Doç. Dr. Recep ‚RDOĞ‚N | 131 MÜRCİE'DE F“RKLI İM“N TANIMLARI Recep ‚RDOĞ‚N  Özet İmanın tanımlanması kelam ilminin temel meselelerinden biridir. M(rciî âlimler, imanı farklı farklı tanımlamı<lardır. ‛u makalede biz, onların iman tanımlarını inceleyeceğiz. Onlardan bazıları, g(nahları önemsiz gören bir anlayı< ortaya koymu<lar ve imanı da buna göre tanımlamı<lardır. Onlar Zemmedilen Mürcie olarak adlandırılır. "İman, Marifettir.", "İman, ikrardır." ve "İman, Marifet ve İkrardır." tanımları bu gruba aittir. ‛u tanımlar, M(rcie'nin çoğunluğunca da kabul görmemi<tir. Mürcie'den bir grup Ehl-i S(nnete yakın bir anlayı< ortaya koyar ve bunlar öv(len M(rcie olarak isimlendirilir. Onların farklı iman tanımları a<ağıdaki gibi sıralanabilir "İman, marifet, kalp fiilleri ve ikrardır.", "İman, marifet, tasdik, ikrardır." "İman, marifet, tasdik, ikrar ve kalp fiilleridir." Dolayısıyla M(rcienin çoğunluğunu olu<turan kesimin iman tanımı, tanım tekniği olarak değilse de imanın muhtevasını gösterme açısından Ehl-i Sünnete yakındır. Anahtar Kelimeler: Mürcie, iman, marifet, tasdik, ikrar, kalp fiilleri. ***  Doç. Dr., KSU İlahiyat Fak(ltesi, www.sosyal-kelam.com,

[email protected]

-----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt , sayı , 2014----------- 132 | M(rcie de Farklı İman Tanımları The Definition of Faith According to Murciah Abstract The problem of definition of faith (imaan) is one of the important issues of Qalam. In this paper, we will focused on the different definitions of faith according to the them. Some of the Murciah considered the sins as innocuous. They are named as The Condemned Murciah. Faith is knowledge. , Faith is iqrar admission, affirmation by tank . and Faith is knowledge and iqrar admission, affirmation by tank . are belong to this group. A group of Murciah has an approach that is very similar to the approach of the Ahlu's-Sunnah and these scholars are named The Lauded Murciah. The different definitions of faith according to the those are below: Faith is knowledge, iqrar admission, affirmation by tank and actions of heart. Faith is knowledge, submit and iqrar (admission, affirmation by tank . Faith is knowledge, tasdiq affirmation by heart , iqrar (admission, affirmation by tank and actions of heart. In that case, definitions of faith belong to the majority of Murciah are similar to the definition of the Ahlu's-Sunnah, i.e. faith is affirmation by heart, viewpoint of contents and result but not as a logical definition. Key Words: Murciah, Faith, knowledge, affirmation, admission, actions of heart. Giriş Kelam ekolleri, imanın mahiyeti, iman-amel ili<kisi, b(y(k g(nah i<leyenin h(km( vd. konularda farklı anlayı<lara sahip olmu<lar ve iman kavramına farklı tanımlar getirmi<lerdir. İnsanın inanan bir varlık olduğunu d(<(n(nce, imanın ne anlama geldiği ve -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt 1 , sayı , ----------- Doç. Dr. Recep ‚RDOĞ‚N | 133 mahiyetini nelerin olu<turduğunun tespit, her zaman için önemini koruyan bir konudur. İman konusundaki ilk tartı<maların taraflarından biri de M(rcie mezhebidir. G(n(m(zde de M(rcie'yi ve onun iman anlayı<ını konu alan çe<itli ara<tırmalar yapılmı<tır. Geçmi<te de Mürcie en çok konu<ulan ve tartı<ılan mezheplerden biri olmu<tur. 5yle ki hen(z kelam ilminin doğu<u ve geli<iminden önce ortaya çıkmı< olan M(rcie hakkında detaylı bilgiler g(n(m(ze kadar gelebilmi<tir. İtikadî mezheplerin farklı anlamlar y(klediği imanın tanımı konusunda M(rcie mezhebi, deği<ik yakla<ımlar, gör(<ler ve tanımlar ortaya koymu<tur. M(rcie ye ait bu tanımlamalar da g(n(m(ze değin tartı<ılmaya devam etmi<tir. ‛ununla birlikte M(rcie'nin iman anlayı<ı hakkında bazı genellemeler yaygındır ve bu durum, M(rcie hakkında söylenenleri tahkik etmeyi gerektirmektedir. ‚yrıca, kanaatimizce, M(rcie'nin iman tanımları ba<ka yönlerden de incelenmeyi hak etmektedir. İlk olarak, M(rcie'den kabul edilen isimlerin iman tanımları, farklı farklıdır. Daha açık bir ifadeyle, M(rcie, tek bir tanım (zerinde birle<mi< değildir. İkinci olarak, M(rcie, imanı tanımlamayı vazife edinen ve bunu ilmî bir perspektifle yapmaya çalı<an ilk fırkadır. M(rcie'den önce Haricîler de iman-amel ili<kisi (zerinde konu<mu<lardır, ancak bunlar ilmî perspektiften yoksundur. Mürcie'nin henüz kelam ilminin doğup geli<mediği, dolayısıyla da kelam ilminin metodolojisinin ve terminolojisinin olu<madığı bir dönemde imanın tanımı (zerinde durmaları, onları anlamayı g(çle<tiren, onlar hakkında yanlı< değerlendirmelere neden olan bir durumdur. Üç(nc( olarak M(rcie, ileride açıklanacağı (zere, iman tanımlarında bir ölç(de kalp fiilleri denen olgulara yer vermi<lerdir. ‛u olgular, imanın psi<ik yapısını açıklama açısından dikkat çekicidir. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt , sayı , 2014----------- 134 | M(rcie de Farklı İman Tanımları Dolayısıyla, M(rcie'nin yakla<ımı, imanı semantik bir yöntemle tasdik kavramına indirgeyen tanımlarından oldukça farklıdır. Dörd(nc( olarak, bazılarınca Ebu Hanîfe'nin M(rcie'den olmakla itham edildiği, ancak, onun mezhebinin Ehl-i Sünnet içinde yer aldığı da bir gerçektir. ‚ncak, kimi çalı<malarda ele alınan bu konu, makalemizin kapsamı dı<ında kalmaktadır. ‛u makalede, M(rcie'ye atfedilen farklı iman tanımları tespit edilecek ve kısaca değerlendirilecektir. ‚ncak bu tanımların her birinin doğruluğunu ayrıca tartı<mak, iman-amel ili<kisini ortaya koymak, delillere dayalı olarak doğru bir iman tanımı yapmaya giri<mek bu makalenin kapsamı dı<ındadır. İmanın tanımı, aslında kelam kitaplarında "el-esmâ ve el- ahkâm" ba<lığı altında incelenen pek çok meseleyle de doğrudan ili<kilidir. ‚ncak burada, akademik eserlerde önce, incelenen kavramın tanımı yapılsa da, ara<tırma s(recinde durumun tam tersine olduğuna da i<aret edelim. Doğru bir tanım, aslında, bir kavram derinlemesine ara<tırıldıktan, konunun t(m yönleri ortaya konduktan sonra yapılabilir. İman kavramını tanımlamak da böyledir. İman kavramıyla ili<kili çe<itli kavram ve konuları ara<tırmı< olmakla birlikte, bir makalenin sınırlarını a<acağı için, bunlara ili<kin detaylara bu makalede yer vermeyeceğiz. ‚yrıca M(rcie nin iman anlayı<ında önemli bir yön( olan imanda artma ve eksilme konusu yine bununla yakından ilgili olan m(minlerin imanda e<it mi yoksa farklı iman seviyelerinde mi oldukları ki<inin m(min olduğunu ifade ederken in<allah demesinin imanda istisna doğru olup olmadığı icmalî imanın sınırı taklîdî imanın geçerliliği konuları makalenin kapsamı dı<ında bırakılmı<tır. İman ile islam ili<kisi, bunların farklı gerçeklikleri ifade eden ya da biri diğerini içeren kavramlar mı yoksa aynı hakikati anlatan kavramlar mı olduğu da bu makalede konu edilmeyecektir. ‚ncak bu konulara, M(rcie içinde farklı gruplarının iman tanımlarının anla<ılmasına katkı sağlayacağı için kısmen değinilecek, ama bu konulardaki -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt 1 , sayı , ----------- Doç. Dr. Recep ‚RDOĞ‚N | 135 gör(<lerin nasıl temellendirildiğine, aklî ve naklî delillere yer verilmeyecektir. Makalede, son dinin adı olarak "İslam" b(y(k harfle yazılırken, iman-islam ili<kisi tartı<masındaki gibi insanın bir fiili olarak "islam" ise k(ç(k harfle yazılacaktır. M(rcie içinde gör(len iman tanımları ara<tırılacak, bunlar içlemine göre tasnif edilecek ve değerlendirme sadedinde konunun farklı yönlerine zaman zaman kısaca değinilecektir. M(rcie nin iman anlayı<ı hakkındaki yaygın olumsuz değerlendirmelerin de doğruluğu tartı<ılacaktır. ‛unun için, çağda< çoğu ara<tırmalarda rastlanılan, M(rcie nin iman tanımının yanlı< ve temelsiz olduğu ön-kabulünden hareket edilmeyecek, genellemeci ve indirgemeci değerlendirmelerden kaçınılacaktır. M(rcie nin iman tanımlarının, bu kavramının farklı boyutlarını açıklama konusunda yol gösterici nitelikte olabileceği göz ön(nde tutulacaktır. M(rcie nin iman tanımları, tanım sahiplerinin Kaderiyye'ye veya Cebriyye'ye mensup olu<una göre değil, tanımda geçen anahtar kavramlar ve ortak fikirler göz önünde bulundurularak gruplandırılacaktır. ‚yrıca, iman kavramının açıklanmasında tecr(bî bilginin de dikkate alınması gerektiğinden hareket edilecektir. İman eden bireyin kendi iç âleminde ne gibi deği<imler tecr(be ettiğinin de iman kavramını anlama açısından önemli olduğu göz ön(nde bulundurulacaktır. ‛a<ka bir ifadeyle bu konu (zerinden ba<ta din psikolojisi olmak (zere sosyal bilimler ile kelam ilminin yakın bir ili<ki içerisinde olması gerektiğine dikkat çekilecektir. ‛öylelikle semantik tahlillerle yetinmek yerine iman kavramının psi<ik yapısına ili<kin verilerden de yararlanılacaktır. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt , sayı , 2014----------- 136 | M(rcie de Farklı İman Tanımları . İTİK“Dİ ”İR MEZHEP OL“R“K MÜRCİE "Mürcie (‫ ") ُم ْرِجئَة‬kelimesi, tercih edilen gör(<e göre, geri bırakmak, ertelemek, geciktirmek anlamındaki ‫"رجأ‬ kökünden gelen irca dan türemi< sıfat-fiildir. Mâturîdî, 'ircâ'nın tehir, erteleme, sonraya bırakma manasına geldiği konusunda, dilcilerin fikir birliğinden söz eder.1 ‛una göre M(rcie, ilk ba<ta, sahabe devri ihtilaflardaki taraflar hakkında h(k(m vermekten çekinen ve onlar hakkındaki h(km( ahirete bırakanların mezhebidir. M(rcie nin ameli imandan sonraya bıraktığı, imana göre tali bir olgu olarak değerlendirdiği için bu adı aldığı da söylenmi<tir.2 Diğer bir gör(<e göre de m(rcîe ‫ ) ُم ْرِجئَة‬kelimesi, "ümit etmek, ummak" anlamındaki (‫يرجو‬ - ‫رجا‬ kök(nden t(remi<tir (mit verenler, (mitlendirenler manasına gelir. ‚ncak öne çıkan gör(<e göre M(rcie nin bu ismi almasının nedeni, b(y(k g(nah i<leyenlerinin h(km(n( ahirete bırakmalarıdır. Nitekim M(rcie nin bu anlamına ili<kin bir söz Ebu Hanîfe den de nakledilmi<tir. Ebu Hanîfe ye ― "İrcâ yı nereden aldın, diye sorulmu<, o da ― Meleklerin fiilinden, demi<tir. Ç(nk( onlara Eğer doğru söyl(yorsanız, haydi bana bunların isimlerini bildirin ( ْ ‫ال أَنبِئُ ِوِ بِأ‬ ‫ََْاء َ ُـؤاء‬ َ ‫فَـ َق‬ ‫ي‬ ِ ِ ‫)إِن ُك تم‬. َ ‫صادق‬ َ ُْ ‛akara / . denilmi<, bilgileri olmayan bir konuda onlara soru yöneltilmi<, onlar da "...'Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden ba<ka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Ş(phesiz her <eyi hakkıyla bilen, her <eyi hikmetle yapan sensin' ( َ‫ك ا‬ َ َ‫ُسْب َحان‬ 1 Mâturîdî, Ebu Mansur Muhammed b. Muhammed b. Mahmud, Kitabu t- Tevhid. n<r. Fethullah Huleyf, Mektebet( l-İslâmiyye, ‛eyrut , s. . 2 e<-Şehristânî, Ebu l-Feth Muhammed b. Abdilkerîm, el-Milel ve n-nihal, thk. Emir ‚li Mehnâ, ‚li Hasen Fâur, Dâru l-Ma ârif, ‛eyrut / , I, -162. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt 1 , sayı , ----------- Doç. Dr. Recep ‚RDOĞ‚N | 137 ‫يم‬ ِ ْ ‫نك أَنت الْعلِيم‬ِ ِ ِ ُ ‫اَْك‬ ُ َ َ َ ‫ " علْ َم لََا إا َما َعل ْمتَـَا إ‬diyerek bu konuda i<i ‚llah a bırakmı<lardır tefvîd .3 ‛(y(k g(nah i<leyenler konusunda da durum böyledir. Onların öyle iyi amelleri vardır ki, bir kimse <irk dı<ında t(m köt(l(kleri yapsa, o iyi ameller, onları siler. O halde b(y(k g(nah i<leyenin iyi amellerin sevabından mahrum olması ve ebediyen cehennemde kalması ihtimali söz konusu değildir. ‚ma durumu ‚llah a ircâ edilir, yani O'nun ahiretteki h(km(ne bırakılır.4 M(rcie'nin doğu<unda, M(sl(manlar arasındaki siyasî ihtilaflar, fırkala<malar ve buna bağlı olarak ortaya çıkan b(y(k g(nah i<leyenin durumuna ili<kin tartı<malar rol oynadı. Sahabe arasındaki siyasi ihtilaflar, zamanla Hz. ‚li'yi ya da Hz. Osman'ı sevmek (tevellî veya onlara d(<man olmak teberrî kavramlarıyla itikadi bir boyuta ta<ındı. Haricîler, Hz. Osman'ı, Hz. ‚li'yi, kendi muhaliflerini ve genel olarak b(y(k g(nah i<leyenleri tekfir ettiler. Bu tepkisel ve a<ırı yakla<ıma kar<ı, Hz. ‚li ve Hz. Osman'ın durumlarını ‚llah'a, ahiret g(n(ne ircâ etmek gerektiği fikri ortaya çıktı. ‛u fikrin ilk sahiplerinden biri, Hz. ‚li'nin torunu Hasan b. Muhammed el-Hanefiyye vf. / 'dir. O, yazdığı "kitabü'l- İrcâ"da, Hz. ‚li zamanındaki hadiselerde kar<ı kar<ıya gelen sahabilerle ilgili haklı ya da haksız h(km(n( ‚llah'a bırakmak gerektiğini vurguladı. 5 "M(rcie" adlandırması, b(y(k g(nah işleyenlerin durumunu “llah’ın h(km(ne bırakanlar için ilk defa Haricîlerin reislerinden Nafi b. el-Ezrak'ta ö. / gör(l(r. ‛una göre M(rcie nin, b(y(k g(nah i<leyen m(minlerin h(km(n( ahirete erteleme, ‚llah a bırakma gör(<(yle hicrî li miladî lı yıllarda ortaya çıktığını söylenebilir. ‛u gör(<, ba<langıç itibariyle fırkala<maya kar<ıt, tarafsız ve uzla<macı bir yakla<ımı benimsemek anlamına geliyordu. 3 el-Mâturîdî, Ebu Mansur Muhammed, Kitâbü't-Tevhîd, thk. Bekir Topaloğlu- Muhammed Aruçi, Daru's-Sâdir, Beyrut 1422/2001, s. 480-481. 4 el-Mâturîdî, a.g.e., 481. 5 bkz. Kutlu, Sönmez, T(rklerin İslamla<ma S(recinde Mürcie ve Tesirleri, TDV Yay., Ankara 2010, s. 35, 75. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt , sayı , 2014----------- 138 | M(rcie de Farklı İman Tanımları M(sl(manların birliğini korumayı amaçlıyordu. Genelde kendilerini ilme veren bu ilk M(rcie, siyasi ihtilaf ve iç çeki<melerde taraf olmadı. İlimle ve fetih hareketleriyle me<gul oldu veya kadılık gibi görevler üstlendi.6 Kar<ıla<ılan meselelerin çöz(m(nde kıyasa b(y(k önem veren Ebu Hanîfe ve Hanefiler de iman anlayı<ları dolayısıyla, M(rcie içinde değerlendirilmi<tir. "Onlara özellikle fıkhî konularda sorunların çöz(m(nde yalnızca esere hadisler ve seleften nakledilenler bağlı kalmak yerine "re y"e ba<vurmaları ve rey' ile sonuca gitmeleri sebebiyle, muhalifleri tarafından Rey Taraftarları, Kufe Mürciesi veya Fukaha Mürciesi gibi isimler de verilmi<tir. 7 M(rcie, ‚bbasilerin ilk yıllarında Horasan ve Mavera(nnehir'de g(çlenmeye ba<ladı. ‚bbasiler döneminde, bu bölgelerde "M(rcie" denince, Ebu Hanîfe ve taraftarları olarak bilinen Re'y Taraftarları akla geliyordu. Ebu Hanîfe'nin öl(m(nden sonra, Irak'taki öğrencileri, onun daha çok fıkha dair gör(<lerini sürdürürken Belh, Rey, Nisabur ve Semerkant'taki Mürciîler, Ebu Hanîfe'nin hem fıkhî hem de itikadî gör(<lerini devam ettirdiler. ‛ölgede temelde M(rciî akideye bağlı Rey <ehrinde Neccârilik, Nisabur'da ve Sicistan da Kerrâmilik, Semerkant'ta daha sonraları "Ehlü's-S(nne ve l-Cemaa" olarak tanımlanan Mât(rîdilik olmak (zere (ç ayrı fikir ekol( ortaya çıktı. Mâturîdiliğin teşekk(l(yle birlikte, M(rcie tanımlaması terk edildi. 8 M(rcie ismi, iman konusunda, Havâric, Mu tezile ve bir grup Selefiyye'den ayrılan bir anlayışa i<aret etmektedir. ‛u özelliğiyle o, çok farklı grupları da ifade etmektedir. ‛urada M(rcie nin Mu'tezile veya İmamiyye gibi İslam inancının her konusunda gör(<leri kaydedilen ba<lı ba<ına bir itikadî mezhep olmadığı söylenebilir. 6 bkz. Kutlu, a.g.e., 58-64; 2007, 64. 7 Kutlu, Sönmez, "Haricîlik, M(rcie, Mu tezile", İslam D(<(nce Ekolleri Tarihi, ed. Hasan Onat, Ankuzem Yayınları, ‚nkara, , s. . 8 Kutlu, a.g.e., 69. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt 1 , sayı , ----------- Doç. Dr. Recep ‚RDOĞ‚N | 139 M(rcie, itikadî bir gör(< temelinde yapılan genel bir gruplandırmayı ifade etmektedir. 5rneğin, e<-Şehristânî, - "Havâric Mürcie'si", - "Kaderiyye Mürcie'si", - "Cebriyye Mürcie'si" ve - "halis M(rcie"den söz etmektedir. ‛una ilaveten e<-Şehristânî, "Ehl-i Sünnet Mürcie'si"nden de söz etmektedir.9 ‚yrıca, Neccâriyye ve Kerrâmiyye de iman konusunda M(rciî akideye bağlıdır 10 ve zaman zaman M(rcie içinde gruplanır. Dolayısıyla M(rcie, akaidin farklı konularında belli gör(<leri payla<an bir kelam ekol(n( değil, iman konusundaki belli bir gör(<( ifade etmektedir. 5rneğin, "M(rcie" adlandırması, ilahî sıfatlar, kaza-kader, nübüvvet, ahiret konularında belli gör(<lere i<aret etmez. O, bu temel konularda birbirinden farklıla<an ve ayrı mezhepler olarak değerlendirilen grupların iman konusunda paylaştığı belli bir anlayışı ifade eder. ‛a<ka bir ifadeyle, M(rcie, varlık ve bilgi teorisi, ulûhiyyet, n(b(vvet ve âhiret konularının t(m(nde kendine özg( gör(<lere sahip ba<lı ba<ına bir mezhebin değil, yalnızca bir konudaki belli bir gör(<(n bir iman anlayı<ının adıdır.11 e<-Şehristânî, M(rcie içinde Hz. ‚li nin torunu Hasen b. Muhammed el-Hanefiyye'ye, Said b. C(beyr e, Mukatil b. S(leyman'a, Ebu Hanîfe nin hocası Hammad b. Ebî S(leyman'a, Ebu Hanîfe'ye, onun öğrencileri Ebu Yusuf ve Muhammed b. Hasen e<- Şeybânî ye yer verir. ‛u son isimler, Hanefiliğin önc(leridir. 12 9 e<-Şehristânî, a.g.e., I, 162, 164. 10 Kutlu, a.g.e., 69; Öz, Mustafa, Neccâriyye , TDV İ‚, İst. , XXXII, . 11 ‚rdoğan, Recep, Akideden Kelama -Kelam Tarihi-, klm Yay., İstanbul , s. . 12 e<-Şehristânî, a.g.e., I, 162, 164. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt , sayı , 2014----------- 140 | M(rcie de Farklı İman Tanımları . İM“NI T“NIML“M“ SORUNU M(rcie'nin iman anlayı<ını imanın tanımı ve amel ile ili<kisi konusundaki gör(<lerini ele almadan önce bu konunun önemini ve hararetli bir tartı<ma konusu haline geli<ini kısaca ele almak yararlı olacaktır. İmanın ne olduğu konusu, sahabe devrindeki siyasî anla<mazlıklar neticesinde g(ndeme gelmi<tir. Hz. ‚li döneminde M(sl(manlar, ilk kez birbirleriyle sava<mı<lardır. ‛unların ilki Cemel Sava<ı / , ikincisi de "Tahkim Olayı"yla farklı bir noktaya varan Sıffin / Sava<ı dır. ‛u iç sava<larda M(sl(manın M(sl(manı öld(rm(< olması, b(y(k g(nah i<leyenin m(rtekib-i kebire) dindeki hükmünün tartı<ılmasına yol açmı<tır. Kur an da adam öld(rmenin b(y(k g(nah olduğu ve bir M(sl(manı amden/kasden öld(rmenin ahirette ebediyen ceza görmeye neden olacağı bildirilmi<tir Kim bir m(mini kasten öld(r(rse, cezası, içinde ebedi kalacağı cehennemdir. ( ‫َوَمن‬ ‫ يَـ ْقتُ ْل ُم ْؤِمًا متَـ َع ِّم ًدا فَ َجَز ُآؤُ َج َه ُم َخالِ ًدا فِ َيها‬... Nisâ / . Cemel ve Sıffin sava<ları, bu sava<larda ölen ve öld(r(lenlerin m(min niteliğini kaybedip kaybetmedikleri, gerek dünyadaki gerekse ahiretteki h(k(mlerinin ne olacağı sorularını g(ndeme getirmi<tir. ‚yrıca adam öldürme özelinden hareketle mürtekib-i kebîre nin iman açısından durumunu sorgulamak, iman-amel ili<kisi meselesini de g(ndeme getirmi<tir. ‛u olayların taraflarından biri olan Hariciler, ilk kez günah nedeniyle müminlerin iman dairesinin dı<ına çıktıklarını ileri s(rm(<t(r. Haricilerin nazarında, Kim de ‚llah a ve Peygamberine isyan eder ve sınırlarını a<arsa, ‚llah onu ebediyen cehenneme sokar ( ‫َوَمن‬ ‫ود ُ يُ ْد ِخ ْل ُ نَ ًارا َخالِ ًدا فِ َيها‬ َ ‫اَّ َوَر ُسولَ ُ َويَـتَـ َعد ُح ُد‬ ّ ‫ص‬ِ ‫يَـ ْع‬ Nisâ / . ayetine göre, g(nah i<leyen kimsenin h(km(, cehennemde ebedi kalmak (‫خلود‬ ُ tır. ‛una göre o, kâfir olarak nitelenir. Ç(nk( cehennem girme ve orada ebedi kalma h(km( yalnızca kâfirler içindir. Ç(nk( Leyl / . ayette <öyle denir O ate<e, ancak yalanlayıp y(z çeviren en -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt 1 , sayı , ----------- Doç. Dr. Recep ‚RDOĞ‚N | 141 bedbaht kimse girer. (ّ‫َوتَـو‬ ِ ِ ْ ‫َا ي‬ َ ‫ص ََ َ ا إا ْاَْ ْش َقى الذي َكذ‬ َ ‫ب‬ َ .13 Haricilere göre her itaat, imandır her masiyet de k(f(rd(r. K(f(r imandan daha baskın, yani belirleyicidir. Mükellef hem itaat hem de masiyet işlediğinde, imanı dolayısıyla m(min olmakla değil; masiyetinden dolayı kâfir olmakla nitelenir.14 ‛una göre, iman, inanç esasları yanında itaat fiillerini de kapsayan böl(nmez bir b(t(n d(r. ‛u gör(<, daha sonra muhtemelen M(rcie'nin ortaya çıkı<ından çeyrek asır sonra , bazı farklılıklarla birlikte Mu tezile tarafından da itikadî bir ilke haline getirilecektir. Mutezile, imanın söz, bilgi (marifet) ve amel olduğunda birle<ecektir. 