Books by Yağız Yalçınkaya

Research paper thumbnail of Bir Ahir Zaman Mecmuası

Dün Bugün Yarın Yayınları, 2026

Edebiyat tarihimizin en canlı hazineleri olan şiir mecmuaları, genellikle geçmiş asırların tozlu ... more Edebiyat tarihimizin en canlı hazineleri olan şiir mecmuaları, genellikle geçmiş asırların tozlu raflarında kalmış yadigar birer gelenek olarak kabul edilir. Ancak elinizdeki bu çalışma, “geleneğin bittiği” sanılan bir devirde, 1970’li yılların eşiğinde bile Türk şiirinin bin yıllık mirasının nasıl bir “can suyu” gibi akmaya devam ettiğini gözler önüne seriyor.

Prof. Dr. M. Fatih Köksal’ın şahsi kütüphanesinde yer alan ve Cumhuriyet sonrası dönemde eski harflerle titizlikle tutulmuş sıra dışı bir mecmuayı gün yüzüne çıkaran bu eser sadece bir metin neşri değil; Âşık Paşa’dan Niyâzî-i Mısrî’ye, Seyrânî’den Yahya Kemal’e, hatta Asaf Hâlet Çelebi’ye uzanan devasa bir köprünün kaydıdır.

380 farklı şaire ait 841 manzumenin yer aldığı bu “Ahir Zaman Mecmuası”, klasik Türk şiirinden tekke-tasavvuf edebiyatına, halk şiirinden modern aruza kadar geniş bir yelpazeyi kucaklıyor. MESTAP (Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi) standartlarına göre hazırlanan bu çalışma, hem akademik bir titizlik sunuyor hem de şiir meraklılarını yedi asırlık bir yolculuğun Cumhuriyet dönemindeki yankılarını duymaya davet ediyor.

Zamanın durduğu, eskiyle yeninin hemhal olduğu bu sayfalar; Türk ruhunun şiirle atan kalbinin asla durmadığının en somut belgesidir.

Research paper thumbnail of Sivaslı Kâtibî ve Eserleri

Dün Bugün Yarın Yayınları, 2025

Başlangıcından itibaren dinî-tasavvufi literatür ile etkileşim içinde olan klasik Türk edebiyatı,... more Başlangıcından itibaren dinî-tasavvufi literatür ile etkileşim içinde olan klasik Türk edebiyatı, kendine has mazmun ve mecazlar dünyasını inşa ederken mitoloji, sosyal hayat, astronomi, kültür, musiki gibi kaynaklar ile birlikte söz konusu sahadan da oldukça istifade etmiştir. Dinî öğelerin mazmun, mecaz ve istiarelere ilham vermesinde şairlerin pek çoğunun medrese tahsilinden geçmiş olmasının önemli payı vardır. Bu şairler aynı zamanda bizzat dinî mevzuları ele alan eserler de üretmiştir. Sanat kaygısı taşımayan bu eserlerde dinî konuların daha rahat anlaşılıp geniş kitlelere yayılması için şiirin imkânlarından faydalanılmıştır. Böylelikle klasik edebiyatımız içerisinde dinî muhtevalı bir vadi inkişaf etmiştir.
Sivaslı Kâtibî, bu vadinin 17. yüzyıldaki temsilcilerinden biridir. Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi Hüseyin Şemsi-Fatih Güneren Koleksiyonu 00015 numarada kayıtlı yazmada dört eseri tespit edilen müellif ve eserlerini ilim âlemine tanıtmayı amaçlayan bu çalışma Kâtibî’nin iki manzum iki mensur eserinin neşri ile birlikte hayatı ve edebî kişiliği ile ilgili tespit ve değerlendirmeleri ihtiva etmektedir.

