktadır: “Çarşı kapalının ortasında sıralanan bir gurup değildir. çarşı bir ruhtur. çarşı, New York’ta metro trenine yazılmış siyah beyaz bir grafitidir, Prag’da duvara yazılmış bir yazıdır, Erzincan’da bir dağın yamacına yazılmış sevgidir, Adana’da bir rengi bozuk derneğinin duvarlarına boyanmış siyah'la beyazdır, Galatasaray lisesi duvarına yazılmış "çarşı ulan" işaretidir. bir tiyatro sahnesinde hiç bir dekora uymadan sırtında taşınan kutsal Beşiktaş formasındadır çarşı. Zonguldak’ta maden göçüğünden çıkarıldığında ilk nefesle sorulan "maç kaç kaç?" sorusundadır çarşı. hakeme kızdığında "satanist hakem" diye bağırıp gündemi takip edenlerdir… tribünde bir doktordur, işçidir, iş adamıdır, okuma yazma bilmeyen bir sokak çocuğudur, profesördür. omuz omuza zıplayıp "beşiktaşım benim biricik sevgilim" diye gözünde yaş gırtlağını yırtan solcusudur, sağcısıdır, ateistidir, hacısıdır, müslümanıdır, ermenisidir, yahudisidir, hıristiyanıdır (forzabesiktas.com, Erişim Tarihi 10 Ocak 2007). 64 teknolojik birikimin forumlar aracılığıyla paylaşımı, eleştirelliğin imza kampanyaları ile daha çok kişiye ulaşmasının sağlanması, dayanışma duygusunun pekiştirilmesi, taraftarlık üzerinden aidiyet ve takım üzerinden kimlik oluşumuna katkıda, hareketlilik, bilgi akışı ve örgütlenmenin hızlanmasıdır. VI. Bu çalışma için biri Avrupa, diğeri Türkiye merkezli olan iki taraftar sitesi ele alınmıştır. İngiltere’den Manchester United, Türkiye’den ise Beşiktaş takımının taraftar sitelerinin özel olarak ve düzenli aralıklarla internet sitelerine girilerek sürdürülen bu çalışmada belirtilen web sitelerine (imusa.org ve besiktask.net) ve bu sitelerin forumlarına bakılmıştır. İki siteye dair detaylı araştırma yapabilmek için sitelerin forumlarına ve ileti listelerine üye olunmuştur. Ortak paydanın “aynı takımı desteklemek” olması nedeniyle sitelerdeki bazı bilgilere erişebilmek için üye olmak gerekmektedir. İki farklı ülkeden seçilen taraftar sitelerinin ve forumların taraftarlar arasındaki etkileşim, örgütlenme ve bilginin paylaşımında katkılarının ne olduğu; taraftarların demokrasi arayışında ne rol oynadıkları bu araştırmanın sorularıdır. Kullanılan metodoji karşılaştırmalı içerik analizidır. Araştırma sorularındaki “farklı toplumlar” öğesinin yöntemdeki karşılığı ‘karşılaştırmadır’. Farklı sosyal ve politik özelliklere sahip toplumlarda internet kullanımı taraftarlığı nasıl etkiliyor sorusuna cevaben izlenecek yöntem karşılaştırmalı analizdir. Her iki taraftar sitesi de temelde, taraftarlar arasındaki iletişimi güçlendirmek için kurulmuştur. Taraftarlık üzerinden yaratılan katılım ve aidiyet duygusu, takımla ilgili her türlü bilginin verildiği, takıma dair soru ve sorunların forumlar aracığıyla tartışıldığı, bilgi alışverişinin sağlandığı ve desteklendiği sanal alanlar yaratılarak sağlanmaktadır. İki internet sitesinin de ana sayfaları takımın tarihçesi, başarıları, takıma dair medyada çıkan haberler, düzenli yazarların takım hakkında yazdığı yazılar ve taraftar dernekleri hakkında detaylı bilgiler vermektedir. Lig bilgileri, maçlar ve skorlara yönelik haberler, basın bültenleri, takımla ilgili bilgilerin biriktirildiği arşivler, taraftar dernekleri, tesislerin özellikleri sitelerin daimi üyelerine bilgi vermek amacıyla internet sitelerinden yayınlanmaktadır. 65 . Besiktask.net sitesi “Beşiktaşımıza gönül verenler dünyanın neresinde olursa olsunlar resmi sitelerine ve dergilerine anında erişebilecek” sloganıyla aylık Besiktas Dergisi’ne abonelik faaliyetlerini üstlenmekte ve yurtdışındaki taraftarlar için bir buluşma noktası olduklarını belirtmektedir. Sitede düzenli olarak futbol yazıları yazan yazarları, amigoların yorumları, yöneticilerin açıklamaları yayınlanmaktadır. Sitede, görüntü, ses ve veri transferi sağlamak ve tribündeki tezahüratlara eşliği artırmak oldukça önemsenmektedir. Tezahüratlar, marşlar, fotoğraf arşivleri, bilgisayarlar için duvar kağıtlarına erişim sitenin ana sayfasından sağlanmaktadır. Besiktask.net sitesi gündelik basını takip etmekte, takımla ilgili yapılan haberleri sitesinde yayınlamaktadır. Takımın resmi internet sitesinden bilgiler ana sayfadan duyurulmaktadır. Besiktask sitesi, takımın diğer taraftar sitelerinin internet adreslerine de yer vermektedir. Istanbul ve Istanbul dışında oluşmuş, üniversiteler bünyesinde kurulmuş taraftar örgütlenmeleriyle iletişime geçmeyi sağlamak üzere hazırlanmış bir liste bu sitede bulunmaktadır. Taraftarların bulundukları şehir ya da semtlerdeki taraftar topluluklarıyla iletişime geçmeleri hem tavsiye tem de teşvik edilmektedir. Listede yer almayan taraftar gruplarının listeye dahil olmaları “talep formu” aracılığıyla sağlanmaktadır. Böylelikle hem mevcut internet siteleleri arasındaki iletişim arttırılmakta hem de taraftar ağının genişletilmesi sağlanmaktadır. Site, “Aslolan Hayattır, Hayat da Beşiktaş” ve “Erkek Adam Renkli Takım Tutmaz “cümlelerini slogan olarak kullanmaktadır. Bu cümlenin altında siyah beyaz bir Atatürk fotoğrafı ve fotoğrafın altında “En büyük Beşiktaşlı” ifadesi bununmaktadır. “Atatürk ve Beşiktaş” ve “Atatürk Beşiktaşlı” başlıklı iki yazıya gene site üzerinden ulaşmak mümkün. Sitede kolektif kimlik Besiktaşlılık, erkeklik ve Atatürkçülük söylemi üzerinden inşa edilmektedir. Sitede forumlara katılabilmek ve aktif tartışma grubunun bir parçası olabilmek için üyelik gerekmektedir. Üye olabilmek için, üye adayının “Forum Kuralları” başlığı altında toplanan bir dizi kurala uyacağını kabul etmesi ön şartı var. Küfür, hakaret, küçültücü ve tehdit içerikli mesajlar kesinlikle yasak. Bu tür ifadeler kullanan üyelerin üyelikleri iptal edilmektedir. Ayrıca, Forum amacı dışında , siyasi, dini vb. konularda yazılar yazmak, spor ile ilgisi bulunmayan sitelere bağlantı ya da referans vermek, 66 reklam yapmak, forumun normal akışını engelleyici, kasıtlı olarak tekrar edici mesajlar ve tahrik ve tehdit edici yazılar yazmak da yasaktır. Forumlarda mahlas (nickname) kullanılmamakta, taraftarlar ancak gerçek hayattaki isimlerini kullanarak forumlara üye olabilmektedir. Herkesin bir mail hesabı açtırabileceği mail adres servislerini (yahoo, hotmail, gmal ya da mynet) kullanananlar forum üyeliğine kabul edilmemektedir. Böylelikle, kullanıcıların ancak gerçek kimlikleriyle forumlara katıldıklarında gerçek kişiler olarak gibi kabul edilebileceği gözlenmektedir. Imusa (Independent Manchester United Supporters Association), 1995 yılında taraftarların çıkarlarını temsil etmek ve futbol taraftarlarına karşı beslenen ön yargıları kırmak amacıyla reel alanda kurulan ve akabinde sanal ortama taşınan bir taraftar örgütüdür. 1998 yılında kulübü satın almak isteyen medya devi Rubert Murdoch’un bu girişimini etkin bir kamuoyu oluşturarak engelledikleri güçlü bir taraftar örgütlenmesi olduklarının en görülür kanıtıdır (www.imusa.org). Neden bir araya geldikleri ve amaçlarının ne olduklarını anlatan bir ‘taraftarlık anayasasına’ sahipler. Demokratik ve etkin bir örgüt oldukları vurgusu sitenin giriş sayfasında yer alan ‘hakkımızda’ bülümünde, forumlarda tartışılan konuların yönetinin kararlarında etkili olduğu vurgusu ise ‘başarılarmız’ bölümünde yer almaktadır. Sitenin “haberler” bölümünde yapılması planlanan ve yapılmış olan faaliyetler, protestolar, kampanyalar, klüp yönetimin kararları, site yönetiminin karaları duyurulmaktadır. Bu bilgilere erişm için üye olmak gerekliliği yoktur. Bu sitede de, besiktask.net’sitesindekine benzer bir tasarım ve içerik kullanılmıştır. Ana sayfada bulunan arşiv bölümümde takımın tarihçesi, başarıları bulunmaktadır. Takıma dair medyada çıkan haberler, son dakika gelişmeleri, taraftarlık anayasası, takımla ilgili görüntü kayıtlarından oluşan klipler giriş sayfasında yer almaktadır. Endüstriyel futbola karşı aldıkları tutum ve diğer etkin taraftar örgütlenmelerinin yer aldığı bağlantı adresleri (linkler) ziyaretçiyi diğer ağlarla iletişime geçmeye teşvik eder niteliktedir. Sitede bulunan “bağış” bölümünde, gönüllük esaslı bir örgüt oldukları, aktivitelerini gerçekleştirmek için destek bekledikleri belirtilmektedir. Ayrıca site aracılığıyla takımın ürünlerinin satıldığı sanal dükkanlardan alışveriş yapabilmek de mümkündür. 67 Her iki sitenin ve site bünyesinde oluşturulan forumların ortak temaların şunlar olduğu söylenebilir: Adil rekabetin sağlanması, takımları ilgilendiren her konuyla ilgili (oyun stili, oyun tekniği, oyuncu transferleri, transfer ücretleri, bilet fiyatları, yönetim kararları, yönetim kurulu gibi) fikir paylaşımında bulunmak, karar mekanizmalarında etkin olan kişilere taraftarın beklenti ve isteklerini duyurmak, taraftarlarla ilgili mevcut önyargıları kırmak ve sanal ortamda taraftarların forumlar ve iletiler aracılığıyla oluşturdukları ilişkileri fiziksel ortama taşımak ve devam ettirmek. Ve gene her iki sitedeki bütün bu tartışmaları takip edebilmek ve katılabilmek için forum üyeliği gerekmektedir. Her iki sitede de aktif şekilde yürütülen kampanyalar (besiktask.net’in “Türk futbolunda temiz bir lig istemeyen basın sansürcüsü Koç Grubu mallarını alma ve aldırma” ve eski hakemlerden Cem Papila’nın önümüzdeki seçimlerde CHP’den aday olmasını protesto eden “Atatürk’ün kurduğu partide şaibeli milletvekili istemiyoruz” kampanyası, imusa’nın uzun soluklu Reclaim the Game –Futbolu Geri İstiyoruz- kampanyası) bulunmaktadır. Türkiye’deki kampanyalar “temiz futbol” ve tarafsızlık ilkesinin ihlaline son verilmesi daha fazla vurgu yaparken, Britanya’daki kampanyalar ise futbolun taraftar aleyhine ama sermaye lehine gelişen endüstrisine tepkileri içermektedir. Her iki sitenin içerik analizi yapıldığında ortaya çıkan en belirgin fark, futbolun demokratikleştirilmesine ve mevcut yapıyı dönüştürme potansiyeline duyulan inançtır. İmusa.org’un “başarılarımız” bölümümde kuruldukları tarihten itibaren etkin oldukları alanlar ve konular sergilenirken, besiktask.net sitesi yürüttüğü kampanyalara dair geri bildirim yapmamaktadır. Öte yandan imusa.org, ülke çapında faaliyet gösteren Futbol Taraftarları Federasyonu ile güçlü bağlantılar kurmakta, bu Federasyon’un düzenlediği geniş çaplı kampanyalara (Klüplerin iyileştirilmesi, bilet fiyatlarının düzenlemesi, tribünlerde ayakta durulacak alanlar yaratılması, maç saatlerinin reklam gelirleri ve televizyonların kar paylarına göre düzenlenmemesi 4 gibi) destek vermektedir. Fiziksel alanda güçlü ve her nitelikteki takımı kapsayan bir taraftar federasyonunun varlığı, sanal ortamda faaliyet gösteren örgüte açık bir destek sağlamaktadır. Oysa Türkiye’de hala taraftarlar federasyonu bulunmamaktadır. 