CİLT/VOLUME:11 SAYI/ISSUE:53 MAKALELER YIL/YEAR 2025 Ed�törler Doç. Dr. Yusuf SAYIN / Fat�h YILDIRIM Avrupa B�rl�ğ�’n�n Yen�leneb�l�r Enerj� Dönüşümü: Sürdürüleb�l�r Kalkınma Yolunda B�r Adım Arş. Gör. Merve Öztürk Kur’an-ı Ker�m’de Toplumsal Ahlak S�stem�n�n B�r Yönüne Semant�k B�r Bakış Semar Naasou Vatandaşlık Almak İç�n Yapılan Evl�l�k (Çıkar Evl�l�ğ�) Karşılaştırmalı B�r İnceleme Abdulbar� Az�z Othman İslam Hukukuna Göre Yapay Zekânın Hukuk� K�ş�l�ğ� ve Sorumluluğu Abdullah Acar & İbrah�m Gezer Kur’ân-ı Kerîm’dek� Ḥablullah Terk�b� ve Ḥabl Kel�mes� Üzer�nde B�r İnceleme Dr. Hasan Fehm� Ulus S�vas Osmanlı Cam�ler�ndek� M�nare T�poloj�s�ne Yönel�k B�r Anal�z D�lara Merve Kelk�t & H�cran Hanım Halaç Mozamb�k’tek� Cabo Delgado Kr�z�n�n Çok Boyutlu Anal�z�: Kökenler, Aktörler ve Uluslararası Müdahale Erdem Özlük & S�lale Sa�de Arap İsyanı mı Şer�f Hüsey�n İsyanı mı? Hal�l İbrah�m Çel�k & Önder Volkan Er�kç� Grot�us Perspekt�f�nden Kosova’nın Bağımsızlık Mücadeles�: Uluslararası Hukuk ve Kend� Kader�n� Tay�n Hakkı İrem Özdem�r, Doç. Dr. Önder Aytaç Afşar KİTAP İNCELEMELERİ İbrah�m’�n A�les�, Musev�l�k, Hr�st�yanlık ve İslam İnancındak� Yorumlar Zeynep Sare Uslu Türk Dış Pol�t�kası’nın Ekonom� Pol�t�ğ� Hüday� Sayın Mukaddes Emanet Reyyan İy�yolbulan Ölüm Sosyoloj�s� Şeyda Kırbaş Ps�koterap� ve Ötes� Çağdaş Ps�koterap� Eleşt�r�s� Zelf�nur B�l�c� Hocaoğlu 1 1967 Editörler Doç. Dr. Yusuf SAYIN / Fatih YILDIRIM İSLÂM MEDENİYETİ DERGİSİ / JOURNAL OF ISLAMIC CIVILIZATION CILT / VOLUME: 11 • SAYI / ISSUE: 53 • Y I L / Y E A R : 2025 ISSN: 2687-3672 İmtiyaz Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü / Owner and Managing Editor İsmail Er BACAK / İslam Medeniyeti Vakfı Editörler / Editors Doç. Dr. Yusuf SAYIN / Necmettin Erbakan Üniversitesi Dktr. Fatih YILDIRIM / İstanbul Yeniyüzyıl Üniversitesi Editör Yardımcıları / Vice-Editors Doç. Dr. Buket ÖKTEN SİPAHİOĞLU / Ankara Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Ahmet USANMAZ / Mersin Üniversitesi Tashih / Redaction Arş. Gör. Merve ÖZTÜRK / Batman Üniversitesi Sena ALKILINÇ / Necmettin Erbakan Üniversitesi Mizanpaj / Typesetting-Layout Tekin ÖZTÜRK / Projesanat İletişim / Contact Mimar Sinan Mahallesi, Selam-i Ali Efendi Caddesi Ara Kafe Yanı No:17, 34672 Üsküdar/İSTANBUL Telefon/Phone: 0 (216) 343 97 31, 0 (530) 344 38 33 E-posta/E-mail:

[email protected]

Web: www.dergipark.org.tr/tr/pub/islammedeniyetidergisi Yayın Türü / Publication Type Yaygın Süreli e-1/e-publication İslam Medeniyeti Vakfı yayınlarının her hakkı saklıdır. Bu yayınlar izin alınmaksızın, ticari amaçlarla kısmen veya tamamen çoğaltılamaz, dağıtılamaz ve yayınlanamaz. Ancak ticari amaçlar dışında, kaynak göstermek suretiyle alıntı yapılabilir. İslam Medeniyetleri Dergisi’nde yayınlanan makalelerde görüş ve fikirler yazarına aittir. Resmi görüşü yansıtmaz. Uluslararası ve Ulusal hakemli bir dergidir. Dergi İndeksleri/Indexes İÇİNDEKİLER MAKALELER Avrupa Birliği’nin Yenilenebilir Enerji Dönüşümü: Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Bir Adım Arş. Gör. Merve Öztürk Kur’an-ı Kerim’de Toplumsal Ahlak Sisteminin Bir Yönüne Semantik Bir Bakış Semar Naasou Vatandaşlık Almak İçin Yapılan Evlilik (Çıkar Evliliği) Karşılaştırmalı Bir İnceleme Abdulbari Aziz Othman İslam Hukukuna Göre Yapay Zekânın Hukuki Kişiliği ve Sorumluluğu Abdullah Acar & İbrahim Gezer Kur’ân-ı Kerîm’deki Ḥablullah Terkibi ve Ḥabl Kelimesi Üzerinde Bir İnceleme Dr. Hasan Fehmi Ulus Sivas Osmanlı Camilerindeki Minare Tipolojisine Yönelik Bir Analiz Dilara Merve Kelkit & Hicran Hanım Halaç Mozambik’teki Cabo Delgado Krizinin Çok Boyutlu Analizi: Kökenler, Aktörler ve Uluslararası Müdahale Erdem Özlük & Silale Saide Arap İsyanı mı Şerif Hüseyin İsyanı mı? Halil İbrahim Çelik & Önder Volkan Erikçi Grotius Perspektifinden Kosova’nın Bağımsızlık Mücadelesi: Uluslararası Hukuk ve Kendi Kaderini Tayin Hakkı İrem Özdemir, Doç. Dr. Önder Aytaç Afşar KİTAP İNCELEMELERİ İbrahim’in Ailesi, Musevilik, Hristiyanlık ve İslam İnancındaki Yorumlar Zeynep Sare Uslu Türk Dış Politikası’nın Ekonomi Politiği Hüdayi Sayın Mukaddes Emanet Reyyan İyiyolbulan Ölüm Sosyolojisi Şeyda Kırbaş Psikoterapi ve Ötesi Çağdaş Psikoterapi Eleştirisi Zelfinur Bilici Hocaoğlu KURULLAR Alan Editörleri / Field Editors Beşerî Bilimler ve Siyaset Bilimi / Humanities and Political Science Doç. Dr. Levent YİĞİTTEPE / Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Doç. Dr. Mehmet Ali KAPAR / Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi İktisat / Economics Dr. Murat KARAKOYUNLU / KOP Bölgesel Kalkınma İdaresi Başkanlığı Doç. Dr. Ahmet AKMAN / Necmettin Erbakan Üniversitesi İslami Çalışmalar / Islamic Studies Prof. Dr. Mehmet EVKURAN / Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Prof. Dr. Murat ŞİMŞEK / Karabük Üniversitesi Dil Editörleri / Language Editors Dr. Öğr. Üyesi Kemal GÖKÇAY (Erzurum Atatürk Üniversitesi) Dr. Öğr. Üyesi Abdulhalim Abdullah / Ardahan Üniversitesi Dktr Abed Allah Jahjah / Necmettin Erbakan Üniversitesi Mizanpaj / Edition Tekin ÖZTÜRK / Projesanat Sosyal Medya / Social Media Şeyda KIRBAŞ / Necmettin Erbakan Üniversitesi Kitap İncelemesi / Book Review Sena ALKILINÇ / Necmettin Erbakan Üniversitesi Halkla İlişkiler / Public Relations Adem ÇEVİK / İstanbul Sivil Toplum Kuruluşu Temsilcisi Yayın Kurulu / Editoryal Board Doç. Dr. Halil İbrahim ÇELİK-Başkan (Necmettin Erbakan Üniversitesi) Prof. Dr. Ali TEMİZEL (Selçuk Üniversitesi) Prof. Dr. Mehmet EVKURAN (Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi) Prof. Dr. Murat ŞİMŞEK (Karabük Üniversitesi) Prof. Dr. Süleyman KIZILTOPRAK (Mimar Sinan Üniversitesi) Prof. Dr. Ahmet TÜTÜNCÜ (Uluslararası İslam Düşüncesi Enstitüsü, IIIT) Doç. Dr. Ahmet AKMAN (Necmettin Erbakan Üniversitesi) Doç. Dr. Levent YİĞİTTEPE (Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi) Doç. Dr. Mehmet Ali KAPAR (Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi) Doç. Dr. Süleyman AKDEMİR (Yeni Yüzyıl Üniversitesi) Doç. Dr. Buket ÖKTEN SİPAHİOĞLU (Ankara Üniversitesi) Prof. Dr. Saffet KÖSE (İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi) Dr. Öğr. Üyesi Ahmet USANMAZ (Ardahan Üniversitesi) Dr. Öğr. Üyesi Gökhan KÖMÜR (Bayburt Üniversitesi) Dr. Öğr. Üyesi Kemal GÖKÇAY (Erzurum Atatürk Üniversitesi) Dr. Kemal AYDIN (Sağlık Bakanlığı) Dr. Murat KARAKOYUNLU (Sosyolog, KOP İdaresi) Dktr. Fatih YILDIRIM / İstanbul Yeniyüzyıl Üniversitesi İlim Kurulu / Scientific Board Reşat EROL - Başkan (İslam Medeniyeti Vakfı) Prof. Dr. İsmail Safa ÜSTÜN Prof. Dr. Safi ARPAGUŞ Prof. Dr. Hasan KORKUT Prof. Dr. Fevzi KILIÇEL Prof. Dr. Hamza ATEŞ Prof. Dr. Hasan Kamil YILMAZ Prof. Dr. Hasan Hüseyin TEKİN Prof. Dr. İsmail YİĞİT Prof. Dr. Nevzat TARHAN Prof. Dr. Selim Hilmi ÖZKAN Prof. Dr. Selahattin YILDIRIM Prof. Dr. Cenay BABAOĞLU Doç. Dr. Fikriye Sena ÇELİK Doç. Dr. Orhan BATTIR Dr. Öğr. Üyesi Hayati ÜNLÜ Uzman Dr. Ayşe Zeynep AKKOYUN Dr. Mustafa CAN Dr. Ahmet ALTAY Dr. Adem VARICI Mustafa YÜCE İsmail Er BACAK ARAP İSYANI MI ŞERİF HÜSEYİN İSYANI MI? ARAP İSYANI MI ŞERİF HÜSEYİN İSYANI MI? Halil İbrahim Çelik1 & Önder Volkan Erikçi2 DOI: 10.55918/islammedeniyetidergisi.1812810 Araştırma Makalesi | Geliş Tarihi: 29.10.2025 | Kabul Tarihi: 26.11.2025 Öz Bu çalışma literatürde “Arap İsyanı” olarak adlandırılan olayların isimlendirilmesinin gelişmeleri doğru tanımlayıp tanımlamadığını değerlendirmeyi hedeflemektedir. Şerif Hüseyin liderliğinde Osmanlı Devleti’nin Hicaz eyaletinde gerçekleşen isyanın doğru isimlendirilmesinin olayın doğru anlaşılmasını sağlayacağı düşünülmektedir. Tarih araştırmalarında kullanılan terminolojinin gelişmelerin daha iyi anlaşılmasını sağlayacağı muhakkaktır. Zira verilen bilgilerle birlikte kullanılan kavramlarla milletin zihin dünyası inşa edilmektedir. Tarih literatüründe sıklıkla kullanılan “Arap İsyanı” ifadesi, Arap dünyasının bir bütün halinde Osmanlı Devleti’ne isyan ettiği algısını oluşturmaktadır. Bu algının diğer etkenlerle birlikte komşu iki millet arasında siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkilere olumsuz yansımaları görülmektedir. Arapların yaşadığı coğrafyanın tümüne yayılmayan isyan sadece Mekke, Taif ve Yanbu şehirleriyle sınırlı kalmıştı. Sömürgecilik ve emperyalizm hedeflerinin dünya savaşına neden olduğu süreçte emperyal devletlerin yeraltı kaynakları bakımından zengin coğrafyadaki siyasi, sosyal ve ekonomik gelişmelere kayıtsız kalmayacakları bir gerçektir. Batılı güçler yeraltı kaynaklarının keşfinden sonra Arap Yarımadasındaki gelişmelere müdahil olmuşlardır. İsyan sürecinde İngiltere’nin rolü, isyanın yayıldığı coğrafya, isyana katılan ve destekleyen zümreler çerçevesinde isyanın isimlendirilmesine yönelik terminoloji tartışması arşiv kaynakları, hatıratlar ve telif eserler değerlendirilerek incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Arap İsyanı, İngiltere, Emperyalizm, Şerif Hüseyin. THE ARAB REVOLT OR THE SHERIF HUSSEIN REVOLT? Summary This study aims to evaluate whether the naming of the events referred to in the literature as the ‘Arab Revolt’ accurately describes the developments. It is believed that correctly naming the revolt that took place in the Ottoman Empire’s Hejaz Province under the leadership of Sharif Hussein will ensure a proper understanding 1 2 Doç. Dr., Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal ve Beşerî Bilimler Fakültesi, Tarih Bölümü,

[email protected]

, ORCID: 0000-0001-5500-4226 Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi,

[email protected]