Research paper thumbnail of Aksaraylı Hasan Rızâyî’nin Manzum Tecelliyât-ı Hüdâyî Şerhi

DBY Yayınları, 2025

Azîz Mahmûd Hüdâyî, 16 ve 17. yüzyılda yaşamış mutasavvıf şairlerdendir. Sekiz padişah dönemini i... more Azîz Mahmûd Hüdâyî, 16 ve 17. yüzyılda yaşamış mutasavvıf şairlerdendir. Sekiz padişah dönemini idrak etmiş ve söz konusu padişahlardan bazılarıyla samimi ilişkiler kurmuştur. Sistematik hâle getirdiği Celvetiyye tarikatı ve bu tarikata vücut veren tasavvufi neşvesiyle sufi yaşama ve edebî zevke kendine has bir renk katmış ve canlılık kazandırmıştır.
Elinizdeki bu mütevazı çalışma günümüzde de şöhretini koruyan Hüdâyî’nin rüyalarına, yaşadığı fevkalade hâllere, derununda vücut bulmuş manevi ve ruhi deneyimlere yer veren Arapça eseri Tecelliyât’ın Osmanlı Türkçesine yapılmış tercüme ve şerhini konu edinmektedir. Hüdâyî’nin ve onun yolundan giden Celvetî şairlerinin yeniden şekillendirerek tekrar adlandırdıkları bir “tür”ün mahsullerinden olan bu tercüme ve şerh eserinin sahibi 17. yüzyılın bilgin ve velut şairlerinden Aksaraylı Seyyid Hasan Rızâyî’dir. Tecelliyât türüne dair bilgiler, şerh metninin çeviri yazısı ve ilmî olarak tahlili, kitabın hassasiyetle odaklandığı ana bölümlerdir. Bahsi geçen bölümler dışındaki muhteviyat, Hüdâyî ve Rızâyî’nin biyografisine, eserlerine, edebî ve tasavvufi kişiliğine ayrılmıştır. Bu kısımda; her iki mutasavvıf şair hakkında yapılmış mevcut bilimsel çalışmalara ek olarak bakir içerikle desteklenmiş, güncellenmiş ve zenginleştirilmiş bilgiler de bulunmaktadır.

Papers by Yağız Yalçınkaya

Research paper thumbnail of Manzum Akaid-nâmelere Bir Örnek: Ferdî'nin Âmentü Şerhi

Uluslararası Dil Edebiyat ve Kültür Araştırmaları Dergisi, 2025

Çok zengin içeriğe sahip olan klasik Türk şiiri din-tasavvuf, mitoloji, sosyal hayat, astronomi, ... more Çok zengin içeriğe sahip olan klasik Türk şiiri din-tasavvuf, mitoloji, sosyal hayat, astronomi, kültür, musiki gibi kaynaklardan beslenerek geniş bir edebî tür hazinesine erişmiştir. Bunlar içinde dinî mevzuları konu edinen türler de yer almaktadır. Birçoğu medrese tahsili görmüş klasik şairler dinî bahislerden sadece ilham almakla kalmamış bizzat bu hususları işleyen eserler kaleme almıştır. Bunun yanında şairlik iddiası olmasa da dinî meseleleri daha rahat öğretmek ve geniş kitlelere hitap etmek isteyen ilim erbabı da bu sahada ürünler vermiştir. Akaid-nâme manzumeleri bu eserler arasında sayılabilmektedir. Çalışmaya konu olan eser, Ferdî mahlaslı bir şaire ait bir manzum Âmentü şerhidir. Âmentüde yer alan esasların akaidin temelini teşkil ettiği düşünüldüğünde bir akaid-name olarak değerlendirebileceğimiz eserin iki nüshası tespit edilmiştir. Çeviri yazı metin verilmeden önce çalışmayı desteklemesi amacıyla Türk edebiyatında manzum dinî eserler ve bilhassa akaid-nâmeler hakkında tanıtıcı bilgiler verilmiştir. Daha sonra eserin nüshaları, adı, müellifi, yazılış sebebi, şekil ve muhteva özellikleri ele alınmıştır. Bu maddelerde tartışma ve değerlendirmeler yapılıp metin kısmına geçilmiştir. Bilhassa eserin müellifi hususunda mevcut bilgiler tartışılmaya açılmış, yeni veriler ışığında konu tekrar değerlendirilmiştir. Çalışmanın nihayetinde ele geçen veriler sonuç bölümde aktarılmıştır.

