Papers by Özge Ejder
Kilikya, 2024
Öz: Bu çalışma merkezine Jacques Derrida'nın, düşüncesini kateden dostluk, ölüm, aporia gibi kavr... more Öz: Bu çalışma merkezine Jacques Derrida'nın, düşüncesini kateden dostluk, ölüm, aporia gibi kavramları almakta ve bu kavramların düşüncesine ve yazın hayatına güçlü bir şekilde etki etmiş olan filozoflarla düşünsel diyaloglarındaki yerini göstermeyi amaçlamaktadır. Derrida'nın düşüncesinde ölüm kavramı, hiçbir zaman merkezine yerleşmediği felsefe alanında, filozof dostları ve felsefi metinler yoluyla işaret ettiği performatif bir işleve sahiptir. Derrida, felsefe tarihinin bu kadim kavramına bir olay, bir imkân, bir imkânsızlık ve bir limit deneyimi olarak yaklaşır. Bu kavram yoluyla düşüncenin bizi götürebileceği en uç sınırlara gidebilmenin imkânını arar. Ölüm kavramı Derrida'nın düşüncesine özellikle iki düşünürün metinleri ve kavramları yoluyla yerleşir. Bunlardan ilki Martin Heidegger diğeri ise Maurice Blanchot'dur. Bu makalede Derrida'nın okumasının her iki filozofun da metinlerini nasıl katettiğine bakılmaktadır. Herhangi bir kavramı salt o kavramın hakikatini ortaya koymak amacıyla, sistematik bir tarzda işleten bir düşünür olmayan Derrida, ölüm kavramı yoluyla düşünceye taşıdığı sorunsallar konusunda da kavramın göstergesel boyutlarını ısrarla ihlal etmektedir. Bu çalışma, aporetik bir deneyim olarak ele alındığında ölüm temasının özne ya da hümanizm eleştirisinin de zemini haline gelebileceğini ve felsefeyi bir mevcudiyet metafiziğine indirgemeyen okumaların odak kavramı olarak ele alınabileceğini iddia etmektedir.
“Spinoza, Art and the Ethics of Relationality”, 2022
There is an increasing interest in Spinoza and his ethics but, interpretations vary. Some regard ... more There is an increasing interest in Spinoza and his ethics but, interpretations vary. Some regard him an atheist who refutes God and religion altogether, some others regard him a pantheist who argues that God is in each of us, and some others see him the great rationalist, even more so than Descartes. Despite this there is one common point that all commentators agree on, namely, he is a naturalist. Spinoza’s naturalism denies anthropocentrism of any sort. He argues that humans, just like other beings, are a part of nature. This idea is important for it suggests that all beings, human or nonhuman, are marked with the capacity of relationality. Surely the idea of relationality is not new. However, what makes a turn to Spinoza’s naturalism worthwhile is that his anti-anthropocentric ontology might extend to non-human animals and even to inanimate objects.
Thesis Chapters by Özge Ejder
This study aims to contribute readings of arguments pertaining to and conceptualizations of the e... more This study aims to contribute readings of arguments pertaining to and conceptualizations of the experience of boredom to discussions of art, philosophy and culture. Relevant histories and readings of philosophical accounts of boredom are considered in order to enable an understanding of boredom as generative of distinctive understandings of space. This is further developed as an account of boredom as problematic in the reception and creation of literary and visual art. Beginning from critical discussions of boredom in recent cultural and critical commentary, in particular discussions of the everyday, this thesis considers the phenomenological analysis of the everyday that is at work in Martin Heidegger's account of boredom and in rewritings of this analysis, as the experience of the impersonal, in texts by Maurice Blanchot and Emmanuel Levinas. Boredom is shown to provoke an ambivalence that can nevertheless unfold, or produce, spaces of thought, art and the everyday through the experience of the impersonal. The limits of these spaces of boredom invite us to certain passages through experiences of ambivalence where thought, art and the everyday are opened up, by means of an imagination of boredom, to new possibilities.
Talks by Özge Ejder
Robinson Crusoe 389
SALT Beyoğlu, İstiklal Caddesi 136/1, Beyoğlu, 34433 Istanbul
Emre Şan ile... more Robinson Crusoe 389
SALT Beyoğlu, İstiklal Caddesi 136/1, Beyoğlu, 34433 Istanbul
Emre Şan ile Özge Ejder Disiplinler-Aşırı Buluşmaların on birinci oturumunda Maurice Merleau-Ponty'den yola çıkarak fenomenoloji ve sanat ilişkisine odaklanıyor.
Merleau-Ponty’e göre asıl felsefe, dünyayı görmeyi yeniden öğrenmektir; o görünürü yeniden görmeye, sözü yeniden dile getirmeye, düşünceyi yeniden düşünmeye çağrıdır. Sanat ise bu çağrının yinelenmesidir ve tıpkı Husserl’in epokhe’sinin doğal tutumu askıya alması gibi hâlihazırda bize aşina olanı askıya alır. Bu yüzden Fransız filozofun fenomenolojisi sanata yapılan felsefi bir yatırımdan ziyade, düşüncenin sanatsal yaratımlarla duyusallaştırılmasıdır. O sanat üzerine değil sanattan itibaren düşünür.