, ORCID: 0000-0003-0340-7482 161 İSLÂM MEDENİYETİ DERGİSİ / JOURNAL OF ISLAMIC CIVILIZATION CİLT / VOLUME: 11 • SAYI / ISSUE: 53 • YIL / YEAR: 2025 of the events. It is certain that the terminology used in historical research will enable a better understanding of developments. This is because the concepts used, together with the information provided, shape the mindset of the nation. The term ‘Arab Revolt,’ frequently used in historical literature, creates the perception that the Arab world as a whole rebelled against the Ottoman Empire. This perception, along with other factors, has had negative repercussions on the political, social, cultural and economic relations between the two neighbouring nations. The uprising, which did not spread throughout the entire region inhabited by Arabs, was confined to the cities of Mecca, Taif and Yanbu. During the process in which colonialism and imperialism led to world war, it is a fact that imperial states would not remain indifferent to political, social, and economic developments in regions rich in underground resources. Western powers intervened in developments on the Arabian Peninsula after the discovery of underground resources. The role of Britain in the uprising, the geography over which the uprising spread, and the terminology used to name the uprising within the framework of the groups that participated in and supported it have been examined by evaluating archival sources, memoirs, and copyrighted works. Keywords: Arab Revolt, Britain, Imperialism, Sharif Hussein. Giriş Yavuz Sultan Selim’in Mısır’daki Memlükler Devleti’ni Ridaniye ve Mercidabık savaşlarında yenmesinin ardından Mısır, Osmanlı Devleti hakimiyetine geçmiştir. Bu gelişmeyle Memlukler’e bağlı Arap Yarımadası ve bölgenin kalbi Mekke ile Medine şehirlerinin de savaşsız bir şekilde Osmanlı Devleti’ne bağlanması sonucunu ortaya çıkarmıştır.3 Böylelikle Arap Yarımadası bir Osmanlı Devleti vilayeti haline gelmiştir. X. yüzyıldan itibaren Hicaz, Mısır’daki devletlere tabi bir eyalet olmuştur. Önce Eyyubiler ardından Memlükler ve son olarak da Osmanlılara tabi olan Hicaz bölgesi, hâkim güçler tarafından Hz. Peygamber’in soyunun yönetimine bırakılmıştır. Nitekim Yavuz Sultan Selim de Mısır’ı fethetmesinin ardından Hicaz yönetiminde bulunan Şerif Berekat bin Muhammed Haseni; henüz on iki yaşında bulunan oğlu Şerif Ebu Nümey’i, Arrar namındaki elçi ile Mısır’a göndererek Osmanlı padişahına Mekke’nin anahtarlarını takdim ederek biatını ilan etmiştir.4 Osmanlı Devleti, bölgeye bir vali atamak yerine var olan sistemi devam ettirerek bölgenin yönetimini vezirlik 3 4 162 Yaşar Yücel, Ali Sevim, Osmanlı Klâsik Döneminin Üç Hükümdarı Fatih-Yavuz-Kanuni, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1991, s. 135. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Mekke-i Mükerreme Emirlikleri, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara, 2021, s. 17. ARAP İSYANI MI ŞERİF HÜSEYİN İSYANI MI? payesi verdiği bu ailenin üyelerine bırakmıştır.5 Osmanlı Devleti, bununla da yetinmeyerek Seyyid ve Şerif unvanı vererek Hz. Peygamber’in soyundan geldikleri kabul edilen ailelere büyük ihtiram göstermiş, avârız-ı dîvâniyye ve tekâlîf-i örfiyye gibi vergilerden onları muaf tutmuş; aylık, altı aylık veya yıllık tahsisatlarının yanında cevâlî6 gibi gelirlerden onlara pay ayırmış, ayrıca özel ihsanlarda da bulunmuştur.7 Bu siyasi, ekonomik ve sosyal iltimasların neticesi ve Osmanlı Devleti’nin de güçlü olması hasebiyle XVI. yüzyıl ila XVIII. yüzyıl arasında bölgede Osmanlı Devleti’ne bağlılık devam ettirilmiş ve genel itibariyle bir sorun yaşanmamıştır. Ancak bölgedeki bir kısım Araplar, Osmanlı Devleti’nin siyasi gücünün zayıflaması sürecinde kendi devletine sahip olma fikrine kapılmışlardır. Bölgede hakimiyet mücadelesi veren başta İngiltere olmak üzere Batılı devletler de bunu sömürgecilik ve emperyal çıkarları ekseninde değerlendirmeyi planlamışlardır. Hindistan’ı sömürgeleştiren İngiltere’nin Hindistan’a giden yolları da elinde bulundurması gerektiğini düşünmesi bölgenin önemini artırmıştır. Bu süreçte bağımsız devlet arzusunda olanlardan biri de el-Melikü’ş-Şerîf Hüseyn b. Alî b. Muhammed el-Hasenî el-Hâşimî (1853-1931)’dir. İhtiraslı bir kişilik olduğu değerlendirilen Şerif Hüseyin, İngilizlerin yardımı ile büyük bir Arap krallığı kurma ve halife olma planları yapmıştı. Bunun için İngilizlerle diyalog kurmuş ve Osmanlı Devleti’nin en zor zamanında yani I. Dünya Savaşı yıllarında düşüncelerini hayata geçirmeye çalışmıştır. Ancak hayalleri başta güvendiği İngilizler tarafından boşa çıkarılacak ve onun gerçekleştirmek istediği Arap devleti, en büyük rakibi ve şu an ki Suudi Arabistan’ın kurucusu olan Muhammed İbn Suud’a kurdurulacaktır. Şerif Hüseyin 1853 İstanbuldoğumludur.8 İsminde şerif kelimesinin geçmesinin sebebi, soyunun Hz. Hasan’a dayanıyor olmasıdır.9 Ancak dönemin ve bölgenin asker şahitlerinden olan Selahattin Günay, Şerif Hüseyin ve ailesinin şerif olmadığını kendisine gelen bir nakille iddia etmektedir.10 Selahattin Bey’in iddiasına göre bir vakit Osmanlı Devleti, şerifleri tespit etmek gayesiyle bölge insanından seyit ve şe- 5 6 7 8 9 BOA, Âb-ı Âsafî Divan-ı Hümayun Name-i Hümayun Kalemi (A. DVN.NMH.), 5–14, H-10-111260; Divan-ı Hümâyûn Sicilleri Nâme-i Hümâyûn Defterleri (A. DVNSNMH.d...), 12–78, H-29-12-1264; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, “Elfevaid-ül Muadde li Nizam-i Hükûmet-i Bender-i Cidde”, Belleten, C. XXVI, S. 101, Ocak 1962, s. 162; Zekeriya Kurşun, “Osmanlı Devleti İdaresinde Hicaz (1517-1919)”, Osmanlı Ansiklopedisi, Semih Ofset, Ankara, 1999, s. 316. Mısır, Suriye ve Irak’ta bulunan gayri müslimler ve onlardan alınan cizye vergisi için kullanılan bir tabir. Mustafa Sabri Küçükaşcı, “Seyyid”, DİA, İstanbul, 2009, C. XXXVII, s. 42. Mekke doğumlu olduğunu söyleyenler de vardır. bk. Murat Bardakçı, “73 Yıl Sonra Aynı Günlerde Yine Aynı İhanet İtirafları”, Hürriyet, 30 Mayıs 2004. Soyu Hz. Hüseyin’e dayananlara “seyyit”, Hz. Hasan’a dayananlara “şerif” unvanı verilir ve Osmanlıda bir saygı göstergesi olarak Mekke’nin emirliği bu kişilere verilirdi. Seyitlik ve şeriflik hakkında ayrıntılı bilgi için bk. Rüya Kılıç, Osmanlı’da Seyyidler ve Şerifler, Kitap Yayınları., İstanbul, 2016; Mustafa Sabri Küçükaşcı, a.g.m., s. 40-43. 10 Selahattin Günay, Bizi Kimlere Bırakıp Gidiyorsun Türk, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2011, s. 90. 163 İSLÂM MEDENİYETİ DERGİSİ / JOURNAL OF ISLAMIC CIVILIZATION CİLT / VOLUME: 11 • SAYI / ISSUE: 53 • YIL / YEAR: 2025 riflerin isimlerini istemiş ve bu isimleri İstanbul’a çağırmıştır. Osmanlı Devleti, bir daha böyle bir iddiada kimse bulunmasın diyerek şerifleri öldürür endişesiyle bölge halkı tarafından şerif olmayan bir garibanın iki çocuğu şerif denilerek İstanbul’a gönderilmişti. Ancak Osmanlı Devlet adamları tahmin edilenin aksine bu isimlere büyük saygı göstermiş, eğitim vermiş, özel haklar ile yüksek maaş bağlamıştır. Selahattin Günay’ın iddiasına göre, Şerif Hüseyin aslında şerif olmamasına rağmen bu olay ardından şerif sıfatını kazanan bir aileden gelmektedir. Şerif sıfatı ve emir bir aileden gelmesi dolayısıyla etkili ama bir o kadar da “güvenilmez bir kişilik” olduğu için II. AbdülhamitHan onu, Şura-yı Devlet(danıştay) vazifesi ile onu İstanbul’da mecburi ikamete tabi tutuyordu.11 Sultan II. Abdülhamit, Şerif’i İstanbul’da 5 bin kuruş maaşla12 ve oturacağı kiralanmış bir konakla13, Şura-yı Devlet üyeliği ile taltif etmiş göstermekle hakikatte zorunlu ikamete tabi tutmuştur.14 Çünkü Sultan onun gizli gizli İngiliz casuslarıyla görüştüğünü ve Arap topraklarına dönerse Arapları Osmanlı’ya karşı kışkırtabileceğini düşünüyordu.15 İsmi belgelerde geçmeyen Tunuslu bir kişinin şu sözleri hem Abdülhamit Han’ı hem de Şerif Hüseyin’i tanıma bakımından dikkate şayandır. “Genç Türkler16 iktidara geldiğinde… (Şerif ) Hüseyin fahri devlet müşaviri (Danıştay üyesi) olarak İstanbul’da bulunuyordu. Kendisi cüretkâr ve ihtiraslı bir kişiliğe sahiptir fakat dış görünüşte kibardır ve asıl karakterini saklar. Abdülhamit onun bu karakterini çok doğru bir şekilde tespit ederek kendisini sıkı bir şekilde İstanbul’da gözetim altında tutmayı uygun görmüştü ve dışarda ona iltifatlarda bulunmasına ve onu yüceltmesine rağmen çok tehlikeli bir şahıs olduğunu biliyordu. İstibdat döneminde o (Şerif Hüseyin) da hoşnutsuzluğunu dile getirdi ve liberal fikirleri savundu. Bunlar elbette Avrupa tarzı liberal düşünceler değildi. Bu dönemde oldukça başarılı bir oyun oynadı. 1908’de Meşrutiyet’in ilanından üç ay sonra (kasımda) Genç Türkler (iktidar) coşkunluğu içerisinde Mekke Emiri Şerif Ali’yi azlederek, eski rejimden hoşnutsuz olan ve böylece liberal fikirlere sahip olduğu düşünülen Şerif Hüseyin’i Mekke Emiri 11 T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi (BOA), Sadâret Hususî Maruzât Evrakı (Y.A.HUS.), 231-5, 1307; Philip H. Stoddard, Teşkilat-ı Mahsusa, Arma Yayınları., İstanbul, 2003, s. 131. 12 BOA, Bâb-ı Âlî Evrak Odası (BEO), 75-5603, 1310. 13 BOA, BEO, 99-7419, 1310. 14 BOA, İ.HUS. (İrade Hususi), 3-124. 15 Sultan, aynı stratejiyi diğer Arapşeyhlerinin çocuklarını İstanbul’da okutarak uyguluyordu. Çünkü hiç kimse çocuğunun elinde bulunduğu devlete isyan edemezdi. Ayrıca böylelikle de geleceğin şeyhleri de Osmanlı Devleti tedrisatından geçmiş oluyordu. 164 16 İttihat Terakki üyeleri kastediliyor. ARAP İSYANI MI ŞERİF HÜSEYİN İSYANI MI? olarak atadılar. Şerif; göreve başladığında adaletsiz ve despotik, insafsız uygulamalardan sonra tüm Hicaz üzerinde etkinlik kurdu.”17 “Objektiflikten yoksun, askeri meselelerde bilgisiz, sinirli, kafası pek çalışmayan” ifadeleriyle tanımlanan Şerif Hüseyin18 II. Meşrutiyet’in (23 Temmuz 1908) ilan edilmesinin hemen ardından aynı yılın Kasım ayında İttihat ve Terakki iktidarı tarafından Mekke emirliği ile görevlendirilip Hicaz’a gönderilmiştir. Sultan Abdülhamit’e Şerif’in Mekke emirliğini ele geçirmek için uğraştığı söylenince Ali Fethi (Okyar) Bey’e “Eyvah, bu adam başımıza iş açacak!” diyerek ileri görüşlülüğünü ortaya koymuştu.19 Büyük bir Arap krallığı kurup kral olmak Şerif’in en başından beri hayaliydi. Planlarına 1912’de başlamış, 1912 yılının ocak ayında, oğlu Abdulah b. Hüseyn b. Alî el-Hasenî El-Hâşimi’yi (1882-1951) desteğini almak maksadıyla Kahire’ye göndermişti. Abdulah b. Hüseyn’in İngiltere temsilcisi Lord Horatio Herbert Kitchener (1850-1916)20 ile ilk defa bu seyahat sırasında görüştüğü belirtilir.21 İngilizler de bu ilgiye kayıtsız kalmamışlardı. İngilizler I. Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü savunsalar da bedevi kabileleriyle görüşmekten ve onları Osmanlı’ya karşı kışkırtmaktan da geri durmamışlardır.22 Şerif Hüseyin ve oğulları da krallık hayalleri için İngilizlerle iş birliği yapmıştı. Çünkü Türklere isyan etmesinde Şerif ve ailesi için hiçbir zihinsel engel yoktu. Şerif’in hem kendisi hem de çocukları Arap milliyetçisiydi ve Türklerden hazzetmediklerini ifade ediyorlardı. İslam’ın bir Arap dini olduğunu söyleyecek kadar kavmiyetçi bir düşünceye sahiptiler. Osmanlı Devleti’ne isyanın bir karşılığı olarak daha sonra İngilizler tarafından Ürdün’e kral yapılacak olan Şerif’in oğlu Abdullah, Türklere olan kinini şöyle dile getirmektedir: “Namaz bizim namazımızdı, kitap bizim kitabımızdı. Şahadet kelimesi dinimizin esası, zekât vergimiz, oruç perhizimizdi ve hac bizim memlekete yapılıyordu ama başımızdakiler (Türkler) okuduklarının anlamını bile bilmiyorlardı. … Bizler üstün olduğumuz halde hakir görülürken, hakir görülmesi gerekenler tepemize çıkıyorlar”23 Şerif Hüseyin ve ailesinin Osmanlı Devleti’ne karşı isyanının motivasyon kaynağı bu düşünceleridir. Bu aile tarafından çıkarılan ve İngilizlerin I. Dünya Savaşı’nda Türk ordusuna karşı avantaj sağlamasına neden olan isyan hareketi bazı tarihçi ve 17 İsmail Köse, İngiliz Arşiv Belgelerinde Hicazİsyanı, Selis Kitaplar, İstanbul, 2014, s. 49. 