Research paper thumbnail of Azîz Mahmûd Hüdâyî’nin Arapça Tecelliyât’ının Bilinen Tek Manzum Tercümesi Nazm-ı Tecelliyât-ı Hazret-i Hüdâyî

Hikmet - Akademik Edebiyat Dergisi, 2025

Aziz Mahmud Hüdâyî yaşadığı dönemin önde gelen simalarından olmuş, bilgin kişiliği ile hem yüksek... more Aziz Mahmud Hüdâyî yaşadığı dönemin önde gelen simalarından olmuş, bilgin kişiliği ile hem yüksek zümreye hem de halka tesir edebilmiştir. Etkisi kendisinden sonra da yıllar boyunca devam etmiştir. Hüdâyî’nin sayısı otuza yakın ilmî ve tasavvufi eserlerinden birisi Arapça kaleme aldığı Tecelliyât’ıdır. Yaşadığı ruhi ve manevi tecrübeleri gün ve tarih vererek kaydettiği bu eser bilhassa Hüdâyî’nin tesis ettiği Celvetî tarikatinin müntesipleri arasında oldukça rağbet görmüştür. Bu yolun samimi takipçilerinden Hüdâyî’nin Aksaray halifesi Hacı Abdurrahman Efendi’nin oğlu Seyyid Hasan Rızâyî, üzerine birçok şerh ve tercüme yapılmış Arapça Tecelliyât’ı manzum olarak tercüme eden tek isim olarak dikkat çekmektedir. 17. yüzyılda yaşayan Rızâyî, ilmiye mensubu, yirminin üzerinde telif ve tercüme eseri olan velud bir isimdir. Hicri 1055 yılında tamamlayıp 1060 senesinde istinsah ettiği eserinde Hüdâyî’ye ait 61 tecellîyi manzum olarak tercüme etmiştir. Eserin bilenen tek nüshası İbrahim Hakkı Konyalı Kütüphanesi 62 numarada kayıtlıdır. Çalışmamızda eserin çeviri yazı ile neşri yapılmış ve incelemesi gerçekleştirilmiştir.

V. Uluslararası Türk Uygarlığı Kongresi, 2025

Research paper thumbnail of Mâşî-zâde Fikrî Çelebi’nin Kayıp Mesnevisi Şükûfezâr ve Eksik Bir Nüshası

Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, 2024

On altıncı asırda yazdığı mesneviler ile adından söz ettiren şair Mâşî-zâde Fikrî Çelebi (ö. 1574... more On altıncı asırda yazdığı mesneviler ile adından söz ettiren şair Mâşî-zâde Fikrî Çelebi (ö. 1574-5), eserleri ile günümüze ulaşma talihine erişememiş isimlerdendir. Şairin şimdiye kadar ele geçen tek eseri, 2007 senesinde tanıtılıp 2017’de neşredilen Ebkâr-ı Efkâr isimli mesnevisidir. En meşhur telifi olduğu anlaşılan bu eser dışında tezkirelerde Fikrî’ye atfedilen ve şimdiye kadar hiçbir nüshasına ulaşılamayan beş mesnevi daha bulunmaktadır. Bunlardan biri, çalışmamıza konu olan Şükûfezâr’dır. Mesnevinin tespit edilen eksik bir nüshası üzerinden, şimdiye kadar hakkında adı dışında bir bilgi bulunmayan eseri tanıtmak çalışmanın amacını teşkil etmektedir. Şairin ölümünden 115 sene sonra istinsah edilmiş söz konusu nüsha eksik olduğu için anlatılan konunun başlangıcı ve sonu elimize ulaşmamıştır. Buna rağmen mevcut kısımdan yola çıkarak Fikrî’nin eserini kaleme alırken tema ve kurgu bakımından Kırk Vezir Hikâyeleri’nden esinlenip kahramanların bir kısmına Şehnâme’den isimler verdiğini söylemek mümkündür. Ancak mesnevide özgün hikâyeler ve kahramanlar da bulunmaktadır.
Çalışmamızda eserin Süleymaniye Kütüphanesi Yazma Bağışlar Koleksiyonu 7253 numarada kayıtlı nüshası tavsif edilip yazar ve eser hakkında değerlendirmeler yapılmış, daha sonra örnekler beyitler eşliğinde mesnevi özetlenerek Fikrî Çelebi’nin şimdiye kadar gün yüzüne çıkmamış bu eseri tanıtılmak istenmiştir.

