Books by Suat Kutay Küçükler
Bu kitap, Carl Schmitt'in demokrasi ve diktatörlük üzerine düşüncelerini politik felsefenin sorgu... more Bu kitap, Carl Schmitt'in demokrasi ve diktatörlük üzerine düşüncelerini politik felsefenin sorgu sahasında ele almayı amaçlayarak Schmitt'i kendi döneminin polemikleri arasında konumlandırmaktadır. Bu amaçla Weimar dönemi hukukçuları üzerinde önemli etkisi olan Carl Friedrich Wilhelm von Gerber ve Paul Laband'ın anayasa düşünceleri ekseninde Alman İmparatorluğu'nun hukuk mirası incelenmiştir. Weimar Cumhuriyeti'nin krizlerle şekillenen politik atmosferi, politik felsefe açısından verimli tartışmaların ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu tartışmaların izi; dönemin hukukçularından Gerhard Anschütz, Richard Thoma, Georg Jellinek, Hans Kelsen ve Hermann Heller'ın demokrasi ve diktatörlük tartışmasına kaynaklık eden düşünceleri üzerinden sürülmüştür. Schmitt, çoğunluğu 1920'li yıllara denk gelen anayasa hukuku çalışmaları ile Weimar dönemi hukuk tartışmaları arasında belirleyici bir yerde durmaktadır. Schmitt ile anayasanın koruyuculuğu ve parlamentarizm hakkında polemiğe giren düşünürler, kitabın ayrı bir bölümünün konusunu oluşturmaktadır. Politik felsefenin güncel bir uğrağı olmayı sürdüren Schmitt'in demokrasi ve diktatörlük üzerine düşünceleri, çağdaş dünyanın karşı karşıya kaldığı demokrasi sorunlarının derinleştirilmesinde verimli bir kaynaktır. Bu kitabın amaçları arasında, kendi tarihsel bağlamı içerisinde Schmitt'in devlet düşüncesinin spesifik bir incelemesini yapmanın yanında, kendisini diktatörlüğün karşısında konumlandıran liberal demokrasi anlayışını tartışmaya açmak da bulunmaktadır.
Journal Articles by Suat Kutay Küçükler
Arete Politik Felsefe Dergisi, 2025
Bu makalede, Carl Schmitt’in kararcılık düşüncesi ışığında anayasanın politik niteliği ele alınma... more Bu makalede, Carl Schmitt’in kararcılık düşüncesi ışığında anayasanın politik niteliği ele alınmaktadır. Schmitt, anayasayı normatif bir zemin veya diğer yasalardan daha zor değiştirilen bir temel yasa olarak değil, politik birliğin kendi varoluşuna dair aldığı kurucu politik kararın ifadesi olarak kavramaktadır. Bu kavrayışın Türkçeye doğru bir şekilde yansıtılabilmesi amacıyla makalede Almancadaki Verfassung, Konstitution ve Grundgesetz terimleri karşılaştırmalı olarak incelenmekte ve Türkçedeki “anayasa” teriminin “temel kuruluş” anlamını içermemesinden doğan kavramsal sorunlar, Türkçedeki Schmitt çevirilerinden örneklendirilerek tartışmaya açılmaktadır. Schmitt’in anayasa düşüncesi, hukuku kapalı bir normlar sistemi olarak gören normativist düşünceden ve liberal burjuvazinin “hukuk devleti” (Rechtsstaat) projesinden radikal biçimde ayrılmaktadır. Schmitt’e göre anayasanın asli anlamı, olağanüstü hal üzerinden anlaşılabilir. Çünkü olağanüstü halde normatif düzen askıya alınsa dahi devletin varlığı sürmektedir. Bu durum, hukukun kaynağında yer alan politik kararın belirleyiciliğini ve anayasanın varoluşsal temelini açığa çıkarmaktadır. Mevcut makalede, egemenin olağanüstü hale karar verme yetkisinin, kurucu iradenin politik tezahürü olduğu ve bu kararın, normatif düzeni öncelediği vurgulanmaktadır. Böylelikle normativizmin politik olandan yalıtılmış hukuk anlayışına karşı Schmitt’in kararcılığında, hukukun, politik birliğin varoluşsal kararına dayandığı gösterilmektedir.