18 Stoddard, a.g.e., s. 133. 19 Remzi Çavuş, Hain Kim, Yitik Hazine Yayınları, İzmir, 2015, s. 101. 20 I. Dünya Savaşı başında İngiltereSavaş Bakanı olarak görev yapmıştır. 21 Azmi Özcan, “Şerif Hüseyin”, DİA, İstanbul, 2010, C. XXVIII, s. 585. 22 Köse, a.g.e., s. 12. 23 Kral Abdullah, Biz Osmanlı’ya Neden İsyan Ettik, Klasik Yayınları, İstanbul, 2009, s. 17. 165 İSLÂM MEDENİYETİ DERGİSİ / JOURNAL OF ISLAMIC CIVILIZATION CİLT / VOLUME: 11 • SAYI / ISSUE: 53 • YIL / YEAR: 2025 araştırmacılar tarafından24 “Arap isyanı” olarak isimlendirilmiştir. Bilimsel düşüncenin gelişmesi ve yerleşmesinde kavramların ve terminolojinin doğru kullanımı önemlidir. Tarih yazımında terminoloji meselesi ciddi bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarih araştırmalarında doğru terminoloji kullanımı tarih öğretiminin amacı olan geçmişi doğru anlama ve geleceğe yön verme hedefine ulaşmaya katkı sağlayacaktır. Tarihi olayların yaşandığı dönemin terminolojisi doğru kullanılarak isimlendirilmesi bilimin evrenselliği gereğidir. Kavramlar ve olayların isimlendirilmesinde sadeleştirme, anlaşılır hale getirme gibi gerekçeler tahrif ve tahribe neden olmaktadır. Tarihi sürecin doğru anlaşılması her şeyden önce kavram ve terminolojinin doğru kullanılmasıyla ilişkilidir.25 I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’nin Hicaz eyaletinde çıkan ayaklanmaların isimlendirilmesi de bu temel yaklaşıma göre yeniden değerlendirilmelidir. İsimlendirmelerde millet adı, etnisite, din ve mezhep gibi büyük topluluklara isim olan adların kullanılması, olayın olgusunu ve algısını farklılaştırmaktadır. Bu durumda gelişmelerin doğru değerlendirilmesini engellemektedir. Çalışmada tarihi olayın isimlendirilmesi üzerinde bu yaklaşımla dönemin kaynakları incelenerek değerlendirme yapılmıştır. 1. Orta Doğu’nun Önemi İsyanın yaşandığı topraklar, İngiltere tarafından modern dönemde Orta Doğu olarak isimlendirilmiştir. Bu isimlendirme de coğrafi isimlendirmelerin siyaset ve diplomasiyle ilişkisi bağlamında ayrı bir inceleme konusudur. Diğer yandan bölgede Osmanlı Devleti’ne karşı Şerif Hüseyin önderliğinde gerçekleşen isyanın coğrafyanın jeopolitik önemi ve ekonomik kaynaklarıyla doğrudan ilişkisi olup olmadığı değerlendirilmelidir. Bölgeye kendi bakış açısıyla isim veren İngiltere’nin günümüzde Suudi Arabistan, Irak, Ürdün, Suriye, Lübnan, Mısır, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri devletlerinden oluşan coğrafyanın siyasi ve ekonomik çıkarları isyanın İngiltere ile ilişkisini anlamlandırmaktadır. Dönemin büyük güçleri İngiltere, Fransa ve Rusya’nın teşviki ve desteğiyle Osmanlı tebaası olan milletler, Osmanlı Devleti’nden isyanlar sonucu ayrılmaya başlamıştı. Batılı güçler, Arapları da kendi devletlerini kurmaları için teşvik ettiler. Çünkü özellikle İngilizler için Osmanlı coğrafyasının en değerli bölgeleri Arap topraklarıydı. Petrol gibi geleceğin enerji kaynağının rezervleri, Hindistan’a giden ticaret yolları, Müslüman, Hristiyan ve Yahudilerce de kutsal kabul edilen Kudüs, Arapların yaşadığı coğrafyada bulunuyordu. İngilizler ve diğer emperyalist güçler 24 Samet Özdemir, Büyük Harpte Suriye, Filistin, Hicaz ve Sina Cepheleri Telgraflarda Harp, Doğu Kütüphanesi, İstanbul, 2020; Naci Serez, T. E. Lawrence ve Arap İsyanı, Arkın Kitabevi, İstanbul, 1965; İsmail Köse, İngiliz Arşiv Belgelerinde Arap İsyanı, Kronik Kitap, İstanbul, 2018; David Murphy, Arap İsyanı 1916-18, çev. Okan Doğan, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2022; Reşid Rıza, İttihad-ı Osmani’den Arap İsyanına, çev. Özgür Kavak, Klasik Yayınları: İstanbul, 2007; Recep Boztemur, “Arap İsyanı, 1916-1918 / The Arab Revolt, 1916-1918”, Mülkiye Dergisi, 35/272 Ocak 2013. 166 25 Nuri Köstüklü, “Tarih Öğretiminde Kavramların Yeri ve Önem: Problemler ve Öneriler”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. XXXV, S. 100, 2019, s. 309-324. ARAP İSYANI MI ŞERİF HÜSEYİN İSYANI MI? için bölgenin değeri büyüktü. İngiltere’nin Hindistan yolunun güvenliğini sağlama maksadıyla Kıbrıs’ı, Mısır’ı, Sudan’ı ve Aden’i işgal etmesi; sıranın Arabistan’a geleceğinin bir işaretiydi. Ayrıca Arabistan ile ilgilenen sadece İngiltere de değildi. Fransa ve Rusya da tıpkı İngiltere gibi Arap topraklarına doktor, mühendis, öğretmen gibi sıfatlarla istihbarat elemanlarını gönderiyor; Arap şeyhlerini kendi taraflarına çekmeye çalışıyordu.26 Bütün büyük devletler Osmanlı topraklarının tamamını istiyor ancak hiçbir büyük güç diğerinin bütün topraklara sahip olmasına rıza göstermiyordu. Çünkü bütün toprakları alan devlet “süper güç” olacaktı ve buna da diğerleri razı olamazdı. Bu sebepten Batılı güçler Osmanlı coğrafyasında kendileri nüfuz alanı olarak belirledikleri yerleri ele geçirme çabasına girmişlerdi. II. Abdülhamit’in kızı Şadiye Sultan’ın büyük güçlerin Osmanlı Devleti’ne bakışını anlatan şu sözleri dikkate şayandır: “Osmanlı İmparatorluğunun sahası üç yarımada üzerine tesis edilmişti: Balkan, Anadolu, Arabistan Yarımadaları. Rusya –Boğazlar hedef olmak üzere- Anadolu ve Balkanlar’da faaliyet gösteriyordu. İngiltereise, Süveyşhedef olmak üzere Arabistan’da hâkimiyet tesisine çalışıyordu. Rusya nüfuz siyaseti için İslav ve Ermeniunsurları, İngiltere ise Arap unsurlarını ele geçirmek ve bunları padişahın idaresine karşı muhalefete ve bölgelerinde müstakil fakat kendilerine tabi bir hükümet kurmaya teşvik ediyorlardı.”27 İngiltere’nin Arap topraklarına olan ilgisini anlayabilmek için kronolojik olarak daha geriye gitmek gerekir. İngilizler, kendisine sürekli çay satıp gümüş stoklarını hızla eriten Çin’e bütün zorlamalarına rağmen hiçbir mal satamıyordu. Bağımlısı oldukları çaya karşılık İngilizler, Çin’e kendi ürettikleri mamulleri satabilmeli ve verdikleri gümüşleri geri alabilmeliydi. Bu arayışın neticesinde İngilizler, Çinlileri afyon bağımlısı yapıp onlara afyon satışına başlamıştı. Afyon bağımlılığının Çin’in bekasını tehdit eder duruma gelmesi üzerine Çin hükümdarı, Afyon kullanımını yasakladı. Bunun üzerine İngilizler dünya tarihinin ilk demir gemisi “Nemesis”in28 amiral gemisi olduğu donanmasıyla, Çin’in ahşap donanmasını İngiliz gemilerinin demirden inşa edilmiş olmasının da avantajını kullanarak yok etmiş ve Çin limanlarını bombalamıştı. Bu saldırıda binlerce Çinli öldü. Çin hükümdarı kayıtsız şartsız teslim olmak ve çok ağır şartlar barındıran Nanking Antlaşması’nı imzalamak zorunda kaldı. Hong Kong 100 yıllığına İngilizlere bırakıldığı gibi afyon satışı da serbest bırakılmıştı.29 Böylelikle İngiltere, donanmanın ama hassaten demir gemilerden oluşan donanmanın gücünü çok iyi bir şekilde görmüş ve göstermiş oluyordu. Bu savaşa değinmemizin nedeni, konunun petrole ve Orta Doğu’ya dayanıyor olmasıdır. İngilterebir ada ülkesidir. İngiltere’nin dünyaya hâkim olması ve gücünü koruyabilmesi için en önemli silahı donanmasıdır. İnsanlığın I. Dünya Savaşı’na hızla sürüklendiği yıllarda denizcilik bakanı olan Winston Churchill(Amiral Fisher’ın teklifiyle), bütün gemilerin motorlarının mazotlu olmasını istiyordu. Zira kömürle 26 Metin Hülagü, “Sultan II. Abdülhamid Dönemi ve Demiryolu Politikası”, Devr-i Hamid, Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri, 2011, C. III, s. 140. 27 Şadiye Osmanoğlu, Babam Abdülhamid, Timaş Yayınları, İstanbul, 2016, s. 136. 28 “Nemesis” Yunan mitolojisinde intikam tanrıçasının adıdır. 29 William H. McNeill, Dünya Tarihi, İmge Kitapevi, Ankara, 2007, s. 568-569. 167 İSLÂM MEDENİYETİ DERGİSİ / JOURNAL OF ISLAMIC CIVILIZATION CİLT / VOLUME: 11 • SAYI / ISSUE: 53 • YIL / YEAR: 2025 çalışan gemiler yavaş kalkıyor, yavaş seyrediyor ve çok duman çıkardığı için uzaklardan görünüp düşman gemilerine hedef olabiliyordu. Buna karşın mazotlu gemiler daha hızlı kalkıyor, daha süratli seyrediyor ve daha az duman çıkardığı için uzaklardan seçilmesi zor oluyordu. W. Churchill,uzun çabaların sonucunda bu teklifini zamanın yetkililerine kabul ettirmişti.30 Ancak bu sefer büyük miktarlarda petrole ihtiyaç hasıl olacaktı. İngiltere’de petrolyoktu. O dönemlerdeki bilinen petrol rezervleri sadece İran ile Irak ve Arabistan Yarımadasında Osmanlı topraklarında mevcuttu. Ayrıca İngilizlerin büyük değer verdiği ve İngiltere’yi süper güç yapan Hindistan’a giden ticaret yolları da Arapların bulunduğu coğrafyadan geçmekteydi. Buraların ele geçirilmesi, petrolün ele geçirilmesi olduğu gibi Fransa, Almanya, Rusya gibi diğer büyük güçlerin de ele geçirmek için uğraştığı Hindistan yolunun da güvenliğinin sağlanması demekti. Bu bölgelerin ele geçirilebilmesi için bölge halklarının Osmanlı Devleti’ne isyan etmeleri İngilizlerin işini kolaylaştıracaktı. İlk başlarda İngiltere, kendi gücüne olan güveninden Arapları çok önemsememişti.31 Lakin Çanakkale Cephesi’ndeki yenilgisinin ardından İngiltere sandığı kadar güçlü olmadığını görüp Arap isyanı dosyasını raftan tekrar indirecektir.32 2. İsyanın Başlangıcı ve Gelişimi Arabistan Yarımadası’nda Osmanlı Devleti’ne karşı ilk silahlı eylem Hade Olayı ile gerçekleşmişti. Mekke’nin 15-20 km kuzeydoğusunda bulunan Hade’de bedeviler, 130. Alayın 1. Taburuna saldırmıştı ve bu olayın arkasında Şerif Hüseyin’in olduğu biliniyordu. İkinci olay ise Almanların batmış savaş gemisi Emden’den kurtulan Alman askerlerinin 21 nisanda Cidde’ye giderken Bedeviler tarafından saldırıya uğramasıdır. Bu olayın da arkasında Şerif ve oğlu Abdullah’ın olduğu anlaşılmıştı.33 Şerif; İngilizlerin düşmanı, Osmanlının müttefiki olan Almanlara saldırarak hakikatte Osmanlı Devleti’ne saldırmış oluyordu. Esasen İngilizler, Şerif Hüseyin’e diğer şeyhlerden daha çok değer vermiyor, sadece küstürmeden arayı sıcak tutuyorlardı. Şerif Hüseyin, İngilizlerin gözünde Çanakkale’deki yenilginin ardından denemeye değer olmuştur.34 Şerif Hüseyin, İngilizlerle anlaşmış ve ArapKrallığı’nın sınırlarını birlikte çizmişti. Kuzeyde Mersin, Adana hattından itibaren Birecik, Urfa, Mardin, Midyat ve İran sınırına; doğuda Basra Körfezi’nin aşağısından İran’a, güneyde Aden hariç Hint Okyanusuna, batıda 30 Hikmet Uluğbay, “Birinci Dünya Savaşı ve Petrol Kaynaklarının Paylaşım Kavgası”, http://www. ulugbay.com/blog_hikmet/?p=571, (15.04.2017). 31 Carter V. Findley, Modern Türkiye Tarihi İslam, Milliyetçilik, Modernlik, Timaş Yayınları, İstanbul, 2016, s. 217. 32 İsmail Şahin, Cemile Şahin, Samet Yüce, “Birinci Dünya SavaşıSonrası İngiltere’nin Irak’ta Devlet Kurma Çabaları”, Akademik Bakış, C. VIII, S. 15, kış 2014, s. 111. 33 Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, Genel Kurmay Basımevi, Ankara, 1978, c. 6, s. 154. 