15 Mu tezile ye göre vacibi terk veya haramı irtikâp, b(y(k g(nahtır. ‛(y(k g(nah i<leyen de ne m( mindir ne de kâfirdir tövbe etmeden öl(rse ebedî cehennemde kalır ama cezası kâfirlerin cezasından daha hafif olur. 16 Haricîlerce ileri s(r(len bu gör(<lere, aynı zamanda İslam toplumunun bu ihtilaflı ve iç-sava< haline tepki olarak Mürcie, ortaya çıkmı<tır. M(rcie, bu ihtilaf ve kavga ortamının çöz(m(n(, b(y(k g(nah i<leyenleri tekfir etmemek, aksine onların h(km(n( ‚llah'a bırakmak ve ahirete ertelemekte gör(<m(<t(r. Haricîlerin aksine de b(y(k g(nah i<leyenlerin tekfir edilmesine kar<ı çıkmı<, onların g(nahlarının affedilip affedilmeyeceği konusunu ‚llah a havale etmek gerektiğini kabul etmi<lerdir. Dolayısıyla M(rcie, toplumda ihtilaf ve çalkantılara yol açan tekfir ve teberrî olgusuna kar<ı çıkmakla temay(z etmi<tir. Daha sonra onların bu fikri, iman kavramını tanımlama çabasında tebar(z eden kelamî bir boyut kazanmı<tır. 13 el-Habbâzî, Celâlüddîn, Umer b. Muhammed b. Umer, "el-Hâdî fî Usûli d- Dîn", thk. Adil Bebek, Hâbbâzî Kelamî Gör(<leri ve el-Hâdî adlı Eseri, n<r. ‚dil ‛ebek, İst. , s. . 14 el-Üsmendî, Alâeddin Muhammed b. Abdilhamîd es-Semerkandî, L(bâb( l- Kelâm, thk. M. Said 5zervarlı, TDV yay., İstanbul , s. . 15 İbn Murtaza, ‚hmed b. Yahya, Kitabu Tabakâti l-Mutezile, n<r. Susanna Diwald-Wilzer, Daru l-Muntazır, ‛eyrut , s. . 16 ‚liyy( l-Kârî, Molla Ali b. Sultan Muhammed, Şerhu l-Fıkhi l-Ekber, thk. Mervan M. e<-Şe âr, Dâru n-Nefâis, Dime<k / , s. el-Habbâzî, a.g.e., 237-238. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt , sayı , 2014----------- 142 | M(rcie de Farklı İman Tanımları . MÜRCİE'NİN İM“N T“NIML“RI Kelam ekolleri arasında M(rcie nin imanı bilgi marifet ile tanımladığı kaydedilir. ‚ncak onlar, imanı bilgi ile tanımlarken, bazen tanıma bazı kalp fiillerini ilave etmi<ler bazen de marifeti, tasdik anlamında kullanmı<lardır. M(rcie içindeki farklı iman tanımları olması ve bunlardan bazılarının Ehl-i S(nnetin anlayı<ıyla benzerlik arzetmesi nedeniyle, M(rcie, iki grupta değerlendirilmi<tir. ‫ومة‬ ِ - zemmedilen Mürcie (Mürcie-i mezmume, َ ‫ال ُـمـ ْـرجــئَـةُ امـَْذ ُم‬ veya "kötü Mürcie (habîs Mürcie, ‫ـم ْـرِجـئَـةُ اخـَبِـيـثَـة‬ ُ ‫ ")ال‬ya da hâlis Mürcie. - övülen Mürcie veya Ehl-i Sünnet Mürciesi. ‚<ağıda, bu mezhep içinde gösterilen isimlerin yaptığı iman tanımları, bu tasnif temel alınarak açıklanacaktır. ‚ncak öv(len M(rcie veya Ehl-i S(nnet M(rciesi sayılan Mâturîdîlerin tanımıyla çeli<meyen tanımlar . grup içinde verilecektir. . . Zemmedilen/“şırı M(rcie’nin İman Tanımları 3.1.1. Marifet Zemmedilen M(rcie den bir grup, imanın, ‚llah'ı, elçilerini ve ‚llah'tan gelenlerin t(m(n( bilmek marifet olduğunu söylemi<lerdir. Onlara göre marifet dı<ında dille ikrar, ‚llah a kar<ı kalp ile boyun eğme, muhabbet, tazim, O ndan korkma ve amel vb. iman tanımı içinde değildir. 17 M(rcie den, imanı salt marifet olarak tanımlayan Cehm b. Safvan ve Ebu l-Huseyn es-Sâlihî isimlerini tespit edebilmekteyiz. el-E< arî, Ebu'l-Hasen ‚li b. İsmail, Makalât( l-İslamiyyin, tsk. Helmut Ritter, 17 Miebeden, 1400/1980, I, 126, bkz. Ebu'l-Mu în en-Nesefî, Meymun b. Muhammed, Tebsıratu l-Edille fî Usûli d-Dîn, I-II, n<r. H(seyin ‚tay, Dİ‛ Yay., Ank. 1994; I, 60; ‛ahru l-Kelâm fî ‚kâidi Ehli l-İslâm, Konya 1327, s. 25. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt 1 , sayı , ----------- Doç. Dr. Recep ‚RDOĞ‚N | 143 İman konusundaki gör(<leriyle M(rcie arasında sayılan Cehm b. Safvan (128/745) aynı zamanda Cebriyye ve Cehmiyye nin öncüsüdür.18 Ona göre bilgiyi elde eden ama sonra diliyle inkâr eden ki<i, kâfir olmaz. Çünkü ilim ve marifet inkârla yok olmaz. Cehm b. Safvan, ayrıca, - İmanın c(zlere itikat, söz ve amel kısımlarına ayrılmayacağını söylemi<tir. - ‛ilgilerde birbirine (st(nl(k olmadığı gerekçesiyle iman ehlinin iman konusunda birbirine (st(nl(ğ( olmadığını, peygamberlerin imanı ile (mmetin imanının bir kalıptan çıkmı< gibi aynı <ekilde olduğunu ileri s(rm(<t(r.19 ‛ir değerlendirmeye göre Cehm, o zamanlar kalble tanıma marifet , tasdik anlamında kullanıldığından, imanı tasdik yerine marifet olarak ifade etmeyi tercih etmi< olabilir. ‚ncak bunu iki kelimenin o dönemde birbirinden çok farklı anlamda kullanılması sebebiyle değil, kalple tanımanın marifet , tasdik anlamına geldiği için yapmı<tır. Zaten gerek marifetin, gerek tasdikin kalple olduğu konusunda, bu kavramları kullananlar arasında bir farklılık yoktur. E< arî döneminde bu iki kavramın birbirinden net olarak ayrıldığı söylenebilir.20 Cehm'in cebr fikrini mevalînin İslâm ı gereğince bilme vasıtalarından yoksun olu<u yanında, onlara dayatılan olumsuzlukların onları bazı <eylere mecbur bırakmasıyla birle<tirme 18 Cebriyye, insanın gerçekten irade özg(rl(ğ( ve kendisinin ortaya koyduğu seçimler ve fiiller olmadığını onun seçimleri ve eylemlerinin onda ‚llah tarafından yaratıldığı gör(<(n( ifade eder. Cehmiyye ise, ‚llah'ın sıfatları ve fiilleri ile ilgili m(te<abihleri te'vil etmeyi, ‚llah'ın, ilm, irade gibi masdar kipindeki sıfatları olmadığını ileri s(ren gör(<( ifade eder. 19 e<-Şehristânî, a.g.e., I, 99. 20 Kutlu, Sönmez, T(rklerin İslamla<ma S(recinde M(rcie ve Tesirleri, 128. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt , sayı , 2014----------- 144 | M(rcie de Farklı İman Tanımları eğiliminde olduğu da söylenmektedir.21 ‛u doğruysa, Cehm in bu mecburiyeti, imanda, bilgi temeline dikkat çekmekle vurgulamak istemi< olabileceği O nun iman tanımının Cebriye gör(<(yle ilgili olduğu da d(<(n(lebilir. Marifetullahın bir <ey yapmayan kulun değil, ‚llah'ın ihtiyarıyla olduğunu söylemi<tir. 22 Yine Mâturîdî âlim Ebu l-Yusr el-Pezdevî nin naklettiği <u gör(< de bu gruba ait olmalıdır Yahudiler hakkındaki ‚llah'ı gereği gibi değerlendirmediler. Ç(nk( '‚llah hiçbir be<ere bir <ey indirmedi.' dediler ( ‫اَّ َحق قَ ْد ِرِ إِ ْذ‬ ّ ْ‫َوَما قَ َد ُروا‬ ‫اُّ َعلَى بَ َش ٍر ِّمن َش ْي ٍء‬ ّ ‫َنزَل‬ َ ‫)قَالُواْ َما أ‬... En'am / . ayetinin anlamı, ‚llah'ı doğru bir marifetle bilemediler , demektir. 23 Burada belirtelim ki, Pezdevî'nin, M(rcie içinde alt gruplar ve farklı gör(<leri olduğunu belirtmekle birlikte, bunlardan yalnızca birini vermekle kalır. ‚yrıca M(rcie'yi Kaderiyye, Şia ve Haricîler ile ili<kilendirir. ‛u yakla<ımın, M(rcie içindeki diğer gör(<lerle Hanefi-Mâturîdî çizginin iman anlayı<ı arasındaki benzerliği ve ili<kiyi gizleme ve inkâra yönelik olabileceği belirtilmektedir. 24 Mürcie den Ebu l-Huseyn Salih b. Amr es-Sâlihî (IX. yy.) de imanın yalnızca ‚llah'ı bilmek k(fr(n ise yalnızca ‚llah'ı bilmemek cehl olduğunu iddia etmi<tir. 25 Ona göre, ‚llah, (ç(n (ç(nc(s(d(r. demek k(f(r değildir ama bu söz ancak bir kâfirden 21 Kutluer, İlhan, İbn( r-Ravendî nin ‛ir M(lhid ve Dehri Olarak Portresi , Bilgi ve Hikmet Der., S IX, İst. , s. . 22 Ebu Ya lâ, Kâdî Muhammed b. Huseyn b. Muhammed ibn Ferrâ, el-Mu temed fî usûli d-dîn, thk. Vedî Zeydân Harrâd, Dâru l-Me<rik, ‛eyrut , s. . 23 Pezdevî, Ebu Yusr, Ehl-i S(nnet ‚kaidi Usûl( d-Din), trc. Şerafeddin Gölc(k, . bs. İst. , s. -211. 24 Ak, Ahmet, "Selçuklu Dönemi Hanefi Alimlerin Mürcie'ye ‛akı<ları", Dini ‚ra<tırmalar, XI/32 (Eylül-‚ralık 2008), s. 136-137. 25 El-E< arî, a.g.e., I, 127; El-‛ağdâdî, ‚bdulkahir b. Tahir, el-Fark beyne l-Firak, n<r. M. Muhyiddin ‚bd(lhamîd, Mektebet( l-Asriyye, Beyrut 1995, s. 207; e<- Şehristânî, a.g.e., I, 167. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt 1 , sayı , ----------- Doç. Dr. Recep ‚RDOĞ‚N | 145 çıkar.26 Namaz, ‚llah a ibadet değildir. İman dışında ibadet yoktur. İman, artmaz ve eksilmez o tek bir haslettir. K(f(r de böyledir. 27 ‚ncak, E< arî ve Şehristanî nin kaydettiğine göre Salihî, marifetullah ı ‚llah'ı sevmek ve O na boyun eğmek olarak almı<tır.28 Bu anlayı<, bilginin sevme ve boyun eğmeden farkını tahlil etmemekle birlikte imanın bilgiden daha fazlasını içerdiğine i<aret etmektedir. ‚yrıca ilmin zıddı cehl bilgisizlik iken, marifetin zıddının inkâr olarak anla<ıldığı hatırlanmalıdır. 3.1.2. Kerramiyye Dille Tasdik ve İkrar Şehristânî, Cebriyye M(rcie sinden söz eder ve Kerramiyye ye Cebriyye içinde yer verir. ‛una göre, Kerrâmiyye yi M(rcie içinde kabul edebiliriz. Nitekim Kerrâmiyye nin iman anlayı<ı da bu gruplandırmayı doğrulamaktadır. Kerramiyye'ye göre, iman, "kalple değil yalnızca dille ikrar ve tasdik"tir. İman, yalnızca dile ait bir fiil olup kalbin bilgisinin yahut dille tasdik dı<ında kalanlar iman değildir. 