Conference Presentations by Suat Kutay Küçükler
Fotoğraf Kongresi 2022 Bildiri Kitabı, 2023
Fotoğraf sanatına ilişkin belirleyici sorulardan birisi, fotoğrafta yaratım etkinliğinin nerede d... more Fotoğraf sanatına ilişkin belirleyici sorulardan birisi, fotoğrafta yaratım etkinliğinin nerede durduğuyla ilgilidir. Soruyu, “Fotoğrafçıyı bir tekniker değil, sanatçı kılan nedir?” şeklinde sormak da mümkündür. Sanatın amacını 19. yüzyıla dek belirleyen “mimesis”, gerçeğin kopyasını sunduğu düşünülen fotoğrafın icadı ile tahtından indirilmiştir. Bu durum, görsel sanatlara yeni bir yön tayin ederken bir sanat olarak fotoğrafın tözünü de sorunsal hâline getirmiştir. Fotoğraf, “mimesis” anlayışını teknik egemenliği altına almış fakat fotoğrafçının gerçeklik karşısındaki konumunu da edilgin bir yere taşımıştır. Nitekim fotoğrafın “gerçeğin kopyası” addedilmesiyle fotoğrafçının teknik ayarlamalar yapan bir kişi konumunda görülmesi kaçınılmazdır. Bir sanat olarak fotoğrafın kaderini belirleyecek sorun, burada başlamaktadır. Fotoğraf, sahip olduğu teknik imkânlarla mimesis amacını gerçekleştirmeye yaklaşırken kendisini nasıl bir sanat olarak ortaya koyabilecektir? Baudelaire ve Benjamin üzerinden okunabilecek fotoğrafın sanatsallığı tartışmaları, fotoğrafın sanatla ilişkisi hakkında farklı bakış açıları getirmektedir. Camera obscura’dan yapay zekâ ile desteklenen fotoğraf makinelerine uzanan teknolojik dönüşüm sürecinde fotoğraf, gerçeğin taklidine daha da yakınlaştırılırken fotoğrafçının fotoğraf üzerindeki müdahalesi tartışma konusu halini almıştır. Fotoğrafın, sanat tarihindeki tartışmalı konumunu aydınlatmak için bir sanat olarak tözünün tartışılmasını gerektirmektedir. Töz, “bir şeyi o şey yapan şey” olarak tanımlanabilmektedir. Fotoğraf sanatını, fotoğraf sanatı yapan şey nedir? Fotoğraf sanatının tözü, mimesis üzerinden belirlenmeye çalışıldığında fotoğrafı bir sanat olarak ortaya koymanın güçleştiği görülecektir. Mevcut kongre bildirisi, fotoğraf sanatçısının nasıl bir yaratım gerçekleştirdiğini ve böylece fotoğraf sanatının tözünün ne olduğunu araştırırken mimesis yaklaşımını terk edip Immanuel Kant’ın “Kopernik devrimi” üzerinden bir yaklaşım geliştirmeyi teklif etmektedir. Felsefe tarihinin kilometre taşlarından birisi olarak kabul edilen Kant’ın “Kopernik devrimi”, bilen öznenin epistemolojinin merkezine taşınmasıyla ilgilidir. Nasıl ki Kopernik, astronomide Dünya merkezli evren modelini terk edip Güneş merkezli evren modelini inşa etmişse Kant da epistemolojinin odak noktasına nesne yerine özneyi koymuştur. Kant öncesi epistemolojide özne, nesnenin bilgisini keşfeden ve bu bağlamda nesneye tabi olan bir yerde konumlandırılmıştır. Halbuki Kant, özneyi bir “yasa koyucu” olarak belirlemiş ve nesne, öznenin bilme edimine tabi kılınmıştır. Özneyi, nesneye tabi kılan Kant öncesi filozofların sanat felsefelerinin “mimesis” kavramından hareket etmesi de tesadüf değildir. Kant’ın Kopernik devrimi, fotoğraf sanatının tözünü aydınlatan bir analoji olarak kullanıldığında, fotoğraf sanatçısının gerçeği kopyalayıp ona tabi olmadığını görmek olanaklı hale gelecektir. Fotoğraf sanatçısı, klişe tabirle “anı yakalamamaktadır”; gördüğü ve göstermek istediği “anı yakalamaktadır”. Fotoğraf nesnesi, Kant’ın epistemolojisindeki nesne gibi “kendinde şey” olarak bilinemeyecektir; onu kendi sanat edimine tabi tutan fotoğrafçının “perspektifinden” görmek mümkün hale gelecektir. Demek ki bir sanat olarak fotoğrafın tözü, fotoğraf sanatçısının gerçekliği kendi perspektifine tabi kılması üzerinden belirlenebilecektir.