168 34 Özcan, a.g.m., s. 585. ARAP İSYANI MI ŞERİF HÜSEYİN İSYANI MI? Kızıldeniz ve Mersin’e kadar olan topraklar Arap Krallığı olarak Şerif Hüseyin’e İngilizler tarafından vaat edildi.35 İngilizlerin Kızıldeniz, Yemen yolunu garanti altına alarak Hindistan’a giden sömürü yolunu açık tutmak; Irak, Suriye, Filistintopraklarına daha rahat hâkim olmak ve ilan edilecek bir cihat fetvasını etkisiz kılmak gibi sebeplerden desteklediği; Şerif Hüseyin’in ise bütün Arapların kralı olmak arzusuyla ön ayak olduğu isyan, 10 Haziran 191636 günü sabahı ezanlar okunurken Şerif Hüseyin’in konağının penceresinden tabancasını bir el ateşlemesiyle başladı.37 İsyan öncesinde Şerif Hüseyin’in isyan etmeyeceğine dair Osmanlı yetkililerine yeminler etmesi dikkatleri üzerine çekmeme, devletin tedbir almasını engelleme çabası olarak değerlendirilebilir. Şerif Hüseyin; “Galip Paşa, diyorlar ki ben Hicaz’da bir isyan hazırlıyormuşum. İşte bu Beyt-i Muazzama, Allah huzurunda şahit olunuz ki ben hilafet makamına karşı sadakat ve itaatimi bozmadım, gene de bozmayacağım. Size karşı olan bağlılığımı da asla elden bırakmayacağım” derken oğlu Abdullah ise Cemal Paşa’ya Allah ve Peygamber adına “Millet ve devlet haini değiliz!” diyerek bütün kutsallar adına yemin etmişti.38 Bu sözlerine karşın isyan eden Şerif Hüseyin için Mekke’de öncelikle ele geçirilecek iki yer vardı. Bunlar HamidiyeKışlası ve Ecyad Kalesiolarak belirlenmişti. İsyanın Şerif önderliğinde başlayacağı pek çok kişi tarafından defalarca İstanbul’a bildirilmesine rağmen Ecyad Kalesinde yalnız 15 askerle 2 subay, Hamidiye Kışlasında ise sadece 30 asker mevcuttu. Mekke’deki tüm Osmanlı askerlerin sayısı, civardaki kışlalar dâhil edilirse subaylarla birlikte 1000 civarıydı.39 İngiliz istihbaratçılarının tespitlerine göre bütün Hicaz topraklarındaki asker nüfusu ise Medine’de 3 bin, Taif’te 1200, Mekke’de 1000 ve Cidde’de 1000 olmak üzere toplam 5 bin ile 6 bin civarındaydı.40 Hamidiye Kışlasına saldıran isyancılar, burayı ele geçiremeyince yakmaya çalışmışlar, Türk askeri susuzlukla mücadele ederken elinde kalan az bir suyu da bu çıkan yangını söndürmek için harcamışlardı. Öte yandan Türk askeri, Ecyad Kalesinde üst düzey bir savunma gerçekleştirmiştir. İsyancılar kaleye yaklaşamamışlardı. Bunu gören isyancılar, Türklerin Kâbe’ye ateş edemeyeceklerini bildikleri için Kâbe’ye sığınmış ve kaleye oradan saldırmaya başlamışlardır. Hakikaten de Türk askeri 35 Özcan, a.g.m., s. 585. 36 Osmanlıya ilk kurşunun atıldığı tarih daha sonraki dönemlerde Irak’ta ve Ürdün’de 30 yıldan uzun bir süre Arapların Bağımsızlık Bayramı olarak kutlanmıştır. T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi (BCA), 8283-55920–1, 533, 1950-07-01; 7456-40948– 1, 1943-09-02. 37 Murat Bardakçı, “Yakında Yıkılacak olan Mekke’deki Türk Kışlası Kurtarıcısını Bekliyor”, Haber Türk gazetesi, 15 Mart 2010. 38 İsmail Çolak, Bitmeyen Hesaplaşma, Nesil Yayınları, İstanbul, 2014, s. 223. 39 Köse, a.g.e., s. 197. 40 Köse, a.g.e., s. 221. 169 İSLÂM MEDENİYETİ DERGİSİ / JOURNAL OF ISLAMIC CIVILIZATION CİLT / VOLUME: 11 • SAYI / ISSUE: 53 • YIL / YEAR: 2025 Kâbe’ye ateş etmemişti.41 Buna rağmen İngilizler, diğer ülkelerdeki Müslümanların Şerif Hüseyin’e olan tepkisini dindirebilmek için “Türkler Kâbe’ye ateş ediyor, Kâbe’nin örtüsü yırtıldı” şeklinde propaganda yapmışlardır. Bu dezenformasyonu Şerif Hüseyin, isyan sonrası yayınladığı bildirisinde de tekrarlamış ve Kâbe’nin yandığını, halkın yangını zorla söndürdüğünü ifade etmiştir.42 26 Haziran 1916 tarihli ilk bildirisinde Şerif Hüseyin, “Türkler dinden çıktılar. İslam’ın kanunlarını ve geleneklerini ihlal ediyorlar. Artık Allah’ın emirlerine uymuyor, emredilenin aksini yapıyor, biz Arapların asırlardır devam edegelen âdetlerine saygı göstermiyorlar” ifadelerini kullanmış, “Arapların Türk idaresine karşı cihada girmeleri farzdır” sözleriyle bildirisini bitirmiştir. 10 Eylül 1916’daki ikinci bildirisinde ise, “İslam dünyasındaki bütün kardeşlerimi bu yıkıcı, bozguncu, aptal ve alçak kişilere [Türklere] itaat etmemeye çağırıyorum. Allah’a itaat etmeyenlere itaat edilmez!” ifadelerini kullanmıştır.43 Bildiride isyanın sebebi olarak Cemal Paşa’nın isyana katılanları idam etmesini gösterirken İngilizlerle yaptığı gizli görüşmelerden doğal olarak bahsetmemektedir. Şerif Hüseyin, Arapların İttihat ve Terakki yönetimine tepkili olduğunu bildiği için Müslümanları kendi yanına çekebilmek maksadıyla isyanın “Halife’ye değil, ancak bozkurda ibadet edecek derecede Turancılıkla dolmuş olan bakanların aleyhine” olduğunu iddia ediyordu.44 Şerif’in adamlarının Ecyad Kalesine karşı çaresiz kalmasının ardından Hüseyin, İngilizlerden yardım istemiş ve Mısırile Sudan’daki İngiliz sömürge yönetimleri kaleyi ele geçirmek için top ve topçu askerler göndermiştir.45 Bu arada kalede yiyecek bitmiş, cephane ise son derece az kalmıştır. Mekke’de bu mücadeleler sürerken öte yandan Medine’de de büyük bir mücadele örneği sergilenmekteydi. Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasının ardından Antlaşma’nın 16. Maddesine göre, Hicaz’daki birlikler de silah bırakıp teslim olmak zorundaydı. “Medine vatan değil mi?” diyerek çekilmeyi reddeden Fahrettin (Türkkan) Paşa (1868-1948), Mütarekeyi ve teslim olunmasını bildiren emri getiren subayı hapsettirmiş ve şehri savunmaya devam etmiştir. Kalede yiyecek stoğunun tükenmesi üzerine çekirge istilasının olduğu o dönemde yiyecek bir şey kalmadığı 41 Köse, a.g.e., s. 203. 42 İsmail Gümüş, Şerif Hüseyinİsyanı, İstanbulÜniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (yayımlanmamış yüksek lisans tezi), İstanbul, 2013, s. 121-122. 43 Bardakçı, a.g.m., 15 Mart 2010. 44 Erol Güngör, İslam’ın Bugünkü Meseleleri, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1981, s. 159-160. İttihat ve Terakki’nin milliyetçi söylem ve politikalarının dışında Araplar arasında güven uyandırmamasının iki sebebi daha bulunduğu değerlendirilmektedir. Bunlar Masonluk iddiası ve Selanik Yahudilerinin örgüt içinde aktif rol almaları olarak ifade edilmiştir. Cihat fetvası da dahil olmak üzere bu değerlendirmeler İttihat Terakki Cemiyetinin İslamcı politikalarının isyancı Arapları ikna edememesinin nedenleri arasında görülmektedir. H. Bayram Soy, “Arap Milliyetçiliği: Ortaya Çıkışından 1918’e kadar”, Bilig, Yaz/2004, sy. 30, s. 186. 170 45 Köse, a.g.e., s. 207 ve 209. ARAP İSYANI MI ŞERİF HÜSEYİN İSYANI MI? için Paşa, çekirge yemenin caiz46 olduğuna dair bir talimatname yayınlamıştır. Ardından Medine’yi savunma pahasına çekirgeden yapılan yemekleri askeriyle birlikte bizzat kendi de yemiştir.47 Askerini çekirge yeme hususunda ikna etmek maksadıyla Fahrettin Paşaşu açıklamayı yapacaktır: “Çekirgeyi doktorlarımıza incelettirdim. Bunlar inceleme sonucunda çekirgeden övgüyle söz etmekte, sağaltıcı (tedavi edici) ve besin özelliklerini saymakla bitirememektedirler. Dün karargâh sofrasında çekirge tava vardı. Arkadaşlarımla birlikte pek tatlı yedim ve bunu dil konservesinden daha iyi buldum. Hele zeytinyağlı ve limon suyu ile salatası pek nefis oluyor. Hangi bölgeye çekirge düşerse tarif ettiğim gibi yararlanılması ve bana da hediye olarak çekirge gönderilmesini arkadaşlarımdan rica ederim.”48 Fahrettin Paşa’nın yönettiği Medine Müdafaasını İngiliz gözlemci Yüzbaşı Bray “Çöl savaşında fevkine çıkılamayacak bir üstün komutanlık örneği” ifadesiyle överek raporuna not etmiştir.49 İstanbul’dan gelen teslim olma emrinin askerler arasında duyulmasının ardından subayların ve askerlerin Mescid-i Nebevi’de toplanmasını emreden Paşa, Mescit’teki bütün askerleri hıçkırıklara boğan şu konuşmasını yaptı. “Ey bütün tarihi eşsiz kahramanlıklar, şan ve şerefle dolu Osmanlı ordusunun yiğit zabitleri (subayları), ey her cenkte cihanı tir tir titretmiş, asla kimseye boyun eğmeyerek daima namus ve din borcunu kanıyla ödemiş şeci (kahraman) Mehmetçiklerim, kardeşlerim, evlatlarım! Gelin hep beraber Allah’ın ve işte huzurunda huşu ve vecd içinde gözyaşları döktüğümüz peygamberinin karşısında hep beraber aynı yemini tekrar edelim ve diyelim ki ‘Ya Resulullah biz seni bırakmayız!”50 Osmanlı Devleti’nden beklenen asker, gıda, su, mühimmat yardımlarının gelmemesi ve emrindeki subayların İstanbul’un emrine uymak gerektiği hususunda görüş bildirmesi üzerine Fahrettin Paşa ve askerlerinin büyük bir fedakarlıkla gerçekleştirdiği savunma bitirilmiş, önce Mekke, Cidde, Taif, Yanbu ve Akabe; en nihayetinde de Medine isyancılar tarafından ele geçirilmişti. 800 Türk askeri esir edilmiş ve kutsal topraklardaki 399 yıllık Osmanlı hâkimiyeti son bulmuştur. Medine’deki şehirli Araplar, Türk askeri teslim olacağı zaman boyunlarına sarılarak ağlamış ve onları bırakmamalarını istemişlerdir. Medineli Arapların Osmanlıya sadık olduğunu olayların şahidi Osmanlı zabiti Naci Kâşif Kıcıman (1893-1982), anılarında nakletmektedir.51 Medineliler Osmanlı ordusunun çekilmesinin ardından Fahrettin Paşa’nın anısını yaşatmak maksadıyla çocuklarına onun gibi kahraman olması için 46 Fahrettin Paşa’nın bu fetvayı yayınlarken dayandığı delil, hadis kaynaklarında geçen şu hadis-i şerif ve helalliği hususunda verilen izindir: “İki ölü ve iki kanlı bize helal oldu: İki ölü çekirge ile balık, iki kanlı ise karaciğer ve dalaktır.” İbn Mâce, Et’ime, 31. 47 Burhan Bozgeyik, 7 Cephe, Cihan Yayınları, İstanbul, 2010, s. 180-181. 48 Alpay Kabacalı, ArapÇöllerinde Türkler, Cem Yayınları, İstanbul, 2003, s. 76-77. 49 Mim Kemal Öke ve diğerleri, Kutsal Topraklarda Casuslar Savaşı, İrfan Yayınları, İstanbul, 1995, s. 25. 50 Bozgeyik, a.g.e., s. 184. 51 Naci Kâşif Kıcıman, Medine Müdafaası yahut Hicaz Bizden Neden Ayrıldı? Sebil Yayınları, İstanbul, 1994, s. 439. 171 İSLÂM MEDENİYETİ DERGİSİ / JOURNAL OF ISLAMIC CIVILIZATION CİLT / VOLUME: 11 • SAYI / ISSUE: 53 • YIL / YEAR: 2025 Fahri adını vermeye başlamışlardı. Mısırlı bir yazar, Fahrettin Paşa’nın hayatını incelemek amacıyla Medine’ye geldiğinde şunları dile getirmiştir: “Türklerden tarih boyunca pek çok kahraman çıktığı bilenen bir gerçektir. Fakat biz Araplar, Fahrettin Paşa’yı Türk olmakla beraber İslam’ın da bir kahramanı olarak kabul ediyoruz. Ve İslam âlemi bugün de böyle bir kahramana her zaman fazla muhtaçtır. Müslümanlığın bugün içinde bulunduğu çok zor durumdan kurtuluşu ancak Fahrettin Paşa gibi özel bir şahsiyetin önderliği ile mümkündür.”52 Fahrettin Paşa’ya hayranlık duyanlar sadece şehirli Araplar değildi. Ona saldıran bedeviler dahi ona hayranlık duyuyor, teslim olacağı haber alınınca çölün dört bir yanından dalga dalga bedevisürüleri onu görmeye geliyordu. O gece çölden sadece “Fahri, Fahri..!” sesleri geliyordu. Çöl bedevileri bir yandan ona hayranlık beslerken bir yandan da ondan çok korkuyorlardı. Bedeviler arasında ürkmüş deveye “Noldu, Fahri Paşa’yı mı gördün?” demek deyimleşmişti. Ertesi gün Fahrettin Paşa Yanbuulbahir İskelesine gitmek üzere çadırından çıktığında kendisini görmek için gelen bedeviler korkudan kaçışacaklardı.53 İsyan ve Medine’nin işgali, bedevilerin tek amaçlarının para olması nedeniyle aslına bakılırsa İngilizler için pek de ucuza mal olmamıştı. 