4 www. fsf.org 68 VII. Sonuç Bu çalışmada internetin taraftarlık kavramına getirdiği açılımlar üzerinde durulmuş, internetin futbolun en demokratik kısmı olan taraftarlık kavramını nasıl etkilediğine bakılmıştır. Türkiye ve İngiltere’den seçilen iki taraftar sitesi karşılaştırmalı içerik analizi metoduyla incelenmiştir. Bu taraftar siteleri, taraftarı oldukları klüplerden bağımsız kurulan, üye sayıları birbirine yakın, bu platformda etkin olduğu bilinen ve interneti düzenli olarak kullanan organizasyonlar oldukları için seçilmiştir. Çalışma boyunca bu sitelerin içerik özellikleri bilginin paylaşımı, örgütlenme, taraftarlık kimliğinin kurulması, diğer taraftar topluluklarıyla ilişkiler ve etkinlik kapasitelerine bakarak değerlendirimiştir. Bu doğrultuda son söz olarak şunları söylemek mümkümdür: Internet futbol taraftarlarının bilgiyi daha hızlı, daha kolay, daha ucuz ve daha çok kişiyle paylaşmalarını sağlamaktadır. Daha çok kişiye ulaşabilmenin internet ağları üzerinden kolayca sağlanıyor olması, futbolla ilgili tartışmaları tribünlere hapsetmemekte, sanal “kamusal” alanlar sayesinde kalıcı ortamlara taşımaktadır. Sadece pasif izleyiciler olmak istemeyen taraftarların örgütlenme ve kamuoyu oluşturma talebi ve internet kullanımı arasında da net bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Taraftarların hem taraftarlar arasında hem de diğer organizasyonlarla kurduğu ilişkilerin etkin bir kamuoyu yarattığı/yaratacağı fikri, sitelerin dizaynı ve forumların içeriğinden anlaşılmaktadır. Taraftarlar arası örgütlenmenin, internet teknolojisinin sağladığı imkanlar göz önünde bulundurulduğunda çok daha hızlı ve geniş çapta olduğu görülmektedir. Ancak daha önceki bölümlerde de belirtildiği gibi internet odaklı örgütlenmelerin futbolun demokratikleşmesi konusundaki etkinliği ve potansiyeli, mevcut demokratik pratikler ve demokrasi kültüründen bağımsız değildir. İki taraftar grubu da, futbolun ticari saiklerle zarar gördüğünün farkında olmakla birlikte, bu zararın taraftar lehine bir faydaya dönüşebileceğine eşit oranda 69 inanmamaktadır. Forumların içeriklerinden anlaşıldığı üzere, taraftarların, futbolun demokratikleşmesi talebi, isteği, çabası ve inancını etkileyen unsurlardan biri reel alandaki gerçekliğin ne olduğudur ve reel alanın niteliği sanal alandaki yaptırım ve etkileme gücüne duyulan inancı belirlemektedir. Kısaca özetlemek gerekirse: Takım sahipleri ve taraftarlar arasındaki bağın zayıflaması taraftar tepkisini belirgin bir biçimde arttırmakta ve internet bu tepkinin dile getirilmesinde belirgin bir araç olarak göze çarpmaktadır. Her ne kadar internet üzerinden eşitlikçi ve demokratik futbol anlayışı üretilmeye çalışılsa da, sanal alanda da, kamusal alanda görülen farklılıklar devam etmekte, demokratik kültürün özümsenmesine bağlı olarak, sanal alandaki yaptırım ve etkileme gücüne olan inanç farklılaşmaktadır. Ancak Taylor’un da dediği gibi, “futbolun yapısının ne kadar büyük olduğu düşünülür, içinde barındırdığı toplumsal ve ekonomik çekişmelerin boyutu göz önünde bulundurulursa” (aktaran Yurdesin, 2005: 115), internetin futbolu demokratikleştirmek için yeterli olamayacağı açıktır. Futbolun demokratıkleşmesi için reel ve sanal alan arasında kurulacak kuvvetli ve birbirni kollayan bir ilişkiye ihtiyaç vardır. 70 3.2 Açılmak ya da İnternet’te Açılmak: Cinsel Azınlıkların İnternet Kullanımına Dair Karşılaştırmalı bir Analiz Gizem Zencirci I. Giriş Bilgisayarlaşma ve internet kullanımının artması, geçtiğimiz 20 yıl içerisinde bütün dünyayı etkileyen bir gelişme olmuştur. İnternetin getirdiği imkanların kendiliğinden demokrasiye katkıda bulunduğuna inanan siber-iyimserler, siber-kötümserlerin internetin insanları sınırlamak amacıyla devletler tarafından kullanıldığı ve kullanılacağı savıyla karşılaşmaktadırlar. Yani, “bilgi ve enformasyon teknolojisi arasındaki ilişki ve bu ilişkinin demokrasi açısından etkileri, günümüzde iki zıt kutup arasında anlamlandırılmaktadır- Orwell veya Athens- umulan kısa zamanda bu senaryolardan hangisinin geçerli olduğunun anlaşılacağıdır”(Hendriks ve Zouridis, 1999:127). Elbetteki, internetin demokratik potansiyelleri birbirine karşıt bu iki bakış açısı dışında da incelenebilir. İnternet teknolojisi aynı anda, bir taraftan insanlara özgürlükler getirirken, diğer taraftan otoritenin insanları sıkı şekilde kontrol etmesi ihtimalini getirmektedir. Mesala, Timisi (2002:193-207), internetin demokratik potansiyelinin dört ana başlık altında incelenegeldiğini ileri sürmüştür:  Kolay Erişim ve Enformasyon Erişiminde Yeterlilik  Otoriteden Bağışıklık: İnternetin Örgütlenmesi  İnternette İfade Özgürlüğü ve İçerik Denetimi  Siyasal Katılımın Artması  Sivil Toplumun Genişlemesi ve Küreselleşmesi Bu beş ana başlık içerisinde, şüphesiz ki daha dar kapsamlı çalışmalarda da bulunulabilinir. Nitekim, Hand ve Sandywell (2002:215) internet teknolojisini çalışmanın bir yolunun da interneti gündelik anlam-yaratma, anlamlandırma pratiklerinin bir uzantısı olarak çalışmak olabileceğini iddia etmektedirler. Bu çerçeve içerisinde, bu çalışma internetin demokratik potansiyeline kişisel hak ve özgürlüklerin gelişimi açısından baktığı için internet kullanımının kişilere getirdiği imkanları incelemektedir. Kişisel hak ve özgürlüklere ise cinsel azınlıkların internet kullanımı açısından yaklaşmaktadır. Bu 71 bağlamda en önemli soru, internet teknolojisinin insanlara çevrimdışı sosyal ortamdan farklı bir uzam yaratıp yaratmadığıdır. Acaba internete bağlanıp özgürleşmek mümkün mü?Yoksa gerçek hayatta kişileri sınırlayan koşulların bir uzantısı vuku mı siberuzam? Aynı zamanda, bu çalışma internet-demokrasi ilişkisine gelişmiş batılı ülkeler ve gelişmekte olan batı-dışı ülkeler açısından da yaklaşmaktadır. İnternetin insanı özgürleştirdiği mi yoksa insana hapishane mi olduğu tartışması, farklı sosyo ekonomık yapıdaki ülkeler açısından bakıldığında daha da karmaşık hale gelmektedir. İnternetin kendiliğinden demokratikleşmeye katkıda bulunduğunu kabül etsek bile bu tip bir demokratikleşmenin gerçekleşmesi için hali hazırda belirli bir seviyedeki demokratikleşmenin olup olmaması gerektiği sorusu açıkta kalmakta. Daha da önemlisi, internette geliştirilen çevrimiçi pratiklerin ne derece çevrimdışı demokrasiye sebep olacağı sorusu da hala incelemeye açık (Streck, 1997: 40). İnternetin demokratikleştirdiğine dair olan en önemli iddialardan biri internetin içerik denetimi düşük bir ifade özgürlüğü getirmiş olmasıdır. Singapur, Çin, İran, Küba gibi ülkelerin internete açık erişim konusundaki isteksizlikleri bu açıdan, internetin en büyük demokratik potansiyelinin enformasyonun özgürce akışı olduğunu iddia eden argümanları desteklemek için kullanılmaktadır(Timisi, 2003:197). Her ne kadar baskıcı rejimler altında ezilen kimselerin bilgisayar başına geçip bütün baskılardan kurtulmaları fikri birçoklarına cezbedici gelse de, gerçekte bu hayalin ne kadar elle tutulur bir yanı olduğu şüpheli. Öte yandan, internetin hiçbir şekilde, sosyal ve politik hayatlarımıza, olumlu ya olumsuz bir etkisinin olmadığını düşünmek de oldukça safça kalıyor. Eğer internet batı merkezli toplumlarda demokrasinin yerleşmesini sebep olma potansiyeline sahipse, benzer özgürlüklerin neden gelişmekte olan ülkelerde gerçekleşemeyeceği sorusunun cevabı belirsiz. Ancak, şurası kesinki, siber-iyimserler ve siber-kötümserler arasındaki fikir ayrılığı, doğu-batı ekseninde yeniden şekillenmektedir. Bu açıdan, siber-uzamın demokrasiyle olan ilişkisi batıda ve batı-dışı ülkelerde farklı şekillerde gerçekleşmektedir. Hakken(2004:4-5), siber-uzam çalışmalarının aşırı derecede Amerika ve Avrupa merkezli olduğuna dikkat çekmektedir, bu durum doğal olarak literatürün avrupa-merkezli olmakla suçlanmasına yol açmıştır. Hakken, literatürün bu eğilimini ilk bilgisayarlaşan toplumların batıda olmasına bağlıyor, ve bunun 72 ancak batı-dışı toplumlardaki internet kullanımının detaylı bir şekilde araştırılması sayesinde çözülebileceğini inanıyor. Yani, Hakken batı-dışı toplumlardaki internet kullanımını incelemek isteyen araştırmacıların, sözkonusu araştırmayı, gene batıda üretilmiş olan taslakları ve bakış açılarını kullanarak ve sadece ve sadece teknolojinin transferi için arada geçen zaman farkını hesaba katarak gerçekleştirilebileceklerini savunuyor. Batı-dışı toplumlardaki internet kullanımının objektif bir şekilde incelenebileceğini olan inancıyla Hakken optimist bir bakış açısı geliştirmiş, ancak maalesef ki, batı-dışı toplumlardaki siber-uzam çalışmalarının karşılaşabileceği zorlukları hesaba katmamıştır. Mesala, Sardar (2000:76) siber-uzamın batının yeni yerler keşfetme arzusunu giderdiği en yeni kolonileştirme aracı olduğunu vurgulamıştır. Sardar’ın anladığı şekliyle, Siber-kolonileşme, internetin batı-dışı toplumlardaki kullanımının her daim batının direttiği kültürel normlara bağlı kalmak durumunda olması demektir.. Bu açıdan, Sardar, siber-uzamın batı-kaynaklı kültürel küreselleşmenin en önemli aracı olarak anlaşılması gerektiğini iddia etmektedir. Sardar’ın ve Hakken’in iki zıt bakış açısı, batı-dışı toplumlardaki siber-uzam çalışmalarının kaderi hakkında bir ipucu veriyor. Bu çalışma kendisini, bu iki zıt nokta arasında konumlandırarak, daha ziyade batı-dışı toplumlarda internet kullanımının, yerel kimlikler, sorunlar ve sıkıntılar çerçevesinden anlaşılması gerektiğini ve daha önemlisi internetin demokratik açılımlar getirmesinin sıkı sıkıya yerel koşullara bağlı olduğunu ve bu bağlamda anlaşılması gerektiğini öneriyor. Yani internetin getirdiği siber-imkanlar ne herkes için aynı görülmeli ne de internet sadece batının yeni bir kolonileştirme aracı olarak algılanmalıdır. Bu iki zıtlığa takılıp kalırsak, internetin gerçek hayatta getirdiklerini anlama şansımız oldukça düşük, araştırmacıların yapabileceği mutlak cevaplar bulmaktan ziyade, belirli durumlara belirli sorular için internet ve demokrasi ilişkisinin doğu batı ekseninde nasıl gerçekleştigini, ve bu oluşumlarda hangi soruların yüzeye çıktığını, hangilerinin ise es geçildigini incelemek olabilir. Bu açıdan bu çalışma cinsel azınlıklar çerçevesinde, Türkiye ve ABD’de internetin nasıl kullanıldığına bakarken aynı zamanda gerçek hayataki sorunların ve sıkıntıların internette nasıl tartışıldığına dikkat çekmektedir, çünkü mühim olan internetin bulunduğu sosyal, ekonomik, kültürel bağlamlar içerisindeki etkilerini anlamaktır. 