29 ‛a<ka bir ifadeyle, imanın tasdik olmaksızın m(cerred ikrar olduğunu söylemi<lerdir.30 Ona göre b(y(k g(nah i<leyen ve tövbe etmeden de ölen biri cehennemde ebedî kalmaz. Onun cehennemde ebedi kalma noktasında kâfirle e<it tutulması adaletle bağda<maz.31 ‚ncak, Kerramiyye, imanın ikrar olduğunu söylerken ilk ba<langıçtaki ikrarı kasteder. Onun tekrarı, ancak dinden dönd(kten sonra iman olur.32 ‛u, <u an birinin m(cerret söz( değildir. ‛una göre 26 Şehristânî, a.g.e., I, 167. 27 El-E< arî, Ebu'l-Hasen ‚li b. İsmail, Makâlât( l-İslâmiyyîn ve İhtilâf( l- Musallîn, thk. M. Muhyiddin Abdulhamit, Beyrut, 1411/1990, I, 214. 28 El-E< arî, Makâlât( l-İslâmiyyîn ve İhtilâf( l- Musallîn / , I, e<- Şehristânî, a.g.e., I, 167. 29 El-E< arî, Makâlât( l-İslâmiyyîn ve İhtilâf( l- Musallîn (1400/1980), I, 135. 30 Ebu'l-Mu în en-Nesefî, ‛ahru l-Kelâm fî ‚kâidi Ehli l-İslâm, 21. 31 e<-Şehristânî, a.g.e., I, 101. 32 El-‛ağdâdî, a.g.e., Ne<<ar, ‚li Sami, Ne< et( l-Fikri l-Felsefî fî l-İslâm, I-II, 3. ‛sk., İskenderiye , I, 632. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt , sayı , 2014----------- 146 | M(rcie de Farklı İman Tanımları Kerramiyye’nin imana, Hucurât . ayette geçen "islam kavramına 33 yakın bir mana verdiği söylenebilir. Nitekim el- Üsmendî de Kerramiyye nin gör(<(n( <öyle verir Kerramiyye ye göre iman, m(cerret tasdiktir. Onlara göre, ‚llah ı bilen kimse, bu bilgiyle ikrar birle<meden öl(rse cennet ehlinden de olsa m(min değildir. M(nafık ise m(mindir ama ebediyen cehennemliktir.34 Dolayısıyla onlara göre mümin isminin, hakikati değil zahiri ifade eden bir nitelik olduğu söylenebilir. M(min, hakikate göre değil de zahire göre tespit edilmektedir. Bir anlamda iman, sosyal bir kimlik olmaktadır m(min kimliğinin hakikatini değil, sosyal yön(n( ifade etmektir. Oysa kalbi ile tasdik eden ve dili ile bunu ikrar etmek istediği halde dilsizlik vb. engellerle kar<ıla<an ki<inin iman sahibi olduğunda icma olu<mu<tur. Dolayısıyla Kerramiye'nin iddiasının aksine imanın hakikati, yalnız dille ikrardan veya kelime-i <ahadetten ibaret değildir.35 Dolayısıyla imanı yalnızca dille ifadeye, İslam ı din olarak kabul ederken bunu bir kimlik olarak ifade etmeye indirgemek, maksadı gerçekle<tirmemektedir. Kerramiyye nin daha çok T(rk beldelerinde yayıldığına da burada dikkat çekmek gerekir. ‛u yakla<ım T(rk beldelerin ya<ayan insanlar hakkında bazı sözlerine, hâl ve hareketlerine bakarak ‛unlar m(min değildir. demenin yanlı< olduğunu vurgulamaya yönelik olabilir. Yani bunların ikrarı esas alınmalı ve onlar m(minler olarak kabul edilmelidir. ‛u tanımlama da onların ‚llah katında cennetlik olacağı anlamına gelmez, m(nafık ise ebedi cehennem de kalacaktır. 33 ‛edevîler, iman ettik, dediler. De ki İman etmediniz, ama eslemnâ deyin. Hen(z iman kalplerinize girmedi. Eğer ‚llah a ve Peygamberine itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir <eyi eksiltmez ( ‫َسَل ْمَ ا ولَما‬ ِ ِ ِ َ‫قَال‬ ْ ‫اب َآم ا قُل َْ تـُ ْؤمُوا ولَكن قُولُوا أ‬ َ ْ ْ‫ت ْا‬ ُ ‫َعر‬ َ َ ‫يعوا اَّ َوَر ُسولَ ُ َا يَلِْت ُكم ِّم ْن أ َْع َمالِ ُك ْم َشْيًئا‬ ُ ‫ط‬ِ ُ‫اْمَا ُن ِِ قـُلُوبِ ُكم وإِن ت‬ َْ ِْ ِ ‫ل‬ ‫يَ ْد ُخ‬ " el-Üsmendî, a.g.e., 156. 34 Taftazânî, Sa duddin Mesud b. 5mer, Şerhu l-Makâsıd, I-V, n<r. Abdurrahmân 35 Umeyra, Ammân 1407, V, 178-179. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt 1 , sayı , ----------- Doç. Dr. Recep ‚RDOĞ‚N | 147 . . . Marifet ve İkrar M(rcie den bir grup da imanı "marifet ve ikrardan ibaret" görmü<t(r. Onlara göre iman, ‚llah'ı, elçilerini ve akıl açısından yapılması caiz olmayanların hepsini bilmek ve ikrar etmektir. ‛unlar dı<ında itaat fiilleri ise imandan değildir terk edilmesi imanın hakikatine aslına zarar vermez, Küfürle birlikte itaat fayda vermediği gibi imanla birlikte masiyet de zarar vermez. 36 ve kişi imanı halis, yakininde samimi olması kaydıyla azap görmez. Bu gör(<, iman tanımında kalp fiillerine yer vermi< ama masiyetin azaba neden olmayacağını söylemekle iman ile salih amel arasındaki ili<kiyi kuramamaktadır. ‚yrıca insanların ahirette yalnızca iman konusunda değil amel konusunda da sorgulanacağı gerçeğiyle çeli<mektedir. ‚yrıca g(nahın kar<ılığında uhrevî ceza olan fiil anlamına geldiğini göz ardı etmektedir. Mürcie içindeki imanı "yalnızca marifet" veya "yalnızca ikrar" olarak tanımlayan gör(<, "iman olmadan iyi amelin faydası olmayacağı gibi imanın bulunması durumunda da köt( amelin bir zararı olmayacağı" <eklindeki gör(< de Hanefi-Mâturîdi kelamı tarafından reddedilir. ‛u gör(<(n sahipleri, kötü Mürcie (el- M(rciet( l-habîse) olarak nitelenir. 37 ‛unlara ait K(f(rle birlikte itaat fayda vermediği gibi imanla birlikte masiyet de zarar vermez. gör(<(, zemmedilen M(rcie ye mahsus bir gör(<t(r. . . M(rcie’ye “tfedilen Diğer İman Tanımları . . . Marifet, Kalp Fiilleri ve İkrar M(rcie den Yunus b. ‚vn es-Semîrî ve onu izleyenler, imanın kalpte ve dilde bulunduğunu söylemi<lerdir. Onlara göre iman, ‚llah'ı bilmek ve ona boyun eğmek, ‚llah'a kar<ı b(y(klenmeyi terk ve onu kalple 36 ed-Devvânî, Muhammed b. Esad Celalüddin, Şerhu l-‚kâid l-Adûdiyye, yer ve tarih yok, s. 141. 37 el-Habbâzî, a.g.e., 240. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt , sayı , 2014----------- 148 | M(rcie de Farklı İman Tanımları sevmek;38 dil ile de O'nun benzeri gibi bir <ey olmadığını ikrar etmektir. İkrarın bu kadarı peygamberlerle kesin delil gelmediğindedir. Peygamberler kesin delillerini ortaya koyunca, onları tasdik de gerekir.39 E< arî nin kaydettiğine göre onlar, ‚llah katından gelenleri bilmenin imandan olmadığını söylemi<lerdir. 40 ‛ağdadî ise onların, Peygamberlerin getirdiklerini özetle fi l-c(mle bilmek imandandır onların tafsilatını bilmek ise ne imandır, ne de imanın bir kısmıdır. gör(<(n( kaydeder. 41 Yunus b. Avn es-Semîrî ve onu izleyenlere göre, marifet, kalp fiilleri ve ikrar dı<ındaki itaat fiilleri imandan değildir terk edilmesi imanın hakikatine aslına zarar vermez ve imanı halis, yakininde samimi olması kaydıyla azap görmez. es-Semîrî, İblis in ‚llah ın tek olduğunu bildiği hâlde kibirlendiği için kâfir olduğunu söylemi<tir. Kimin kalbinde kesin inanç ve ihlâsla ‚llah a kar<ı hudû boyun eği< ve muhabbet yerle<irse bir masiyetle ona kar<ı gelmez. Eğer ondan bir masiyet sadır olursa bu onun ihlâs ve yakinine zarar vermez. Mümin cennete ihlâs ve muhabbeti ile girer, ameli ve itaati ile değil.42 M(rcie içinde yer bulan bir gör(<e göre de iman, "‚llah'ı bilmek, ona boyun eğmek hudû , sevmek ‚llah ın tek olduğunu, benzeri olmadığını ikrar etmek"tir. İmanın kalben ‚llah'ı bilmek, sevmek, O’na boyun eğmek birliğini ve benzeri gibi bir <ey olmadığını ikrar <eklindeki tanımı, ilahî çağrıya muhatap olunmadığı duruma ili<kindir. Eğer ilahî çağrıyla kesin deliller ortaya konmu< olursa onları tasdik etmek de iman ve marifettendir. ‛u hasletlerin t(m( aynı anda bulunmadıkça iman gerçekle<mez. İlahî mesajı i<itme durumunda, iman, namaz, zekât, oruç, haccın vacipliğini, öl(, kan, domuz eti, haram tatminin haram kılınması gibi (mmetin (zerinde 38 El-‛ağdâdî, a.g.e., e<-Şehristânî, a.g.e., I, 163. 39 El-E< arî, Makâlât( l-İslâmiyyîn ve İhtilâf( l- Musallîn (1400/1980), I, 128; El- ‛ağdâdî, a.g.e., 203. 40 El-E< arî, Makâlât( l-İslâmiyyîn ve İhtilâf( l- Musallîn (1400/1980), I, 128. 41 El-‛ağdâdî, a.g.e., 203. 42 e<-Şehristânî, a.g.e., I, 163. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt 1 , sayı , ----------- Doç. Dr. Recep ‚RDOĞ‚N | 149 icma ettiklerini bilmeyi ve ikrar etmeyi de kapsar. ‛u gör(<(n kaderî M(rcie'den Ebu Şimr e ait olduğu kaydedilir. 43 Ğassan el-Kûfî de imanı, ‚llah'ı, elçilerini bilme indirdiklerini ve elçilerinin getirdiklerini tafsilat olmaksızın ikrar ‚llah'ı sevme, O nu tazim ve O na kar<ı b(y(klenmeyi terk olarak tanımlar. 44 Ona göre iman artmaz ve eksilmez. O ‚llah ın domuz yemeyi haram kılmı< olduğunu biliyorum ama haram kıldığı domuzu bilmiyorum bu koyun yoksa ba<kası mı? diyen birinin m(min olduğunu ileri s(rm(<t(r. Yine o, ‚llah ın Kâbe yi haccetmeyi farz kıldığını biliyorum ama Kâbe nerededir, bilmiyorum, belki Hint tedir. diyen ki<inin de m(min olduğunu söylemi<tir. Onun demek istediği, bu gibi inançların imanın ötesindeki olgular olduğudur. 45 Kaderî -M(rciî isimlerden Muhammed b. Şebîb e göre de iman, ‚llah'ı ikrar, O'nun benzeri gibi bir <ey olmadığını bilmek, elçilerini ve Allah'tan gelen, Müslümanların da (zerinde birle<tikleri namaz oruç vb. <eyleri bilmek ve ikrar etmek ‚llah'a boyun eğmek, yani büyüklenmeyi (istikbar) terk etmektir.46 - Neccâriyye Marifet, ”oyun Eğme ve İkrar Şehristânî nin Cebriyye içinde değerlendirdiği H(seyin b. Muhammed en-Neccâr (200/815) ve izleyenleri Neccâriyye de imanı, ‚llah'ı, elçilerini ve M(sl(manların (zerinde icma ettikleri farzları bilmek ‚llah'a boyun eğmek ve bunları dille ikrar etmek olarak tanımlar. Kesin delil ortaya konulduktan sonra bunlardan birini bilmeyen yahut bilip de ikrar etmeyen kâfir olmu<tur.47 Neccâriyye ye göre 43 El-E< arî, Makâlât( l-İslâmiyyîn ve İhtilâf( l- Musallîn / , I, e<- Şehristânî, a.g.e., I, 167; El-‛ağdâdî, a.g.e., 206. 