Dystopia is imagined fiction aspects of the future that contains criticism of the prevailing soci... more Dystopia is imagined fiction aspects of the future that contains criticism of the prevailing social norms and political systems of the present time. The dystopias, which imagined as a harmful transformation of the aspects, which involves society such as social, economics and politics become important in the process of industrialization of extending to World War II. In this period, new production, which brings the industrialization and the concepts such as «alienation», and "reification" that caused to radical changes in society as well as crises of Enlightenment project increased the interest in dystopian literature. The collective memory that based on discourse with historical consciousness is an intergenerational bridge that provides not only social identity but also its continuity. In the historical process history and discourse have continually transformed each other and thus formed collective memory. This indicates that history should be regarded as the hypothesis. As a matter of fact, when we consider that the present time can be seen as a past time and from the present time we can look back to the past time shows us that it is wrong to evaluate the history as "the reality that expected to be discovered". Just as the meaning of past time stated in one of the Russian proverbs as "envisaged", the structure of history is inconsistent and unpredictable; such as history has envisaged influence in the present time. Thus, the annihilation, storage, and manipulation of historical data provide the transformation of collective memory and collective identity as well as a reproduction of the discourse that is associated with many dystopian fictions. There are two questions that constitute the basis for the control of collective memory in dystopias: what is the possibility of intervention in collective memory and what does the control of the collective memory in the dystopias give us beyond a literature review? In this study, which was prepared to be presented at the student congress on the issue of ''Collective Memory'' at the Faculty of Literature in Istanbul University, will be discussed two questions that mentioned above. Also, this paper will argue the influence of historical consciousness and discourse and the role of authority within this scope in a collective memory that was analyzed from novels that refers to different dystopian fictions, especially the novel of George Orwell ''1984'', and the correlation of the ''collective control'' of imagination life on the ''commitment utopian mechanisms that caused to totalitarian regime'' also will take its place in the paper.
Distopya, şimdiki zamanın hâkim sosyal norm ve politik sistemlerinin eleştirisini içerisinde barı... more Distopya, şimdiki zamanın hâkim sosyal norm ve politik sistemlerinin eleştirisini içerisinde barındıran, uyarı niteliğindeki bir gelecek kurgusudur. Toplumu şekillendiren siyasi, ekonomik ve sosyal unsurların toplumsal hayata zarar verecek şekilde dönüştürülmesi üzerine kurgulanan distopyalar, 2. Dünya Savaşına uzanan sanayileşme süreci ile önem kazanmıştır. Bu dönemde, sanayileşmenin getirdiği yeni üretim ilişkileri ile toplumsal hayatta köklü değişikliklerin yaşanması ve “yabancılaşma”, “şeyleşme” gibi kavramların yanında Aydınlanma projesinin yarattığı krizler , distopya edebiyatına olan ilgiyi artırmıştır. Temelini tarih bilinci ile söylemden alan toplumsal bellek ise toplumsal kimliğin çerçevesini belirlediği gibi sürekliliğini de sağlayan kuşaklararası bir köprüdür. Tarih ile söylem, birbirlerini tarihsel süreçte sürekli olarak dönüştürmüş ve böylece toplumsal belleği de şekillendirmiştir. Bu durum, tarihin bir “varsayım” olarak kabul edilmesi gerektiğini gösterir. Nitekim şimdiki zamanın, geçmişe bakış ile görülebileceği, geçmişe de hep şimdiki zamandan bakıldığı düşünüldüğünde, tarihi “keşfedilmeyi bekleyen hakikat” olarak değerlendirmenin yanlışlığı ortaya çıkar. Geçmişin, bir Rus atasözünde ifade bulduğu üzere “öngörülemez” oluşu, tarihin değişken yahut değiştirilebilir nitelikteki yapısının güzel bir ifadesidir; öyle ki geçmiş, şimdiki zaman üzerinde öngörülemez etkilere sahiptir. Böylece pek çok distopya kurgusunda kendisine yer bulan söylemin yeniden üretilmesinin yanında tarihsel verilerin imhası, saklanması yahut manipüle edilmesi toplumsal belleğin ve akabinde toplumsal kimliğin dönüşümünü sağlar. Distopyalarda toplumsal belleğin kontrolü meselesine temel oluşturan iki soru bulunmaktadır: Toplumsal belleğe müdahalenin imkânı nedir ve distopyalardaki toplumsal belleğin kontrolü bize bir edebiyat incelemesinin ötesinde neyi verir? İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğrenci Temsilciliğince düzenlenen “Toplumsal Bellek” temalı öğrenci kongresinde sunulmak üzere hazırlanmış olan bu çalışma, bu iki temel sorunun akabinde George Orwell’ın 1984 romanı başta olmak üzere çeşitli distopya kurgularına atıfta bulunarak toplumsal belleğin oluşumunda tarih bilinci ile söylemin etkisini ve iktidarın bu konudaki rolünü inceleyecek, kurgu dünyasındaki söz konusu “bellek kontrolü” uygulamalarının gerçek dünyadaki “ütopik vaatlerle gelen totaliter rejimlerde” yaşanan karşılıklarına değinecektir.
Küçükler, Suat Kutay. "Distopyalarda Toplumsal Belleğin Kontrolü". İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğrenci Temsilciliği Öğrenci Kongresinde Sunulan Bildiri, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, İstanbul, Nisan 24-25, 2018.
Küçükler, Suat Kutay. "Distopyalarda Toplumsal Belleğin Kontrolü". İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğrenci Temsilciliği Öğrenci Kongresinde Sunulan Bildiri, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, İstanbul, Nisan 24-25, 2018.