73 II. Siber Kültürler, Siber Kimlikler, Siber Cinsellikler Siberkültür çalışmaları modern toplumların ve kültürlerin; internetin, bilginin ve yeni teknolojilerin etkisi altında nasıl şekillendiğini ve değiştiğini anlamaya çalışan bir literatürdür (Escobar, 2000:56). Siber-uzamı Benedikt (2000:30) şöyle tanımlamaktadır: “Dünya üzerindeki bilgisayarlarla ve iletişim bağlantılarıyla yaratılan yeni ve parallel bir evren”. Bu yeni iletişim teknolojileri insanlığın durumuna dair olan inançlarımızı yıktığı için, siber-kültür çalışmalarının en çok, internet anlayışımızı oluşturan düşlemlemelere ve betimlemelere, kültürel kullanılışlara ve verilen değerlere, ve en çok da bu siberkültürel oluşumlar içerisinde ve arasında gerçekleşen insan etkileşimlerine bakması gerekmektedir (Bell, 2000:1). Girişte belirtildiği üzere, bu çalışma, cinsel azınlıkların internet kullanımına bakmaktadır. Bu konuda, siber-eşcinsel(cyberqueer) literatürü internetin cinsel azınlıkların gerçek hayatta karşılaştıkları sorunları tartışmak için biraraya geldikleri bir alan olması açısından özellikle incelenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Alexander(2002a) küresel açıdan bakıldığında, siber-eşcinsel çalışmaların en önemli amacının, cinsel azınlıkların kendilerini tanımlama şekillerinin, dünyadaki diğer cinsel azınlıkların tanımlama şekilleriyle karşı karşıya geldiklerinde, nasıl sorguladıklarını ve bu tanımların nasıl değiştiğini incelemek olduğunu belirtmiştir. İnternet, diğer sosyal hareketler için olduğu gibi, farklı ülkelerde benzer sorunları yaşayan cinsel azınlıklar için birçok açıdan olanaklar sağlamaktadır, dolayısıyla internetin getirdiği olanaklar, küresel eşcinsel hareketi ile sıkı sıkı ilişkilendirilmektedir. Küresel Eşcinsel Hareketi Cinselliğe dair olan söylemler feministlerin uzun zamandır iddia ettiği gibi siyasidir. Ancak, cinsellik tecrübeleri çoğu zaman ‘doğal’ olarak belirtilmekte ve cinsellik politikalarının bu şekilde doğallaştırılmış olması toplumdaki herkesin aleyhine işlemektedir. Cinsellik üzerinden kurulan siyaset, erkeklerden çok gene de kadınlara ve cinsel azınlıklara zarar vermektedir. ABD’de ortaya çıkan ikinci dalga feminist hareket 74 cinsel azınlıkların sosyal hareketlerinin meydana çıkmasına zemin hazırlamıştır. Batının eşcinsellikler hakkındaki fikirleri, tarihsel olarak 1960’lar ve 1970’ler civarında değişmeye başlamıştır. Kadınların sosyal hareketlerinin ve eşcinsel özgürlük hareketlerinin sonucunda, eşcinsellik sosyal ve siyasi bir kimlik olarak anlaşılmaya başlamıştır (Richardson and Seidman, 2002: 2). Cinselliğin, bu açıdan, kişinin yaptığı birşeyden olduğu bir kimliğe dönüşmesi (Esterberg, 2002:214), batıdaki eşcinsel haklarının gelişimindeki en önemli noktalardan biridir. Bu siyasi hareket en çok kişinin cinselliğini başkalarını açıklaması, yani açılması (coming-out) yoluyla gerçekleşmiştir. Bu hareket, Batı’da da kişinin cinselliğini kimliğinin en önemli kriteri olarak tasarlanmasından dolayı özellikle queer 5 teorisyenlerinden (bkz. Butler,1999 ve Warner, 1999) eleştiriler almış olsa da, ‘out’ olmak üzerinden siyasete katılmaya başlayan benzeri sosyal hareketler batı-dışı ve üçüncü dünya ülkelerinde özellikle 1990’lar sonrasında gelişmeye başlamıştır. Bu hareketlerin akibeti, bir noktada batı-dışı ülkelerde ilk feminist hareketlerinin batılılaşmakla suçlanmasına benzer bir yol çizmektedir. Burdaki ikilem, evrensel kadın haklarına veyahutta insan haklarına olan herhangi bir başvurunun, batı- dışı ülkelerde batılılaşma veyahutta sömürgeleşme aracı olarak anlaşılması riskidir. Drucker (1996:92), bu konuda Iran’ı örnek vermektedir: Irandaki köktendinci rejim, yüzyillar öncesine dayanan bir eşcinsellik tarihini, eşcinselliğin batının sömürgeciliğinin bir ürünü olduğuna dayanarak yok saymış ve bu iddiayla cinsel azınlıklara ayrımcılık uygulamıştır. Gelişmekte olan ülkelerdeki eşcinsel hareketlerinin, hem Batı’daki sosyal hareketlerden sonra gerçekleştiği hem de bir dereceye kadar Batı’daki sosyal hareketleri örnek aldığı doğrudur. Tabi, bu durum bazıları tarafından evrensel olarak geçerli olan cinsel anlayışların, kültürlerin, modernleşme sonucunda başlayan demokratikleşme hareketlerinin başarısı olarak görülürken, başka araştırmacılar eşcinsel haklarının avrupa-merkezli bir (eş)cinsellik anlayışına dayandığı ölçüde sömürgeleşmenin bir aracı olduğunu vurgulamaktadırlar. İlk bakış açısının savunucularından biri olan Narrain(2001), eşcinselliğin her daim bir kimlik olduğunu, bunun farklı kültürlerdeki cinsellik araştırmalarından da anlaşılabileceğini, bu açıdan kültürel saflık tartışmalarının 5 Queer kelimesinin tam olarak türkçe karşılığı bulunmamaktadır. 75 ancak ve ancak cinsel azınlıkları daha da çok ezmek için kullanıldığını iddia etmektedir. Buna karşılık olarak, örneğin Massad (2002, 361-363) eşcinsel hareketinin küreselleşmesinin daha ziyade bir sömürgecilik olarak anlaşılması gerektiğini söylemektedir. Bunun sebebi söz konusu küreselleşmenin, batı-dışı toplumlardaki heteroseksüel olmayan cinselliklerin batının cinsel epistemolojisi altında evrimleşmesi durumunda kalmasıdır. Bu durumda, sözkonusu eşcinsel hareketlerin gelişmesi için batı- dışı toplumlardaki cinsel azınlıklar, kendi cinsleriyle cinsel ilişki kuran kimseler olmaktan çıkıp, bir ‘küresel eşcinsel kimliğini’ benimsemek durumunda kalmaktadırlar. Küreselleşme, sömürgecilik ve cinsel azınlık hareketi arasındaki ilişki oldukça karmaşıktır (bkz. Altman, 2002 ve Helie, 2006), ve Türkiye’deki cinsel azınlık hareketini bu çercevede incelemek bu çalışmanın amacını aşmaktadır(benzer bir çalışma için bkz. Bereket ve Adam, 2006), gene de Türkiye’deki cinsel azınlık hareketlerinin akıbeti ve taleplerine kısaca değinmek internetin Türkiye’deki cinsel azınlıklar için olan önemini ve olası kapasitesini açıklayabilmek için önemlidir. III Türkiye’de Cinsel Azınlıklar Türkiye’deki cinsel azınlıkların söylemini küreselleşme açısından inceleyen makalelerinde Bereket ve Adam (2006: 13), cinsel azınlıklara yönelik kuruluşların sayısının artmasını 1980 sonrası dönemde kadın haklarını merkeze alan kuruluşların ortaya çıkmasına ve ateerkilliği olan eleştirilerinin geniş bir kiteley ulaşmasına bağlıyorlar. Eşcinsel hareketleri, Türkiye’deki kadın hareketleri kadar henüz başarıya ulaşmamış olsa da, 1990’lardan itibaren eşcinsel haklarını toplumun gündemine taşımaya çalışan kuruluşlar giderek varlıklarını daha çok hissettirmeye başlamışlardır.Bunlardan bazıları, LambdaIstanbul, Antalya Gökkuşağı, Türkiye Ayıları, Gay Ankara, Spartacus, Ve Venüs’ ün Kızlarıdır. Bu kuruluşların siyasetle olan ilişkileri ve siyasi amaçları içerisinde açılma kavramını anlayışları farklı olsa da hala hepsi Avrupa Birliği’ne olası üyelik sürecinde cinsel azınlıkların hakları için faaliyetlerini sürdürmektedirler. 2006 yılında, Bursa’da düzenlenmesi planlanan 1. Türkiye Eşcinseller buluşmasına önce “düşünceyi yayma ve açıklama hürriyeti” kapsamında valilik tarafından verilen iznin, gene 76 valilik tarafından linç uyarısı karşısında iptal edilmesi ve akabinde yürüyüşü düzenleyen Gökküşağı Derneğinin açtığı davanın medyadaki yankıları, Türkiye’deki eşcinsel hareketine dikkatleri daha da çekmiştir. Yasal olarak, eşcinsellik Türkiye’de hiçbirzaman suç ya da hastalık olarak belirtilmemiştir. Ancak, kanunlarda cinsel yönelime dayanarak ayrımcılık yapılmayacağına dair bir düzenleme de bulunmamaktadır. Bu durumun, Türkiye’deki cinsel azınlıklar açısından hem olumlu hem de olumsuz sonuçları bulunmaktadır. Örneğin, bu yasal boşluk, polise herhangi bir sebepten dolayı şüpheli görünen kimselerin ahlaki değerlere ve kamusal düzene referanslar verilerek, bu kimseleri hapse götürme hakkını vermektedir. Türkiye’de cinsel azınlıklara uygulanan baskılar bu açıdan, genellikle ‘genel ahlakın korunması’, ‘aile kurumunu aşağılama’ kanunlarına dayandırılmaktadır ve tabi ki de ahlakın tanımının belirsizliği, baskıları ve haksızlıkları da beraberinde getirmiştir. Türkiye’de eşcinsel hareketinin karşılaştığı zorlukları aşşağıdaki alıntı çok iyi şekilde özetlemektedir: Türkiye’de eşcinselliğin bir suç olarak tanımlanmamış olması, bunun serbest ya da yasal olduğu anlamına gelmedi. Burada ahlak ile kanun, çok sıkı bir ilişki içerisinde. Bir şeyin kanuna uygun olması, verili ahlak normlarına uygun olması anlamına gelmiyor. Nitekim eşcinsellik Türk toplumunda ahlaka uygun görülmüyor. Eğer işin içerisinde bir fuhuş, bir tecavüz, küçüklerin kandırılması gibi bir durum yoksa, iki yetişkin erkeğin birbiriyle bir ilişki içerisine girmekten dolayı yargılanmayacakları kesindir. Ama bu toplumsal olarak ayıplanmayacakları, sapık damgası yemeyecekleri anlamına gelmiyor. (Hocaoğlu, 2002:122) Bu tip sorunlarla başa çıkma amacıyla kurulan kuruluşlardan belli başlı olanlarından biri olan KaosGl, Temmuz 2005’te yasal oalrak sivil toplum kuruluşu statüsüne erişmiş ve bu sayede 1990’ların başından beri yürüttüğü çalışmalarını hızlandırma şansını bulmuştur. Kaos Gl, Türkiye’deki cinsel azınlıkların sorunlarını beş ana başlık altında toplamıştır:  Toplumun belli kısımlarından GLBT bireylerine yönelik, özellikle ayrımcılık yüzünden fahişelik yapmak zorunda kalan travesti ve transeksüelleri hedef alan devamlı şiddet.  İş yaşamındaki ayrımcılık ve iş kaybetme riski. 77  Müstehcenliğin tanımlanmasında ve Türk Ceza Kanunu'nda geçen 'Toplumun ahlak kurallarına aykırılık' gibi ifadelerde bulanıklık olması.  Türk Ceza Kanunu'nda cinsel yönelime dayalı ayrımcılığın cezalandırılmasını öngören bir düzenlemenin olmaması.  Askeri politika ve eşcinselliğin askeriyede hastalık olarak algılanması.  Vicdani ret hakkının olmaması 6 Siyasetin daha kollektif olarak geliştirilmesine yönelik yukardaki talepler henüz Türkiye’de siyasi arenada etkili olamamışlardır. Ancak, şüphesiz ki, internet cinsel azınlıkların sorunlarının daha geniş bir kitleye ulaşmasında yardımcı olmuştur. Bu durum yukardaki küreselleşme tartışmaları açısından bakıldığında III. İnternet’e açılmak İnternet’te Açılmak Bu açıdan, bu çalışma, batı-dışı ülkelerdeki cinsel azınlıklar hareketinin gelişiminin ne sömürgeciliğin direkt bir sonucu ne de batı etkisi olmaksızın hiçbir zaman gerçekleşmeyecek olduğunu savunuyor. Puri’nin (2002:439) belirttiği gibi, önemli olan cinsel kimliklerin anlamlarının ve kullanılan kategorilerin evrimine, sözkonusu kategorilerin değişik kültürel bağlamlarda nasıl anlaşıldığına ve nasıl değiştiklerine bakmaktır. Yani ‘out’ olmak (aileye açılmak) kavramı, küresel olarak farklı kültürler, ülkeler içerisinde yolculuk ediyor olsa da, bu kullanımlara farklı anlamlar yüklenmektedir. Bu açıdan, açılma kavramının farklı internet sitelerinde nasıl tartışıldığı bence sadece internete dair değil, aynı zamanda eşcinselliğin farklı kültürlerde nasıl anlaşıldığına dair açılımları da beraberinde getirmektedir. Coleman (1982), cinsel azınlıkların cinselliklerini açıklayarak eşcinselliğin Amerikan toplumundaki damgalanmasını azaltabileceklerini vurgulamıştır. Bu damgalama, cinsel azınlıklarının kendilerini hasta, ahlaksız veya anormal olarak algılamalarına yol açmış, ve bu yüzden açılma-açıklama hareketi, ancak pozitif bir bakış açısı geliştirmelerini sayesinde bu kişilerin toplumdaki demokratik haklara sahip olmalarının yolunun açılabileceğini belirtmiştir. Yani, Batı’daki cinsel azınlık hareketinin gelişiminde