44 El-‛ağdâdî, a.g.e., 203. 45 e<-Şehristânî, a.g.e., I, 163-164. 46 El-E< arî, Makâlât( l-İslâmiyyîn ve İhtilâf( l- Musallîn (1400/1980), I, 131; El- ‛ağdâdî, a.g.e., 207. 47 El-E< arî, Makâlât( l-İslâmiyyîn ve İhtilâf( l- Musallîn (1400/1980), I, 129-130; El- ‛ağdâdî, a.g.e., 208. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt , sayı , 2014----------- 150 | M(rcie de Farklı İman Tanımları iman, kalple marifet ve dille ikrardır48 ya da tasdikten ibaret olduğu da49 kaydedilir. Onun iman tanımında marifet ve dille ikrar yanında ‚llah a boyun eğmeye yer vermesi, imanı kuru bilgi ve sözden ibaret görmediğine imanda kalben benimsemeyi gerekli görd(ğ(ne i<aret eder. Hüseyin en-Neccâr, imanı tasdikten ibaret olduğunu ama b(y(k g(nah i<leyenin tövbe etmeden ölmesi durumunda cezalandırılacağını ama cehennemde ebedî kalmayacağını söylemi<tir. 50 ‛u sonuncusu, Mâturîdiyye ve E< ariyye nin de genel gör(<(d(r. - İktisabî ”ilgi, Kalp Fiilleri ve İkrar Ğaylan b. Mervân ed-Dımı<kî de kaderî M(rcie den kabul edilir. M(rcie nin imanı marifetle açıklayan gör(<leri Ğaylan b. Mervân ed-Dımı<kî de zarurî bilgilerin varlığı gör(<(yle geli<mi<tir.51 Taftazânî nin bazı Kaderîler e atfettiği iman marifettir gör(<(,52 Ğaylan la ilgili olabilir. Ğaylan a göre, iman, "‚llah ı ikincil bilgi yle bilme, sevme, O na boyun eğme ve Rasûl(llah ın getirdiklerini ve ‚llah tan gelenleri ikrar"dır. ‛irincil bilgi ise bir zaruret konusu ızdırâr olup, iman değildir. 53 İzutsu, Ğaylan ın birincil bilgiyi nitelediği ızdırâr ı, doğu<tan, ‚llah'ın direkt bir fiili diye açıkladığı tabiî saik (a natural compulsion ile ifade eder.54 48 el-Üsmendî, a.g.e., 156. 49 e<-Şehristânî, a.g.e., I, 101. 50 e<-Şehristânî, a.g.e., I, 101. 51 Kelamcılara göre, önc(llerden hareketle sonuç çıkarma <eklinde akıl y(r(tme ve delillendirmenin olmadığı zarurî bilginin çe<itli t(rleri vardır. ‚ncak, Yukarıda, zarûrî derken insanın yaratılı< özelliğinde olan, bedihî a priori bilgi kastedilmi< olmalıdır. 52 Taftazânî, Sa duddin Mesud b. 5mer, "Şerhu l-Akâid", Ha<iyet( Kestelî ‚lâ Şerhi l-Akâid, İstanbul trz. Dersaadet Yay. , s. . 53 el-E< arî, Makâlât( l-İslâmiyyîn ve İhtilâf( l- Musallîn (1400/1980), I, 130; el- ‛ağdâdî, a.g.e., e<-Şehristânî, a.g.e., I, 168. 54 İzutsu, Toshihiko, The Concept of Belief in Islâmic Theology -A Symantic Analysis of Îmân And Islâm-, Keio Institute of Cultural and Linguistic Studies, Tokyo 1965, s. 88. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt 1 , sayı , ----------- Doç. Dr. Recep ‚RDOĞ‚N | 151 Ğaylan a göre evrenin sonradan varolduğuna muhdes ve d(zene koyulduğuna ili<kin bilgi zarurîdir. Onların var-edicisi ve m(debbirinin iki ve daha fazla olmadığını bilmek ise iktisabîdir. 55 ‛a<ka bir ifadeyle, Ğaylan ın d(<(ncesinde marifet, aslına göre iki çe<ittir. ‛irincisi, fıtrî bilgidir ki, âlemin bir sanatkârı, kendisinin bir yaratıcısı olduğunu bilmesidir. ‛u bilgi iman olarak adlandırılmaz. İkincisi, sonradan elde edilen bilgidir ve bu iktisabî bilgi imandır.56 E< arî ve El-‛ağdâdî nin Z(rkani nin Makalat ından naklettiği Ğaylan ın imanın dille ikrar olduğu, marifetullâhın ise zorunlu, ‚llah ın fiili olup imandan olmadığı iddiası 57 da buna göre anla<ılmalıdır. İkrarı tasdik olarak alan Ğaylan, marifetullahın imandan olmayı<ını, imanın l(gatte tasdik olu<uyla açıklamı<tır.58 Yani birincil bilgi <ekillenmemi< ve ızdırarî bir halde iken, ikincil bilgi, konusu ve y(klemleri hazırlanmı< ikrar halindeki bilgidir. ‛una, ‚llah a yönelik sevgi ve boyun eğme gibi duygusal bir boyut katıldığında iman olu<ur. Ğaylan ın bu gör(<(, imanın tanım ve hududunu belirtme amacıyla ortaya koyduğunu göz ön(nde bulundurduğumuzda marifetullâhın zarûrîliğini, kelamî bir tartı<ma konusu haline getiren ilk ki<i olduğunu söyleyebiliriz. 3.2.2. Marifet, tasdik, ikrar ve kalb fiili Ebu Muaz et-Tûmenî, imanın "bilmek, tasdik etmek, muhabbet, ihlâs ve Peygamber in getirdiklerini ikrar hasletleri" olduğunu söylemi<tir.59 Yukarıda verilen bilgilerden anla<ılıyor ki, bazı M(rciîler, iman için tasdik değil de bilgi ya da bilgiyle birlikte ikrar tanımlamasını yapmı<lardır. ‚ncak onların da çoğunluğu, imanın kuru bir bilgi ya da kuru bir söz olmadığının farkındadır. 5rneğin, imanı kayıtsız ‚llah ı bilme marifet diye tanımlayan M(rcie den 55 el-E< arî, Makâlât( l-İslâmiyyîn ve İhtilâf( l- Musallîn (1400/1980), I, 130. 56 e<-Şehristanî, a.g.e., I, 168. 57 el-‛ağdadî, a.g.e., 206. 58 El-E< arî, Makâlât( l-İslâmiyyîn ve İhtilâf( l- Musallîn (1400/1980), I, 131. 59 e<-Şehristânî, a.g.e., I, 166. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt , sayı , 2014----------- 152 | M(rcie de Farklı İman Tanımları Salih b. Amr, Allah ı bilmenin O nu sevme ve O na boyun eğme olduğunu ileri s(rm(<t(r.60 ‛u durumda tanım iman, ‚llah ı sevme ve O na boyun eğmedir. <eklinde olmaktadır. ‛u anlayı<, bilginin sevme ve boyun eğmeden farkını tahlil etmemekle birlikte imanın bilgiden daha fazlasını içerdiğine i<aret etmektedir. Öbür yandan Yunus b. ‚vn, Ğassan el-Kufî, Ebu Şimr, Ğaylan b. Mervan ve Kaderî M(rciî d(<(n(rlerden Muhammed b. Şebîb, yukarıda geçtiği (zere, imanı tanımlarken ittifakla, bilgi ve ikrarın yanına ‚llah sevgisi, ‚llah a kar<ı boyun eğme duygularını katar; Gassan ve Yunus b. Avn es-Semîrî ve tabîleri, ayrıca buna ‚llah'ı tazim ve O na kar<ı kibir- lenmeyi terk etmeyi de ilave eder. M(rcie'nin iman tanımında tevâzu, muhabbet, havf gibi imanı bilgiden ve kuru tasdikten ayıran boyutlara yer vermesi olumlu bir yakla<ımdır. ‚ncak bilgi, tasdik ve ikrar arasındaki farkın iyi belirlen- memesi, kavram karga<asına yol açmaktadır. Yine M(rcie'nin iman tanımının teknîk bir tanım özelliğine sahip olduğunu söylemek oldukça güçtür.61 ‚nla<ılmaktadır ki, imanı yalnızca dile ait bir fiil veya marifet olarak alanlar bir yana, M(rcie nin tanımlarında dikkat çekici nokta, imanın tasdikle özde<le<tirilmeyip, kavramın psikolojik muhtevasını açarak tasvir etme yoluna gidilmesidir. Kanaatimizce, imanın bir bilgi temeli vardır, ama iman, bilgiyi a<an bir haslettir. İmanın bilgiyi a<an derunî boyutları, ‚llah kar<ısında tevazu, boyun eğme gibi duygusal olu<umlarla kendini göstermektedir. 62 İ<te M(rcie, imanın bili<sel, duygusal ve bunlarla geli<en durumlarla ilgili boyutların açımlamasının yapılmasıdır. ‛u sebeple, marifetullah kavramı kullanılmı<, ancak çoğunlukla imanın bir c(z (, bir boyutu sayılmı<tır. 60 e<-Şehristânî, a.g.e., I, 167. 61 ‚rdoğan, Recep, Delilerden Temellere -Sistematik Kelam ve G(ncel İnanç Sorunları-, klm Yay., İstanbul , s. . 62 ‚rdoğan, Recep, Âment( Şerhi -İslam İnanç Esasları-, klm Yay., İstanbul , s. vd. "Kelâmî ‚çıdan İmanın Mahiyeti ve Din 5zg(rl(ğ(n(n Muhtevası", Diyanet İlmi Dergi, XLI/1 (Ank. 2005), s. 22 vd. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt 1 , sayı , ----------- Doç. Dr. Recep ‚RDOĞ‚N | 153 Ebu Hanîfe, ikrarı, tasdik, marifet, yakîn ve islam gibi imanın ismi olarak kabul eder "İman, tasdik, marifet, yakîn, ikrar ve islam dır." "‛u isimler arasında farklılık varsa da hepsi imanın adıdır. Manaları birdir."63 ‛ununla birlikte el-Vasiyye de <öyle demi<tir İman, dil ile ikrar, kalb ile tasdîktir tek ba<ına ikrar iman değildir. Ç(nk( ikrar, iman olsa t(m m(nafıklar da m(min olurdu. ‛unun gibi tek ba<ına "marifet"64 de iman değildir. Eğer marifet iman olsaydı ehl-i kitabın t(m( m('min olurdu. Oysa ‚llah m(nafıklar hakkında <öyle demi<tir M(nafıklar sana geldiklerinde, 'Senin, elbette ‚llah ın peygam- beri olduğuna <ahitlik ederiz.' derler. ‚llah senin, elbette kendisinin peygamberi olduğunu biliyor. Fakat ‚llah, o m(nafıkların hiç <(phesiz ِّ‫ول ا‬ ِ yalancılar olduklarına <ahitlik eder ( ُ ‫نك لََر ُس‬ َ ‫إِذَا َج‬ َ ِ‫اءك الْ ُمَاف ُقو َن قَالُوا نَ ْش َه ُد إ‬ ‫ي لَ َك ِاذبُو َن‬ ِِ َ ‫نك لََر ُسولُ ُ َواُّ يَ ْش َه ُد إِن الْ ُمَافق‬ َ ِ‫) َواُّ يَـ ْعلَ ُم إ‬. M(nâfikûn, / . yani onlarda tasdik olmadığı için onların iman iddiası yalandır. ‚llah ehl-i kitap hakkında da <öyle buyurmu<tur Kitap verdiklerimiz, onu Peygamberi kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar ( ‫اب‬ ِ ِ َ َ‫الْكت‬ ‫ين آتَـْيـَا ُ ُم‬ َ ‫الذ‬ ‫)يَـ ْع ِرفُونَ ُ َك َما يَـ ْع ِرفُو َن أَبْـَاء ُ م‬... /En âm, . "65 Yine İmam-ı ‚zam Ebu Hanîfe, M(minlerin t(m(, marifette, yakînde, tevekk(lde, muhabbette, korku ve (mitte, imanda e<ittirler iman dı<ındaki <eylerde ise birbirlerinden (st(nd(r. demektedir.66 ‛u durumda, ‚llah a yönelik g(ven duygusu, sevgi, korku ve (mit imanın hakikatini olu<turan manalar olmaktadır. Dolayısıyla iman, tasdik kavramına indirgense de bu, iman kavramına en yakın 63 Ebu Hanîfe, Numan b. Sâbit, "el-Âlim ve'l-Müteallim", İmâm-ı ‚zam ın ‛e< Eseri, n<r. Mustafa 5z, İF‚V Yayınları, İstanbul , s. -19. 64 ‚liyy( l-Kârî nin buradaki marifet i m(cerred tasdik olarak açıkladığı görül(r. ‚liyy( l-Kârî, a.g.e., 181. 65 Ebû Hanîfe, Numan b. Sâbit, "el-Vasiyye", İmâm-ı ‚zam ın ‛e< Eseri, n<r. Mustafa 5z, İF‚V Yayınları, İstanbul , s. 87. ‚yrıca bkz. es-Semerkandî, Şerhu l-Fıkhı l-Ekber, Haydarâbâd 1321, s. 9; Beyâdîzâde, Kemaleddin Ahmed, İ<ârât( l-Merâm min İbârâti l-İmâm, n<r. Y. ‚bdurrazık, Kahire / , s. 69; Şeyhzade, Abdurrahim b. Ali el-Mueyyed, Nazmu l-Ferâid ve cem u l-Fevâid, el- Matbaatü'l-Âmira, İstanbul , s. 39. 