Magazine and Newspaper Articles by Suat Kutay Küçükler
Cumhuriyet Kitap, 2025
Büyükelçi Prof. Dr. Ali Engin Oba, Doğu Batı Yayınları tarafından yayımlanan 21. Yüzyılda Savaş v... more Büyükelçi Prof. Dr. Ali Engin Oba, Doğu Batı Yayınları tarafından yayımlanan 21. Yüzyılda Savaş ve Barış: Politik Felsefe Açısından Bir Yaklaşım adlı kitabında, savaşa ilişkin kuramsal yaklaşımları çağımızın sorunlarıyla birlikte düşünerek barış düşüncesinin anlaşılmasına önemli bir katkı sunuyor. Diplomatik deneyim ile felsefi sorgulamanın buluştuğu çalışma, çağımızın politik gerilimlerine felsefi bir gözle bakmak isteyen okuyucu için dikkate değer bir başvuru kaynağı olma niteliği taşıyor.
Küçükler, Suat Kutay. "Ali Engin Oba'dan 'Politik Felsefe Açısından Bir Yaklaşım: 21. Yüzyılda Savaş ve Barış'". Cumhuriyet Kitap, sayı 1851, Ağustos 7, 2025.
Küçükler, Suat Kutay. "Ali Engin Oba'dan 'Politik Felsefe Açısından Bir Yaklaşım: 21. Yüzyılda Savaş ve Barış'". Cumhuriyet Kitap, sayı 1851, Ağustos 7, 2025.
Noktasız Dergi, 2021
Felsefe, diğer disiplinlerden farklı olarak sınırları yalnızca nesnesi için değil, ondan daha kök... more Felsefe, diğer disiplinlerden farklı olarak sınırları yalnızca nesnesi için değil, ondan daha kökensel bir sorgulama olmadığı için kendisi için de çizer. Dolayısıyla felsefe tarihine genel bir bakış, felsefenin ne olduğu sorusunu çetrefilli hale getirirken felsefenin sınırlarını da muğlak gösterir. Ancak felsefenin bir sınır çekme etkinliği olduğunun bilinmesi, bu muğlak gözüken sınırların dönüşümünü anlamlı kılacaktır.
Küçükler, Suat Kutay. "Bir Sınır Çekme Etkinliği Olarak Felsefe". Noktasız Dergi. 5 (2021): 34-39.
Küçükler, Suat Kutay. "Bir Sınır Çekme Etkinliği Olarak Felsefe". Noktasız Dergi. 5 (2021): 34-39.
Noktasız Dergi, 2020
Demokrasinin alışılagelen ve hatta belki de klişe tanımı “halkın egemenliği” şeklindedir. Buna gö... more Demokrasinin alışılagelen ve hatta belki de klişe tanımı “halkın egemenliği” şeklindedir. Buna göre demokrasilerde halkın kendi kendisini yönettiği söylenir. Gelgelelim kavramların da tarihi vardır ve tarihselliğinden yalıtılan kavramların mutlaklaştırılması ve böylece kavramlara ilişkin meselelerde totaliter tarzda yaklaşımların peyda olması kaçınılmazdır. O halde demokrasinin “kendinden menkul” olmadığını bilmek, onun tarihselliğini kavramakla mümkündür. Bu kavrayış, yönsüzleşmiş bir demokrasinin doğurduğu sorunları bertaraf etmenin sağlam bir yoludur. Demokrasinin nasıl olup da yönsüzleşebileceği, yani halkın egemenliğinin halka karşı yönelebileceği de yine bu yolla anlaşılabilir.
Küçükler, Suat Kutay. "Yönsüzleşmiş Bir Demokrasi Kavrayışına Eleştiriler". Noktasız Dergi. 1 (2020): 22-31.
Küçükler, Suat Kutay. "Yönsüzleşmiş Bir Demokrasi Kavrayışına Eleştiriler". Noktasız Dergi. 1 (2020): 22-31.
Matkap Dergisi, 2020
Romanlarının yanında kurmaca üzerine incelemeleri ile de dünya çapında üne sahip olan Alberto Man... more Romanlarının yanında kurmaca üzerine incelemeleri ile de dünya çapında üne sahip olan Alberto Manguel’in “Efsanevi Yaratıklar”ı, Lâle Akalın’ın çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı. “Efsanevi Yaratıklar”; romanların, masalların hatta kutsal anlatıların karakterlerinin bir incelemesini sunuyor. Manguel, bu kez kelimelerinin yanında çizimlerini de okurlarıyla buluşturmuş. Yazarın tumturaklı olmaktan uzak anlatımıyla bu inceleme; Superman’den Émile’e, Faust’tan Karagöz ile Hacivat’a uzanan pek çok karaktere yeni bir perspektiften bakmamızı sağlıyor. Bu yeni perspektif, salt bir edebiyat incelemesi olmanın ötesinde kurmacanın gerçeklik ile ilişkisine eleştirel bir yaklaşımı da içeriyor.