1919 Aralık ayına kadar Şerif’e yapılan ödemelerin miktarı 45 milyon 205 bin sterlindi. Bu rakam öylesine büyüktür ki, İngiltere’nin hazinesi erimeye başlayınca Mısır’daki sömürge yönetiminden yardım istenmek zorunda kalınmıştır. Lloyd Georgeda Avam Kamarası’nda yaptığı bir konuşmasında Şerif Hüseyin’e yılda 400 bin altın verdiğini açıklamıştır.54 Bedevilere akıtılan bunca paranın neticesinde Lawrence, bedevilerce “altınları taşıyan adam” diye anılmaktaydı. Tabi ki bütün bu paralar, İngilizlerin bir ihsanı olarak değil kurulacak olan ArapKrallığı’ndan geri alınmak üzere borç olarak verilecektir.55 3. Osmanlı Devleti’nin İsyana Karşı Tedbir Alamamasının Sebepleri Şerif Hüseyin’in gerçekleştirdiği bu isyandan ve öncesindeki hazırlıklardan İstanbul’un haberinin olup olmadığı, var ise tedbir alınıp alınmadığı soruları da isyanın ve sonuçlarının anlaşılması bakımından önem arz etmektedir. İttihat ve Terakki hükümetinin isyan hazırlığından haberi olduğu ancak gerekli tedbirleri almadığı değerlendirilmektedir. Şayet tedbir alınmış, Şerif Hüseyin ve oğlu Hicaz’a gönderilmemiş, Hicaz’da da yeterli sayıda asker bulundurulmuş olsaydı, bu isyan daha başlamadan bitirilebilir yahut çok kısa sürede bastırılabilirdi. Nitekim tedbir alınmaması Philip H. Stoddard’da şaşkınlık uyandırmış olacak ki, “Şerif Hüseyin’in oğlu 52 Feridun Kandemir, Fahreddin Paşa’nın MedineMüdafaası, Yağmur Yayınları, İstanbul, 2012, s. 228. 53 Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, s. 387. 54 İlhan Bardakçı, Vahdettin’den Mustafa Kemal’e, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul, 2007, s. 104. 172 55 Metin Hülagü, “İngilizlerin Hicaz İsyanına Maddi Yardımları”, Belleten, Ağustos 1995, C. LVII, S. 225, s. 445. ARAP İSYANI MI ŞERİF HÜSEYİN İSYANI MI? Abdullah’ın İngilizlerle görüştüğünü İttihatçıların bilmesine rağmen harekete geçmemesi şaşırtıcıdır” demektedir.56 I. Dünya Savaşı’nın başında Hüseyin’in yanındaki adam sayısı 250 ile 500 arasındaydı. Başka bir düzenli kuvveti yoktu.57 Erken tedbir alınmış olsaydı birkaç yüz tecrübesiz ve düzensiz bedevinin, düzenli askerin karşısında bir varlık göstermesi pek mümkün olmayacaktı. Böylelikle isyan başlamadan sonlandırılmış olacaktı. İstanbul’a Şerif Hüseyin’in İngilizlerle görüştüğü, isyan edeceğine dair pek çok istihbarat ulaşmasına rağmen sebebini birazdan açıklayacağımız üzere bu istihbarat raporları görmezden geliniyordu. Teşkilat-ı Mahsusa’nın tanınmış ajanı Kuşçubaşı Eşref, “Hüseyin’in isyan edeceğini Enver ve Cemal paşalara bildirdim ancak İttihatçı kadrolar tek bir planlı hareket takip etmedi” diyerek tam bir buçuk yıl evvel İstanbul’a bildirdiği isyana karşı kimsenin önlem almadığını yazmıştır.58 Almanlar dahi Şerif’in isyan edeceğini İstanbul’a bildirmişti.59 Fahrettin Paşa’nın istihbarat kâtibi Naci Kâşif Kıcıman; Medine Muhafız ve Kumandanı Basri Paşa’nın, bir propagandacı casusu yakalatıp ondan isyanın nasıl ve ne zaman gerçekleşeceğini öğrendiğini, bunu bir rapor olarak dâhiliye nezaretine bildirdiğini ama bu bilgiye kimseyi inandıramadığını hatıralarında anlatmaktadır.60 İsyanın başlayacağını İstanbul’a herkesin haber vermesine rağmen İstanbul, tedbir almamakta ve hiçbir şey yapmamakta direnmiştir. Galip Paşa, Râbi Şeyhi Hüseyin Mübeyrik’ten aldığı mektupta Şerif’in ayaklanacağını, oğlu Ali aracılığıyla bu ayaklanmaya çağrıldığını, ayaklanmanın da 5 Haziran 1916’da gerçekleşeceğini günü gününe haber almış ve bu durumu yetkililere bildirmişti.61 Ancak yönetim diğer raporlara yaptığının aynısını yapmış ve bu bilgiyi de görmezden gelmişti. Bölgedeki 130. Alayın 2. Tabur komutanı Yüzbaşı Mümtaz’ın notlarından öğrendiğimize göre Şerif Hüseyin ve planladığı isyan hakkında tahkikat yapılması dahi yasaklanmıştı.62 Hamidiye Kışlası Binbaşısı Ziya Bey, Merkez Karargâh ile Taif’teki Fırka Komutanlığına defalarca başlayacak dediği isyan başladığında dahi Şerif Hüseyin’i arayıp teyit etmeden hareket edememişti.63 Çünkü Cemal Paşaanlaşılamaz bir emirle, ilk kurşun Şerif Hüseyin ve adamlarından gelmedikçe hareket edilmemesini, aksini yapanın en ağır biçimde cezalandırılacağını Medine’ye bildirmişti.64 Hicaz Valisi Vehib Paşa, Şerif Hüseyin’in İngilizlerle ilişkilerinin farkındaydı. Temmuz 1914’te, Osmanlı Devleti’ni yıkmayı hedeflediği gerekçesiyle emirin azledilmesini ve yerine Şerif Ali’nin tayinini istemişti. Hatta 56 Stoddard, a.g.e., s. 131. 57 Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, C. VI, s. 86. 58 Stoddard, a.g.e., s. 138. 59 Çavuş, a.g.e., s. 101. 60 Kıcıman, a.g.e., s. 33. 61 Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, C. VI, s. 160-161. 62 Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, C. VI, s. 164. 63 Köse, a.g.e., s. 109. 64 Çavuş, a.g.e., 102. 173 İSLÂM MEDENİYETİ DERGİSİ / JOURNAL OF ISLAMIC CIVILIZATION CİLT / VOLUME: 11 • SAYI / ISSUE: 53 • YIL / YEAR: 2025 Şerif Hüseyin’in İstanbul’da bulunan ve mebus olan oğullarının Şerife karşı koz olabilmesi için Payitaht’tan ayrılmalarına izin verilmemesini bildirdi.65 Ancak tam tersi işler yapılıyordu. Türk hükümeti, İngilizlere karşı savaşması için Emir’e bir kolordu kurduruyor, Cemal Paşa ise ordunun başına geçmesi için Emir’in oğlu Faysal’ı serbest bırakarak Mekke’ye gönderiyordu. Faysal, bu fırsatı kaçırmayacak ve Mekke’ye varır varmaz yapacağı ilk iş, isyan etmek olacaktı.66 İstanbul’daki hükümet bununla da yetinmeyecek Osmanlıya karşı isyan planları yaptığı bilinen Şerif Hüseyin’e isteği üzerine 1500 tüfek gönderecektir. Ardından da Şerif, 100 adet Mavzer marka tüfek istemiş ancak İstanbul bunun yerine Martin marka tüfek göndererek bir yerde kendine karşı isyana hazırlık yapan Şerif Hüseyin’e yardım etmiştir.67 İsyan başlayınca İttihatçıların Tanin gazetesinde yayımlattığı ilan da dikkate şayandır: “Bütün iş Hüseyin’in şahsi eseridir. İslamlık ve Araplıkla ilgisi yoktur. Hüseyin’in hıyaneti çoktandır biliniyordu. O bir İngiliz aleti idi”68 açıklamadaki “Hüseyin’in hainliği çoktandır biliniyordu” cümlesi, o halde neden tedbir alınmadı sorusunu akıllara getirmektedir. İttihat ve Terakkiyönetiminin pek çok istihbarat raporu almasına rağmen neden Şerif Hüseyin isyanına karşı tedbir almadığı, incelenmesi gereken bir durumdur. İttihat ve Terakki’nin, Arap topraklarından kurtulmak istediğine dair iddialar bulunmaktadır. Zira Hicaz, vergi vermemesine rağmen bu bölgeye adeta oluk gibi para akmaktadır. Mısırgibi bir vilayetin gelirlerinin çoğunluğu Hicaz’a gidiyordu.69 Bunun yanında bir de asker harcanıyordu. Sıtkı Aydınel’in iddiasına göre “Hicaz’ın kutsallığına ve hilafetin değerine inanmayan” M. Kemal Paşa için Hicaz, Türklerin kanını emmekteydi ve Paşa, Türklerin yerleşik olmadığı bir yeri savunmanın manasızlığına Enver Paşa’yı ikna etmişti.70 M. Kemal Paşa, Hicaz’ın terk edilmesi hususunda Enver Paşa gibi Cemal Paşa’yı da ikna etmişti. Ancak Paşa’nın “Tamam çekilelim!” dediği anda elektrikler kesilmiş, Cemal Paşa gidip bir şamdan getirdiğinde kudretli Paşa’nın benzinin attığı görülmüştü. Paşa bunu hayra yormamış ve kararından dolayı vicdan azabı duymuştu.71 Remzi Çavuş’un iddiasına göre ise Mustafa Kemal, Arap bağımsızlığına karşı değildi hatta bunun gerekliliğine inanıyordu.72 Paşa bu düşüncede yalnız da değildir. İttihat ve Terakki’yi fikirleriyle etkileyen Ziya Gökalp 65 Özcan, a.g.m., s. 585. 66 Josef Pomiankowiski, Osmanlı İmparatorluğunun Çöküşü, Çev. Kemal Turan, Kayıhan Yayınları, İstanbul, 1990, s. 203. 67 Süleyman Beyoğlu, Medine Müdafaası ve Fahreddin Paşa, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2019, s. 17-25. 68 Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılap Tarihi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1991, C. III, K. 3, s. 282. 69 Ekrem Buğra Ekinci, Osmanlının Çöküşü, Timaş Yayınları, İstanbul, 2014, s. 228. 70 Sıtkı Aydınel, “Birinci Dünya Savaşı’nda Arap İsyanı”, Bütün Dünya, İstanbul, Kasım 2016, s. 15. 71 Kandemir, a.g.e., s. 70. 174 72 Çavuş, a.g.e., s. 109. ARAP İSYANI MI ŞERİF HÜSEYİN İSYANI MI? de aynı düşünceleri paylaşıyor ve 1918’de Yeni Mecmua dergisi ile Vakit gazetesinde yayımlanan makalelerinde Araplara bağımsızlığın verilmesini istiyordu.73 İttihat ve Terakki yöneticilerinin isyana tedbir almamasının sebebi isyan sebebiyle Arap topraklarından çekilme arzusu ihtimal dahilinde görünmektedir. Elbette hatıratlarda geçen bu iddiaların arşiv belgeleriyle doğrulanma imkânı bulunmamaktadır. Diğer yandan Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı süreçleri devlet yöneticilerinde farklı düşüncelerin tartışılmasına zemin hazırlamıştır. Ancak aynı dönemde Osmanlı Devleti’nin İstanbul-Kahire hava seferini düzenleyerek bu coğrafyada siyasi etkinlik göstermek istemesi yukarıdaki iddialar ile çelişmektedir. Dönemin siyasi, askeri ve ekonomik krizleri içerisinde farklı fikirler ortaya çıkmış ve dönemin politikalarını etkilemiş olmalıdır. 4. İsyanın Bütün Arap Dünyasına Yayılıp Yayılmadığının Değerlendirilmesi İsyanın yayıldığı coğrafya, isyancıların sayısı, isyanın süreci gibi etkenle değerlendirildiğinde Arap dünyasının bütünün isyana katılmadığı anlaşılmaktadır. İsyan hareketi, Şerif Hüseyin ve ailesinin liderliğinde İngilizlerin askeri ve siyasi desteği ile sürdürülmüş, Osmanlı Devleti dönemin koşullarında isyanın bastırılmasına yönelik tedbir almamış ya da alamamıştır. İsyan kimi İngiliz yazarlar tarafından “İngiliz-Haşimi komplosu” olarak tanımlanmıştır74. Suriye, Lübnan, Irak, Mısır ve diğer Arap devletleri bir kenara; isyanın çıktığı Arabistan Yarımadasındaki bütün Araplar bu isyana katılmamıştı. İngiliz arşivlerinde de bunu doğrular şekilde isyanın Irak’ta aşiretler tarafından kabul edilmesi bir yana sadece çok küçük bir grup tarafından sevinçle karşılandığına dair belgeler bulunmaktadır.75 Arapların kahir ekseriyeti, isyanı başlatan Şerif Hüseyin’i Müslüman bir devlete karşı İngilizlerle iş birliği yaptığı için lanetlemiş ve Osmanlının yanında yer aldıklarını deklare etmişlerdir.76 Arap aşiretlerinden Osmanlı Devleti yanında yer aldığını ifade edenlerin isyan sürecinde askeri bir tavır almadıkları da bilinmektedir. İngilizlerin işgali altında olan Mısır’daki Ezher Üniversitesi uleması da yayınladığı bir fetva ile bu isyanı kabul etmediğin ilan etmişti.77 İngilizler bölge halkını ya tehditle ya rüşvetle yahut türlü vaatlerle isyana katılmaya mecbur etmişlerdir. İsyan günlerinde Türk ordusunda subaylık yapan Ali Fuat Erden’e (1882-1957) göre bu, kesinlikle bir Arap isyanı değil başka vilayetlerden gelmiş birkaç yetkili Arap’ın katılımıyla Arap isyanı süsü verilmeye çalışılan; İngilizlerin altın, buğday, pirinç ile satın aldığı urbanlarla (bedevi) gerçekleşen bir 73 Ahmet Emin Yalman, Yakın Tarihte Gördüklerim Geçirdiklerim, Rey Yayınları, İstanbul, 1997, s. 357. 