SALT Beyoğlu, İstiklal Caddesi 136/1, Beyoğlu, 34433 Istanbul
Emre Şan ile Özge Ejder Disiplinler-Aşırı Buluşmaların on birinci oturumunda Maurice Merleau-Ponty'den yola çıkarak fenomenoloji ve sanat ilişkisine odaklanıyor.
Merleau-Ponty’e göre asıl felsefe, dünyayı görmeyi yeniden öğrenmektir; o görünürü yeniden görmeye, sözü yeniden dile getirmeye, düşünceyi yeniden düşünmeye çağrıdır. Sanat ise bu çağrının yinelenmesidir ve tıpkı Husserl’in epokhe’sinin doğal tutumu askıya alması gibi hâlihazırda bize aşina olanı askıya alır. Bu yüzden Fransız filozofun fenomenolojisi sanata yapılan felsefi bir yatırımdan ziyade, düşüncenin sanatsal yaratımlarla duyusallaştırılmasıdır. O sanat üzerine değil sanattan itibaren düşünür.
Books by Özge Ejder
Encounters with the Posthuman, 2025
German film maker Werner Herzog’s film “The Cave of Forgotten Dreams” depicts a limestone cave (C... more German film maker Werner Herzog’s film “The Cave of Forgotten Dreams” depicts a limestone cave (Chauvet-Pont-d’Arc) which contains a wealth of early paintings dating back some 32.000 years. Among those wall paintings there is a striking panel of multiple red palm prints of an early artist, as if to announce the birth of the first auteur. Carbon dating showed that some overlapping figures were drawn almost 5000 years apart, which suggests that a similar practice in one location was continued for thousands of years. Among the blurring of time and anonymity of the artists, one single individual can nevertheless be singled out. A single human who was about 1.80 metres tall. This information gives a physical reality to a prehistorical individual who 32.000 years ago was in this very cave. Even more surprising is that it is possible to recognize him through his traces deeper into the cave by his crooked finger. The meaning of this physical link between the human beings of today and of then is manifold. To begin with; if the singular hand is that which originally draws us into a particular direction of thinking, then this hand is not the embodied hand as merely at hand (vorhanden). It is also the hand as inscribed. What we get from the palm prints is a hand that both inscribes and is inscribed. It is testimony to a mode of being human which cannot be detached from its environment.
Encounters with the Posthuman and the Environment, 2024
These synoptic essays and critical and case studies reflect a socio-political as well as an acade... more These synoptic essays and critical and case studies reflect a socio-political as well as an academic interest in environmental studies, so much so that indeed we wish to dedicate this volume to our friends and neighbors, the street dogs of Turkey. While making our final arrangements for the book, we learned of a draft law which, as in 1910, proposes that they be rounded up and put down. We will now join animal lovers and others, posthumanists and humanists, to join the demonstration against it.
MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi MSFAU Journal of Social Sciences Sayı 30/ Güz 2024, Issue 30/ Fall 2024 Eleştirel Estetik Tartışmaları / Critical Debates in Aesthetics , 2024
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi’nin bu sayısında “Eleştirel Estet... more Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi’nin bu sayısında “Eleştirel Estetik Tartışmaları”na odaklanıldı.
Estetik, son iki yüzyılda sanat nesnelerini, deneyim biçimlerini ve sanat üzerine düşünceleri belirlememizi mümkün kılan bir kategoriye verdiğimiz addır. Estetik alanı, doğrudan sanat
fenomenini ilgilendiren yapıt, alıcı, sanatçı, zamana ve mekâna ait deneyim biçimleri, estetik
yargı ve beğeni üzerinden tartışılabilir. Aynı zamanda, daha genel anlamda duyusal alana dair
duyumsama, duygular, etkileşim ve ilişkisellik üzerinden de sorunsallaştırılabilir. “Güzelin ne
olduğu” sorusu etrafında dönen estetik tartışmalar, çağdaş estetik bağlamında “sanatın ne olduğu” sorusuna doğru radikal bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Sanatın ne olduğuna ilişkin
tartışma ise, bir yandan kendi içindeki estetiğe ilişkin meselelerle hesaplaşırken diğer yandan
dünyanın siyasi ve sosyal dönüşümüyle ilişkilenerek güzel sorusunu tarihsel olarak askıya alır.
Bu tavır, güzel kavramını ideal olarak düşünen felsefi bir jargonun içinden sıyrılarak, estetik
meseleleri daha çok kültürel, sosyolojik değişimlerin sonuçları olarak düşünmeye başlayan bir
çağa referans vermektedir.