Küçükler, Suat Kutay. "Kurgu ile Gerçekliğin Silik Sınırında: 'Efsanevi Yaratıklar'". Matkap Dergisi. 1 (2020): 14-15.
Küçükler, Suat Kutay. "Kurgu ile Gerçekliğin Silik Sınırında: 'Efsanevi Yaratıklar'". Matkap Dergisi. 1 (2020): 14-15.
Matkap Dergisi, 2020
Hamamböceği metaforu ile özdeşleşen Kafka’ya bir selam verip İngiliz hiciv geleneğinin usta ismi ... more Hamamböceği metaforu ile özdeşleşen Kafka’ya bir selam verip İngiliz hiciv geleneğinin usta ismi Jonathan Swift’in yolundan devam eden “Hamamböceği” romanı, İngiliz parlamentosundaki “Tersinciler” ve “Düzgiderciler” arasındaki çekişmeyi, politikanın geldiği konumda âdeta “normal” sayılabilecek hamamböceğinin iktidarında yaşadıklarıyla anlatıyor.
Küçükler, Suat Kutay. "Bir Brexit Hicvi: 'Hamamböceği'". Matkap Dergisi. 2 (2020): 16-17.
Küçükler, Suat Kutay. "Bir Brexit Hicvi: 'Hamamböceği'". Matkap Dergisi. 2 (2020): 16-17.
Ennoia Dergisi, 2019
Parlamenter demokrasinin ortaya çıktığı 17. ve 18. yüzyıllardan liberal demokrasinin güçlendiği 2... more Parlamenter demokrasinin ortaya çıktığı 17. ve 18. yüzyıllardan liberal demokrasinin güçlendiği 20. yüzyıla gelindiğinde parlamentarizmin bir temsil sorunuyla karşı karşıya kaldığı görülmektedir. Bu sorunun temelinde yatan unsur, kamusal tartışmanın parlamento için ehemmiyetini yitirmesi ve parlamentonun rasyonel doğruyu bulmakla ilgisi kalmamış belirli çıkar gruplarının pazarlıklarını perdeleyen bir kuruma dönüşmesidir. Yani parlamento, politik kararın temelinde duran kuram olmaktan çıkmış, kulislerde alınan kararları formalite olarak onaylayan bir yer haline gelmiştir. Buradan hareketle, Alman düşünür Carl Schmitt, Parlamenter Demokrasinin Krizi başlıklı eserinde "parlamento kurumunun nihai özünü bulmak" amacıyla parlamentarizm ile demokrasi arasında bir ayrıma gider. Schmitt açısından demokrasinin tek imkanı parlamentarizm değildir. Chantal Mouffe'a gelindiğinde ise "çoğulculuk" fikrinin öne çıktığından bahsetmek mümkündür. Bu makalede, parlamenter demokrasinin içerisinde bulunduğu kriz durumu Carl Schmitt'in ve Chantal Mouffe'un parlamentarizme dönük fikirleri çerçevesinde sınırlandırılarak ele alınacak, her iki düşünürün de yaklaşımlarının analizi yapıldıktan sonra, parlamentarizmin geleceğine dönük soru işaretleri masaya yatırılacaktır.
Küçükler, Suat Kutay. "Schmitt ve Mouffe Arasında Parlamentarizmin Çıkmazları". Ennoia Dergisi. 1 (2019): 5-14.
Küçükler, Suat Kutay. "Schmitt ve Mouffe Arasında Parlamentarizmin Çıkmazları". Ennoia Dergisi. 1 (2019): 5-14.
Translations by Suat Kutay Küçükler
Antik Yunan felsefesinin otoriteleri arasında anılan A. E. Taylor’un bu çalışması, Batı felsefe t... more Antik Yunan felsefesinin otoriteleri arasında anılan A. E. Taylor’un bu çalışması, Batı felsefe tarihinin kilometre taşlarından Sokrates’in yaşamına ve felsefesine dair özlü bir anlatım sunuyor. Yazar, ardında hiçbir yazılı yapıt bırakmayan Sokrates’in felsefesini, başta Platon ve Ksenophon olmak üzere Sokrates’i konu edinmiş filozof ve yazarların yapıtlarından hareketle ortaya koyuyor. Titiz bir düşünce tarihçiliği ile Sokrates’i kendi döneminin koşulları altında ele alıyor ve Sokrates’in etkilendiği düşünce ve inançlara ışık tutuyor.