Research paper thumbnail of Riyâzu’ş-Şu’arâ’da Tenkit Üzerine

KORKUT ATA TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI DERGİSİ, 2023

Devrinin önde gelen şairlerinden olmakla beraber “Riyâzü’ş-Şu’arâ” adlı tezkiresiyle klasik edebi... more Devrinin önde gelen şairlerinden olmakla beraber “Riyâzü’ş-Şu’arâ” adlı tezkiresiyle klasik edebiyatımızda adından söz ettiren Riyâzî, eserini 1610 yılında tamamlamıştır. Eser, 17. yüzyılın Anadolu sahasındaki ilk tezkiresidir. Yüzyılın antoloji niteliğindeki tezkirelerinden farklı olan eser, klasik tezkire geleneğinin izlerini taşımaktadır. Bu bakımından Latîfî ve Âşık Çelebi tezkirelerine benzer. Bazen de şiir örneklerini artırarak antoloji özelliği taşıyan tezkirelerin önünü açar. Eseri, klasik gelenekle antoloji geleneği arasında bir geçiş eseri saymak isabetli olsa gerektir. Riyâzî, “îrâdcık” adını verdiği der-kenarlarda objektif değerlendirmeler yapmıştır. Tezkirenin en dikkati çeken niteliklerinden biri, müellifin bu değerlendirmeleridir. Müellif, bilhassa Hasan Çelebi ve Âşık Çelebi’nin tespitlerine eleştiriler getirmiş, şairler etrafında oluşmuş birtakım yanlış bilgileri açıklığa kavuşturmuştur. Riyâzî’nin şairleri değerlendirirken yakınlık-arkadaşlık-makam-statü gibi ilgilerden soyut bir şekilde hareket ettiği görülmektedir. Ancak övgüye layık olduğuna inandığı şairleri gerekçelerini de sunarak methetmiş ve kendi deyimiyle onların hakkını teslim etmekten uzak durmamıştır.
Çalışmada Riyâzî’nin eserindeki tenkitler üzerinde durulacaktır. Müellifin kendi cümleleri üzerinden onun eleştirel bakışı değerlendirilecektir.

Research paper thumbnail of Latîfî Tezkiresi'nde Osmanlı Sultanlarına ve Devlet Erkânına Bakış