açılmak, cinselliğin politikliğini meydana çıkarmak ve 6 http://www.kaosgl.org/node/991 [Erişim tarihi: Nisan 19 2007] 78 bunu kişinin pozitif bir özelliği şekline dönüştürmek anlamında kullanılmaktadır. Bu açıdan, açılmak normal-anormal dikotomisini değiştirmenin en önemli aracı olarak görülmektedir. Bu açıdan, internet cinsel azınlıklar için oldukça önemli bir uzam oluşturmaktadır. Neredeyse bütün dünyadakı cinsel azınlıklara yönelik internet sitelerinde bir ‘açılma’ hikayesi bulunmaktadır (Plummer, 1995). Bu durum, cinsel azınlıkların internet kullanımına dair bir takım varsayımları da beraberinde getirmektedir, yani, sanki ‘birilerine açılmak, açıklamak’ ancak insanin kendine dair olan ‘gerçek’i keşfetmesi sonucunda olacak demektir”(Alexander, 2002: 86). İnternet interaktif ve kullanıcı odaklı bir medya aracı olduğu için, internetin kendisinin cinsel azınlıkların cinsel azınlık olduklarını keşfetmelerini, veya batı-odaklı kategorileri öğrenmelerini ne derece katkıda bulunduğu internetin toplum üzerine olan etkilerine dair cevaplanması en zor sorulardan biri. Gauntlett’e(2000:15) göre, bazı internet hikayeleri umut verici olabilmektedirler, çünkü eşcinsel olmuş olma ihtimallerini düşünen ancak gerçek hayatta bunu tecrübe edemeyen, açılamayan, açıklayamayan kimseler ilk olarak cinsel kimliklerini çevrimiçi uzamlarda deneyimleyerek, böylelikle kendilerinden emin olabilme şansına erişmişlerdir. Tabi ki de, birçokları tarafından, siber-uzam, en azından teorik olarak , ulusiçi engelleri ve uluslarası sınırları aşan ve bu sayede bireyleri hem özgürleştirici ve hem de onları benzerleriyle buluşturan bir gelişme olarak görülmektedir (Heinz, 2002: 108). Cinsel azınlıklar açısından bakıldığında, internet heteroseksüel toplumun kısıtlayıcı normlarından ve beklentilerinden bir kaçış sağlayan bir alan olarak da düşünülebilinir. Ancak çevrimiçi açılmak ile çevrım dışı açılmak arasında, demokrasi açısından bakıldığında çok mühim bir fark bulunmaktadır. Yani internetteki internet siteleri kullanarak açılmak, cinsel azınlıkların illa ki de gerçek hayatta açılacakları, ya da kendilerini kimliklendirip demokratik haklar talep edeceklerini göstermez. İnternet, bu açıdan kişilerin bireysel hayatlarındaki zorluklarla ilgili yardımlar getirebilse de, demokratikleşmenin gerçekleşebilmesi için kişilerin çevrimdışı olarak bu amaca baş koymaları gerekmektedir. Soydan ve Özbay(2002:23) da, kendini tanımlamanın ve açılmanın Türkiye’deki eşcinselliğin en önemli sorunları olduğuna değinmişlerdir. 79 Bu çalışmada ‘aileye-açılma’ odaklı karşılaştırma [www.gabile.com] ve [www.outminds.com] sitelerine bakılarak yapılmıştır. 7 Bunun sebebi nadir nedir. Her ne kadar bu websitelerinin de ticari bağlantıları olsa da, direkt olarak bir sivil toplum kuruluşuyla bağlantılı değildirler. Bu internet siteler’ne bakarak, aileye açılma tartışmalarının daha belirgin bir şekilde anlaşılması amaçlanmıştır. ABD’deki internet sitelerinin sayısının fazlalığı ve varolan sitelerin de halihazırda eşcinselliğini kabul etmiş bireylere yönelik ticari websiteleri olması yüzünden, açılma kavramının tartışıldığı bir internet sitesi olduğu için www.outminds.com internet sitesi seçilmiştir. Toulouse ve Luke (1997:6), internetin çok hızlı gelişiminin, sosyal bilimler alanında gelişmiş olan olağan metodolojik yöntemlerin kullanımına bir engel oluşturduğunu belirtmişlerdir. Chandler (1997) internet siteleri incelenirken beş ana ögeye bakılmasını önermiştir: “temalar, kalıplaşmış yapılar, teknik özellikler, ikonografi, ve seslenim biçimleri”. Araştırma sorusunun spesifikliği yüzünden, bu çalışmada daha ziyade her iki sitedeki tartışma listelerindeki ‘açılma’ konusuna değinen temaları incelemeye almıştır. Bu tartışma listelerinin ana amacı “ benzeri düşünce, görüş, sorun ve çözümlere sahip kişileri” (Timisi, 2003:137) bir araya getirmek olduğundan, açılmanın kavramsallaştırılmasını anlamak ancak derin bir içerik analizi ile mümkündür. Bu açıdan, ‘açılma’ kavramının kullanıcılar tarafından ele alınış şekillerinin internetin bireysel hak ve özgürlükleri demokratikleşmesine yardımcı olan bir araç olarak görünüp görünmedigini aydınlatan bir kavram olarak ele alınması gerektiğini ileri sürüyorum. Bir çok cinsel azınlık mensubunun bir gabile kullanıcısının belirttiği gibi düşünmesi mümkündür: “Bana göre Internetin icadı eşcinseller için yeni bir çağın başlangıcı oldu.” 8 Internetin cinsel azınlıkların hayatına olan olumlu katkıları, gabile kullanıcılarının birçoğu tarafından benimsenmişe benziyor. Bilgiye ulaşabilmek, kişinin kendisinin eşcinsel olduğunun farkına varması, iletişim kolaylıkları ve diger cinsel azınlıklara ulaşabilme 7 Bu karşılaştırmada, genel olarak gerçekleşen tartışmalara bakmaya tercih ettim. Kadınlar ve erkekler arasında, lezbiyenlik ve geylik arasında, genel olarak eşcinselliğe dair, ve daha dar olarak ‘açılma’ya dair farklılıklar bulunsa içerik analizinde bunları es geçtim. Bu es geçmenin sebebi, bu farklılıkları önemsiz bulmam değil, Türkiye’de yeni bir çalışma alanı olan siber-cinsellik araştırmalarında öncelikle internetteki cinsel azınlıkların kendilerini nasıl tartıştıklarını incelemenin daha öncelikli olduğunu düşünmemdir. Genel olarak, Türk internet sitesinde terminoloji ve kendini-kimliklendirme açısından daha ateşli tartışmalar bulunduğunu söyleyebilirim, ancak bu tartışmaları Türkiye’deki eşcinsel hareketi açısından ne anlama geldiği ancak başka bir çalışmanın konusu olabilir. 8 www.gabile.com Forum Başlığı: Internetten Önce Eşcinsellik. 80 kolaylığı site kullanıcıları tarafından bahsedilen birçok faydanın arasında. Bu açıdan internetin dünyaya açılma şansı yaratmış olduğu genel olarak paylaşılan bir kanı. Benzer bir tartışmanın Outminds internet sitesinde olmaması ise, bize internetin neden batı ve batı-dışı toplumlarda farklı etkileri olduğunu açıklayan bir ipucu olrak görülebilinir. Bu açıdan, gabile kullanıcılarının aşagıdaki yorumları ilgi çekicidir.  Ben internetten sonra eşcinselliği tanıdım ve çok hoşuma gitti doğrusu daha önce kötü birşey olarak biliyordum ama internetten takip ettiğim kadarıyla çok zevkli ve çok güzel bir olgu gerçek hayatımda bunu uygulayamasam da internette çok rahat vakit geçirebiliyorum ama nereye kadar gider bilmem artık saklanmaktan sıkılmaya başladım.  Internet olmasa herhalde gay olduğumun (ya da bisex) farkına bile varmazdım sanırım, belki böylesi daha iyi olurdu. Ama çok büyük heyacanlar, zevkler yaşadım, birçok şey de öğrendim. Kar-zarar muhasebesı tutamayacak kadar da kafam karışık. Sonuçta buradayım ve devam ediyorum. 9  Arkadaşlar hepinize katılıyorum. Bence internet tek kelimeyle mükemmel. Internetim olmadan önce de geydim ama internet beni geylik konusunda bilinçlendirdi. Ama unutmayın ki internetin iyi olduğu kadar kötü tarafları da var örneğin bir çok gayin yaşadığı hırsızlık gasp vb olaylar üzücü ama bir o kadar da gerçek. 10 Yukardaki üç alıntı bize, küreselleşmenin bir aracı olan internetin eşcinselliğe dair batı merkezli kavramları batı-dışı ülkelere getirmek üzerine olan katkısını açıklaması açısından oldukça önemlidir. İnternetin ne derece özgürlğk getirdiğini sorgulamak, iki internet sitesine bakılınca daha çok Türk internet sitesinde ortaya çıkması, hem internetin daha yeni olmasına, hem de internetin anlamının dünyaya açılmak ve gündelik baskılardan kurtulunacak bir alan olarak görülmesi demektir. Böyle bakınca, ‘açılma’ kavramının neden her iki internet sitesinde farklı anlaşıldığı şaşırtıcılığını yitirmektedir. 9 www.gabile.com Forum Başlığı: Turkiye’de Gaylik. 10 www.gabile.com Forum Başlığı: Turkiye’de Gaylik. 81 IV. Açılmak Açıklamak İnsan Hakları Derneği’nin Açılma Kaynağı şöyle başlıyor: Eğer geysen, lezbiyensen, biseksüelsen, transgenderedsan, hayat elbette ki senin için daha zor olacaktır. Kendi sevgi deneyimlemeni ve kişisel kimliğini onurlandıracak bir cesaret geliştirmek durumundasın ki başkalarının senin hakkında olan yorumlarını umursamamayı ögrenebilesin. Ama yapabilirsin. Ve, hazır olduğunda, bir sonraki adımı alıp, açılabilirsin. Milyonlarca insan bunu yapmıştır ve birçokları da bunun yaptıkları en iyi şey olduğunu düşünmektedirler. Bu yayında, açılmak insanin kendisini cinsel azınlık mensubu olarak tanımasından ve tanımlamasının doğal bir sonucu olarak görülmekte. Yani, cinsel kimliğini keşfetmenin doğal olarak başkalarına bunu açıklamak yoluyla mümkün olduğu vurgulanmakta. Kişinin özel cinsel hayatının kamuya açık bir bilgi haline gelmesi dışında, bu aynı zamanda insanın kendisini en çok cinsel yönelimiyle tanımlaması da demek oluyor. İnsanın kendini keşfetmesi ve dahası bunu aileye, arkadaşlara açıklaması oldukça güç olduğu için, internetin gerçek hayatta olmayan olanakları sağladığı kanısı yaygın olarak paylaşılmaktadır. Ancak, Türkiye gibi, batı-dışı ülkelerde internetin özgürleştirici potansiyeli daha yüksek olabilir. Bu ihtimali değerlendirmek için, aşağıdaki yorumlara bakalım.  Türkiye ve gaylik ne kadar zıt demi.... hiçbir zaman Türkiye’de kabul edilemeyecek bir gerçek...toplumsal değerler...dinsel değerler...bu konular yıllardır konuşula geliyor...böyle de gideceğe benziyor.. 11  Hiçbiryerde kabul edilmiyor; sadece daha rahatlar Hollanda gibi yerlerde ama orda da heterolar “çocuğumuz gey olsa sorun deil” demiyorlar; her zaman her yerde muhafazaklar olacak. Ülkenizi aşağılamayın lütfen. Diğer Islam devletlerine göre son derece açık ve hoşgörülü bir toplumda yaşıyorsunuz. Bu 11 www. gabile.com Forum Başlığı: Turkiye’de Gaylik. 82 toplum 50’lerde Zeki Müreni, sonra Bülent Ersoy’u ve Tarkan’ı kabul etmiş bir 12 toplumdur.  Ülkemizin gerçekleri gelenek görenek ve değerleri ortada..kimse eşcinselliği bu ülkede alalen kabul etmez. Boş hayaller peşinde koşmaktansa topluma saygı duyup kendi özelinde yaşamalı insanlar bazı şeyleri..sokakta elele yürümesin iki erkek ne kaybederiz. Ha bu arada ben yürüdüm elele sevgilimle kimseyi tınlamadan..ama bazı şehirlerde bunu denemenin bedeli daha ağır olabilir..o yüzden dediği gibi özelimizde yaşayalım böyle şeyleri. Daha mutlu oluruz. 13  “O kadar umutsuz olmayın arkadaşlar. Türkiye ve Gay olmak o kadar çok uzak kavramlar değil. O kadar çok ilişki var ki yıllarca sessizce yaşanan. Bizim toplum biraz şekilcidir, gözünü kapar, yokmuş gibi yapar ama kendi içinde herşeyi yaşar.” 14 Burda ilginç olan, gabile.com’da Türkiye’de ‘gey’ olmak üzerine yapılan yukardaki tartışmaların benzerinin ABD’deki internet sitesinde bulunmamasıdır. Bu hem, Türkiye’deki cinsel azınlıkların kendilerin batının gözüyle görebilmelerinden, hem de kendilerinı hem Avrupa’daki, hem de Ortadoğu’daki şartlarla karşılaştırmalarına bağlanabilir. Açılsak mı Açılmasak mı? Kime Danışmalı? Burdaki asıl mevzu, insanın cinselliğini anlamasının ve algılamasının dolaysız olarak açılabilmesinden ve açıklayabilmesinden dayanan bir sonuç olarak algılanmasıdır. Oysa ki, insanın cinsel kimliğini bildiği halde gene de kimselere söyleyip söylememesi gerektiği, veyahutta cinsel kimliğini ne derecede kamuya açık yaşaması gerektiği çok da genel bir kurala bağlanamaz. Bu kararsızlığın outminds sitesini kullananların sık sık bu konuda tavsiye almak amacıyla internte başvurmasından kolayca anlaşılabilinir. 