Kitapta Sokrates’in yaşamı iki ana döneme ayrılarak inceleniyor: Erken dönem yaşamı ve yargılanması. Erken dönem yaşamına ilişkin bölümde, Sokrates’e etki eden bilimsel ve düşünsel gelişmelere odaklanılırken yargılanmasının anlatıldığı bölümde dönemin Atina kent devletinin değişen politik düzeni karşısında Sokrates’in felsefi konumlanışını görmek olanaklı hale geliyor. Tarihsel kaynakların karşılaştırılmasıyla elde edilen özgeçmişin ardından Sokrates’in düşüncesi, ayrı bir bölümün konusunu oluşturuyor. Böylelikle Taylor, Sokrates’in düşüncesini, Yunan kent devletlerinin toplumsal ve politik olayları içerisinde değerlendirmeyi sağlıyor. “Ahlak felsefesinin kurucusu” sayılan Sokrates’in “bilmek” ve “eylemek” arasında kurduğu çetrefilli ilişki, Taylor’ın anlatımıyla açıklık kazanıyor.
Kitapta Sokrates’in yaşamı iki ana döneme ayrılarak inceleniyor: Erken dönem yaşamı ve yargılanması. Erken dönem yaşamına ilişkin bölümde, Sokrates’e etki eden bilimsel ve düşünsel gelişmelere odaklanılırken yargılanmasının anlatıldığı bölümde dönemin Atina kent devletinin değişen politik düzeni karşısında Sokrates’in felsefi konumlanışını görmek olanaklı hale geliyor. Tarihsel kaynakların karşılaştırılmasıyla elde edilen özgeçmişin ardından Sokrates’in düşüncesi, ayrı bir bölümün konusunu oluşturuyor. Böylelikle Taylor, Sokrates’in düşüncesini, Yunan kent devletlerinin toplumsal ve politik olayları içerisinde değerlendirmeyi sağlıyor. “Ahlak felsefesinin kurucusu” sayılan Sokrates’in “bilmek” ve “eylemek” arasında kurduğu çetrefilli ilişki, Taylor’ın anlatımıyla açıklık kazanıyor.
Noktasız Dergi, 2025
Bu yazısında Oran Raber, Türkiye gezisi sırasında yaptığı gözlemlerden hareketle Ermenilerin ve Y... more Bu yazısında Oran Raber, Türkiye gezisi sırasında yaptığı gözlemlerden hareketle Ermenilerin ve Yunanların Türkiye’deki durumunu ele almaktadır. Raber, bir oryantalist, gazeteci ya da tarihçi değildir. I. Dünya Savaşı yıllarında ABD Hava Kuvvetlerinde subay olarak görev almış, daha sonra ordudan ayrılarak 1922 İzmir Yangını’na da tanıklık etmesini sağlayacak dünya gezisine çıkmıştır. Esasen uzmanlığı botanik üzerinedir ve Wisconsin Üniversitesinde bu alanda öğretim üyesi olarak çalışmıştır. Kendisi hakkında yapılacak bir literatür taramasında, botanik üzerine yaptığı yayınların yanında Türkiye özelinde gözlem raporu mahiyetindeki çalışmaları dikkat çekmektedir. Bunlar arasında mevcut çeviriye kaynaklık eden yazıdan önce, 1923 yılında Current History dergisinde yayımladığı “New Light on the Destruction of Smyrna” başlıklı yazısı da bulunmaktadır.
Raber’in “New Light on the Destruction of Smyrna” başlığını taşıyan yazısının başında, yazar hakkında verilen kısa özgeçmiş bilgisi arasında onun “bir Amerikalı olarak tarafsızlığından” söz edilmektedir. Elbette politik olaylar söz konusu olduğunda “tarafsız bir gözlemci”nin varlığı son derece kuşkuludur. Fakat Batı kamuoyunun, özellikle Ermeni ve Yunan kaynaklarınca şekillendirildiği bir dönemde, Raber’in Türk tezlerini destekler nitelikteki gözlemlerinin dönemin önde gelen akademik dergilerinde kendisine yer bulması dikkate değerdir. Raber’in Türkiye’deki politik duruma ilişkin her iki yazısı da dönemin politik atmosferi altında akademik tutumun ne şekilde geliştiği ve propagandaya karşı ne şekilde tepki gösterildiğine ilişkin düşündürücü bir yerde durmaktadır.
Raber’in “New Light on the Destruction of Smyrna” başlığını taşıyan yazısının başında, yazar hakkında verilen kısa özgeçmiş bilgisi arasında onun “bir Amerikalı olarak tarafsızlığından” söz edilmektedir. Elbette politik olaylar söz konusu olduğunda “tarafsız bir gözlemci”nin varlığı son derece kuşkuludur. Fakat Batı kamuoyunun, özellikle Ermeni ve Yunan kaynaklarınca şekillendirildiği bir dönemde, Raber’in Türk tezlerini destekler nitelikteki gözlemlerinin dönemin önde gelen akademik dergilerinde kendisine yer bulması dikkate değerdir. Raber’in Türkiye’deki politik duruma ilişkin her iki yazısı da dönemin politik atmosferi altında akademik tutumun ne şekilde geliştiği ve propagandaya karşı ne şekilde tepki gösterildiğine ilişkin düşündürücü bir yerde durmaktadır.