74 Salâhi R. Sonyel, “Albay T.E. Lawrence, Haşimi Araplarını Osmanlı İmparatorluğu’na Karşı Ayaklanmaları İçin Nasıl Aldattı İngiliz Gizli Belgelerine Göre”, Belleten, Nisan 1987, c. 51, c. 199, s. 231. 75 Faleh A. Jabar- Hosham Dawod, Aşiretler ve İktidar Ortadoğu’da Etnisite ve Milliyetçilik, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2013, s. 282. 76 Özcan, a.g.m., s. 586. 77 Zekeriya Kurşun, “Arapİsyanı Değil Şerif Hüseyinİsyanı”, Derin Tarih, Ocak 2017, S. 58, s. 73. 175 İSLÂM MEDENİYETİ DERGİSİ / JOURNAL OF ISLAMIC CIVILIZATION CİLT / VOLUME: 11 • SAYI / ISSUE: 53 • YIL / YEAR: 2025 Şerif Hüseyin isyanıydı. İngiliz yazar Robert Lacey de “İngiliz-Hâşimi komplosu” tabiriyle bu bilgiyi desteklemektedir.78 Dönemin tanıklarından ve Arap topraklarında Osmanlı ajanı olarak vazife alan Kuşçubaşı Eşref, “Araplardan bir ihanet görmedik. Bizi asıl arkadan vuran altınlardan başka kendilerini bağlayacak bir gaye ve mefkûresi bulunmayan [Şerif Hüseyin gibi] politikacılarıydı” demektedir.79 Bölgede uzun zaman görev yapan Falih Rıfkı Atay ise, Ateş ve Güneş adlı hatıratında bütün Arapların isyan etmediğini hatta bazılarının Osmanlı Devleti’yle birlikte çalıştıklarını şöyle anlatmaktadır “Bu sırada güney Arabistan’ın imamını, İmam Yahya’yı saygıyla anmalıyız. İmam Yahya, kuzeyde ve doğuda isyan eden kabilelere karşı insanlarını, servetini ve her şeyini bizim için feda etti ve birliklerimizle beraber Aden’i kuşatma altına aldı.”80 Yine Falih Rıfkı Zeytindağı adlı hatıratında, ise bir Fransız raporunda geçen ilginç bilgileri nakletmektedir. Rapora göre Fransızlar, Lübnanlılara isyan etmeleri için silah vermiş ancak onlar isyan çıkarmak yerine silahları satmışlardı. Raporda geçen şu ifade ise hem dikkat çekici hem de konumuzu aydınlatır mahiyettedir: “Hicaz ayaklandı, Suriye ise sustu.”81 Medineli Araplar ise, isyana katılmadıkları gibi isyancılara karşı Türk askeri ile birlik olup mücadele etmişti.82 Cemal Paşa da Arapların özellikle avam tabakası ile aydın tabakasının İstanbul’a bağlı kaldığını, ulema arasında da hilafete ihanet edebilecek birine rastlamadığını belirtir.83 Mizancı Murat ise, Paris’te düzenlenen bir toplantıda toplantıya katılan Araplara bir Arap devleti kurmak isteyip istemediklerini sormuştu. Katılımcılardan Madra Mutran ve Halil Ganem, soruyu samimiyet kokan bir şekilde şöyle cevaplandırmışlardır: “Biz Araplar biliyoruz ki, eğer Frenkler ülkemize girerlerse, birkaç yıl içinde topraklarımız onların eline geçecektir ve ülkeyi diledikleri gibi yöneteceklerdir. Türklere gelince, onlar bizim dinimize inanırlar ve âdetlerimizi bilirler. Dört yüz yıllık yönetimleri boyunca bir santimetre mülkümüzü dahi almamışlardır. Toprakları, mülkleri, sanayiyi ve ticareti yerli halka bırakmışlardır. Araplar, Türklerle ticaretten ve kesintisiz bağımızdan yararlanmışlardır. Şimdi bunu değiştirmek ve Türklerin yerine başkasını getirmek doğru olur mu? Arap aydınlarının ve ileri gelenlerinin ümmetlerinin Osmanlı çıkarları çerçevesinde yaşamasından başka bir isteği yoktur.”84 Şerif Hüseyin, bu isyanın bütün Arap dünyasını kapsayan bir Arap isyanı olmasını istemiş, bu amaçla çalışmış, ancak bunu başaramamıştı. Zira diğer bütün Arap 78 Sonyel, a.g.m., s. 231. 79 Çavuş, a.g.e., s. 110. 80 Falih Rıfkı Atay, Ateş ve Güneş, Pozitif Yayınları, İstanbul, 2012, s. 134. 81 Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı, Pozitif Yayınları, İstanbul, 2004, s. 48. 82 Ziya Nur Aksun, Osmanlı Tarihi, Ötüken Neşriyat, İstanbul, tarih yok, C. III, s. 147. 83 Cemal Paşa, Hatıralar, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2006, s. 258-259. 176 84 Hasan Kayalı, Jön Türkler ve Araplar, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1998, s. 49. ARAP İSYANI MI ŞERİF HÜSEYİN İSYANI MI? kabileleri ve şeyhleri, Şerif Hüseyin tarafından yönetilmek istemiyorlardı.85 Şerif Hüseyin’in diğer Arapşeyhleri tarafından kabullenilmediğini ve haliyle onun liderliğindeki bir isyana bütün Arapların katılmadığı İngiliz arşivlerinde de görülmektedir. İngiliz Savaş Bakanlığı, Bakanlar Kuruluna Arap halkının Şerif Hüseyin’in liderliğini kabul etmediğini bildiren bir yazı göndermişti. Bakanlar Kurulundan gelen cevap, “diğer şeyhleri küstürmemeye özen gösterin” şeklinde olmuştur.86 İngilizlerin amacı, Şerif Hüseyin kullanılamayacak duruma gelirse diğer şeyhleri kullanmaktır. Mısır’da ise isyan aydınlar arasında rahatsızlık yaratmış, milliyetçi Araplar arasında dahi Şerif Hüseyin, İngiliz oyuncağı sayılıp küçük görülmüştü.87 Şerif’in, isyana bütün Arapları dâhil edemediğinin bir diğer göstergesi de İngilizlerle ilk görüşmelerinde 100 bin kişiden fazla bir kuvvet çıkaracağı sözünü vermesine rağmen en fazla 4-5 bin kişi toplayabilmesidir.88 Onlar da ya kendi kabilesinden adamlar yahut İngilizlerce satın alınmış bedevilerdi. Şerif Hüseyin’in yeterince asker toplayamaması üzerine İngilizlere, Çin’den ve Hindistan’dan asker getirtmesi de bir ilginç durumdur.89 İsyan, İngilizler gibi çağın emperyalist gücünün desteklemesine rağmen etkili olmaktan çok uzak kalmış ve isyan paraya düşkünlükleri, milliyet düşkünlüklerinden çok daha fazla olan bedevi aşiretler tarafından yapılmıştı. İngiliz ajanı Lawrence, Mısır’daki ArapBüro’nun yayın organı Arap Bülteni’nin 23 Haziran 1916 tarihli 6. sayısında isyancıları bir arada tutan şeyin para olduğunu yazarak bir nevi itirafta bulunmuştur.90 İsmail Köse ise, eserinde Şerif Hüseyin’in mektup ulağı Areyfan’ın, İngilizlere “Para göndermezseniz bedeviler isyandan vazgeçmekle tehdit ediyorlar” dediğini nakletmektedir.91 Yine son Yemen Valisi Mahmut Nedim Bey, hatıratında Hicaz isyanından daha evvel bedevilerin gerçekleştirdikleri bir başka isyanın sebebinin Hicaz demiryolu olduğunu açıklar. Zira bedevilerin “demir eşek” dedikleri demiryolu, develerle taşımacılık yapan bedevilerin işlerini bozacaktı ve buna mâni olmak için isyan çıkarmışlardı.92 Anlaşıldığı kadarıyla bedevilerin tek gayeleri, işlerinin bozulmaması ve para kazanmaya devam edebilmekti. Bedevilerin bu özelliği, herkes tarafından bilinmekte ve kullanılmaktaydı. Fransızlar da bedevilerin bu özelliğini bilmektedir ve meşhur Skyes-Picot Antlaşması’nı Fransa adına imzalayan ve Suri85 Mustafa Bostancı, “Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin Hicaz’da Hâkimiyet Mücadelesi”, Akademik Bakış, S. 14, C. VII, S. 14, s. 127. 86 Köse, a.g.e., s. 222-223. 87 Stoddard, a.g.e., s. 136. 88 Özcan, a.g.m., s. 586. 89 Cemal Kutay, Türkiye İstiklal ve Hürriyet Mücadeleleri Tarihi, Alioğlu Yayınları, tarih ve yer yok, s. 10475. 90 Şahin vd…, a.g.e., s. 111. 91 Köse, a.g.e., 223. 92 Mahmut Nedim Bey, Arabistan’da Bir Ömür, Derleyen: Ali Birinci, İsis Yayınları, İstanbul, 2001, s. 48. 177 İSLÂM MEDENİYETİ DERGİSİ / JOURNAL OF ISLAMIC CIVILIZATION CİLT / VOLUME: 11 • SAYI / ISSUE: 53 • YIL / YEAR: 2025 ye-Filistincivarında Fransa’nın menfaatlerini korumakla görevli olan Picot’ya dışişleri bakanlığı, “Çöl bedevilerini para ile ödüllendirerek onların [Türklerin] demiryollarına ve ulaşım ağlarına saldırmalarını sağla” içerikli emir göndermekteydi.93 Görülmektedir ki, isyancıların maksadı paradır. Milliyetçilik, hürriyet gibi amaçları yoktur. İsyanın diğer coğrafyalara yayılmamasının bir nedeni de Araplar arasındaki bağın Arapçılık değil Müslümanlık olmasıdır. Bu ayaklanma, İngilizlerin vaatlerine kanan birkaç Arap şeyhi ve yağmacılıkla geçinen bedevilerin isyanından öte gidememiş ve akim kalmış bir İngiliz projesidir. Hal böyle olunca İslam coğrafyasının çoğu tarafından desteklenmeyen bu yerel isyanı bütün Arap coğrafyasınınmış gibi göstermek, diğer Müslüman Arapların desteğini alabilmek için yayılmış İngiliz propagandası olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. İngilizler diğer Müslümanların bu isyanı desteklemesi için çok çabalamış; ancak beklenen destek Şerif Hüseyin’e hiçbir zaman verilmemişti. Arap dünyasının Osmanlı Devleti’nin yanında yer alan bir diğer kesimi ise şairlerdir. Arap şairler, Osmanlı’nın yöneticilerine ve ordusuna övgü şiirleri kaleme alırken Şerif Hüseyin’i ise İngilizlerle iş birliği yaptığı gerekçesiyle hainlikle suçluyorlardı. Bu şairlerin başında Kazım En-Nuh, Abdulmutilib El-Hilli, Cemil Sıdkı Ez-Zehevî, Mohemmed Riza Eş-Şeybi, Ali Er-Rimevî, Muhammed El-Amri, Şekip Arslan (1869-1946), Ahmed Muharrem vb. gelmektedir. Mesela Iraklı şair Ma’ruf er-Rusafî bütün Arapları Osmanlı safında ölmeye çağırırken Şerif Hüseyin için de “kudretiyle bu büyük suçtan dolayı Allah Hüseyin’in canını alsın, göklerden başına yıldırımlar yağsın; yer altından çıkan volkan ateşi ile yansın” diye beddua da etmiştir. Er-Rusafî yazdığı kasidesinde Şerif Hüseyin’den ve Türklerden şöyle bahsetmektedir: Ona Şerif dediler. Şerifliği doğru olsa ahde vefa ederdi. Onun fitnesi yetmemiş gibi Allah’ın düşmanına tutunup sarılmıştır. İngilizlerle korunuyor oldu, suçuna suç eklemiştir. Pişmanlığından dolayı parmaklarını ısırıp kanatmakla değil, Ordu tarafından boynu kesilecektir. Bu ordu, devletin perişanlığını gideren Osmanoğlu Halifemiz Hazretlerinin ordusudur. O hilafetimizi koruyan Reşat, Araplar, Türkler ve Acemleri irşat edendir. Irak’ta, Çanakkale’de bize izzet ve şeref veren savaşlar olmuştur. Ahmed Muharrem ise, Osmanlı Devleti ve onun ordusu için yazdığı şiirinde şöyle demektedir: 178 93 Mustafa Çubuk, Sahipsiz Sandılar Yabancıların Gözünden Anadolu Direnişi, Timaş Yayınları, İstanbul, 2009, s. 83. ARAP İSYANI MI ŞERİF HÜSEYİN İSYANI MI? Hz. Peygamber bu orduyla yürüyor ve etrafında meleklerin askerleri Ve arasında Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer bulunmakta. Bu ordunun livasında Hz. Amru ve Hz. Halit sallanıyor Ve Hz. Haydar (Ali) ise askerleri teşvik ediyor.94 Şerif Hüseyin Araplar arasında sevilen ve sayılan bir şahsiyet değildir. 