12 www. gabile.com Forum Başlığı: Turkiye’de Gaylik. 13 www. gabile.com Forum Başlığı: Turkiye’de Gaylik. 14 www. gabile.com Forum Başlığı: Turkiye’de Gaylik. 83  Sadece merak ediyorum... açıkcası bir ara açılmak istiyorum ama tam olarak nasıl yapmam gerektiğini bilemiyorum. Saklamak giderek daha çok rahatsız edici 15 olmaya başladı.  Yani babama nasıl kızlardan hoşlandığımı açıklayabileceğime dair fikre ihtiyacım var. 16  Babam iş seyahatindeyken beni ziyarete geldi ve telefonda bana aslında ne kadar da az sohbet ettiğimizden bahsetti. Aklımdan olan şeyleri, gelecekte neler yapmak istediğimi, bunun gibi şeyleri ona sanki arkadaşmışız gibi anlatmamı rica etti. Eğer bu şansı kullanıp ona açılmam gerektiğini düşünüyorsanız, sizce nasıl başlayayım? 17 Bu tip akıl arayan soruların, Wakeford’un(2002:15) belirttiği gibi internetin sanal bir cemaat olarak işleyişinin siber-eşcinsel araştırmalarının ana damarını oluşturması açısından önemi büyüktür. Ancak, aynı konuda Türk internet sitesinde yapılan tartışmaların içeriği oldukça farklı. Bu konuyu ele alan ana forumun başlığı bile oldukça ilginç: “Açılsakta mı yaşasak? Açılmasakta mı Yaşasak?” Bu forumda, genel olarak, açılmanın ne demek olduğu, açılmak için ne gibi gerekçeler bulunması gerektiği, ve hatta açılmayı insanın aklının ucundan geçirebilmesi için ne gibi koşulların halihazırda bulunmuş olması gerektiği tartışılmaktaydı. Yani, gabile internet sitesinin kullanıcıları açılmak için tavsiyeler almaktan ziyade, daha çok açılmanın ne demek olduğu ve açılmanın Türkiye koşullarında uygun olup olmadığına yoğunlaşmışlardır. Bu, Türk kullanıcıların hiçbir zaman tavsiye aramadıkları anlamına gelmez elbette:  ben 25 yaşında eşcinselim…muhafazakar bir ailenin evladıyım..kendimi bildim bileli eşcinselim..yani bayanlara hiç ilgim olmadı…fakat ailemin benden beklentileri var…evlenip çocuk sahibi olmami istiyorlar elbetter…gelde çık işin içinden. 18 15 www.outminds.com Forum Başlığı: Nasıl Açılmalı [How to Come out] 16 www.outminds.com Forum Başlığı: `Yardim Lütfen” [help please]. 17 www.outminds.com Forum Başlığı: `Baba` [dad]. 18 www.gabile.Com Forum Başlığı: Bu ülkede gaylık zor çok zor. 84 IV Kim Karar Veriyor? Outminds internet sitesinde, kullanıcıların açılıp açılmamaya karar vermeleri daha ziyade bireysel irade gücüyle ve hazır olup olmamak üzerinden değerlendirilmekte. Mesala,  Açıkladığın zaman çok harika bir deneyim yaşamış oluyorsun, değil mi? Hayattan tad almanı ve kendin olmanı kolaylaştıran birşey yaptığını oldukça hissediyorsun. 19  Açılmak, sadece senin çözümleyebileceğin duygularınla yüzleşmeye dair bir süreç. Ve sadece sen bunu etrafındakilere açıklarken senin için doğru olan kelimelere dökebilirsin. Footnote?? Yani, outminds internet sitesinin kullanıcıları, açılma kararanın kişinin kendi sorumluluğunda olan bir durum olduğunu ve bu kararın kesinlikle bireysel olarak verilmesi gerektiğinde birleşiyorlar. Öte yandan, gabile internet sitesinin kullanıcılarından biri şöyle bir yorumda bulunuyor: “Türkiye de koşullar olgunlaştığında herkes cinsel kimliğini açıklayacaktır. Şu an hazır olanlar olabilir ama koşulları uygun olmayan bir sürü insan var.” 20 Bu koşulların nasıl iyileştirebileceği sorusunu ise bir başka kullanıcı cevap veriyor:: “Ortaklaşarak sesimizi duyurmazsak ezilmeye devam edeceğiz.” 21 Ancak, söz konusu bir activist hareket oluşturma açısından internetin ne kadar yardımcı olduğu şüpheli. Bu açıdan, internetin demokratikleşme sürecinde ne derece gerçek hayata evrilen hareketleri tetikleyen bir teknolojik gelişme olduğuna dair teoriler bu çalışma içerisinde tam olarak araştırılamamaktadır. Outminds internet sitesiyle karşılaştırıldığında, gabile internet sitesinde, cinsel azınlıkların açılması ve cinsel kimliklerini açıklaması genel siyasi ve yasal çerçeveler içerisinde tehlikeli ve hatta gereksiz olarak görülebilmektedir. 19 www.outminds.com Forum Başlığı: Bu ilginç olmalı [Well..this’ll be interesting.] 20 www.gabile.com Forum Başlığı: Eşcinsellik Üzerine Herşey. 21 www.gabile.com Forum Başlığı: İş yaşamında eşcinsellik. 85 Daha önemlisi, küresel eşcinsel hareketi tarafından açılma kavramıyla bağdaştırılan anlamlar, Türkiye gibi batı-dışı toplumlarda aynı şekilde bağlantırılmamaktadır. Gabile sitesinin kullanıcıları, bu açıdan, kişisel sorumluluklar ve kararlılıklar sonucunda varılan ‘açılmanın’ sonucunda gelecek özgürleşmelerden ziyade, sosyo-ekonomik yapının ve toplumun genelinin cinsel azınlıklara bakışının değişmesinin önemine parmak basmışlardır. Burda önemli olan, outminds sitesinde de her akıl sorana her ne pahasına olursa olsun açılmaları gerektiğinin önerilmediğidir.  Herkes ailesine açılmak durumunda değildir.  Açılmak gerçekten zor birşey, HER ZAMAN birisinin onaylamaması veya bu durumdan hoşlanmaması riskiyle karşı karşıyasınız.  Sadece hazır olduğunuzda açılmalısınız. Açılıp açılmamanız gerektiği tamamıyla size bağlı birşey. Asıl üzücü olan, hiçbirimizin birbirimize açılıp açılmamanız gerektiğini söyeleyecek durumda olduğumuzu sanmıyorum. Her ne kadar, açılıp açılmama konusunda kesin bir anlaşmaya varılmasa da, bu tartışmanın yer aldığı düzlemler, bu çalışmaya konu alan iki internet sitesinde farklıdır. Her iki sitenin kullanıcılarının açılma sorununu tasarlayışları farklı bakış açılarından ele alınmakta. Outminds kullanıcıları için, açılıp açılmama konusunda verilen karar kişinin hazır olup olmamasına, ve karşılaşabileceği riskleri göğüsleme konusundaki cesaretine bağlanmaktayken, öte yandan, gabile kullanıcıları için, kişnin cinselliğini yaşamasının ne kadar umumi bir kimlikle ilgili olduğu irdelenmekte. Yani, gabile’deki tartışmalarda açılmak sadece kişisel bir karar veya bir tercih meselesi olarak görülmemekte. Hatta zaman zaman, açılmak yapısal sorunlar karşısında gerçekleştirilen gereksiz bir kahramanlık olarak sunulmaktadır. Açılmanın gerekliliğinin tartışılmasındaki bu farklılıklar, hem toplumsal yapıların farklılığına hem de internetin bu toplumsal yapılardan dolayı farklı şekilllerde kullanıldığına işaret etmektedir. VI “Açılmak” ne demek? 86 Bu iki internet sitesindeki bir başka farklılık ise aslında ‘açılmanın’ kendisinin anlamının farklı şekillerde oluşturulmasıdır. Outminds sitesinin kullanıcıları için ‘açılmak’ en basit anlamıyla insanın ailesine ve arkadaşlarına eşcinsel olduğunu söylemesine bağlanmaktadır. Bu açıdan, kişinin cinsel kimliğini bilmesi için, herhangi bir cinsel ilişkide bulunmuş olması gerekmediği vurgulanmaktadır. Bir outminds sitesi kullanıcısının hayalkırıklığı bu konuda bir ipucu verebilir:  Kimse bana inanmıyor, gittikçe daha saçma bir hal almaya başladı. Hergün bir gökkuşağı bileziği takıyorum. Her güne elimi bu bilezikler beraber kaldırıyorum. Yine de, kaç defa söylemiş olmama rağmen, yüzlerine söylemiş olmama rağmen…bana inanmayı reddediyorlar. Ne yapmam lazım? Burda önemli olan, bu kullanıcının deneyiminin genellenebilirliği değil, ancak benzer bir yakınmanın gabile internet sitesinde hiç karşılaşılmamış olmasıdır. Ayrıca da eşcinsel olmayı belirleyenin bunun ne derece bir kimlik olarak göründüğüne bağlanması da dikkat çekicidir. Öte yandan, ‘kimlik’ siyasetini belki de bilmeden eleştirir şekide, gabile internet sitesinin kullanıcıları, açılıp açılmamanın insanın özgürleşmesi açısından çok da merkez alınmaması gerektiğini daha çok vurgulamışlardır. Her ne kadar cinsel arzunun deneyimlenmesi aynı kalsa da, bu arzunun insanın toplumda kendini ifade edişi açısından ne derece belirtilmesi gerektiği konusunda bu iki internet sitesinde önemli ayrılıklar bulunmaktadır. Bu açında şu yorumdaki bakış açısı gabile internet sitesine genellenebilir: “Bence işyerindekilere eşcinsel olduğumu söylemeyi düşünmek bile saçma. İşyerinde seks yapmıyorsun, kendi işine gücüne bakıyorsun.” 22 Yani, gabile internet sitesinin kullanıcıları için kendi cinselliğinle yüzleşmek sağlıklı bir gelişme oalrak görülürken, bu yüzleşmenin ve kendini olduğun gibi kabul etmenin ne derece başkalarına açılman ve açıklaman gerektiği konusunda bir anlaşma mevcut değil. Öte yandan, outminds sitesinin kullanıcıları için, açılmak ve açıklamak cinsel kimliğini özümsemenin ve kendinin farkına varmanın doğal sonucu olarak görülüyor. Bu açıdan, Türkiye gibi batı-dışı toplumlarda cinsel azınlıkların internet kullanımı neticesinde 22 www.gabile.com. Forum Başlığı: İş Yaşamında Eşcinsellik. 87 vardıkları sonuçların, ne derece çevrimdışı politikleştirmelere dönüşeceği oldukça şüpheli. İlginç olan, outminds sitesinde kullanıcıların henüz bir cinsel ilişkide bulunmamış olmanın eşcinsel kimliğini açıklamaya bir engel olmadığını vurgularlarken, öte taraftan, gabile internet sitesinin kullanıcıları, cinsel ilişkide bulunmuş olmaktan, eşcinselliği cinsel bir kimlik olarak benimsemek ve bunu kamuya açık bir şekilde açıklamak yolunda aşılması gereken çok engeller olduğunu vurgulmaktadırlar. Yani açılmak, ‘out’ olmak, Türkiye’de, bunu herkeslere söylemekten ziyade, kişinin kendin cinselliğiyle barışık olması olarak algılanıyora benziyor. Bu farklılık, internetin her iki toplumdaki farklı rollerine ilişkin de birtakım ipuçları vermektedir. İnternet, Türkiye’de cinsel azınlıklar için kabul edici olmayan bir toplumdan sığınma alanı olarak, aslında çevrimdışı politikalara direk olarak etki etmemektedir. Bu açıdan, Türkiye’deki bazı eşcinsel grupların, gene internet üzerinden ‘internetten açılmak’ ve cinsel kimliğini normal hayata taşımak için bir hareket geliştirmiş olmaları çarpıcıdır. Yani, Amerika’daki internet sitesi çevrimdışı hayata bir yardımcı olarak görülürken, Türkiye’de internet kullanımı çevrimdışı hayattaki sorunlar şekillenmiş, ancak internetin aynı sorunları çözmek olan etkileri henüz tam anlamıyla gerçekleşmemiştir. Zaman içerisinde, internetteki açılmanın anlamı üzerine olan tartışmaların ve siber-eşcinsel kültürlerin daha çok kamu gündemine taşınması mümkündür. Bu çalışmanın bulguları, böylelikle Özbay ve Soydan’ın aşagıdaki gözlemine uygun düşmektedir: İnternet bazı eşcinsellerin açılmasını hızlandırdı ve onları daha görünür kıldı, eşcinselliğin büyüsünü ve gizemin dağıtıp, olanaklı kıldı. Öte yandan, bazı insanların ‘eşcinsel’ diye damgalanmadan, bu kimliği üstlenmeden, sanal kimlikler yaratıp seksüel buluşmalara gidip, işlerini kolaylaştırmalarını da sağladı. (Özbay ve Soydan, 2002: 110-111) Burada mühim olan, internetin her ne koşulda olursa olsun içi boş bir araç olmadığı, ancak ve ancak içinde bulunduğu sosyal koşullara göre şekillendiği ve olası 88 etkilerinin bağlam içerisinde anlaşılması gerektiğidir. Yani, internetin demokratikleştirme becerisi kendiliğinden gelen ve kullanıcılarından soyut bir özellik değildir. İnternetin interaktif yapısı dolayısıyla, kullanımına göre şekillenen demokratik açılımlar getirmesi şansına sahipken, sözkonusu demokratikleşme batı-dışı toplumlarda, bazı siber-optimistlerin umduğu kadar kolay olmayacaktır. Cinsel azınlıkları internet kullanımını inceleyen bu karşılaştırmalı analiz, bu açıdan, bize batı ve batı-dışı toplumlardaki internetin anlamlarına, kullanılışına ve demokratik potansiyellerine dair ipuçları vermektedir. Her ne kadar, internete bağlanıp özgürleşmek bir dereceye kadar mümkünse de, bu özgürleşmelerin kanun ve de toplumun geneli tarafından tanınan hakları dönüşmesi için internet dışında bir takım siyasi oluşumlar gerekmektedir. Bu açıdan, internet teknolojilerini toplumu kendiliğinden değiştiren bir güç olarak değil, daha çok toplumum içinden şekillenen ve dolayısıyla toplumdaki siyasi koşulların bir uzantısı olarak görmek gerekir. İnternet birtakım imkanlar yaratsa da, kendiliğinden ne demokrasiye ne de kişisel hakların alanının genişlemesini getirecektir. 