Noktasız Dergi, 2023
Sankara’nın “Borca Karşı Birleşik Cephe” başlıklı konuşması, bir tahakküm aracı olarak borçlandır... more Sankara’nın “Borca Karşı Birleşik Cephe” başlıklı konuşması, bir tahakküm aracı olarak borçlandırmanın, Afrika’nın sömürgeleştirilmesindeki işlevine ışık tutmaktadır. Sankara, “borç verenler” ve “borca mecbur bırakılanlar” arasında ayrım yaparken ekonomik karşıtlıkların esasen politik karşıtlıklar olduğunu göstermektedir. Öte yandan Sankara, borcun ödenmesini reddederken bu meselenin ahlaki bir yan taşımadığını da öne sürmektedir. Sankara’nın bu konuşması, politik olanın ekonomik olana yahut ahlaki olana indirgenemeyeceği düşüncesinden yola çıkmaktadır. Öyle ki Sankara, bu konuşmasından üç yıl önce, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmasında da ülkesinin ve Afrika’nın sorunun “politik” bir sorun olduğunu vurgulamaktadır: “Kötülüğün kaynağı politikti ve dolayısıyla tek çare politik olmalı.”
Bu çeviriye, Viewpoint Magazine’de yayımlanan “A United Front Against Debt” başlıklı İngilizce çeviri kaynaklık etmiştir. (Sankara, Thomas. “A United Front Against Debt”. Viewpoint Magazine, Erişim 6 Kasım, 2023. https://viewpointmag. com/2018/02/01/united-front-debt-1987/). Ayrıca bazı çeviri tercihleri, Fransızca özgün metinden hareketle yapılmış ve İngilizce çeviriye alınmayan bazı kısımlar da özgün metinden çevrilerek Türkçe çeviriye dahil edilmiştir. (Bkz.: Sankara, Thomas. “Il faut annuler la dette – 29 juillet 1987, sommet de l’OUA Addis Abéba”. Erişim 6 Kasım, 2023. https:// www.thomassankara.net/il-faut-annuler-la-dette- 29-juillet-1987-sommet-de-loua-addis-abeba/)
Bu çeviriye, Viewpoint Magazine’de yayımlanan “A United Front Against Debt” başlıklı İngilizce çeviri kaynaklık etmiştir. (Sankara, Thomas. “A United Front Against Debt”. Viewpoint Magazine, Erişim 6 Kasım, 2023. https://viewpointmag. com/2018/02/01/united-front-debt-1987/). Ayrıca bazı çeviri tercihleri, Fransızca özgün metinden hareketle yapılmış ve İngilizce çeviriye alınmayan bazı kısımlar da özgün metinden çevrilerek Türkçe çeviriye dahil edilmiştir. (Bkz.: Sankara, Thomas. “Il faut annuler la dette – 29 juillet 1987, sommet de l’OUA Addis Abéba”. Erişim 6 Kasım, 2023. https:// www.thomassankara.net/il-faut-annuler-la-dette- 29-juillet-1987-sommet-de-loua-addis-abeba/)
Noktasız Dergi, 2020
Martin Heidegger’in felsefe tarihindeki yeri, onun “Dasein” kavramı ve “varlık” sorunu etrafında ... more Martin Heidegger’in felsefe tarihindeki yeri, onun “Dasein” kavramı ve “varlık” sorunu etrafında şekillenen felsefesinden ibaret değildir. Öyle ki Heidegger’in politik tutumu, onun felsefesini farklı bağlamlarda da sorunsallaştırmış ve (politik) felsefenin yeni tartışma sahalarına taşımıştır. Şüphesiz felsefe, ele aldığı soru her ne olursa olsun, politik karakterdedir lakin filozofun politikayla kurduğu ilişki yahut politikadaki etkinliği, farklı bir tartışmaya işaret etmektedir. Filozofun politikayla ilişkisi çerçevesinde yürütülen tartışmaların vazgeçilmez örneklerinden birisinin Heidegger olması, bu anlamda şaşırtıcı değildir. Bu röportaj, 23 Eylül 1966 tarihinde gerçekleştirilmiş ancak Heidegger’in ölümünden sonra yayımlanmasına izin vermesi sebebiyle 31 Mayıs 1976’da, Heidegger’in ölümünden beş gün sonra Der Spiegel’de yayımlanmıştır. Heidegger’in Nazilerle ilişkisi göz önüne alındığında, röportajın sadece bir 20. yüzyıl filozofunun kişisel tecrübeleri bağlamında okunamayacağı açıktır. Nitekim röportaj, filozofun düşüncelerinin onun hayatından bağımsız ele alınıp alınamayacağı sorusunu gündemde tutmaktadır. Heidegger özelinde konuşacak olursak “‘Varlık’ sorununa ilişkin felsefi düşünceleriyle Heidegger, Nasyonal Sosyalizm’e nasıl bir zemin sunmuş olabilir?” sorusu, üzerinde düşünmeye değer bir sorudur.