Heterojen güçleri açığa çıkaran duyusal ve düşünsel düzenlemeler olarak anlaşıldığında, estetik, yapma ve üretme biçimleri ve bunlara karşılık gelen görünürlük formları hakkında düşünmenin de zemini oluşturur. Bu bakımdan, estetik düşünce, sanatın düşünülür ve görülür formlarının ortak bir yaşam formu olarak önerilmesidir. Estetiği salt bir teori olmaktan çıkaran bu
görüş, onu bir organizma fikri üzerinden hem kendi tekilliği açısından hem de tarihsel bir yapıda
açığa çıkarmayı hedeflemektedir. Tüm bu bakımlardan, dergimizin bu sayısında disiplinlerarası
tarzda ele alınmayı gerektiren bir alan olarak estetik, felsefe, tarih, sosyoloji, film çalışmaları,
mimarlık ve sanat tarihi başta olmak üzere farklı disiplinlerin eleştirel katkıları yoluyla tartışılmaktadır.
Bu sayıda yer alan makaleler öncelikle doğal güzellik ve yüce deneyimine referansla estetik
yargı, beğeni yargısı ve estetik değer üzerine eleştirel tartışmalara yer vermektedirler. Estetik
pratikler ile siyasal pratikler arasındaki paralelliklere odaklanan makaleler, estetik ve siyaset
ilişkisini estetik devrim fikri üzerinden mercek altına alarak estetik deneyim ve duyumsamanın
doğasına ilişkin yönelimleri anlam ve imge arasındaki krize referansla sorgulamaktadır. Bedensel algı, ilişkisel estetik, bir düşünce rejimi olarak estetik gibi teorik ve ampirik disiplinleri teşvik
eden çağdaş estetik tartışmaları bu sayının merceğinde yer alıyor.
Estetik, son iki yüzyılda sanat nesnelerini, deneyim biçimlerini ve sanat üzerine düşünceleri belirlememizi mümkün kılan bir kategoriye verdiğimiz addır. Estetik alanı, doğrudan sanat
fenomenini ilgilendiren yapıt, alıcı, sanatçı, zamana ve mekâna ait deneyim biçimleri, estetik
yargı ve beğeni üzerinden tartışılabilir. Aynı zamanda, daha genel anlamda duyusal alana dair
duyumsama, duygular, etkileşim ve ilişkisellik üzerinden de sorunsallaştırılabilir. “Güzelin ne
olduğu” sorusu etrafında dönen estetik tartışmalar, çağdaş estetik bağlamında “sanatın ne olduğu” sorusuna doğru radikal bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Sanatın ne olduğuna ilişkin
tartışma ise, bir yandan kendi içindeki estetiğe ilişkin meselelerle hesaplaşırken diğer yandan
dünyanın siyasi ve sosyal dönüşümüyle ilişkilenerek güzel sorusunu tarihsel olarak askıya alır.
Bu tavır, güzel kavramını ideal olarak düşünen felsefi bir jargonun içinden sıyrılarak, estetik
meseleleri daha çok kültürel, sosyolojik değişimlerin sonuçları olarak düşünmeye başlayan bir
çağa referans vermektedir.
Heterojen güçleri açığa çıkaran duyusal ve düşünsel düzenlemeler olarak anlaşıldığında, estetik, yapma ve üretme biçimleri ve bunlara karşılık gelen görünürlük formları hakkında düşünmenin de zemini oluşturur. Bu bakımdan, estetik düşünce, sanatın düşünülür ve görülür formlarının ortak bir yaşam formu olarak önerilmesidir. Estetiği salt bir teori olmaktan çıkaran bu
görüş, onu bir organizma fikri üzerinden hem kendi tekilliği açısından hem de tarihsel bir yapıda
açığa çıkarmayı hedeflemektedir. Tüm bu bakımlardan, dergimizin bu sayısında disiplinlerarası
tarzda ele alınmayı gerektiren bir alan olarak estetik, felsefe, tarih, sosyoloji, film çalışmaları,
mimarlık ve sanat tarihi başta olmak üzere farklı disiplinlerin eleştirel katkıları yoluyla tartışılmaktadır.
Bu sayıda yer alan makaleler öncelikle doğal güzellik ve yüce deneyimine referansla estetik
yargı, beğeni yargısı ve estetik değer üzerine eleştirel tartışmalara yer vermektedirler. Estetik
pratikler ile siyasal pratikler arasındaki paralelliklere odaklanan makaleler, estetik ve siyaset
ilişkisini estetik devrim fikri üzerinden mercek altına alarak estetik deneyim ve duyumsamanın
doğasına ilişkin yönelimleri anlam ve imge arasındaki krize referansla sorgulamaktadır. Bedensel algı, ilişkisel estetik, bir düşünce rejimi olarak estetik gibi teorik ve ampirik disiplinleri teşvik
eden çağdaş estetik tartışmaları bu sayının merceğinde yer alıyor.