KÜLTÜRK Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, 2023

Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratu’n-Nuzamâ’sı, mevcut bilgilere göre Sehî Bey Tezkiresi’... more Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratu’n-Nuzamâ’sı, mevcut bilgilere göre Sehî Bey
Tezkiresi’nden sonra Anadolu’da yazılan ikinci tezkiredir. Latîfî’nin eseri şairler,
sanatkârlar gibi mühim zevatla ilgili anekdotlarıyla nükteli üslubu ve zengin içeriğiyle
hâlâ adından söz ettirmektedir. Latîfî Tezkiresi, yakın dönemde yapılan bazı yayınlarda şair
ve sanatkârların özel hayatlarıyla ilgili anekdotlar aracılığıyla Osmanlı yaşantısı, sosyal
hayatı ve devlet büyüklerine hakaret ettiği yönünde eleştiriler almıştır. Eleştirilerin
odağında, Latîfî’nin bu isimleri şiirseverlerin, sanatseverlerin daha da ilerisi halkın
gözünden düşürdüğü; hatta onlarla alay ederek bilinçli şekilde birtakım manevi değerlere
zarar verdiği düşüncesi bulunmaktadır. Söz konusu eleştirilerin bir yönünü, Osmanlı
padişah ve diğer devlet yöneticilerinin anekdotlar vasıtası ile küçük düşürülmesi hususu
teşkil etmektedir. Okuyucuyu eğlendirmek, güldürmek amacıyla, bir nevi metindeki
yeknesaklığı gidermek için aktarılmış, tahkiyevi parçalar olan anekdotlar müellifin
tutumunu ve bakış açısını tespit etmekte yetersiz kalabilir. Bu doğrultuda, eserine aldığı
her şairin hem şairliği hem de kişiliği üzerine bir münekkit edası ile değerlendirmelerde
bulunmuş olan müellifin devlet erkânına bakışını kendi tenkit ve yorumları üzerinden
tespit etme ihtiyacı doğmuştur.
Bu çalışmada, anekdotlar üzerinden yapılan tespitlerin eksik olabileceği düşüncesi ile
Latîfî’nin bu anlatılar dışında kalan kendi değerlendirme ve ifadeleri esas alınarak Osmanlı
sultan ve devlet erkânına bakışı saptanmaya gayret edilmiştir.

Klasik Türk Edebiyatında Yerlilik, 2022

Şehr-i Süleha Aksaray'ın Tarihi-Tasavvufi Şahsiyetleri, 2022

Bu yayın Aksaray Valiliği Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından bastırılmıştır. Kitabın telif hak... more Bu yayın Aksaray Valiliği Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından bastırılmıştır. Kitabın telif hakları İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne aittir. Bütün hakları saklıdır. Kitabın tamamı veya bir kısmı 5846 sayılı yasanın hükümlerine göre kitabı yayımlayan kurumun ve yazarlarının önceden izni olmadan elektronik/mekanik yolla, fotokopi yoluyla ya da herhangi bir kayıt sistemi ile çoğaltılamaz, yayımlanamaz.

Prof. Dr. M. Fatih Köksal'a Armağan, 2021

Research paper thumbnail of Molla Sabir’in Kardaşlık Dergisi’nde Tefrika Edilen "Kerkük Şâirleri" İsimli Eseri

Osmanlı Mirası Araştırmaları Dergisi (OMAD), 2021

Selçuklular zamanında Türk yurdu olup Osmanlı’nın son dönemlerine kadar Türk siyasi ve kültürel s... more Selçuklular zamanında Türk yurdu olup Osmanlı’nın son dönemlerine kadar Türk siyasi ve kültürel sahasında kalan Irak bugün hâlâ Türklerin yaşadığı ve Türkçenin konuşulduğu bir bölgedir. Nesîmî ve Fuzûlî gibi iki büyük şairi yetiştirmiş olan Kerkük, bu bölgenin önemli merkezlerindendir. Nesîmî’den beri birçok şair yetiştirmiş bölgede özellikle 19. asırda çok hareketli bir edebiyat çevresi görülmektdir. Bu çalışma dönemin 19 ve 20. asırlardaki şiir ortamını yansıtan Molla Sabir’in Kerkük Şâirleri isimli eseri üzerinedir. Tamamı yayımlanmayan bu eserin bir kısmı 1965-66 yıllarında bölgenin önemli neşriyatından olan Kardaşlık dergisinin altı sayısında tefrika edilmiştir. Çalışmada bu altı kısım bir araya getirilip çeviri yazı ile tam bir metin hâlinde aktarılmıştır. Metne geçmeden önce Kardaşlık dergisinin mahiyeti hakkında, daha sonra Molla Sabir’in hayatı ve eserleri hakkında bilgiler verilmiştir. Son olarak Kerkük Şâirleri hakkında malumatlar ile birlikte metin kısmına geçilmiştir. Yirmi dokuz şairi ihtiva eden eser okuyucu ve araştırmacılara arz edilmiştir.