Bu çeviriye, T. Sheehan’ın editörlüğünde çıkan “Heidegger: The Man and the Thinker” (1981) kitabındaki, W. Richardson’ın “Onyl a God Can Save Us” başlıklı İngilizce çevirisi kaynaklık etmiştir.
Bu çeviriye, T. Sheehan’ın editörlüğünde çıkan “Heidegger: The Man and the Thinker” (1981) kitabındaki, W. Richardson’ın “Onyl a God Can Save Us” başlıklı İngilizce çevirisi kaynaklık etmiştir.
Interviews by Suat Kutay Küçükler
Noktasız Dergi, 2022
Noktasız Dergi'nin "Izdırap" temalı yedinci sayısında yayımlanan, Doç. Dr. Oğuz HAŞLAKOĞLU ile "S... more Noktasız Dergi'nin "Izdırap" temalı yedinci sayısında yayımlanan, Doç. Dr. Oğuz HAŞLAKOĞLU ile "Sanatın Ölümü ya da Felsefeleşen Sanat" başlıklı röportaj.
"... Sanat nedir? El cevap; Ne değildir ki? Bana bir şey gösterin ki o sanatın konusu olmasın. Böyle bir şey yok. Ne değildir ki sanat? Bu durum özellikle kavramsal sanatla birlikte çok önemli bir kavramın da iyi anlaşılması gerektiğini söylüyor: 'Demateryalizasyon' ya da madde ya da malzeme adına ne varsa katılık olarak un ufak olması. Artık sanatın elle tutulur, gözle görülür somut bir şey olmasından söz etmenin dahi anlamı kalmadı. Neden? Demateryalizasyon aslında neyin paraleli? Elbette ki Kuantum Mekaniğinin ve kuramının sonuçlarının. Artık sanatçılar, deterministik bir evrende olmadıklarının farkında."
"... Sanat nedir? El cevap; Ne değildir ki? Bana bir şey gösterin ki o sanatın konusu olmasın. Böyle bir şey yok. Ne değildir ki sanat? Bu durum özellikle kavramsal sanatla birlikte çok önemli bir kavramın da iyi anlaşılması gerektiğini söylüyor: 'Demateryalizasyon' ya da madde ya da malzeme adına ne varsa katılık olarak un ufak olması. Artık sanatın elle tutulur, gözle görülür somut bir şey olmasından söz etmenin dahi anlamı kalmadı. Neden? Demateryalizasyon aslında neyin paraleli? Elbette ki Kuantum Mekaniğinin ve kuramının sonuçlarının. Artık sanatçılar, deterministik bir evrende olmadıklarının farkında."
Noktasız Dergi , 2021
Antropolojiyi sadece nitel yöntemler ile özdeşleştiren sosyal bilim gelenekleri olduğu gibi antro... more Antropolojiyi sadece nitel yöntemler ile özdeşleştiren sosyal bilim gelenekleri olduğu gibi antropolojinin nicel, yani sayısal data üreten alanlara kayması gerektiğini söyleyen antropoloji okulları da var. Aynı durum, ölçek meselesi için de geçerli. Antropolojinin daha büyük toplumsallıkların analizine girişmesini savunan bütünsel antropoloji yanlısı antropologlar olduğu gibi sosyolojinin nitel yöntem kullanmasını, küçük topluluklara odaklanmasını savunan sosyoloji gelenekleri de var. Ben, kendi adıma disiplinlerarası katı sınırlara inanmayan bir sosyal bilimciyim. Sosyal bilimin bu sınırların ötesine geçmesi gerektiğini düşünüyorum.
Noktasız Dergi, 2020
Noktasız Dergi'nin "Fildişi Kule" temalı ikinci sayısında yayımlanan, Prof. Dr. Şafak URAL ile "D... more Noktasız Dergi'nin "Fildişi Kule" temalı ikinci sayısında yayımlanan, Prof. Dr. Şafak URAL ile "Devlet, Toplum ve Akademi Üçgeninde Felsefe" başlıklı röportaj.
Noktasız Dergi, 2020
Noktasız Dergi'nin "Pusulasızlık" temalı ilk sayısında yayımlanan, E. Büyükelçi Prof. Dr. Ali Eng... more Noktasız Dergi'nin "Pusulasızlık" temalı ilk sayısında yayımlanan, E. Büyükelçi Prof. Dr. Ali Engin OBA ile "Türk Dış Politikasının Pusulası" başlıklı röportaj.