66 Ebu Hanîfe, a.g.e., 75. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt , sayı , 2014----------- 154 | M(rcie de Farklı İman Tanımları anlamlı sözc(ğ(n tasdik olduğu <eklinde anla<ılmalı imandan söz edebilmek için tasdikle birlikte sevgi, korku ve (mit, ‚llah a g(ven gibi unsurların bulunduğuna dikkat edilmelidir. ‛u gerek imanın konusunun insanın psikolojisi (zerinde olan ve olması gereken tesiri açısından gerekse Kur an'ın verdiği mesaj açısından oldukça isabetlidir. İman, dil ile ikrar ve kalb ile tasdîkdir, ikrar tek ba<ına iman olamaz, ç(nk( öyle olsaydı m(nafıkların t(m( m('min olurdu. ‚ynı <ekilde marifet de tek ba<ına iman olamaz. Ç(nk( marifet iman olsaydı, kitab ehlinin t(m( m('min olurdu. 67 ‛u anlatılanlarda Ebu Hanîfe nin imanın marifetten ibaret sayılmasına kar<ı çıktığı anla<ılmaktadır. Onun tasdik ve ikrar tanımı da imanın hakikatinin tasdik, i<aretinin ve aleminin ikrar olması <eklinde yorumlanmı<tır. 5rneğin, ‚liyy( l-Kârî, Ebu Hanîfe nin iman ikrar ve tasdiktir, tanımını temel alır ikrarın dille, tasdikin ise kalple olduğunu belirtir. Ona göre muteberlik bakımından imanın temeli tasdiktir. Onun izharını sağlayan da öncelikle ikrardır.68 Bu yorum, Ehl-i Sünnet kelamının (zerinde birle<tiği gör(<( temel almaktadır. Genel itibariyle Mâturîdîler ve E< arîler, imanı kalp ile tasdik, dil ile ikrar olarak tanımlar. Genel gör(<e göre iman hakikatte, kalp ile tasdiktir; dil ile ikrar, imanın bizim için zahir olması ve ki<iye d(nyada m(min ahkâmının uygulanması içindir.69 ‛âkıllânî ye göre imanın hakikati, tasdiktir. Tasdikin mahalli kalptir. Dilin ikrarı ve uzuvların ameli ise kalpte bulunan <eyi dile getirmektir. 70 Dilin ikrarı ve uzuvların ameli, imandan sonra gelen bir y(k(ml(l(kt(r. Diğer bir ifadeyle, imanın aslı ve hakikati tasdik; i<areti ve alemi ikrardır. Ç(nk( kalbin tasdiki batınî, iç d(nyaya ait bir olgu olup bir alameti 67 Ebu Hanîfe, a.g.e., . ‚yrıca bkz. es-Semerkandî, a.g.e., 9; Beyâdîzâde, a.g.y.; Şeyhzade, a.g.y. 68 ‚liyy( l-Kârî, a.g.e., 180. 69 el-Üsmendî, a.g.e., 156. 70 ‛akıllanî, Kâdî Ebu Tayyib, el-İnsaf fîmâ Yecibu İ tikâduhu velâ Yecûz( l-Cehlü bih, n<r. M. Zahid el-Kevseri, Mektebet( l-Ezheriyye li t-Türâs, Kahire 1413/1993, s. 55. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt 1 , sayı , ----------- Doç. Dr. Recep ‚RDOĞ‚N | 155 olması gerekir. M(nafık gibi diliyle ikrar edip kalbiyle tasdik etmeyen de bunun aksidir. Yani ‚llah katında m(min olmamakla birlikte dünyada mümin hükmündedir. Kalbiyle tasdik edip diliyle ikrar etmeyen ‚llah katında m(mindir. ‚ncak, durumu insanlarca bilinmediği için, d(nyada, ona m(min h(km( uygulanamaz. Cenaze namazının kılınmaz, M(sl(man mezarlığına defnedilmez, ondan ö<(r ve zekât alınmaz, M(sl(manlarla miras ili<kisi olmaz.71 İmanın aslının ve hakikatinin tasdik olu<u, imanın kelime olarak tasdik anlamına gelmesiyle temellenir. ‛u gör(<e göre " Ey babamız! ‛iz yarı<a girmi<, Yusuf u da e<yamızın yanında bırakmı<tık. Onu kurt yemi<. Her ne kadar doğru söylesek de sen bize inanmazsın. dediler ِ ِ ِ ‫قَالُواْ يا أَبانَا إِنا َذ بـ ا نَستبِق وتَـرْك ا يوسف عِ د متاعِ ا فَأَ َكلَ ال ِّذئْب وما أ‬ َ ‫َنت ُِْؤم ٍن لَّا‬ ( ‫ولَ ْو‬ َ ََ ُ ُ َ ََ َ َ ُ ُ َ َ َ ُ َ ْ َ ْ َ َ َ ‫ي‬ ِ ِ ‫) ُك ا‬. Yusuf / . ayeti iman ın tasdik anlamına geldiğine َ ‫صادق‬َ delildir. ‛edevîler İman ettik dediler. De ki İman etmediniz. Fakat boyun eğdik deyin. Hen(z iman kalplerinize girmedi. ( ‫اب َآم ا قُل َْ تـُ ْؤِمُوا‬ُ ‫َعَر‬ ِ ْ ْ‫قَالَت ْا‬ ‫اْمَا ُن ِِ قُـلُوبِ ُك ْم َوإِن تُ ِطيعُوا اَّ َوَر ُسولَ ُ َا يَلِتْ ُكم ِّم ْن‬ ِْ ‫َسلَ ْمَا َولَما يَ ْد ُخ ِل‬ ِ ْ ‫َولَكن قُولُوا أ‬ ‫أ َْع َمالِ ُك ْم َشْيئًا‬ Hucurât / . . Kalbi imanla dolu olduğu halde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra ‚llah ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara ‚llah ın gazabı ِ َ‫ان ول‬ ِ ِ ِ ِ ِِ ِ ِ ِ ِ‫من َك َفر ب‬ vardır (‫ـكن من َشَر َح‬ َ َ‫اّ من بَـ ْعد إمَان إا َم ْن أُ ْك ِرَ َوقَـ ْلبُ ُ ُمطْ َمئن با ِْم‬ ّ َ َ ِ ‫)بِالْ ُك ْف ِر ص ْدرا فَـعلَي ِهم َغضب ِمن‬ ّ‫ا‬ Nahl / . . ّ َّ ٌ َ ْ َْ ً َ İ<te ‚llah onların kalplerine imanı yazmı< ( ‫ب ِِ قُـلُوِِِ ُم‬ َ ِ‫أ ُْولَئ‬ َ َ‫ك َكت‬ ِْ ‫اْمَا َن‬ M(cadele, 58/22.) 71 ‚liyy( l-Kârî, a.g.e., 183. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt , sayı , 2014----------- 156 | M(rcie de Farklı İman Tanımları ‚llah ım kalbimi dinin (zerinde sabit kıl. hadisi ve Hz. Peygamber in sava<ta çatı<ma esnasında Lâilâhe ilellâh. diyen kimseyi öld(ren Usame b. Zeyd e Kalbini yarıp da doğru mu yalan mı söyl(yor diye baktın mı? demesi de bu gör(<( destekler. 72 ‛u naklî delillere göre imanda, kalbin fiili vardır. Ehl-i s(nnet bunu tanımda değil tanımın dolayımında açıklar. Ehl-i sünnete göre iman; - "tasdik" kavramıyla ifade edilir, - tasdik de iz'an yani boyun eğme, içten teslimîyet, havf ve korkuyu içeren bir çerçevede d(<(n(l(r. "Kalb ile tasdik" tanımındaki kalben, kalple kaydı, duygularla sarmallanan kabul, rıza ve teslimiyet olarak anla<ılmalıdır. ‛u durumda tasdik, kalpte yer eden olumlu tavırdır dı< d(nyaya ve ya<antıya aksetme yolunda duygusal yönleri de ağır basan, ben bilincinin <ekillenmesinde önem kazanan bir psikolojik olgudur. ‚llah tek olarak anıldığında, ahirete inanmayanların kalplerini sıkıntı basar ama ‚llah tan ba<kası anılınca ‫ين َا يـُ ْؤِمُو َن بِ ْاْ ِخَرةِ َوإِذَا‬ ِ ْ ُ ‫َوإِذَا ذُكَِر اُّ َو ْح َد‬ hemen yüzleri güler ( َ ‫وب الذ‬ ْ ‫اَْأ‬ ُ ُ‫َزت قـُل‬ ‫ين ِمن ُدونِِ إِذَا ُ ْم يَ ْستَْب ِش ُرو َن‬ ِ ِ َ ‫)ذُكَر الذ‬. (Zümer 39/45.) ayetinde de imandaki bu psikolojik olu<umlar kendini belli eder. Pek çok ayette imanın yanında ona atıfla geldiği için amel, imanın parçası değildir. Ç(nk( c(z parça k(le onu da içeren bütüne) atfedilmez.73 M(rcie'nin çoğunluğu da kalp fiilleriyle imanın salt bilgi ve dile getirmeden farklı boyutlarına dikkat çekmektedir. Tasdik, ilmin iki parçasından biri olarak açıklanırsa, onun inadî k(fr( dı<laması için ba<ka bir kayıt gereklidir. Nefisleri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri halde sırf zalimliklerinden ve b(y(kl(k 72 ‚liyy( l-Kârî, a.g.e., 183. 73 ed-Devvânî, a.g.e., 140. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt 1 , sayı , ----------- Doç. Dr. Recep ‚RDOĞ‚N | 157 ‫استَـْيـ َقَْتـ َها أَن ُف ُس ُه ْم ظُلْ ًما‬ ِ taslamalarından öt(r( onları inkâr ettiler ( ْ ‫َو َج َح ُدوا َِا َو‬ ‫َوعُلُوا‬ Neml / . ‛u ayette, içte yakîn olduğu hâlde imanın gerçekle<memesi aksine inadî bir inkâr söz konusudur. ‛u durum, imanın bilgi ve kuru tasdiki a<an bir haslet olduğunu göstermektedir. 74 ‛u nedenle m(teahhir âlimlerden bazıları imanın gerçekle<tiği tasdiki, "teslim ve inkiyad" olarak ifade etmi< ve onu imanın r(kn( saymı<lardır. Doğruya yakın olanı, onu derunî teslimiyet, kalbî boyun eği< olarak açıklamaktır. 75 Tasdikin içselle<tirme olmaksızın doğrulama dan ibaret olmadığına dikkat çekerler. Dolayısıyla kelamcıların iman tanımında geçen tasdik, aklın ve bilginin zorunlu kıldığı mantık ilmindeki tasdikten de farklıdır. ‛azı tanımlarda geçen ‛oyun eğmeyle birlikte (‫ )ا ْذ َعان‬birlikte tasdik 76 tabiri de imanın olu<umunun akıl y(r(tme ve kuru bilgiyi a<an psi<ik bir boyut olduğunu ifade eder. Mürcie içindeki bu grup da iman-amel ili<kisini kuramama noktasında yanlı<a d(<m(<t(r. Onlar, imanı marifet, tasdik, ikrar ve kalp fiilleri olarak tanımlamış ama amelin önemini göz ardı etmişlerdir. Onlara göre imanın yeri kalp ve dildir. İman, ‚llah'ı bilmek ve ona boyun eğmek, ‚llah'a kar<ı b(y(klenmeyi terk ve onu kalple sevmek;77 dil ile de O'nun benzeri gibi bir <ey olmadığını ikrar etmektir. Mâturîdîler ve Eş’arîler tarafından da paylaşılan gör(şler Yukarıda anlatılanlardan anla<ılacağı (zere, M(rcie, imanın tanımı noktasında birlik içinde olamamı<lar ve farklı iman tanımları yapmı<lardır. ‚ncak, onların bazı ortak gör(<leri de vardır. ‛unları a<ağıdaki gibi özetlemek m(mk(nd(r 74 ‚liyy( l-Kârî, a.g.e., 183. 75 ed-Devvânî, a.g.e., 142. 76 İsfahanî, Râğıb, el-Müfredat fî Ğarîbu l-Kur'an, İst. , s. . 77 El-‛ağdâdî, a.g.e., e<-Şehristanî, a.g.e., I, 163. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt , sayı , 2014----------- 158 | M(rcie de Farklı İman Tanımları - ‛ilinmeyen konularda birbiriyle sava<an ilk M(sl(man taraflar hakkındaki h(km( ‚llah'a bırakmak, ahiret gününü ertelemek gerekir. - M(rcie ye göre amel, iman veya imanın bir parçası değildir. İmandan sonra gelen bir y(k(ml(l(kt(r. ‚mel, imanın c(z ( olmadığı için ameli terk de ki<inin m(min niteliğini kaybetmesine neden olmaz. - Kıble ehli, haramı helal addetmedikçe, i<lediği g(nah nedeniyle tekfir edilemez. ‛u gör(<ler, Mâturîdîler ve E< arîler tarafından da payla<ılır. ‚yrıca Mâturîdîler ve E< arîler, M(rcie içinde gör(len a<ağıdaki gör(< (zerinde de birle<ir - Günahkâr mümin, ebedî cehennemde kalmaz. Büyük günah i<lemi< ama tövbe etmeden ölm(< m(minler de ‚llah ın affıyla doğrudan veya g(nahlarının cezasını çektikten sonra cennete girebilir. ‛u gör(<, 5v(len M(rcie'ye atfedilir. 