5 Mart 1924 tarihinde Şerif Hüseyin halifeliğini ilan edince İslam âlemi İngilizlerle iş birliği yaptığı için Şerif’in bu ilanını bir İngiliz oyunu olarak görmüş ve Şerif Hüseyin’i lanetleyerek ona itibar etmemişti.95 Bu girişiminin ardından 1931 yılında Kudüs’te düzenlenen Hilafet Kongresine halife seçilmek için başvuru yapmış ancak bu başvurusu da reddedilmişti. Çünkü İslam dünyası Şerif Hüseyin’e Osmanlı Devleti’ne karşı Hristiyan İngilizlerle iş birliği yaptığı için hain gözüyle bakmaktaydı. Hatta Şerif Hüseyin’in isyanından kısa süre sonrasında Şam’da toplanan İslam âlimlerine sorulan “Halife’nin iyi niyetinden yararlanmış ve en yüksek makamlara yükselmiş bir kişi düşmanla iş birliği yapıp Halife’ye isyan ederse, karşılığı ne olmalıdır?” sorusuna âlimler, görevden alma ve idam cevabını vermişlerdir.96 Mevcut bilgi ve belgeler ışığında isyanın tüm Arapâlemini kapsayan bir isyan hareketi olmadığı anlaşılmaktadır. Günümüzdeki modern Arap tarihçileri ve sosyologları da bunun farkındadır ve bu isyanı “Arap isyanı” olarak değil “Şerif Hüseyinisyanı” olarak isimlendirmektedirler. Bu hususta İsrail asıllı İngiliz tarihçi Efrahim Karsh, Şerif Hüseyin’i ve onun isyanının iç yüzünü net bir şekilde ortaya koymaktadır: “Bu, Hüseyin’in bireysel bir imparatorluk kurma arzusuydu. Şerif, Arap halkının Osmanlı tutsaklığının zincirlerini kırmak için çabalayan ulusal kurtuluş kahramanı değildi. Kendi imparatorluğunu Osmanlıların yerine geçirmek gibi özgün bir fırsattan yararlanmak isteyen bir emperyalistti.”97 5. İsyan Sonrası Şerif Hüseyin Şerif Hüseyin, isyan sonrasında İngilizler tarafından gözden çıkarılmıştır. Onun hayali olan büyük Arap krallığı ve halifelik planları İngiltere’nin menfaatlerine uygun değildi. Zira büyük ve tek bir Arap devletinin varlığı, İngiltere’nin emperyalist hedeflerine ulaşmasını zorlaştıracaktı. Ayrıca Fransızların Suriye’deki çıkarlarını dikkate alan İngiltere, Fransa’yı küstürmemek için büyük bir Arap krallığını istememekteydi. En baştan beri halifeliğe karşı olması sebebiyle İngiltere, Şerif’in Arap bir halife seçilmesi isteğini görmezden gelmişti.98 Şerif’in büyük Arap krallığı ve hilafet gibi 94 Hazem Said Mohammed Montasır, “İsyanın Şiiri”, Derin Tarih, Ocak 2017, S. 58, s. 57-58-59. 95 Uzunçarşılı, a.g.e., s. 139; Orhan Koloğlu, Gazi’nin Çağında İslam Dünyası, Boyut Kitapları, İstanbul, 1994, s. 354. 96 Jonathan Schneer, Balfour Deklarasyonu Arap-İsrail Çatışmasının Kökenleri, Kırmızı Kedi Yayınları, İstanbul, 2011, s. 198. 97 T. G. Fraser-A. Mango-R. Mcnamara, Modern Ortadoğu’nun Kuruluşu, Remzi Kitapevi, İstanbul, 2011, s. 78. 98 Findley, a.g.e., s. 217. 179 İSLÂM MEDENİYETİ DERGİSİ / JOURNAL OF ISLAMIC CIVILIZATION CİLT / VOLUME: 11 • SAYI / ISSUE: 53 • YIL / YEAR: 2025 İngiliz ve Fransız planlarına aykırı hayalleri sebebiyle artık o İngilizler için kurtulunması gereken bir “baş belasıydı”.99 Şerif’i yüz üstü bırakan İngilizler, şu an ki Suudi Arabistan’ın kurucusu ve isim babası İbn-i Suud’a destek vermeye başlamışlardı. Onun büyük Arapkrallığı ve halifelikgibi hayalleri yoktu.100 İbn-i Suud;İngilizlerin desteğiyle Şerif Hüseyin’i fiziki olarak Mekke’den, krallık ve halifelikhayallerini de aklından çıkarmıştı. Hüseyin, 1924’te Arabistan’dan kaçarak Kıbrıs’ta İngilizlere sığınmış, 1930’a kadar kaldığı Kıbrıs’tan rahatsızlığı sebebiyle oğlunun kral olduğu Ürdün’e gitmiş ve 1931’de Ürdün’de ölmüştür.101 Mezarı Kudüs’tedir. Ölümü İngilizler tarafından kiralanan bir Filistinli eliyle Mescid-i Aksa’nın merdivenlerinde olmuştur.102 Erken Cumhuriyet’in İçişleri Bakanı Şükrü Kaya da Meclis’te yaptığı bir konuşmada “Bizi Avrupa âlemine, bugün Türkler İttihad-ı İslam siyaseti takip ediyor. Türkler Hint’i, Mısır’ı ihtilâle teşvik ediyor, Abdülkerim’i kandıran Türklerdir, Çad Gölünün kenarında bir Arap kabilesi bilmem ne yapmış, Türkler yaptırmışlar, şeklinde propaganda yaparak bütün bunlara karşı Türkleri gösteriyorlar. Aynı zamanda İslam âlemine karşı dönüyor Türkler Bolşevik olmuşlardır. Türkler halifeyi kovdular, Türkler gâvur olmuştur. İslamiyet’e karşı yaptığı propaganda da budur”103 diyerek İngiliz siyasetinin iç yüzünü bizlerin önüne sermektedir. Benzer cümleleri Kazım Karabekir de kurmakta “öteden beri bir taraftan hükümete Avrupalı olun; Batı hayatını aynen alın, başka kurtuluş yolunuz yoktur” derler; diğer taraftan da attığımız adımlara çelme takmak için içerde halkı isyanlara teşvik ederler ve İslam aleminde de “Türkler Hıristiyan oluyor! diye aleyhimize nefretler uyandırırlar.” diyerek Batılıların İslam alemini birbirine düşürmek maksadıyla kurdukları iki yüzlü politikaları ortaya koymaktadır.104 Kral Abdullah’ın Feridun Cemal Erkin’e Türkiye Cumhuriyeti’nin Beyrut Konsolosu olarak görev yaparken anlattığı şu olay hayli çarpıcıdır “Günün birinde ikindi vakti sarayın bandosu öteden beri âdet olduğu üzere bahçede konser veriyordu. Hava sıcak, pencereler açıktı. Bir aralık bando hepimizin bildiğimiz İzmir Marşı’nı çalmaya başladı. Babamın birçok hatıraları hafızasında canlandırmasını önlemek için pencereyi yavaşça kapadım. Bana seslendi; “Evlat, neden o pencereyi kapıyorsun? İzmir Marşı’nın eski günleri bana hatırlatmaması için değil mi? Ben, velinimetine ihanet etmiş asi bir kulum, günahım büyüktür. Kral olacağımı sandım, Tanrı beni sürgünlüğe düşürdü. Hasta oldum, buraya sığındım. Bırak, pencereyi aç, şu Marşı dinleyeyim, duyduğum vicdan azabının şiddeti, o hatıraların canlanması ile büsbütün artsın; bu dünyada çektiğim ızdıraptan artan vicdan 99 William L. Cleveland, Modern Ortadoğu Tarihi, Agora Kitaplığı, İstanbul, 2008, s. 258. 100 T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi (BCA), Hariciye Vekâleti, 030-10, 23.04.1933. 101 Özcan, a.g.m., s. 586. 102 Ekinci, a.g.e., s. 230. 103 TBMM gizli celse, 04.02.1925, İ. 47, C. II, s. 474. 180 104 Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası, Emre Yayınları, İstanbul, 2005, s. 158. ARAP İSYANI MI ŞERİF HÜSEYİN İSYANI MI? azabıyla büsbütün ağırlaşsın, tâ ki Cenabı Hak bu günahkâr kulunu dünyada affederek, ahirette hesap gününde daha büyük cezadan korusun.”105 Rauf Denktaş, Şerif Hüseyin’in ömrünün son yıllarını geçirdiği Kıbrıs’ta babası ile onun evine gitmiş ve babasının Şerif’le olan diyaloğunu Prof. Nevzat Yalçıntaş’a ve daha sonrasında Kıbrıs Türk Ülkü Ocakları Başkanı Selçuk Düzgün’e aktarmıştır. “Babam Raif Denktaş, Şerif Hüseyin’in dostuydu. O zamanlar küçük bir çocuktum. Babamla birlikte zaman zaman Şerif Hüseyin’i ziyarete giderdik. Babamla yanına gittiğimizde hep aynı olay tekrarlanıyordu. Babam onun elini öper, o da anlatmaya başlardı. Şerif Hazretleri ‘Ahhh, ben ne yaptım, ahhh, ben ne yaptım? Yaptığımın cezasını çekiyorum. Niye Osmanlı’ya ihanet ettik?” derdi. Çünkü İngilizler kendisine Arapların kralı ve Müslümanların halifesi olacağını vaat etmişlerdi. Hâlbuki Filistin’e İngilizler yerleşmişlerdi. Oraya Yahudiler mütemadiyen göç ediyorlardı. Suriye’ye Fransızlar kendi kültür ve dillerini yaymışlardı. İngilizler de Irak’a kendi dil ve kültürlerini götürmüşlerdi. Hüseyin babamın yanında hep iç geçirirdi. Bundan sonra babam onu teselli edecek birkaç laf söyler, ben de yanında bulunurdum. Bir müddet sonra, Hüseyin, “Raif, anlat şu İstanbulhavalarını dinleyelim” derdi. Konuşma esnasında bir taş plak çalmaya başlardı. O zaman Şerif Hüseyin, “Ahhh İstanbul, pâyitaht” diyerek ağlamaya başlardı. Babam da “Şerif Hazretleri, bu takdir-i İlahidir, üzülme… Sen hata yaptın; ama bundan çok pişman olduğun gözlerinden akan gözyaşlarından belli oluyor. Allah seni bundan dolayı affeder; yapma ağlama” sözleriyle onu teselli eder ama onu teselli ederken kendisi de ağlardı. Plak bitince biraz daha sohbet ederlerdi. Daha sonra babam onun elini öperdi. Biz kalkıp giderken Hüseyin, “Rauf gel” deyip bana elini öptürür ve elime bir altın verirdi.106 Ben de bu yüzden hep babamla Şerif Hazretlerine gitmeyi isterdim. Şerif Hüseyinhastalandı, ölümü yaklaşmıştı. Ölümüne yakın Ürdün Prensi olan oğlu Abdullah’ın yanına gitti. Onu Amman’a biz uğurlamıştık. Bir müddet sonra ise onun ölüm haberi bize ulaştı.”107 Babaları gibi halife olma hedefleri olmayan Şerif’in oğullarından birisi Irak’a, diğeri de Ürdün’e İngilizler tarafından kral yapılmıştı. Ancak ailenin üzerindeki sorunlar, Şerif Hüseyin’le sınırlı kalmamış; oğullarına hatta torunlarına kadar sirayet etmişti. Büyük oğlu Irak Kralı Faysal esrarlı bir tarzda zehirlenerek öldü, onun oğlu bir gezintiden dönerken yolda arabasının suikast olduğunu düşündürecek şekilde ağaca çarpması sonucunda can verdi. Torunu genç kral Faysal, amcası Emir Abdülilâh ve bütün yanındaki aile efradıyla birlikte 1958’de Bağdat’ta Kasım İsyanı sırasında katledildi. Kral Abdullah, Kudüs’te Mescidi Aksa’ya girerken bir Arap tarafından hançerle öldürüldü. Oğlu Kral Tallal, çıldırarak nakledildiği İstanbul’da şifa 105 Feridun Cemal Erkin, Dışişlerinde 34 Yıl, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1980, c. 1, s. 126. 106 Şerif Hüseyin’in Kıbrıs’taki sürgün yıllarında lüks bir yaşam sürmesinden ötürü İngilizlerin isyan için verdiği epey bir miktar sterlin ve altından kendine şahsi bir hazine oluşturup Arap Yarımadası’ndan ayrılırken bunları da götürdüğüne dair bir söylenti çıkmıştır. Ali A. Allawi, Irak Kralı I. Faysal, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2016, s. 593. 107 İsmail Köse, Büyük Oyunun Küçük Aktörü Şerif Hüseyin, Kronik Yayınları, İstanbul, 2018, ss. 205206; Yavuz Bahadıroğlu, “Şerif Hüseyin’in Akıbeti”, http://www.haksozhaber.net/serif-huseyininakibeti-16631yy.htm, 02.02.2017. 181 İSLÂM MEDENİYETİ DERGİSİ / JOURNAL OF ISLAMIC CIVILIZATION CİLT / VOLUME: 11 • SAYI / ISSUE: 53 • YIL / YEAR: 2025 evinde vefat etti. Irak Kralı Faysal’ın bir kız kardeşi, Rodos’ta kaldığı otelin Rum garsonu ile kaçtı.108 Yine Kral Abdullah, Türkiye Cumhuriyeti elçisi Celal Karasapan’a babasının bütün aileyi başına toplayıp yaşadığı pişmanlığı şu sözlerle ifade ettiğini aktarmıştır. “Bu bizim başımıza gelenler ve gelecekler ekmek kapımız (velinimetimiz), koruyucumuz ve asırlar boyu efendimiz olan Osmanlı Devleti’ne karşı işlediğimiz günahların, giriştiğimiz isyanların, ilahi bir cezasıdır.”109 Birinci Dünya Savaşı döneminde İngilizlerin Orta Doğu politikası ve planlarına bir kısım Arapların desteği, Osmanlı Devleti’nin yenilgisi neticesinde Arap coğrafyası Osmanlı Devleti’nden ayrılmıştır. Bu gelişmenin siyasi sonuçlarının genelde Arap toplumu özelde ise Şerif Hüseyin ailesi için ürettiği gelecek 20 Mayıs 1985 tarihli The Guardian gazetesinde yayınlanan bir haberde tasvir edilmiştir. Lawrence’in mezarı üzerinde, “ihanete uğramış milyonlarca Arap adına” başlığını ve SM simgesini taşıyan bir yazı Arapların günümüzdeki ruh halini yansıtmaktadır. “Biz Araplar için büyük düşleriniz vardı ve biz de sizin ve yönetiminizin yardımlarıyla yalnız Osmanlıdan özgürlük kazanmakla kalmayıp aynı zamanda 500 yıllık işgalden sonra bir ulus olarak kendi hüviyet ve gururumuzu yeniden sağlayacağımızı umut etmiştik. Heyhat, Aurens [Lawrence], ölümünüzden 50 yıl sonra, bugün Arap dünyası, savaşlarla, komplolarla ve bölünmelerle kaynıyor ve geleceğimiz karanlık görünüyor. ”110 Sonuç Şerif Hüseyin, şeriflik ünvanı sebebiyle kazanarak elde etmediği halde Bab-ı Ali tarafından paşa yapılmış ve kendisine emirlik verilmiştir. Kaynaklarda zayıf, iki yüzlü, hırsından gözü dönmüş bir kişi olarak tanımlanmaktadır. Paşalık makamı insanların belirli bir eğitim ve çaba sonrası geldiği bir makamken Şerif, içinde doğduğu soy sebebiyle kendisine bunu ihsan eden Osmanlı Devleti’ne krallık ve halifelik hedefleriyle isyan etmiş, ancak isyan sonucunda İngilizler emperyal hedeflerine ulaşırken, Şerif Hüseyin Kıbrıs’ta sığınmacı durumuna düşmüştür. İsyanın gelişim süreci ve isyanın sonuçları incelendiğinde, isyanı Arap coğrafyasının tümüne hasretmenin ve yaşanan gelişmeleri “Arap İsyanı” olarak isimlendirmenin doğru olmadığı anlaşılmaktadır. Geniş bir coğrafyada yaşayan Arapların tümünün isyana katılmadığı tespit edilmiştir. Hatta Hicaz bölgesindeki Araplardan bir kısmının da Osmanlı Devleti’ne sadık kaldıkları, bölgede görev yapan Türk subayların hatıratlarında görülmektedir. İngiltere’nin kişisel ekonomik-siyasi çıkarlar, etnik ve dini anlaşmazlıkları kullanarak sömürge bölgelerinde devletleri ve toplumları parçalama yoluyla sömürgeciliği sürdürme siyasetini sürdürdüğü bilinmektedir. İngiltere’nin bu politikasından Arap toplumları da etkilenmiştir. İngiltere ve Fransa’nın siyasi vaatleri, doğrudan altın dağıtması, kişisel iktidar hırslarını kendi 108 Erkin, a.g.e., c.1, s. 126. 