89 Sonuç Olarak Atina Senaryosu mu, Orwell Senaryosu mu? Yeni iletişim teknolojileri ve toplumsal değişim arasındaki ilişkiyi demokrasi kavramı üzerinden ele alan en temel tartışma iki farklı senaryo üzerinden dile getirilmektedir: Kölesiz Atina Senaryosu ve Orwell Senaryosu. İnternetin, katılımcı demokrasi ve kamusal alanın gelişimine katkıda bulunacağı/bulunduğu ve sanal komünitelerin bireylerin demokrasi pratiklerini etkileyeceği varsayımını savunan ilk senaryo, teknolojik gelişmelerle ortaya çıkan yeni iletişim biçimleri ve demokrasi arasında kurduğu olumlu ilişkiden etkilenmekte; kamusal meselelerin sanal alanlarda tartışılıyor olmasını “sanal agora”lar olarak yorumlamakta; böylelikle de toplumların etkin katılım odaklı demokratikleşmesinin -internetin küreselleşme hızı ve kapasitesi hesaba katıldığında- yakın gelecekte sağlanacağını savunmaktadır Bilgi tekelinin kırıldığı, bilgiye ulaşma özgürlüğünün genişlediği, bireyler arası ve bireyler ve devlet arasında hızlı ve düşük maliyetli bir ilişkinin kurulduğu bu senaryoda internetin payı, toplumların demokratikleşme hamlesinde oldukça büyüktür. Orwell senaryosuna göre ise, teknoloji ve birey arasındaki ilişkiyi teknolojik gelişmelerin bireyi pasifleştirdiği ve teknolojinin egemen sınıfların lehine geliştirilmesi/gelişmesi bilgisayar aracılığıyla iletişim (computer mediated communication) politik ve ekonomik güç odaklarına hizmet etmekte, bireylerin devlet tarafından sürekli gözetimini kolaylaştırmakta, ve bu yüzden demokratik gelişimi ketlemektedir. Görüldüğü üzere, iletişim teknolojilerinin yüceltildiği birinci yaklaşım bir tarafta, iletişim teknolojilerinin toplumsal tutsaklığa neden olacağını savunan ikinci yaklaşım ise diğer tarafta yer almaktadır. Ancak, iletişim teknolojilerinin yakın vadede toplumları nasıl etkileyeceğine dair kehanetlerde bulunan bu iki yaklaşımın yeterince üzerinde durmadığı birkaç nokta var; (1) Toplumların teknolojiyi nasıl kullanacağı ve nasıl etkileyeceği; (2) fiziksel alandaki mevcut koşulların siber uzama etkisi. Başka bir değişle: İnternet batı ve batı dışı toplumların demokratikleşmesinde eşit derecede 1 etkiye sahip bir araç mıdır? Fiziksel alanın gerçekliği, sanal toplulukların pratikleri üzerinde ne kadar etkilidir? Internet üzerinde kurulan “sanal mekan”, sayesinde ortaya çıkmış yeni bir çevre ve yeni sosyal alan - sanal mekan, sadece iletişim ve bilgi transferini sağlayan bir araç değildir, aynı zamanda kamusal ilişkilerin gerçekleştiği bir iletişim ortamı da olan sanal mekandır. Internetin sosyolojik boyutuyla ilgilenen araştırmacılar için hem sanal “kamusal” sanal mekan hem de bu mekana hızla eklemlenen bireyler ve bu bireylerin oluşturduğu “sanal topluluklar” önem taşımaktadır. Sanal topluluk (virtual community) internet ortamında bir araya gelen insanlar tarafından oluşturulmuş topluluk olarak tanımlanabilir. Bu çerçevede, sanal toplulukları analiz ederken hareket noktasının, bilgisayar aracılığıyla örülü ağlardan oluşan toplukluların, bir topluluk olup olmadıkları sorusu yerine; şimdiye kadar var olagelen reel topluluklardan farklı olup olmadıkları, eğer faklıysa bu niteliğin neden kaynaklandığı, hatta neden “yeni topluluk biçimleri” olarak adlandırıldığı gibi sorular olması daha açıklayıcı olabilir. Daha farklı ifade etmek gerekirse; sanal topluluklar her şeyden önce internet kullanıcılarının iletişim ve ilişki kurma arayışı sonucu ortaya çıkmıştır ve kurucu unsuru grup bilincidir. İnternet kullanıcısına, kendi gibi olanlarla iletişim imkanı sağlamakla birlikte, kolektif bir ideolojiyi de içinde barındırmaktadır Bu yüzden, sanal toplulukları analız ederken üzerinde durulması gereken nokta, kurulan ilişki ve iletişimin pratiğinin niteliğinin ne olduğu ve bu kolektif ruhun demokratikleşme potansiyeline yapacağı katkıdır. Elinizdeki çalışmada internetin getirdiği demokratik açılımlar çerçevesinde farklı internet siteleri ve sanal topluluklar üzerinden yapılmış, ayrıntılı ve kalitatif çalışmalar var. Kamusal Alan, Özel Alanın sanal alandaki izdüşümleri kıyaslamalı ve uzun bir çalışma çerçevesinde incelendiğinde ortaya çıkanları tartıştığımız ikinci ve üçüncü bölümleri hatırlayacak olursak, temel bulgularımızı şöyle özetlemek mümkün. 1. Kamusal Alandaki birisi devlet diğeri ise bağımsız siyasi hareketleri araştırmak olan iki ayrı araştırmada ortaya çıkan, internetin sunduğu demokratik olanakların var olan siyasal kültür, devlet kültürü tarafından ne denli belirlendiğidir. 2 Daha demokratik ve katılımcı devlet geleneğine sahip olan İtalyadaki e-devlet uygulamaları, Türkiyedeki benzer bir e-devlet uygulamasından çok daha etkin işlevseldir. İnternet üzerinden organize olan siyasi hareketlerde de, gene o hareketin içinde geliştiği toplumsal yapının sınırlılıklarının hareketin gelişmesini ve etkinleşmesini büyük ölçüde belirlediği açıktır. Bu iki çalışmadan yola çıkarak, kamusal alanda internet kullanımının demokratikleşmeye katkısının “otomatik” olmayacağı, “contex” in, yani hareketin oluştuğu, geliştiği coğrafyanın siyasi kültürünün internetin nasıl kullanılacağı, ne kadar gündelik hayatı yönlendireceği tayin ettiği açıkça ortua çıkmaktadır. 2. İnternetin özel alanda getirdiği açılımlara bakıldığında ise, bu etkinin Türkiyede kamusal alana kıyasla daha geniş ve daha etkin denebilir. Ancak burada da, içinde yaşanılan toplumun etkisi, izdüşümleri mutlaka dikkate alınmak durumunda. Her ne kadar internet üzerinden eşitlikçi ve demokratik futbol anlayışı üretilmeye çalışılsa da, sanal alanda da, kamusal alanda görülen farklılıklar internet ortamında da mevcuttur. Her ne kadar, internete bağlanıp özgürleşmek bir dereceye kadar mümkünse de, bu özgürleşmelerin kanun ve de toplumun geneli tarafından tanınan hakları dönüşmesi için internet dışında bir takım siyasi oluşumlar gerekmektedir. Bu açıdan, internet teknolojilerini toplumu kendiliğinden değiştiren bir güç olarak değil, daha çok toplumum içinden şekillenen ve dolayısıyla toplumdaki siyasi koşulların bir uzantısı olarak görmek gerekir. İnternet birtakım imkanlar yaratsa da, kendiliğinden ne demokrasiye ne de kişisel hakların alanının genişlemesini getirecektir. 3. İnternete ulaşım demek, sadece maddi olarak bir bilgisayar ekranının önüne geçebilmek ve onu kullanabilmek demek değil. Kuşkusuz internete erişim, temel ve en önemli şart, ama onun ötesinde internetin nasıl, ne zaman, hangi amaçlar için kullanıldığına baktığımızda, var olan toplumsal yapının temel belirleyici olduğu sonucu çıkıyor. İnternetin nasıl kullanıldığı, o toplumsal yapının bir izdüşümü aynı zamanda. İnternet Toplumsalın İzdüşümü mü, Yeni Bir Gezegen mi? İnternet aynı zamanda yeni bir gezegen. Ancak içinde bulunduğumuz güneş 3 sisteminin bir parçası olan bir gezegen. Sosyal bilimciler olarak bu yeni gezegeni keşfetmek ve dünyamızı nasıl etkiledğiğini ya da etkileyeceğini tartışmak için önümüzdeki on yılları beklemek lazım. 4 Sonuç Olarak Dilek Cindoglu Atina Senaryosu mu, Orwell Senaryosu mu? Bundan önceki yazılarda da yer yer ayrıntılı olarak tartışıldığı gibi yeni iletişim teknolojileri ve toplumsal değişim arasındaki ilişkiyi demokrasi kavramı üzerinden ele alan en temel tartışma iki farklı senaryo üzerinden dile getirilmektedir: Kölesiz Atina Senaryosu ve Orwell Senaryosu. İnternetin, katılımcı demokrasi ve kamusal alanın gelişimine katkıda bulunacağı/bulunduğu ve sanal komünitelerin bireylerin demokrasi pratiklerini etkileyeceği varsayımını savunan ilk senaryo, teknolojik gelişmelerle ortaya çıkan yeni iletişim biçimleri ve demokrasi arasında kurduğu olumlu ilişkiden etkilenmekte; kamusal meselelerin sanal alanlarda tartışılıyor olmasını “sanal agora”lar olarak yorumlamakta; böylelikle de toplumların etkin katılım odaklı demokratikleşmesinin - internetin küreselleşme hızı ve kapasitesi hesaba katıldığında- yakın gelecekte sağlanacağını savunmaktadır Bilgi tekelinin kırıldığı, bilgiye ulaşma özgürlüğünün genişlediği, bireyler arası ve bireyler ve devlet arasında hızlı ve düşük maliyetli bir ilişkinin kurulduğu bu senaryoda internetin payı, toplumların demokratikleşme sürecinde oldukça büyüktür. Orwell senaryosuna göre ise, teknoloji ve birey arasındaki ilişkiyi teknolojik gelişmelerin bireyi pasifleştirdiği ve teknolojinin egemen sınıfların lehine geliştirilmesi/gelişmesi bilgisayar aracılığıyla iletişim politik ve ekonomik güç odaklarına hizmet etmekte, bireylerin devlet tarafından sürekli gözetimini kolaylaştırmakta, ve bu yüzden demokratik gelişimi ketlemektedir. Görüldüğü üzere, iletişim teknolojilerinin yüceltildiği birinci yaklaşım bir tarafta, iletişim teknolojilerinin toplumsal tutsaklığa neden olacağını savunan ikinci yaklaşım ise diğer tarafta yer almaktadır. Ancak, iletişim teknolojilerinin yakın vadede toplumları nasıl etkileyeceğine dair kehanetlerde bulunan bu iki yaklaşımın yeterince üzerinde durmadığı birkaç nokta var; (1) Toplumların teknolojiyi nasıl kullanacağı ve nasıl 90 etkileyeceği; (2) fiziksel alandaki mevcut koşulların siber uzama etkisi. Başka bir değişle: İnternet batı ve batı dışı toplumların demokratikleşmesinde eşit derecede etkiye sahip bir araç mıdır? Fiziksel alanın gerçekliği, sanal toplulukların pratikleri üzerinde ne kadar etkilidir? Kuşkusuz internet üzerinde kurulan “sanal mekan”, sayesinde ortaya çıkmış yeni bir çevre ve yeni sosyal alan - sanal mekan, sadece iletişim ve bilgi transferini sağlayan bir araç değildir, aynı zamanda kamusal