Research paper thumbnail of “Rezm”den “Bezm”e: Lale Devri Sulh Anlayışı Çerçevesinde Nedîm Şiirinde Rezm-Bezm Mefhumları

Kültürk Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, 2020

Uzun süren savaş ve kayıpların ardından devlet ve millet nezdinde bir ihtiyaç haline gelen sulh o... more Uzun süren savaş ve kayıpların ardından devlet ve millet nezdinde bir ihtiyaç haline gelen sulh ortamının fiile geçmiş hali olan Lale Devri, doğuda İran ile yapılan mücadeleler dışında savaşsız geçen bir dönem olmuştur. Padişah III. Ahmed Han ve bilhassa sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın munis kişilikleri ve barış yanlısı politikaları Pasarofça Antlaşması ile başlayıp Patrona Halil İsyanı ile son bulduğu kabul edilen bu devrin mimarı olmuştur. Dönem boyunca hâkim olan sulh anlayışı devrin şiirine de aksetmiştir. Özellikle dönem ile özdeşleşen Nedim’in şiiri bizzat Lale Devri’nin şiiri olmuştur. Devrin şaşaası, eğlence ve zevk ortamı Nedim’in şiirlerinin özünü oluşturmuştur. Devlet erkânınca kabul edilen sulh anlayışı da Nedim’in şiirlerinden okunabilmektedir. Bilhassa padişah ve sadrazama sunduğu kasidelerde şair, savaşların bitmesinden ve memduhlarının sağlamış olduğu barış ortamından duyduğu memnuniyeti açıkça ifade etmiştir. Bu çalışmada divan şiirinde savaşın izdüşümü olan “rezm” ve barışın simgesi olan “bezm” kavramları üzerinden devrin sulh anlayışının Nedim şiirine yansımaları tespit edilmeye çalışılacaktır.

Research paper thumbnail of XIX. Asır Kerkük Şuarasından Seyyid Şükrî ve Dîvân’ı

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten, 2019

Altı yüzyıllık bir zaman çizelgesine sahip; Türkistan’dan Balkanlar’a, uçsuz bucaksız bir coğrafy... more Altı yüzyıllık bir zaman çizelgesine sahip; Türkistan’dan Balkanlar’a, uçsuz bucaksız bir coğrafyaya ait olan klasik Türk şiiri, on dokuzuncu asra gelindiğinde nefesini tüketmek üzeredir. Çalışmamıza konu olan şair Seyyid Şükrî, klasik şiirin bu veda çağında yaşamıştır. Kerküklü şair, tek eseri olan ve günümüze tek nüshası ulaşan Dîvân’ını burada tedvin etmiştir. Günümüze kadar hakkında bilimsel bir çalışma yapılmamış olduğu görülen Şükrî’yi ve Dîvân’ını tanımak ve tanıtmak çalışmamızın başlıca amacı olmuştur. Bu doğrultuda, ilk önce şair ile ilgili bilgi içerebilecek kaynaklar taranmış, elde edilen kısıtlı malumat ile birlikte, şairin eserinde verdikleri ışığında hayatı ile ilgili ayrıntılı bir çerçeve çizilmiştir. Daha sonra şairin tek eseri olan Dîvân ve bu divanı günümüze taşıyan yazma nüsha tanıtılmaya çalışılmıştır. Üçüncü kısımda, eserden örnekler verilerek şairin edebî kişliği, üslubu ve etkilendiği şairler üzerinde durulmuştur. Yapılan çalışma sonucunda şairin bölge edebiyatı ve klasik Türk şiiri içindeki yeri tespit edilmiş; on dokuzuncu yüzyılda, Kerkük’te yaşamış bir şair, günümüz klasik şiir araştırmacı ve okurlarının dikkatlerine takdim edilmiştir.