5v(len M(rcie, g(nah i<leyeni iman dairesinin dı<ına çıkartacak her g(nahın, va'îdi gerektirdiğini yani azaba neden olduğunu söyler. M(minlerin, iman sahibi olsa da i<lediği b(y(k g(nah sebebiyle azap görmesinden korkar.78 M(rcie içinde gör(len a<ağıdaki gör(<ler de Mâturîdîler ile E<'arîler arasında ihtilaf konusudur - İmanda artma ve eksilme olmaz. - T(m m(minler, imanlarında e<ittirler. Onlar arasındaki derece farklılığı amel alanındadır. - İmanda istisna yani "in<allah m(minim." demek doğru değildir. 78 el-Mâturîdî, a.g.e., 425. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt 1 , sayı , ----------- Doç. Dr. Recep ‚RDOĞ‚N | 159 - İman ve islam aynı <eyin ismidir. İman olmadan islam, islam olmadan da iman olmaz. ‛u gör(<ler, Ebu Hanîfe'nin eserlerinde de yer almı< ve Mâturî- dîlerce benimsenmi<tir. Selefiyye ve E< ariyye ise bu gör(<leri reddetmi<tir. Ehl-i s(nnet tarafından kesinlikle reddedilen gör(şler Mürcie içinde Ehl-i S(nnet tarafından kesinlikle reddedilen bazı gör(<ler de vardır. ‛unlar - İman, yalnızca marifetten ya da marifet ve ikrardan ibarettir. - İman olmadan iyi amelin faydası olmayacağı gibi imanın bulunması durumunda da köt( amelin bir zararı olmaz. İnsan cennete ameliyle değil imanıyla girecektir. ‛u iki gör(<(n atfedildiği M(rcie, zemmedilen Mürcie veya "habis Mürcie" olarak adlandırılır. 79 ‚yrıca M(rcie'den bazıları, Hz. Osman'ın, Hz. ‚li'nin ve b(y(k g(nah i<leyenlerin h(km(n( ‚llah'a bırakırken, ehl-i Sünnet, bu iki sahabinin cennetle müjdelendiğini, Hz. Ebu ‛ekr ve Hz. 5mer'den sonra ashabın en faziletlileri olduğunu vurgular. ‛(y(k g(nah i<leyenin, g(nahı nedeniyle cehennemde ebedi kalmayacağını ‚llah'ın onu doğrudan affetmesinin de g(nahına kar<ılık cezalandırmasının da m(mk(n olduğu konusunda net bir gör(<e sahiptir. M(rcie, bazı a<ırı gör(<leri dı<ında, iman konusunda, Ehl-i S(nnet kelamını etkilemi<tir. M(rcie'nin iman anlayı<ının, a<ırılıkları giderilmi< biçimde Ebu Hanîfe tarafından benimsendiği ve Mâturîdiyye içinde devam ettiği söylenebilir. İrcâ'nın haklılığı savunulsa da "M(rcie" genelde olumsuz bir nitelik olarak kullanılmı< bundan dolayı da İmam Ebu Hanîfe, İmam el-Mâturîdî gibi bazı isimler dı<ında, Mâturîdîler de M(rcie niteliğini 79 el-Habbâzî, a.g.e., . ‚yrıca bkz. el-Mâturîdî, a.g.e., 481. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt , sayı , 2014----------- 160 | M(rcie de Farklı İman Tanımları kabul etmemi<, kendilerini M(rcie dı<ında tutmu<lardır. ‛u, M(rcie kavramına olumlu bir anlam y(kleyerek onu bu anlamıyla ilim mahfillerinde yaygınla<tıramamanın sonucudur. M(rcie, iman konusundaki yeni bir gör(<le İslam toplumundan bir ayrılı<ı ifade eder olmu<tur. M(rcie, aslında M(rcie içinde de yaygınlık kazanmamı< bazı a<ırı gör(<lere i<aret eder hâle gelmi<tir. Oysa M(rcie, en geni< çerçevede, amelin imandan bir c(z olmadığı bu nedenle de İslam'da olduğu zarurî olarak bilinen inançları kabul eden kimselerin büyük günah nedeniyle kâfir olmayacağı gör(<(nde birle<enleri ifade eder. ‛u nedenle M(rcie'nin, İslam toplumunda birle<tirici bir yakla<ım benimsediği söylenebilir. Onlar, gereke amel eksikliğinden dolayı gerekse bilgi eksikliğinden dolayı, İslam'a itikat edenlerin tekfir edilmesine ve dı<lanmasına kar<ı çıkmı<lardır. M(rcie den bazıları, bilmek ve inanmak <art olan hususları bireylerin zaruri olarak bileceği hususlarla sınırlamı<lardır. ‛una göre gayr-i M(slim bir toplumda yeni M(sl(man olanlar, İslam inancının bazı esaslarını bilmedikleri için m(min vasfını kaybetmezler. 80 Ama bu, arızî bir durumdur.81 ‛ununla birlikte "M(rcie", âdeta, belli bir z(mreye yapı<ıp kalan menfî bir nitelik olmu<tur. ‛undan dolayı da Mâturîdî âlimler, M(rcie'yi reddetmi<ler onu Cebriyye, Kaderiyye gibi fırkalara bağlamı<lardır. "Ümmetimden iki sınıfa <efaatim ula<maz Kaderiyye ve Mürcie." Diğer bir haberde de M(rcie'ye dille lanet edildiği söylenir. Mâturîdî'ye göre "Ümmetimden iki sınıfa <efaatim ula<maz Kaderiyye ve Mürcie." rivayetinde M(rcie ile cebriyye kastedilmi< olabilir. Ç(nk( hadiste kaderiyye zikredilmi<tir ve aslında Cebriyye, Kaderiyye ile birlikte zikredilir. Cebriyye ve Kaderiyye birlikte zemmedilen kavram ikilisidir.82 ‛urada Cebriyye'ye M(rcie denilmesi, onların insan 80 bkz. ‛ağdadî, a.g.e., 203. 81 ‚rdoğan, Recep, "Ehl-i S(nnet Kelamında E< ariyye ve Mâturîdiyye Tekfirde Sınırlar -İman-K(fr Sınırını ‛elirlemede ‛a<lıca İlkeler-", İslam Hukuku ‚ra<tırmaları Dergisi, XXV (Konya 2015), s. 326-327. 82 el-Mâturîdî, a.g.e., 482. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt 1 , sayı , ----------- Doç. Dr. Recep ‚RDOĞ‚N | 161 fiillerini b(t(n(yle ‚llah'a ircâ etmeleri, fiilin gerçekle<mesinde insanın hiç bir rol( olmadan her bakımdan ‚llah'a it olduğunu söylemeleridir.83 ‚yrıca hadiste M(rcie ile "İn<allah m(minim." diyerek iman edip etmediği konusunda duraksayanlar kastedilmi< olabilir. Malumdur ki, ircâ cevap vermekte ve akıl y(r(tmekte duraksamadır. Ha<viyye kendileri hakkında iman sahibi, m(min olduklarını söylemekten geri durur ve "in<allah m(minin." derler.84 İkinci olarak, M(rcie, içerdiği farklı gör(<lerden kendi içinde de yaygınlık kazanmamı< olan a<ırı bazı gör(<lere indirgenmi<tir. Yani M(rcie tanımlaması, olumlu anlamıyla yaygınla< tırıla madığı için "zemmedilen Mürcie" ya da "habis Mürcie" denen büsbütün olumsuz bir tanımlamaya dön(<t(r(lm(<t(r. İnsanın bilgisi varlık ve olu<ları fark ederek onlara isimler vermesine dayanır. Doğadaki diğer varlıklardan ayrılan özelliği buradadır. İsimlendirme, hâkimiyet kurmaktır. Ç(nk( isimlendirmede, isimlendirilen <eyi, diğer varlık ve olu<lardan ayırt etme, onu zihinde yeniden kompoze etme, onu hakkında imge ve imaj olu<turma vardır. ‛unlar da isimlendirilen <eyi dı< dünyada yeniden tasarlamaya giri<mektir. İsimlendirme, isim verilen <ey hakkında bir değer yargısı bildirme ve onun kar<ısında kendinizi yeniden konumlandırma demektir. Eğer siz isimlendirirseniz, bu isimlendirme toplumda yerle<irse muhalifinizi mahkûm etmi< olursunuz. Ç(nk( ona isim verirken onun hakkında da bir h(k(m vermi< olursunuz. ‛u nedenle de mezhepler tarihinde, fırkaların isimleri önemli bir tartı<ma konusu olmu<tur. ‛azen salt ismin ta<ıdığı anlam (zerinde bir fırkanın mahkûm edildiği gör(l(r. 83 el-Mâturîdî, a.g.e., 310, 410. 84 el-Mâturîdî, a.g.e., 483. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt , sayı , 2014----------- 162 | M(rcie de Farklı İman Tanımları Muhaliflerinin kendine olumsuz bir isim vermesi durumunda da bir ekol(n(n bu ismin ta<ıdığı menfî yargıyı reddetme çabasına girdiği gör(l(r. ‛u da çe<itli yollarla olur - Bazen o isimi, aslen reddederek kendini yeniden isimlendirir. 5rneğin haricîler, İnsanlardan öylesi de vardır ki ‚llah ın rızasını kazanmak için kendini satar/feda eder ( ِ ‫ض‬ ‫ات‬ َ ‫اس َمن يَ ْش ِري نـَ ْف َس ُ ابْتِغَاء َم ْر‬ ِ ‫َوِم َن ال‬ ِّ‫)ا‬ ‛akara / . ayetinden hareketle kendilerini şurât - ‫شا ِرى‬ َ ّ ‫) ُشراة‬ olarak da isimlendirmi<lerdir. Onlar, satıcılar/satanlar anlamına gelen bu kelimeyi kendilerini ‚llah a adayan veya nefislerini cennet kar<ılığında ‚llah a satanlar anlamında kullanmaktadır. 85 Onların bu yakla<ımı, her yeni gör(<(n kendini Kur’anî bir kavramla tanımlama ve meşrulaştırma çabasının bir örneğidir. Ç(nk( isim referanstır. ‛u nedenle de bir fırkaya verilen isim muhalifleri tarafından onların dalâlette olduğunu ifade etmek için kullanılır. ‛u durum kar<ısında fırkanın kendine farklı bir isim vermesi veya ona verilen ismi, yeniden anlamlandırarak kendine haklılık kazandırmaya çalı<tığı gör(l(r. - ‛azen de o ismin yeniden anlamlandırılır. ‛öylelikle, ba<langıçta ta<ıdığı menfi mananın yerine olumlu bir anlam y(klenir. Bunun için de isim olan kelimenin Kur'an-ı Kerim'deki olumlu kullanımları tespit edilmeye çalı<ılır. Yukarıda geçtiği (zere, Ebnu Hanîfe nin İrcâ yı meleklerden aldım, çünkü onlar bilmedikleri sorulunca onun bilgisini ‚llah a ircâ etmi<lerdir. <eklindeki yakla<ımı buna örnektir. - ‚yrıca yaygın olan bir yöntem de olumsuz tanımlamanın, muhalif gör(<le ili<kisinin kurularak o muhalif gör(<(n sahiplerine yöneltilmesidir. ‛öylelikle menfi anlamda alındığında o ismin aslında muhalife verilmesinin daha doğru olacağı söylenir. 5rneğin bazı Mu'tezilîler, "Kaderiyye" isminin, insanın fiillerini ‚llah'ın takdir ve yaratmasına bağlayan kadercilere verilmesinin doğru olacağını ileri 85 Kutlu, "Haricîlik, M(rcie, Mu tezile", 52. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt 1 , sayı , ----------- Doç. Dr. Recep ‚RDOĞ‚N | 163 s(rer. Mâturîdî, ircâyı mu'tezile ile ili<kilendirmeye çalı<ır. O'na göre Mu'tezile b(y(k g(nah i<leyeni m(min olarak da kâfir olarak isimlendirmekten y(z çevirmi< Ebu Hanîfe, ki<i hakkındaki ‚llah'ın ilmini ahirete ircâ ederken, Mu'tezile kendi fiilinin hükmünü ahirete irca etmi<tir ki, bu konuda mazur olamaz.86 - Diğer bir yöntem de isimlendirmenin olumlu ve olumsuz çağrı<ımına göre sınıflandırma yapmaktır. M(rcie'nin zemmedilen M(rcie ve öv(len M(rcie <eklinde sınıflandırılması da buna örnektir. İmam Mâturîdî, ircayı "övülen irca" ve "zemmedilen irca" <eklinde iki kısma ayırarak övülen ircayı benimseyen Ebu Hanîfe ve taraftarlarının açıkça savunur. ‛una kar<ılık Mâturîdi'den sonra gelen Hanefi âlimler, bu konuda her hangi bir ayrıma gitmeyerek genelde zemmedilen Mürcie'yi kast etmi<ler ve tamamen onun üzerinde yoğunla<mı<lardır.87 5rneğin, M(rcie nin iman konusunda on kadar gör(<( olduğunu söyleyen Ebu l-Yusr el-Pezdevî, bunlardan imanı yalnız ‚llah'ı bilmek ile ‚llah'ı bilmek ve ikrar etmek <eklinde tanımlayan gör(<leri kaydeder. 