ilişkilerin gerçekleştiği bir iletişim ortamı olan sanal mekandır. Internetin sosyolojik boyutuyla ilgilenen araştırmacılar için hem sanal “kamusal” mekan hem de bu mekana hızla eklemlenen bireyler ve bu bireylerin oluşturduğu “sanal topluluklar” önem taşımaktadır. Sanal topluluk (virtual community) internet ortamında bir araya gelen insanlar tarafından oluşturulmuş topluluk olarak tanımlanabilir. Bu çerçevede, sanal toplulukları analiz ederken hareket noktasının, bilgisayar aracılığıyla örülü ağlardan oluşan toplukluların, bir topluluk olup olmadıkları sorusu yerine; şimdiye kadar var olagelen reel topluluklardan farklı olup olmadıkları, eğer faklıysa bu niteliğin neden kaynaklandığı, hatta neden “yeni topluluk biçimleri” olarak adlandırıldığı gibi sorular olması daha açıklayıcı olabilir. Sanal topluluklar her şeyden önce internet kullanıcılarının iletişim ve ilişki kurma arayışı sonucu ortaya çıkmıştır ve kurucu unsuru grup bilincidir. İnternet kullanıcısına, kendi gibi olanlarla iletişim imkanı sağlamakla birlikte, kolektif bir ideolojiyi de içinde barındırmaktadır Bu yüzden, sanal toplulukları analız ederken üzerinde durulması gereken nokta, kurulan ilişki ve iletişimin pratiğinin niteliğinin ne olduğu ve bu kolektif ruhun demokratikleşme potansiyeline yapacağı katkıdır. Elinizdeki çalışmada internetin getirdiği demokratik açılımlar çerçevesinde farklı internet siteleri ve sanal topluluklar üzerinden yapılmış, ayrıntılı ve kalitatif çalışmalar var. Kamusal ve özel alanın sanal alandaki izdüşümleri kıyaslamalı ve uzun bir çalışma çerçevesinde incelendiğinde ortaya çıkanları tartıştığımız ikinci ve üçüncü bölümleri hatırlayacak olursak, temel bulgularımızı şöyle özetlemek mümkün. I. Kamusal Alandaki birisi devlet diğeri ise bağımsız siyasi hareketleri araştırmak olan iki ayrı araştırmada ortaya çıkan, internetin sunduğu demokratik olanakların var olan 91 siyasal kültür, devlet kültürü tarafından ne denli belirlendiğidir. Daha demokratik ve katılımcı devlet geleneğine sahip olan İtalyadaki e-devlet uygulamaları, Türkiyedeki benzer bir e-devlet uygulamasından çok daha etkin işlevseldir. İnternet üzerinden organize olan siyasi hareketlerde de, gene o hareketin içinde geliştiği toplumsal yapının sınırlılıklarının hareketin gelişmesini ve etkinleşmesini büyük ölçüde belirlediği açıktır. Bu iki çalışmadan yola çıkarak, kamusal alanda internet kullanımının demokratikleşmeye katkısının “otomatik” olmayacağı, “contex-bağlam” in, yani hareketin oluştuğu, geliştiği coğrafyanın siyasi kültürünün internetin nasıl kullanılacağı, ne kadar gündelik hayatı yönlendireceği tayin ettiği açıkça ortaya çıkmaktadır. II. İnternetin özel alanda getirdiği açılımlara bakıldığında ise, bu etkinin Türkiyede kamusal alana kıyasla daha geniş ve daha etkin denebilir. Ancak burada da, içinde yaşanılan toplumun etkisi, izdüşümleri mutlaka dikkate alınmak durumunda. Her ne kadar internet üzerinden eşitlikçi ve demokratik futbol anlayışı üretilmeye çalışılsa da, sanal alanda da, kamusal alanda görülen farklılıklar internet ortamında da mevcuttur. Her ne kadar, internete bağlanıp özgürleşmek bir dereceye kadar mümkünse de, bu özgürleşmelerin kanun ve de toplumun geneli tarafından tanınan hakları dönüşmesi için internet dışında bir takım siyasi oluşumlar gerekmektedir. Bu açıdan, internet teknolojilerini toplumu kendiliğinden değiştiren bir güç olarak değil, daha çok toplumum içinden şekillenen ve dolayısıyla toplumdaki siyasi koşulların bir uzantısı olarak görmek gerekir. İnternet birtakım imkanlar yaratsa da, kendiliğinden ne demokrasiye ne de kişisel hakların alanının genişlemesini getirecektir. III. İnternete ulaşım demek, sadece fiziksel olarak bir bilgisayar ekranının önüne geçebilmek ve onu kullanabilmek demek değil. Kuşkusuz internete erişim, temel ve en önemli şart, ama onun ötesinde internetin nasıl, ne zaman, hangi amaçlar için kullanıldığına baktığımızda, var olan toplumsal yapının, örgütlenme kapasitesinin, iletişim 92 alışkanlıklarının ve demokrasi değerlerinin bu alanının nasıl ve ne ölçüde kullanıldığında temel belirleyici olduğu sonucu çıkıyor. İnternetin nasıl kullanıldığı, o toplumsal yapının bir izdüşümü aynı zamanda. İnternet Toplumsalın İzdüşümü mü, Yeni Bir Gezegen mi? Sonuç olarak internet aynı zamanda yeni bir gezegen. Tıpkı uzayda bulunan yeni bir gezegen gibi keşfedilmeye, kullanılmaya açık bir gezegen. Ancak içinde bulunduğumuz güneş sisteminin bir parçası olan bir gezegen. Yani, içinde yaşadığımız evrenin bir parçası. Sosyal bilimciler olarak bu yeni gezegeni keşfetmek ve dünyamızı nasıl etkiledğini ya da etkileyeceğini tartışmak için önümüzdeki on yılları beklemek lazım. 93 KAYNAKÇA 2.1 Yeni Sosyal Hareketler, Demokrasi ve İnternet Agger, Ben (2004). The Virtual Self. Malden, Mass.: Blackwell Publishing. Atton, Chris (2003). “Rehaping Social Movement Media for a New Millennium” Social Movement Studies, 2(1), 3-15. Ayers, Michael D. (2003). “Comparing Collective Identityin Online and Offline Feminist Activists”. in Cyberactivism: Online Activism in Theory and Practice. ed. Martha McCaughey and Michael D. Ayers. London, New York: Routledge. Bennett, W. Lance (2003). “New Media Power: The Internet and Global Activism” in Contesting Media Power N. Couldry, J. Curran (eds.) Lanham, Md.: Rowman and Littlefield. Bennett, W. L., T. E. Givens, L. Willnat (2004). “Crossing Political Divides: Internet Use and Political Identifications in Transnational Anti-War and Social Justice Activists in Eight Nations”. European Consortium for Political Research, Workshop “Emerging Repertoires of Political Action”, Uppsala. Bohman, James (2004). “Expanding Dialogue: the Internet, the Public Sphere and Prospects for Transnational Democracy” in After Habermas: New Perspectives on the Public Sphere N. Crossley, J. M. Roberts (eds.) Oxford, Malden: Blackwell Publishing. Boyd, Andrew (2003). “The Web Rewires The Movement”. Nation 227(4). Suzanne Brunsting, T. Postmes (2002) “Social Movement Participation in the Digital Age: Predicting Offline and Online Collective Actions” Small Group Research 33(5), 525-554. Buechler, Steven (1995). “New Social Movement Theories”. The Sociological Quarterly. 34(3), 441-464. Castells, Manuel (199 ). The Information Age, Vol II, The Power of Identity. Cambridge, Mass.: Blackwell. Diani, Mario (1992). “The Concept of Social Movement”. The Sociological Review 1-21 Diani, Mario (2001). “Social Movement Network, Virtual and Real”. Culture and Politics in the Information Age, içinde Frank Webster ed., London, New York: Routledge. DiMaggio, Paul, E. Hargittai, W. R. Neuman, and J. P. Robinson (2001) “Social Implications of the Internet”. Annual Review of Sociology. 27, 307-36. 94 Edwards, Gemma (2004). “Habermas and Social Movements: What’s ‘New’” in After Habermas Crossley & Roberst (eds.) Oxford, Malden: Blackwell Publishing. Guedes, Olga (2002). “New Technologies, Democracy and Social Movement” Paper presented at 2001 Bugs, Globalism and Pluralism, Montreal. Habermas, Jurgen (1981). “New Social Movements”. Telos (49). Illia, Laura (2002). “Passage to Cyberactivism: How Dynamics of Activism Change”. Journal of Public Affairs. 3(4) 26-327. Jones, Steve (ed.) (1999a). Doing Internet Research: Critical Issues and Methods for Examining the Net. Sage Publications: Thousand Oaks. Jones, Steve (1999b). “Studying the Net: Intricacies and Issues” in Doing Internet Research S. Jones (ed.). Sage Publications: Thousand Oaks. Kidd, Dorothy (2003). “Indymedia.org: A New Communications Commons”. in Cyberactivism: Online Activism in Theory and Practice. ed.Martha McCaughey and Michael D. Ayers. London, New York: Routledge. Langman, Lauren and Douglas Morris. “Internet Mediation: A theory of Alternative Globalization Movements”. http://www.is.njit.edu/vci/iwci1/morris-internet- mediation.doc. Levidov, Les. (2004) “Making Another World Possible? The European Social Forum”. Radical Philosophy. 128 (November/December) 6-11. McCaughey, Martha and Michael D. Ayers eds. (2003). Cyberactivism: Online Activism in Theory and Practice. London, New York: Routledge. Moore, R.K. (1999) “Democracy and Cyberspace”, Digital Democracy: Discourse and Decision Making in the Information Age içerisinde B.N. Hague ve B.D. Loader (ed.) London & New York: Routledge. Andrew Murray and Lindsey German (2005). Stop the War: The Story of Britain’s Biggest Mass Movement. London: Bookmarks. Petras, James (2002). “Porto Allegre 2002: A Tale of Two Forums”. Monthly Review 53(11), 56-61. Salter, Lee (2003). “Democracy, New Social Movements, and the Internet: A Habermasian Analysis” in Cyberactivism: Online Activism in Theory and Practice M. McCaughey, M. D. Ayers (eds.) New York, London: Routledge. 95 Scott, Alan and John Street (2001). “From Media Politics to e-Protest? The Use of Popular Culture and New Media in Parties and Social Movements”. in Culture and Politics in the Information Age, ed. Frank Webster, London, New York: Routledge. Tucker, Kenneth H. (1991). “How New are the New Social Movements?” Theory, Culture & Society 8, 75-98 Van Aelst, Peter and Stefaan Walgrave (2002). “New Media, New Movements? The Role of the Internet in Shaping the ‘Anti-Globalization’ Movement”. Information, Communication & Society. 