109 Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa. Remzi Kitabevi, İstanbul, 2003. C. III, s. 292. 182 110 Sonyel, a.g.m., s. 232. ARAP İSYANI MI ŞERİF HÜSEYİN İSYANI MI? menfaatleri doğrultusunda yönlendirmesi sonucunda İngiltere ve Fransa’nın hizmetine giren Arap aşiretleri olduğu görülmektedir. Sınırlı kalan ve Arapların tamamına yayılmayan bu durumun Osmanlı Devleti’nin güçten düştüğü döneme tekabül etmiştir. Osmanlı Devleti’nin siyasi ve ekonomik sıkıntılar, devlet adamlarında zihniyet değişimi, devletin önceliklerinin değişmesi nedeniyle tedbir alamaması/almaması İngiliz politikalarının başarıya ulaşmasına neden olmuştur. Hicaz bölgesinde Şerif Hüseyin’in başlattığı isyan sonucundan İngilizler ve Suud ailesi kazançlı çıkarken siyasi olarak Osmanlı Devleti, millet olarak ise Türkler ve Araplar siyasi, ekonomik ve sosyal kayıplar yaşamışlardır. İsyanın isimlendirilmesi ve yaşanan süreçlerin gelecek kuşaklara aktarılmasında kullanılan terminoloji ise 100 yıl önce kaybedenlerin ve kazananların kayıp ve kazanımlarını sürdürmesine katkı sunacak yaklaşımlara sahip olmamalıdır. Kaynakça Arşiv Kaynakları T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi (BOA); Bâb-ı Âsafî Divan-ı Hümayun Name-i Hümayun Kalemi (A.} DVN.NMH.), 5–14, H-10-11-1260; Divan-ı Hümâyûn Sicilleri Nâme-i Hümâyûn Defterleri (A. {DVNSNMH.d...), 12–78, H-29-12-1264; Sadâret Hususî Maruzât Evrakı (Y.A.HUS.), 231-5, 1307; Bâb-ı Âlî Evrak Odası (BEO), 755603, 1310; BEO, 99-7419, 1310; İ.HUS. (İrade Hususi), 3-124. T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi (BCA), Hariciye Vekâleti, 030-10, 23.04.1933. T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi (BCA), Türk Diplomatik Arşivi 8283-55920–1, 533, 1950-07-01; 7456- 40948 – 1, 1943-09-02. TBMM Gizli Celse, 04.02.1925, İ. 47, C. II. Telif Eserler, Makaleler ve İnternet Kaynakları ---------------, Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, Genel Kurmay Basımevi, Ankara, 1978. Aksun, Ziya Nur, Osmanlı Tarihi, C. III, Ötüken Neşriyat, İstanbul, tarih yok, Allawi, Ali A., Irak Kralı I. Faysal, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2016. Atay, Falih Rıfkı, Ateş ve Güneş, Pozitif Yayınları, İstanbul, 2012. Atay, Falih Rıfkı, Zeytindağı, Pozitif Yayınları, İstanbul, 2004. Avcıoğlu, Doğan, 31 Mart’ta Yabancı Parmağı, Cumhuriyet gazetesi armağanı, yer yok, 1998. Aydemir, Şevket Süreyya, Makedonya’dan Ortaasya’ya Enver Paşa, C. III, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2003. Aydınel, Sıtkı, “Birinci Dünya Savaşı’nda Arap İsyanı”, Bütün Dünya, İstanbul, Kasım 2016. Bahadıroğlu, Yavuz, “Şerif Hüseyin’in Akıbeti”, http://www.haksozhaber.net/serif-huseyininakibeti16631yy.htm. Bardakçı, İlhan, Vahdettin’den Mustafa Kemal’e, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul, 2007. 183 İSLÂM MEDENİYETİ DERGİSİ / JOURNAL OF ISLAMIC CIVILIZATION CİLT / VOLUME: 11 • SAYI / ISSUE: 53 • YIL / YEAR: 2025 Bardakçı, Murat, “Yakında Yıkılacak olan Mekke’deki Türk Kışlası Kurtarıcısını Bekliyor”, Haber Türk gazetesi, 15 Mart 2010. Bayur, Yusuf Hikmet, Türk İnkılap Tarihi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1991. Beyoğlu, Süleyman, Medine Müdafaası ve Fahreddin Paşa, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2019. Bostancı, Mustafa, “Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin Hicaz’da Hâkimiyet Mücadelesi”, Akademik Bakış, C. VII, S. 14, ss. 120-132. Bozgeyik, Burhan, 7 Cephe, Cihan Yayınları, İstanbul, 2010. Boztemur, Recep, “Arap İsyanı, 1916-1918 / The Arab Revolt, 1916-1918”, Mülkiye Dergisi, 35/272 (Ocak2013). Boztemur. Recep, “73 Yıl Sonra Aynı Günlerde Yine Aynı İhanet İtirafları”, Hürriyet, 30Mayıs 2004. Çabuk, Mustafa, Sahipsiz Sandılar Yabancıların Gözünden Anadolu Direnişi, Timaş Yayınları, İstanbul, 2009. Çavuş, Remzi, Hain Kim, Yitik Hazine Yayınları, İzmir, 2015. Çolak, İsmail, Bitmeyen Hesaplaşma, Nesil Yayınları, İstanbul, 2014. Ekinci, Ekrem Buğra, Osmanlı’nın Çöküşü, Timaş Yayınları, İstanbul, 2014. Elönü, Hüseyin Serkan, Haim Nahum, Küresel Kitap, İstanbul, 2016. Erkin, Feridun Cemal, Dışişlerinde 34 Yıl, C. I, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1980. Findley, Carter V., Modern Türkiye Tarihi İslam, Milliyetçilik, Modernlik, Timaş Yayınları, İstanbul, 2016. Fraser, T. G.-A. Mango-R. Mcnamara, Modern Ortadoğu’nun Kuruluşu, Remzi Kitapevi, İstanbul, 2011. Gümüş, İsmail, Şerif Hüseyin İsyanı, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi), İstanbul, 2013. Günay, Selahattin, Bizi Kimlere Bırakıp Gidiyorsun Türk, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2011. Güngör, Erol, İslam’ın Bugünkü Meseleleri, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1981. Hazem, Said Mohammed Montasır, “İsyanın Şiiri”, Derin Tarih, Ocak 2017, S. 58. Hülagü, Metin, “İngilizlerin Hicaz İsyanına Maddi Yardımları”, Belleten, Ağustos 1995, C. LVII, s. 225. Hülagü, Metin,“Sultan II. Abdulhamid Dönemi ve Demiryolu Politikası”, Devr-i Hamid, Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri, 2011. İbn Mâce, Et’ime. Jabar, Faleh A.- Dawod Hosham, Aşiretler ve İktidar Ortadoğu’da Etnisite ve Milliyetçilik, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2013. Kabacalı, Alpay, Arap Çöllerinde Türkler, Cem Yayınları, İstanbul, 2003. Kandemir, Feridun, Fahreddin Paşa’nın Medine Müdafaası, Yağmur Yayınları, İstanbul, 2012. Karabekir, Kazım, Paşaların Kavgası, Emre Yayınları, İstanbul, 2005. Kayalı, Hasan, Jön Türkler ve Araplar, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1998. Kıcıman, Naci Kâşif, Medine Müdafaası Yahut Hicaz Bizden Neden Ayrıldı?, Sebil Yayınları, İstanbul, 1994. 184 ARAP İSYANI MI ŞERİF HÜSEYİN İSYANI MI? Kılıç, Rüya, Osmanlı’da Seyyidler ve Şerifler, Kitap Yayınları, İstanbul, 2016. Koloğlu, Orhan, Gazi’nin Çağında İslam Dünyası, Boyut Kitapları, İstanbul, 1994. Köse, İsmail, Büyük Oyunun Küçük Aktörü Şerif Hüseyin, Kronik Yayınları, İstanbul, 2018. Köse, İsmail, İngiliz Arşiv Belgelerinde Arap İsyanı, Kronik Kitap, İstanbul, 2018. Köse, İsmail, İngiliz Arşiv Belgelerinde Hicaz İsyanı, Selis Kitaplar, İstanbul, 2014. Köstüklü, Nuri, “Tarih Öğretiminde Kavramların Yeri ve Önem: Problemler ve Öneriler”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. XXX, S. 100, 2019, s. 309-324. Kral Abdullah, Biz Osmanlı’ya Neden İsyan Ettik, Klasik Yayınları, İstanbul, 2009. Kurşun, Zekeriya, “Arap İsyanı Değil Şerif Hüseyin İsyanı”, Derin Tarih, Ocak 2017, s. 58. Kurşun, Zekeriya, “Osmanlı Devleti İdaresinde Hicaz (1517-1919)”, Osmanlı Ansiklopedisi, Semih Ofset, Ankara, 1999. Kutay, Cemal, Lavrens’e Karşı Kuşçubaşı, Tarih Yayınları, İstanbul, Tarih Yok. Kutay, Cemal, Türkiye İstiklal ve Hürriyet Mücadeleleri Tarihi, Alioğlu Yayınları, tarih ve ye yok. Küçükaşcı, Mustafa Sabri, “Seyyid”, DİA, C. XXXVII, İstanbul, 2009. Mahmut Nedim Bey, Arabistan’da Bir Ömür, Derleyen: Ali Birinci, İsis Yayınları, İstanbul, 2001. McNeill, William H., Dünya Tarihi, İmge Kitapevi, Ankara, 2007. Murphy, David, Arap İsyanı 1916-18, Çev. Okan Doğan, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2022. Osmanoğlu, Şadiye, Babam Abdülhamid, Timaş Yayınları, İstanbul, 2016. Öke, Mim Kemal ve diğerleri, Kutsal Topraklarda Casuslar Savaşı, İrfan Yayınları, İstanbul, 1995. Özcan, Azmi, “Şerif Hüseyin”, DİA, C. XXXVIII, İstanbul, 2010. Özdemir, Samet, Büyük Harpte Suriye, Filistin, Hicaz ve Sina Cepheleri Telgraflarda Harp, Doğu Kütüphanesi, İstanbul, 2020. Pomiankowiski, Josef, Osmanlı İmparatorluğunun Çöküşü, Çev. Kemal Turan, Kayıhan Yayınları, İstanbul, 1990. Reşid Rıza, İttihad-ı Osmani’den Arap İsyanına, Çev. Özgür Kavak, Klasik Yayınları, İstanbul, 2007. Schneer, Jonathan, Balfour Deklarasyonu Arap-İsrail Çatışmasının Kökenleri, Kırmızı Kedi Yayınları, İstanbul, 2011. Serez, Naci, T. E. Lawrence ve Arap İsyanı, Arkın Kitabevi, İstanbul, 1965. Sonyel, Salâhi R., Lawrence, “Albay T.E. Lawrence, Haşimi Araplarını Osmanlı İmparatorluğu’na Karşı Ayaklanmaları İçin Nasıl Aldattı İngiliz Gizli Belgelerine Göre”, Belleten, C. LI, S. 199, Nisan 1987. Soy, H. Bayram, “Arap Milliyetçiliği: Ortaya Çıkışından 1918’e kadar”, Bilig, S. 30, Yaz/2004. Stoddard, Philip H., Teşkilat-ı Mahsusa, Arma Yayınları, İstanbul, 2003. Şahin, İsmail, Şahin Cemile, Yüce Samet, “Birinci Dünya Savaşı Sonrası İngiltere’nin Irak’ta Devlet Kurma Çabaları”, Akademik Bakış, C. VIII, S. 15, kış 2014. Uluğbay, Hikmet, “Birinci Dünya Savaşı ve Petrol Kaynaklarının Paylaşım Kavgası”, http://www. ulugbay.com/blog_hikmet/?p=571 (erişim tarihi, 29.10.2025). Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, “Elfevaidü’l-Muadde li Nizam-i Hükûmet-i Bender-i Cidde”, Belleten, c. 26, sy. 101, Ocak 1962. 185 İSLÂM MEDENİYETİ DERGİSİ / JOURNAL OF ISLAMIC CIVILIZATION CİLT / VOLUME: 11 • SAYI / ISSUE: 53 • YIL / YEAR: 2025 Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Mekke-i Mükerreme Emirleri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2021. Yalman, Ahmet Emin, Yakın Tarihte Gördüklerim Geçirdiklerim, Rey Yayınları, İstanbul, 1997. Yücel, Yaşar, Sevim Ali, Osmanlı Klâsik Döneminin Üç Hükümdarı Fatih-Yavuz-Kanuni, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1991. 186 CİLT/VOLUME:11 SAYI/ISSUE:53 YIL/YEAR 2025 1967 İSLAM MEDENİYETİ VAKFI M�mar S�nan Mahalles�, M�mar S�nan mah. Selam-� Al� Efend� Caddes� Ara Kafe Yan� No:17, 34672 Üsküdar/Istanbul Tel.: (0216) 343 97 31 �mderg�s�@gma�l.com