88 el-Malatî de M(rcie nin yalnızca iman marifettir gör(<(n( kaydeder.89 ‛u <ekildeki yakla<ımların nedeni, M(rcie nin Ehl-i S(nneti öncelemesi, önc(leri olması batıl ve dalalete d(<m(< fırkaları saymak (zere yazılan eserlerde de onların marjinal gör(<lerini tenkit cihetine gidilmesi olabilir. Kabul edilen gör(<lere sahip olanları ayrı bir kategoride ifade etmek, hak ve dalaletteki fırkaların sayısı açısından problem olu<turacaktı. SONUÇ M(rcie, imanın tanımı noktasında birlik içinde olmamı<lar ve farklı iman tanımları yapmı<lardır. ‚ncak, onların bazı ortak gör(<leri de vardır. 86 el-Mâturîdî, a.g.e., 480-481. 87 Ak, a.g.m., 134. 88 Pezdevî, a.g.e., 210-211. 89 el-Malatî, Ebu l-Huseyn Muhammed b. Ahmed b. Abdirrahman, et-Tenbîh ve r-Redd alâ Ehli l-Ehvâ ve ve l-‛ida , n<r. M. Zahid el-Kevserî, Mektebet( l- Ezheriyye, Kahire 1413/1993, s. 149. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt , sayı , 2014----------- 164 | M(rcie de Farklı İman Tanımları ‛unları a<ağıdaki gibi özetlemek m(mk(nd(r İlk olarak M(rcie, amelin imandan sonra geldiğini kabul etmi<tir. ‛una göre amel, imanın c(z ( değildir. ‚melin terk, ki<inin m(min niteliğini kaybetmesine neden değildir. İkinci olarak günahkâr mümin, ebedî cehennemde kalmayacağını kabul eder. ‛(y(k i<lemi< ama tövbe etmeden ölm(< m(minlerin de ‚llah ın affıyla cennete girebileceğini söyler. ‛u gör(<ler, Mâturîler ve E< arîler tarafından da payla<ılır. ‚ncak M(rcie ye Ehl-i Sünnet tarafından kesinlikle reddedilen ba<ka gör(<ler de atfedilir. İmanı yalnızca marifet ya da marifet ve ikrar olarak tanımlamaları böyledir. Yine iman ile ameli birbirinden b(sb(t(n ayırmaları amele gereken önemi vermemeleri de diğer red ve tenkit konusudur. Onların iman olmadan itaat fiillerinin yararı olmadığı gibi, iman olduğunda da masiyetlerin isyan fiilleri zararı olmayacağını söylemeleri böyledir. ‛u iki gör(<(n atfedildiği M(rcie, zemmedilen M(rcie olarak adlandırılır. İmanı salt bilgi ya da ikrar olarak tanımlayan a<ırı M(rcie bir yana bırakılırsa, M(rcie'nin iman tanımında kalp fiillerine, yani ‚llah'a kar<ı tevazu, O'na boyun eğme, teslimiyet, O'na g(venip dayanma, ‚llah'ı sevme ve azabından korkma gibi psi<ik olu<umlara yer vermesi, Mürcie'nin ayırt edici özelliği olarak gör(lebilir. ‛u tanımlar, aslında, imanın psi<ik yapısını açıklama, onun salt bilgi veya sözden ayrılan yön(n( netle<tirme yön(yle dikkate <ayandır. ‚ncak, M(rcie'nin tanımlarını, mantık ve kelam ilmindeki tanım hadd seviyesinde görmek g(çt(r. ‛u da aslında M(rcie'nin kelam ilminde terimlerin tam olarak te<ekk(l etmediği bir devrede ya<amı< olu<uyla açıklanabilir. Uç gör(<ler dı<arıda M(rcie'nin iman anlayı<ının Ehl-i S(nnet içinde, bazı d(zeltmelerle devam etmesi kötüleyici bir isim olarak M(rcie isminin uç gör(<lere yöneltilmesi de kelam ilminin terminolojisi te<ekk(l edene dek M(rcie'nin terk -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt 1 , sayı , ----------- Doç. Dr. Recep ‚RDOĞ‚N | 165 edilmesine neden olmu<tur. Dolayısıyla, M(rcie'nin iman tanımları, kelam ilmindeki teknik tanım d(zeyine ula<amamı<tır. Ehl-i sünnet kelamında iman tasdik olarak anlamlandırılmakla birlikte farklı tartı<malarda imanın tasdik yanındaki farklı özelliklerine dikkat çekilir. . ‛azen tasdikin iz ân yani boyun eğme yi içerdiği söylenir. . ‛azen de m(minde aynı anda havf ile recâ nın bulunması gerektiği vurgulanır. İmanın havf ve recâyı mutlaka içermesi, onun asla bilgiden veya dille ifadeden ibaret olmaması demektir. ‛u anlatılanlar ı<ında ortaya çıkıyor ki, Ehl-i S(nnet kelamının yani E<'ariyye ve Mâturîdîyye nin iman anlayı<ı, Mürcie içinde daha yaygın olan gör(<e paraleldir. Nitekim klasik bazı mezhepler tarihi eserlerinde Ehl-i Sünnet Mürcie'sinden söz edilmekte ve Ebu Hanîfe, M(rcie'den sayılmaktadır. ‚yrıca İmam Mâturîdî, zemmedilen M(rcie kavramla<tırmasıyla a<ırı fikirleri dı<arıda tutarak iman anlayı<ı açısından Hanefîliği öv(len M(rcie olarak tanımlamaktadır. M(rcie içinde dile getirilen ve ehl-i hadis tarafından <iddetle kar<ı çıkılan bazı gör(<lerde de Hanefî-Mâturîdî çizgi, M(rcie'ye uymu<tur. ‛u olgular ı<ığında, Ehl-i S(nnet kelamının iman anlayı<ının tebell(r etmesinde M(rcie'nin etkisi ve katkısı olduğu ayrıca Mâturîdîlerin Selefiyye den çok M(rcie'ye yakın olduğu tespit edilebilir. KAYNAKLAR Ak, Ahmet, "Selçuklu Dönemi Hanefi Alimlerin Mürcie'ye Bakı<ları", Dini Ara<tırmalar, XI/32 (Eylül-Aralık 2008), ss. 131-148. ‚liyy( l-Kârî, Molla Ali b. Sultan Muhammed, Şerhu l-Fıkhi l- Ekber, thk. Mervan M. e<-Şe âr, Dâru n-Nefâis, Dime<k / . -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt , sayı , 2014----------- 166 | M(rcie de Farklı İman Tanımları ‚rdoğan, Recep, Delilerden Temellere -Sistematik Kelam ve Güncel İnanç Sorunları-, klm Yay., İstanbul . .., Akideden Kelama -Kelam Tarihi-, klm Yay., İstanbul . .., Âment( Şerhi -İslam İnanç Esasları-, klm Yay., İstanbul 2015. .., "Kelâmî ‚çıdan İmanın Mahiyeti ve Din 5zg(rl(ğ(n(n Muhtevası", Diyanet İlmi Dergi, XLI/1 (Ank. 2005). .., "Ehl-i S(nnet Kelamında E< ‚riyye ve Mâturîdiyye Tekfirde Sınırlar -İman-K(fr Sınırını ‛elirlemede ‛a<lıca İlkeler-", İslam Hukuku ‚ra<tırmaları Dergisi, XXV (Konya 2015), ss. 315-342. ed-Devvânî, Muhammed b. Esad Celalüddin, Şerhu l-‚kâid l- Adûdiyye, yer ve tarih yok. el-‛ağdâdî, ‚bdulkahir b. Tahir, el-Fark beyne l-Firak, n<r. M. Muhyiddin Abdülhamîd, Mektebet( l-Asriyye, Beyrut 1995. el-‛akıllanî, Kâdî Ebu Tayyib, el-İnsaf fîmâ Yecibu İ tikâduhu velâ Yecûz( l-Cehlü bih, n<r. M. Zahid el-Kevseri, Mektebet( l-Ezheriyye li t-Türâs, Kahire 1413/1993. Beyâdîzâde, Kemaleddin Ahmed, İ<ârât( l-Merâm min İbârâti l- İmâm, n<r. Y. ‚bdurrazık, Kahire / . Ebû Hanîfe, Numan b. Sâbit, "el-Fıkhu'l-Ekber", İmâm-ı ‚zam ın ‛e< Eseri içinde, n<r. Mustafa 5z, İF‚V Yayınları, İstanbul . .., "el-Vasiyye", İmâm-ı ‚zam ın ‛e< Eseri, n<r. Mustafa 5z, İF‚V Yayınları, İstanbul . .., "el-Âlim ve'l-Müteallim", İmâm-ı ‚zam ın ‛e< Eseri, n<r. Mustafa 5z, İF‚V Yayınları, İstanbul 1992. Ebu Ya lâ, Kâdî Muhammed b. Huseyn b. Muhammed ibn Ferrâ, el-Mu temed fî usûli d-dîn, thk. Vedî Zeydân Harrâd, Dâru l- Me<rik, ‛eyrut . -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt 1 , sayı , ----------- Doç. Dr. Recep ‚RDOĞ‚N | 167 el-E< arî, Ebu'l-Hasen ‚li b. İsmail, Makâlât( l-İslâmiyyîn ve İhtilâf( l- Musallîn, thk. Muhammed Muhyiddin Abdulhamit, Beyrut, 1411/1990. .., Makalât( l-İslamiyyin, tsk. Helmut Ritter, Miebeden, 1400/1980. el-Habbâzî, Celâlüddîn, Umer b. Muhammed b. Umer, "el-Hâdî fî Usûli d-Dîn", thk. Adil Bebek, Hâbbâzî Kelamî Gör(<leri ve el-Hâdî adlı Eseri, n<r. ‚dil ‛ebek, İst. . el-Hayyât, Ebu l-Huseyn Abdurrahim b. Muhammed, Kitabu l- İntisâr ve r-Redd ‚lâ bni r-Ravendî el-Mulhıd, n<r. ‚lber N. Nader, Beyrut 1957. İbn Murtaza, ‚hmed b. Yahya, Kitabu Tabakâti l-Mutezile, n<r. Susanna Diwald-Wilzer, Daru l-Muntazır, ‛eyrut . el-İsfahanî, Râğıb, el-M(fredat fî Ğarîbu l-Kur'an, İst. . Kutlu, Sönmez, "Haricîlik, M(rcie, Mu tezile", İslam D(<(nce Ekolleri Tarihi, ed. Hasan Onat, ‚nkuzem Yayınları, ‚nkara . .., T(rklerin İslamla<ma S(recinde Mürcie ve Tesirleri, TDV Yay., Ankara 2010. Kutluer, İlhan, İbnu r-Ravendi nin ‛ir M(lhid ve Dehri Olarak Portresi, Bilgi ve Hikmet Dergisi, IX (1995). el-Malatî, Ebu l-Huseyn Muhammed b. Ahmed b. Abdirrahman, et-Tenbîh ve r-Redd ‚lâ Ehli l-Ehvâ ve Ve l-Bida , n<r. M. Zahid el-Kevserî, Mektebet( l-Ezheriyye, Kahire 1413/1993. el-Mâturîdî, Ebu Mansur Muhammed b. Muhammed b. Mahmud, Kitabu t-Tevhid. n<r. Fethullah Huleyf, Mektebet( l- İslâmiyye, ‛eyrut . .., Kitâbü't-Tevhîd, thk. Bekir Topaloğlu-Muhammed Aruçi, Daru's-Sâdir, Beyrut 1422/2001. -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt , sayı , 2014----------- 168 | M(rcie de Farklı İman Tanımları en-Nesefî, Ebu Mu în Meymun b. Muhammed, Tebsıratu l-Edille fî Usûli d-Dîn, I-II, n<r. H(seyin ‚tay, ‚nk. . .., ‛ahru l-Kelâm fî ‚kâidi Ehli l-İslâm, Konya 1327. Ne<<ar, ‚li Sami, Ne< et( l-Fikri l-Felsefî fî l-İslâm, I-II, 3. Bsk., İskenderiye . Öz, Mustafa, Neccâriyye , TDV İ‚, XXXII, İst. , ss. - 483. Pezdevî, Ebu Yusr, Ehl-i S(nnet ‚kaidi Usûl( d-Din), trc. Şerafeddin Gölc(k, . bs. İst. . Taftazânî, Sa duddin Mesud b. 5mer, "Şerhu l-Akâid", Ha<iyet( Kestelî ‚lâ Şerhi l-Akâid, İstanbul trz. Dersaadet Yay. . .., Makâsıd, I-V, n<r. ‚bdurrahmân Umeyra, ‚mmân 1407. Toshihiko, İzutsu, The Concept of Belief in Islâmic Theology -A Symantic Analysis of Îmân And Islâm-, Keio Institute of Cultural and Linguistic Studies, Tokyo 1965. el-Üsmendî, Alâeddin Muhammed b. Abdilhamîd es- Semerkandî, L(bâb( l-Kelâm, thk. M. Said 5zervarlı, TDV yay., İstanbul . es-Semerkandî, Şerhu l-Fıkhı l-Ekber, Haydarâbâd 1321. e<-Şehristânî, Ebu l-Feth Muhammed b. Abdilkerîm, el-Milel ve n-nihal, thk. Emir ‚li Mehnâ, ‚li Hasen Fâur. Dâru l-Ma ârif, Beyrut 1415/1995. .., Nihâyetu l-ikdâm fî ilmi l-kelâm, n<r. ‚lfred Guillaume, Oxford University Press, London 1934. Şeyhzade, ‚bdurrahim b. Ali el-Mueyyed, Nazmu l-ferâid ve cem u l-fevâid, el-Matbaatü'l-Âmira, İstanbul . -----------Dicle Üniversitesi İlahiyat Fak(ltesi Dergisi, cilt 1 , sayı , -----------