5(4) 465-493. Vegh, Sandor (2003) “Classifying Forms of Online Activism, The Case of Cyberprotests against the World Bank”. in Cyberactivism: Online Activism in Theory and Practice. ed. Martha McCaughey and Michael D. Ayers. London, New York: Routledge. Webster, Frank (ed.) (2001). Culture and Politics in the Information Age. London, New York: Routledge. Frank Webster (2003). Information Society Reader. Routledge. Websiteleri: http://www.stopwar.org.uk. http://www.kureselbarisveadalet.org. 96 2.2 Türkiye ve İtalya Örnekleri Çerçevesinde e-devlet Uygulamaları ile e-demokrasi İlişkisi Üzerine Karşılaştırmalı Bir Analiz Bell, D. (2001) An Introduction to Cybercultures, London & New York: Routledge. Brown, M. ve Brudney, J. (2001) “Achieving Advanced Electronic Government Services”, Konferans tebliği, www.spea.indiana.edu/NPMRC6/ adresinde 2 Kasım 2006 tarihinde erişilmiştir. Castells, M (2004) “An Introduction to the Information Age”, The Information Society Reader içerisinde (F. Webster, ed.), London & New York: Routledge, s. 138-64. Clift, S. (2003) “E-Democracy, E-Government and Public Net-Work”, www.publicus.net adli web sitesinde15 Ekim 2006 tarihinde erişilmiştir. Çankaya Belediyesi Stratejik Planı 2006-2010, www.cankaya-bld.gov.tr adresinde 21 Ocak 2007 tarihinde erişilmiştir. Çetin, H., Aydoğan, O. ve Ertuğrul, Z. (2005) “E-Türkiye Durum Analizi ve Çözüm Önerileri”, www.edevlet.net adlı web sitesinde 28 Kasım 2006 tarihinde erişilmiştir. DPT Bilgi Toplumu Strateji Belgesi (2003), www.bilgitoplumu.gov.tr adresinde 28 Kasım 2006 tarihinde erişilmiştir. DPT (2004) E-Devlet Proje ve Uygulamaları, Ankara: DPT Yayınları. Hague, B.N. ve Loader, B.D. (1999) “Digital Democracy: An Introduction”, Digital Democracy: Discourse and Decision Making in the Information Age içerisinde (B.N. Hague ve B.D. Loader, ed.) London & New York: Routledge: s. 3-22. Macintosh, A. (2003) “Using Information and Communication Technologies to Enhance Citizen Engagement in the Policy Process”, Promise and Problems of E-Democracy: Challenges of Online Citizen Engagement başlıklı OECD Raporu içerisinde, s.19-142, http://www.oecd.org/dataoecd/9/11/35176328.pdf adresinde 30 Aralık 2006 tarihinde erişilmiştir. Manin, B. (1997) Principles of Representative Government, Cambridge & New York: Cambridge University Press. Moore, R.K. (1999) “Democracy and Cyberspace”, Digital Democracy: Discourse and Decision Making in the Information Age içerisinde (B.N. Hague ve B.D. Loader, ed.) London & New York: Routledge: s. 39-59. OECD E-Government Studies, “The E-Government Imperative”, 97 http://webdomino1.oecd.org/COMNET/PUM/egovproweb.nsf/viewHtml/index/$FILE/E -Government%20Imperative%20Final().pdf adresinde 5 Kasım 2006 tarihinde erişilmiştir. Papacharissi, Z. (2004) “ The Virtual Sphere”, The Information Society Reader içerisinde (F. Webster, ed.), London & New York: Routedge, s. 379-92. Pippa, N. (2001) Digital Divide, New York:Cambridge University Press. Rheingold, H. (1993) The Virtual Community, Massachusetts: Addison-Wesley Publishing Company. Schalken, K. (1998) “Internet as a New Public Sphere for Democracy?”, Public Administration in An Information Age içerisinde (I.Th.M. Snellen ve W.B.H.J. Van de Donk, ed.), The Netherlands: IOS Press, s. 159-74. Steyaert, J. (2002) “Is the Internet Viagra for Democracy”, www.openDemocracy.net web sitesinde 10 Ekim 2006 tarihinde erişilmiştir. Uçkan, Ö (2003) “E-Devlet, E-Demokrasi ve Türkiye”, www.devlet.net adlı web sitesinde 15 Kasım 2006 tarihinde erişilmiştir. Yıldız, M (2002) “Bir Kamu Politikası Aracı Olarak İnternet Kafeler”, www.edevlet.net adlı web sitesinde 15 Aralık 2006 tarihinde erişilmiştir. WEB SİTELERİ http://ec.europa.eu/idabc www.basbakanlik.gov.tr www.bilgitoplumu.gov.tr www.cnipa.gov.it www.crc.italia.it www.democracy.forum.co.uk www.die.gov.tr www.dpt.gov.tr www.innovazione.gov.it www.istat.it www.oecd.org www.openDemocracy.net www.publicus.net www.teledemocracy.org 98 3.1 İnternet ve Sanal Topluluklar Ekseninde Futbol Taraftarlığı Agger, Ben (2004). The Virtual Self. Malden, Mass.: Blackwell Publishing. Armstrong, Gary & Giulianotti, Richard (der), (1999). Footbal Cultures and Identities, Macmillan Press LTD: London Bimber, Bruce (2002). “İnternet ve Siyasi Dönüşüm: Hızlandırılmış Çoğulculuk”, Cogito, Sayı 30, ss: 166-174 Bell, David. (2001) An Introduction to Cybercultures, Routledge: London & New York. Bkardjieva, Maria (2005). Internet Society, Sage Publications: London, Thousand Oaks, New Delhi Bora, Tanıl (2001). Futbol ve Kültürü, İletişim Yayınları: İstanbul. Bora, Tanıl (2001). Takımdan Ayrı Düz Koşu, İletişim Yayınları: İstanbul. Bourdieu, Pierre (1991) “Sports and Social Class”, C.Mukerji ve M. Schudson (der), Rethinking Popular Culture: Contemporary Perspectives in Cultural Studies içinde, University of California Press: Berkeley/Los Angeles. Castells, Manuel (1999 ). The Information Age, Vol II, The Power of Identity. Cambridge, Mass.: Blackwell. Emrence, Cem (2005) “Marksizmden küreselleşme okuluna: Spor sosyolojisi 1970-2005”, Toplum ve Bilim, Sayı 105, ss: 93-106 Gökalp, Emre (2005) “Medya ve spor ya da spor/futbol medyası”, Toplum ve Bilim, Sayı 105, ss: 121-137 Jones, Quentin. (1997). Virtual-communities, virtual settlements & cyber-archaeology: A theoretical outline. Journal of Computer-Mediated Communication [Online], 3(3). Available: http://www.ascusc.org/jcmc/vol3/issue3/jones.html. Stone, Allucquere Rosanne. (1991) Will the real body please stand up?: Boundary stories about virtual cultures. In M. Benedikt (Ed.), Cyberspace: First steps. Cambridge, MA: MIT Press. 99 Timisi, Nilüfer. 2003. Yeni İletişim Teknolojileri ve Demokrasi. Dost Kitabevi:Ankara Weinreich, F. (1997). Establishing a point of view towards virtual communities. Computer-Mediated Communication [Online], 3(2). Available: http://www.december.com/cmc/mag/ 1997/feb/wein.html. Yurdesin, Doruk (2005) “Futbol, kamusal alan ve demokrasi” Toplum ve Bilim, Sayı 105, ss: 107-120 Jones, Steven.(1999), “Studying The Net” in Doing Internet Research: Critical Issues and Methods for Examining the Net, ed. by Steve Jones, Sage Publications Rheingold, H. (1993) The Virtual Community, Massachusetts: Addison-Wesley Publishing Company. Toklucu, Murat. (2001), Taraftarın Seninle, İstanbul: İletişim Yayınları. Webster, Frank (ed.) (2001). Culture and Politics in the Information Age. London, New York: Routledge. Yalçın, Cemal (2003). “Sosyolojik Bir Bakış Açısıyla İnternet”, C.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi, Mayıs 2003 Cilt 27, No1, ss: 77-89 Yılmaz, Nilay (2007) “Çarşı’ya Karşı Değiliz”, www.milliyet.com, 19 Şubat 2007 Web Siteleri: www.besiktask.net, www.imusa.org 100 3.2 Açılmak ya da İnternet’te Açılmak: Cinsel Azınlıkların İnternet Kullanımına Dair Karşılaştırmalı bir Analiz Alexander, Jonathan. 2002a. Homo-Pages and Queer Sites: Studying the Construction and Representation of Queer Identities on the World Wide Web. Internetional Journal of Sexuality and Gender Studies, Vol. 7 Nos: 2/3 July 2002. -----------------2002b. Queer Webs: Representations of LGBT People and Communities on the World Wide Web. International Journal of Sexuality and Gender Studies, Vol. 7 Nos: 2/3 July 2002. Altman, Dennis. 2001. Global Sex. The University of Chicago Press: Chicago and London -------------------------2002. Globalization and the International Gay/Lesbian Movement” in Handbook of Lesbian and Gay Studies (der. Richardson, Diane and Seidman, Steven) Sage Publications: London, New Delhi. Bell, David.2000. “Cybercultures Reader: a user’s guide” The CyberCultures Reader içerisinde Routledge: London and New York. Benedikt, Michael. 2000. `Cyberspace: First Steps`. The CyberCultures Reader içerisinde. Routledge: London and New York. Bereket, Tarık ve Adam, Barry D. 2006. “The Emergence of Gay Identities in Turkey”, Sexualities, Vol. 9 No: 2 Berry, Chris ve Martin, Evan. 2000. “Queer ‘n’ Asian on-and-off-the Net: the role of cyberspace in Queer Taiwan and Korea. Webstudies: Rewiring media studies for the digital age içerisinde. Arnold Publishers:New York Binark, Mutlu ve Kılıçbay, Barış. 2005. İnternet, Toplum, Kültür. Epos Yayınları: Ankara. Coleman, Eli.1982. “Developmental Stages of The Coming-out Process”. American Behavioral Scientist, Vol. 25 No.4. Butler, Judith. 1999. Gender Trouble: Feminism and The Subversion of Identity. Routledge: New York and London Drucker, Peter. 1996. “In the tropics there is no sin”: Sexuality and Gay-Lesbian Movements in the Third World. New Left Review Escobar, Arturo. 2000. Welcome to Cyberia: Notes on the Anthropology of Cyber Culture” The CyberCultures Reader içerisinde. Routledge: London and New York. Fassin, Eric. 2001. “Same Sex, Different Politics: “Gay Marriage” Debates in France and the United States.” Public Culture 13(2): 215-232 101 Friedman, Thomas L. 2007 “It’s a flat world after all” in the Politics of Globalization: A reader (der. Kesselman, Mark) Houghton Mifflin Company:Boston and New York Esterberg, Kristin G. 2002. “The Bisexual Menace: Or, will the real bisexual please stand up?” in Handbook of Lesbian and Gay Studies (der. Richardson, Diane ve Seidman, Steven) Sage Publications: London, New Delhi. Gauntlett, David (der.). Web.studies Rewiring media studies for the digital age. Oxford University Press: New York Heinz, Bettina. Gu, Li. Inuzuka, Ako. Zender, Roger. 2002. Under the Rainbow Flag: Webbing Global Gay Identities. International Journal of Sexuality and Gender Studies, Vol. 7 Nos: 2/3 July 2002. Hakken, David. 2004. “The Cyberspace Anthropology: A Foreword” Antropoloji Indonesia 73. Hand, Martin ve Sandywell, Barry. 2002. “E-topia as Cosmopolis or Citadel: On the Democratizing and De-Democratizing Logics of the Internet, or, Toward a Critique of the New Technological Fetishism” Theory, Culture and Society. Vol. 19(1-2): 197-225 Helie, Anissa. 2000. “Holy Hatred” Reproductive Health Matters 2004: 12(23) Hendriks, Frank ve Zouridis, Stavros. 1999. “Cultural Biases and New Media for the Public Domain: Cui Bono?” Cultural Theory as Political Science ( der. Thompson, Michael, Grendstad, Gunnar ve Selle, Per) içerisinde. Routledge: London ve New York Hocaoğlu, Murat. 2002. Eşcinsel Erkekler, Yirmi Beş Tanıklık. Metis Yayınları: Istanbul Human Rights Campaign Foundation. 2002. “Resource Guide to Coming-Out” Washington D.C Massad, Joseph. Re-Orienting Desire: The Gay International and the Arab World. Public Culture. 14(2): 361:385. Munt, R. Bassett, H. O’Riordan, Kate. 2002.“Virtually Belonging: Risk, Connectivity, and Coming-out On-line.” International Journal of Sexuality and Gender Studies, Vol. 7 Nos: 2/3 July 2002. Murray, Stephen O.2000 Homosexualities. The University of Chicago Press. Narrain, Arvin. 2001. “Human Rights and Sexual Minorities: Global and Local Contexts”. Refereed Article Law, Social Justice & Global Development 2001(2) 102 Puri, Jyoti.2002 “Nationalism Has a Lot to Do with it! Unraveling Questions of Nationalism and Transnationalism in Lesbian/Gay Studies” in Handbook of Lesbian and Gay Studies (der. Richardson, Diane and Seidman, Steven) Sage Publications: London, New Delhi. Richardson, Diane and Seidman, Steven. 2002. “Introduction” in Handbook of Lesbian and Gay Studies (der. Richardson, Diane and Seidman, Steven) Sage Publications: London, New Delhi. Sardar, Ziauddin. “Alt.Civilizations.Faq: Cyberspace as the Darker Side of the West” The CyberCultures Reader içerisinde. Routledge: London and New York. Timisi, Nilüfer. 2003. Yeni İletişim Teknolojileri ve Demokrasi. Dost Kitabevi:Ankara Özbay, Cenk ve Soydan, Sardar. 2002. Eşcinsel Kadınlar, Yirmi Dört Tanıklık. Metis Yayınları: Istanbul Warner, Michael. 1999. The Trouble with Normal Sex : Politics and the Ethics of Queer Life, New York. Wakeford, Nina.2000. “Cyberqueer” The CyberCultures Reader ‘içerisinde. Routledge: London and New York. Wolcott, Peter and Goodman, Seymour. 2000. The Internet in Turkey and Pakistan: A Comparative Analysis. Report for CISAC (Center for International Security and Cooperation) [Internet Access on May 1, 2006 :http://iis- db.stanford.edu/pubs/11911/turkpakinternet.pdf] 103